TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İLKER TURDAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6437)
Karar Tarihi: 17/7/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Raportör
:
Hüseyin TURAN
Başvurucu
:
İlker TURDAN
Vekili
:
Av. Battal ÖZER
Av. Ömer OĞUR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, gerekçesizkararlarla tutukluluk halinin devamına karar verilmesi, ilgisiz kişi ve suçlarailişkin yargılamanın birlikte ve görevli olmayan mahkemece yürütülmesinedeniyle Anayasa’nın 10., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekilitarafından 14/8/2013 tarihinde Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3.İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesinekarar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 31/12/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 18/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlıkgörüşünü 27/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 6/3/2014 tarihindebildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 6/3/2014 tarihinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, suç işlemek içinkurulan örgüt faaliyeti kapsamında 2006-2008 yıllarında Konya, Karaman,Afyonkarahisar, Kütahya başta olmak üzere farklı illerde kamu ihalelerine veedimin ifasına fesat karıştırma suçlarını işlediği iddiasıyla 23/9/2008tarihinde göz altına alınmış ve (CMK 250. maddesi ile görevli) Adana 6. AğırCeza Mahkemesince 27/9/2008 tarih ve 2008/44 Sorgu sayılı kararlatutuklanmıştır.
9. Adana CumhuriyetBaşsavcılığının 3/2/2009 tarih ve 2009/51 sayılı iddianamesiyle başvurucunun daaralarında olduğu 234 sanık hakkında Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/17Esas sayılı dosyasında kamu ihaleleriyle ilgili 96 ayrı suç nedeniyle kamudavası açılmıştır. İddianamede başvurucunun suç örgütüne üye olma, kamu kurumveya kuruluşlarının ihalelerine fesat karıştırma, rüşvet vermek suçlarındancezalandırılması talep edilmiştir.
10. Adana 8. Ağır CezaMahkemesi, 2009/17 Esas sayılı dosyada 27/6/2013 tarihinde başvurucunun, suçörgütüne üye olmak, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek suçlarından toplam26 yılı aşan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamınakarar verilmiştir. Başvurucunun isnat edilen bir kısım ihaleye fesatkarıştırmak suçlarından ise beraatına karar verilmiştir.
11. Başvuru konusu yargılamakapsamında hakkında dava açılan 234 sanıktan 117’sinin mahkûmiyete yeter delilelde edilemediği gerekçesiyle beraatına, diğer sanıkların 1 yıl ila 180 yılarasında değişen hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
12. Başvurucu, Adana 8. AğırCeza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli tutukluluk halinin devamına dair kararınaitiraz etmiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/07/2013 tarih ve 2013/417Değişik İş sayılı kararıyla itiraz reddedilmiştir. Karar başvurucuya 18/7/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Davatemyiz aşamasındadır.
14.Bireysel başvuru 14/8/2013 tarihinde yapılmıştır.
B. İlgiliHukuk
15. 26/9/2004 tarih ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi şöyledir:
“(1) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veyasatımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesatkarıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Aşağıdaki hallerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır:
a) Hileli davranışlarla;
1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olankişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,
2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahipolmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak,
3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilenniteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışıbırakmak,
4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilenniteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeyealmak.
b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veyaşartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasınısağlamak.
c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırıdiğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olankişilerin ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek.
d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihaleşartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizlianlaşma yapmaları.
(3) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)İhaleye fesat karıştırma suçunun;
a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi hâlindetemel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veyatehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleşmesidurumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.
b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşuaçısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilenhâller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.
…”
16. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
…
(4) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
17. 5271 sayılı Kanun’un 101.maddesi şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirtenhukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye istemininreddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir.
(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisininseçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiinyardımından yararlanır.
(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâlserbest bırakılır.
(5) Bu madde ile 100 üncü maddegereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”
18. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerdetutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerdegerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.
(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesigösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
19. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheliveya sanık salıverilmesini isteyebilir.”
5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi (1) şöyledir:
(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veyasalıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir.
(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtayageldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veyaYargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerindeyapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sende verilebilir.
20. 5271 sayılı Kanun’un 108.maddesi şu şekildedir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğusüre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinindevamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerinesulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümlerigöz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafiidinlenilmek suretiyle karar verilir.
(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkradaöngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.
(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığıntutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullargerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içindede re'sen karar verir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
21. Mahkemenin 17/7/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 14/8/2013 tarih ve 2013/6437numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
22. Başvurucu, tutuklulukhalinin devamına dair kararların gerekçesiz olduğunu, adli kontrol tedbirinindeğerlendirilmediğini, duruşmalar arasında gerçekleştirilen tutuklulukincelemeleri neticesinde verilen kararların kendisine tebliğ edilmediğini vedolayısıyla bu kararlara itiraz hakkının engellendiğini, birleştirmekararlarının yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, isnat edilen fiillerin4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevlimahkemenin görev alanına girmemesine rağmen suç yaratılarak davanın 5271 sayılıKanun’un 250. maddesi ile görevli mahkemede görülmesinin sağlandığını, kanunönünde eşitlik ilkesinin ve masumiyet karinesinin ihlal edildiğini belirterekAnayasa’nın 10., 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
23. Adalet Bakanlığının bukapsamdaki görüşleri özetle şu şekildedir:
“Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Anayasa Mahkemesinin26/3/2013 tarihli ve 2012/670 sayılı bireysel başvuru kararı, § 18).
Somut olayda başvuruya konu yargılamanın temyizincelemesinde olduğu görülmektedir. Başvurucunun, 1412 sayılı Kanunun 307 ve308. maddeleri ışığında mahkemenin görevsizliğine ve birleştirme kararlarınınyerinde olmadığına ilişkin itirazlarının temyiz başvurusunda dile getirilebilmeimkânı bulunduğu değerlendirilmektedir (anılan karar § 20). Bu itibarlabaşvurucunun söz konusu şikâyeti açısından yargısal yolların tüketiliptüketilmediği incelenirken göz önüne alınmak üzere, yukarıda açıklananhususların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiği düşünülmektedir.”
24. Başvurucu, başvuru formu veeklerinde belirtilen hususlar dikkate alınarak başvurunun kabulüne kararverilmesini talep etmiştir.
25. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
26. 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
27. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek içinihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari veyargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireyselbaşvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hakve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlaldurumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bunedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollartüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).
28. Somut olayda başvuru konusuyargılamanın temyiz aşamasında olduğu, mahkemenin görevsizliğine ve farklısuçların aynı dosyada birlikte görülmesinin yerinde olmadığına, suçların sübutve nitelendirmesine dair adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddiaları yönündenbaşvuru yollarının tüketilmediği görülmektedir. Başvurucu bu kapsamda eşitlikilkesinin ve masumiyet karinesinin de ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de, bu iddiaların özü de, söz konusu kararın adil olmadığıhususu ile ilgilidir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı değildir. Bu sebeple başvurucunun bu iddialarıda adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
29. Açıklanan nedenlerle,başvurunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddialarını temyizde ileri sürmeimkânı bulunduğundan başvurunun bu kısmının “başvuruyollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Dosya Üzerinde Tutukluluk İncelemesi Sonucunda VerilenKararların Kendisine Bildirilmediği İddiası
30.Başvurucu, tutukluluk durumuna ilişkin olarak Derece Mahkemesince resengerçekleştirilen incelemeler sonucunda verilen kararların kendisinebildirilmediğini ve dolayısıyla bu kararlara itiraz etme imkânı bulamadığınıileri sürmüştür.
31.Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun,hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
32.Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Yakalama veya tutulma yoluylaözgürlüğünden yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkındakısa bir süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbestbırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
33. Anayasa’nın 19. maddesininsekizinci ve Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkraları, her ne sebepleolursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı hakkındasüratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesinehükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa veSözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun yasallığına ilişkin itirazbaşvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliyetalepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından birgüvence oluşturmaktadır (B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).
34. 5271 sayılı Kanun’un 108.maddesinde, soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içindeve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekipgerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından 100. madde hükümleri göz önünde bulundurularak; kovuşturma evresindeise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine heroturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da en geç otuz günlüksüre içinde hâkim veya mahkemece resen karar verileceği hükme bağlanmıştır.
35. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinegöre yapılacak değerlendirme resen (exofficio) yapılmakta olup Anayasa’nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası ile hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargımerciine itiraz edebilme hakkı kapsamında değerlendirilemez (B. No: 2012/1158,21/11/2013, § 32).
36. Açıklanan nedenlerle, başvurucunundosya üzerinden tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda verilenkararların kendisine tebliğ edilmediği yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı İddiası
37. Başvurunun, gerekçesizkararlarla makul süreyi aşacak şekilde tutuklu kalma nedeniyle kişi hürriyetive güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksunolmadığı ve başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
38. Başvurucu, suç örgütüiddiasıyla ilgisi olmayan çok sayıda eylem ve kişinin davaya eklendiğini,birbiriyle ilgisiz değişik suçların aynı dosyada birlikte görülmesininyargılamanın uzamasına sebep olduğunu, bu süreçte gerekçesiz kararlarlatutukluluğun devamına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti vegüvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
39. Başvurucu adil yargılanmahakkının ihlal edildiği yönünde şikâyette bulunmuş ve yargılamanın uzamasınaneden olan yukarıda bahsedilen aykırılıklara ve savunma hakkının ihlaledildiğine işaret etmiş ise de, başvurucu,yargılamanın uzamasına neden olduğu iddia edilen hususların (§ 28) temyizincelemesinde değerlendirilebileceğini belirtmektedir. Bu aşamada, temelşikâyetin yargılama sürecinde ve mahkûmiyet kararıyla birlikte devam edentutukluluğa ilişkin olduğu, incelemenin bu kapsamda yapılması gerektiğianlaşılmıştır.
40. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanunaaykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili biryargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
41. Adalet Bakanlığınıngörüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğiyönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’intutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı,dosyadaki deliller, sanıklara yüklenen suçların sayısı ve niteliği, sanıklarınsayısı gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespitindedikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’indavanın karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığınındeğerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dörtyıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiğibelirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının,karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının,başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dilegetirilmiştir.
42. Bakanlık somut olaykapsamında, başvurucunun 23/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış olup, 27/9/2008tarihinde tutuklandığını, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27/6/2013 tarihlikarar duruşmasında mahkumiyetle birlikte hükmen tutukluluğa karar verildiğini,başvurucunun gözaltına alındığı tarihten, hükmen tutuklanmasına karar verildiğitarihe kadar yaklaşık 4 yıl 9 ay tutuklu kaldığını, yargılama boyuncatutukluluğun devamına ilişkin kararların genellikle “sanıkların üzerlerine atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma vedelilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları”şeklinde gerekçelendirildiği; ayrıca çoğu kararda adli kontrolün niçinuygulanmadığına ilişkin bir değerlendirme yapılmadığını belirtmektedir.
43. Başvurucu, başvurununesasına ilişkin Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, başvuruda belirttiği hususlarıtekrarlamıştır.
44. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
45. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan 2000, § 119).
46. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.
47. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmekşartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
48. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenliyürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organizesuçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişindegösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurlarınbirlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).
49. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.
50. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreyekadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.
51. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilkderece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, §56).
52. Mahkeme26/4/2012 tarihli duruşmada başvurucunun da aralarında olduğu tutuklusanıkların “atılı suçların niteliği, kanıtdurumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemelceza miktarları” gerekçesiyle tutuklulukhalinin devamına karar vermiştir.
53. Mahkeme 25/7/2012 tarihliduruşmada başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçmadelilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları,dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları,iletişim tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydansonra ele geçen senetler gözetilerek” tutukluluk halinin devamınakarar vermiştir.
54. Mahkeme15/11/2012 tarihli duruşmada yine başvurucunun da aralarında olduğu tutuklusanıkların “atılı suçların niteliği, kanıtdurumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemelceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgilibilirkişi raporları, iletişim tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müştekibeyanları ve olaydan sonra ele geçen senetler gözetilerek” tutuklulukhalinin devamına karar vermiştir.
55. Adana8. Ağır Ceza Mahkemesi 12/2/2013 tarihli duruşmada da benzer ifadeler yanında,birden fazla suçtan tutukluluk olduğu, her bir suç için tutukluluk süresininayrı değerlendirilmesi gerektiği gerekçesi ve her suç yönünden azami tutukluluksüresinin dolmadığını belirterek tahliye taleplerini reddetmiştir.
56. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesikarar duruşmasından bir önceki 29/4/2013 tarihli duruşmada, başvurucunun daaralarında olduğu tutuklu sanıkların, “atılısuçların niteliği, kanıt durumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları,sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesatkarıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespittutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçensenetler gözetilerek” tutukluluk halinin devamına karar vermiştir.
57. Başvurucunun tahliyetalepleri yargılama sürecinde, birden fazla suçtan yargılama yapılıyor olmasıve atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma, delilleri karartmaolasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleyefesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespittutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçensenetler gözetilerek reddedilmiştir. Bu kapsamda yargılama sürecindebaşvurucunun kaçma ve delilleri karartma olasılığı somut bir olgu veya durumlailişkilendirilmeksizin tutukluluğun devamına gerekçe olarak kararlarda yeralmıştır.
58. Mahkûmiyet kararlarının esasolarak, bilirkişi raporları, iletişimin tespiti kapsamındaki görüşme kayıtlarıile ihalelere katılan şirketlere ait evrak ve ihale dosyalarında yer alan bilgive belgelere dayandığı dikkate alındığında tutukluluğun devamı bakımındangerekçe olarak kararlarda yer alan “delillerinkarartılması olasılığı” da “ilgili”ve “yeterli” değildir.
59. Mahkemece verilen tutukluluğundevamına ilişkin kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerintutukluluğun devamını haklı gösterecek yeterlikte olmadığı ve aynı hususlarıntekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Beş yıla yaklaşan tutukluluk halinindevamına ilişkin bu gerekçelerin “ilgili”ve “yeterli” olduğu söylenemez.Bu çerçevede başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki yargılaması devamederken tutuklu bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.
60. Açıklanan nedenlerle,Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
61. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esasinceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup,yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde kararverilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
62. Başvuruda Anayasa'nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucutazminat talebinde bulunmamıştır.
63. Başvurucu tarafından yapılan198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle,
A. Başvurucunun,
1. Adil yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuruyollarının tüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Dosya üzerinden tutukluluk durumuna ilişkin incelemeler sonucunda verilenkararların tebliğ edilmemesi yönündeki şikâyetlerinin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. İlk derece yargılamasındadevam eden tutukluluk kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. “Tutukluluğunmakul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLALEDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye ve Yargıtay’agönderilmesine,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
17/7/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.