TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M. AYDIN GÜRÜL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/682)
Karar Tarihi: 2/10/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Serhat ALTINKÖK
Başvurucu
:
M. Aydın GÜRÜL
Vekili
:
Ayşe Gül HANYALOĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, uzun bir süredir tutuklu olarak bulundurulduğunu, hakkındayürütülen yargılamanın adil olmadığını, yasa önünde eşitlik, masumiyetkarinesi, suç ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiğini ileri sürerekAnayasa’nın 2., 6., 9., 11., 19., 36., 37., 38. ve 40.maddelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 7/11/2012tarihinde İstanbul 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçeve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyonasunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, 12/6/2013 tarihinde başvurunun kararabağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı alınması gerekli görüldüğünden,Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3)numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru dilekçesindekiilgili olaylar özetle şöyledir:
5. Başvurucu, 1948 doğumlu olupAdalet Bakanlığı Silivri Ceza İnfaz Kurumunda hüküm özlü olarak bulunmaktadır.
6. “TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini cebren iskat veya vazifegörmekten men etmeye teşebbüs etmek” suçunu işlediği iddiasıyla, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/7/2010 tarihve 2010/185 soruşturma, 2010/564 esas sayılı iddianame, İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesince kabul edilerek başvurucu hakkında 19/7/2010 tarihinde kamu davasıaçılmıştır.
7. Başvurucunun, “dosyadaki delil durumu, kuvvetli suç şüphesinigösteren olguların bulunması, delillerin henüz tam olarak toplanılmamış oluşu,sanığın konumu itibariyle delillere etki yapma ihtimalinin olması, tanıklarınhenüz dinlenilmemiş oluşu, atılı suçun CMK.100. maddesinde belirtilen katalogsuçlardan olması, belirtilen bu sebeplerle adli kontrol hükümlerinin uygulanmasınınyetersiz kalacağı …” gerekçesiyle İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesinin 11/2/2011 tarihli kararıylatutuklanmasına karar verilmiştir.
8. Başvurucu, müteaddit defalartutukluluk haline son verilmesini yetkili mahkemelerden talep etmiş ancak butalepleri ile ilgili bir sonuç elde edememiştir.
9. Başvurucunun, İstanbul 10.Ağır Ceza Mahkemesinin 21/9/2012 tarih ve E.2010/283sayılı kararı ile “Türkiye CumhuriyetiHükümetini cebren iskat veya vazife görmekten menetmeye teşebbüs etmek” suçundan 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı MülgaTürk Ceza Kanunu’nun 147. ve 61. maddeleri uyarınca 18 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve “tutuklu sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcıcezanın miktarı, tutuklu kaldıkları süre, verilen ceza miktarına göre kaçmaşüphesi dikkate alındığında adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı”gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
10. Başvurucu karara 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiştir. İtiraz İstanbul 11.Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 6/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
11. Başvurucu hakkındaki dava Yargıtayda temyiz aşamasında derdesttir.
B. İlgiliHukuk
12. Başvurucu hakkında isnatolunan suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan 765 sayılı Kanun’un 147.maddesi şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti İcra Vekilleri Heyetini cebren iskat veya vazife görmekten cebren menedenlerle bunlarıteşvik eyliyenlere ağırlaştırılmış müebbet ağır hapiscezası hükmolunur …”
13. Aynı Kanun’un 61. maddesi,işlendiği zamanda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçunteşebbüs aşamasında kalması halinde failin on beş yıldan yirmi yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılmasını öngörmektedir.
14. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“Tutuklama nedenleri
Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yeralan;
…
9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizincifıkralar hariç, madde 220),
10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304,307, 308),
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…
(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapiscezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararıverilemez.”
15. 5271 sayılı Kanun’un 260.maddesi şöyledir:
“Kanun yollarına başvurma hakkı
Madde 260 – (1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşıCumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almışolanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılansıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yollarıaçıktır.
(2) Asliye ceza mahkemesinde bulunan Cumhuriyet savcıları,mahkemenin yargı çevresindeki sulh ceza mahkemelerinin; ağır cezamahkemelerinde bulunan Cumhuriyet savcıları, ağır ceza mahkemesinin yargıçevresindeki asliye ve sulh ceza mahkemelerinin; bölge adliye mahkemesindebulunan Cumhuriyet savcıları, bölge adliye mahkemelerinin kararlarına karşıkanun yollarına başvurabilirler.
(3) Cumhuriyet savcısı, sanık lehine olarak da kanunyollarına başvurabilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
16. Mahkemenin 2/10/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun7/11/2012 tarih ve 2012/682 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
17. Başvurucu;
i. Masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanıntutuksuz olarak yapılması gerektiğini, yargılanmakta olduğu davanın sanıklarıhakkında toplu olarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliğiilkesini ihlal ettiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesimümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerletutuklandığını, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablongerekçelerin bu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğünü, uzun birsüreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makulolmadığını, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulanması yolunabaşvurulmadığını, tutuklamaya itiraz kararlarının şablon ve kalıplaşmışgerekçelere dayanılarak reddedildiğini, tutukluluğu için makul şüpheninbulunmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terörörgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmenkendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılaraktutukluluk halinin devamına karar verildiğini,
ii. Hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığını,kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediğini,bu yöndeki taleplerinin reddedildiğini, bilirkişilerin ve diğer tanıklarındinlenilmesi taleplerinin reddedildiğini, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesininihlal edildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasınınatlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenleçekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini,
ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
18. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun,masumiyet karinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarakyapılması gerektiği, yargılanmakta olduğu davanın sanıkları hakkında topluolarak verilen tutuklama kararının suç ve tedbirlerin şahsiliği ilkesini ihlalettiği, tutukluluğun devamına karar verilirken kullanılan şablon gerekçelerinbu tedbiri adeta bir cezalandırma aracına dönüştürdüğü, uzun bir süreden beritutuklu olduğu, tutukluluk açısından bu sürenin makul olmadığı, hakkında adlîkontrol hükümlerinin uygulanması yoluna gidilmediği, kuvvetli suç şüphesinemesnet olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan belgelere dayanılarak şablon vekalıplaşmış gerekçelerle tutuklandığı, tutuklamaya itiraz kararlarının şablonve kalıplaşmış gerekçelere dayanılarak reddedildiği, tutukluluğu için makulşüphenin bulunmadığı, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önceterör örgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesinerağmen kendisinin tahliye edilmediği, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmünedayanılarak tutukluluk halinin devamına karar verildiği yönündekişikâyetlerinin “kişi özgürlüğü ve güvenliğihakkı”; hakkında verilen hükmün gerekçesiz olarak açıklandığı,kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişi raporlarına yer verilmediği,bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesi taleplerinin reddedildiği,“şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin ihlal edildiği, muhakeme esnasındadelillerin değerlendirilmesi aşamasının atlandığı, lehe delillerin mahkemecekabul edilmediği ve bu nedenle çekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiği yönündekişikâyetlerinin “adil yargılanma hakkı” kapsamındadeğerlendirilmesi gerekir.
1. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkı Yönünden
19. Başvurucu, masumiyetkarinesinin gereği olarak hakkındaki yargılamanın tutuksuz olarak yapılmasıgerektiğini, kuvvetli suç şüphesine mesnet olarak değerlendirilmesi mümkünolmayan belgelere dayanılarak şablon ve kalıplaşmış gerekçelerletutuklandığını, tutukluluğun devamına şablon gerekçelerle karar verildiğini,uzun bir süreden beri tutuklu olduğunu, tutukluluk açısından bu sürenin makulolmaktan uzak olduğunu, hakkında adlî kontrol hükümlerinin uygulaması yolunabaşvurulmadığını, kendisi hakkında karar verilmeden kısa bir süre önce terörörgütüne yardım ve yataklıktan yargılanan sanıkların tahliye edilmesine rağmenkendisinin tahliye edilmediğini, kesinleşmemiş bir mahkeme hükmüne dayanılaraktutukluluk halinin devamına karar verildiğini ileri sürmüştür.
20. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
21. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. DolayısıylaMahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamudüzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmişnihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesimümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
22. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çekişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, başvuru yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).
23. Ancak başvurucu hakkında ilkderece mahkemesinde hüküm kurulmuş ise bireysel başvuru açısından talebi,hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminatahükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları bakımındanvarsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru yapılmalıdır (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 31).
24. Ne var ki başvurunun kabuledilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veyakararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemişolmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten öncekesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımındanbaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargıyetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasındayapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §32).
25. Ancak kişi serbestbırakılmadan yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmolmuşsa, mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer. Çünkü budurumda kişinin hukuki durumu “bir suçisnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır.Bireysel başvuru incelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyetehükmedilmesi arasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete kararverilmiş olmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğununsübuta erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcıcezaya ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişininkuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk halisona ermektedir. Bu açıdan mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıcagerekmez. Nitekim gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (“AİHM”), gerekseYargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olaraknitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan birsanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasını Sözleşme’nin 5.maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (Bkz: Solmaz/Türkiye, 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap Doğan/Türkiye, 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynıyaklaşım Yargıtay Ceza Genel Kurulu tarafından da benimsenmektedir. Kurul, 12Nisan 2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı kararında, “hakkında mahkûmiyet hükmü kurulmakla sanığın atılısuçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte ve bu aşamadan sonratutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır.” gerekçesiyle,temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine karar vermiştir(B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 33).
26. Somut olayda başvurucu 11/2/2011 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesincetutuklanmış, ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararını verdiği 21/9/ 2012tarihinde tutukluluk hali bu anlamda sona ermiştir.
27. 21/9/2012 tarihli karar duruşmasında verilen tutukluluğundevamına ilişkin karara karşı başvurucu 26/9/2012 tarihinde itiraz etmiş veitirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/10/2012 tarih ve 2010/737Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihten sonra verilmiş olsa bile, kişihakkındaki tutmanın niteliği üzerinde bu kararın herhangi bir etkisi yoktur.Zira başvurucunun tutukluluk hali 21/9/2012 tarihindedavanın esasına ilişkin kararın açıklanmasıyla birlikte ve bu tarih itibarıylasona ermiştir. Kararla birlikte başvurucuya isnat olunan suç sabit görülerek 18yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmedilmiştir. Dolayısıyla, hükmentutukluluğa itiraz ve incelemesinin 23/9/2012tarihinden sonra gerçekleştirilmiş olmasının Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisi üzerinde herhangi bir etkisi olamaz.
28.Açıklanan nedenlerle, başvurucunun “kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkı”nınihlal edildiği yönündeki şikâyetlerine konu olayda tutuklamaya ilişkin nihaikararın, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce verildiği anlaşıldığındanbaşvurunun, diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından yetkisizlik” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkı Yönünden
29.Başvurucu, hakkında verilen hükmüngerekçesiz olarak açıklandığını, kovuşturma aşamasında hiçbir şekilde bilirkişiraporlarına yer verilmediğini, bilirkişilerin ve diğer tanıkların dinlenilmesitaleplerinin reddedildiğini, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ihlaledildiğini, muhakeme esnasında delillerin değerlendirilmesi aşamasınınatlandığını, lehe delillerin mahkemece kabul edilmediğini ve bu nedenleçekişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
30.6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
31. Bu hüküm uyarınca AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilenişlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmişolması gerekir.
32. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlaledildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yollarıile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hakihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumundabaşvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18).Başvurucu hakkındaki dava derdest olup, temyiz aşamasındadır. Bu şikâyetbakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.
33. Açıklanan nedenlerle,başvurunun bu kısmının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
A.Açıklanan nedenlerle;
1. “Kişi özgürlüğü vegüvenliği hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “zamanbakımından yetkisizlik”,
2. “Adil yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine yönelik iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
2/10/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.