TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İLYAS BAŞAK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5662)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
İlyas BAŞAK
Vekili
:
Av. Nezahat PAŞA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, gözaltı sırasında hakların hatırlatılmamasınedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın adil yürütülmemesive uzun sürmesi, mahkeme kararlarının gerekçeli olmaması, özel yetkilimahkemelerde yargılama yapılması, temyizde duruşma yapılmaması, iddianameninkabulü kararının tebliğ edilmemesi, hukuka aykırı delillerin yargılamadakullanılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; gözaltında psikolojik baskıuygulanması ve doktora erişimin sağlanmaması nedeniyle işkence ve kötü muameleyasağının; ifade alma işlemi sırasında özel hayata ilişkin sorular sorulmasınedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/7/2013 tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş beyan etmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. M.A. adlı şahıs hakkında terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyleteknik takip yapılması üzerine bu kişilerle görüştüğü iddiasıyla başvurucununda aralarında bulunduğu kişilerin evinde Nöbetçi İzmir 10. Ağır Ceza MahkemesiÜyeliğinin 20/5/2008 tarihli ve 2008/535 sayılı kararıyla arama yapılmasınakarar verilmiştir. Aynı kararla birlikte soruşturma dosyasında gizlilik kararıverilmiştir.
7. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği 21/5/2008tarihli ve 2008/541 sayılı kararıyla başvurucunun müdafiiylegörüşme hakkının yirmi dört saat süreyle kısıtlanmasına karar vermiştir.
8. Başvurucu 22/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış, 25/8/2008tarihinde serbest bırakılmıştır.
9. Başvurucunun 25/5/2008 tarihinde bu kez Cumhuriyet savcısıtarafından, müdafii huzurunda ifadesi alınmıştır.
10. Başvurucunun sevk edildiği Ortaca Sulh Ceza Mahkemesinde25/5/2008 tarihinde müdafii huzurunda sorgusuyapılmıştır. Mahkemece başvurucunun tutuklanma talebinin reddine kararverilmiştir.
11. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK mülga 250. madde ilegörevli) yargılamaya başlanmış, 27/10/2008 tarihli duruşmada başvurucusavunmasını yapmış ve duruşmadan vareste tutulma talebinde bulunmuştur.Mahkemece aynı duruşmada başvurucunun duruşmalardan bağışık tutulmasına kararverilmiştir.
12. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2011 tarihli veE.2008/161, K.2011/163 sayılı kararı ile başvurucunun terör örgütü üyeliğinden6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçelikararda dayanılan delillerin nüfus kayıtları, adli sicil kayıtları, sanıksavunmaları, iletişim tespit tutanakları, el koyma ve arama tutanakları, sanıkifade ve sorgu zabıtları, tüm dosya kapsamı olduğu belirtilmiştir. Gerekçeli kararın başvurucu ile ilgilikısmı şöyledir:
"Sanık İlyasBAŞAKPKK terör örgütü içerisinde Tuncay (k) M. A’ya bağlı olarak faaliyetgösterdiği, 2008 yılı başlarında terör örgütünün ''edibese'' yeter artık ismiyle eylemlerine yoğunlukverdiği, terör örgütü tarafından yandaşlarına araç kundaklama, molotof kokteyli atma gibi sivil itaatsizlik türü eylemyapma talimatları verdiği, M.A’nın yönlendirmesisonucu 2008 yılı ocak ayının sonlarında yarıyıl tatilinden faydalanarak Vaniline gittiği, M. A.’nın talimatı doğrultusundakendisini arayan Selim (k) ve Kemal (k) isimli şahıslarla telefonla görüştüğü,PKK terör örgütü kamplarında kısa bir süre eğitim aldıktan sonra geri dönmeküzere terör örgütü kamplarına gitmek için hazırlık yaptığı sırada anneannesininöldüğü ve Irak’ın kuzeyinde bulunan terör örgütünün kamplarına örgütsel eğitimalmaya gidemediği ve Ortaca ilçesine geri döndüğü; örgütsel faaliyetlerindendolayı deşifre olmamak için Özkan (k) ismini kullandığı anlaşılmıştır. SanığınPKK terör örgütü ile fiili irtibat halinde olması, kod ad kullanması, örgüttentalimat ve emir alması, eylem yoğunluğu ve çeşitliliği birliktedeğerlendirildiğinde sanığın konumun sempatizanlık seviyesini aşıp örgütüyeliği boyutuna ulaştığı sonucuna varılarak örgüt üyeliği suçundancezalandırılması gerekmiştir. Her ne kadar sanığın ayrıca propaganda suçundancezalandırılması istenilmiş ise de; sanığıneylemlerinin kül halinde değerlendirilmesi gerektiği, yaptığıfaaliyetlerinintamamını örgüt üyeliğine delil teşkil ettiği dikkate alındığında propagandasuçundan cezalandırılmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiştir."
13. Temyiz üzerine İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2011tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10/4/2013 tarihli ve E.2012/9212,K.2013/5668 sayılı ilamı ile onanmıştır.
14. Başvurucu, onama kararını 28/6/2013 tarihinde öğrendiğinibeyan etmiştir.
15. Başvurucu 24/7/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.maddesinin (1) ve (2) numaralı fırkaları şöyledir:
"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşincibölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veyayöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasıile cezalandırılır.
(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üyeolanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu;
i. İlk olarak gözaltına alındıktan sonra psikolojik baskıaltında tutulduğunu, doktora erişim imkânı sağlanmadığını, doktor raporlarınınusulüne uygun düzenlenmediğini, bu çerçevede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncüfıkrasının ihlal edildiğini,
ii. İkinci olarak yakalama sırasında derhâl haklarınınhatırlatılmadığını, hangi suç şüphesi ile gözaltına alındığının, hakkındakiiddianın ne olduğunun, gözaltına alınma gerekçesinin dayanağı olan delillerin,yakalama ve gözaltına alma işlemlerinin dayanak belgelerinin kendisinebildirilmediğini, süresi içinde yetkili hâkim önüne çıkarılmadığını bunedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini,
iii. Üçüncü olarak özel yetkili mahkemelerin bağımsız vetarafsız olmadığını, değerlendirme aşamasında iddianamenin kendisine tebliğedilmediğini, atılı suçu işlemediğini, suç ile arasında illiyet bağıkurulmadığını, suçsuzluğunu ispata yönelik tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini,gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, savcının esasa ilişkin mütalaasınınkendisine bildirilmediğini ve esasa ilişkin savunmasının alınmadığını,gözaltında müdafi yardımından yararlandırılmadığını, yargılamanın uzunsürdüğünü, lehine olan delillerin toplanmadığını, temyiz duruşmasında hazırbulundurulmadığını ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay Özel Dairesinin etkilibir temyiz denetimi yapmadığını, bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlaledildiğini,
iv. Son olarak 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğincehakkında uygulanan medeni haklarına ilişkin sınırlamalar nedeniyle ve ayrıcaifade alma işlemi sırasında kendisine özel hayatını ilgilendiren sorularsorulması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinin, Kürt kökenli olmasına bağlıolarak hakkındaki yargılama ve ispat standartları konusunda ve terör suçlarındaözel infaz rejimi oluşturulması konusunda ayrımcılık yapıldığını iddia ederekAnayasa'nın 36. ve 38. maddeleri ile bağlantılı olarak 10. maddesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
19. Başvurucu, başvuru harç ve giderlerini ödeyecek gelirininbulunmadığını belirterek adli yardımdan faydalandırılma ve ayrıca iddia ettiği75.000 TL maddi ve 75.000 TL manevi zararını karşılayacak, adil tatminsağlayacak bir tazminata hükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
20. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderleriniödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksunolmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Yargılamanın MakulSürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia
21. Başvurucu 25/5/2008 tarihinde gözaltına alınmasıyla başlayanve İlk Derece Mahkemesinin nihai kararının Yargıtayca24/6/2013 tarihinde onanması ile sona eren yargılamanın makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüş, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
22. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18). Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhiledilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıdabelirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olupayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasınınyargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).
23. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönündebulundurulması gereken kriterlerdir (GüherErgun ve diğerleri, §§ 41-45).
24. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma veterör örgütünün propagandasını yapma suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturmabaşlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar, kanunlarda hapiscezasını gerektirir şekilde tanımlanmışlardır. Bu çerçevede başvurucuhakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın, Anayasa’nın 36. maddesininsağladığı güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).
25. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığıdeğerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasınınyetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiğiarama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuruaçısından bu tarih, başvurucunun evinde arama yapıldığı 20/5/2008'dir. Cezayargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak kararabağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesininmakul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §35). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihininbaşvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşme tarihi olan10/4/2013 olduğu anlaşılmaktadır.
26. Yargılama süresince dosyanın incelemeye alındığı herhangibir duruşmanın olmadığı, davanın esasına ilişkin olarak ortalama üçer aylıkaralıklarla celse açıldığı,27/6/2008 tarihli tensip duruşmasında müzekkereleryazıldığı (ses örneği alınması, ekonomik ve sosyal durumun tespiti amacıyla)sonraki on bir celsede altı sanığın savunmasının alındığı müzekkerelerincevabının beklendiği, ses incelemesi için bilirkişi incelemesi yaptırıldığıgörülmüştür. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhaları birliktedeğerlendirildiğinde yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir döneminbulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekliözenin gösterildiği görülmüştür. Yargılama süresinin makul olup olmadığınındeğerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerekendavadaki sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti,söz konusu suçlar için öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütünolarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından 4 yıl 10 ay 20 günlükyargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.
27. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkına yönelikbir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılangerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
29. Başvurucu; Mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterliolmadığını, hangi delile ve hangi gerekçeye dayanılarak mahkûmiyet hükmükurulduğunun açıklanmadığını, ses kaydının kendisine ait olmadığınıbelirtmesine rağmen bu konuda bir inceleme yapılmadığını belirterek Anayasa’nın36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
31. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeliolarak yazılır.”
32.Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibiadil yargılanma hakkının somut görünümlerindendir. Anayasa Mahkemesi deAnayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgilihükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyleSözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliğiilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir(Güher Ergun ve diğerleri, § 38).
33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
34. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarınıyeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıratarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygunbir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumdatoplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerininsağlanması için de gereklidir (Sencer Başatve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 34).
35. Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu veargümanları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmeninmutlaka detaylı olması şart değildir.Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulmasebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden kararadayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerininreddedilmesi hususunda makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacakölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (SencerBaşat ve diğerleri, § 37).
36. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasılnitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemeleredayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındakibağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahimAtaş, B. No: 2013/1235, 18/6/2013, § 24).
37. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenlehaklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüneuygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırkenmahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenleseçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve bunauyumlu hüküm fıkralarının bulunması “gerekçeli karar hakkı” yönündenzorunludur. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabulettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıtverilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakmış olmasıbir hak ihlaline neden olabilecektir (SencerBaşat ve diğerleri, §§ 38, 39).
38.Anayasa Mahkemesinin rolü derece mahkemelerinin hangi deliledayanarak karar vermeleri gerektiğinin tespiti değilse de sonuca etkili iddia,savunma ve delillerin kararın gerekçesinde karşılanıp karşılanmadığı adilyargılanma hakkı çerçevesinde yapılacak incelemenin haricinde bırakılamaz.
39. İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında başvurucuylailgili olarak PKK terör örgütü ile fiilî irtibat hâlinde olduğu, kod adıkullandığı, örgütten talimat ve emir aldığı, eylem yoğunluğu ve çeşitliliğibirlikte değerlendirildiğinde konumunun sempatizanlık seviyesini aşıp örgütüyeliği boyutuna ulaştığı tespitlerine yer verilmiştir. Bu tespitlerdebulunulmuş olmakla birlikte dosyaya sunulan delillerle bu tespitler arasında neşekilde bağ kurulduğu İlk Derece Mahkemesi kararından anlaşılamamaktadır. Diğerbir deyişle eylemlerin (PKK terör örgütü ile fiili irtibat hâlinde olması, kodad kullanması, örgütten talimat ve emir alması)sübutuna dayanak teşkil eden delillerin açıkça ve eylemlerleilişkilendirerek açıklanmadığı görülmektedir. Gerekçeli kararda başvurucununeylem yoğunluğundan ve çeşitliliğinden bahsedilmiş olmakla birlikte eldekidelillerden yola çıkarak terör örgütü üyeliği kapsamında hangi somut fiilleriişlediği, terör örgütü üyeliği suçu açısından çeşitli ve yoğun olduğu iddiaedilen eylemlerin ne şekilde subüta erdiği İlk DereceMahkemesi kararından anlaşılamamaktadır.
40. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesi başvurucununmahkûmiyetine karar verirken büyük oranda telefon görüşmelerine ilişkiniletişim tespit tutanaklarına dayanmıştır. Başvurucu, telefon görüşmelerininkendisine ait olmadığını belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi diğer sanıklardanbiri hakkında ses kaydı incelemesi yaptırmasına rağmen başvurucunun seskaydının kendisine ait olmadığına ilişkin iddiasına ilişkin bir değerlendirmedeve incelemede bulunmamıştır. İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtayilamında bu hususun değerlendirilmemesi, sonuca etkili bir delilin ilgili veyeterli gerekçeyle karşılanmaması sonucunu doğurmuştur.
41.Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
42. Öte yandan başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlaledildiğine karar verildiğinden diğer şikâyetlerininayrıcaincelenmesine gerek görülmemiştir.
4. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
43. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
44. Başvurucu, iddia ettiği 75.000 TL maddi ve 75.000 TL manevizararını karşılayacak ve adil tatmin sağlayacak bir tazminata hükmedilmesinitalep etmiştir.
45. Mevcut başvuruda, Mahkeme kararlarının yeterincegerekçelendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiğitespit edilmiş olduğundan ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için dosyanınyeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir.
46. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş ise deyeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesinin başvurucu bakımından yeterli bir tazmin oluşturduğuanlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâletücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen mahkemekararlarının gerekçeli olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçelikarar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir10. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. madde ile görevli) GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,
I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesimağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemektenTAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.