TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAHMUT CAN ARSLAN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3008)
Karar Tarihi: 6/2/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Mahmut Can ARSLAN
Vekili
:
Av. Ferhat BAYINDIR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla tazminatkomisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuç alamadığınıve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 5 yıl sürdüğünü belirterekAnayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 26/4/2013tarihinde Batman İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılanön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 27/6/2013 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 26/9/2013 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevapolarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu Batman ili, Kozluk ilçesi, Kayadibiköyünde ikamet etmekte iken 1992 yılında meydana gelen terör olayları nedeniyleköyünden göç etmiştir.
9. Başvurucu, 6/5/2008 tarihinde, göç etmesi nedeniyleuğramış olduğu zararların karşılanması talebiyle, 17/7/2004 tarih ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındakiKanun kapsamında kurulan Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına(Komisyon) başvuruda bulunmuştur.
10. Komisyon, 14/12/2010 tarih ve 2010/2-1476 sayılıkararıyla söz konusu yerleşim yerinin boşaltılmadığını, köydeki seçimlerindüzenli yapıldığını ve nüfus sayımlarında önemli miktarda nüfus tespitedildiğini belirterek başvurucunun talebini reddetmiştir.
11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu, 3/3/2011tarihinde Diyarbakır İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Yeni açılan ve 25/7/2011tarihinde faaliyete geçen Batman İdare Mahkemesinde görülmeye devam edilendavada anılan Mahkeme, 16/11/2011 tarih ve E.2011/1254, K.2011/644 sayılıkararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamen boşaltılan yerlerden olmadığı vebaşvurucunun sübjektif güvenlik algısı nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığızararların idarece karşılanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanınreddine karar vermiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.Dairesinin 13/6/2012 tarih ve E.2012/2286, K.2012/4470 sayılı kararıylaonanmıştır.
13. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde bulunanbaşvurucunun bu istemi, Danıştay 15. Dairesinin 19/12/2012 tarih veE.2012/10834, K.2012/14494 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin karar düzeltmeisteminin reddi kararının 5/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden itibarensüresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un ”Amaç” kenar başlıklı 1. maddesişöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam”kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanununkapsamı dışındadır:
…
d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyalsebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarartespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanunkapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, birbaşkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısıkomisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamugörevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetimkurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukatkomisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilkhaftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İşyoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurununsüresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005 -5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veyayetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış güniçinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibarenbir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiğiil valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerdensonra yapılacak başvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “KarşılanacakZararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluylakarşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğertaşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından
kaynaklanan maddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “ZararınTespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“7 ncimaddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerîmercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarargörenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de gözönünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarınauygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleriuygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğinceyapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılmasüresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle MücadeleKanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemlerveya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddîzararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılanbaşvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan süreninbitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığınınaraştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:
“…5233sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasauyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucumeydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan birköye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarınakavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olanasgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka biranlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği de tabiidir.
Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,davacının terör olayları sonucu terk ettiği YoncalıbayırKöyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadeceköyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçlesınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idareceyaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplananmiktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenentutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'ndeherhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılındabölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminingetirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olaylarısonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarındaçekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadecegeçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundanbahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk edendavacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olupolmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusununreddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmemektedir.
…“
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 26/4/2013 tarih ve 2013/3008 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı başvurudanve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını ve başvurusunun kararabağlanmasının yaklaşık 5 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenenmülkiyet ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım Talebi Yönünden
30. Başvurucunun adli yardım talebi bulunmaktadır. AnayasaMahkemesinin daha önce bu konuda aldığı karar doğrultusunda, adli yardımtalebinin kabul edilebilmesi için başvurucunun kendisi ve ailesinin geçiminiönemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama giderlerini kısmenveya tamamen ödeme gücünden yoksun olması, ikinci olarak da taleplerinin dayanaksızolmaması gerekmektedir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 23).
31. Adli yardıma konu talebin dayanaksız olmamasının,bireysel başvurulara ilişkin 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında belirtilen “Mahkemeninaçıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebileceği”şeklindeki kuralda belirtilen “açıkçadayanaktan yoksunluktan” farklı bir anlam taşıdığını belirtmekgerekir. Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun dayanaksız olmasıbu kapsamda yapılacak incelemeyle sınırlı bir anlam taşımakta olup, zorunluolarak adli yardıma konu başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sonucunudoğurmaz. Öte yandan adli yardım talep edilen başvuru konusunun dayanaksızolmamasının, bireysel başvurunun kabul edilebilirliği hususunda belirleyiciolmayacağı açıktır (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 24).
32. Adli yardım talebiyle yapılan başvurularda, önceliklebaşvurucunun adli yardım kapsamında bireysel başvuru harcından geçici olarakmuafiyetine karar verilmesi, bundan sonra başvurunun kabul edilebilirliğineilişkin incelemenin yapılması gerekmektedir. Bu aşamada adli yardım talebinindayanaksız olup olmadığı, kabul edilebilirlik incelemesinden önce ve bağımsızolarak incelenmelidir (B. No: 2012/1181, 7/11/2013, § 26).
33. Somut olayda, başvurucu 26/4/2013 tarihli başvurudilekçesinde adli yardım talebinde bulunmuş ve yargılama giderlerini ödemegücünden yoksun olduğuna dair 22/4/2013 tarihli fakirlik kağıdını sunmuştur. Bubelgeden başvurucunun geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle,taleplerinin dayanaksız olmadığı da anlaşılan başvurucunun adli yardımtalebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.
2. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. MülkiyetHakkının İhlal Edildiği İddiası
34. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idaribaşvurudan ve ardından açtığı davadan Kayadibiköyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri olmadığı gerekçesiylereddedildiği için bir sonuç alamadığını, oysa Kozluk İlçe Jandarma KomutanlığıSorumluluk Sahasında Boş Olan Köy ve Mezralar listesinde Kayadibiköyünün de bulunduğunu, nüfus sayımına ilişkin olarak 1990, 1997 ve 2000yıllarına ait sayım sonuçlarına yer verilirken 1990 ile 1997 yılları arasındakinüfus sayımı sonuçlarına yer verilmediğini, 1987-1988 eğitim öğretim yılından1997-1998 eğitim öğretim yılına kadar Kayadibiİlköğretim Okulunun güvenlik nedeniyle kapatıldığını, bu yıllarda köydekimsenin ikamet etmediğini, Kozluk Kaymakamlığı Zarar Tespit KomisyonuBaşkanlığının 16154 sayılı dosyası kapsamında keşif değerlendirme ve sonuçraporuna göre malvarlığına ulaşamamaktan dolayı 24.633.66 TL’lik maddizararının oluştuğunu, tüm bunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
35. Başvurucu bu bölümde ayrıca 5233 sayılı Kanun’un amirhükümlerinden yararlandırılmaması, zorunlu nedenlerden dolayı köyünden göçetmesi ve sonrasında yaşadığı psikolojik ve sosyal zorluklar nedeniyle yaşadığımanevi acıyı karşılayacak tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
36. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiyönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunmasıhakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olanmülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileribunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu veGüneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları nedeniyle bazıköy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların köylerinegirişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahaleteşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin zararlarınınkarşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade edilmiştir.
37. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlıçatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnaitedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bumüdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukukyolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veya madditazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarakKomisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yer verilmiştir.
38. Bakanlık bu kapsamda ayrıca başvurucunun manevi tazminattalebinin incelenebileceğini fakat manevi zararların tazmininin 5233 sayılıKanun’un kapsamı dışında kaldığını, bu durumun kişilerin manevi zararları içinidari yargıda dava açmalarına engel teşkil etmediğini, başvurucunun önceliklebaşvuru yollarını tüketmesi gerekirken, idari yargıda dava açmadığını, AİHM’ninbenzer başvurular hakkında tazminata ilişkin görüşlerinin iç hukuk yollarınıntüketilmediği yönünde olduğunu ifade etmiştir.
39. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Batman ili, Kozlukilçesi, Kayadibi köyünde ikamet etmekte iken, meydanagelen terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. HâlbukiKomisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Kayadibiköyünün terör nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespitedilmiştir. Bu araştırma yapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygunolarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temin edilmiştir.Komisyon tarafından Kayadibi köyünde keşif yapılarakbaşvurucuya ait taşınır ve taşınmaz malların tespiti yapılmıştır. Yapılan buaraştırma sonucunda, Kayadibi köyü ve mezralarınınboşalan/kısmen boşalan köyler arasında yer almadığı, Jandarma araştırmasınagöre söz konusu köy ve çevresinde sadece iki terör olayının meydana geldiği,köyün içerisinde herhangi bir terör olayının gerçekleşmediği belirlenmiştir.Ayrıca nüfus sayımlarına göre köyde 1990 yılında 418, 1997 yılında 155, 2000yılında ise 213 kişinin yaşadığı ve muhtarlık seçimlerinin yapıldığı tespitedilmiştir. Tüm bu somut araştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyünterör olayları nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucunavararak başvurucunun talebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucutarafından idari yargıda iptal davası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeylereddedilmiştir. Böylelikle başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığıkesinleşmiş kararla tespit edilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargıtarafından yapılan bu araştırma Danıştay içtihatlarıyla da uyumludur.
40. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
41. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarınincelenemeyeceği, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
42. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda barizbir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz takdir hatası veya açık keyfilikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 26).
43. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucununAnayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde, 5233 sayılıKanun’un 2. ve 7. maddelerinin ilgili bölümlerine yer vererek idari yargımakamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar vealeyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
44. Başvurucunun iddialarının yanı sıra, Komisyonun başvuruyuret kararı ve derece mahkemelerinin karar gerekçeleri incelendiğinde,iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2.maddesinin (d) bendinde yer verilen “Terördışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlikkaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin busebeple uğradıkları zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derecemahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
45. Başvurucu her ne kadar iddialarını mülkiyet hakkınadayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava, temyiz ve karar düzeltmedilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların vemahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarınınmahkemeler tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehineolmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birliktebaşvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleritarafından değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.
46. Nitekim Batman İdare Mahkemesinin 16/11/2011 tarih veE.2011/1254, K.2011/644 sayılı kararında, Jandarma Alay Komutanlığı tarafındanmahallinde düzenlenen 7/9/2009 tarihli jandarma araştırma tutanağında Kayadibi köyü ve mezralarının çevresinde sadece iki terörolayı meydana geldiği, köy ve mezraların içinde terör olayı gerçekleşmediği, buköy ve mezraların terör olaylarından kısmen etkilendiği, ancak köy ve mezralardançok büyük çaplı göçün yaşanmadığı, bu köy ve mezralar arasında terör olaylarınedeniyle boşalan yerleşim birimlerinin bulunmadığının ifade edildiği,15/7/2005 tarihli jandarma araştırma tutanağına göre Kayadibiköyünden sadece 20-25 ailenin göç ettiğinin belirtildiği, köyde yapılan nüfussayımlarında da 1990 yılında 418, 1997 yılında 155, 2000 yılında ise 213kişinin yaşadığı, köyde koruculuk sisteminin olmadığı, Kozluk İlçe SeçimKurulunun 7/8/2009 tarih ve 174 sayılı yazısında, 1990-2000 yılları arasındaKozluk ilçesine bağlı tüm köylerde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı ve seçimyapılmayan köylerden biri olmadığı hususları belirtilerek adı geçen köyün terörnedeniyle boşaltıldığının kabulüne olanak bulunmadığı ve başvurucunun sübjektifgüvenlik kaygısıyla göç ettiği gerekçeleriyle 5233 sayılı Kanun’a dayalıtazminat isteminin reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediğindendavanın reddine karar verilmiştir.
47. Mahkemenin bu kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı Kanun’un2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi içinköyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşimyerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ınyerleşik içtihatlarına (§§ 25–27) uygun olup herhangi bir keyfilikiçermemektedir. Ayrıca başvurucunun söz konusu mahkeme kararındadeğerlendirilmediğini ileri sürdüğü jandarmanın hazırladığı boş olan köy vemezraları gösteren listede (§ 34) Kayadibi köyününsadece 3 mezrasının boşaltıldığı bilgisinin yer aldığı görülmektedir.
48. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarınıterör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkemekararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunundoğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233 sayılı Kanun’un kapsamınagirecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa Mahkemesi açısından butespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus bulunmadığından mülkiyethakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır (benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,28/6/2011, §§ 85-88).
49. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, mülkiyet hakkı kapsamındabir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece mahkemesi kararının barizbir takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediği anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası
50. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul süredeyargılanma hakkına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
3. Esas Yönünden
51. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğuzararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındakiyargılamanın yaklaşık 5 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
52. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusundabenimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurlarından biri olan“makul sürede yargılanma hakkı”kapsamında değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresininuzunluğunun incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin dedikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.
53. Bakanlık görüşünde, AİHM’ne göre hukuk ve idari davalardasürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancakidari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlemaleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.
54. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olupolmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olupolmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davanınbaşvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar verildiğibelirtilmiştir.
55. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
56. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” AnayasaMahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul süredeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).
57. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceliolduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun, davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken hususlardır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40–46). Bu nedenle başvuruyakonu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkate alınarakdeğerlendirilecektir.
58. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süredeğerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tümgecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisideğerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından dahaetkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
59. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlardagirişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha öncekibir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuruaçısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazaraalınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olaylarınedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyonabaşvurduğu 6/5/2008 tarihidir. Bu doğrultuda idari makama başvurulması ilebaşlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
60. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığı zararların giderilmesi amacıyla 6/5/2008 tarihinde Komisyonabaşvurduğu ve Komisyon tarafından 2 yıl 7 ay 8 gün sonra 14/12/2010 tarihindekarar verildiği görülmektedir.
61. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlarayapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içindesonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesive başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun busüreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ileuzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
62. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’dabelirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararlarıntazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlarbu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararlarıngeçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).
63. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısalsorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içindekarara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındakiyetersizlik ve iş yükü nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumundada yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198,7/11/2013, § 55).
64. Bununla birlikte, idari veya yargısal bir karar organınayapılan başvuru sayısında öngörülemeyecek düzeyde geçici ve olağanüstü birartış olması nedeniyle başvuruların birikmesine bağlı olarak başvurularınkarara bağlanmasında meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterlitedbirlerin alınması koşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısındandevletin sorumluluğunu doğurduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981, §51-52; Kępa/Polonya, B. No: 43978/98, 30/9/2003; Vincent Lynch/Birleşik Krallık, B. No:19504/06, 6/10/2009). Bu kapsamda AİHM, Buchholz/Almanya davasında, toplam 4 yıl 9 aysüren iş uyuşmazlığına ilişkin bir yargılamada, Almanya’da 1970’li yıllardaortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalara ilişkin davalardaanormal artış olması nedeniyle yargılamanın karara bağlanmasında yaşanangecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.Benzer şekilde AİHM, Kępa/Polonya davasında toplamda 8 yıl 4 aysüren bir yargılamada, (ilgili davanın temyiz aşamasında 1 yıl 6 ay hiçbirişlem yapılmaksızın beklemesine rağmen) başvurucuların yargılamanın uzamasınayol açan eylemleri de göz önünde bulundurularak Yargıtayıniş yükünün artmasından kaynaklanan gecikmenin bu hakkı ihlal etmediğine kararvermiştir. Son olarak, VincentLynch/Birleşik Krallık davasında AİHM toplamda 4 yıl 6 ay süren biryargılamada 2003 Aralık ayında yürürlüğe giren bir kanun sonrasında bir andaçok sayıda başvurunun gelmesi, tek bir davanın karara bağlanması için yaklaşıkbir yıl sürecin başlamasının gecikmesi, 2005–2007 yılları arasında söz konusukanun kapsamında öncelikle görülmesi gereken binin üzerinde davanın kararabağlanması gibi nedenlerle başvurucunun davasının karara bağlanmasında yaşanangecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.Bütün bu davalarda geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştankaynaklanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmaması, bu konudagereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşulunabağlanmıştır. Ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi vehalihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devlet,yaşanan gecikmelerden sorumlu hale gelecek ve daha etkili ve ilave tedbirleralması kendisinden beklenebilecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zimmermann ve Steiner/İsviçre,13/7/1983, § 29, Vincent Lynch/BirleşikKrallık, B. No:19504/06, 6/10/2009).
65. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlaratoplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u kararabağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devametmiştir.
66. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminatkomisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanmasıamacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyükçoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyleoluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çokyüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılıKanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’unyürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat busüre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. maddeile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönemçok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devametmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
67. Yukarıda belirtilen ilkeler (§ 64-65) çerçevesinde, 5233sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmada iş yükündeki artış geçici olup herbir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süredeğerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yolaçıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulanbu mekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerinyeterli çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıpalmadıklarının ortaya konulması gerekmektedir.
68. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bukomisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacakzararları tespit ettiği, bu kapsamda, her bir başvuruda yapılan talebe bağlıolarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrıziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucularıntaşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğindeolanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalaryapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülenbu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğuortadadır (benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08,28/6/2011, § 69-70).
69. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman ilindenyapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesiuyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuruyapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihiolan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuruyapıldığı, başvurucunun komisyona 6/5/2008 tarihinde başvuruda bulunduğu,başvurucunun dosya kayıt numarasının 16.154 olduğu anlaşılmaktadır. Komisyona2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvurularınyapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeniortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplambaşvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibarıylayapılan toplam 18.450 başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, komisyonsayısının bire düştüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır.
70. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğunbaşvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısındaçok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcutbaşvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çokyüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerde kurulankomisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayınındüşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülkegenelinde hem de Batman ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvurularınsayısına bakıldığında karara bağlanmamış çok az sayıda başvurunun kaldığıanlaşılmaktadır.
71. Ülke genelinde ve Batman ilinde karara bağlanan başvurusayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler gözönünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarınınkabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerinegetirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesiolabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlilerioldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirlibir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir.
72. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığıkadarıyla, 6/5/2008 tarihinde komisyona başvuru sonrasında başvurucunun zararınıntespiti için komisyon tarafından yürütülen ilk işlemin 20/9/2010 tarihindeKaymakamlık İlçe Zarar Tespit Bilirkişi Komisyonu tarafından gerçekleştirilenkeşif işlemi olduğu görülmektedir. Bir anlamda komisyona yapılan başvurulararasında başvurucunun dosyasının incelenme sırası bu tarihte gelmiştir. Butarihten sonra yaklaşık 30 gün içerisinde sırasıyla (13-17/9/2010,13-17/10/2012 ve 18/10/2010 tarihlerinde) ziraat, kadastro ve inşaatbilirkişilerinden ayrı ayrı rapor alınmış ve başvurucunun talebi 14/12/2010tarihinde karara bağlanmıştır. Komisyonda toplam 2 yıl 7 ay 8 günde kararabağlanan başvurunun işleme konulabilmesi için 2 yıl 4 ay 14 gün sıra beklediğianlaşılmaktadır.
73. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmeninKomisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortayaçıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan buiş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konudaüzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.
74. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, komisyontarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 3/3/2011 tarihinde davadilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecinbaşladığı, 9/3/2011 tarihinde dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligatişleminin yapıldığı ve davalı idarenin 20/4/2011 tarihinde cevap dilekçesinisunduğu görülmektedir. Diyarbakır İdare Mahkemesinin 27/7/2011 tarihli arakararı ile dava dosyasının yetki yönünden reddedilerek 25/7/2011 tarihindefaaliyete geçen Batman İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verildiği, davadosyasını 25/8/2011 tarihinde devralan Batman İdare Mahkemesinin 16/11/2011tarihinde davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.
75. Başvurucu tarafından 11/1/2012 tarihinde kararın temyizedilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 26/1/2012 tarihinde temyiz ilkinceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 29/3/2012 tarihindeDanıştay’a gönderilmiştir. 9/4/2012 tarihinde temyiz merciinde kayda alındığıanlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık iki ay sonra 13/6/2012 tarihindeDanıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.
76. Bu karar sonrasında dosyanın 31/7/2012 tarihinde ilkderece Mahkemesine ulaştığı, başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme istemiüzerine 1/11/2012 tarihinde tekrar Danıştay Başkanlığına gönderilerek15/11/2012 tarihinde kayda alındığı, 5/12/2012 tarihinde ilk incelemesininyapıldığı ve 15 gün sonra 19/12/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince karardüzeltme talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
77. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinintoplam 1 yıl 9 ay 16 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.
78. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,ilgili dava dosyasının Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdareMahkemesine devri söz konusu olmasına rağmen hem ilk derece aşamasında hem detemyiz ve karar düzeltme aşamalarında kayda değer herhangi bir gecikmeninyaşanmadığı anlaşılmaktadır.
79. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlardaincelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamındayürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünüdüşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerinkarmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması vebunların karara bağlanması, başvurunun komisyonda işleme alınması sonrasındayaklaşık 3 ayda kararın verilmesi ve bunların yanı sıra yargılama sürecinin(dosyanın Diyarbakır İdare Mahkemesinden yeni açılan Batman İdare Mahkemesinedevri söz konusu olmasına rağmen) 1 yıl 9 ay 16 gün içerisinde ilk derece,temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesi gibi davanın tümkoşulları dikkate alındığında başvurunun toplamda 4 yıl 7 ay 13 günde(6/5/2008-19/12/2012 tarihleri arasında) karara bağlanmasında kamuotoritelerine ve yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğusöylenemez.
80. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesiningerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle:
A. Başvurucunun yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olmasınedeniyle adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündekiiddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
D. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
E. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
6/2/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.