TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İLHAN CİHANER BAŞVURUSU (5)
(Başvuru Numarası: 2013/9285)
Karar Tarihi: 8/9/2015
R.G. Tarih- Sayı: 23/10/2015-29511
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
İlhan CİHANER
Vekili
:
Av. Mustafa GÜLER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ulusal ölçekte yayın yapan Bugün gazetesindeyayımlanan bir haberde kullanılan ifadelerin başvurucunun kişilik haklarınızedelediği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinedoğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruda, Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 22/1/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 12/2/2014 tarihinde, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvurubelgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bakanlığın 18/4/2014 tarihli görüş yazısı, başvurucuyatebliğ edilmiş ve başvurucu, süresi içinde Bakanlık görüşüne karşı beyanlarınısunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılamadosyası içeriğinden tespit edilen olaylar özetle şöyledir:
7. Ulusal düzeyde yayın yapan Bugün gazetesinin 19/2/2010tarihli nüshasında, o tarihte Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucukastedilerek “Savcıyı Teğmen Yaktı”başlıklı bir haber yayımlanmıştır.
8. Gazetenin birinci sayfasında, başvurucu ile bir üst düzeyaskerî yetkilinin fotoğrafı ile birlikte bazı iddialara yer verilerek “Savcıyı Teğmen Yaktı” başlığı kullanılmışve altında başvurucuya, "JandarmaÜsteğmen Ersin Ergut’un ajandasındaki el yazısı notlarBaşsavcı Cihaner’i ele verdi. ‘Cemaati suç örgütügöstermek için delil yaratılacak’ notu, Cihaner’inbaşkanlık ettiği gizli toplantıda alınmış.” şeklinde bazı iddialaryöneltilmiştir.
9. Haberin devamı ile başvurucunun fotoğrafına, gazetenin onüçüncü sayfasında yer verilmiş ve sayfanın başında büyük puntolarla "Başsavcı Cihaner’i ÜsteğmenYaktı" başlığı kullanılmıştır. Başlığın altındaki haber şuşekildedir:
"Erzurum Özel Yetkili Savcılarınca yürütülenErgenekon soruşturması kapsamında 18 Kasım 2009'da gözaltına alınan vesonrasında tutuklanan Erzincan Jandarma İstihbarat Şube Müdür YardımcısıJandarma Üsteğmen Ersin Ergut'un işyeri ve evindeyapılan aramada ele geçirilen notların, Başsavcı İlhan Cihaner'inbaşını yakan deliller arasında yer aldığı öğrenildi.
Başkanlık Ediyordu
Yapılan kriminalincelemeye göre, Üsteğmen Ergut'un el yazması olduğukesinleşen delil niteliğindeki notlarda, "FethullahGülen grubunun suç örgütü olduğu ispatlanacak, bu konuda delilyaratılacak" yazıları bulundu. İfadesinde bu notun kendisine ait olduğunukabul eden Ergut, notları haftalık ve günlük olarakyaptıkları toplantılarda aldığını söyledi. Bu toplantıların tarihinihatırlamadığını belirten Ergut’un, bu buluşmalarınbazılarına Başsavcı Cihaner'in de katıldığını, hattabaşkanlık ettiğini açıkladığı öğrenildi. Erzurum Özel Yetkili Savcılartarafından yürütülen Ergenekon soruşturmasının gizli tanıklarından"Erzincan" ile "Gizli Tanık X"inifadelerinde de Cihaner hakkında iddialar bulunduğuöğrenildi.
Gizli Tanık Da Anlatmış
Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı'nın bilgisinebaşvurduğu 2 gizli tanıktan X, ifadesinden bir gün sonra Erzincan Jandarma AlayKomutanı Ali Tapan ile Jandarma İstihbarat personeli tarafından kendisiylegörüştüğünü ve "Ergenekon davasının Amerika'nın desteklediği Fethullah Gülen cemaatin bir komplosu olduğu, polisin deAmerikan destekli bu cemaatin hakim olduğu bir teşkilat olduğu, bu nedenlerleErzincan'da bulunan mühimmatın polis tarafından konulduğu izleniminin verilmesiiçin 'ele geçirilen silah ve mühimmatların' Erzincan Emniyeti tarafından bubölgeye konulduğu" yönünde ifade vermesinin istendiğini belirtti. X, buyönde ifade vermesi halinde; kendisine her türlü teminatın verilerek, ErzincanCumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile görüştürüleceğini, Cihaner'in soruşturma dosyasının Erzincan'da kalmasınısağlayacağını söylediklerini ifade etti.
800 Bin Lira Teklif Ettiler
Gizli tanık Erzincan ise, yaklaşık 1 yıldırmuhbirlik yapmakta olduğu Erzincan Jandarma İstihbarat yetkilileri tarafından,Erzincan'da kaldığı cemaatlere ait ev, yurt ve eğitim kurumlarına silah,mühimmat, vb. suç unsurları ve kamera yerleştirmesinin istediğini, kendisininbunu kabul etmemesi üzerine 800 bin TL para teklifinde bulunduklarını söyledi.Gizli tanık, yine kabul etmemesi üzerine Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı Cihaner ile görüştürüldüğünü ve Cihaner'in"Ağabeylerinin senden yapmanı istedikleri şeyleri yapmanı bekliyoruz"dediğini ifade ettiği belirlendi.”
10. Başvurucu, söz konusu haber nedeniyle kişilik haklarınasaldırıda bulunulduğunu ileri sürerek 18/2/2011 tarihinde, Ankara 21. AsliyeHukuk Mahkemesinde ilgililer aleyhine manevi tazminat davası açmıştır.
11. Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi, 22/9/2011 tarihlikararıyla davanın reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:
“...
Haberin yayınlandığı gazete nüshası, CMK. 250.maddesine göre Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığınca davacı hakkında yapılansoruşturma evrakı ve düzenlenen iddianame, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesininkabul kararı, soruşturmada alınan dinleme kararları ibraz edilip taraflarınekonomik ve sosyal durumları araştırılmış, taraf delilleri toplanmıştır.
Mübrez deliller arasında bulunan ve davacı hakkında Erzurum CumhuriyetBaşsavcılığınca hazırlanan 2010/329 soruşturma, 2010/70 esas 2010/66 iddianamenumaralı iddianamede davacı hakkında; Ergenekon terör örgütünün Erzincanyapılanması içinde yer aldığı, şüpheli Dursun Çiçek ile 2009 yılı yerelseçimler döneminde Erzincan'da toplantı yaptığı, SaldırayBerk, Recep Gençoğlu, Şinası Demir, Ersin Ergut'un da aralarında bulunduğu Jandarma İstihbaratgörevlileri ile Ergenekon terör örgütünün amaçları doğrultusunda toplantıyaptığı, birden fazla kişiyle tehditte bulunduğu, resmi belgede sahtecilikyaptığına dair iddialar ileri sürülerek dava açıldığı ve hala derdest bulunduğuanlaşılmıştır.
Bu durumda toplanan delillerden, dava konusuhaberin görünürdeki gerçeğe uygun olduğunu kabul etmek zorunluluğu hâsılolduğundan, öte yandan haberin kamu yararı amaçlı olabileceği ve haberdedavacının kişilik haklarına saldırı teşkil edecek ifadeler kullanılmadığı, öz-biçim dengesinin muhafaza edildiği dikkate alındığında davanın sabit olmadığıkanaatine varıldığından davanın reddine karar vermek gerekmiştir.”
12. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 4. HukukDairesinin 9/10/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.
13. Anılan karar, 20/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiş ve başvurucu 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. Anayasa'nın 9. maddesi şöyledir:
"Yargı yetkisi, Türk Milleti adınabağımsız mahkemelerce kullanılır."
15. Anayasa'nın 28. maddesi şöyledir:
"Basın hürdür, sansür edilemez. Basımevikurmak izin alma ve malî teminat yatırma şartına bağlanamaz.
(İkinci fıkra mülga: 3.10.2001-4709/10 md.)
Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerinisağlayacak tedbirleri alır.
Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın26 ve 27 nci maddelerihükümleri uygulanır.
…”
16. Anayasa'nın 138. maddesi şöyledir:
"Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar;Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hükümverirler.
Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargıyetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez;genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.
..."
17. Anayasa'nın 140. maddesi şöyledir:
"Hâkimler ve savcılar adlî ve idarî yargıhâkim ve savcıları olarak görev yaparlar. Bu görevler meslekten hâkim vesavcılar eliyle yürütülür.
Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı vehâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler.
Hâkim ve savcıların nitelikleri, atanmaları,hakları ve ödevleri, aylık ve ödenekleri, meslekte ilerlemeleri, görevlerininve görev yerlerinin geçici veya sürekli olarak değiştirilmesi, haklarındadisiplin kovuşturması açılması ve disiplin cezası verilmesi, görevleriyleilgili veya görevleri sırasında işledikleri suçlarından dolayı soruşturmayapılması ve yargılanmalarına karar verilmesi, meslekten çıkarmayı gerektirensuçluluk veya yetersizlik halleri ve meslek içi eğitimleri ile diğer özlükişleri mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunladüzenlenir.
…
Hâkimler ve savcılar, kanunda belirtilenlerdenbaşka, resmî ve özel hiçbir görev alamazlar.
Hâkimler ve savcılar idarî görevleri yönündenAdalet Bakanlığına bağlıdırlar.
..."
18. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun58. maddesi şöyledir:
“Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören,uğradığı manevi zarara karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar paraödenmesini isteyebilir.
Hâkim, bu tazminatın ödenmesi yerine, diğerbir giderim biçimi kararlaştırabilir veya bu tazminata ekleyebilir; özelliklesaldırıyı kınayan bir karar verebilir ve bu kararın yayımlanmasınahükmedebilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 8/9/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 18/12/2013 tarihli ve 2013/9285 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
20. Başvurucu, başvuru konusu haberin Bugün gazetesindeyayımlandığı 19/2/2010 tarihinde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu, otarihte bazı şüpheliler hakkında yürüttüğü soruşturmada ticari ve siyasibağlantılara ulaşılması ve soruşturmanın kamuoyuna yansıması nedeniyle birtakımçıkar çevrelerince mesleki itibarını ve kişilik haklarını hedef alan,aralarında başvuruya konu haberin de yer aldığı yayınlar yapıldığını ilerisürmüştür.
21. Başvurucu, 12/9/2010 tarihinde yapılan AnayasaDeğişikliği Referandumu’ndan sonra Hâkimler veSavcılar Yüksek Kurulunda (HSYK) değişiklikler yapıldığını, yargınınbağımsızlık ve tarafsızlığının zarar gördüğünü iddia etmiştir. Başvurucu,derece mahkemelerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını belirterek Anayasa'nın36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının, anılan gazetede yayımlananhaber nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan masumiyetkarinesinin, derece mahkemeleri tarafından verilen kararların gerekçelerininyetersiz olması nedeniyle Anayasa'nın 141. maddesinin ve gazetede yayımlananhaberin kişilik haklarına zarar vermesi nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesininihlal edildiğini iddia etmiş, ihlalin tespiti ile yargılamanın yenilenmesi veya10.000,00 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
22. Başvuru dilekçesinde başvurucu, tahkir içeren sözlernedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının, derece mahkemelerinindeğerlendirmelerinin kendisini korumaması nedeniyle ihlal edildiğini belirterekAnayasa’nın 17., 25., 26., 28., 36., 38., 40., 90. ve 141. maddelerinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
23. Anayasa Mahkemesi, başvurucuların ihlal iddialarınailişkin nitelendirmeleri ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi kendisi yapar.Başvurucunun şikâyet ettiği koşullar ve şikâyetlerini dile getirme biçimidikkate alınarak bu şikâyetlerin Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında incelenmesiuygun görülmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkının, etkili başvuruhakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerininözü, derece mahkemelerinde yapılan yargılamaların ve verilen kararların,kendisinin şeref ve itibarını korumakta yetersiz kaldıkları iddiasıdır.
24. Başvurucu, ayrıca şikâyete konu haber nedeniyle masumiyetkarinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte, söz konusuyayının yapılması nedeniyle herhangi bir kamu gücünü kullanan organ veyayetkili hakkında şikâyetçi olmamış, genel olarak yayının yapılması sırasında vedaha sonra derece mahkemelerinde yapılan yargılama sırasında devletin,itibarını korumadığından şikâyetçi olmuştur.
25. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dairkesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvencealtına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına aitolup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleritarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
26. Başvuruya konu haberde yer alan bazı ifadelerden,suçluluğu ilgili mahkeme kararlarıyla sabit olmayan başvurucunun bu eylemleriişlediği ve suçlu olduğu inancı yansıtılmış olsa bile başvurucunun, söz konusuhaberin devlet yetkililerin açıklamalarına dayandığı veya bunların söz konusuhaberin yapılmasına neden oldukları yönünde bir şikâyette de bulunulmadığı gözönüne alındığında başvuruya konu şikâyetin, Anayasa’nın 17. maddesi bağlamındaincelenmesi gerekmektedir.
27. Başvurucunun, başvuruyakonu kararları veren ilk derece mahkemesi ve Yargıtayınilgili dairesinin bağımsız ve tarafsız olmaması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlali iddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede YargılanmaHakkının İhlali İddiası Yönünden
28. Başvurucu, Bugün gazetesinde yayımlanan dava konusuhaberin, o tarihte bazı şüpheliler hakkında yürüttüğü soruşturmada ticari vesiyasi bağlantılara ulaşılması ve soruşturmanın kamuoyuna yansıması nedeniylebirtakım çıkar çevrelerince üzerinde baskı kurmak amacı taşıdığını veCumhuriyet başsavcısı sıfatı ile yürüttüğü mesleki faaliyetleri nedeniyle hedefhâline getirildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, 2010 yılı Anayasadeğişiklikleri ile yeni bir HSYK’nın oluştuğunu,yargıda kadrolaşmaya gidilmesi nedeniyle davasının bağımsız ve tarafsızlıktanuzak biçimde incelendiğini ileri sürmüştür.
29. Bakanlık görüşünde; başvurucunun,mahkemelerin ve buralarda görev yapan hâkimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığıhakkındaki şikâyetlerine ilişkin olarak somut bir olgu ileri süremediği veşikâyetlerin soyut nitelikli olduğu belirtilmiştir.
30. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47.maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
"Başvuru dilekçesinde … işlem, eylem yada ihmal nedeniyle ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılanAnayasa hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin ..., belirtilmesi gerekir..."
31. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir."
32. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nünbireysel başvuruların içeriğini düzenleyen 59. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"…
(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yeralır:
…
ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya daihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.
d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillereait özlü açıklamalar.
e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temelhakkının doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.
..."
33. Yukarıda anılan hükümler uyarınca, Anayasa Mahkemesinebaşvuru konusu olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındakiiddialarını ve dayanılan Anayasa hükümlerinin hangi nedenle ihlal edildiğinikanıtlamak yükümlülüğü başvurucuya aittir.
34. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvurulardabaşvurucuların, başvurularını titizlikle hazırlama ve takip etme yükümlülüklerivardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvurucu, ihlal edildiğini iddiaettiği Anayasa hükmünün, hangi nedenle ihlal edildiğine ilişkin açıklamalardabulunmak suretiyle iddialarını kanıtlamak zorundadır. Başvurucu tarafındansoyut şekilde birtakım Anayasa hükümlerine atıfta bulunulması iddialarınispatlandığı anlamına gelmez. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolu,Anayasa'ya aykırılığının soyut biçimde ileri sürülmesini sağlayan bir yololarak düzenlenmemiştir.
35. Başvurucunun iddialarına dayanak yaptığı HSYK seçimleri,Anayasa'nın 159. maddesinin 7/5/2010 tarihli ve 5982 sayılı Türkiye CumhuriyetiAnayasası'nın Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 22.maddesi ile değiştirilmesi ve söz konusu değişikliğin 12/9/2010 tarihindeyapılan referandum ile kabul edilmesinden sonra yapılmıştır.
36. Somut başvuru dosyasında, söz konusu HSYK seçimleri ve HSYK'nın işlemleri ile ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın ilgili dairesinin bağımsız ve tarafsız olmadığıiddiaları arasında bir ilişki kurulamamıştır. Subjektifveya objektif esaslar doğrultusunda ilk derece mahkemesinin ve Yargıtayın ilgili dairesinin bağımsızlığını vetarafsızlığını kuşkulu hâle getirecek bir durum tespit edilemediği gibiyargılamanın bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin herhangi bir husus dasaptanmamıştır.
37. Açıklanan nedenlerle, ileri sürülen ihlal iddialarınınbaşvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle başvurunun bu kısmının,diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını KorumaHakkının İhlali İddiası Yönünden
38. Başvurucu, tahkir içeren sözler karşısında derecemahkemelerinin değerlendirmelerinin kendisini korumaması nedeniyle şeref veitibarın korunması hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
39. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, Anayasa Mahkemesi veAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları hatırlatılarak başvurucunun,özel hayatına müdahale edildiğine dair şikâyetlerinin, başvurucunun özel hayatıile gazetecilerin basın ve haber verme özgürlüğü arasında adil bir dengeninsağlanıp sağlanmadığı açısından değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.
40. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı, başvurudilekçesindeki iddiaları tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca kendisinin, haberkonusu olayların geçtiği dönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olduğunu, ifadeözgürlüğünün Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerinegetirilmesi” amacı ile sınırlanabileceğini, yargı gücünün otorite vetarafsızlığının sağlanması için bir yargı görevlisi olarak kendisinin korunmasıamacıyla ifade özgürlüğünün sınırlanması gerektiğini ileri sürmüştür.
41. Başvuru konusu olaya benzer olaylarda uygulanacak ilkelerilk olarak İlhan Cihanerkararında (İlhan Cihaner, B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 42-74)ortaya konulmuştur. Daha sonra aynı ilkeler Anayasa Mahkemesi Genel Kurulutarafından benimsenmiş (Kadir Sağdıç [GK],B. No: 2013/6617, 8/4/2015, §§ 35-66; NihatÖzdemir, B. No: 2013/1997, 8/4/2015 [GK], §§ 29-61) ve Bölümler,benzer şikâyetlerde, sözü geçen ilkeleri uygulamışlardır (Ali Suat Ertosun, B. No: 2013/1047,15/4/2015, §§ 21-52; Ali Suat Ertosun (2), B.No: 2013/1640, 15/4/2015, §§ 19-50).
42. Başvuruya konu sözler ve iddialar (§§ 8-9) nedeniylebaşvurucunun kişisel itibarının korunması hakkına müdahale edildiği kabuledilmelidir. Bu sebeple mevcut davada başvurucunun, Anayasa’nın 17. maddesininbirinci fıkrasında koruma altına alınan kişisel itibarın korunmasını istemehakkı ile ulusal günlük gazetenin ve şikâyet konusu haberin yazarı gazetecininAnayasa’nın 28. maddesinde güvence altına alınan basın özgürlüğü ve buözgürlükle bağlantılı olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü arasında bir denge kurulması gerekmektedir.
43. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa’nın 17.maddesinde yer alan “manevi varlık”kapsamında yer almaktadır. Devletin, bireyin manevi varlığının bir parçası olankişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek şeklinde negatifyükümlülüğü ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemek şeklinde pozitifyükümlülüğü bulunmaktadır (Abdullah Doğtaş,B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Şeref ve itibarı etkileyen sözlü saldırılarveya basın ve yayın yolu ile yapılan saldırılara karşı bireyin korunmamasıhâlinde Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası ihlal edilmiş olabilir (Kadir Sağdıç, § 36; İlhan Cihaner, §42). Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasına aykırıolarak yapılan saldırının, başvurucunun kişisel itibarına saygı gösterilmesiniisteme hakkından yararlanmasına zarar verecek şekilde yapılıp yapılmadığınıolayın şartlarına göre değerlendirir (KadirSağdıç, § 39; İlhan Cihaner, § 45).
44. Öte yandan ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelinioluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi içingerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 26. maddesininikinci fıkrası saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplumtarafından kabul gören veya zararsız ya da ilgisiz kabul edilen bilgi vefikirler için değil; incitici, şoke edici ya da rahatsız edici bilgi vedüşünceler için de geçerli olduğu yinelenmelidir. İfade özgürlüğü, yokluğuhâlinde “demokratik bir toplum”dan söz edilemeyeceğiçoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir ve bazı istisnalaratabi ise de bu istisnaların dar yorumlanması ve bu hakkın sınırlandırılmasınınikna edici olması gerekir (Kadir Sağdıç,§ 48; İlhan Cihaner,§ 55; Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976,§ 49).
45. Mevcut olaydaki gibi başvurularda başvurunun sonucu,prensip olarak başvurunun, ihtilaflı yazı ve sözlerin sahibi tarafındanAnayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış olması ile bu yazıya veya sözlerekonu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasınadayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksi hâlde Anayasa’nın anılanmaddelerinde korunan hakların dengelenmesinde benzer olaylarda çelişkilisonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki maddede düzenlenen haklararasında Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere uygun birşekilde bir denge kurmaları gerekir.
46. Basın özgürlüğü ile itibarın korunması hakkı arasında birdenge kurulmasıyla ilgili olarak mevcut olaya uygulanabilecek olan kriterler şuşekilde sayılabilir: genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlanıpsağlanmadığı, hedef alınan kişinin konumu (siyasetçi, kamu görevlisi veyasıradan birey olup olmaması ve ünlülük derecesi gibi); haber, köşe yazısı veyamakalenin konusu, ilgili kişinin önceki davranışları; yayının içeriği, şekli vesonuçları ile haber, köşe yazısı veya makalenin yayımlanma şartları (İlhan Cihaner,§§ 66-73; Kadir Sağdıç, §§ 58-66;Nihat Özdemir [GK], 2013/1997,8/4/2015, §§ 54-61; Ali Suat Ertosun, §§44-52; Ali Suat Ertosun (2), §§42-50).
47. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin,başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıpkalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındakiihtilaf, büyük ölçüde, dava konusu haberin; maddi vakıaların açıklanması veyadeğer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgularile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgularispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığıhatırda tutulmalıdır (Kadir Sağdıç,§ 57; İlhan Cihaner,§ 64; benzer yönde AİHM kararı için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, § 46). Yine de yeterlibir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte yargılamaya konu biryazının bir bütün olarak ele alındığında kamu yararını ilgilendirmesi, değeryargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bir suçisnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya konulmasında aranan kesinlikderecesinin, kamu yararı ile ilgili bir konuda, gazetecilerin değer yargısıiçeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek basın özgürlüğünün amacı ilebağdaşmaz (Aynı yönde bkz. Scharsach ve News VerlagsgesellschaftGmbH/Avusturya, B. No: 39394/98,13/2/2004, §§ 39-43).
48. Başvurucu, söz konusu günlük gazetede yayımlanan haberin,kişilik haklarına zarar vermesi nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir. Başvurucu, dava konusu haberin yapıldığı tarihteErzincan Cumhuriyet Başsavcısı sıfatıyla bazı şüpheliler hakkında yürüttüğüsoruşturmada ticari ve siyasi bağlantılara ulaşılması ve soruşturmanınkamuoyuna yansıması nedeniyle birtakım çıkar çevrelerince mesleki itibarını vekişilik haklarını hedef alan yayınlar yapıldığını, dava konusu haberin dekendisine karşı başlatılan karalama kampanyasının bir parçası olduğunu, haberingerçeğe aykırı bir şekilde yapıldığını ve haberin asıl amacının, başlatılansoruşturmayı yönlendirmek ve yargı organları üzerinde baskı kurmak olduğunuileri sürmüştür.
49. Başvurucunun, davalının sözlerinin şahsiyet haklarınayönelik bir saldırı olduğu yönündeki değerlendirmelerine karşı davalı, haberingörünür gerçeğe uygun olduğunu ve basın özgürlüğü kapsamında kaldığını ilerisürmüştür. Ankara 21. Asliye Hukuk Mahkemesi kararında, Erzurum CumhuriyetBaşsavcılığınca başvurucu hakkında yürütülen soruşturma ve düzenlenen iddianameile Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin bu iddianameyi kabul kararını değerlendirmiştir.Mahkeme, başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede yer alan, başvurucununsoruşturması yürütülen terör örgütünün Erzincan yapılanması içinde yer aldığınailişkin iddiaları ve başvurucu hakkında açılan kamu davasının derdest olduğunugöz önünde bulundurarak dava konusu haberin görünürdeki gerçeğe uygun olduğunukabul etmiş, haberin kamu yararı amaçlı olabileceği ve haberde davacınınkişilik haklarına saldırı teşkil edecek ifadeler kullanılmadığı gerekçesiyledavanın reddine karar vermiştir.
50. Başvurucu, dava konusu haberin, yürüttüğü bir cezasoruşturması nedeniyle hakkında başlatılan karalama kampanyası kapsamındayapıldığını ileri sürmüştür. Başvurucuya göre kendisi, yargısal faaliyetlerinedeniyle hedef hâline getirilmiş ve söz konusu haberde bir darbe planlayıcısıgibi gösterilmesi nedeniyle kişilik hakları ihlal edilmiştir. İlk derece mahkemesi, davalınınkullandığı şikâyet konusu sözlerin, davacı tarafın kişisel haklarına herhangibir saldırı oluşturmadığını kabul ederek davayı reddetmiştir. Somut davada ilk derece mahkemesi, davalınınkullandığı sert sözlere onun verdiği anlamın ötesinde anlam yüklemeyireddetmiştir.
51. Başvurucunun bireysel başvuru dilekçesine eklediği bilgive belgelere göre, ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamada başvurucu, sözkonusu gazete haberinde verilen olayların gerçek dışı ve kendisine yönelikkaralama kampanyasının bir parçası olduğu yönündeki soyut değerlendirmelerinekarşı davalı, söz konusu haberin gerçek, güncel,kamuoyunun ilgisine matuf ve görünür gerçeğe uygun olduğunu ilerisürmüştür. İlk derece mahkemesi de başvurucunun talebini, söz konusu haberinbir bütün olarak görünür gerçeğe uygun olduğu ve özle biçim arasındaki dengeninbozulmadığı gerekçesi ile reddetmiştir.
52. Davalının, başvuruya konu haberde dile getirdiğidüşüncelerin olgular temelinde gelişen bir tartışmaya katkı sunup sunmadığı veiçeriğinin kamunun merakını giderme isteğinin ötesine geçip geçmediğisorularına cevap verilmelidir. Bu bağlamda; bir haber, köşe yazısı veya makaleninkamuyu bilgilendirme değeri ne kadar yüksek ise kişinin söz konusu haber, köşeyazısı veya makalenin yayımlanmasına o kadar çok katlanması gerekir. Aksineyazının bilgilendirme değeri ne kadar düşükse kişinin korunan çıkarına da okadar çok üstünlük tanınması gerekir (İlhan Cihaner, § 74). Basının genel yarar niteliklibütün sorunlarla ilgili olarak bilgi ve fikir yayma fonksiyonuna, kamunun bubilgi ve fikirleri alma hakkının eklendiği hatırlanmalıdır.
53. Şikâyet konusu haberin yayımlandığı dönem, ülkede sivilhükûmete karşı darbe hazırlığı yapıldığına ilişkin iddialar üzerine başlatılanbir dizi soruşturmanın devam ettiği bir dönemdir. Bu soruşturmalar kapsamındabirçok kişinin ev ve iş yerlerinde aramalar yapılmış, bu kişiler gözaltınaalınmış ve bazıları da yetkili mahkemelerce tutuklanmıştır. Başlangıç evresindeelde edilen delillerden yola çıkılarak soruşturma, İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca genişletilmiş ve bu süreçte özellikle bazı emekli veya muvazzafgeneral ve subaylar soruşturmaya dâhil edilmiştir. Bu kişilerin ev ve/veya işyerlerinde yapılan aramalarda örgütün hiyerarşik yapısını gösterdiği iddiaedilen deliller ile hükûmeti zorla yıkmak için yapıldığı iddia edilen bazıplanların ele geçirildiği ileri sürülmüştür. Haberin yayımlandığı tarihte basınve yayın organlarında, soruşturmalar kapsamında yürütülen operasyonlara,verilen gözaltı ve tutuklama kararları ile ele geçirilen delillere yönelik pekçok haber yayımlanmıştır.
54. Başvuruya konu haberin yayımlandığı dönemde başvurucu ileilgili olarak bir süre basın ve yayın organlarında haber yapılmış ve yazılaryazılmıştır. Nitekim başvurucunun bireysel başvuru dosyasına eklediği gazetekupürleri de bunu doğrulamaktadır. Başvurucu, haberin yayımlandığı dönemdeErzincan Cumhuriyet Başsavcısı’dır. Başvuruya konu haberde, terör örgütüsoruşturması olarak nitelendirilen soruşturma kapsamında ele geçirilen delillerile şüpheli ifadelerinden, Fethullah Gülen cemaatininsuç örgütü olarak gösterilmesinin planlandığının, bu kapsamda Başsavcı Cihaner’in de katıldığı toplantılar düzenlendiğinin veplanlanan amaç doğrultusunda delil yaratılmaya çalışıldığının ortaya çıktığıbelirtilmektedir. Şikâyet konusu haberde dile getirilen iddialar ile haberinyayımlandığı dönemdeki olaylar ve başvurucunun beyanları birliktedeğerlendirildiğinde söz konusu haberde sarf edilen sözlerin ve iddiaların birölçüde, genel yarar nitelikli bir tartışmaya katkı sundukları kabul edilebilir.
55. Ayrıca başvurucunun, olayların geçtiği zaman dilimindeüst düzey bir kamu görevi olan Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı göreviniyürüttüğü ve gazete haberinden önce meydana gelen olaylarla birlikte daha daartan tanınmışlık derecesi dikkate alındığında başvurucunun, tanınmayan birkişi olduğu iddia edilemez.
56. Adalet sisteminin düzgün işlemesi için görev yapan kamugörevlileri olan hâkim ve savcılarla yüksek mahkeme üyeleri de diğer kamugörevlileri gibi kamunun güvenine sahip olmalıdırlar (Benzer bir karar içinbkz. Saday/Türkiye, B. No: 32458/96, 30/3/2006, §33). Bu sebeple adalet sisteminde görev alan hâkimler ve savcılarla birliktediğer yargı çalışanlarını asılsız suçlamalardan korumak devletingörevlerindendir. Demokratik bir toplumda bireylere, yargı sistemi ve ona dâhilolan kamu görevlilerini eleştirme ve onlar hakkında yorum yapma hakkı tanınmışolmakla birlikte bu eleştirilerin kişilerin şeref ve itibarlarının korunmasınıisteme haklarını ihlal eder boyuta ulaşmaması gerekir (Benzer değerlendirmeleriçin bkz. İlhan Cihaner,§ 85).
57. Başvurucu, olayların meydana geldiği dönemde uzunca birsüre kendisi hakkında eleştiriler içeren haberlerin hedefi olmuştur. Ancaksomut başvuruya konu haber, terör örgütü nitelemesi altında yapılansoruşturmada ele geçirilen deliller ile şüpheli ifadelerinden yola çıkılarak odönemde Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı olan başvurucunun, bu soruşturmakapsamında bazı şüphelilerle irtibatının bulunduğu iddiasına ilişkin bir haberyazısıdır ve ne başvurucunun şahsına hakaret içermekte ne de kendisine karşışiddeti teşvik etmektedir.
58. Son olarak başvuruya konu haberde abartıya kaçılmadığı dasöylenemez. Ne var ki basın özgürlüğünün kapsamının, demokrasi ile yakınilişkisinin doğal sonucu olarak, bir dereceye kadar abartıya ve hattakışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmelidir(Kadir Sağdıç, § 76; Radio France ve diğerleri/Fransa, B. No: 53984/00, 30/3/2004, § 37).
59. Anayasa Mahkemesi veya derece mahkemeleri, gazetecilikmesleğinin nasıl yapılması gerektiğini ve gazetecilerin haber verme tekniğinibelirleyemezler. Zira bir düşüncenin en iyi hangi üslup ve biçimleaktarılacağına bizzat düşünceyi dile getirenler karar verebilir. Bu bağlamdaAnayasa’nın 26. maddesinin, sadece ifade edilen haber ve fikirlerin içeriğinideğil, aynı zamanda bunların nakledilme biçimlerini de koruduğu hatırdatutulmalıdır (Ali Suat Ertosun, §66; Oberschlick/Avusturya, B. No: 11662/85,23/5/1991, § 57).
60. Somut olayda ilk derece mahkemesi, davalının basınözgürlüğü ve bu bağlamda ifade özgürlüğü ile başvurucunun şeref ve itibarınınkorunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır. İlk derecemahkemesi, söz konusu haberin genel çıkarı ilgilendiren bir tartışmaya katkısunup sunmadığı sorusuna özel bir önem vermiş, ayrıca haberin yapıldığı şartlarüzerine de eğilmiştir. İlk derece mahkemesi, davaya konu haberde geçenolayların gerçekliği meselesine eğilmiş ve haberin yayımlandığı tarihte meydanagelen olaylarla haberin içeriği arasındaki öz-biçim ilişkisinin bozulmadığınave gazete haberinde geçen olayların “görünürgerçekliğe uygun” olduğuna karar vermiştir.
61. Diğer taraftan, hakkında dava açılan haberde yer alaniddialar, olgulara dayalı ithamlar şeklinde de değerlendirilse, değer yargılarıolarak da kabul edilse ilk derece mahkemesi, anılan gazetedeki haberin, terörörgütü soruşturması nitelendirmesi altında yapılan soruşturmada ele geçirilendeliller ile şüpheli ifadelerinden yola çıkılarak o dönemde Erzincan CumhuriyetBaşsavcısı olan başvurucunun, bu soruşturma kapsamında bazı şüphelilerleirtibatının bulunduğu iddiasına ilişkin bir haber yazısı olduğunu belirterekhaberde yer alan iddiaların olgusal temelden tümüyle yoksun olmadıklarınıdeğerlendirmiştir.
62. Açıklanan nedenlerle, yukarıdaki değerlendirmelerintamamı ve yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip olduklarıtakdir payları da dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birincifıkrasında yer alan pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derece mahkemelerincetarafların haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı vebu kapsamda bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun;
1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlaliyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlaliyönündeki iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşı oyu veOY ÇOKLUĞUYLA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,OY BİRLİĞİYLE,
8/9/2015 tarihinde kararverildi.
KARŞIOY YAZISI
1. Başvurucunun bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanmahakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının bu aşamada hukuka uygun, her türlüşüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanması bu aşamada her ne kadarmümkün olamamış ise de; benzer durumdaki pek çokkişinin maddi ve manevi varlığı, aralarında hakim-savcı, emniyet mensuplarıbaşta gelmek üzere bir grup kamu görevlisinin kasıtlı, örgütlü ve sistematikçalışmaları sonucunda ağır zararlara uğratılmıştır.
2. Bu süreçlerde, itham ve iddiaların tamamen kurgu ve iftiraolduğu yolunda Başvurucunun yaptığı savunma ve açıklamalara bazı basınorganlarında hiç yer verilmemiş, basın özgürlüğünün ayrılmaz parçası olantarafsız habercilik ilkeleri göz ardı edilerek, olayda olduğu gibi, maksatlıyayınlar yapılmıştır. Bu durumda olay, geleneksel basın özgürlüğü standartlarıiçerisinde değerlendirilemez. Bu nedenle Bölüm çoğunluğunun benimsediği veemsal kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının olaya tatbikkabiliyeti bulunmadığı görüşündeyim.
3. Başvurucunun ihlal edilen kişilik haklarından dolayı başkabir yolla giderim sağlayamadığı gözetildiğinde, Kadir Sağdıç Başvurusuna(2013/6617) ilişkin karşı oyumuzda da belirtilen nedenlerle,başvurunun kabulü gerektiği düşüncesindeyim.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT