TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
LÜTFİ KARACA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6808)
Karar Tarihi: 4/2/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Lütfi KARACA
Vekili
:
Av. Ahmet Teyit KEŞLİ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 20/7/1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanunuuyarınca tahsis edilen taşınmazın tahsis kararının geri alınması işlemine karşıİstanbul 5. İdare Mahkemesinde açılan iptal davasının kabul edilmesi üzerineİstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından tahsis edilen yeni taşınmazındeğerinin daha az olduğu gerekçesiyle İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan tamyargı davasının reddedilmesi ve bu davanın makul sürede sonuçlanmamasınedenleriyle mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru26/8/2013 tarihinde İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 29/11/2013 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 20/2/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş3/3/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 18/3/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Alibeyköy Belediye Başkanlığınca İstanbul ili Eyüp ilçesiAlibeyköy geçici 151 ada 10 parsel (sonradan 220 ada 10 parsel) sayılıtaşınmaz, 775 sayılı Kanun uyarınca 1973 yılında başvurucuya tahsis edilmiştir.
9. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığının tahsis işleminiiptal etmesi üzerine başvurucu bu idari işleme karşı İstanbul 5. İdareMahkemesinde iptal davası açmıştır. Mahkemenin E.1993/50, K.1993/1596 sayılıkararı ile dava reddedilmiş, bu karar temyiz edilmiş, Danıştay AltıncıDairesinin 13/1/1995 tarihli ve E.1994/528, K.1995/177 sayılı kararı ile hükmünbozulmasına karar verilmiştir.
10. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve 17/10/1996 tarihli veE.1996/73, K.1996/1237 sayılı kararında "Uyuşmazlıkta,davacıya 775 sayılı Kanun uyarınca yapılan tahsisin geri alınmasını gerektirenkoşulların kanıtlanamaması karşısında, mümkün ise aynı yerin mümkün bulunmamasıhalinde ise başka bir taşınmazın tahsisi suretiyle işlem tesisinin gerekmesinekarşın davacının 775 sayılı Kanundan doğan hakkını ortadan kaldıracak biçimdeişlem tesisinde hukuka uyarlık görülmemiştir." gerekçeleriyledavanın kabulüne ve davacıya yapılan arsa tahsisi işleminin geri alınmasıişleminin iptaline karar vermiştir.
11. Temyiz edilen karar, Danıştay Altıncı DairesininE.1997/1059, K.1998/64 sayılı kararı ile onanmıştır.
12. Büyükşehir Belediyesi, önceki taşınmazın bir kooperatifetahsis edilmiş olması nedeniyle 9/3/2004 tarihinde başvurucuya bu defa öncekitaşınmazın yerine, İstanbul ili Eyüp ilçesi EmniyettepeMahallesi'nde bulunan 571 ada 5 parsel sayılı taşınmazı tahsis etmiştir.
13. Başvurucu, tahsis edilen taşınmazların eş değer olupolmadıklarının tespiti amacıyla Eyüp 1. Sulh Hukuk Mahkemesinden 11/5/2006tarihinde delil tespiti talebinde bulunmuş; Mahkemenin 2006/94 Değişik İşsayılı dosyasına sunulan 8/6/2006 tarihli bilirkişi raporunda, Alibeyköy 220ada 19 parsel sayılı taşınmazın Emniyettepe Mahallesi571 ada 5 parsel sayılı taşınmaza göre 5 kat daha değerli olduğunun tespitedildiği bildirilmiştir.
14. Başvurucu 25/1/2007 tarihinde Büyükşehir Belediyesinebaşvurarak eş değer bir arsa verilmesini veya tahsis edilen iki taşınmazarasındaki değer farkının ödenmesini talep etmiş; Büyükşehir Belediyesi19/2/2007 tarihli yazı ile talebi reddetmiştir.
15. Başvurucu 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesindetam yargı davası açmış; Mahkeme, 5/12/2007 tarihli ve E.2007/730, K.2007/2501sayılı kararı ile davanın reddine karar vermiştir.
16. Bu karar temyiz edilmiş, Danıştay Altıncı Dairesinin3/12/2010 tarihli ve E.2009/184, K.2010/10573 sayılı ilamıyla "Temyize konu Mahkeme kararında, 'Dosyanınincelenmesinden, ...' kısmınının eksik yazılmışolması nedeniyle yukarıda yer alan usul kurallarına aykırılık bulunduğuaçıktır. Bu itibarla, belirtilen eksikliğin tamamlanması gerektiğinden İdareMahkemesinin kararında usul hükümlerine uyarlık görülmemiştir."gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
17. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme,15/4/2011 tarihli ve E.2011/620, K.2011/402 sayılı kararı ile davanın reddine,55,90 TL tutarındaki yargılama giderleri ile 128,90 TL tutarındaki temyizyargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına ve 9.900 TL tutarındakiavukatlık ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine karar vermiştir.Karar gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Davacı daha önceki mahkeme kararınarağmen idarenin kendisine eşdeğer bir yer vermeyerek zarara uğramasına nedenolduğunu ileri sürmüş ise de yeniden tahsis edilen taşınmaz ile eski taşınmazarasında konum, büyüklük ve değer yönünden bir fark bulunduğunun iddia edilmesive bunun kanıtlanması halinde bu durumun aradaki farkın tazminini gerektirenbir tazmin nedeni olmayıp sonraki tahsisin iptalini gerektirecek bir nedenolduğu açıktır. Dolayısıyla hak sahibinin sonraki tahsis kararının hukukaaykırı olduğu iddiasıyla iptali için dava açabilecekken bu yola başvurmadığınagöre doğduğu kanıtlanmamış bir zararın varlığından bahisle tazmini istemiyleaçılan davada hukuka uyarlık görülmemiştir."
18. Temyiz edilen karar, Danıştay OndördüncüDairesinin 25/4/2012 tarihli ve E.2011/14729, K.2012/3042 sayılı ilamı ileonanmıştır.
19. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 9/7/2013tarihli ve E.2012/10312, K.2013/5520 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
20. Nihai karar başvurucu vekiline 29/7/2013 tarihinde tebliğedilmiştir.
21. Başvurucu 26/8/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
22. 775 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:
“Belediyelerin mülkiyetinde bulunan ve bundan sonra bu kanuna göremülkiyetine geçecek olan arazi ve arsalardan, belediye meclisi kararı ile belliedilip, Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca uygun görülenler, bu kanun hükümleridairesinde konut yapımına ayrılır.
...”
23. 775 sayılı Kanun’un 25. maddesi şöyledir:
“7 nci maddegereğince tesbit olunan önleme bölgelerindekiarsalar, öncelikle gecekonduların ıslahı ve tasfiyesi sebepleriyle açıktakalacaklara ve diğer konutsuz vatandaşlara verilir.
Bu arsalardan, ıslah ve tasfiye bölgelerindebulunan diğer yapı sahiplerinden yapısının tasfiyesini istiyenlerde faydalanabilirler.
Her ne sebeple olursa olsun, bu kanunhükümlerince arsa tahsis edilecek kimselerin, yoksul veya dar gelirli olması,kendisinin veya eşinin veya ergin olmıyan çocuğununherhangi bir belediye sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya her hangi bir yerde bir ev veya apartmanın ayrı birdairesine karşılık olan payına sahip bulunmaması şarttır.
Kimlerin yoksul ve dar gelirli sayılacağı,kendisine arsa tahsis edileceklerin öncelik sırası ve yukarda sözü geçen diğerhususların esasları yönetmelikte belirtilir."
24. 775 sayılı Kanun’un 26. maddesi şöyledir:
"25 inci maddede sözü geçen arsalaryönetmelikte belirtilen şekil ve esaslar dahilinde ve tespit olunacakbedellerle kendilerine arsa verilmesi gerekenlere dağıtılır.
Arsa ve binaların halihazır durumları ileşahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına tahsis veya satışları valiliklerincetespit ve Toplu Konut İdaresi Başkanlığınca onaylanan emsal bedel üzerindenyapılır.
Binalar ve konutlar, valiliklerin teklifiüzerine, bu bedelin yüzde yirmibeşi (% 25) peşin olarak yatırılmak ve vade farkı alınmak kaydıylataksitle de satılabilir.
Şahıslara veya kamu kurum ve kuruluşlarına,arsaların ve binaların satış veya tahsisine dair esaslar Toplu Konut İdaresiBaşkanlığınca hazırlanacak yönetmelikle belirlenir."
25. 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin(4) numaralı fıkrasına eklenen ve 30/4/2013 tarihi itibarıyla yürürlüğe girencümle şöyledir:
“Ancak, tam yargı davalarında davadilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizinnihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzereartırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevapverilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”
26. 2577 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 14.maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5) numaralı fıkrası,49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 4/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu;
i. 775 sayılı Kanun uyarınca kendisine tahsis edilentaşınmaza yönelik olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesince tahsis işleminingeri alınması üzerine açtığı davanın kabul edilerek tahsis işleminin gerialınmasına ilişkin idari işlemin iptal edildiğini, bunun üzerine Büyükşehir Belediyesinceyeniden başka bir taşınmazın tahsis edildiğini ancak tahsis edilen yenitaşınmazın değerinin daha önce tahsis edilen taşınmaza göre daha az olduğunu,bu nedenle Mahkeme kararına rağmen eş değer bir arsa tahsis edilmeyerek yapılantahsis işlemi yüzünden uğradığı 100.000 TL tutarındaki zararının giderilmesiiçin açtığı davanın İstanbul 8. İdare Mahkemesince reddedilmesi nedeniylemülkiyet hakkının ihlal edildiğini,
ii. Mahkeme kararının temyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesince verilen onama ve karar düzeltmeilamlarında yeterli gerekçe bulunmadığını,
iii. Danıştayca verilen diğerkararlarda gerekçe bulunmasına rağmen bu onama ve karar düzeltme ilamlarındayeterli gerekçeye yer verilmemesi nedeniyle eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini,
iv. Mahkemenin davanın reddine ilişkin kararı ile aleyhine9.900 TL vekâlet ücretine hükmedilerek mülkiyet hakkının ve hak aramahürriyetinin ihlal edildiğini,
v. Mahkemece keşif talebinin reddedildiğini ve delillerinindeğerlendirilmeyerek keyfî biçimde karar verildiğini,
vi. Ayrıca yargılamanın makul bir süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 10., 35., 36. ve 40. maddelerininihlal edildiğini ileri sürmüş; yeniden yargılama, maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki tavsifi ile bağlı değildir (TahirCanan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet veadil yargılanma haklarının ihlali iddiaları yanında ayrıca eşitlik ilkesininihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Somut olayda başvurucunun bu yöndekiiddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtlar ortaya koyamadığı, somutolayda onama ve karar düzeltme ilamlarında yeterli gerekçe bulunmamasınayönelik başvurucunun iddiasının esas itibarıyla gerekçeli karar hakkının ihlalişikâyetine, dolayısıyla adil yargılanma hakkına ilişkin olduğudeğerlendirilmiştir.
30. Başvurucunun belirtilen diğer ihlal iddiaları da mülkiyet veadil yargılanma hakları kapsamında incelenmiştir.
a. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu kendisine tahsis edilen Eyüp ilçesi Alibeyköy 220ada 10 parsel sayılı taşınmazın tahsis kararının geri alınması işlemine karşıaçtığı davanın kabulü üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesince bu defa Eyüpİlçesi Emniyettepe Mahallesi 571 ada 5 parsel sayılıtaşınmazın kendisine tahsis edildiğini ancak bu taşınmazın daha önce tahsisedilen taşınmazdan beş kat daha az değerli olduğunu, dolayısıyla daha öncetahsis edilen ile eş değer nitelikte bir taşınmaz tahsis edilmediğini, bunedenle uğradığı zararın tazmininine dair açtığıdavanın ise İstanbul 8. İdare Mahkemesince reddedildiğini belirterek mülkiyethakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüş yazısında tam yargı davasının reddine dairkararda başvurucunun tahsisin iptaline ilişkin olarak iptal davasıaçabileceğinin vurgulandığı, başvurucunun mülkiyet hakkı ihlali iddiasınayönelik başvurabileceği yargısal yolların mevcut olduğu, ancak başvurucununkararda işaret edildiği üzere iptal davası açtığına ilişkin herhangi birbilginin bulunmadığı belirtilerek karar verilirken bu hususların gözetilmesigerektiği bildirilmiştir.
33. Başvurucu ise cevap dilekçesinde, iptal davası açabileceğigibi doğrudan doğruya tam yargı davası da açabileceğini, yasa ile öngörülen buseçimlik hakkının Mahkemece kısıtlanmasının hukukun en temel ilkelerine aykırıolduğunu ifade etmiştir.
34. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,öncelikle böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).
35. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alanmülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Birkişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyethakkı güvencesinden yararlanabilir (KemalYeler ve Ali Arslan Çelebi,§§36, 37).
36. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icraedilebilir bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüneveya başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı biryargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (İbrahim Mete, B. No: 2013/2495, 8/9/2015,§ 31).
37. Dolayısıyla Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma kapsamındaolan meşru beklentiye dayalı mülkiyet hakkının tespiti, mevcut hukuk sistemindeiddia edilen mülkiyet iddiasının tanınmasına bağlı olup bu tanıma ise mevzuathükümleri ve yargı kararları ile yapılabilecektir (Üçgen Nakliyat Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2013/845,20/11/2014, § 37).
38. Somut olayda başvurucuya tahsis edilen her iki taşınmaz daİstanbul Büyükşehir Belediyesinin mülkiyetinde bulunan taşınmazlardır.Dolayısıyla anılan taşınmazlar yönünden başvurucunun mevcut bir "mülk"ünün varlığından söz edilemez. MülkiyetiBüyükşehir Belediyesine ait olan Eyüp ilçesi Alibeyköy 220 ada 10 parsel sayılıtaşınmaz başvurucuya 775 sayılı Kanun kapsamında tahsis edilmiş ancak konutyapılmadığı gerekçesiyle Büyükşehir Belediyesince tahsis kararı gerialınmıştır. Ancak başvurucunun İstanbul 5. İdare Mahkemesinde tahsisin gerialınması işleminin iptali istemiyle açtığı davada Mahkemece, aynı taşınmazınveya mümkün değilse başka bir taşınmazın başvurucuya tahsisi gerektiğibelirterek işlemin iptaline karar verilmiştir. Bu durumda başvurucunun Mahkemekararına dayalı olarak aynı taşınmazın veya başka bir taşınmazın kendisinetahsis edileceğine dair "meşru beklentisi" bulunmaktadır.Başvurucunun Mahkemece verilen iptal kararının uygulanmasını talep etmesiüzerine kararın yerine getirilmesi kapsamında başvurucuya, BüyükşehirBelediyesince 9/3/2004 tarihinde Eyüp ilçesi EmniyettepeMahallesi 571 ada 5 parsel sayılı taşınmaz tahsis edilmiştir.
39. 775 sayılı Kanun'un 2. maddesinde gecekondu, imar ve yapıişlerini düzenleyen mevzuata ve genel hükümlere bağlı kalınmaksızın kendisineait olmayan arazi veya arsalar üzerinde sahibinin rızası alınmadan yapılanizinsiz yapılar olarak tanımlanmıştır. 775 sayılı Kanun, gecekonduların ıslahı,tasfiyesi, yeniden gecekondu yapımının önlenmesi ve bu amaçlarla alınmasıgereken tedbirleri düzenlemeyi kapsamaktadır. Bu Kanun ile gecekondularıntasfiye edilmesi ve yeniden gecekondulaşmanın önlenmesi için Hazineye vevakıflara ait iken Belediyeye devredilen taşınmazlar ile Belediyece yapılacakkamulaştırmalar sonucu edinilen taşınmazların belirli koşullar dâhilinde haksahiplerine dağıtılması ve dağıtılan arsalar üzerinde bu defa imar mevzuatınauygun yeni konut yapımının sağlanması amaçlanmıştır.
40. Gecekondu ıslah bölgelerine ilişkin projeler, hızlışehirleşmenin getirdiği sorunların çözümü için düzenli ve etkin yerleşmepolitikalarını gerçekleştirmenin aracı olmuştur. Büyük boyutlara ulaşangecekondulaşmanın sosyal bir sorun hâline geldiği ülkemizde çağdaş şehircilikanlayışı içinde bu sorunun çözüme kavuşturulması hedeflenmiştir. Gecekondularınıslahı, tasfiyesi ya da yeniden yapımının önlenmesi amacı, uzun süreli birplanlamayı gerekli kılar (AYM, E.1992/22, K.1992/40, 17/6/1992).775 sayılıKanun'da belirtilen kamulaştırma veya kamuya ait arsalarının devri gibiyollarla Belediyelerce edinilen arsaların dağıtılması sonrasında koşulları uyankişilerle dağıtım yapan kamu kuruluşu arasındaki hukuksal işlemlerin uzunyıllara yayılması ve karmaşıklığı nedeniyle tahsis edilen taşınmaz malın eskitahsis sahibine geri verilmemesinde meşru bir amacın ve kamu yararının mevcutolduğu anlaşılmaktadır.
41. Nitekim somut olayda da tahsis işleminin geri alınmasınailişkin işleme karşı açılan iptal davasında İstanbul 5. İdare Mahkemesi "aynı veya mümkün olmadığı takdirde başka bir taşınmazın"başvurucuya tahsis edilmesi gerektiğine karar vermiş, Büyükşehir Belediyesi dedaha önce başvurucuya tahsis edilen taşınmazın aradan geçen süre içinde üçüncükişilere tahsis edilmesi nedeniyle başvurucuya farklı bir taşınmazı tahsisetmiştir (bkz. § 12).
42. Başvurucu ise önceki taşınmaz ile eş değer bir taşınmaztahsis edilmediği iddiasıyla bu tahsis işleminin hukuka aykırı olduğunu ilerisürmektedir. Ancak başvurucu yeniden yapılan tahsis işlemine karşı davaaçmamış, Büyükşehir Belediyesince daha önce tahsis edilen taşınmaz ile eş değernitelikte bir taşınmaz tahsis edilmediği gerekçesine dayalı olarak zararauğradığı iddiasıyla İstanbul 8. İdare Mahkemesinde tam yargı davası açmıştır.Kural olarak 2577 sayılı sayılı Kanun'un 12. maddesine göre ilgililer haklarınıihlal eden bir idari işlem dolayısıyla doğrudan doğruya tam yargı davası veyaiptal ve tam yargı davalarını birlikte açabileceklerdir. Ancak başvuru konusuolayda Mahkeme, taşınmazın eş değer nitelikte olmaması hâlinde bu durumunaradaki farkın tazminini gerektiren bir neden olmayıp sonraki tahsisin iptalinigerektirecek bir sebep olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş; temyizedilen karar Danıştay tarafından onanmış, karar düzeltme istemi de reddedilerekhüküm kesinleşmiştir (bkz. §§ 17-19).
43. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"... Başvuruda bulunabilmek için olağankanun yollarının tüketilmiş olması şarttır."
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında bireysel başvuruda bulunulmadanönce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanundaöngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derecemahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunuzorunlu kılar (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20; Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 26).
46. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuruyolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansısunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkilibaşvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarınıtüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kuralariayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır.Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının varlığınındeğil, aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun kişiselkoşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenlebaşvurucunun, kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasındabeklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleridikkate alınarak incelenmesi gerekir (S.S.A.,B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42;benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.İlhan/Türkiye, B. No: 22277/93, 27/7/2000, §§ 56-64).
47. 775 sayılı Kanun'un yukarıda izah edilen amacı (bkz. §§ 45,46) ve bu amaç doğrultusunda Belediyenin gecekondulaşma ile mücadele kapsamındamülkiyeti kendisine ait taşınmazları konut yapımı için kişilere yasadabelirtilen koşullarla tahsis ettiği ve kişilerin de ancak bu tahsis amacıdoğrultusunda ve belirli sınırlamalar dâhilinde bu taşınmazlarıkullanabildikleri, dolayısıyla somut olay bakımından tam karşılığı ödenmiş birmevcut mülkün söz konusu olmayıp belirli koşullar dâhilinde sosyal amaçlarlakonut yapılması için bir arsa tahsisinin söz konusu olduğu ve BüyükşehirBelediyesince Mahkeme kararının yerine getirilmesi kapsamında başvurucuyayeniden bir tahsis işlemi de yapıldığı gözetildiğinde tahsis işleminin hukukaaykırılığı hâlinde idarenin tazminatla sorumlu tutulması yerine tahsiskararının iptalinin istenilmesi yoluyla daha etkin bir giderim sağlanabilir.
48. Bu durumda başvurucunun, eş değer nitelikte arsa tahsis edilmediğigerekçesine dayalı olarak zarara uğradığı iddiasıyla İstanbul 8. İdareMahkemesinde tam yargı davası açtığı ancak hukuka aykırı olduğunu düşündüğü vemülkiyet hakkının ihlaline sebebiyet verdiğini ileri sürdüğü tahsis işleminekarşı başvurucu tarafından bir iptal davası açılmadığı görülmektedir.Dolayısıyla başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiası ileilgili olarak tam yargı davası açma yoluna gidilmekle birlikte somut başvuruaçısından daha etkili giderim yolu olan iptal davası açma imkânıkullanılmaksızın bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır. Diğer birdeyişle ihlale neden olduğu ileri sürülen iddiaya ilişkin olarak idari veyargısal bütün yollara başvurulmadığından başvuru yolları usulüncetüketilmemiştir.
49. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlali iddiasınayönelik olarak başvuru yolları usulüne uygun şekilde tüketilmeden başvurukonusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
50. Başvurucu, tam yargı davasının reddine ilişkin İstanbul 8.İdare Mahkemesinin temyiz edilen kararının Danıştay tarafından gerekçesizşekilde onandığını ve karar düzeltme isteminin de gerekçe gösterilmeksizinreddedildiğini ileri sürmüştür.
51. Bakanlık görüş yazısında AİHM içtihatlarına göre temyizmahkemesinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunuya o gerekçeyi kararında kullanarak veya basit bir atıfla kararınayansıtmasının yeterli olduğu, somut olayda da Danıştay onama ilamında İlkDerece Mahkemesinin kararına atıfta bulunulduğu, karar düzeltme talebininreddine dair ilamda ise 2577 sayılı Kanun'un 54. maddesindeki sebeplerinbulunmadığının açıklanladığı belirtilerek buhususların Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulması gerektiğinin düşünüldüğübildirilmiştir.
52. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakibeyanlarını tekrar etmiştir.
53. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararlarıgerekçeli olarak yazılır.”
54. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
55. Temyiz mercilerinin kararlarının tamamen gerekçeli olmasızorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynıfikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıflakararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin birşekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derecemahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013,§ 57).
56. Somut olayda, başvurucunun açtığı davada İstanbul 8. İdareMahkemesince, başvurucunun iddiaları ve davalının savunması getirtilen bilgi vebelgeler ile birlikte değerlendirilmiş; yukarıdaki gerekçelerle ve temel olarakbaşvurucunun sonraki tahsis kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptaliiçin dava açabilecekken bu yola başvurmaması nedeniyle doğduğu kanıtlanmamışbir zararın varlığından bahisle tazmini istemiyle açılan davada hukuka uyarlıkbulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir (bkz. § 17). Kararıntemyizi üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesince,Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıf yapılarak ve bu gerekçe kabuledilerek hüküm onanmış ve karar düzeltme istemi de aynı Daire tarafından 2577sayılı Kanun'un 54. maddesinde yazılı nedenlerin bulunmadığı gerekçesiylereddedilmiştir (bkz. §§ 18, 19). Dolayısıyla Danıştay kararlarının gerekçesizolduğundan söz edilemez.
57. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Silahların Eşitliği veÇelişmeli Yargılama Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
58. Başvurucu, İstanbul 8. İdare Mahkemesince keşif talebininreddedilerek delillerinin incelenmediğini ileri sürmüştür.
59. Bakanlık bu konu ile ilgili olarak görüş bildirmemiştir.
60. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi, adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup bu hak adil yargılanma hakkının somut görünümlerindenbiridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığıbirçok kararında ilgili hükmü Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kayaİnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 25).
61. Taraflar arasında hakkaniyete uygun bir dengeninsağlanmasını amaçlayan silahların eşitliği ilkesi,mahkeme önünde sahip olunan hak ve yükümlülüklerbakımından taraflar arasında eşitliğin sağlanması ve bu dengenin yargılamanınher aşamasında korunmasını ifade etmekte olup bu usul güvencesi gereğinceuyuşmazlığın her iki tarafına da savunmasının temel dayanağı olan delillerisunma imkânı tanınmalıdır (Yüksel Hançer,B. No. 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
62. Adil yargılanma hakkının unsurlarından olan çelişmeliyargılama ilkesi ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma veyorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününeaktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece taraflarındinlenilmemesi, delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi yargılama faaliyetininhakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir (Ahmet Türko, B.No: 2013/5949, 12/3/2015, § 33). Çelişmeli yargılama ilkesi, silahlarıneşitliği ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlarniteliktedir. Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumundadavasını savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır.Çelişmeli yargılamanın medeni haklara ilişkin davalarda da kabul ediliyorolması, medeni bir hakka ilişkin yargılamada tarafların duruşmada hazırbulunması da dâhil olmak üzere yargılamanın bütününe aktif olarak katılmalarınıgerektirir (Tahir Gökatalay,B. No. 2013/1780, 20/3/2014, § 25).
63. Anayasa Mahkemesinin silahların eşitliği ve çelişmeliyargılama ilkeleri bağlamında yapacağı inceleme, başvuru konusu yargılamanınbütünlüğü içinde adil olup olmadığının değerlendirilmesidir (Yüksel Hançer, § 19).
64. Somut olayda başvurucu keşif talebinin reddedildiğini ilerisürmekteyse de, İstanbul 8. İdare Mahkemesince,sonraki tahsis kararının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla iptali için davaaçabilecekken bu yola başvurulmadığı gerekçesiyle, dolayısıyla esasa girilmedendavanın reddedildiği göz önünde bulundurulduğunda, somut davada Mahkemetarafından keşif yapılmasının, davanın reddine ilişkin değerlendirme bakımındanbir etkisinin olmayacağı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, delillerin ve keşif yapılıpyapılmamasının değerlendirilmesi kural olarak derece mahkemelerinin takdiryetkisi dâhilindedir.
65. Ayrıca başvurucunun iddiasının aksine Mahkemece resmîkurumlardan gerekli bilgi ve belgelerin getirtildiği, tarafların bilgi, beyanve belgeleri de dikkate alınarak karar gerekçesinde davanın niteliğine uygun vetalepleri karşılayacak değerlendirmeler yapıldığı ve yukarıdaki gerekçelerle(bkz. § 17) davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
66. Bu kapsamda başvurucunun yargılamanın sonucunu etkileyecekusule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmasının söz konusu olmadığı vebaşvuruya konu yargılama sürecine bir bütün olarak bakıldığında başvurucuyakarşı tarafça ileri sürülen veya dava dosyasına intikal eden dava malzemesineulaşma, bunları tetkik ile beyan ve itirazlarını ileri sürme imkânı verilerekyargılamaya aktif katılımının temin edildiği, sonuç olarak somut olaydasilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesine yönelik açık ve görünür birihlalin bulunmadığı anlaşılmaktadır.
67. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
d. Mahkemeye ErişimHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
68. Başvurucu, aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin mahkemeyeerişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.
69. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
e. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. İstanbul 5. İdareMahkemesinde Görülen İptal Davası Yönünden
70. Başvurucu, tapu tahsis belgesinin iptaline dair idari işlemekarşı açtığı davada yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığı gerekçesiyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
71. Bakanlık, İstanbul 5. İdare Mahkemesinde görülen davayailişkin şikâyet yönünden Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımındanbaşlangıcının 23/9/2012 tarihi olduğunu ve ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihani işlem ve kararların bireysel başvurunun konusuolabileceğini, somut olayda ise tahsis işleminin geri alınmasına yönelik iptaldavasının Danıştay Altıncı Dairesince hükmün onandığı 1996 yılında verilenkarar ile sonuçlandığını belirterek bu hususların Anayasa Mahkemesinindikkatine sunulması gerektiğini bildirmiştir.
72. Başvurucu cevap dilekçesinde konu hakkında beyandabulunmamıştır
73. 6216 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin (8) numaralıfıkrası şöyledir:
"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."
74. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup Mahkeme, ancak butarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireyselbaşvuruları inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan ve bubaşvuru şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkündeğildir.
75. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin birtarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmamasıhukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (ZaferÖztürk, B. No. 2012/51, 25/12/2012, § 18).
76. Somut olayda başvurucu, makul sürede yargılanma şikâyetineilişkin olarak tarafı olduğu idari yargı sürecinin başlangıç tarihini 1996 yılıolarak belirtmektedir. Ancak başvuru formu ve ekleri incelendiğindebaşvurucunun tarafı olduğu iki ayrı yargılama sürecinin mevcut olduğugörülmektedir. Başvurucunun tahsis kararının geri alınması işlemine karşıaçtığı İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 1993/50 esas sayılı iptal davasındaverilen karar Danıştayca 13/1/1995 tarihindebozulmuş, bozma ilamı üzerine verilen 17/10/1996 tarihli hüküm ise DanıştayAltıncı Dairesinin E.1997/1059, K.1998/64 sayılı kararı ile onanmış veBüyükşehir Belediyesince 9/3/2004 tarihinde başvurucuya yeniden tahsis işlemiyapılmıştır. Bu durumda kararın Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisidışında kalan 20/3/2012 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.
77. Açıklanan nedenlerden dolayı başvuru konusu İstanbul 5.İdare Mahkemesinin kararının 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşmiş olduğununanlaşılmasıyla başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin zaman bakımındanyetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
ii. İstanbul 8. İdareMahkemesinde Görülen Tam Yargı Davası Yönünden
78. Başvurucu ayrıca tapu tahsis belgesinin geri alınmasıişleminin iptali üzerine yeniden yapılan tahsis işlemi nedeniyle uğradığınıiddia ettiği zararın tazminine karşı açtığı davanın makul sürede sonuçlanmadığıgerekçesiyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
79. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
80. Başvurucu, aleyhine yüksek miktarda avukatlık ücretinehükmedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.
81. Bakanlık görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin daha öncevekâlet ücretine ilişkin bir başvuruyu mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelediği ve AİHM'in konuya ilişkin içtihatlarıdoğrultusunda başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabuledilemez bulduğu bildirilmiştir.
82. Başvurucu cevap dilekçesinde, asgari ücretin çok üzerindeolan bir vekâlet ücretine hükmedilmesinin dava açma hakkını ortadan kaldırdığınıifade etmiştir.
83. Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36.maddesi şöyledir:
"Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
..."
84. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önünetaşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasınıisteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyenveya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, mahkeme kararını önemli ölçüdeetkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
85. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına görekazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkememasraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkınamüdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksuntalepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru biramaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamuyararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adildengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememişolması gerekir (Özkan Şen,§§ 61, 62).
86. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara avukatlıkücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim hakkınayönelik bir sınırlama oluşturur. Böyle bir sınırlamanın meşru görülebilmesiiçin kamu yararı ile birey hakkı arasında makul bir dengenin gözetilmiş olmasıgerekir. Başvuru konusu olayda dava açıldıktan sonra 2/11/2011 tarihindeyayımlanarak yürürlüğe giren 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların,idarenin bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlartarafından takibi öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlıkücretine hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır. Gereksiz başvurularınönlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yeremeşgul edilmeksizin uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıylabaşvuruculara belli yükümlülükler öngörülebilir. Bu yükümlülüklerin kapsamınıbelirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülenyükümlülükler dava açmayı imkânsız hâle getirmedikçe ya da aşırı derecezorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.Dolayısıyla başvurucunun davayı kaybetmesi hâlinde kendisine yüklenecek olanavukatlık ücreti, bu çerçevede değerlendirilmelidir (Serkan Acar, §§ 38, 39).
87. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyanbaşvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlıkücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirlidava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeyebaşvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özelkoşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişimhakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (ÖzkanŞen, § 54).
88. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi vebenzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesindebelirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hakkazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veyaöngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bubelirsizliğin, talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluylaaşılması da 2577 sayılı Kanun gereği davanın açıldığı 16/4/2007 tarihiitibarıyla mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacının,tazminat talebine ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneğininolmadığı görülmektedir (Oğuzhan Kozacıoğlu, B. No: 2013/4513, 24/6/2015, § 45).
89. Başvuru konusu olayda da başvurucunun bu nedenle İstanbul 8.İdare Mahkemesinde açtığı davada, uğradığını iddia ettiği zararın tazminiamacıyla 100.000 TL maddi tazminat talebinde bulunduğu anlaşılmaktadır.Mahkeme, davayı reddettikten sonra başvurucunun reddedilen tazminat talebiüzerinden davalı idare lehine 9.900 TL nispi avukatlık ücreti ödemesine kararvermiştir.
90. Her ne kadar başvurucu tam yargı davası açmadan öncetazminat iddiasına konu her iki taşınmazın değerinin tespitini sulh hukukmahkemesinden talep etmiş ise de delil tespitine ilişkin başvurusunda SulhHukuk Mahkemesince alınan bilirkişi raporunda, bu taşınmazlar yönünden açık birdeğer gösterilmeyip salt karşılaştırma yapılarak öncesinde tahsis edilentaşınmazın beş kat daha değerli olduğu görüşünün belirtilmesiyle yetinildiğigörülmektedir. Kaldı ki başvurucunun taşınmazların değerlerini tam olarakbilebilecek bir ekspertiz veya uzman olmadığı ve delil tespitinde bir değerbelirlense dahi tam yargı davasında işin esasına girilmesi durumunda ancakkeşif ve uzman bilirkişi incelemesiyle ve mahkemece uygulanacak kriterlere göretazminat tutarının belirlenebileceği, dolayısıyla somut olay bakımındanbaşvurucunun açtığı tam yargı davasında talep edeceği tutarı tam olarak öncedenöngörebilmesinin mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.
91. Buna göre başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânınınolmaması nedeniyle hak kaybına uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu,davanın reddedilmesi sonrasında 9.900 TL avukatlık ücreti ödeme yükümlülüğüaltına girdiği anlaşılmaktadır.
92. Tam yargı davalarının konusu parayla ölçülebildiğinden butür davalarda nispi vekâlet ücretine hükmedilmektedir. Başvurucu aleyhineavukatlık ücreti ödenmesini öngören düzenlemenin tek başına mahkemeye erişimhakkını ihlal ettiği söylenemez. Bu düzenleme sonucu gerçekleşen müdahaleninölçülü olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Vekâlet ücretinin orantılılıkincelemesi yapılırken öngörülen miktarın ülke şartlarında ne anlam ifadeettiği, başvurucunun ödeme gücü ve davanın özel şartları gibi hususlar dikkatealınmalıdır.
93. Somut olayın koşulları bir bütün hâlindedeğerlendirildiğinde başvurucunun, dava açtığı sırada ıslah imkânının olmamasınedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılamasonucunda talep edilen ancak reddedilen tazminat talebi üzerinden 9.900 TLavukatlık ücretini davalı idareye ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Budurumda başvurucunun, ıslah imkânı olmadığından davanın açıldığı sırada yüksektazminat talebinde bulunduğu, buna göre yargılamanın sonucunda aleyhinehükmedilen avukatlık ücretinin ise ölçülü olmadığı, bu nedenle mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
94. Açıklanan nedenlerle yapılan müdahale ölçülü olmadığındanbaşvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede YargılamaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
95. Başvurucu tahsis işlemlerine ilişkin tarafı olduğu idariyargı sürecinin 1996 yılından beri devam ettiğini belirterek makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
96. Bakanlık görüş yazısında, daha önce benzer olayda görüşbildirildiğinden bu konuda yeniden görüş bildirilmesine gerek olmadığınıbelirtmiştir.
97. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan birhak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No:2012/1049, 26/3/2013, § 18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkanve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle vemümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa'nın 141. maddesinin de Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde dikkate alınması gerektiğiaçıktır (Güher Ergun ve diğerleri,§§ 38, 39).
98. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (Güher Ergun vediğerleri, §§ 41-45).
99. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncamedeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede kararabağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu hukuku” alanına dâhil olan ancaksonucu itibarıyla özel nitelikteki haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyiciolan uyuşmazlıkları konu alan davalar da Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesinin koruma kapsamına girmektedir. Bu anlamda belirtilendüzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiğiiddia edilen idari bir kararın iptali veya bu karar nedeniyle uğranılan zararıntazmini talebiyle açılan davalara da uygulanacaktır. Başvuruya konu davanıntahsis kararının geri alınması işlemi nedeniyle uğranılan zararın tazminiistemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görüldüğünden somut yargılamafaaliyetinin medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunakuşku yoktur (Selahattin Akyıl, B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
100. Başvurucu açmış olduğu iki davanın toplam yargılamasürecinin 1996 yılından beri devam ettiği gerekçesiyle makul süre şikâyetinidile getirmekle beraber zaman bakımından yetki bölümünde anlatıldığı gibibaşvurucunun 1993 yılında İstanbul 5. İdare Mahkemesinde açtığı iptal davasındaMahkeme 17/10/1996 tarihinde davayı kabul etmiş ve karar, Danıştay AltıncıDairesince 1998 yılında onanıp İstanbul Büyükşehir Belediyesince 9/3/2004tarihinde uygulanmak suretiyle kesinleştiğinden bu davada öne sürülenşikâyetler zaman bakımından yetki nedeniyle kabul edilmez bulunmuştur. Busebeple başvurucunun 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açtığıtam yargı davası makul süre şikâyeti yönünden incelenecektir.
101. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili ilişkin makul süredeğerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı kararabağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişledavanın ikame edildiği tarihtir (Güher Ergunve diğerleri, § 50). Ancak bazı özel durumlarda uyuşmazlığın ortayaçıktığı daha önceki bir tarih de başlangıç tarihi olarak kabuledilebilmektedir. Bu durum özellikle, yargısal süreç öncesinde ilgili idareyemüracaat edilmesinin söz konusu olduğu başvurular bakımından geçerlidir (Selahattin Akyıl, § 45). Somut başvuruaçısından bu tarih, başvurucunun Büyükşehir Belediyesine müracaat ettiği25/1/2007'dir.
102. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını dakapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52; Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Somutbaşvuru açısından bu tarih, İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen hükmünonanmasına dair ilama karşı yapılan karar düzeltme isteminin Danıştay Ondördüncü Dairesince reddedildiği 9/7/2013 tarihidir.
103. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesindeBüyükşehir Belediyesine 25/1/2007 tarihinde yapılan başvurunun reddedilmesiüzerine 16/4/2007 tarihinde İstanbul 8. İdare Mahkemesinde açılan vebaşvurucunun yeniden yapılan tahsis işlemi nedeniyle zarara uğradığı iddiasıylatazminat istemini konu alan davada Mahkemece, tarafların dilekçeleri vedelillerin toplanması sonucu 5/12/2007 tarihli kararla davanın reddine kararverildiği, temyiz üzerine Danıştay Ondördüncü Dairesinin3/12/2010 tarihli ilamı ile "kararıneksik yazıldığı" gerekçesiyle hükmün bozulduğu, bozma ilamıüzerine Mahkemece 15/4/2011 tarihli kararla davanın reddine karar verildiği,temyiz edilen kararın anılan Dairenin 25/4/2012 tarihli ilamı ile onandığı,karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin 9/7/2013 tarihli kararı ilereddedilerek İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği ve yargılamanın butarih itibarıyla sonlandığı görülmektedir.
104. Hukuk sistemimizde idari yargı alanında yer alanuyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama süresini aştığıyönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal kararında yerverilmiş olupözellikle idari yargı alanındaki yapısalsorunlar ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerindegeçirilen uzun yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğuanlaşılmaktadır. Bu kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamalarınmakul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvurukonusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’dayer alan usul hükümleri de dikkate alınarak makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (SelahattinAkyıl, §§ 54-60).
105. Başvuruya konu davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucununtutumunun yargılamanın uzamasına bir etkisi olduğunun tespit edilmediği,İstanbul 8. İdare Mahkemesince verilen 5/12/2007 tarihli ilk kararın DanıştayAltıncı Dairesinin3/12/2010 tarihli ilamı ile salt "kararın eksik yazıldığı" gerekçesiyle bozulduğuve yargılamanın özellikle bu nedenle uzadığı gözetildiğinde 2577 sayılıKanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir yargılama sürecine ilişkin somutbaşvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yönbulunmadığı, yaklaşık altı yıl beş ay süren yargılama sürecinde makul olmayanbir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
106. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa'nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
4. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
107. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
108. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
109. Başvuruda mahkemeye erişim ve makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
110. Başvurucunun yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olanmanevi zararları karşılığında başvurucuya makul sürede yargılanma hakkınınihlali nedeniyle net 5.000 TL ve mahkemeye erişim hakkının ihlali nedeniyle denet 4.000 TL olmak üzere toplam net 9.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
111. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvuruda mahkemeye erişim ve makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiği sonucuna varılmakla beraber başvurucutarafından ileri sürülen zarar ile tespit edilen ihlaller arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddinekarar verilmesi gerekir.
112. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. İstanbul 5. İdare Mahkemesinde görülen iptal davası yönündenmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
6. İstanbul 8. İdare Mahkemesinde görülen tam yargı davasıyönünden makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya mahkemeye erişim hakkının ihlaline ilişkin olaraknet 4.000 TL ve makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin olarak net5.000 TL olmak üzere toplam net 9.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminatailişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
4/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.