TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İLKNUR YILMAZ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/2651)
Karar Tarihi: 24/2/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Kamil KAYA
Basvurucular
:
1. İlknur YILMAZ
2. Mesut KURUÇAY
3. Murat TANIŞMA
Vekili
:
Av. Hüseyin PEHLİVAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, iş akdinin geçerli bir nedene dayanmaksızın feshiüzerine feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açılan davalardaverilen davanın kabulüne ilişkin hükümlerin Yargıtay ilgili dairesince ortadankaldırılarak davanın reddine karar verilmesi, dairenin ilk derece mahkemesinin yerine geçerek nihai kararı vermesi, benzerdavalarda davanın kabulüne ilişkin kararların Yargıtayınfarklı dairelerince onanmasına rağmen, başvurucularca açılan davalarınreddedilmesi nedenleriyle adil yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik haklarıile eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 15/4/2013, 19/3/2014 ve 24/3/2014 tarihlerindeİzmir 5., 12. ve 13. Asliye Hukuk Mahkemelerivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecekbir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. 2014/3867 ve 2014/4018 numaralı bireysel başvurudosyalarının, konu yönünden hukuki irtibatları nedeniyle 2013/2651 numaralıbireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine; incelemenin bu dosya üzerindenyürütülmesine karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 11/5/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 10/11/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 10/12/2015tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamdasunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, THY DO&CO İkram Hizmetleri A.Ş.de (Şirket)işçi statüsünde çalışmakta iken iş akitleri işveren tarafından feshedilmiştir.
9. Başvurucular, Şirket aleyhine İzmir İş Mahkemelerindeaçtıkları davalarda fesihlerin geçerli sebebe dayanmadığını ileri sürerek işakitlerinin feshinin geçersizliğine ve işe iadelerine karar verilmesini talepetmişlerdir.
10. Birinci başvurucu tarafından açılan davada İzmir 3. İşMahkemesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2011/824,K.2012/586 sayılı; ikinci başvurucu tarafından açılan davada İzmir 4. İşMahkemesinin 9/9/2013 tarihli ve E.2011/827, K.2013/152 sayılı; üçüncübaşvurucu tarafından açılan davada İzmir 4. İş Mahkemesinin 16/9/2013 tarihlive E.2011/822, K.2013/69 sayılı kararları ile fesihlerin geçersizliğine vebaşvurucuların işe iadelerine karar verilmiştir.
11. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 23/1/2013 tarihli ve E.2012/30031, K.2013/417 sayılıilamıyla birinci başvurucu hakkındaki hükmü; 26/12/2013 tarihli veE.2013/36049, K.2013/30510 sayılı ilamıyla ikinci başvurucu hakkındaki hükmü;26/12/2013 tarihli ve E.2013/35897, K.2013/30502 sayılı ilamıyla üçüncübaşvurucu hakkındaki hükmü bozarak ortadan kaldırmış ve davaların reddine kesinolarak karar vermiştir.
12. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin söz konusu kararlarında “başvurucuların iş akitlerinin THY tarafından bazıillerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasınınistenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarrufönlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul’dagörev alma konusunda başvurucuların başvurusunun olmadığı ve başka bir kadrodaistihdam edilmelerinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun’un 17.ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği, davalı işverenin, fesih bildirimindebelirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerindetüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul’daçalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucuların bu işteklifine başvurmadıkları, İstanbul dışındaki diğer illerde çalışan sayısınınazaltıldığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmeselbir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu,dolayısıyla feshin geçerli bir sebebe dayandığı” şeklindekigerekçelere dayandığı anlaşılmıştır.
13. Yargıtay ilamı birinci başvurucuya 18/3/2013,ikinci başvurucuya 20/2/2014, üçüncü başvurucuya 25/2/2014 tarihinde tebliğedilmiş ve bireysel başvurular sırasıyla 15/4/2013, 19/3/2014 ve 24/3/2014tarihlerinde yapılmıştır.
B. İlgili Hukuk
14. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İşKanunu’nun 20. maddesi şöyledir:
“İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesihbildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebepolmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ayiçinde iş mahkemesinde dava açabilir. (İptal bölüm: Anayasa Mah. 2003/66 E,2005/72 K. ve 19.10.2005 tarihli iptal kararı ile) ... taraflaranlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede özel hakeme götürülür.
Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispatyükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddiaettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür.
Dava seri muhakeme usulüne göre iki ay içindesonuçlandırılır. Mahkemece verilen kararın temyizi halinde, Yargıtay bir ayiçinde kesin olarak karar verir.”
15. 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:
“İşveren, iş sözleşmesiyle veya işsözleşmesinin eki niteliğindeki personel yönetmeliği ve benzeri kaynaklar ya daişyeri uygulamasıyla oluşan çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancakdurumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir. Bu şekle uygunolarak yapılmayan ve işçi tarafından altı işgünü içinde yazılı olarak kabuledilmeyen değişiklikler işçiyi bağlamaz. İşçi değişiklik önerisini bu süreiçinde kabul etmezse, işveren değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veyafesih için başka bir geçerli nedenin bulunduğunu yazılı olarak açıklamak vebildirim süresine uymak suretiyle iş sözleşmesini feshedebilir. İşçi bu durumda17 ila 21 inci madde hükümlerine göre dava açabilir.
Taraflar aralarında anlaşarak çalışmakoşullarını her zaman değiştirebilir. Çalışma koşullarında değişiklik geçmişeetkili olarak yürürlüğe konulamaz.”
16. 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesi şöyledir:
“İşveren; ekonomik, teknolojik, yapısal vebenzeri işletme, işyeri veya işin gerekleri sonucu toplu işçi çıkarmakistediğinde, bunu en az otuz gün önceden bir yazı ile işyeri sendikatemsilcilerine, ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirir.
İşyerinde çalışan işçi sayısı:
a) 20 ile 100 işçi arasında ise, en az 10 işçinin,
b) 101 ile 300 işçi arasında ise, en az yüzde on oranında işçinin,
c) 301 ve daha fazla ise, en az 30 işçinin,
İşine 17 nci maddeuyarınca ve bir aylık süre içinde aynı tarihte veya farklı tarihlerde sonverilmesi toplu işçi çıkarma sayılır.
Birinci fıkra uyarınca yapılacak bildirimdeişçi çıkarmanın sebepleri, bundan etkilenecek işçi sayısı ve grupları ile işeson verme işlemlerinin hangi zaman diliminde gerçekleşeceğine ilişkinbilgilerin bulunması zorunludur.
Bildirimden sonra işyeri sendika temsilcileriile işveren arasında yapılacak görüşmelerde, toplu işçi çıkarmanın önlenmesi yada çıkarılacak işçi sayısının azaltılması yahut çıkarmanın işçiler açısındanolumsuz etkilerinin en aza indirilmesi konuları ele alınır. Görüşmelerinsonunda, toplantının yapıldığını gösteren bir belge düzenlenir.
Fesih bildirimleri, işverenin toplu işçiçıkarma isteğini bölge müdürlüğüne bildirmesinden otuz gün sonra hüküm doğurur.
İşyerinin bütünüyle kapatılarak kesin vedevamlı suretle faaliyete son verilmesi halinde, işveren sadece durumu en azotuz gün önceden ilgili bölge müdürlüğüne ve Türkiye İş Kurumuna bildirmek veişyerinde ilan etmekle yükümlüdür. İşveren toplu işçi çıkarmanınkesinleşmesinden itibaren altı ay içinde aynı nitelikteki iş için yeniden işçialmak istediği takdirde nitelikleri uygun olanları tercihen işe çağırır.
Mevsim ve kampanya işlerinde çalışan işçilerinişten çıkarılmaları hakkında, işten çıkarma bu işlerin niteliğine bağlı olarakyapılıyorsa, toplu işçi çıkarmaya ilişkin hükümler uygulanmaz.
İşveren toplu işçi çıkarılmasına ilişkinhükümleri 18, 19, 20 ve 21 inci madde hükümlerininuygulanmasınıengellemek amacıyla kullanamaz; aksi halde işçi bu maddelere göre davaaçabilir.”
17. 30/1/1950 tarihli ve 5521 sayılı İşMahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle (okanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna edilenişlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdindenveya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukukuyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemelerikurulur.”
18. 5521 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek görevebaşlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında yapılan temyiz başvuruları,kesinleşinceye kadar Yargıtay tarafından sonuçlandırılır. Bu kararlar hakkındaİş Mahkemeleri Kanununun bu Kanunla yapılan değişiklikten önceki temyizeilişkin hükümleri uygulanır.”
19. 5521 sayılı Kanun’un 2/3/2005tarihli ve 5308 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 8. maddesişöyledir:
“İş Mahkemesinin nihai kararları tefhimtarihinden itibaren sekiz gün içinde temyiz olunabilir.
İş Mahkemelerinden verilen kararlar, Yargıtayca iki ay içinde tetkik olunarak karara bağlanır.
Yargıtay’ın bu kararlarına karşı karar tashihiistenemez.”
20. 5521 sayılı Kanun’un 15. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunda sarahat bulunmıyanhallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”
21. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 316. maddesi şöyledir:
“(1) Basit yargılama usulü, kanunlarda açıkçabelirtilenler dışında, aşağıdaki durumlarda uygulanır:
…
d) Hizmet ilişkisinden doğan davalar.
…
g) Diğer kanunlarda yer alan ve yazılıyargılama usulü dışındaki yargılama usullerinin uygulanacağı belirtilen dava veişler.”
22. 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesinin (1) numaralı fıkrasışöyledir:
“(1) Diğer kanunların sözlü yahut seriyargılama usulüne atıf yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ileilgili hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 24/2/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
24. Başvurucular; iş akitlerininfeshinin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açtıkları davaların İlkDerece Mahkemelerince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. HukukDairesince bu kararların bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddinekesin olarak karar verildiğini; Yargıtayın, İlkDerece Mahkemelerinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkim güvencesineaykırı olduğunu, bu kararların esas yönünden de isabetli olmadığını, İzmirilinde çalıştıkları sırada işverenin İstanbul ilinde çalışmaları yönünde duyuruyaptığını, iş şartlarında esaslı değişiklik oluşturan bu durumun, 4857 sayılıKanun’un 22. maddesine göre yazılı olarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredicihükme aykırı olarak nereye ve kaç gün süreyle asıldığı belli olmayan duyurunedeniyle yapılan feshin geçerli olmayacağını, işyerine aynı nitelikte işçialındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarınındeğerlendirilmediğini, iş akitlerinin feshinden sonra aynı işyerinde yeniişçilerin daha düşük ücretlerle işe başlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel karar almasını gerektiren mali güçlüğünün debulunmadığını, işyerinde aynı anda yaklaşık elli işçinin işine son verildiğini,toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857 sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırıolduğunu, fesihlerin esas amacının ücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzerdavalarda Yargıtay 7. ve 9. Hukuk Daireleri tarafından, ilk derecemahkemelerince verilen işe iade davalarının kabulüne dair kararların onanmasınarağmen, kendi açtıkları davalar sonunda verilen kararlarınYargıtay22. Hukuk Dairesince ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine kararverildiğini belirterek adil yargılanma, çalışma ve sosyal güvenlik hakları ileeşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş; yoksun kaldıkları aylıkücretleri ve yaptıkları yargılama giderlerine karşılık tazminat talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
25. Başvurucuların iddialarının özü, iş akitlerinin geçerli birnedene dayanmaksızın feshedilmesi üzerine açtıkları işe iade davalarının haksızşekilde reddedilmesiyle anayasal haklarının ihlal edildiğine ilişkindir.
26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucularıniddiaları, Yargıtay tarafından verilen kararın gerekçesiz olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası kapsamında kabul edilerek bu yöndendeğerlendirme yapılmıştır. Başvurucuların, Yargıtay tarafından davanın kesinolarak reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlaledildiği iddiası ayrıca incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. NihaiKararın Yargıtay Tarafından Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucular, iş akitlerinin geçerlibir nedene dayanmaksızın feshedilmesi üzerine açtıkları işe iade davalarındaverilen davanın kabulüne dair kararların temyizi üzerine Yargıtay 22. HukukDairesince, İlk Derece Mahkemelerinin kararları ortadan kaldırılarak davalarınkesin olarak reddine karar verildiğini; Yargıtayın,İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkimgüvencesine aykırı olduğunu belirterek adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
28. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
29. Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrası şöyledir:
“Davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
30. Anayasa’nın 142. maddesi şöyledir:
“Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri,işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.”
31. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, ... açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
32. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, adil yargılanma hakkınınihlaline yönelik açık ve görünür bir belirti bulunmadığı hâllerde açık vegörünür bir ihlalin olmadığı gerekçesiyle açıkça dayanaktan yoksunluk kararıverebilir.
33. Anayasa’da mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenlenmesi öngörülmüştür. Bunagöre usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenlenmesi kanunkoyucunun takdirine bırakılmıştır (TufanŞahin, B. No: 2012/799, 26/3/2013, § 19).
34. Başvuru konusu olayda iş akitleri feshedilen başvurucuların,fesihlerin geçerli olmadığını ileri sürerek açtıkları davalarda iş uyuşmazlığıbulunmakta olup Anayasa’nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(Sözleşme) 6. maddesi uyarınca somut yargılama faaliyetinin medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
35. Adil yargılanma hakkı devlete uyuşmazlıkların makul süreiçinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurmaödevi yükler. İş akdinin işveren tarafından haksız yere feshedildiğini düşünenbir çalışanın, bu işlemin hukuka uygunluğu hakkında derhâl bir yargı kararıverilmesinde önemli bir kişisel yararı bulunmaktadır. Zira işten çıkarılmaksuretiyle geçim kaynağını kaybeden bir bireyin hukuki durumunun ivedilikleaçıklığa kavuşturulması gerekir. Bir bireyin geçim kaynağı olmaksızın hukukidurumunun uzun süre belirsiz bırakılması hâlinde birey bu durumdan olumsuzetkilenecektir. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi hususundayargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 59).
36. Bu nedenle kanun koyucu iş hukukunun çalışanı koruyucuniteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerindışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konununuzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimdesonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Özellikle işe iade davalarında yargılamanınuzaması her iki taraf için de hukuki belirsizliğin devamına sebep olduğundan budavaların ivedilikle sonuçlandırılması ayrı bir öneme sahiptir. Bu durum işsözleşmesi feshedilen fakat bir an önce eski işine dönme beklentisi taşıyan vebu yüzden yeni bir işe başlamakta tereddüt eden işçi açısından önemli olduğugibi sözleşmesini feshettiği işçi yerine yeni bir işçi istihdam ederek işorganizasyonunu tamamlamak isteyen işveren açısından da önemlidir. Dolayısıylaiş sözleşmesinin feshine ilişkin uyuşmazlıkların kısa sürede sonuçlandırılmasıhem çalışan hem de işverenin yararınadır (NesrinKılıç, § 60).
37. Kanun koyucu, feshe itiraz davalarının özel önemini dikkatealarak diğer iş davalarına oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanması için4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir. 4857 sayılı Kanun’un “Fesihbildirimine itiraz ve usulü” kenar başlıklı 20. maddesine göre işgüvencesi hükümlerine tabi işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, işverentarafından feshedilirse işçi, bu feshin geçerli nedene dayanmadığı iddiasıylafeshin kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir aylık hak düşürücü süreiçinde iş mahkemesinde feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasıaçabilmektedir. Kanun koyucu, işe iade davalarının yukarıda bahsedilenözel önemine binaen 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesi gereğince seri muhakemeusulüyle mahkemelerce iki ay içinde, bu davaların temyiz incelemesinin de biray içinde sonuçlandırılması yönünde düzenleme yapmıştır.
38. Taraflar için 4857 sayılı Kanun’da belirtilen süreler kuralolarak kesin ve hak düşürücü nitelikte olmasına rağmen Kanun’un 20. maddesindemahkemeler için öngörülen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. İşe iadedavalarının sonuçlandırılması için öngörülen iki aylık süre, mahkemelereyönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup mahkemeler bu sürededavayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararların geçerliolduğunda şüphe yoktur (Bayram Özkaptanoğlu [GK], B. No: 2013/1015, 8/4/2015, § 42).
39. Bunun yanında 6100 sayılı Kanun’un30. maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş,bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle 4857 sayılı Kanun’un 20.maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe girmiş olan kanunlarda yer alansözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış, bunun yerine iş hukukuuyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü getirilmiştir. Bu durumda işe iade davalarında datakip edilmesi gereken yargılama usulü 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulüolmuştur.
40. Basit yargılama usulü; 6100 sayılıKanun’un 316. maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazıdavalarda uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen,daha kısa bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ilesonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür.
41. Temyiz incelemesinde ilke olarak temyiz mercii, ilk derecemahkemesi kararının hukuka ve kanuna uygunluğunu denetler ve herhangi bir aykırılıktespit etmesi hâlinde hükmü bozarak yeniden karar verilmek üzere dosyayı ilkderece mahkemesine geri gönderir. Bu genel ilke, kanun koyucunun düzenlediğiusul kanunları çerçevesinde tespit edildiği gibi yine usul kanunları ile bugenel ilkeye bazı hallerde istisnalar getirilmesi mümkündür. Anayasa ve Sözleşme’de yer verilen adil yargılanma hakkı kapsamındatemyiz incelemesi sonucunda kararın hukuka aykırılığının tespit edilmesihâlinde yeniden karar verilmesi için dosyanın mutlaka ilk derece mahkemesinegeri gönderilmesine yönelik bir hak bulunmamaktadır (Bayram Özkaptanoğlu, § 45).
42. Yukarıda da belirtildiği üzere işe iade davaları başta olmaküzere iş hukukuna dayalı davalar, işçinin korunması ve mağduriyetinin önlenmesiamacıyla kısa sürede bitirilmesi öngörülen uyuşmazlıklardır. Bu amaçla kanunkoyucu işe iade davalarının daha hızlı sonuçlandırılmasına yönelik birtakımözel düzenlemeler yapmıştır. Bu çerçevede 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesininüçüncü fıkrası çerçevesinde işe iade davalarının temyiz aşamasında, ilk derecemahkemesinin kararının yerinde olmadığı kanaatine varıldığında, araştırılmasıgereken başkaca bir husus da bulunmadığının tespiti durumunda Yargıtaytarafından işe iade talebi hakkında kesin olmak üzere karar verilmektedir.
43. Başvuruya konu davalarda, taraflarca bildirilen tanıklardinlenip emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporları ile taraflarca sunulandiğer deliller toplanmış; Yargıtayca araştırılmasıgereken başkaca bir husus bulunmadığına kanaat getirilerek işe iade taleplerihakkında kesin hüküm kurulmuştur.
44. 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasında yerverilen “mahkemece verilen kararın temyizihalinde Yargıtay ilgili Dairesinin vereceği kararın kesin olması”kuralı ile amaçlanan husus, işe iade davalarının işçi açısından taşıdığı değerve işçinin kişisel menfaati gereği hızlı sonuçlandırılması ve işçininkorunmasıdır. Yargıtay tarafından hukuka uygun olmayan derece mahkemesikararlarının bozulması hâlinde, dava dosyasıyla ilgili olarak araştırılması gerekenbaşka bir husus kalmadığı ve delillerin tamamlandığı anlaşıldığında, davanınesasına yönelik olarak kesin karar verilmesi, yargılama sürecini hızlandırmaamacına yöneliktir. Kanunla getirilen söz konusu kuralın uygulanmasının tekbaşına adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden söz edilemez. Yargıtaytarafından işin esasına girilerek kesin olarak nihai karar verilmesi hukukaaykırı ve keyfî bir uygulama niteliğinde de değildir.
45. Başvurucular ayrıca Yargıtayın,İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hüküm kurmasının kanuni hâkimgüvencesine aykırı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
46. Kanuni hâkim güvencesi, mahkemelerin kuruluş ve yetkileriile izleyecekleri yargılama usulünün yasal düzenleme ile ve dava konusu olayortaya çıkmadan önce belirlenmesini gerektirir. Bu düzenleme Anayasa Mahkemesikararlarında, kişinin hangi mahkemede yargılanacağını önceden ve kesin olarakbilmesini gerektiren doğal hâkim ilkesini koruyan bir hüküm olarak elealınmaktadır (Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014, § 79; AYM, E.2002/170,K.2004/54, 5/5/2004; E.2005/8, K.2008/166,20/11/2008).
47. Kanuni hâkim güvencesi, sadecemahkemelerin yargı yetkisi içinde yer alan konuların belirlenmesini değil; herbir mahkemenin kuruluşu ve yer bakımından yargı yetkisinin belirlenmesi dedâhil olmak üzere mahkemelerin organizasyonlarına ilişkin tüm düzenlemeleriifade etmekte, mahkemelerin görev ve yetki alanlarının açık ve anlaşılırbiçimde tespit edilmesi gereğini ortaya koymaktadır (Tahir Gökatalay, § 80).
48. Bu güvence, suçun işlenmesinden veya çekişmenin doğmasındanönce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde tanımlanmaktadır.Kanuni hâkim güvencesi yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veyaçekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya yargıcın atanmasına,başka bir ifadeyle sanığa veya davanın taraflarına göre hâkim atanmasına engeloluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
49. Başvurucuların taraf olduğu uyuşmazlıklar, ilgili kanunhükümleri çerçevesinde kurulmuş olan mahkemelerde yine daha önceden belirlenmişusul kurallarına göre yürütülmüş ve sonuçlandırılmıştır. Dolayısıyla Yargıtayın, İlk Derece Mahkemesinin yerine geçerek hükümkurmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğu söylenemez.
50. Açıklanan nedenlerle başvurucuların nihai kararın Yargıtaytarafından verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. GerekçeliKarar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
51. Başvurucular; açmış oldukları işe iade davalarında İlkDerece Mahkemelerince verilen davanın kabulüne dair kararların, Yargıtay 22.Hukuk Dairesince ortadan kaldırılarak davaların reddine karar verildiğini,Yargıtay tarafından delillerin değerlendirilmediğini belirterek Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
52. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedenin de bulunmadığı anlaşılan,Yargıtay 22. Hukuk Dairesince verilen davanın reddine dair kararın gerekçesizolması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
53. Başvurucular; iş akitlerininfeshinin geçersizliğinin tespiti ve işe iade istemiyle açtıkları davaların İlkDerece Mahkemelerince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 22. HukukDairesince bu kararların bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddinekesin olarak karar verildiğini, İzmir ilinde çalıştıkları sırada işvereninİstanbul ilinde çalışmaları yönünde duyuru yaptığını, iş şartlarında esaslıdeğişiklik oluşturan bu durumun, 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesine göre yazılıolarak bildirilmesi gerektiğini, bu emredici hükme aykırı olarak nereye ve kaçgün süreyle asıldığı belli olmayan duyuru nedeniyle yapılan feshin geçerliolmayacağını, işyerine aynı nitelikte işçi alındığını beyan eden tanık H.G.nin beyanlarının değerlendirilmediğini, iş akitlerininfeshinden sonra aynı işyerinde yeni işçilerin daha düşük ücretlerle işebaşlatıldığını, davalı Şirketin işletmesel kararalmasını gerektiren mali güçlüğünün de bulunmadığını, işyerinde aynı andayaklaşık elli işçinin işine son verildiğini, toplu şekilde işçi çıkarmanın 4857sayılı Kanun’un 29. maddesine de aykırı olduğunu, fesihlerin esas amacınınücretleri düşürmek olduğunu, ayrıca benzer davalarda Yargıtay 7. ve 9. HukukDaireleri tarafından, ilk derece mahkemelerince verilen işe iade davalarınınkabulüne dair kararların onanmasına rağmen, kendi açtıkları davalar sonundaverilen kararların, Yargıtay 22. Hukuk Dairesince ortadan kaldırılmasına vedavaların reddine karar verildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
54. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
55. Anayasa’nın “Duruşmalarınaçık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
56. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ileilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalarkonusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkemetarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarakgörülmesini isteme hakkına sahiptir.”
57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargıorganlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarakda iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeylegüvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir temel hak niteliğitaşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbiridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
58. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanmahakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa Mahkemesi deAnayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli kararhakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013,§ 38).
59. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve diğerleri, B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göredeğişmekle birlikte, kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki birgerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (Vesim Parlak, B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 33).
60. Kararların gerekçeli olması, davanın taraflarının mahkemekararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve genel olarak yargıya güvenduymalarını sağladığı gibi tarafların kanun yoluna etkili başvuru yapmalarınımümkün hâle getiren en önemli faktörlerdendir. Gerekçesi bilinmeyen bir kararakarşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması mümkün olmadığı gibibahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin olması beklenemez (Vesim Parlak, § 34).
61. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarınıyeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıratarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygunbir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri için de gereklidir. Kararda tamolarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve koşullarınabağlıdır. Bununla birlikte yargılama sırasında açık ve somut biçimde önesürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişledavanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudanilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesigerekir. Ancak mahkemelerin davanın taraflarınca ileri sürülen iddia vesavunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp iddia ve savunmalaraverilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir.Başka bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkatealındığında makul olmalıdır (Sencer Başat vediğerleri [GK], B. No:2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).
62. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasılnitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahimAtaş, B. No.2013/1235, 13/6/2013, §24).Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu kabul ettiği bir husus hakkındailgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veesasa dair iddia veya savunmaların cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkıkapsamında adil yargılanma hakkının ihlaline neden olabilir.
63. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri sürüleniddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birliktebelirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmekistenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasenderece mahkemelerine aittir (Yüksel Hançer,B. No: 2013/2116, 23/1/2014, § 19). Delillerin kabuledilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre millî mahkemelercedeğerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak busüreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönündenhakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (Schuler-Zgraggen/İsviçre, B. No: 14518/89, 24/6/1993, § 66).
64. Başvuru konusu davalarda başvurucular, iş akitlerininişveren tarafından haklı ve geçerli bir nedene dayanılmaksızın feshedildiğiniileri sürerek işe iadelerine karar verilmesini talep etmişler; davalı işveren,fesihlerin işyerinin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedene dayandığınıileri sürerek davaların reddini istemiştir.
65. Mahkemelerce taraflarınbildirdikleri tanıklar dinlenmiş, emsal dosyalarda alınan bilirkişi raporlarıdeğerlendirilmiş; Yargıtay 9. Hukuk Dairesince benzer davalarda işe iadekararlarının onandığı dikkate alınarak başvurucuların iş akitleri sonaerdirilmeden önce başka bir işte çalıştırma hakkında kendilerine bir teklifyapılmadığı, diğer işyerlerinde istihdam olanağının bulunup bulunmadığı yönündeherhangi bir çalışma yapılmaksızın başvurucuların iş akitlerinin sonaerdirildiği, ispat yükü davalı işverene ait olmasına rağmen davalının bukonudaki ispat külfetini yerine getirmediği; başvurucuların iş akitlerininfeshedilmesinin geçerli bir nedene dayanmadığı gerekçeleriyle davalarınkabulüne, davalı tarafından yapılan fesihlerin geçersizliğine ve davacılarınişe iadesine karar verilmiştir.
66. Davalının temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesince “başvurucuların iş akitlerinin THY tarafından bazıillerde ikram yüklemelerinin kaldırılıp bunun İstanbul’dan yapılmasınınistenmesi, bunun sonucunda önemli miktarda iş kaybının olduğu, tasarrufönlemlerinin alınması gerektiği, ayrıca yapılan duyuruya rağmen İstanbul’dagörev alma konusunda başvurucuların başvurusunun olmadığı ve başka bir kadrodaistihdam edilmelerinin de mümkün olmadığı gerekçesiyle 4857 sayılı Kanun’un 17.ve 18. maddeleri uyarınca feshedildiği, davalı işverenin, fesih bildirimindebelirttiği hususları 20/11/2011 tarihinde işyerindetüm çalışanlarına duyuru şeklinde bildirdiği, bu duyuru neticesinde İstanbul’daçalışmayı kabul edip orada işe başlayan işçilerin olduğu, başvurucuların bu işteklifine başvurmadıkları, İstanbul dışındaki diğer illerde çalışan sayısınınazaltıldığı, bu kapsamda davalı işverenin işletmeselbir karar aldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının,kararı tutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu,dolayısıyla feshin geçerli bir sebebe dayandığı” gerekçeleriyledavaların reddi yerine kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu ve bozmayıgerektirdiği belirtilerek, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin üçüncü fıkrasıuyarınca hükümlerin bozularak ortadan kaldırılmasına ve davaların reddine kesinolarak karar verilmiştir.
67. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunlarıhukuksal nitelendirmeye tabi tutmak hâkimin görevidir. Taraflarca bildirilipiddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tam olaraksaptanmalı ve maddi olguların hukuksal nitelendirmesi yapılıp ilgili hukukkuralları uygulanmalıdır.
68. Bir mahkeme kararının gerekçesi; o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar, maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Bayram Özkaptanoğlu, § 78).
69. Başvurucuların açtıkları davalardaİlk Derece Mahkemeleri, 4857 sayılı Kanun’un 22. ve 29. maddelerine uygunbildirimin yapılmadığını kabul ederek davaların kabulüne karar vermiş ise deYargıtay 22. Hukuk Dairesince, davalı Şirketin fesih bildiriminde belirttiğihususları duyuru şeklinde işyerindeki tüm çalışanlarına bildirdiği, bu duyuruneticesinde de Şirketin İstanbul ünitesinde çalışmayı kabul edip orada işebaşlayan işçilerin olduğu, başvurucuların ise iş teklifine müracaatetmedikleri, davalı işverenin işletmesel bir kararaldığı ve bu kararın istihdam fazlası meydana getirdiği, davalının kararıtutarlı bir şekilde uyguladığı ve feshe son çare olarak başvurduğu, dolayısıylafesihlerin geçerli bir sebebe dayandığı belirtilerek davaların reddine kararverilmiştir.
70. Tebliğ kelimesi bildirme, duyurma, anlatma, haber vermeanlamlarına gelmektedir. Hukuki bir terim olarak tebliğ, hukuki sonuç doğurmayaelverişli bir hususun muhatabına bildirilmesi işlemidir. Tebliğ, konusuna göreilgili mevzuatta resmî ya da özel yöntemlerle ve biçimsel olarak da yazılı veyailan yöntemiyle ya da posta veya iletişim araçları yolu ile yapılması gerekenusul işlemi olarak düzenlenmiştir. Tebliğ, muhataba ulaştırılış şekline göre dedoğrudan doğruya tebliğ ve vasıtalı tebliğ olarak ikiye ayrılmaktadır. Tebliğinhukuken geçerli kabul edilebilmesi için ilgili mevzuatta öngörülen yöntemeuygun olarak yerine getirilmesi gerekmektedir. İncelenen uyuşmazlık için, 4857sayılı Kanun’un 22. maddesinde “İşveren, ...çalışma koşullarında esaslı bir değişikliği ancak,durumu işçiye yazılı olarak bildirmek suretiyle yapabilir.” denilmeksuretiyle tebliğin yöntemi bakımından işçiyimuhatap alan “yazılı bildirim” esasıbenimsenmiştir. Anılan cümlenin devamında “buşekle uygun olarak yapılmayan ... değişikliklerişçiyi bağlamaz.” denilerek belirlenen tebligat yöntemi, maddededüzenlenen işçi haklarının kanuni güvencesi olarak düzenlenmiştir.
71. Davalı işverenin temyizi üzerine Yargıtay 22. Hukuk Dairesitarafından başka bir araştırma yapılmadan ve dosyadaki aynı delillerdeğerlendirilmek suretiyle İlk Derece Mahkemelerince verilen kararlar ortadankaldırılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların,tebliğin kanuna uygun yapılmadığına yönelik iddiasına karşılık Yargıtay 22.Hukuk Dairesince 4857 sayılı Kanun’un 22. maddesinin ilk cümlesindeki “İşveren....çalışmakoşullarında esaslı bir değişikliği ancak durumu işçiye yazılı olarak bildirmeksuretiyle yapabilir....” şeklindeki hükmün yorumlanması ve yazılıbildirimin şekli konusunda açıklama yapılmamış; ayrıca emsal dosyalarda alınanve davalı işverenin mali durumunu gösteren bilirkişi raporlarının hangigerekçeyle dikkate alınmadığı, başvurucuların iş akitlerine son verilmesindensonra iş yerine yeni işçi alınıp alınmadığı konusunda dosyaya sunulan bilirkişiraporlarındaki verilerin değerlendirilmediği, aynı konuda beyanda bulunantanıkların ifadelerinin tartışılmadığı anlaşılmıştır. Bu durum, başvurucularınadil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğisonucunu doğurmaktadır.
72. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
73. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
74. Başvurucular yoksun kaldıkları aylık ücretleri ve yaptıklarıyargılama giderlerine karşılık tazminat talebinde bulunmuşlardır.
75. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
76. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkınınihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmaküzere Yargıtay 22. Hukuk Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
77. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Yargıtay 22. Hukuk Dairesinegönderilmesine karar verildiğinden Yargıtay 22. Hukuk Dairesincedeğerlendirilebilecek olan başvurucuların tazminat taleplerinin reddine kararverilmesi gerekir.
78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen yargılama gideri olarak198,35 TL harcın birinci başvurucuya, 206,10 TL harcın diğer başvuruculara ayrıayrı, 1.800 TL vekâlet ücretinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Nihai kararın Yargıtay tarafından verilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzereYargıtay 22. Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. Yargılama gideri olarak 198,35 TL harcın birinci başvurucuya,206,10 TL harcın diğer başvuruculara AYRI AYRI, 1.800 TL vekâlet ücretininBAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
24/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.