TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
GENEL KURUL
KARAR
MAHMUT TANAL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18803)
Karar Tarihi: 10/12/2014
R.G. Tarih-Sayı: 21/2/2015-29274
GENEL KURUL
KARAR
Başkan
:
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
:
Serruh KALELİ
Başkanvekili
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Burhan ÜSTÜN
Engin YILDIRIM
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Celal Mümtaz AKINCI
Erdal TERCAN
Muammer TOPAL
Zühtü ARSLAN
M. Emin KUZ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Sinan YILMAZ
Başvurucu
:
Mahmut TANAL
2. Başvurucu
:
Levent GÖK
Vekili
:
Av. Kemal AKKURT
3. Başvurucu
:
Adnan KESKİN
4. Başvurucu
:
Fatma Banu GÜVEN DOKUR
5. Başvurucu
:
Kerem ALTIPARMAK
6. Başvurucu
:
Yaman AKDENİZ
Vekilleri
:
Av. Onur Can KESKİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulanSoruşturma Komisyonu tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında, KomisyonBaşkanı'nın talebi üzerine bu Komisyon’un çalışmaları ile ilgili olarak verilenyayın yasağı kararıyla ifade özgürlüğünün; anılan yasağa ilişkin yapılanitirazın tatmin edici bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiş olması nedeniylede adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/12/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesindeKomisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. 2 /12/2014 tarih ve 2014/18876 numaralı başvuru ile 3/12/2014tarih ve 2014/18946 numaralı başvurular, konu bakımından aynı niteliktebulunmaları nedeniyle, 2014/18803 numaralı başvuru ile birleştirilmesine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm, başvurunun kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve görüş için bir örneğinin AdaletBakanlığına gönderilmesine karar vermiştir. Niteliği itibarıyla Genel Kurultarafından karara bağlanmasını gerekli gördüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,başvuruyu görüşülmek üzere Genel Kurul’a sevk etmiştir.
5. İçtüzüğü’nün 71. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca Genel Kurul, başvuru hakkında ivedilikle karar verilmesinigerekli görerek incelemenin Bakanlık cevabı beklenmeden yapılmasına kararvermiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular Mahmut Tanal,Levent Gök ve Adnan Keskin Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilen AnaMuhalefet Partisinin milletvekilleridirler. Başvurucular Kerem Altıparmak veYaman Akdeniz akademisyen olup, başvurucu Fatma Banu Güven Dokur isegazetecidir.
8. Türkiye Büyük MilletMeclisinde eski Ekonomi Bakanı, İçişleri Bakanı, Avrupa Birliği Bakanı ileÇevre ve Şehircilik Bakanı hakkındaki iddialara ilişkin olarak MeclisSoruşturması Komisyonu kurulmuştur.
9. 21/11/2014 tarihinde sözkonusu Komisyonun Başkanı tarafından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınabaşvurularak, Anayasa’nın 98., 100. ve TBMM İçtüzüğünün ilgili maddelerigereğince, Komisyon tarafından yürütülen soruşturma hakkında bazı basın veyayın organlarında soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek ve masumiyet karinesiilkesini çiğneyecek şekilde yayınlar yapıldığından bahisle, soruşturmanınsağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve ilgililerin lekelenmeme hakkınınkorunması için soruşturmanın bitim tarihi olan 27/12/2014 tarihine kadar yazılıve görsel medya ile internet ortamında yayın yasağı verilmesi talep edilmiştir.
10. Bunun üzerine AnkaraCumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu söz konusu talebiyerinde bularak 24/11/2014 tarihli yazısı ile Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği’ne başvurmuştur.
11. Ankara 7. Sulh CezaHâkimliği, 25/11/2014 tarihinde bu talebi incelemiş ve talebe ekli bilgi vebelgeler doğrultusunda Meclis Soruşturması Komisyonu tarafından yürütülensoruşturmanın gizli olduğunu tespit ederek, haklarında soruşturma yapılan eskibakanların kişilik haklarının zedelenmemesi, şöhret ve diğer haklarınınkorunması gerekçesi ile komisyon tarafından istenen bilgi ve belge içerikleri,dinlenen tanık, bilgi sahibi ve bilirkişi ve diğer ilgili kişilerinbeyanlarının içerikleri hakkında 27/12/2014 tarihi mesai bitimine kadar tümyazılı, görsel medya ve internet ortamında yapılan yayınlar hakkında yayınyasağı konulmasına karar vermiştir.
12. Başvurucu, Mahmut Tanal bukarara karşı 27/11/2014 tarihinde itiraz merci olan Ankara 8. Sulh CezaHakimliğine başvurmuştur.
13. Ankara 8. Sulh CezaHakimliği Başvurucu Mahmut Tanal’ın talebini incelemiş ve 28/11/2014 tarihinde,Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliğinin ilgili kararınınusul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle kesin olarak reddetmiştir.
14. Diğer başvurucular, sözkonusu karara karşı yapılan itirazların Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliğitarafından incelendiğini, yasağın usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyletalebin reddedildiğini, dolayısıyla bu itirazın esası hakkındaki Hakimliğinkararının müstakar hale geldiğini belirterek, yeni bir itirazda bulunmanınetkisiz olacağı gerekçesiyle bu yolu tüketmemişlerdir.
15. Talebin reddi kararıbaşvurucu Mahmut Tanal’a 28/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
16. Başvurucular 1/2/2014,2/12/2014 ve 3/12/2014 tarihlerinde Anayasa Mahkemesine başvurmuşlardır.
B. İlgiliHukuk
17. Anayasa’nın 98. ve 100.maddeleri şöyledir:
“MADDE 98- Türkiye Büyük Millet Meclisi soru, Meclisaraştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması yollarıyla denetlemeyetkisini kullanır. Soru, Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarakcevaplandırılmak üzere Başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemedenibarettir. Genel görüşme, toplumu ve Devlet faaliyetlerini ilgilendiren bellibir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir. Soru,Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme şekli,içeriği ve kapsamı ile cevaplandırılma, görüşme ve araştırma yöntemleri Meclisİçtüzüğü ile düzenlenir.
MADDE 100- (Değişik:3/10/2001-4709/31 md.) Başbakan veya bakanlarhakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birininvereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geçbir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar.
Soruşturma açılmasına karar verilmesi halinde, Meclistekisiyasî partilerin, güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üçkatı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı ad çekmesuretiyle kurulacak onbeş kişilik bir komisyontarafından soruşturma yapılır. Komisyon, soruşturma sonucunu belirten raporunuiki ay içinde Meclise sunar. Soruşturmanın bu sürede bitirilememesi halinde,komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. (Ek cümle:3/10/2001-4709/31 md.) Bu süre içinde raporun TürkiyeBüyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.
(Değişik: 3/10/2001-4709/31 md.) Rapor Başkanlığa verildiği tarihtenitibaren on gün içinde dağıtılır, dağıtımından itibaren on gün içinde görüşülürve gerek görüldüğü takdirde ilgilinin Yüce Divana sevkine karar verilir. YüceDivana sevk kararı ancak üye tamsayısının salt çoğunluğunun gizli oyuylaalınır.
Meclisteki siyasî parti gruplarında, Meclis soruşturması ileilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”
18. Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün 110. maddesi şöyledir:
“Meclis soruşturması komisyonunun çalışma usulü ve süresi
MADDE 110– Soruşturmakomisyonu üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıyakatılanların salt çoğunluğu ile karar verir.
Komisyonun çalışmaları gizlidir. Bu komisyona kendi üyeleridışındaki milletvekilleri katılamazlar.
Soruşturma komisyonu, raporunu Anayasanın 100 üncü maddesinegöre kuruluşundan itibaren iki ay içinde verir. Soruşturmanın bitirilememesihalinde, komisyona iki aylık yeni ve kesin bir süre verilir. Komisyonun bukonudaki istem yazısı Genel Kurulun bilgisine sunulur. Bu süre içinde raporunTürkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına teslimi zorunludur.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
19. Mahkemenin 10/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 1/12/2014 tarih ve 2014/18803 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
20. Başvurucular, yayın yasağının halkın haber alma vebilgilenme hakkını kısıtlayıcı nitelikte olduğunu ifade ederek Anayasa’nın 26.maddesinde düzenlenen düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 10. maddesindedüzenlenen ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüşlerdir. BaşvurucuMahmut Tanal ayrıca, yolsuzluk suçlarından toplumun her bireyi gibi zarargördüğünü, bu açıdan taraf sıfatı bulunmasına rağmen Ankara 8. Sulh CezaHakimliğinin itiraz üzerine verdiği gerekçeden yoksun kararla Anayasa’nın 36.ve 141. maddeleri ile Sözleşme’nin 6. maddesinde tanımlanan adil yargılanmahakkının ihlal edildiğini de iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
21. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir. ...”
22. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin tarafolduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlaledildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
23. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenler tarafından yapılabilir.
24. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinde kimlerin bireyselbaşvuru yapabileceği sayılmış olup, anılan maddenin (1) numaralı fıkrasınagöre, bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üçtemel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu önkoşullar, başvuruyakonu edilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işlemindenya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncelbir hakkının ihlal edilmesi”, bu ihlalden dolayı “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunlarınsonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir (B. No:2013/6179, 20/3/2014, § 24).
25. Bu üç temel koşula ilave olarak anılan Kanun’un 45.maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, Anayasa Mahkemesine ancak Anayasa’dagüvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden AİHS ve buna ek Türkiye’nintaraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin ihlal edildiğiiddiasıyla başvurulabilir. Buradan çıkan sonuca göre Anayasa’da güvence altınaalınmış temel hak ve özgürlüklerden, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğuprotokoller kapsamında bir hakkı doğrudan etkilenmeyen kişi “mağdur” statüsü kazanamaz (B. No:2013/6179, 20/3/2014, § 25).
26. Bireysel başvuruda “mağdur”kavramı, davada menfaat veya dava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız birşekilde yorumlanır (Gorraiz Lizarraga veDiğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004, § 35). Ayrıca mağdurkavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup, bukavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Gorraiz Lizarraga ve Diğerleri/İspanya, §38), (B. No: 2014/11438, 24/7/2014, § 20).
27. Kendilerinin belirli bir işlemden doğrudan etkilenmetehdidiyle ya da tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve dolayısıylapotansiyel olarak mağdur olduklarını iddia eden başvurucular ile yalnızcaulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumun menfaatinin korunmasını amaçlayanbaşvurular arasında dikkatli bir ayrım yapılmalıdır. Bu son bahsedilen türdekive içtihatta “halk davası” (actio popularis) olarakisimlendirilen başvurulara bireysel başvuru hakkı tanınmamıştır. Dolayısıylabireylerin, kendi bireysel haklarının ihlal edildiğini ileri sürmeksizin,toplumun menfaatlerinin ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunma hakları bulunmamaktadır (B. No: 2014/11438, 24/7/2014, § 20).
28. Somut olayda başvurucuların ihlale neden olduğunu ilerisürdükleri kamu gücü işlemi, TBMM’de dört eski bakan hakkında devam edensoruşturmaya ilişkin olarak Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği tarafından verilenyayın yasağı kararıdır. İçeriği incelendiğinde bu kararın, soruşturmanıngizliliğine ilişkin ilgili Kanun ve Meclis İçtüzüğü hükümlerinin tekrarındanibaret olduğu ve bir yenilik getirmediği anlaşılmaktadır. TBMM’de yürütülensoruşturmanın gizli olmasının nedeni ilgili İçtüzük ve Kanun hükümleriolduğundan, somut bireysel başvurudaki şikayetin aslında fiilen söz konusuhükümlere yönelik olduğu açıktır.
29. Yukarıda ifade edildiği şekilde (§§ 17 ve 18) Anayasa’nınMeclis Soruşturması Komisyonunun oluşum, görev ve yetkilerini düzenleyen 100.maddesinin son paragrafı meclis soruşturması komisyonlarının çalışmalarıhakkında Meclisteki siyasî parti gruplarında, meclis soruşturması ile ilgiligörüşme yapılamayacağını ve karar alınamayacağını hükme bağlamıştır. Aynışekilde TBMM İçtüzüğü’nün 110. maddesinin ikinciparagrafı Meclis Soruşturması Komisyonunun çalışmalarının gizli olduğunu veüyeler dışında kimsenin bu çalışmalara katılamayacağını ifade etmektedir.
30. Meclis soruşturmalarının Meclisin klasik yasama işlemiolmayıp yargısal veya yarı yargısal bir işlemi olduğu uygulama ve doktrinde degenel kabul gören bir yaklaşımdır. Mahkememiz de daha önceki kararlarındameclis soruşturmasını Anayasa ile Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne verilmiş bir‘Adli görev ve Yetki’ olaraktanımlamış ve böylece meclis soruşturmasını yasama organı eliyle yürütülen biryargı faaliyeti olarak kabul etmiştir. (AYM, E. 1970/25, K. 1970/32, K. T.18/6/1970).
31. Bu bağlamda Meclis Soruşturması Komisyonu, bir nevi cezasoruşturması yürütmektedir, bu nedenle bu soruşturma açısından Cumhuriyetsavcısı konumundadır. Nitekim hazırlanan rapor, daha sonra açılabilecek cezadavasında iddianame yerine geçen belge olarak kabul edilmektedir. Hal böyleolunca TBMM İçtüzüğünün 110. maddesinin öngördüğü gizliliği, 4/12/2004 tarih ve5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157. maddesinde düzenlenen soruşturmanıngizliliği ile aynı şekilde yorumlamak gerekir. Soruşturmanın gizliliğini ihlalise 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde suçolarak düzenlenmiştir.
32. Söz konusu soruşturmanın bir ceza soruşturması olduğundaduraksama yoktur. Ancak yürütülen soruşturmanın içeriği dikkate alındığındabaşvurucuların ne soruşturmanın sujelerindenoldukları ne de soruşturulan kişilere atfedilen fiillerden doğrudan ve şahsenetkilendikleri söylenebilir. Başvurucuların konumları ve statüleri gereğitopluma karşı sorumlu oldukları olgusu da doğrudan ve şahsen etkilenmiş olmagerekliliğini karşılama noktasında yeterli değildir.
33. Başvurucu Mahmut Tanal’ın itirazının mercii tarafındantaraf ehliyeti konusu tartışılmaksızın esastan incelenmiş olması da bubaşvurucunun bireysel başvuru sürecinde mağdur sıfatını kazandığının kabulüşeklinde yorumlanamaz. Mahkememiz önceki tarihli kararlarında, derecemahkemeleri önündeki taraf ehliyeti ile bireysel başvuru açısından kişiyönünden yetkinin aynı şey olmadığını, kişi bakımından yetki konusununMahkememizin takdir değerlendirmesine tâbi olduğunu ifade etmiştir (B. No:2013/1752, 26/6/2014, § 40). Bu haliyle başvurucular söz konusu meclissoruşturmasının tarafı değildirler.
34. Bireysel başvuruda bir başvurunun kabul edilebilmesi içinbaşvurucunun sadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp, ihlaldendoğrudan etkilendiğini yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusundaAnayasa Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla, mağdur olduğu zannı veyaşüphesi de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (B. No:2013/8479, 6/2/2014, § 24).
35. Bu çerçevede başvuruculardan Mahmut Tanal, “toplumda yaşayan bir birey olarak yolsuzluksuçlarından toplumun her bireyi gibi etkilenmekte” olduğunu ve bunedenle “taraf sıfatı”nın bulunduğunu ilerisürmekte ise de, yürütülen soruşturmayla doğrudan ve kişisel olarak ilgisinigösterebilmiş değildir. Başvurucu, soruşturmanın gizli olmasına ilişkin kanunve İçtüzük hükümlerini hatırlatan başvuruya konu kamu gücü işleminin kendisibakımından nasıl bir somut etki oluşturduğunu ve kişisel olarak etkilendiğiniaçıklamamakta, soruşturmanın gizli olarak yapılması nedeniyle “toplumun her bireyi gibi” etkilendiğiniileri sürmektedir. Gerçekten de söz konusu kanun ve İçtüzük hükümlerindenkaynaklanan soruşturmanın gizliliği ilkesinin varlığı nedeniyle bilgi edinmehakkı bakımından “herkes”etkilenebilmektedir. Bu itibarla soruşturmanın gizliliğine yönelik başvurusoyut (in abstracto)nitelikte bir şikayet mahiyetindedir.
36. Başvurucular başvuruya konu kamu gücü işlemininkendilerini kişisel olarak ve doğrudan etkilediğini somut olarakgösteremedikleri gibi, ilgili kanun ve İçtüzük hükümleri gereği gizli olansoruşturma işlemlerinden bilgi sahibi olmalarında meşru menfaatlerininbulunduğunu da gösterebilmiş değillerdir. Somut olayda başvurucularınsoruşturmanın gizliliği kapsamındaki bilgi ve belgelere ulaşmada meşru menfaatlerininbulunduğu, dolayısıyla mağdur oldukları yönündeki kabul, yürütülmekte olanherhangi bir soruşturmayla ilgili bilgi almak ve vermek isteyen ancak bu talebikamu gücü tarafından karşılanmayan herkese mağdur statüsü kazandırabilecektir.Böyle bir sonuç ise sadece mağdur statüsünü öngörülemez biçimde genişletmeklekalmayacak, aynı zamanda ceza yargılaması hukukunun temel ilkelerinden biriolan soruşturmanın gizliliği ilkesini de uygulanamaz hale getirebilecektir.
37. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların, ihlale nedenolduğunu ileri sürdükleri kamu gücü işleminden kişisel olarak ve doğrudanetkilenmedikleri anlaşıldığından, başvuruların diğer kabul edilebilirlikşartları yönünden incelenmeksizin "kişiyönünden yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
38. Başkan Haşim KILIÇ, Başkanvekilleri SerruhKALELİ ve Alparslan ALTAN ile üyeler Osman AlifeyyazPAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ ve Erdal TERCAN başvurucuların tamamı, üye SerdarÖZGÜLDÜR ise başvuruculardan Fatma Banu GÜVEN DOKUR, Kerem ALTIPARMAK ve YamanAKDENİZ yönünden “kişi yönünden yetkisizlik”şeklindeki çoğunluk görüşüne, konunun esas yönünden incelemesi sonrasında kararverilebileceğine yönelik karşı görüşleri ile katılmamışlardır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle, başvurunun “kişi yönündenyetkisizlik” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA, Başkan Haşim KILIÇ, Başkanvekilleri Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, üyeler Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ ve Erdal TERCAN’ın tüm başvurucular yönünden, üye Serdar ÖZGÜLDÜR’ün ise başvurucular Fatma Banu GÜVEN DOKUR, KeremALTIPARMAK ve Yaman AKDENİZ yönünden karşıoyları ve OY ÇOKLUĞUYLA; yargılama giderlerininbaşvurucular üzerinde bırakılmasına OYBİRLİĞİYLE,10/12/2014 tarihinde karar verildi.
KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Türkiye Büyük MilletMeclisinde dört eski Bakan hakkındaki iddialara ilişkin olarak kurulan MeclisSoruşturma Komisyonu Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde Ankara CumhuriyetBaşsavcılığına başvurularak Anayasanın 98, 100 ve TBMM İçtüzüğünün ilgilimaddeleri gereğince, Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer ÇAĞLAYAN, İçişleri EskiBakanı Muammer GÜLER, Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen BAĞIŞ ile Çevre veŞehircilik Eski Bakanı Erdoğan BAYRAKTAR hakkında kurulan (9/8) esas numaralıMeclis Soruşturması Komisyonunca yürütülen soruşturma hakkında bazı basın veyayın organlarında soruşturmanın gizliliğini ihlal edecek ve masumiyet karinesiilkesini çiğneyecek şekilde yayınlar yapıldığından bahisle soruşturmanınsağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi ve ilgililerin lekelenmeme hakkınınkorunması bağlamında soruşturmanın bitim tarihi olan 27/12/2014 tarihine kadaryazılı ve görsel medya ile internet ortamında yayın yasağı kararı verilmesitalep edilmiş, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği, 25/11/2014 tarihinde TBMMKomisyonu tarafından yürütülen soruşturmanın gizli olduğunu tespit ederek,haklarında soruşturma yapılan eski Bakanların kişilik haklarının zedelenmemesi,şöhret ve diğer haklarının korunması gerekçesi ile Komisyon tarafından istenenbilgi ve belge içerikleri, dinlenen tanık, bilgi sahibi ve bilirkişi ve diğerilgili kişilerin beyanlarının içerikleri hakkında 27/12/2014 tarihi mesaibitimine kadar tüm yazılı, görsel medya ve internet ortamında yapılan yayınlarhakkında yayın yasağı konulmasına karar vermiştir.
2. Başvurucular, Türkiye Büyük Millet Meclisi SoruşturmaKomisyonu tarafından yürütülen sözkonusu soruşturmakapsamında Komisyon Başkanı'nın talebi üzerine bu Komisyonun çalışmaları ileilgili olarak yayın yasağı konulmasının ve bu yasağa ilişin yapılan itirazıntatmin edici bir gerekçe gösterilmeksizin reddedilmiş olmasının, adilyargılanma haklarını ve ifade özgürlüklerini ihlal ettiğini, sürdürülensoruşturma içeriğine erişimin mahkeme kararıyla tümüyle engellenmesinin temelhak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin anayasal kriterlere aykırıolduğunu ve ölçülülük ilkesine uymadığını ileri sürmüşlerdir.
3. Mahkememiz çoğunluğu tarafından, “başvurucuların güncelve kişisel haklarına yönelik bir müdahale olmadığı anlaşıldığından başvuruların“kişi yönünden yetkisizlik”nedeniyle kabul edilemez olduğuna” karar verilmiştir. Aşağıda belirtilengerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun bu görüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.
4. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin 1. fıkrasına göre “bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ilerisürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenler tarafından yapılabilir”. Başvuru konusu olayda da,başvurucuların mağduriyetlerine neden olabilecek hakları olmadığı yahut kamugücünden doğrudan etkilenmediği, başvurucuların, güncel, kişisel bir haklarınınolup olmadığı ve kamu gücünden doğrudan etkilenip etkilenmediklerininaraştırılması gerekmektedir.
5. Öncelikle olayda bir yayın yasağı söz konusu olduğundan, başvurununAnayasa’nın 26. maddesi ve AİHS’nin 10. maddesi kapsamında ifade özgürlüğüaçısından değerlendirilmesi gerekir. Bu hakkın bireysel başvuruya konuolabilecek haklardan olduğu konusunda şüphe yoktur.
6. Anayasa’nın “Düşünceyiaçıklama ve yayma hürriyeti”neilişkin 26. maddesi şöyledir: “Herkes,düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veyatoplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamlarınmüdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini dekapsar.
…Buhürriyetlerin kullanılması, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği,Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmezbütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devletsırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhretveya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü mesleksırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerinegetirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.
Haberve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler,bunların yayımını engellememek kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yaymahürriyetinin sınırlanması sayılmaz. Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetininkullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”
7. Anayasanın 26. ve AİHS’nin 10. maddeleri gereğince,herkes kural olarak ifade özgürlüğüne sahiptir. Bu özgürlük yine Anayasanın 26.maddesinde belirtilen hükümlere uygun olarak sınırlandırılabilir. AyrıcaAnayasa’nın 13. maddesi gereğince “Temel hakve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgilimaddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin velaik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”Dolayısıyla ifade özgürlüğüne ilişkin getirilecek sınırlamalar buradabelirtilen gereklere de uygun olmalıdır.
8. Anayasa’nın “Basın hürriyeti” kenar başlıklı 28.maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:
“Basınhürdür, sansür edilemez. …Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacaktedbirleri alır. Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27’ncimaddeleri hükümleri uygulanır....”.
9. 9.6.2004 günlü, 5187 sayılı Basın Kanununun 3. maddesişöyledir:
“Basınözgürdür. Bu özgürlük; bilgi edinme, yayma, eleştirme, yorumlama ve eseryaratma haklarını içerir.
Basınözgürlüğünün kullanılması ancak demokratik bir toplumun gereklerine uygunolarak; başkalarının şöhret ve haklarının, toplum sağlığının ve ahlakının,milli güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunması,Devlet sırlarının açıklanmasının veya suç işlenmesinin önlenmesi, yargı gücününotorite ve tarafsızlığının sağlanması amacıyla sınırlanabilir.”
10. Anılan düzenlemeler uyarıncaifade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynızamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, bunabağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır.Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere,başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayıkınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarlaserbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesive yayabilmesi anlamına gelir (B.No:2013/2602,23/1/2014, §40).
11. Anayasadaki düzenlemeleregenel olarak bakıldığında, 25. maddesinde düşünceye sahip olma özgürlüğü, 26.maddesinde düşünceyi ifade etme özgürlüğü garanti altına alınmış, Anayasa’nın28., 29. ve 30. maddelerinde basın özgürlüğüne ilişkin ek güvencelersağlanmıştır. Anayasa’da yer alan sınırlandırma hükümleri Anayasa’nın 13.maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde basın özgürlüğüne yapılacakmüdahalelerin dar bir alanda gerçekleşmesi gerektiği sonucuna varılır.
12. İfade özgürlüğü, demokratiktoplumun temellerinden biri olup toplumun gelişmesi ve bireyin kendinigeliştirmesi ve gerçekleştirmesi için vazgeçilmez koşullar arasında yer alır.Hakikat ışığı fikirlerin çarpışmasından doğar. Bu bağlamda toplumsal ve siyasalçoğulculuğun varlığı, barışçıl olmak koşuluyla her türlü düşüncenin serbestçeifade edilmesine bağlıdır. Bireyler, düşüncelerini serbestçe ifadeedebildikleri ve tartışabildikleri bir ortamda kişiliklerini gerçekleştirebilirler.İfade özgürlüğü, insanların kendilerini ve başkalarını tanımlamada, anlamada vebaşkalarıyla ilişkilerini belirlemede ihtiyaç duydukları önemli bir değerdir.(B.No:2013/2602,23/1/2014, §41).
13. İfade özgürlüğünün sözüedilen toplumsal ve bireysel işlevini yerine getirebilmesi için, AİHM’nin deifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında sıkça belirttiği gibi, sadece toplumunve devletin olumlu, doğru ya da zararsız gördüğü “haber” ve “düşüncelerin”değil, devletin veya halkın bir bölümünün olumsuz ya da yanlış bulduğu, onlarırahatsız eden haber ve düşüncelerin de serbestçe ifade edilebilmesi vebireylerin bu ifadeler nedeniyle herhangi bir yaptırıma tabi tutulmayacağındanemin olmaları gerekir. İfade özgürlüğü, çoğulculuğun, hoşgörünün ve açıkfikirliliğin temeli olup bu özgürlük olmaksızın “demokratik toplumdan” bahsedilemez (bkz. Handyside/Birleşik Krallık, B.No: 5493/72,7/12/1976, §49).
14. Anayasa’da sadece düşünce vekanaatler değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altınaalınmıştır. Anayasa’nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğününkullanımında başvurulabilecek araçlar “söz,yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifadearacının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir(B.No:2013/2602,23/1/2014, §43).
15. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü, insanın serbestçe haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerineulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunlarıtek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifadeedebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi veyayabilmesi anlamına gelir.
16. Düşünceyi açıklama ve yaymaözgürlüğü, Anayasa’da yer alan diğer hak ve özgürlüklerin önemli bir kısmınıdoğrudan etkiler. Gerçekten de gazete, dergi veya kitap biçiminde basın yayınyoluyla düşüncenin yayılmasının başlıca aracı olan basın, düşünceyi açıklama veyayma özgürlüğünün kullanılma biçimlerinden biridir. Basın özgürlüğü, AİHS’deayrı bir madde olarak değil ifade özgürlüğüne ilişkin 10. madde kapsamındakoruma altına alınmıştır. AİHS’in 10. maddesi,yalnızca düşünce ve kanaatlerin içeriğini değil iletilme biçimlerini de korumaaltına almaktadır. Buna karşın basın özgürlüğü, Anayasa’nın 28-32. maddelerindeözel olarak düzenlenmiştir(B.No:2013/2602,23/1/2014, §44).
17. Basın özgürlüğü, gazete,dergi, kitap gibi araçlar ile düşünce ve kanaatleri açıklama, yorumlama, bilgi,haber ve eleştirilerin yayın ve dağıtım haklarını kapsar (bkz. AYM, E.1996/70,K.1997/53, K.T. 5/6/1997). Basın özgürlüğü düşüncenin iletilmesini vedolaşımını gerçekleştirerek bireyin ve toplumun bilgilenmesini sağlar.Çoğunluğa muhalif olanlar da dâhil olmak üzere düşüncelerin her türlü araçlaaçıklanması, açıklanan düşünceye taraftar sağlanması, düşünceyi gerçekleştirmekonusunda ikna etme çabasında bulunulması çoğulcu demokratik düzeningereklerindendir. Bu itibarla düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğü ile basınözgürlüğü demokrasinin işleyişi açısından hayati bir öneme sahiptir. Basınözgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletme özgürlüğüiken diğer yönüyle de halkın bu bilgi ve görüşleri alma hakkıyla yakındanilgilidir.
18. Demokratik bir sistemde,kamu gücünü elinde bulunduranların yetkilerini hukuki sınırlar içindekullanmalarını sağlamak açısından basın ve kamuoyu denetimi en az idari veyargısal denetim kadar etkili bir rol oynamakta ve önem taşımaktadır. Halkadına kamunun gözcülüğü işlevini gören basının işlevini yerine getirebilmesiözgür olmasına bağlı olduğundan basın özgürlüğü, herkes için geçerli ve hayatibir özgürlüktür(bkz. AYM, E.1997/19, K.1997/66, K.T. 23/10/1997). Yazılı,işitsel veya görsel basın, kamu gücünü kullanan organların siyasi kararlarını,eylemlerini ve ihmallerini sıkı bir denetime tabi tutarak ve vatandaşlarınkarar alma süreçlerine katılımını kolaylaştırarak demokrasinin sağlıklı birşekilde işlemesini ve bireylerin kendilerini gerçekleştirmelerini güvence altınaalmaktadır. Nitekim AİHM, kamuyu ilgilendiren meselelerde, kamuoyununbilgilendirilmesini engelleyen tedbirler söz konusu olduğunda, 10. maddeyönünden çok daha dikkatli bir incelemede bulunacağına, kamuoyunda görüşoluşturma fonksiyonunun korunması olgusunun sadece medya ve profesyonelgazetecilerle sınırlı olmadığına işaret etmiştir. (Benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. Lingens/Avusturya, B. No: 9815/82, 8/7/1986, §41;Özgür radyo-Ses Radyo Televizyon Yapım veTanıtım AŞ/Türkiye, B. No: 64178/00, 64179/00, 64181/00, 64183/00,64184/00, 30/3/2006 § 78; Erdoğdu veİnce/Türkiye, B. No: 25067/94, 25068/94, 8/7/1999, § 48;Jersild/Danimarka, B.No:15890/89, 23/9/1994, §31).
19. İfade özgürlüğü konusundadevletin pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Kamu makamlarınegatif yükümlülük kapsamında zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını veyayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülükkapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirlerialmalıdır (Benzer yöndeki AİHM görüşü için bkz. Özgür Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000, § 43). Budenge kurulurken Anayasa’nın 13. ve 26. maddeleri kapsamında kanunen öngörülensınırlı sebeplerle ve meşru amaçlarla, demokratik toplum düzeninin gereklerigözetilerek, sınırlama amacı ile aracı arasında ölçülü bir dengenin gözetilmesive hakkın özüne dokunulmaması gereklidir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 56).Anayasa Mahkemesi, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını,müdahalede bulunulurken hakkın özüne dokunulup dokunulmadığını, ölçülüdavranılıp davranılmadığını her olayın kendine has özelliklerine göre takdiredecektir (B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 61).
20. AİHM, basın özgürlüğü ileilgili kararlarında ifade özgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslıtemellerinden birini oluşturduğunu hatırlatarak basına tanınması gerekengüvencelerin özel bir öneme sahip bulunduğunu belirtir. Basının ve medyaorganlarının özgürlüğünün kamuoyuna yöneticilerin görüş ve davranışlarınıtanıtmak ve yargılamak için en iyi imkanlardan birisi olduğunun altını çizer.Basının bir görevinin de siyasal arenada ve diğer kamu yararı olan alanlardatartışma konusu olan bilgi ve görüşleri topluma iletmek olduğu şüphesizdir.Basının bu görevi, kamuoyunun da bu bilgi ve görüşleri alma hakkı iletamamlanır (Handyside,§ 49, Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Başkabir anlatımla, basın özgürlüğünün bir yönünü halkı ilgilendiren haber vegörüşleri iletme özgürlüğü; diğer yönünü ise, halkın bu bilgi ve görüşleri almahakkı oluşturur. Mahkeme’ye göre ancak bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinmehakkı bakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi”görevini yapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda ulusal makamlaratanınan takdir yetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınaraksınırlandırılır (Editions Plon, § 44, Bladet Tromsø ve Stensaas, § 59). Bu ilkeler öncelikle yazılıbasın için geliştirilmiş olmakla birlikte, hiç kuşku yok ki görsel-işitselbasın için de geçerlidir.
21. Sözleşme’nin 10. maddesi,ifade özgürlüğünün kullanılmasının bazı formalitelere, koşullara, sınırlamalaraveya yaptırımlara bağlanmasına engel değildir. Bununla birlikte bu kısıtlamalaröyle tehlikeler içerirler ki Mahkeme’nin sıkı bir biçimde incelemesinigerektirirler (Sté Plon, §42). Madde 10 (2)’de belirtilen bu istisnalar dar olarak yorumlanmalı vemüdahalenin gerekliliği ‘inandırıcı’ olarak ortaya konulmalıdır (Zana/ Türkiye, (1997) 27 EHRR 667 para. 51).
22. Bu çerçevede, gazetecilikmesleğini yapma konusunda getirilen bir sınırlama ancak “çok istisnai koşullarda meşru görülebilir”(Cumpana ve Mazare, §118). Özellikle basın söz konusu olunca durum böyledir: Haber çok hızla eskiyenbir üründür ve kısa bir süre için dahi olsa onun yayınlanmasını geciktirmek tümönemini ve yararını ortadan kaldırma riski taşır (Çetin ve Diğerleri, § 49). Sözleşme’nin 10. maddesi yayınhenüz gerçekleşmeden yapılan sınırlamaları (ön sınırlamalar) yasaklamaz. Ancakbu tarz ön sınırlamalar “hem yasaklamanın sınırlarını göstermek bakımından çoksıkı bir yasal çerçeve tarafından düzenlenmeli, hem de kötüye kullanmaihtimaline karşı etkili bir yargı denetimine konu olmalıdır” (Association Ekin, § 38).
23. AİHM’in kamuya mal olmuş kişilerözellikle de topluma karşı sorumluluğu en üst düzeyde bulunan politikacılar sözkonusu olduğunda özel hayatın gizliliği kavramını diğer kişilere oranla dahadar yorumladığı bilinmektedir.
24. İfade özgürlüğü ve özelhayatın korunması arasındaki dengede hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu vehaber röportaj ve/veya fotoğrafa konu faaliyetin niteliği önemli bir kriteroluşturmaktadır. Burada normal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilikolarak kamusal alanda hareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamutarafından tanınmayan bir kişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadanyararlanmayı talep edebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle birşey söz konusu değildir. (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, § 55).Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratiktoplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportaj,böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylarüzerine yapılan bir röportajla bir tutulamaz. (VonHannover, § 63, ve Standard Verlags GmbH , § 47). Zira AİHM, başkalarının şöhret vehaklarının korunması kapsamında ifade özgürlüğüne müdahalenin demokratiktoplumlarda gerekliliği konusunda sade vatandaşlarla, kamuya mal olmuşkişileri, kamu görevlileriyle siyasetçileri birbirlerinden ayırarakdeğerlendirmeler yapmaktadır. Özellikle ifade özgürlüğü ile başkalarının hak veşöhret değerlerinin çatışması hâlinde eğer şöhreti söz konusu olan kişi sadevatandaş ise korumayı üst düzeyde şöhretten yana tutmakta, siyasetçinin şöhretisöz konusu ise ilke olarak tercihini ifade özgürlüğünden yana kullanmaktadır.
25. Lingens davasında, Federal Devlet Başkanı’nın itibarının muhtemelenzarar görmüş olabileceğini kabul eden Mahkeme, onun politikacı konumuna vemakalelerin politik meselelere ilişkin bulunduğuna ve kamu yararına vurguyaparak, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığına hükmetmiştir (Lingens/Avusturya, (1986) 8 EHRR 407).
26. Yine çok yakın bir zamandahakkında parlamento soruşturması olan bir milletvekilinin soruşturma içeriğineilişkin basında yer alan haberlerin özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğiiddiasıyla açmış olduğu dava da vermiş olduğu Hoon/İngiltere kararında şöyle demektedir: ‘Toplumun parlamento süreçlerinden ve bu süreçlerinsonuçlarından haberdar olmasında hukuki bir yarar söz konusudur. Bu süreçlerkamuya açık olmamaları halinde üstlerinin örtülebileceği konusunda toplumda biralgı yaratma riskiyle karşı karşıya kalırlar. Mahkeme anılansebeplerle başvurucunun özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğine yönelikiddialarını kabul edilmez bulmuştur. (Hoon/İngiltere, B.no: 14832/11, 4/12/2014)
27. AİHM müdahalenin demokratiktoplumda gerekli olmasını, “zorlayıcı sosyalihtiyaç” ın varlığına dayandırmaktadır.Buna göre, sınırlayıcı tedbir, zorlayıcı bir sosyal ihtiyacın karşılanması yada gidilebilecek en son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeniningereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilmemektedir. Aynı şekildezorlayıcı sosyal ihtiyacın varlığı araştırılırken de soyut bir değerlendirmeyapılmayıp, ifade ortamına dahil olan ifade edenin sıfatı, hedef alınan kişininkimliği, tanınmışlık düzeyi, ifadenin içeriği, ifadelerin kamuoyunuilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı gibi çeşitlihususlar göz önünde bulundurulmalıdır. (Bu konudaki AİHM kararları için bkz. Axel SpringerAG / Almaya, [BD], B.No: 39954/08,7/2/2012; Von Hannover/Almanya (no.2) [BD], 40660/08 ve60641/08, 7/2/2012)
28. Nitekim AİHM, Axel Springer AGdavasında ifade özgürlüğü ile başkalarının şöhretinin çatışması hâlinde çatışanmenfaatlerin dengelenip dengelenmediğini, dolayısıyla müdahalenin demokratiktoplumda gerekli ve orantılı olup olmadığını belirlemeye yönelik bazı kriterlergeliştirmiştir. Bu kriterler; a) basında yer alan yazı veya ifadelerinkamuoyunu ilgilendiren genel yarara ilişkin bir tartışmaya sağladığı katkı, b)hedef alınan kişinin tanınmışlık düzeyi ve yazının amacı, c) ilgili kişininyayından önceki davranışı, d) bilginin elde edilme yöntemi ve doğruluğu, e)yayının içeriği, biçimi ve sonuçları ve f) yaptırımın ağırlığı olarak ifadeedilmiştir (bkz. Axel Springer AG / Almaya, [BD],B.No: 39954/08, 7/2/2012).
29. Başvuru konusu olayda daTBMM’nde oluşturulan Soruşturma Komisyonu tarafından yürütülen bir soruşturmasöz konusu olduğundan, bu soruşturmanın gizliliği ile ilişkili olabilecekhükümlere bakmak gerekmektedir. Meclis soruşturmasını düzenleyen Anayasa’nın100. maddesinde soruşturmanın gizli yürütüleceğini ilişkin bir hükümbulunmamaktadır. Söz konusu hükmün 4. fıkrasında “Meclisteki siyasi parti gruplarında, Meclis soruşturması ile ilgiligörüşme yapılamaz ve karar alınamaz” şeklinde bir hüküm bulunmaktaise de, bu hüküm soruşturmanın gizli yürütülmesi ile ilgili olmayıp, soruşturmatamamlandıktan sonra, hakkında soruşturma açılan kimselerin Yüce Divanagönderilip gönderilmeyeceği konusunda parti gruplarında ve milletvekillerinibağlayacak şekilde görüşme yapılamayacağı ve karar alınamayacağına ilişkindir.O nedenle bu hükme dayanarak, Mecliste yürütülen soruşturmanın gizli olduğu, bukonuda herhangi bir yayının yapılamayacağı sonucunu çıkarmak mümkün değildir.
30. Başvuru konusu olaya ilişkinolabilecek Ceza Muhakemesi Kanununun 157. maddesinde soruşturma evresindekiişlemlerin gizli olduğuna yönelik bir hüküm bulunmaktadır. Yine Türk CezaKanununun 285. maddesinde gizliliğin ihlal edilmesi hali suç olarak kabuledilmiş ve suçun unsurları ve cezası düzenlenmiştir. Ayrıca TBMM İçtüzüğünün110. maddesinin 2. fıkrasında “Komisyonunçalışmaları gizlidir. Bu komisyona kendi üyeleri dışındaki milletvekillerikatılamazlar” şeklinde bir hüküm bulunmaktadır. Belirtilen mevzuathükümlerinde düzenlenen soruşturmanın gizliliği ve bu soruşturmayı ihlaletmenin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde suç olarak düzenlendiği tezininsomut olaya uygulanması yerinde değildir. Zira bir ceza soruşturmasının etkinolarak sürdürülebilmesi için gizli yapılmasına oranla soruşturma hakkında genelbir yayın yasağı konulması çok daha geniş kapsamlı ve çok daha sınırlayıcı birönlemdir. Zira, Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinin son fıkrası soruşturmanıngizliliğini ihlal suçu ile ilgili olarak önemli bir istisnaya yer vermiştir.Fıkradaki düzenleme, “Soruşturma vekovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusuyapılması suç oluşturmaz.” şeklindedir. Yani kural, soruşturmanıngizliliği ile birlikte aynı zamanda soruşturmanın gizliliğine riayet etmekkoşuluyla haber yapılabilmesini de korumaktadır. Soruşturmanın gizliliğiniihlal, zaten başlı başına suç teşkil etmekte olup müeyyidesi Ceza Kanunundabulunmaktadır. Buna rağmen soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeksizin yapılacakyayınlar hakkında da yasak getirilmesi geniş bir alanda ifade, basın ve haberalma hürriyetlerinin kısıtlanması sonucunu doğuracaktır.
31. Şu halde, Mecliste yürütülensoruşturmanın gizli olduğuna, bu konuda yayın yapılamayacağına ilişkin olarakAnayasa’da bir hüküm bulunmamaktadır; soruşturmanın gizliliği Meclisİçtüzüğünde ve CMK’da yer almış, Ceza Kanununda daayrıca suç olarak düzenlenmiştir. Soruşturmanın gizliliğini ihlal, haber vermemaksadını aşan, iftira ve hakaret niteliğindeki yayınlar yapmak zaten herhangibir yasaklama olmaksızın Türk Ceza Kanununda suç olarak düzenlenmiş bulunmaklabirlikte, suç ve yasak kapsamının haber verme ve haber alma haklarını dakapsayacak şekilde genişletilmesi kabul edilemez. Bu bakımdan, haber vermehakkının sınırlarını aşan kişiler her zaman sorumlu tutulabilirler. Çoğunlukgerekçesinde olduğu gibi, bu hükümlere dayanarak, somut olayda yürütülensoruşturmanın kanundan dolayı gizli olduğu, başvurucuların yürütülen soruşturmaile ilgili olarak bilgilenme hakları ve ifade özgürlüğünün zaten bulunmadığı, onedenle de korunacak bir haklarının bulunmadığı, başvurucularınmağduriyetlerinin de söz konusu olamayacağı, bu açıdan mahkemenin vermiş olduğukararın herhangi bir etkisinin ve öneminin olmadığı; ihlâlin kanundankaynaklandığı, mahkeme kararından doğrudan etkilenmediği, yasaklama getirenmahkeme kararının soruşturmanın gizliliğine ilişkin ilgili kanun ve İçtüzükhükümlerinin tekrarından ibaret olduğu, bir yenilik getirmediği, somut başvurudakişikayetin aslında fiilen söz konusu hükümlere yönelik olduğu şeklindekigerekçelerle başvurunun kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle reddi sonucunavarılması kanaatimizce mümkün değildir.
32. AİHM, kamuyu ilgilendirenmeselelerde, kamuoyunun bilgilendirilmesini engelleyen tedbirler söz konusuolduğunda, 10. madde yönünden çok daha dikkatli bir incelemede bulunacağına,kamuoyunda görüş oluşturma fonksiyonunun korunması olgusunun sadece medya ve profesyonelgazetecilerle sınırlı olmadığına işaret etmiştir (Társaság A Szabadságjogokért/Macaristan, (Başv. 37374/05), 14 Nisan 2009, para.26).
33. AİHM, içtihatlarınıngelişimi sürecinde ‘Bilgi edinme hakkı’ kavramını daha geniş yorumlanmayabaşlamış ve kamuyu ilgilendiren konuları takip eden ve toplum için hayati önemtaşıyan kişi ve oluşumları caydırabileceği gerekçesiyle, bir çok kararında ifadeözgürlüğüne ilişkin 10. maddenin ihlal edildiğine hükmetmiştir (Shapovalov/Ukraıne, 45835/05, 31Temmuz 2012. para. 68).
34. Başvuru konusu olayda da,TBMM’nde yürütülen bir yolsuzluk soruşturması hakkında Sulh Ceza hakimitarafından “soruşturmanın bitim tarihi olan27.12.2014 günü mesai sonu bitimine kadar tüm yazılı, görsel ve internetortamında yapılan yayınlar hakkında yayın yasağı konulmasına” kararverilmiştir. Getirilen bu genel yayın yasağından, başvurucuların da bilgilenmehaklarının ve ifade özgürlüklerinin belirli bir tarihe kadar da olsa, olumsuzyönde etkilendiği açıktır. Getirilen yayın yasağının genel olması, doğrudanbaşvuruculara yönelik olmaması, bu olumsuz etkilenmenin ortaya çıkmadığısonucunu doğurmaz.
35. Yukarıda ifade edilen AİHMİçtihatları ve Mahkememizin ifade özgürlüğü ve bilgiye ulaşım hakları konusundavermiş olduğu önceki bazı kararlar dikkate alındığında görülmektedir ki, ifadeözgürlüğü söz konusu olduğunda mağdur sıfatı daha geniş yorumlanmakta, korunandiğer haklarda olduğu gibi, doğrudan belirli bir şahsa yönelik etkinin veyabağlantının mevcudiyeti mutlak bir koşul olarak görülmemektedir. Bu açıdanmağdur sıfatının belirlenmesinde ifade özgürlüğü ile diğer haklar örneğinmülkiyet hakkı ihlaline ilişkin iddialar farklı bir bakışla incelenmektedir. Buyaklaşım farklılığındaki temel unsur, ifade özgürlüğünün diğer insan haklarınanazaran, demokratik bir sistemin varlığı açısından AİHS ve Anayasa karşısındasahip bulunduğu temel önemden kaynaklanmaktadır.
36. Nitekim Mahkememiz,2014/4705 sayılı ve 29.05.2014 tarihli “youtube.com isimli internet sitesininerişiminin engellenmesine ilişkin kararında, söz konusu sitenin sahibi YoutubeLLC Corporation Service Company’nin dışındaki diğerbaşvurucuların, youtube.com sitesini bilgi edinme ve içerik sağlayıcı sıfatıile bilgi paylaşımı için kullanmakta olmaları nedeniyle mağdur sıfatını haizolduklarını kabul etmiş ve başvurularını incelemiştir. Keza, twitter.com isimliinternet sitesinin erişime engellenmesi ilişkin 2014/3986 sayılı başvuruda dabenzer bir durum söz konusudur. Anayasa Mahkemesi’nin 02.04.2014 tarihlikararında yine başvurucuların sözkonusu internetsitesinin aktif kullanıcıları olmaları nedeniyle, mağdur oldukları kabuledilmiş, başvuruları kişi bakımından yetkisizlik gerekçesiyle reddedilmemiştir.Somut başvuruda da, başvurucuların youtube.com veya twitter.com sitelerininkullanıcılarından farklı düşünülmesi mümkün değildir. Zira başvurucular, yazılıve görsel medyada yahut internet ortamında yayınlanacak bilgilerin aktifkullanıcıları konumundadırlar.
37. Başvurucuların milletvekili, gazeteci ve öğretim üyesioldukları görülmektedir. Milletvekilinin ve gazetecilerin, TBMM’nde yürütülenbir soruşturmayla ilgili olarak ifade özgürlüklerinin ve bilgilenme haklarınınnormal bir vatandaşa göre daha öncelikli olması gerektiği düşünülebilir. Ancak,kanaatimizce, genel bir hak olan ve demokratik toplumun sağlıklı bir şekildeişleyebilmesi için son derece önemli olan ifade özgürlüğü ve bilgilenme hakkıaçısından, somut olayda başvurucular arasında bir ayırım yapmaya gerekgörülmemiştir. Bu nedenlerle, başvurucuların tamamının getirilen yayınyasağından dolayı ifade özgürlüklerinin etkilendiği, bu konuda güncel vekişisel haklarının bulunduğu kabul edilmelidir.
38. Başvurucuların haklarının kamu gücü işleminden doğrudanetkilenip etkilenmediği sorunu incelenirken konu çoğunluk gerekçesindebelirtildiği şekilde değerlendirildiğinde, Anayasa ile verilen hakkın, kanunlaveya Meclis İçtüzüğü ile ortadan kaldırılması veya geri alınması sonucunundoğduğu söylenebilir. Zira Anayasa m. 26’da herkese ifade özgürlüğütanınmıştır. Bu hak Anayasa’ya uygun olarak kanunla sınırlandırılabilir.Getirilen bu sınırlandırmanın da Anayasa’ya uygun olup olmadığı iptal veyaitiraz yolu ile önüne geldiğinde Anayasa Mahkemesince denetlenir, hak veözgürlüklere ölçüsüz bir müdahale varsa hüküm iptal edilebilir. Ancak bu durum,kanunla hakkın yasaklanması veya sınırlanması halinde, Anayasa ile tanınanhakkın hiç doğmadığı veya zaten sınırlı olduğu, o nedenle de, bireyselbaşvuruya konu olabilecek bir hakkın ortaya çıkmadığı sonucunu doğurmaz. Anayasaile hak doğmuştur, bu hak AİHS veya Türkiye tarafından onaylanan ekiprotokollerde de düzenlenmişse bireysel başvuruya konu olabilir.
39. Hakkı ihlâl eden kamu gücüişleminin, mahkeme kararından değil de, kanundan kaynaklanıyor olması, o konudabireysel başvuruda bulunan kimsenin mağduriyetinin bulunmadığı anlamına gelmez.Mağduriyet varsa ve bu kanun hükmünden kaynaklanıyorsa, bu takdirde başvurukişi bakımından yetkisizlik gerekçesi ile değil, konu bakımından yetkisizlikkapsamında değerlendirilebilir. Kaldı ki, somut başvuru konusu olayda, Ankara7. Sulh Ceza Hakimliği, Komisyon Başkanının talebi üzerine yayın yasağı kararıvermiş, bir başvurucunun karara itirazı da Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğitarafından reddedilmiş, bu ret kararı üzerine bireysel başvuruda bulunulmuştur.O nedenle, doğrudan kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyleyapılmış bir başvuru yoktur. Sulh ceza hakiminin somut olay üzerine verdiğiyayın yasağı kararına karşı bireysel başvuruda bulunulmuştur. Bu kararın da, başvurucularınifade özgürlüklerini etkilediği konusunda tereddüt yoktur. Mahkemenin vermişolduğu yayın yasağı kararının CMK’daki veya Meclisİçtüzüğündeki hükümlere dayanıyor olması, mahkemenin kararını etkisiz halegetirmez; hakkı doğrudan etkilemesi sonucunu değiştirmez. Kaldı ki, mahkemekararı sonuçta bir kanun hükmüne yahut bir hukuk kuralına dayanmak zorundadır.Mahkeme kararı ile, o konudaki genel düzenleme, somut olaya uygulanmaktadır. Buaçıdan, başvuru konusu olayda, başvurucuların hakları, kanuna dayanarak verilenmahkeme kararından doğrudan etkilenmektedir.
40. Yukarıdaki ilkeler ışığındabaşvuruya konu olay incelendiğinde; başvuruya konu olan soruşturma bir meclissoruşturmasıdır ve bir dönem en üst düzey icra organı olan hükümette Bakan olarakgörev yapmış kişilere karşı yürütülmektedir. Meclisin iradesini bumilletvekillerine karşı soruşturma açma yönünde kullanması, konunun kamuyabakan bir yönünün olduğunun da kabulü anlamına gelmektedir. Ayrıca soruşturma,milletvekillerine yönelik şahsi nitelikli sayılabilecek iddialarla ilgilideğildir. Soruşturma kamuoyunda yolsuzluk olarak tanımlanan, kamu kaynaklarınınusulsüz kullanımı iddialarına yönelik bir soruşturmadır. Bu nedenlebaşvurucularla birlikte toplumun geneli soruşturmanın içeriğini bilme vekamuoyunda tartışabilme noktasında hak sahibidirler.
41. Yukarıda açıklanansebeplerle, başvurucuların, Ankara 7. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından getirilenyayın yasağı kararı ve bu karara karşı yapılan itiraz üzerine Ankara 8. SulhCeza Hâkimliği tarafından verilen itirazın reddi kararına karşı bireyselbaşvuruda bulunmakta güncel ve kişisel haklarının bulunduğu, bu hakkın kamugücü işleminden doğrudan etkilendiği, bu nedenle başvuruların kişi bakımındanyetkisizlik gerekçesiyle reddedilmeyip, başvurunun esasının incelenmesigerektiği kanaatinde olduğumuzdan, Mahkememiz çoğunluğunun “başvurunun ‘halk başvurusu’ niteliğinde olduğu vebaşvurucuların verilen gizlilik kararı açısından doğrudan mağdur sıfatlarınınolmaması nedeniyle ‘kişi yönünden yetkisiz’ olduklarına” ilişkingörüşüne katılmamız mümkün olmamıştır.
Başkan
Haşim KILIÇ
Başkanvekili
Alparslan ALTAN
Üye
Erdal TERCAN
KABUL EDİLEBİLİRLİK İNCELEMESİNDE
FARKLI GÖRÜŞ
KONU: 2014/18803 Esas sayılı dosya ve birleşen 2014/18876 ve 2014/18946 no’lu dosyaların kabul edilebilirlik incelemeleri.
OLAYVE İSTEM : Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulu bir komisyon tarafındanyürütülen bir soruşturma kapsamında, yapılan çalışmalarla ilgili olarak yayınyasağı konulması ve yasağa karşı başvurucuların yaptıkları itirazlarıngerekçesiz reddi ile adil yargılanma ve halkın haber alma ve bilgilenme hakkıkapsamında ifade özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiası ile mahkememize yapılanbaşvurular hakkındadır.
DEĞERLENDİRME: Mahkememiz meclis soruşturma komisyonlarının çalışmalarının gizli ve yargısalbir faaliyet olup, gizliliği ihlalin suç olduğu, başvurucuların konumlarınedeniyle gerek topluma karşı sorumluluk gerekse kişilere atfedilen fiillerdendoğrudan ve şahsen etkilenmemiş ve bu nedenle mağdur sayılamayacaklarıgerekçesi ile başvurucuların ihlal tespiti istemi ile yaptıkları başvurularıbirleşen dosya üzerinden, kişi yönünden yetkisizlik nedeniyle esasa girmedenkabul edilebilirlik incelemesi aşamasında oy çokluğu ile başvuruyu kabuledilemez bulmuştur.
Mahkememizraportörünün dosya hakkında yaptığı çalışmadan da yararlanılarak yapılaninceleme ile;
1. 1982 Anayasasında belirtilendemokrasi, çağdaş ve özgürlükçü bir anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik toplum” ölçütü, Anayasa’nın 13.maddesi ile AİHS’in “demokratiktoplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 9., 10. ve 11.maddelerindeki paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplumölçütü, çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans temelindeyorumlanmalıdır (bkz. B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 93).
2. Anayasa’nın 26. maddesiifade özgürlüğünün bilgi ve haberlere ulaşma boyutunu açıkça düzenlemiştir.İfade özgürlüğü, sadece “düşünce ve kanaate sahip olma” özgürlüğünü değil aynızamanda sahip olunan “düşünce ve kanaati (görüşü) açıklama ve yayma”, bunabağlı olarak “haber veya görüş alma ve verme” özgürlüklerini de kapsamaktadır.Bu çerçevede ifade özgürlüğü bireylerin serbestçe haber ve bilgilere,başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayıkınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarlaserbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarınaaktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir.
3. AİHM, kamuyu ilgilendiren meselelerde, kamuoyununbilgilendirilmesini engelleyen tedbirler söz konusu olduğunda,10. maddeyönünden çok daha dikkatli bir incelemede bulunacağına, kamuoyunda görüşoluşturma fonksiyonunun korunması olgusunun sadece medya ve profesyonelgazetecilerle sınırlı olmadığına işaret etmiştir. Bir derneğin AnayasaMahkemesi’ne yapılan bir başvuru metnine ulaşamamasını ifade özgürlüğünemüdahale olarak görmüştür. (Társaság A Szabadságjogokért/Macaristan,(Başv. 37374/05), 14 Nisan 2009, para.26).
4. Başvuruculardan biri aktif olarak basında görevyapmaktadırlar. Basının görevlerinden biri de kamusal yönü olan konulardatoplumda bir tartışma ortamı yaratmaktır. Bu işlev bilgiye dayanan sağlıklı birkamusal tartışma için önemli bir işlevdir. AiHMbirçok kararında kamuyu ilgilendiren konuların tartışılmasında sivil toplumunkatkısının altını çizmiştir (Steel veMorris/ the United Kingdom (68416/01, § 89).
5. AİHM, basın özgürlüğü ile ilgili kararlarında ifadeözgürlüğünün demokratik bir toplumun esaslı temellerinden birini oluşturduğunuhatırlatarak basına tanınması gereken güvencelerin özel bir öneme sahipbulunduğunu belirtir. Basının ve medya organlarının özgürlüğünün kamuoyunayöneticilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve yargılamak için en iyiimkanlardan birisi olduğunun altını çizer. Basının bir görevinin de siyasalarenada ve diğer kamu yararı olan alanlarda tartışma konusu olan bilgi vegörüşleri topluma iletmek olduğu şüphesizdir. Basının bu görevi, kamuoyunun dabu bilgi ve görüşleri alma hakkı ile tamamlanır (Handyside, § 49, Centro Europa 7 S.R.L. ve Di Stefano, § 131). Ohalde, basın özgürlüğü bir yönüyle halkı ilgilendiren haber ve görüşleri iletmeözgürlüğüdür; diğer yönüyle ise, bu özgürlük halkın bu bilgi ve görüşleri almahakkıdır. Mahkeme’ye göre ancak bu şekilde basın kamuoyunun bilgi edinme hakkıbakımından yaşamsal önemi bulunan “halkın gözcülüğü” ya da “bekçisi” göreviniyapabilir. Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda ulusal makamlara tanınan takdiryetkisi demokratik bir toplumun yararı dikkate alınarak sınırlandırılır (Editions Plon, § 44, Bladet Tromsø ve Stensaas, § 59). Bu ilkeler öncelikle yazılıbasın için geliştirilmiş olmakla birlikte, hiç kuşku yok ki görsel-işitselbasın için de geçerlidir.
6. Sözleşme’nin 10. maddesi, ifade özgürlüğününkullanılmasının bazı formalitelere, koşullara, sınırlamalara veya yaptırımlarabağlanmasına engel değildir. Bununla birlikte bu kısıtlamalar öyle tehlikeleriçerirler ki Mahkeme’nin sıkı bir biçimde incelemesini gerektirirler (Sté Plon, § 42). Madde 10 (2)’debelirtilen bu istisnalar dar olarak yorumlanmalı ve müdahalenin gerekliliği‘inandırıcı’ olarak ortaya konulmalıdır. (Zana/ Türkiye, (1997) 27 EHRR 667 para. 51)
7. Bu çerçevede, gazetecilik mesleğini yapma konusundagetirilen bir sınırlama ancak “çok istisnaikoşullarda meşru görülebilir” (Cumpana ve Mazare, § 118). Özelliklebasın söz konusu olunca durum böyledir: Haber çok hızla eskiyen bir üründür vekısa bir süre için dahi olsa onun yayınlanmasını geciktirmek tüm önemini veyararını ortadan kaldırma riski taşır (Çetinve Diğerleri, § 49). Sözleşme’nin 10. maddesi yayın henüzgerçekleşmeden yapılan sınırlamaları (ön sınırlamalar) yasaklamaz. Ancak butarz ön sınırlamalar “hem yasaklamanın sınırlarını göstermek bakımından çoksıkı bir yasal çerçeve tarafından düzenlenmeli, hem de kötüye kullanmaihtimaline karşı etkili bir yargı denetimine konu olmalıdır” (Association Ekin, § 38).
8. AİHM’in kamuya mal olmuş kişiler özelliklede topluma karşı sorululuğu en üst düzeyde bulunanpolitikacılar söz konusu olduğunda özel hayatın gizliliği kavramını diğerkişilere oranla ne kadar dar yorumladığı bilinmektedir.
9. İfade özgürlüğü ve özel hayatın korunması arasındakidengede hedef alınan kişinin rol ve fonksiyonu ve haber röportaj ve/veyafotoğrafa konu faaliyetin niteliği önemli bir kriter oluşturmaktadır. Buradanormal bireyler ile kamusal şahıs ya da siyasi kişilik olarak kamusal alandahareket eden bireyleri ayırmak yerinde olur. Kamu tarafından tanınmayan birkişi özel hayat hakkına ilişkin özel bir korumadan yararlanmayı talepedebilirken, kamu tarafından tanınan bireyler için böyle bir şey söz konusudeğildir. (Minelli/İsviçre (kabuledilebilirlik üzerine karar), no 14991/02, 14 Haziran 2005, ve Petrenco, § 55).Mesela resmi bir görev yerine getiren siyasi kişilikler hakkında demokratiktoplumdaki bir tartışmaya katkı sunabilecek olaylardan bahseden bir röportajı,böyle bir görev yerine getirmeyen bir kişinin özel hayatıyla ilgili detaylarüzerine yapılan bir röportajla bir tutulamaz. (VonHannover, § 63, ve Standard Verlags GmbH , § 47).
10. Lingens davasında, Federal Devlet Başkanı’nınitibarının muhtemelen zarar görmüş olabileceğini kabul eden Mahkeme, onunpolitikacı konumuna ve makalelerin politik meselelere ilişkin bulunduğuna, [86]ve kamu yararına vurgu yaparak, müdahalenin demokratik bir toplumda gerekliolmadığına hükmetmiştir.- (Lingens/Avusturya, (1986) 8 EHRR 407)
11. Yine çok yakın bir zamanda hakkında parlamentosoruşturması olan bir milletvekilinin soruşturma içeriğine ilişkin basında yeralan haberlerin özel hayatın gizliliğini ihlal ettiği iddiasıyla açmış olduğudava da vermiş olduğu Hoon/İngiltere kararında şöyle demektedir: ‘Toplumun parlamento süreçlerinden ve bu süreçlerinsonuçlarından haberdar olmasında hukuki bir yarar söz konusudur. Bu süreçlerkamuya açık olmamaları halinde üstlerinin örtülebileceği konusunda toplumda biralgı yaratma riskiyle karşı karşıya kalırlar. Mahkeme anılansebeplerle başvurucunun özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiğine yönelikiddialarını kabul edilmez bulmuştur. (Hoon/İngiltere, B.no: 14832/11, 4/12/2014)
12. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Casusluk ve Devlet Sırlarının İfşası Hakkındaki CezaDavalarında Adil Yargılanma Meseleleri hakkında 1551/2007 sayılı Kararının1. ve 2. maddelerinde şöyle demektedir: ‘ParlamenterlerMeclisi resmi sırları korumanın ifade özgürlüğünün gereksiz yeresınırlandırılması için bir bahane olarak kullanılmamasının devletlerin meşruçıkarlarına hizmet edeceğini kabul eder. Parlamento demokratik bir toplumdaifade ve bilgi özgürlüğünün önemini hatırlatır. Bu tür toplumlarda yolsuzluk, insanhakları ihlalleri ve çevreye verilen zararların açığa çıkarılması mümkünolmalıdır.’
13. Bu ilke ışığında bilgiye ulaşmanın da ifade özgürlüğününkorunmaya değer bir yönü olduğu tespit edildikten sonra başvurucuların sözkonusu yayın yasağı karşısındaki konumu ve buna bağlı olarak mağdur sıfatlarınıincelediğimizde şu hususlar öne çıkmaktadır.
14. Kimi başvurucular, yasama organında görevlimilletvekilleridir. Demokrasilerde, özellikle temsili demokrasilerde halk,yasama süreçlerine ve yasama organının yetkisi kapsamında olan diğerfaaliyetlere bizzat katılamadığından ve bu faaliyetler seçilmiş temsilcilereliyle yürütüldüğünden, bir milletvekilinin kendisine görev veren halkı gereğigibi temsil edebilmesi için söz konusu çalışmaların içeriği ile ilgili yeterlibilgiye sahip olmasının gerekliliği yadsınamaz. Bu bilgilere ulaşım doğrudan buçalışmalarda yer alan milletvekilleri için bir sorun teşkil etmez ancak buçalışmalara katılmayan ve meclis soruşturması gibi mevzuat gereği içeriklerisadece katılımcılar için ulaşılabilir olan çalışmalarda, gerek milletvekillerigerekse tüm toplum için basının aracı rolü hayati bir önemi haizdir. Toplumadına konuşmak ve onun menfaatlerini üst siyasi organda temsil ile görevlibulunan başvurucuların da kamusal yönü olduğu tartışmasız olan bir meclissoruşturmasında böyle bir görevi vardır. Bu görevin gerektiği şekilde yerinegetirilebilmesi için bu soruşturmanın etkinliğini karartmayacak niteliktekiiçerik, kapsam ve deliller gibi konularda bilgi sahibi olması önceliklidir.Getirilen genel yayın yasağı ile oluşan müdahale, haber verme konusu yapmayailişkin yasaksız alanı da kaldırmıştır.
15. Diğer Başvuruculardan, bir kısmı gazeteci, diğerleri iseAkademisyendir. Görüldüğü üzere tüm başvurucuların yürütülen meclissoruşturması karşısında kamuya karşı bilgilendirme ve değerlendirme yönündeetkili bir sorumluluk ve görev alanları bulunmadığı söylenemez.
16. Yukarıda ifade edilen AİHM İçtihatları ve Mahkememizinifade özgürlüğü ve bilgiye ulaşım hakları konusunda vermiş olduğu önceki bazıkararlar dikkate alındığında görülmektedir ki ifade özgürlüğü söz konusu olduğunda mağdur sıfatı daha genişyorumlanmakta başka korunan haklarda olduğu gibi doğrudan şahsi birbağlantı olmazsa olmaz görülmemektedir. Örneğin bir mülkiyet hakkı ihlalineilişkin bir başvuruda aranan mağdur nitelikleri ile ifade özgürlüğü bağlamındaarananlar arasında ciddi bir fark vardır. Bu yaklaşım farkındaki temel unsur,ifade özgürlüğünün diğer insan haklarına nazaran, AİHS ve Anayasamızınöncelikli hedefi olan demokratik bir toplumun oluşmasındaki tartışmasızgerekliliğidir.
17. Bu yaklaşıma örnek olarak, Mahkememiz 2014/4705 sayılıkararında, salt başvurucuların bir internet video paylaşım sitesinin (www.youtube.com) farklı sebeplerlekullanıcısı olduklarından bahisle bu siteyle organik veya işlevsel daha sağlamkişisel bir bağlarının olup olmadığına ilişkin bir araştırma içerisine girmemişve özgürlükçü bir yorumla başvurucuların bu siteye erişimlerinin engellenmesinibu kişilerin mağdur sıfatı için yeterli görmüş ve haklarının ihlal edildiğinekarar vermiştir.
18. Bir kişinin vergi gibi mali, yasalara uyma gibi sosyalyükümlülüklerini yerine getirdiği, devletin kamu kurumları üzerindeki denetimsistemine katılma ve sağladığı mali kaynakların etkin kullanılıp kullanılmadığıyolunda bilgi edinme talebi konusundaki kamu yararı, o kişinin bir internetsitesine girişinin engellenmesindeki kamu yararından daha az değildir. Busebeple, içinde gazetecilerin de yer aldığı başvurucuların bireysel başvuruyolunu kullanabilmesi için hukuk tekniği açısından doğrudan bir şahsimağduriyet aranması ifade özgürlüğünün özüyle bağdaşmaz.
19. Kaldı ki, itiraz mercii konumunu haiz Ankara 8. Sulh CezaHakimliği itiraz eden başvurucu Mahmut Tanal’ın taraf ehliyeti noktasında birsorun görmemiş ve itirazını esastan incelemek suretiyle karar vermiştir.
20. Mağdur sıfatının böylesi bir hakkın korunmasında karardabenimsendiği şekilde dar yorumu, Mahkememizin önceki kararlarında benimsediğidevletin otoritesi ve bireyin özgürlüğü dengesinde bireysel özgürlüklerintercihen koruma öncelik kriterleri ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ülkebazında etkin uygulanması ve sözleşmedeki hakların korunmasında millimahkemelerin önceliği ve Anayasa Mahkemesi’nin ikincilliği şeklindeözetlenebilecek AİHS’nin metin ve ruhuyla aynı doğrultuda olan yaklaşımındanuzaklaşmak olarak değerlendirilebilecektir.
21. Kararın temel dayanaklarından biri olan TBMM İçTüzüğü’nün 110. maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliği ve busoruşturmayı ihlal etmenin Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinde suç olarakdüzenlendiği tezinin somut olaya uygulanması yerinde değildir. Zira bir cezasoruşturmasının etkin olarak sürdürülebilmesi için gizli yapılmasına oranlasoruşturma hakkında genel bir yayın yasağı konulması çok daha geniş kapsamlı veçok daha sınırlayıcı bir önlemdir. AİHM, Ürperve Diğerleri/ Türkiye kararında bir kısım yayın organlarının ileriyedönük olarak belli bir süre ile daha içeriği henüz belli olmayan yayınlarınınbasım ve dağıtımının yasaklanmasını ifade özgürlüğünün ihlali olarak görmüştür.(Ürper ve Diğerleri / Türkiye (B.no: 14526/07, 14747/07, 15022/07, 15737/07, 36137/07,47245/07, 50371/07, 50372/07 ve 54637/07 p. 44-45) bu nokta kararda şöyle ifadeedilmektedir. ‘AİHM, yerel mahkemelerin,kısa süreliğine de olsa Ülkede Özgür Gündem, Gündem, Güncel ve Gerçek Demokrasigazetelerinin basım ve dağıtımlarını durdurarak, kendilerine tanınan sınırlıtakdir yetkisini aştığını ve basının demokratik toplumun gözlemcisi rolünügerekçesiz bir şekilde sınırlandırdığı sonucuna varır (kıyâsenbkz., Cumpana ve Mazare -Romanya, no. 33348/96; Obukhova- Rusya, no. 34736/03). 3713 No.lu Kanun’un 6/5 maddesitemel alınarak gazetelerin tamamının ileriki basımlarını yasaklamak, demokratikbir toplumda “gerekli” olan sınırlama kavramını aşmış ve sansür boyutunaulaşmıştır.’
22. Türk Ceza Kanunu’nun 285. maddesinin son fıkrasısoruşturmanın gizliliğini ihlal suçunun tanımına getirdiği istisna “Soruşturmave kovuşturma işlemlerinin haber verme sınırları aşılmaksızın haber konusuyapılması suç oluşturmaz.” şeklindedir. Yani soruşturmanın halen suçoluşturmadan haber konusu yapılabilecek bir alanının varlığını koruduğuaçıktır.
Bu durumda görülmektedir ki, kararımızda söz konusu TCK maddesiyine bu maddede tanımlanmış olan sınırlamaların çok ötesinde bir genişlikteyorumlanmış ve suç sayılmayacak alanlarda yayın yasağı kapsamı ile eşitdeğerlendirmeye tabii tutulmuştur.
23. Çoğunluğun başvurunun kabul edilebilirliğine yönelik buusul denetimi şeklinde nitelenecek kabul edilmezlik kararı, mahkemenin bazıtemel haklar arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediğini denetlemeimkanını ortadan kaldırmıştır. Oysa başvurucuların haklarına yönelikmüdahalenin varlığı, verilecek bir kabul edilebilirlik kararı sonrasında,mahkemece geçilecek işin esası aşamasında incelenecek ve getirilen yayın yasağıile yapılan müdahalenin, kamuyu yakından ilgilendiren parlamenter sisteminişleyişine ilişkin ve yargısal boyutu olan bir konuda bireylerin haber almahakkı ile söz konusu soruşturulanların itibar haklarının korunması arasında kimakul dengenin gözetilip gözetilmediği ayrıntılı bir şekilde değerlendirmefırsatı bulacak, yapılan müdahalenin meşru amacı, koruduğu kamu yararı, etkialanı, niteliği, elverişliliği, gerekliliği, sınırları ve ölçülülüğü tartışmaimkanı bulacaktı.
24. Elbette, kabul edilmiş bir başvuru sonrasında esasinceleme ile mahkemenin yapılan müdahaleyi ölçülü bulması halindebaşvurucuların haklarının ihlal edilmediği yönünde karar verilmesi de mümkünolup, Mahkememiz önüne ilk defa gelmiş bir konuda temel hak değerlendirmesineesas unsurların tespiti ve koruma ölçek alanlarının belirlenmesi ,mağdur sıfatıbulunmadığı yönündeki usulü tespitlerden görece daha hukuk ve demokrasikuramına hizmet eden niteliktedir. Yukarıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ninörnek kararlarına yapılan atıflar dikkate alındığında dava dosyasında yer alanifade hürriyetine yönelik müdahale ile kamuoyu-basın-birey arasında demokratikbir toplumdaki hak dengeleri, özgürlük alanlarının kullanma biçimleri, hakkınkorunmaya değer yönü, toplum menfaati vb. çok sayıda asli denetim alanıdeğerlendirilememiştir.
25. Anılan sebeplerle getirilen yayın yasağı ile,başvurucuların ifade özgürlüğüne getirilmiş bir müdahalenin var olmadığısöylenemeyeceğinden açıkça dayanaktan yoksun olmadığı için kabul edilebilir veesas aşamasına geçilerek incelenmesini gerektirecek nitelikteki şikayetinAnayasa’nın ilgili maddeleri yönünden denetiminin önüne geçen kararımıza esasolan söz konusu soruşturma hakkında yapmış oldukları bireysel başvurunun ‘halk başvurusu’ niteliğinde olduğu vebaşvurucuların verilen gizlilik kararı açısından doğrudan mağdur sıfatlarınınolmaması nedeniyle ‘kişi yönünden yetkisiz’olduklarına ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Başkanvekili
Serruh KALELİ
Üye
Recep KÖMÜRCÜ
DEĞİŞİK GEREKÇE VE KARŞI OY GEREKÇESİ
1. Anayasa’nın26. maddesinde düzenlenen “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, aynı maddedesayılı amaçlarla sınırlanabilmekte; keza 28. maddesinde düzenlenen “Basınhürriyeti”, aynı maddenin yollamasıyla 26. maddenin ikinci fıkrasındabelirtilen nedenlerle sınırlandırılabilmektedir. Salt Anayasa’nın bu ikihükmünün değerlendirilmesinden, milletvekili sıfatını taşıyan başvurucuların da“herkes” kavramı içerisinde olmaları nedeniyle bu maddeler kapsamı içindeoldukları sonucunun çıkarılması doğaldır. Ne var ki Anayasa’nın farklıhükümlerinin birbirine aykırılığı söz konusu edilemeyeceğinden; eğer Anayasa’dabu özgürlüklerin sınırlanması yolunda “özel” düzenlemeler varsa, öncelikle buözel düzenlemelerin Anayasal yorumda dikkate alınması gerektiği de kuşkusuzdur.
“Meclissoruşturması” Anayasa’nın 100. maddesi ile öngörülmüş olan ve Başbakan ileBakanların Yüce Divan’a sevk edilebilmeleri sonucunu doğuran bir müessesedir.Anılan maddenin son fıkrasında “Meclisteki siyasi parti gruplarında, Meclissoruşturması ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.” denilmektedir.Anılan maddedeki düzenlemenin doğası gereği, Meclis Soruşturma Komisyonunfaaliyeti süresince siyasi parti gruplarında görüşme yapılamayacak konulardaMeclis Genel Kurulunda görüşme yapılması, fikir beyan edilmesi de mümkündeğildir. Diğer bir deyişle, milletvekilinin Meclis Soruşturması konusufiillerle ilgili ifade özgürlüğü, bu soruşturmanın açılıp açılmaması konusundaTBMM Genel Kurulunda yapılacak görüşmeler ile Soruşturma Komisyonu raporununTBMM Genel Kurulunda görüşülmesi safhaları bakımından söz konusu iken; TBMM İçtüzüğü’nün 107-114. maddelerinde öngörülen ve “gizli”olarak sürdürülen Soruşturma Komisyonu çalışmaları süresince (en çok 4 ay)sınırlandırılmış bulunmaktadır. İçtüzüğün 110. maddesiyle öngörülen “Komisyonçalışmalarının gizliliği” kuralı ise dayanağını Anayasa’nın 38/4 ve 95.maddeleri ile “ceza soruşturmasının gizliliği” hususundaki evrensel ceza hukukuilkesinden almaktadır. TBMM Soruşturma Komisyonunun işin doğası gereği sahipolduğu yetkiler “adli” sonuç ve etkiye sahip olduğundan; Ceza MuhakemesiKanunu’nun 157. maddesinde belirtilen “… soruşturma evresindeki usül işlemleri gizlidir.” kuralının bir yansımasındanibaret olan söz konusu İçtüzük hükmünün (Md.110) milletvekilleri yönündensınırlandırdığı bir özgürlüğün, bu konudaki özel Anayasa hükümleri görmezdengelinerek, başka suretlerle ihyâsı mümkün değildir.
Bireysel başvuruda “mağdur” sıfatı yönündenyapılan değerlendirmelerde, bu kavramın bir davada taraf/başvurucu/şikâyetçi/mağdurvb. kavramlardan özerk olarak ele alındığı görülmektedir. Nitekim AnayasaMahkemesi 2. Bölümü’nün 8.9.2014 tarih ve Başvuru No: 2014/13825 sayılıkararında bu konuya ilişkin şu değerlendirilmede bulunulmaktadır:
“…19. Bireysel başvuruda mağdur kavramı,davada menfaat veya dava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız bir şekildeyorumlanır (Gorraiz Lizarragave Diğerleri/İspanya, B. No: 62543/00, 10/11/2004). Ayrıca mağdur kavramınınyorumu, günümüzde toplumun kuralları ışığında değişime tâbi olup, bu kavramaşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (GorraizLizarraga ve Diğerleri/İspanya), (B. No: 11438,24/7/2014).
20. Kendilerinin belirli bir işlemden doğrudanetkilenme tehdidiyle ya da tehlikesiyle karşı karşıya olduklarını ve dolayısiyle potansiyel olarak mağdur olduklarını iddia edenbaşvurucular ile yalnızca ulusal hukukları değiştirmeyi veya toplumunmenfaatinin korunmasını amaçlayan başvurular arasında dikkatli bir ayrımyapılmalıdır…”
Milletvekili sıfatı taşıyan başvurucuların,esasen Anayasa’nın bu konudaki özel düzenlemeleri uyarınca Meclis SoruşturmaKomisyonunun faaliyetleri süresince sınırlandırılmış olan ifadeözgürlüklerinin, adli yargı organınca Komisyon başvurusu sonucu alınan veçerçevesi çizili yayın yasağı nedeniyle ayrıca ihlâl edildiği ve bu nedenlebireysel başvuru konusunda “mağdur” oldukları kabul edilemez. Çünkü, bukonudaki mağduriyet esasen Meclis Soruşturma Komisyonunun faaliyet süresince bubaşvurucular yönünden mevcut olup; adli yargı organına yapılan bir başvuruüzerine verilen karar sonrasında yeniden bu sıfatın ihyâedilmesi söz konusu olamaz. Dolayısiyle, verilen adliyargı kararı ile buna ilişkin itirazın reddi yolundaki kararın bu başvurucularıgüncel ve kişisel olarak doğrudan etkilemesi, bunun doğal sonucu olarak damilletvekili olan başvuruculara mağdur statüsü kazandırması söz konusuolamayacağından, başvurucuların bireysel başvuru yapma hakkı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, anılan başvurucularınihlâle neden olduğunu ileri sürdükleri hususların mağduru olmadıklarıanlaşıldığından; başvurunun diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin, bu gerekçeyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerektiğini değerlendirdiğimden; çoğunluğun kararına bu gerekçe ilekatılıyorum.
2.Diğer başvurucular yönünden yapılan değerlendirmede ise yukarıdaki ölçütlerinuygulanma imkânının olmadığı, verilen adli yargı kararı ile anılanların ifadeözgürlükleri ile haber alma özgürlükleri yönünden mağdurluk sıfatlarının mevcutbulunduğu, dolayısiyle başvurularının esas yönündenincelenmesi gerektiği kanaatine vardığımdan; aksi yöndeki çoğunluğun kararınakatılmıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucununmağdur sıfatının kabulüne ilişkin olarak 29.05.2014 tarihli ve 2014/705 sayılıkararda yer alan çok açık ve güçlü gerekçeler bu başvurucu yönünden de aynengeçerlidir.
Diğertaraftan, başvurucu, Ankara 7. Sulh Ceza Hakimliği’nin 25.11.2014 tarihli yayınyasağı kararına karşı itiraz mercii olan Ankara 8. Sulh Ceza Hakimliğinebaşvurmuş, itiraz mercii de başvurucunun talebini inceleyerek, 7. Sulh CezaHakimliği kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesi ile kesin olarakreddetmiştir. İtiraz mercii bu kararı verirken başvurucunun itiraza yetkiliolup olmadığını tartışmamış, başka bir deyişle başvurucunun hukuki yararıbulunduğunu zımnen kabul etmiştir.
Ulusalbir yargı merciinin kabul ettiği bir hususun Anayasa Mahkemesince yoksayılmasının, göz ardı edilmesinin veya kararın kaldırılmasının, başvurucununtemel bir hakkının ihlali hali hariç, söz konusu olamayacağı açıktır.
Başvurucuyönünden kesinleşmiş bulunan taraf olma hak ve yetkisinin ve buna bağlı mağduriyetstatüsünün derece mahkemesi kararına rağmen Anayasa Mahkemesince tanınmamasınınAnayasa ve 6216 sayılı Kanunla düzenlenen bireysel başvuru hakkına uygunolmadığı düşüncesiyle ret kararına katılmıyorum.
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
FARKLI GEREKÇE
Mahkememizcebirleştirilmesine karar verilen 2014/18946 numaralı bireysel başvurubaşvurucularından Fatma Banu GÜVEN DOKUR ve Adnan KESKİN, basın mensubu(Gazeteci) olduklarını beyan etmişlerdir. Bu sıfatlarıyla, bu başvuruculardiğerlerinden ayrılmaktadır.
Başvurukonusu yasak; tüm yazılı, görsel medya ve internet ortamında yapılan yayınlarıkapsadığından, gazeteci başvurucuların Anayasa’nın ve Sözleşme’nin mezkurhükümleri karşısında yasaktan doğrudan etkilendiğini kabul etmekgerektiği kanısındayız.
Anayasa’nınİkinci bölümü X. alt başlığındaki “Basın ve yayımla ilgili hükümler”ive Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 10. maddesindeki “İfade özgürlüğü” hükmü ilebasının toplumu bilgilendirme, kamuoyu oluşturma görevi birliktedeğerlendirildiğinde, anılan başvurucuların mağdur sıfatının olmadığınısöylemek mümkün görünmemektedir.
Açıklanannedenlerle gazeteci olduğunu beyan eden başvurucular açısından mağdurstatüsünün bulunmadığı, başvurunun “kişiyönünden yetkisizlik” nedeniyle “kabul edilemez olduğu” yolundakigörüşe katılmıyoruz.
Üye
Celal Mümtaz AKINCI
Üye
Muammer TOPAL