TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
LÜTFİ DEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2018/5385)
Karar Tarihi: 3/11/2020
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Kadir ÖZKAYA
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
M. Emin KUZ
Rıdvan GÜLEÇ
Yıldız SEFERİNOĞLU
Raportör
:
Murat BAŞPINAR
Başvurucu
:
Lütfi DEMİR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukukiolmaması, soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması, tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması ve tutukluluğailişkin karar veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmamasınedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; soruşturma aşamasında aramave elkoyma işlemlerinin yöntemince yapılmaması nedeniyle özel hayata ve ailehayatına saygı hakkının; bir kısım yaklaşımlar dolayısıyla masumiyetkarinesinin, gözaltındaki bazı uygulamalar nedeniyle de kötü muamele yasağınınve soruşturma/kovuşturma sürecindeki birtakım uygulamalar nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/2/2018 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlikincelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına ve adli yardım talebinin kabulünekarar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUlusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbeteşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülkegenelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusaltemellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardırfaaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanınolduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).
7. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelindedarbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasabile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının dabulunduğu çok sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafındansoruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara CumhuriyetBaşsavcılığınca -aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bineyakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıylabaşlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklamatedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).
8. Başvurucu son olarak Ceyhan hâkimi olarak görevyapmakta iken Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından 16/7/2016tarihli karar ile görevden uzaklaştırılmış ve 24/8/2016 tarihinde meslektençıkarılmıştır.
9. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıylagörevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündekiyazısı üzerine başvurucu, Ceyhan Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık)talimatıyla 18/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.
10. Başvurucu, 20/7/2016 tarihinde müdafii huzurundaBaşsavcılıkta ifade vermiş, ifadesinde özetle FETÖ/PDY ile bir ilgisininbulunmadığını savunmuştur. Başsavcılık aynı tarihte silahlı terör örgütüne üyeolma suçundan tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinesevk etmiştir.
11. Başvurucunun sorgusu Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğitarafından aynı tarihte yapılmış, başvurucunun müdafii de sorgu esnasında hazırbulunmuştur. Başvurucu ifadesinde özetle isnat edilen suçlamaları kabuletmediğini belirtmiştir. Başvurucunun müdafii, başvurucunun sabit ikamet sahibiolduğunu belirterek adli kontrol tedbiri uygulanmasını talep etmiştir.
12. Sorgu sonucunda başvurucunun anılan suçtantutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"...
Açıklanan nedenlerle ve Hakimler veSavcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/4 sayılı karanile 3. Dairesinin 16/7/2016 tarihli ve 2016/9052 sayılı karan ile elde edilendeli1ler, somut şüphe oluşturan olguların olması, müsnet suçun niteliği,öngörülen cezanın miktarı, atılı suçun 100/3-a-11 'de sayılan ve kaçma şüphesivar olduğu kabul edilen katalog suçlardan oluşu, öngörülen ceza miktarı iletutuklama tedbiri karşılaştırıldığında bu aşamada anayasanın 13. maddesindeifade olunan ölçülülük ilkesine uygun olacağı düşünülmesi, eylemin silahlı birterör örgütünün faaliyeti kapsamında işlenmiş olması, amaç ve yöntem olaraktemel hak ve özgürlüklerin sonlandırmak gayesini gütmesi, bu hali ile vehametarz etmesi, hali hazırda anayasal düzeni değiştirmeye yönelik eylemlerinsonlanmamış ve devam ediyor olması ile adli kontrol uygulanmasının bu aşamadayetersiz oluşu ile 2802 sayılı yasanın 94. maddesindeki suç üstü koşullarınında gerçekleştiği gözetilerek, 103/a maddesinde belirtilen ve tutuklama nedenivar sayılan katalog suçlardan olması, öngörülen ceza miktarının yüksekliğinedeniyle kaçma şüphelerinin bulunması, adli kontrol uygulanmasının yetersizkalacağının anlaşılması dikkate alınarak şüpheliler M.T., S.B., A.A., Z.A.,A.U., Lütfi Demir, F.Ü., R.A., Ö.U.nun üzerlerine atılı silahlı terör örgütüneüye olma suçundan 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun 94/1 maddesiyollaması ile CMK 100 ve devamı maddeleri uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA ...[karar verildi]."
13. Başsavcılık yetkisizlik kararı vererek dosyayıGaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.
14. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı 5/7/2017 tarihliiddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılmasıistemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde dava açmıştır. 15 Temmuz darbeteşebbüsüne ilişkin açıklamalarla birlikte FETÖ/PDY'ye ve ByLockprogramına ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede; FETÖ/PDY'ninhangi amaç ve saikle kurulduğuna, hangi alanlarda faaliyet gösterdiğine,hiyerarşik yapısına, hukuka aykırı hangi tür eylemlerde bulunduğuna ve buörgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin açıklamalar yer almıştır. Ayrıcabaşvurucunun gerek organik olarak gerekse örgütsel nitelikli eylemleribakımından FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer aldığı ileri sürülmüştür.İddianamede suçlamaya esas alınan olgular şöyle özetlenebilir:
i. Başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğugerekçesiyle HSYK'nın 24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiğibelirtilmiştir.
ii. FETÖ/PDY tarafından örgütsel ve kriptolu haberleşmemaksadıyla tasarlanan ByLock uygulamasını başvurucunun kullandığı ilerisürülmüştür.
iii. Başvurucu hakkında üniversite eğitimi dönemindeörgüte ait evlerde kalmak suretiyle örgütsel faaliyetlere katıldığı,hâkimlik/Cumhuriyet savcılığı meslek sınavlarına hazırlık için örgüt tarafındanoluşturulmuş -örgüte ait- evlerde kaldığı ve yine meslek stajını yapanadayların kalması için örgüt tarafından oluşturulmuş -örgüte ait- evlerdekaldığı ve böylece FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu yönünde tanıkbeyanlarının yer aldığı belirtilmiştir.
15. İddianamede başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkinolarak haklarında yapılan soruşturmalarda şüpheli sıfatıyla alınan tanıkbeyanlarının ilgili kısmı şöyledir:
- A.Y. ifadesinde "... Hatta fakültede bir üstdönemimiz olan Lütfi Demir isimli cemaat evinde kalan kişi beni seçimden öncearadı. Ben ağzını yoklayıp halen cemaat ile irtibatı olup olmadığın tespitederek bunu da bildirdim. Hatta N. ve C. isimli iki kişinin askeri hakimolduklarını, M.K., Lütfi Demir, G.A., M.E.K., M.S., S.T., E.G. ve V.K.nıncemaat evlerinde kaldığını hatırlıyorum. Ancak V.K. daha sonra bu kişiler iliilişkisin kesmişti. seçim döneminde de YBP'yi desteledi. Dediğim gibi oradadetaylı isim vermiştim. Bunları tanımamızın sebebi hem fakülteden sınıf arkadaşolmamız hem de o dönem kendilerinde herhangi bir tehlike görmedikleri içinrahatça kendilerin belli etmeleri ve saklamamalarıdır" şeklindebeyanda bulunmuştur.
- K.A. ifadesinde "Bir gün A. isimli şahıs beniaradı. Bana hakim savcılık sınavlarına çalışmak için Ankara'da bir evayarladıklarını eşyalarımı alıp oraya gitmemi söyledi. Ben de kabul ettim veeşyalarımı alarak 2010 yılı Eylül ya da Ekim ayında Ankara'ya gittim, A. isimlişahsın yönlendirmesi ile Ankara'da Akköprü metro girişine yakın bir yerde Ö.isimli bir şahıs ile buluştum. Bu şahıs beni plakasını ve modelinihatırlamadığım bir araç ile Keçiören ilçesi Hacıkadın mahallesinde açıkadresini hatırlamadığım bir eve götürdü. Bu evi Keçiören'e gitmiş olsambulurum, ancak apartman ismini ve numarasını hatırlamıyorum. Gittiğimiz bu evdebenimle birlikte 7 kişi vardı. Bu kişiler, H.A., A.Y., Lütfi isimli şahıs, G.A.,N. isimli şahıs, M.K. isimli şahıslardı. Lütfi isimli şahsın soy ismini şu andahatırlamıyorum memleketinin Erzurum ili Oltu ilçesi olduğunu biliyorum. AntalyaAkdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu olduğunu biliyorum. 14. Dönem hakimadayı olduğunu biliyorum, nereye atandığın ve nerelerde görev yaptığınıbilmiyorum, çalışma evinden sonra görüşmedik. Görsem teşhis ederim. 2011 yılıNisan ayındaki sınavı kazandıktan sonra da staja başladığımız tarihe kadar yineaynı evde yukarıda A.Y., G.A. ve Lütfi isimli şahıs ile birlikte kaldık.Mülakat döneminde de bu şahıslar ile aynı evde kalmıştık, bu evde kaldığımızsüre içerisinde Ö. isimli şahıs bizimle ilgilenmeye devam etmişti. Mülakatöncesi kaldığımız bu eve daha önceden hiç görmediğim isimlerini ve açıkkimliklerini bilmediğim üç şahıs geldi, bu şahıslar o dönem 35-40 yaşlarındaidiler, bize hakim olduklarını söylediler. İsimlerini ve nerede görevyaptıklarını söylemediler. Bu şahıslar gelmeden önce Ö. isimli şahıs bize evebirilerinin geleceğini onlar gelmeden önce kıyafetlerimizi hazırlamamızısöylemişti. Bu şahıslar gelince biz odalarda kıyafetlerimizi giydik, buşahıslar evin salonunda bir masanın arkasına üçü oturdu, sırayla bize mülakatsınavı yapar gibi prova yaptılar. Bana daha rahat olmam gerektiğini heyecanyapmamamı bildiğim soruları açıklamamı bilmediklerime hatırlamıyorum şeklindecevap vermem gerektiğini söylediler. Bu prova öncesi biz Ö. isimli şahıs koyurenkli siyah ya da lacivert takım elbise beyaz gömlek giymemiz gerektiğinisöylemişti. Prova yana şahıslar kıyafetimin uygun olduğunu söylemiştiler.Ayrıca prova yapan bu şahıslar bana mülakat öncesi referans bulmam gerektiğinireferansın etkili olduğunu söylediler. Ben de tavsiyeye uyarak çevremden vetanıdığım şahıslar aracılığı ile müsteşar yardımcısına ulaştık. Bu şekildereferansı buldum. Bu mülakat sınavını evde bulunan A.Y., Lütfi isimli şahıs,G.A. ile birlikte kazandık" şeklinde beyanda bulunmuş ve avukathuzurunda başvurucuyu teşhis etmiştir.
- Gizli tanık G. ifadesinde ... sicil numaralı LütfiDemir'i işaret ederek "Bu kişinin cemaatten olduğunu biliyorum.M.A.O.E.ye ait staj evinde kalıyordu. Bunun bağıda zayıftır. Örneğin cemaatintalimatına aykırı olarak Cumaya giderdi." şeklinde beyandabulunmuştur.
16. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgularailişkin hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:
"... Toplumun dini duygularınıkullanarak ‘Himmet’ adı altında topladığı finans kaynaklarını istişare kurulu,ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insangücünü, örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp devletinkurumlarına sızmak ve bunun için yabancı ülkelerden bir takım kişi vekuruluşların desteğini alarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm anayasal kurumlanın(yasama, yürütme, yargı erklerini) ele geçirmek, aynı zamanda uluslararasıdüzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç haline gelmek ve siyasi/sosyalkonularda kendi düşünce ekseni etrafında bir kamuoyu oluşturmak, tüm toplumuhedef alıp kendi anlayışınca terbiye etmek, karar alıcıları ve politikacılarıetkilemek, ulusal ve uluslararası politikalara yön vermek amacıyla hareket edenFETÖ/PDY Silahla Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olan şüphelinin;
1) Örgütün gizli haberleşme programı olanBylock haberleşme programını kullanması,
2) Üniversite eğitimi döneminde örgüteait evlerde kalarak örgütsel faaliyetlere katılması,
3) Örgüt tarafından Hakimlik/CumhuriyetSavcılığı meslek sınavlarına hazırlık için oluşturulmuş örgüte ait evlerde kalması,
4) Örgüt tarafından Hakimlik/CumhuriyetSavcılığı meslek stajını yapan adayların kalması için oluşturulmuş örgüte aitevlerde kalması,
5) Örgüt üyesi olduğunu gösterir olay vedavranışlarına dair tanık beyanları ile tüm soruşturma kapsamında elde edilendeliller gözetildiğinde FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün üyesi olduğu anlaşıl[mıştır.]"
17. Gaziantep 10. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 13/7/2017tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/69 sayılı dosyaüzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.
18. Mahkeme 8/9/2017 tarihinde dosya üzerindeyaptığı inceleme neticesinde yetkisizlik kararı vererek dosyanın Adana AğırCeza Mahkemesine gönderilmesine ve başvurucunun tutukluluğunun devamına kararvermiştir.
19. Başvurucunun tutukluluk durumunu inceleyen Adana 11.Ağır Ceza Mahkemesi 18/1/2018 tarihinde tutukluluğunun devamına kararvermiştir.
20. Başvurucu; bu karara itiraz ettiğini ancak sonucununkendisine tebliğ edilmediğini, anılan karardan sonra da tutukluluk hâlinindevamına dair herhangi bir kararın tebliğ edilmediğini beyan etmiş ve 13/2/2018tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
21. Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesince 26/1/2018 tarihindekarşı yetkisizlik kararı verilerek dosyanın yetkili ve görevli mahkemeninbelirlenmesi için Yargıtay 5. Ceza Dairesi Başkanlığına gönderilmesine vebaşvurucunun tutukluluğunun devamına karar verilmiştir.
22. Yargıtay 5. Ceza Dairesi 7/3/2018 tarihli kararıylaMahkemenin 8/9/2017 tarihli yetkisizlik kararının kaldırılmasına kararvermiştir.
23. Yargılamaya Mahkemenin E.2018/128 sayılı dosyasıüzerinden devam edilmiştir. Başvurucunun 29/3/2018 tarihli tensip incelemesindetutukluluğunun da devamına karar verilmiştir.
24. Mahkemece 27/4/2018 tarihinde yapılan ilk duruşmadabaşvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu savunmasında özetle isnat edilensuçlamaları kabul etmediğini beyan etmiştir. Aynı duruşmada iddia makamınıntalebine de uygun olarak başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olmasuçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına kararverilmiştir. Başvurucu yapılan duruşma sonunda aynı tarihte tahliye deedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...
Sanık Lütfi Demir'in Ceyhan Hakimiolarak görev yaptığı sırada FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile irtibat veiltisakı sebebi ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu İkinci Dairesinin 16/7/2016tarih ve 2016/345 sayılı kararı ile görevden uzaklaştırıldığı, Hakimler SavcılarKurulu'nun 24/8/2016 tarih ve 2016/426 sayılı kararı ile meslektençıkarılmasına karar verildiği, sanığın yeniden inceleme talebinin HakimlerSavcılar Kurulu'nun 29/11/2016 tarih ve 2016/434 sayılı kararı ile reddedilipihraç kararının kesinleştiğinin anlaşıldığı, yukarıda yapılan açıklamalar vebelirtilen deliller ile birlikte sanığın durumu ele alındığında; sanığın örgütyapısının içerisinde yer aldığı, öte yandan 2014 yılının son ayına kadar bylockprogramını kullanmış olmasının da sanığın FETÖ/PDY örgütünün içerisinde yeralmaya devam ettiğini açıkça gösterdiği, tüm bu tespitler ve deliller nazaraalındığında sanığın meslek dönemi dahil FETÖ/PDY silahlı terör örgütününhiyerarşik yapısına dahil olup örgütle organik bağ kurduğu, sanığın süreklilik,çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunduğu, bylockprogramını da yukarıda bylock bölümünde belirtildiği üzere örgütsel faaliyetkapsamında yükleyip kullandığı, sanığın bu şekilde örgütle organik olarak bağkurarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk arz eden eylemlerde bulunduğununeldeki somut deliller ve tanıklar beyanları ile sabit olduğu, sanığın üzerineatılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunun sübuta erdiği, bu açıklamalarmuvacehesinde; örgütün gizli haberleşme programı olan bylocku 2014 yılının sonayına kadar kullanan, örgütün Hakim/Savcı çalışma ve staj evinde kalan sanığınFETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmak sureti ilesüreklilik, çeşitlik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerde bulunmaksuretiyle üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediğininsabit olduğu kanaatine varılmış ve bu suçtan dolayı cezalandırılması yolunagidilmiştir."
25. Başvurucunun hakkında verilen mahkûmiyet hükmünekarşı yaptığı istinaf başvurusu Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 3. CezaDairesinin 11/3/2019 tarihli kararıyla esastan reddedilmiştir.
26. Anılan hükme karşı temyiz yoluna başvurulmuş olupdava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla Yargıtayda derdesttir.
IV. İLGİLİ HUKUK
27. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel, B. No: 2017/632,23/1/2019, §§ 24-39; Mustafa Özterzi [GK], B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§33-48.
V. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 3/11/2020 tarihinde yapmış olduğutoplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddialar
1. GözaltınınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu; usul ve yasaya aykırı olarak gözaltıkararı verilmesinin hukuksuz olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
30. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. AnayasaMahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birhak arama yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
31. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltısüresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğuiddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıylaasıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeöngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukukyolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631,17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).
32. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesindebelirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılanbireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliğiile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.
33. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırıolarak gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. TutuklamanınHukuki Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları
34. Başvurucu; suç şüphesi ve bunu haklı kılan somut olguya da deliller olmamasına rağmen mesleğinden kaynaklanan güvencelere de riayetedilmeksizin yasal düzenlemelere aykırı olarak hakkında yetkisiz mahkemecegerekçesiz tutuklama kararı verildiğini, delilleri karartma tehlikesi ve kaçmaşüphesinin de somut olayda bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
35. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinsınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlıolarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
36. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği"kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının birincicümlesi şöyledir:
"Herkes, kişi hürriyeti vegüvenliğine sahiptir.
...
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veyadeğiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılanve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."
37. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukukiolmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıkapsamında incelenmesi gerekir.
i. UygulanabilirlikYönünden
38. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerinkullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:
" Savaş, seferberlik veyaolağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâledilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerinkullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasadaöngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.
Birinci fıkrada belirlenen durumlardada, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişininyaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayısuçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ilesaptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."
39. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerininuygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvurularıincelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklereilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstübir durumun bulunmasının ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruyakonu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumlabağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarıncayapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).
40. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen vetutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsününarkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği olduğu iddiasıdır.Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılanolaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:2016/49158, 26/7/2017, § 57).
41. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesikapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucununtutuklanmasının Anayasa'nın başta 13. ve 19. maddeleri olmak üzere ilgilimaddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin buaykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz vediğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).
ii. Kabul Edilebilirlik Yönünden
(1)Genel İlkeler
42. Genel ilkeler için bkz. Metin Evecen, B. No:2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52; Zafer Özer, B. No: 2016/65239,9/1/2020, §§ 38-45.
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
43. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasınınkanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbeteşebbüsü sonrasında hakkında yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terörörgütüne üye olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarıncatutuklanmıştır.
44. Diğer taraftan başvurucu 24/2/1983 tarihli ve 2802sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usuleilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayanmahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.
45. Anayasa Mahkemesi, Yıldırım Turan ([GK], B. No:2017/10536, 4/6/2020, §§ 102-147) kararında ilgili kanunlar çerçevesinde konuyuetraflıca değerlendirmiş ve Yargıtay içtihatlarına da değinerek terör örgütüneüye olma suçunun kişisel bir suç olduğunu, Yüksek Mahkeme üyelerinden farklıolarak hâkim ve Cumhuriyet savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevinegiren suçüstü hâli bulunmasa da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturmayürütülmesi için izin şartı bulunmadığını belirterek vergi mahkemesi üyesi(hâkim) olan başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının bulunduğu sonucunavarmıştır.
46. Somut olayda anılan karardan ayrılmayı gerektiren birdurum söz konusu değildir. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucununkanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarlabaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağıbulunmaktadır.
47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden öncetutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtibulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.
48. Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararındabaşvurucu hakkında kuvvetli suç şüphesinin varlığına ilişkin olarak dosyadasomut delillerin olduğu ifade edilmiştir. Buna ilişkin olarak yaşanan darbeteşebbüsü sonrasında HSYK'nın açığa alma kararının olduğu belirtilmiştir (bkz.§ 12).
49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede iseHSYK'nın meslekten çıkarılma kararına, başvurucunun Bylock uygulamasınınkullanıcısı olmasına ve FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somutolgu isnadı barındıran tanık anlatımlarına dayanılmıştır (bkz. §§ 14-16).
50. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasınınözellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı kullanmalarının veyakullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin soruşturmamakamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarakdeğerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§106, 267; M.T. [GK], 2018/10424, 4/6/2020). Buna göre soruşturmamakamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesiolmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının somutolayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarakkabul edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî birtutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Selçuk Özdemir, § 74, NeslihanAksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 57). Nitekim Anayasa Mahkemesi M.T.kararında Bylock ile ilgili içtihadını geliştirmiş ve sonuç olarakByLock uygulamasının oluşturulması, kullanım şekli ve yöntemi, içindekişifreleme teknikleri, program içindeki kullanıcı ve grup adlarının niteliği, buuygulama vasıtasıyla yapılan iletişimin içeriği gibi hususlarla ilgili olarakkolluk birimleri ve kamu makamları tarafından yapılan -ve yargı organlarınca dakabul edilen- tespitler, bu bağlamda ByLock'a ilişkin ulaşılan bilgi vebelgeler ile programın özelliklerinin FETÖ/PDY'nin örgütlenme biçimiyle neredeysetümüyle örtüşmesi, bir kısım ByLock kullanıcısının ifadeleri, söz konusuprogramı kullandığı tespit edilen kişilerin önemli bir bölümünün FETÖ/PDY ilebağlantılarının bulunduğuna işaret eden diğer olgu ve delillerin bulunması,kişilerin bu uygulamayı kullanıp kullanmadıklarının tam bir hukuki kesinlikiçinde belirlenmesine yönelik olarak yargı makamlarınca inceleme vearaştırmalar yapılması gibi olgular bir bütün olarak dikkate alındığında AydınYavuz ve diğerleri kararında ifade edilen değerlendirmelerden ve ulaşılansonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığını ifade etmiştir (ayrıntıiçin bkz. M.T., §§ 97-116).
51. Öte yandan soruşturma dosyasında, FETÖ/PDY üyesiolmakla suçlanan ve hâkim-savcı oldukları anlaşılan A.Y., K.A. ve gizli tanıkG. yürütülen soruşturmalar kapsamında verdikleri ifadelerde hâkim olarak görevyapmakta olan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmayamensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz. § 15).Tanıklar beyanlarında özetle başvurucunun öğrenciliğinde bu örgüte ait evlerdekaldığını, sonrasında da hâkim/savcılık sınavına örgütün çalışma evlerindehazırlandığını ve staj döneminde de yine örgüte ait evde kaldığını ifadeetmişlerdir. Bu itibarla anılan ifadelerin de başvurucu yönünden suç şüphesinidoğrulayan kuvvetli belirti olarak kabulünün mümkün olduğu söylenebilir.Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesiolmakla suçlanan bazı şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmaktaolan başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensupolduğuna yönelik anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayankuvvetli bir belirti olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir, § 75; benzeryöndeki karar için bkz. Metin Evecen, § 58).
52. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında soruşturmamercilerince, başvurucu hakkındaki FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğunadair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarının ve başvurucunun ByLockuygulaması kullanıcısı olmasının somut olayın koşullarına göre suçunişlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfîolduğu söylenemez. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayankuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.
53. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklamatedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Budeğerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardıedilmemelidir.
54. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veyadoğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkinsoruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi vesoruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki korumatedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ilebağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadanyararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesiihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuzve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir, §§ 78, 79).
55. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlıterör örgütüne üye olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlaröngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanundaöngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilensuçlar arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:2016/40170, 16/11/2017, § 148).
56. Somut olayda Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğincebaşvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlıterör örgütüne üye olma suçunun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına, suça ilişkinKanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına göre kaçma şüphesinin bulunmasına veadli kontrolün yetersiz kalacak olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 12).
57. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andakigenel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile CeyhanSulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birliktedeğerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelen tutuklamanedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.
58. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olupolmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tümözellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).
59. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamumakamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişihürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekildemücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekildeyorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; DevranDuran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılısoruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik,hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallıkatfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığındabu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşıkolduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).
60. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkatealındığında Ceyhan Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülenyaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarakbaşvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontroluygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 12) keyfî vetemelsiz olduğu söylenemez.
61. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanınhukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
62. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliğihakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 19.maddelerinde yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden,Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir incelemeyapılmasına gerek bulunmamaktadır.
3. SoruşturmaDosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
63. Başvurucu; tutuklanmasına dayanak teşkil edensoruşturma dosyası üzerinde gizlilik kararı bulunduğunu, dosyaya vetutuklanmasına neden olan esaslı delillere erişemediğini, bu nedenle tutuklamakararına etkili bir şekilde itirazda bulunamadığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
64. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının dahasonra kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda da herhangi bir bilgi veya belgebulunmamakla birlikte iddianamenin kabul edildiği 13/7/2017 itibarıylakısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarıncakendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır. Bireysel başvuruların başvuruyollarının tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalinöğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir.
65. Somut olayda iddianamenin kabul edildiği 13/7/2017tarihi itibarıyla kısıtlılık kanun gereği kendiliğinden sona ermiş ve dosyayaerişim imkânı sağlanmıştır. Buna göre soruşturma aşamasında verilen delillereerişimin kısıtlanması kararına ilişkin şikâyetler bakımından bireysel başvurudasüre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz.Alparslan Altan (2), B. No: 2018/22191, 9/5/2019, §§ 48-51).
66. Açıklanan gerekçelerle bireysel başvurunun bukısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
4. Sulh CezaHâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin İddia
a. Başvurucununİddiaları
67. Başvurucu; doğal hâkim ilkesine aykırı olarak kurulanyetkili ve görevli olmayan sulh ceza hâkimliklerince tutuklandığını, buhâkimliklerin bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
68. Sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim güvencesinisağlamadıklarına, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıklarına ve tutukluluğaitirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksunbırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğineilişkin iddialar Anayasa Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlardasulh ceza hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusuiddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (HikmetKopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No:2015/7231, 17/5/2016, §§ 64-78, 94-97). Somut başvuruda, aynı mahiyettekiiddialara ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
69. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
5. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme ÖnüneÇıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia
a. Başvurucunun İddiaları
70. Başvurucu; soruşturma süresince tüm tutuklulukincelemelerinin dosya üzerinden yapıldığını, bu incelemelerde duruşmayapılmadığını ve dinlenilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
b. Değerlendirme
71. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).
72. Anayasa Mahkemesi Salih Sönmez (B. No:2016/25431, 28/11/2018) kararında tutukluluk incelemelerinin duruşmasızyapılması ve/veya makul sürede hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikâyetiniincelemiştir. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun inceleme tarihiitibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmış olması hususunu nazara alarakverilecek bir ihlal kararının başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasınısağlamayacağını ve serbest kalması sonucunu doğurmayacağını belirtmiş, budurumda yalnızca kişinin uzun süre hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgilibir hak ihlalinin tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminatahükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna varmıştır (Salih Sönmez, §§166-177).
73. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda, bu türihlal iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuruyollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireyselbaşvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetinihaiz, etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru yollarınıntüketilmediği sonucuna varmıştır.
74. Somut olayda başvurucu tutuklandığı 20/7/2016tarihinden 1 yıl 9 ay 7 gün sonra 27/4/2018 tarihinde mahkeme önüne çıkmış veitirazlarını etkili bir biçimde ileri sürme fırsatına sahip olmuştur.Dolayısıyla somut başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren birdurum söz konusu değildir.
75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklulukincelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiasıile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Özel Hayatave Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
76. Başvurucu; usul ve yasaya aykırı bir şekilde arama veelkoyma kararları verildiğini, haksız olarak yapılan arama ve elkoyma işlemlerinedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
a. Arama Kararı Yönünden
77. Anayasa Mahkemesi Hülya Kar (B. No:2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma tedbirlerinin maddi hakları ihlalettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda yapılması gereken denetiminsınırlarını çizmiştir. Koruma tedbirine karar veren makamların tedbiruygulanmasının gerekliliğine dair daha iyi değerlendirme yapabilecek konumdaolmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Budoğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın kaçınılmaz olandanağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının ilk bakışta anlaşılacakkadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir değerlendirme yapılmasıgerektiği kabul edilmiştir (Hülya Kar, §§ 21-46).
78. Somut olayda soruşturma mercilerince verilmiş aramakararına dayanılarak başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapılmıştır.Başvurucu, bu tedbir nedeniyle özel hayatın gizliliği ve aile hayatına saygıhaklarının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin suçdelillerini elde etme amacıyla gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
79. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde AnayasaMahkemesi kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konukoruma tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suçşüphesi bulunan hâllerde uygulanmıştır. Söz konusu tedbir öngörülebilir vekesin bir hukuki düzenlemeye dayanmakta olup itirazlarını sorumlu makamlarönünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağı başvurucuya tanınmıştır.Bundan başka tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır. Korumatedbirinin durumun gerektirdiğinden daha uzun sürdüğü veya hedeflenen amacaulaşmak bakımından açıkça elverişsiz olduğu değerlendirilmemiştir.
80. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi,uygulanma tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan ağırolduğu veya koruma tedbirinin keyfî uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucuda bireysel başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.
81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. ElkoymaKararı Yönünden
82. Somut olayda başvurucunun dijital materyallerine 5271sayılı Kanun'un 134. maddesi kapsamında el konulmuştur. Bu elkoyma işlemininhukukiliği ve kesin sonuçları derece mahkemeleri tarafından yapılacak yargılamasonucunda ortaya çıkacaktır. Öte yandan el konulan dijital materyaller ve ceptelefonlarının incelenmesi tamamlandıktan sonra başvurucuya iade edilmesimümkün olacaktır. Son olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (j) bendinde "Eşyasına veya diğer malvarlığı değerlerine,koşulları oluşmadığı halde elkonulan veya korunması için gerekli tedbirleralınmayan ya da eşyası veya diğer malvarlığı değerleri amaç dışı kullanılanveya zamanında geri verilmeyen" kişilerin uğramış olduğu maddizararları isteyebileceği belirtilmiştir. Başvurucunun yargılama sonunda elkoymanedeniyle uğradığı zararları bu tazminat yoluna başvurmak suretiyle tazminedebilmesi de mümkün olacaktır. Öte yandan başvurucu, elkoyma kararına karşıitiraz yoluna başvurduğu yönünde bir iddia ve kanıt da sunmamıştır. Dolayısıylabaşvurunun hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizinyapıldığı anlaşılmaktadır.
83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
C. MasumiyetKarinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
84. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak hakkındasoruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu, peşinensuçlu kabul edildiğini ve bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafındanyapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukukitavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özününmasumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığındanbaşvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncüfıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.
86. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suçişlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabuledilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asılolduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunuispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olaraknitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz. Bu çerçevede masumiyetkarinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B.No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).
87. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı korumasağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınanifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenleAnayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyetkarinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerinkamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal Tercan [GK], B. No:2016/15637, 12/4/2018, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi sözkonusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası, bilginin gerekenbütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar (NihatÖzdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).
88. Somut olayda yürütülen soruşturmalar nedeniylemasumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurucunun doğrudankendisiyle ilgili bir haberden şikâyeti söz konusu değildir. Buna göreFETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalar yapılmasının ve bu soruşturmalarla ilgilihaber yapılmasının veya soruşturma başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tekbaşına masumiyet karinesine aykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13;benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Erdal Tercan, § 81; MustafaBaşer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; SüleymanBağrıyanık ve diğerleri, §§ 180, 181).
89. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyetkarinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açıkolduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
D. AdilYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
90. Başvurucu; gözaltına alındığı ilk andan itibarenkendi istediği avukatın yardımından faydalandırılmayarak savunma hakkınınkısıtlandığını, savunmasını hazırlamak için gerekli zaman ve kolaylıklardanfaydalandırılmadığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
91. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereğiAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§16, 17).
92. Somut olayda başvurucu, hakkında yargılama devamederken Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. AnayasaMahkemesince inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da başvurucu hakkındakidavanın temyiz incelemesi devam etmektedir. Başvurucunun hakkındaki soruşturmave yargılama süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarındaileri sürebilme ve ileri sürmüş ise şikâyetlerini bu aşamalarda inceletmeimkânı bulunmaktadır. Bu çerçevede başvurucu tarafından istinaf/temyizsüreçlerinin sonuçlanması beklenmeden ileri sürülen adil yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki şikâyetlerin bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür.
93. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
E. Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
94. Başvurucu, gözaltındaki bir kısım uygulamalarnedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
95. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğunailişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmayapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini vecezalandırılmasını sağlamaya da elverişli olmalıdır (Tahir Canan, § 25).
96. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğükapsamında, işkence veya kötü muameleyi gösteren yeterli kesin belirtilermevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa dahi- şikâyetya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının sağlanmasıgerektiği açıktır (Tahir Canan, § 25).
97. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak insaniolmayan gözaltı koşullarında kasti bir şekilde tutulduğunu ve gözaltı süresincekamu görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ilerisürmektedir. İddialar bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucununyakalandığı andan itibaren kamu görevlilerinin kendisine kötü muameledebulunduğundan şikâyetçi olduğu görülmektedir. Bu kapsamda başvurucu, gözaltındatutma koşullarının yetersizliğinden bahsetmişse de maruz kaldığını ilerisürdüğü kötü muamelenin kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksasalt tutulma koşullarından mı kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıylasöz konusu iddiaların Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi içinyeterli bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayınkoşullarının, başvurucunun anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıtve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari birsoruşturmayla ortaya konması gerekmektedir. Başvurucunun anılan iddialarınıherhangi bir adli ve/veya idari bir merciye ilettiğine dair bilgi veya belgesunmadığı da gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut yargısal yollarıtüketmeksizin bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır (benzer yönde bkz. AlparslanAltan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 183).
98. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması dolayısıylakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuruyollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıylakişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süreaşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsızolmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
5. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüneçıkarılmaksızın yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA
6. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın arama kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın elkoyma kararı yönünden başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
8. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
9. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
10. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkiniddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucununyargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/11/2020 tarihindeOYBİRLİĞİYLE karar verildi.