TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
İLYAS YILMAZ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/1927)
Karar Tarihi: 22/3/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 18/4/2018-30389
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
İlyas YILMAZ
Vekili
:
Av. Rıza ÖZTEKİN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, satış vaadi sözleşmesine konu taşınmazın vergi borcuyüzünden satılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 2/2/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
A. Satış Vaadi SözleşmesiSüreci
9. M.Y. Eskişehir'in Odunpazarı ilçesiYıldıztepe Mahallesi'nde bulunan 1.072 metrekare yüz ölçümündeki arsa vasıflı2959 ada 3 parsel sayılı taşınmazın tapuda 608/2400 payının malikidir. M.Y.nin de aralarında bulunduğu arsa sahipleri ile S.S.T.Yapı Kooperatifi (Kooperatif) arasında 21/5/1997 tarihinde arsa payı karşılığıinşaat ve satış vaadi sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşmeye göre yapılacakbinada A Blok 4. Kat 18 numaralı bağımsız bölüm M.Y.ye ait olacaktır.
10. M.Y. ve başvurucu arasında 18 numaralı bağımsız bölüm ileilgili olarak 26/5/1998 tarihinde Eskişehir 5. Noterliğinde satış vaadisözleşmesi düzenlenmiş ancak tapuda ferağ verilmemiştir. Sözleşme bedeli2.700.000.000 TL (eski TL) olarak belirlenmiştir. Anılan taşınmazın tapukaydına 6/4/1999 tarihinde M.Y.nin payı yönündenbaşvurucu lehine satış vaadi sözleşmesinin mevcut olduğu şerh edilmiştir.
B. Tapu İptali ve TescilDavası Süreci
11. Başvurucu, ferağ verilmemesi üzerine 12/11/2001 tarihindeM.Y. ve Kooperatif aleyhine Eskişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde tapu iptalive tescil ile tespit davası açmıştır. Başvurucu, tapu iptali ve tescile kararverilmediği takdirde taşınmazın kendisine ait olacağının tespit edilmesitalebinde bulunmuştur.
12. Mahkeme 11/4/2006 tarihinde davalı Kooperatif yönündendavanın reddine, davalı arsa sahibi yönünden ise davanın kabulüne kararvermiştir. Mahkeme, dava konusu taşınmazda inşa edilen binada arsa sahibinedüşen 18 numaralı bağımsız bölümün başvurucuya ait olacağının tespitine kararvermiştir. Mahkemeye göre henüz kat irtifakı kurulmayıp taşınmaz arsa sahipleriadına kayıtlı olduğuna göre satış vaadi sözleşmesinde arsa sahiplerine düşenyükümlülükler yerine getirilmemiştir. Başvurucu da arsa sahibi M.Y. ilearasındaki satış vaadi sözleşmesine göre şahsi hak talebinde bulunabilir.Kararda ayrıca, bağımsız bölümün başvurucu tarafından tasarruf edildiğitespitine de yer verilmiştir. Kararın gerekçesinde, bu taşınmazda henüz katirtifakının kurulmadığı ve satış vaadi sözleşmesinde de uyuşmazlık konusubağımsız bölüme ilişkin arsa payının belirtilmediği vurgulanmış; bu sebepleancak tespite karar verilebileceği açıklanmıştır. Anılan hüküm 1/6/2006tarihinde kesinleşmiştir.
13. Başvurucunun talebi üzerine OdunpazarıTapu Müdürlüğünce 1/7/2009 tarihinde anılan taşınmazın tapu kaydının beyanlarhanesinde tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme kararının bulunduğubelirtilmiştir. Beyanlar hanesinin ilgili kısmı şu şekildedir:
"..Eskişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2006/43-2006/104 Esas ve Kararsayılı mahkeme kararı ile 6/4/1999 tarih 1537 yevmiye numaralı satış vaadisözleşmesi neticesinde A Blok 4. Kat 18 Nolu BağımsızBölüm İLYAS YILMAZ'a aittir."
C. Haciz ve Satış Süreci
14. Taşbaşı Vergi Dairesi Müdürlüğünün (Vergi Dairesi) yazısıüzerine söz konusu taşınmazın tapu kaydına M.Y.ninpayı yönünden 12/9/1997 tarihinde haciz şerhi tescil edilmiştir. Borç miktarı1.310.000.000 TL olarak gösterilmiştir. Yine Vergi Dairesinin talebiyle16/1/1998 tarihinde 910.264.000 TL borç üzerinden M.Y.ninpayı yönünden bir haciz şerhi daha tescil edilmiştir.
15. Vergi Dairesi 3/4/2009 tarihinde M.Y.ye ait taşınmazınsatışa çıkarıldığını başvurucuya bildirmiştir. Yazının ekinde yer alan satışşartnamesinde, taşınmaz üzerinde başvurucu lehine satış vaadi sözleşmesibulunduğu açık olarak belirtilmiştir. Ancak şartnamede taşınmazın satışının tümhaciz ve rehinlerden arınmış olarak yapılacağı ifade edilmiştir. Şartnameyegöre 608/2400 pay; ihale alıcısı tarafından tapuya tescil ettirildikten sonraönceki malik ile Kooperatif arasında düzenlenen sözleşme şartları aynı kalmaksuretiyle yeniden düzenlenecek, bu payı alan kişi 17 ve 18 numaralı bağımsızbölümlere sahip olacaktır.
16. Vergi Dairesi, satış işleminin açık artırma suretiyleyapılmasına karar vermiştir. Uyuşmazlık konusu taşınmaz payı Satış Komisyonunca22/12/2014 tarihinde yapılan ihale sonucu 153.000 TL (yeni TL) bedelle üçüncükişilere satılmıştır.
D. Vergi Davası Süreci
17. Başvurucu, taşınmazın satış işleminin yürütmesinindurdurulması ve iptali istemiyle Vergi Dairesi aleyhine 8/4/2009 tarihindeEskişehir 1. Vergi Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Başvurucu davadilekçesinde, satış vaadi sözleşmesi kapsamında yargı kararıyla mülkiyetininkendisine ait olduğu tespit edilen taşınmaza yönelik olarak Vergi Dairesince yapılansatış ilanı, şartname ve öncesindeki işlemlerin hukuka aykırı olduğunu önesürmüştür.
18. Mahkeme 22/4/2009 tarihinde yürütmenin durdurulmasına kararvermiş, davalı Vergi Dairesinin itirazı Eskişehir Bölge İdare Mahkemesince12/5/2009 tarihinde reddedilmiştir.
19. Mahkeme 8/7/2009 tarihinde dava konusu satış işlemininiptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, 18 numaralı bağımsız bölümünbaşvurucu tarafından satın alındığı ve yargı kararıyla bu dairenin başvurucuyaait olduğunun tespit edildiği belirtilmiştir. Ayrıca mahkeme kararlarınauymanın zorunlu olduğu vurgulanarak hükmün başvurucuya ait olduğu saptananbağımsız bölümün arsa sahibi M.Y.nin vergiborçlarından ötürü haczedilemeyeceği kabul edilmiştir.
20. Danıştay Dördüncü Dairesi (Daire) 30/5/2012 tarihinde temyizedilen hükmün bozulmasına karar vermiştir. Daire özellikle Vergi Dairesincehaczin yapıldığı tarihte taşınmazın M.Y. adına tescilli olduğuna ve bu tarihtetapu kaydında herhangi bir satış vaadi sözleşmesi şerhinin de bulunmadığınavurgu yapmıştır. Daireye göre hacizli olarak satış vaadi sözleşmesine konuedilen taşınmazın üzerindeki haczin kaldırılmadığı veya yargı kararıyla iptaledilmediği dikkate alındığında kamu alacağının tahsili amacıyla taşınmazınsatışı mümkündür.
21. Daire ayrıca adli yargıda tapu iptali ve tescil istemiyleaçılan davanın sonuçlarına da değinmiştir. Bu bağlamda 18 numaralı bağımsızbölümün başvurucuya ait olacağının tespit edilmiş olmasının sözleşmenintarafları arasında ileride özel hukuk kapsamında ortaya çıkabilecek ihtilaflaryönünden sonuç doğuracağı kabul edilmiştir. Daire sonuç olarak dava konusuişlem tarihi itibarıyla mülkiyette bir değişiklik yapmayan söz konusu Mahkemekararının da taşınmaz malikinin vergi borcunun cebren tahsili amacıyla satışınailişkin işleme hukuken bir engel teşkil etmediğini açıklamıştır. Daire sonolarak satışın yapılabilmesi için gerekli diğer koşulların ilk derece mahkemesitarafından değerlendirilmesi lüzumuna değinmiştir.
22. Başvurucunun karar düzeltme istemi Daire tarafından12/3/2013 tarihinde reddedilmiştir. Bozma ilamına uyan Mahkeme 11/4/2013tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
23. Temyiz edilen hüküm Dairenin 16/9/2013 tarihli kararıylaonanmıştır. Daire karar düzeltme isteminin de 27/11/2014 tarihinde reddinekarar vermiştir.
24. Nihai karar, başvurucu vekiline 28/1/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
25. Başvurucu 2/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. Mevzuat Hükümleri
a. Satış Vaadi Sözleşmesiyleİlgili Mevzuat Hükümleri
26. Başvuruya konu oIay tarihiitibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga BorçlarKanunu'nun 22. maddesi şöyledir:
"Bir akdin ilerde inşa edilmesine dairyapılan mukavele muteberdir.
Kanun iki tarafın menfaatleri için bu akdinsıhhatini bir nevi şekle riayet etmeğe tabi kıldığıtakdirde,bu şekil o akdin yapılması taahhüdüne de tatbik olunur."
27. 818 sayılı mülga Kanun'un 96. maddesi şöyledir:
"Alacaklı hakkını kısmen veya tamamenistifa edemediği takdirde borçlu kendisine hiç birkusurun isnat edilemiyeceğini ispat etmedikçe bundanmütevellit zararı tazmine mecburdur."
28. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29.maddesi şöyledir:
"Bir sözleşmenin ileride kurulmasınailişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmeninşekline bağlıdır."
29. 6098 sayılı Kanun'un 112. maddesi şöyledir:
"Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezseborçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklınınbundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür."
30. 22/12/1934 tarihli ve 2644 sayılı Tapu Kanunu’nun 26.maddesinin altıncı ve yedinci fıkraları şöyledir:
"Noterlik Kanununun44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilengayrimenkul satış vadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleride taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir.
Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazveya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürüveya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkinolunur."
b. Medeni Kanun Hükümleri
31. 4/4/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 633. maddesi şöyledir:
"Gayrimenkul mülkiyetini iktisap içintapu sicilline kayıt şarttır. Bununla beraber işgal, miras, istimlâk, cebrîicra tariklerile veya mahkeme ilâmı ile bir gayrimenkulu iktisap eden kimse tescilden evvel dahi onamalik olur. Fakat tescil merasimi ikmal edilmedikçe temliki tasarruftabulunamaz."
32. 743 sayılı mülga Kanun'un 928. maddesi şöyledir:
"Tapusicilli alenidir. Alâkası olduğunu ispat eden herkes, kendisince ehemmiyeti olanbaşlıca sayıfalarm evrakı müsbitesilebirlikte tapu sicili memurlarından biri huzurunda kendisine iraeedilmesini yahut bunların birer suretlerinin verilmesini isteyebilir. Kimse,tapu sicillinde mukayyet olan bir keyfiyetin kendisine meçhul olduğu yolundabir iddia dermeyan edemez."
33. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun705. maddesi şöyledir:
"Taşınmazmülkiyetinin kazanılması, tescille olur.
Miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal,kamulaştırma hâlleri ile kanunda öngörülen diğer hâllerde, mülkiyet tescildenönce kazanılır. Ancak, bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi,mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlıdır."
34. 4721 sayılı Kanun'un 1020. maddesişöyledir:
"Tapu sicili herkese açıktır.
İlgisini inanılır kılan herkes, tapukütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisinegösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir.
Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğiniileri süremez."
35. 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesişöyledir:
"Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hakkazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur."
c. Vergi Borcu SebebiyleHaciz ve Satışa İlişkin Mevzuat Hükümleri
36. 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının TahsilUsulü Hakkında Kanun'un 62. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Borçlunun,mal bildiriminde gösterilen veya tahsil dairesince tesbitedilen borçlu veya üçüncü şahıslar elindeki menkul malları ilegayrimenkullerinden, alacak ve haklarından amme alacağına yetecek miktarıtahsil dairesince haczolunur."
37. 6183 sayılı Kanun'un 88. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Her türlü gayrimenkul malların, gemilerinhaczi sicillerine işlenmek üzere haciz keyfiyetinin tapuya veya gemisicillerinin tutulduğu daireye tebliğ edilmesi suretiyle yapılır. ..."
2. Yargı Kararları
38. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 24/9/2013 tarihli veE.2013/3899, K.2013/12130 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Kısaca tanımlamak gerekirse haciz,kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi kabil bulunan mallaraalacaklının icra müdürlüğü aracılığı ile el koymasıdır. İcra İflas Kanunu’nun91. maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşyaarasında kurulan ilişki Türk Medeni Kanunu’nun 1010. maddesiuyarınca tapu kütüğüne şerh verilmekle de sonradan üçüncü kişilere karşı ilerisürülebilir hale gelir.
Ne varki; yargılama konusu yapılmış ve sonucunda mülkiyet aktarımına karar verilmesimuhtemel taşınmazlar hakkında verilen ihtiyati tedbir kararları bu kararlarıntapu siciline işlenildiği tarihten itibaren üçüncükişiler için de alenilik oluşturur ve artık kayda verilen şerhten itibarenmülkiyet aktarımına engel teşkil ettikleri gibi, kayıt malikinin borcundanötürü ihtiyati haciz ya da icra-i haciz alacaklıları için de hüküm ifadeederler. Gerçekten de, TMK’nın1020. maddesi hükmü gereğince “tapu sicilinin açıklığıprensibi” uyarınca tapuyla ilgili işlem yapan herkesin kaydı araştırması halinicabı ve hayatın olağan akışı gereği olduğundan hiç kimse tapu sicilindeki bukaydı bilmediğini ileri süremez.
...
Hal böyle olunca, davacılar yargılama sonunakadar dava konusu taşınmazlar üzerindeki haklarını tedbir kararı ile geçicikoruma altına almışlar, taşınmazlar üzerinde malik tarafından yapılantasarruflarda veya malik aleyhine yapılacak icraiişlemlerde işlemin muhatabı üçüncü kişilerin TMK’nın1023. maddesi korumasından yararlanmalarının önünegeçmişlerdir. Tapudaki tedbir kararları nedeniyle davalı olan hacizalacaklıları karine olarak kötüniyetli kabul edilirve aksini ancak davalılar kanıtlayabilir. Yukarıda sözü edilen 'tapu sicilininaçıklığı prensibi' de nazara alındığında, ihtiyati tedbir şerhlerinden sonrakonulan haciz şerhleri nedeniyle lehtarlarının anılan 1023. maddekorumasından yararlanacağından söz etmek mümkün değildir."
39. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/7/2010 tarihli ve E.2010/4890,K.2010/8228 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:
"Kısaca tanımlamak gerekirse haciz,kesinleşmiş icra takibinin konusu olan bir alacağın ödenmesini teminen borçluya ait ve haczi kabil bulunan mallaraalacaklının icra müdürlüğü aracılığı ile el koymasıdır. İcra İflas Kanununun91.maddesi hükmü gereğince gayrimenkulün haczi ile takip konusu borç ve eşyaarasında kurulan ilişki Türk Medeni Kanununun1010.maddesi uyarınca tapu kütüğüne şerh verilmekle de sonradan üçüncü kişilerekarşı ileri sürülebilir hale gelir.
Eldekidavada da, dava konusu taşınmazın tapu kaydına13.12.2007 ve 22.08.2007 tarihlerinde haciz şerhi işlenmiştir. Bu durumda,davalı alacaklıların bu hakkını taşınmazın mülkiyetini sonradan kazanankişilere karşı da ileri sürebilme olanağı elde ettiğinden söz edilebilir.Ancak, burada şerhin korumasından davalının yararlanmasını engelleyecek birdurum söz konusudur. Şöyle ki,şerhkonulduğu tarihte taşınmazın mülkiyeti davalı olup bu dava nedeniyle detaşınmazın tapu kaydına ihtiyati tedbir şerhi işlenmiştir.
Yargılamakonusu yapılmış ve sonucunda mülkiyet aktarımına karar verilmesi muhtemeltaşınmazlar hakkında verilen ihtiyati tedbir kararları bu kararların tapusiciline işlenildiği tarihten itibaren üçüncü kişileriçin de alenilik oluşturur ve artık kayda verilen şerhten itibaren mülkiyetaktarımına engel teşkil ettikleri gibi, kayıt malikinin borcundan ötürüihtiyati haciz ya da icra-i haciz alacaklıları için de hüküm ifade ederler.Gerçekten de; Türk Medeni Kanununun 1020. maddesi hükmü gereğince “tapu sicilinin açıklığı prensibi”uyarınca tapuyla ilgili işlem yapan herkesin kaydı araştırması halin icabı vehayatın olağan akışı gereği olduğundan hiç kimse tapu sicilindeki bu kaydıbilmediğini ileri süremez.
Davayakonu olayda, davacı dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali için hacizşerhine konu alacakların borçlusu Cevdet Erdem aleyhine tapu iptali ve tescildavası açmış ve mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararı taşınmazın tapukaydına 20.09.2005 tarihinde 15973 yevmiye numarası ile işlenmiştir. Böylecedavacı yargılama sonuna kadar dava konusu taşınmaz üzerindeki haklarını tedbirkararı ile geçici koruma altına almıştır. Sonuç olarak, ihtiyati tedbirşerhinin tapu kaydına işlenmesinden sonra haciz konulduğundan davacı Türk Medeni Kanununun 1020 maddesinin koruması altında olup,davalılar karine olarak kötüniyetli kabul edilir vebunun aksini ancak davalıların kanıtlaması gerekir. "
B. Uluslararası Hukuk
40. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında vergiyoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün birinci maddesinin ikinciparagrafında öngörülen mülkiyetin kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kuralkapsamında değerlendirilmektedir. Mahkemeye göre bu paragrafta yer alan kural,taraf devletlere vergi koyma ve vergilerin ödenmesini sağlamak için gerekligördüğü kanunları çıkarma konusunda açık bir yetki tanımaktadır (Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, B.No: 15375/89, 23/2/1995, § 59).
41. AİHM, vergi yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleninöncelikle yeterince ulaşılabilir ve belirli bir hukuka dayalı olmasıgerektiğini belirtmektedir (Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 9006/80, 9262/81, 9263/81,9265/81, 9266/81, 9313/81, 9405/81, 8/7/1986,§ 110). AİHM içtihatlarına göre vergilerin konulması ve ödenmesiiçin gerekli tedbirlerin alınması şeklindeki bir müdahale, kamunun yararı ilebireyin temel haklarının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil dengeyisağlamalıdır. AİHM, üçüncü kural için de geçerli olan ve Sözleşme'yeek 1 No.lu Protokol'ün birinci maddesinin yapısında yer alan bu dengeninsağlanması için müdahalede kullanılan araçlar ile takip edilen meşru amaçarasında makul bir ölçülülük ilişkisi bulunması gerektiğini ifade etmektedir.AİHM, vergilendirme alanında makul bir temelden uzaklaşılmamak kaydıyla tarafdevletlerin geniş bir takdir yetkisi olduğunu kabul etmektedir (Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda,§ 60; Azienda Agricola SilverfunghiS.A.S. ve diğerleri/İtalya, B. No: 48357/07, 52677/07, 52687/07,52701/07, 24/6/2014, §§ 102, 103; The National&Provincial Bulding Society, The Leeds Permanent Building Society ve The Yorkshire Building Society/BirleşikKrallık, B. No: 21319/93, 21449/93, 21675/93, 23/10/1997, § 80).
42. AİHM ayrıca, vergi borcunun ödenmemesi nedeniyle borçlununmallarının haczedilmesi ve satılması dâhil çeşitli tedbirlerin alınmasıbakımından kamu makamlarının geniş bir takdir yetkisi olduğunu kabul etmektedir(Gasus Dosier-und Fördertechnik GmbH/Hollanda, §§59, 60, 68; Lindkvist/Danimarka (k.k.),B. No: 25737/94, 9/9/1998).
43. Mülkiyeti muhafaza kaydıyla satılan malın vergi borcunedeniyle haczi şikâyeti hakkındaki Gasus Dosier-und FördertechnikGmbH/Hollanda (Aynı kararda bkz. §§ 60-74)kararında AİHM, iç hukukta öngörülen başvurucunun alabileceği tedbirleri dedikkate alarak müdahalenin ölçülü olduğuna karar vermiştir. Yine Lindkvist/Danimarka kararında da benzer şekildebaşvurucunun araçları ile banka hesaplarına vergi borçları nedeniyle hacizkonularak mal varlığının satılmasının hukuka dayalı olup içerdiği meşru amaçile karşılaştırıldığında ölçülü olduğu kabul edilmiştir.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
44. Mahkemenin 22/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
45. Başvurucu, satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak mülkolarak edindiği taşınmazın buna dair yargı kararına rağmen Vergi Dairesincekamu alacağının tahsili kapsamında ihale yoluyla üçüncü kişilere satıldığındanyakınmaktadır. Başvurucu, satış işleminin iptali için açılan davada itiraz vesavunmaları dikkate alınmadığı için adil yargılanma hakkının; taşınmazındanyapılan satış yüzünden yoksun kaldığı için de mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
46. Bakanlık görüşünde, olayda kat irtifakının kurulamamışolması ve cebri icra yoluyla söz konusu bağımsız bölümün satıldığı gözönüne alındığında vaat borçlusu tarafından edimin yerinegetirilmesi olanağının bulunmadığı belirtilmiştir. Bu kapsamda başvurucununimkânsızlık nedeniyle ifanın yerine getirilmemesi sonucunda meydana gelenzararını vaat borçlusundan tazmin edebileceğine ilişkin hukuk yoluna dikkatçekilmiştir. Ayrıca derece mahkemeleri kararlarının keyfî olmadığı ve bariz birtakdir hatası da içermediği vurgulanmıştır.
47. Başvurucu; cevap dilekçesinde olayda ifa imkânsızlığınınbulunmadığını, kesinleşmiş mahkeme kararıyla mülkün mevcut olduğunun tespitedildiğini, buna rağmen dairenin kamu makamlarınca satışına izin verilmesininkeyfî olduğunu ifade etmiştir.
B. Değerlendirme
48. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B.No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet hakkının ihlali iddiasıyanında ayrıca yargı kararının uygulanmaması, derece mahkemelerince savunma veitirazlarının değerlendirilmemesi sebebiyle adil yargılanma hakkının da ihlaledildiğini ileri sürmektedir. Ancak başvurucunun satış vaadi sözleşmesinedayalı olarak edindiğini belirttiği taşınmazın vergi borcu nedeniylehaczedilerek satılması yönündeki temel şikâyetinin mülkiyet hakkının ihlaliiddiasıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun bütünşikâyetleri mülkiyet hakkının ihlali iddiası kapsamında değerlendirilmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
51. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamakzorundadır (Cemile Ünlü, B. No:2013/382, 16/4/2013, § 26). Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlananmülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen hertürlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, §20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayanmenkul ve gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı aynihaklar ve fikrî hakların yanı sıra icrası kabil olan her türlü alacak damülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (MahmutDuran ve diğerleri, B. No: 2014/11441, 1/2/2017, § 60).
52. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı mevcutmal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibiolmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati nekadar güçlü olursa olsun- Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir.Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer"veya icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru birbeklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.Meşru beklenti; makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağındoğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olmaihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No: 2012/636,15/4/2014, §§ 36, 37).
53. Somut olayda başvurucunun açtığı tapu iptali ve tescildavasında derece mahkemeleri satış vaadi sözleşmesine dayalı olarak uyuşmazlıkkonusu 18 numaralı bağımsız bölümün mülkiyetinin başvurucuya ait olacağınıtespit etmiştir. Dolayısıyla kararın yalnızca ileriye dönük bir tespite ilişkinolduğu ve tapu sicilinde mevcut durum itibarıyla herhangi bir değişikliğe yolaçılmadığı görülmektedir. 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinin birincifıkrasına göre taşınmaz mülkiyeti, kural olarak tescille kazanılır. Ayrıca aynımaddenin ikinci fıkrasında yazılı hâllerde tescilden önce mülkiyetinkazanılması mümkün olabilir.
54. Bu açıklamalar ve mevzuat hükümleri karşısında adli yargıdagörülen dava sonucu uyuşmazlık konusu bağımsız bölümün mülkiyetinin başvurucutarafından edinildiği söylenemez. Bununla birlikte Asliye Hukuk Mahkemesinin bubağımsız bölümün mülkiyetinin başvurucuya ait olacağı yönündeki tespit hükmüdikkate alındığında başvurucunun söz konusu bağımsız bölümün mülkünü edinmehususunda somut bir temele dayalı meşru bir beklentisinin olduğu açıktır.Ayrıca yine satış vaadi sözleşmesine göre başvurucunun ödediği bedel ve hakettiği edimler de bu kapsamda dikkate alınmalıdır. Bu sebeple başvurucununAnayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin bulunduğukuşkusuzdur.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
55. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeriyükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeyeve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin taşıdığıamaçlar dikkate alındığında devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımınıkontrol veya düzenlemesi yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabuledilmiştir (Arif Sarıgül, B. No:2013/8324, 23/2/2016,§ 50; Narsan PlastikSan. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/6842, 20/4/2016, § 71).Başvuruya konu olayda uyuşmazlık konusu bağımsız bölümün yer aldığı taşınmazpayı, bağımsız bölümü başvurucuya satacağını vadeden tapu kayıt malikinin vergiborcu sebebiyle haczedilerek satılmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mülkiyethakkına müdahale edildiği kuşkusuz olup vergi borcu nedeniyle taşınmazın satışışeklindeki müdahalenin mülkiyetin kullanılmasının kontrolü veya düzenlenmesineilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekmektedir.
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
56. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
57. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
i. Kanunilik
58. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt, kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması, içhukukta müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kurallarınbulunmasını gerektirmektedir (Türkiye İşBankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44).
59. Somut olayda 6183 sayılı Kanun'un 62. maddesinin birincifıkrasında amme alacaklarının tahsili amacıyla borçlunun mallarınınhaczedilebileceği öngörülmüş, 88. maddesinde de taşınmaz malların haczineilişkin esaslar düzenlenmiştir. Ayrıca bu Kanun'un 90. maddesinde taşınmazlarınsatış komisyonlarınca açık artırma ile satılacağı ve 99. maddesinde de satışkomisyonu tarafından yapılan ihale sonucu alıcının taşınmazın mülkiyetiniiktisap etmiş olacağı hüküm altına alınmıştır. Bahsedilen Kanun hükümleri açıkve net ifadeler içermekte olup anlaşılabilir ve ulaşılabilir olduğunda datereddüt bulunmamaktadır. Bu itibarla derece mahkemelerinin kararlarınındayandığı gerekçeler ile yukarıda belirtilen kanun hükümleri dikkatealındığında başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanunilikölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.
ii. Meşru Amaç
60. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §53).
61. Vergi borçlarının ödenmesi için gerekli tedbirlerin alınmasıve bu kapsamda gerekli ve uygun araçların seçilmesinde kanun koyucunun genişbir takdir yetkisi bulunmaktadır. Kişilerin kamuya olan borçlarının tahsiliiçin yasal düzenlemeler yapılmış olup başvuruya benzer olay açısından kişininkamuya olan borcunu süresi içinde ödememesi nedeniyle borcun tahsili amacıylaaracına haciz konulması ve ardından satılarak borcun tahsilinin kısmen veyatamamen sağlanmasında kamu yararı olduğu açıktır (Gümüşdere İnşaat Ticaret ve Sanayi A.Ş., B. No: 2013/5016, 16/4/2015,§ 58). Dolayısıyla somut olayda, vergi borçlarının süresinde ödenmemesinedeniyle daha önce haczedilmiş olan uyuşmazlık konusu taşınmazın satışındakamu yararı mevcut olup müdahalenin meşru bir amaç taşıdığı kuşkusuzdur.
iii. Ölçülülük
(1) Genel İlkeler
62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenilen amaç ile bu amacıgerçekleştirmek için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülükilişkisinin olup olmadığı değerlendirilmelidir.
63. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13,K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğanve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).
64. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin ölçülülüğünü değerlendirirken Anayasa Mahkemesi, birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini ve diğer taraftan müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını da gözönünde tutarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkate alacaktır(Arif Güven, B.No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).
(2) İlkelerin OlayaUygulanması
65. Somut olayda vergi borcunun tahsili amacıyla uyuşmazlıkkonusu taşınmazın haczedilerek satılmasının ulaşılmak istenen kamu yararıamacını gerçekleştirmeye elverişli ve bu amaç doğrultusunda gerekli olduğutartışmasızdır. Ancak bunun yanında müdahalenin orantılı olup olmadığı dadeğerlendirilmelidir.
66. Başvurucu ihtilaflı taşınmazın kayıt maliki ile 26/5/1998tarihinde satış vaadi sözleşmesi düzenlemiş ve bu sözleşmeye dayalı olarakaçtığı davada Asliye Hukuk Mahkemesince bu taşınmazda inşa edilecek binadaki ABlok 4. Kat 18 numaralı bağımsız bölümün başvurucuya ait olacağı tespitedilmiştir. Ancak vergi borcu nedeniyle Vergi Dairesince kayıt malikine düşecekolan söz konusu bağımsız bölüm haczedilerek üçüncü kişilere satılmıştır.Dolayısıyla başvurucunun satış vaadi sözleşmesi çerçevesinde mülkiyetini edinmekonusunda meşru beklenti elde ettiği bu taşınmazın Vergi Dairesincesatılmasının başvurucu açısından ağır bir külfete yol açtığı kuşkusuzdur.Üstelik bu satış, başvurucunun değil kayıt malikinin vergi borcu nedeniyleyapılmıştır.
67. Ancak 4721 sayılı Kanun'un 1020. maddesinegöre tapu sicili ilgisini inanılır kılan herkese açıktır. Aynı maddenin üçüncüfıkrasında da kimsenin tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ilerisüremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Nitekim özel kişiler arasındakiuyuşmazlıklar yönünden de Yargıtay, tapu kütüğüne şerh edilen ihtiyati hacizveya tedbir kararlarının sicile işlenildiği tarihtenitibaren üçüncü kişiler için alenilik oluşturduğunu kabul etmiştir. Yargıtaykararlarında "tapu sicilinin açıklığı" ilkesi gereğince tapuylailgili herkesin kaydını araştırmasının hâlin icabı ve hayatın olağan akışıgereği olduğundan kimsenin tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ilerisüremeyeceği belirtilmiştir (bkz. §§ 39, 40).
68. Başvuruya konu olayda da uyuşmazlık konusu taşınmazın tapukaydına kayıt malikinin vergi borcu nedeniyle 11/9/1997 ve 15/1/1998tarihlerinde haciz şerhleri konulmuştur. Dolayısıyla taşınmaza konulan hacizşerhleri, tapu siciline şerh edildiği bu tarihler itibarıyla üçüncü kişilertarafından bilinebilir hâle gelmiştir. Başvurucuya bu taşınmazın satışı ise26/5/1998 tarihli sözleşme ile vadedilmiştir. Busözleşme ancak 6/4/1999 tarihinde tapuya şerh edilebilmiştir. Buna göre satışvaadi sözleşmesi ile bu sözleşmenin tapuya şerh edildiği tarihlerin hacizşerhlerinin tarihlerinden daha sonra olduğu açıktır. Bu durumda öngörülebilir,erişilebilir ve belirli nitelikteki 4721 sayılı Kanun'un 1020. maddesi hükmündeki "tapu sicilinin açıklığıilkesi" de dikkate alındığında başvurucunun tapu sicilindeki hacizşerhlerini bilebilecek durumda olduğu kuşkusuzdur. Başvurucu bunun aksinigösterir herhangi bir olgu da gösterememiştir.
69. Dolayısıyla başvurucu, tapu sicilindeki haciz şerhlerinerağmen satış vaadi sözleşmesinin tarafı olduğundan dolayı sonradan bu hacizşerhlerine dayalı olarak taşınmazın satılmasını öngörebilecek durumdadır. Diğerbir deyişle başvurucu, taşınmazın satılması nedeniyle katlandığı külfete hacizşerhlerinin varlığına rağmen satış vaadi sözleşmesi düzenleyerek kendikusuruyla yol açmıştır. Aksi takdirde yani haczin tapu siciline şerhedilmesinden sonra dahi iyi niyetin ortadan kalkmayacağının kabulü hâlinde budefa haklı bir sebep de olmadan alacaklının menfaatleri ihlal edilmiş olur.Çünkü alacağın tahsiline ilişkin icra süreçleri, alacaklının ve borçlununmenfaatlerinin dengelenmesi için uygulanan usul nedeniyle belirli bir sürealabilmektedir. Zaten bu yüzden mal varlığının alacağın tahsili için ileridesatılmasını güvence altına alabilmek amacıyla ihtiyati haciz şerhi müessesesiöngörüldüğü gibi satış sürecinde de öncelikle haciz usulü uygulanmaktadır. İcrasürecinden yararlanan kayıt maliklerince haciz konulan taşınmazların satılmasıdurumunda haciz şerhlerini bilebilecek durumda olduğundan iyi niyetli kabuledilmeyen satın alan üçüncü kişilerin haklarının korunması alacaklarıntahsilini önemli ölçüde güçleştirir.
70. Elbette ki tapu sicilinde yer almayan bir haciz şerhininbilinebilmesi çoğunlukla mümkün olamayacağı için böyle bir hacizden haberdarolmayan üçüncü kişilerin ilgili taşınmazlara yönelik hukuki işlem vetasarruflarının korunması gerekir. Nitekim 4721 sayılı Kanun'un 1023. maddesinde de bu şekildeki iyi niyetli tasarrufların korunmasıöngörülmüştür. Ancak bunun aksine tapu siciline şerh edilerek herkes tarafındanbilinebilir (aleni) kılınan kısıtlamalardan haberi olan üçüncü kişilerin ise bukısıtlamalara rağmen tasarrufta bulunması hâlinde bunun sonuçlarına katlanmasıbeklenir.
71. Nihayet orantılılık bağlamında değerlendirilebilecek birdiğer unsur ise somut olayda başvurucunun satış vaadi sözleşmesi kapsamındakiedimlerini yerine getirmeyen sözleşmenin karşı tarafından alacak veya tazminattalep ederek zararlarını giderebileceği bir dava yolunun da bulunuyor olmasıdır(bkz. §§ 28, 30).
72. Bu durumda olayda, başvurucunun satış vaadi sözleşmesikapsamında yargı kararına dayalı olarak edinebilme yönünde meşru beklentisininbulunduğu anlaşılan uyuşmazlık konusu taşınmaz, kayıt malikinin vergi borcunedeniyle haczedilerek satılmıştır. Başvurucunun daha önce tapuya şerh edilmişhacizlere rağmen satış vaadi sözleşmesinin tarafı olduğu ve ayrıca sözleşmenindiğer tarafına karşı dava açarak zararlarını giderebileceği dikkate alındığındaözellikle müdahalenin sonucunun kendi kusurunun ağırlığı sebebiyle başvurucuyaaşırı bir külfet yüklemediği anlaşılmıştır. Sonuç olarak somut olay bakımındanbaşvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı arasında olmasıgereken adil denge bozulmadığı için müdahale ölçülü bulunmuştur.
73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE22/3/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.