TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAHMUT SANCAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3583)
Karar Tarihi: 7/7/2015
R.G. Tarih- Sayı: 14/8/2015-29445
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
Mahmut SANCAR
Vekili
:
Av. Sibel ÖNDER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, soğuk algınlığışikâyetiyle gidilen özel bir hastanede yapılan iğne sonucu sakat kalınması vebu duruma sebebiyet verdiği iddia edilen ilgili personel hakkında İzmirCumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkili bir soruşturma yürütülmemesinedenleriyle, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 22/5/2013 tarihindeyapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 21/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
1. BaşvurucununSoğuk Algınlığı Şikâyeti ile Özel İ. Ş. Hastanesine Başvurması Üzerine YaşananSüreç
5. Başvurucu, 12/10/2011tarihinde saat 11.40 sularında soğuk algınlığı şikâyeti ile Özel İ. Ş.Hastanesine (Hastane) başvurmuş ve burada dahiliye doktoru H. A. tarafındanmuayene edilmiştir. Muayene sonucunda Hemşire E. A., Dr. H. A.’nın talimatı doğrultusunda voltarenisimli ağrı kesici iğneyi, sol kalça üst kısmından başvurucuya uygulamıştır.
6. Uygulanan iğneden sonrabaşvurucunun bacağında ağrı, yanma ve uyuşma meydana gelmiştir. Başvurucu,bacağının tutmadığı şikâyetini dile getirmesi üzerine, saat 14.10 sularındaBeyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı O. G. tarafından muayene edilmiş ve anılandoktor tarafından yazılan reçeteyle Hastaneden ayrılmıştır.
7. Başvurucu, soğuk algınlığınedeniyle yapılan enjeksiyon sonrasında sol bacağında duyu kaybı yaşadığışikâyeti ile aynı gün Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurmuştur.Başvurucunun söz konusu olay sebebiyle yaşadığı sorunun tedavisine, buhastanede devam edilmiştir.
8. Ege Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesi Nöroloji Kliniğinin 27/10/2011 tarihli elektromyografitetkikleri sonucunda, başvurucunun sol bacağında suralsinir duyusal aksiyon potansiyelinin kaybolduğu, başvurucunun tibial sinirinin uyartılamadığı ve bazı kaslarında kısmenya da tamamen motor ünite potansiyeli kaybının saptandığı tespitlerine yerverilmiştir.
9. Ege Üniversitesi TıpFakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı, 3/11/2011 tarihli sağlık kuruluraporu ile siyatik sinir lezyonu tanısıyla başvurucunun 3 ay istirahatine kararvermiştir. Anılan hastane, 16/1/2012 tarihli ve 26/4/2012 tarihli sağlık kuruluraporları ile başvurucunun istirahat süresini üçer aylık dönemler için iki defauzatmıştır. Son iki raporda, başvurucunun sol bacağında 12/10/2011 tarihindeyapılan enjeksiyon sonrası güçsüzlük atrofisininmevcut olduğu belirtilmiştir.
10. İzmir Adli Tıp ŞubeMüdürlüğünün 27/2/2012 tarihli raporunda, başvurucunun sol kalçasındanyaptırdığı iğneye bağlı olarak sol bacağında gelişen siyatik sinirin tibial ve fibuler dalındakidejenerasyonun, başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı ancak başvurucuüzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğubelirtilmiştir.
11. Başvurucu ayrıca, enjeksiyonsonrasında sol bacağında meydana gelen siyatik sinir zedelenmesi nedeniyle özelbir merkezde fizik tedavisi görmüş ve depresyon tedavisi almıştır.
2. İzmirCumhuriyet Başsavcılığına Yapılan Şikâyet Üzerine Yaşanan Süreç
12. Başvurucu, 29/11/2011 tarihlidilekçe ile özetle, Hastanede uygulanan enjeksiyon sonucu sol bacağındaşiddetli ağrı, yanma ve uyuşma olduğunu ve bacağını hissedemez hâle geldiğinibelirterek, Hastane ile Hastanenin ilgili personeli hakkında İzmir CumhuriyetBaşsavcılığına şikâyette bulunmuştur.
13. Dr. H. A., 28/12/2011tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesindeözetle, atılı suçlamayı kabul etmediğini, boğazında yaygın enfeksiyon, yüksekateş ve kas ağrıları ile dahiliye kliniğine gelen hasta için order hazırladığını, yani hastanın sadece muayenesiniyaptığını fakat hastaya herhangi bir tıbbi uygulamada bulunmadığını, hastanınacil servisine gidip voltaren isimli ağrı kesiciiğneyi yaptırmasından sonra rahatsızlığının başlamış olduğunu belirtmiştir.
14. Hemşire E. A., 4/1/2012tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu beyan dilekçesinde özetle,Dr. H. A.’nın talimatı doğrultusunda voltaren isimli ağrı kesici iğneyi sol kalça üst kısmındanbaşvurucuya uyguladığını, enjeksiyonu doğru yere yaptığını ve suçlamaları kabuletmediğini ifade etmiştir.
15. İzmir CumhuriyetBaşsavcılığı, 17/4/2012 tarihli yazı ile başvurucu hakkındaki evrakı AdaletBakanlığı Adli Tıp Kurumuna göndermiş ve başvurucunun şikâyet bulgularının enjeksiyonuyapan kişinin kusur ya da dikkatsizliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığınıntespiti hususunda rapor istemiştir.
16. Nöroloji alanında uzman birüyenin de katılımıyla Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu, başvurucununşikâyet dilekçesini, Hemşire E. A.’nın ve Dr. H. A.’nın ifadelerini dikkate alarak ve Özel İ. Ş. Hastanesi ileEge Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde başvurucu hakkında düzenlenenbelgeleri inceleyerek, 30/5/2012 tarihli raporu hazırlamış ve “(…) Mahmut Sancar’a 12.10.11 tarihinde Özel İ. Ş.Hastanesinde uygulandığı belirtilen enjeksiyon sonucu gelişen bulgularınenjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbibelgelerde enjeksiyonun yanlış yere uygulandığına dair kayıt bulunmadığı,enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da; ödem, hematom, ilacın difüzyon yoluyla sinire toksiketkisi, vücut yapısı, siyatik sinirin anatomik lokalizasyon farkı gibinedenlerle nöropatinin gelişebileceği, nöropatinin; enjeksiyon uygulamalarının beklenebilirkomplikasyonu olarak değerlendirildiği oy birliği ile mütalaa olunur.”yönünde görüş bildirmiştir.
17. İzmir CumhuriyetBaşsavcılığı, 4/3/2013 tarihli ve Sor. No.2011/98759, K.2013/11217 sayılıkararıyla, 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporundaki değerlendirmeler doğrultusundaşüphelilere atfı kabil bir suç bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle,şüpheliler hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundankovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.
18. Başvurucunun anılan kararayaptığı itiraz, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013 tarihli ve2013/935 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.
19. Söz konusu karar, 26/4/2013tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 22/5/2013 tarihinde yapılanbireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
20. Haksız fiillerden doğan borçilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk BorçlarKanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı49. maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”
21. 6098 sayılı Kanun’un haksızfiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74.maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”
22. Yargıtay Hukuk GenelKurulunun 13/4/2011 tarihli ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararışöyledir:
“…
Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksalaçıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamakHUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilenbölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığınıileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekilliksözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (BK. 386-390 ) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucunelde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiğiçabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışındandoğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçininsorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmakzorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (BK.321/1.md. ) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütünkusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor,hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanındurumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumungerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yinegecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, birtereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadankaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almaklayükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanınve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum vedavranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden,tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemekhakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır.
…”
23. Yargıtay 13. HukukDairesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/19947, K.2012/3097, sayılı kararışöyledir:
“…Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre davatemelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığadayandırılmıştır ( BK. 386-390). Vekil, vekaletgörevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değilise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanınyaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğanzararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğunailişkin kurallara bağlıdır ( BK. 290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafifkusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanıiçinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabuledilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartlarıyerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizinsaptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uyguntedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeydedahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracakaraştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının vehastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum vedavranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarındamesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığıile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemekhakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş isedoktor sorumlu tutulmamalıdır….”
24. Yargıtay 13. HukukDairesinin 7/10/2008 tarihli ve E.2008/11477, K.2008/11825 sayılı kararışöyledir:
“…
Dava konusu olay nedeniyle davacılarınCumhuriyet Savcılığına yaptığı şikayet başvurusundabulundukları anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu 53. maddesine göre hukuk hakimi ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlıdeğilse de verilecek mahkumiyet kararı ve tespit edilen maddi olguları ilebağlıdır. Bu durumda mahkemece hazırlık soruşturması sonucunun eğer davaaçılmış ise ceza davasının sonucunun beklenerek, hasıl olacak sonuca uygun birkarar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde, hüküm kurulması usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
25. Mahkemenin 7/7/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/5/2013 tarihli ve 2013/3583numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
26. Başvurucu, soğuk algınlığışikâyeti ile başvurduğu özel bir hastanede yapılan iğne sonucu sol bacağındaduyu kaybının meydana geldiğini, yürüyerek gittiği hastaneden felçli şekildeçıktığını, hastane çalışanlarının özensizliği, dikkatsizliği ve ağır kusuruneticesinde hayatının alt üst olduğunu ve yürümekte zorluk çektiğini, solbacağının gözle görülür şekilde incelmeye başladığını, anılan olay sebebiylemaddi ve manevi anlamda ciddi sorunlar yaşadığını ileri sürmüş, sorumlularıncezalandırılması ile manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.
27. Başvurucu ayrıca, bu durumasebebiyet veren özel hastaneden ve hastanenin ilgili personelinden şikâyetçiolmasına rağmen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiğini, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının kararındadeğindiği 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda sorumluluğun adeta kendianatomisine bağlandığını, oysa kendisine bugüne kadar yapılan iğnelerde benzerbir sonucun ortaya çıkmadığını, anılan raporun Ege Üniversitesi Tıp FakültesiHastanesinden alınan raporlar ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınanrapor ile çeliştiğini ve soruşturmanın makul süreyi fazlasıyla aştığınıbelirterek, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
28. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru konusu olay sebebiylebaşvurucunun sol bacağında kısmi duyu kaybının meydana geldiği ve yaşamınıntehlikeye girmediği dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananyaşam hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların, yine Anayasa’nın17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.
29. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını korumave geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbi deneylere tabi tutulamaz.”
30. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiğigibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif venegatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T.30/12/2010). Maddenin amacı esas olarak, bireylerin maddi ve manevi varlığınakarşı Devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerin önlenmesidir.Devletin ayrıca, vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel ve cinselsaldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılar karşısındakişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak korumaya yönelik pozitifyükümlülüğü de bulunmaktadır (Adnan Oktar(3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32).
31. Söz konusu pozitifyükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. NitekimAnayasa’nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamahakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesinisağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini”düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyalkurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği kuralabağlanmıştır.
32. Devlet, bireylerin yaşamhakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında, ister kamuisterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlıkhizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasınayönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemekzorundadır (Nail Artuç,B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
33. Devletin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitifyükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Buusul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, kişinin maddi ve manevi varlığının zarargörmesine sebep olan olaylar ile doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmibir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,kişilerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruyan hakların etkinbir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya dakurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelenölümler ile bireylerin maddi ve manevi varlığına verilen zararlar için hesapvermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).
34. Anayasa’nın 17. maddesindedüzenlenen yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamındadevletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının veya bireylerin maddive manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tüm yönlerinin ortayakonulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkantanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,23/1/2014, § 94). Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğinitemin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve olayıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkansağlayacak bütün delilleri toplaması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).
35. Yaşam hakkı ile maddi ve manevivarlığı koruma hakkı kapsamında yapılacak olan soruşturmaların veya açılacakolan davaların makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekir(Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,10/12/2014, § 96). Bu ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülenölüm olayı ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hali için de geçerlidir.Temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla öngörülen mekanizmaların sadeceteoride mevcut olması, Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü pozitifyükümlülüklerin gereğinin yerine getirildiği anlamına gelmez; bu mekanizmalarınözellikle pratikte de etkin bir şekilde işliyor olması gerekir. Bu doğrultuda,soruşturmaların veya davaların hızlı bir şekilde ve gereksiz gecikmeler olmadanyürütülmesi gerekmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, sağlık kurumlarındaişlenen kusurlu eylemlerin bilinmesi, ilgili kurumlara ve sağlık personelinepotansiyel kusurlarını giderme ve benzer hataların meydana gelmesini önlemeimkânı vermesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu türsoruşturma veya davaların hızlı bir şekilde incelenmesi, sağlık hizmetlerindenfaydalanan tüm bireylerin güvenliği için son derece önemlidir (benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. Süleyman Ege/Türkiye,B. No: 45721/09, 25/6/2013, § 56 ).
36. Usul yükümlülüğünün birolayda gerektirdiği soruşturma türünün, bireyinmaddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkinyükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olaraktespiti gerekmektedir. Buna göre, yaşamhakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmez. Bu ilke, tıbbiihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları ile maddi ve manevivarlığa verilen zarar halleri için de geçerlidir. Bu durumlarda, mağdurlarahukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterliolabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 59, Nail Artuç,§ 37).
37. Bu şekildeki bir kabul, butür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi ihmallereilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu hukuki sorumluluğu tespit adınatakip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, §38).
38. Hukuka veya sözleşmeyeaykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesiyükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diyeadlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranışgrubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanundaaçıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yerverilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğunistisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilenzararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, cezahukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanındaobjektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumlulukalanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bununyanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunmaimkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazminyükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğunazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzeruyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansısunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B.No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).
39. Bu bağlamda başvuru konusuolayın koşullarına bakıldığında, başvurucunun 12/10/2011 tarihinde soğukalgınlığı şikâyeti ile özel İ. Ş. Hastanesine başvurduğu, burada yapılan iğnesonucu sol bacağında duyu kaybının meydana geldiği, sonrasında gördüğü tümtedavilere rağmen bacağındaki duyu kaybının giderilemediği görülmüştür. Bununüzerine başvurucu, 29/11/2011 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınabaşvurmuş ve bacağında meydana gelen duyu kaybının sorumlusu olarak gördüğühastaneden ve hastanenin ilgili personelinden şikâyetçi olmuştur.
40. Ceza soruşturmasına ilişkinsüreç incelendiğinde, başvurucunun şikâyeti üzerine İzmir CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından, yaşanan olaydan sorumlu olduğu ileri sürülen doktor vehemşire hakkında taksirle yaralamaya neden olma suçundan derhal soruşturmabaşlatıldığı, bu kapsamda 28/12/2011 tarihinde Dr. H. A.’nın,4/1/2012 tarihinde ise Hemşire E.A.’nın şüphelisıfatıyla ifadelerinin alındığı, 17/4/2012 tarihli yazı ile başvurucuhakkındaki evrakın Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumuna gönderildiği vebaşvurucunun şikâyet bulgularının enjeksiyonu yapan kişinin kusur ya dadikkatsizliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının sorulduğu görülmektedir. AdliTıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 30/5/2012 tarihli raporu ile enjeksiyonunyanlış yere uygulandığına dair kayıt bulunmadığının, enjeksiyonun doğru bölgeyeuygulanması durumlarında da başvurucunun yaşadığı sorunun meydanagelebileceğinin ve bu durumun enjeksiyon uygulamalarının beklenebilirkomplikasyonu olarak değerlendirildiğinin mütalaa edilmesi üzerine, İzmirCumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 4/3/2013 tarihinde şüphelilere atfı kabilbir suç bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,başvurucu tarafından anılan karara ve kararın dayanağı olan Adli Tıp Kurumuraporuna itiraz edildiği ancak Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013tarihli kararı ile itirazın reddedildiği, bu şekilde başvurucunun soruşturmanınaçıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecek bir şekildesoruşturma sürecine dâhil olabildiği görülmektedir. Anılan süreç dikkatealındığında, yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu ortaya koyacak bireksiklik veya soruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek ihmali birdavranış saptanmamıştır.
41. Başvurucu, kovuşturmaya yerolmadığına dair karara dayanak teşkil eden 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun30/5/2012 tarihli raporunun, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesindenalınan raporlar ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan rapor ileçeliştiğini ileri sürmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, olayın oluşumunailişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir.Ancak Anayasa Mahkemesince, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını korumahakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin somutolayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesigerekmektedir. Raporlar arasında çelişkiolduğu iddiası bu kapsamda incelendiğinde, 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun30/5/2012 tarihli raporunda, başvurucunun bacağında meydana gelen duyu kaybındailgili doktor ve hemşirenin tıbbi hatasının ya da ihmalinin bulunmadığınınmütalaa edildiği görülmektedir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi HastanesiNöroloji Anabilim Dalı ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenenraporlarda, başvurucunun sol bacağında duyu kaybının meydana geldiği kabuledilmekle birlikte, başvurucunun yaşadığı sorunun ilgili doktor ya dahemşirenin tıbbi hatasından ya da ihmalinden kaynaklandığına dair bir tespitbulunmamaktadır. Bu durumda, başvuru formu ve eklerinde sunulan bilgi vebelgeler ışığında, soruşturmanın etkin yürütülmediği kanaatine varılmasınısağlayacak her hangi bir çelişki tespit edilmemiştir.
42. Başvurucu ayrıca, soruşturmasürecinin makul süreyi fazlasıyla aştığını ileri sürmektedir. Soruşturma sürecibu açıdan incelendiğinde, soruşturmanın başvurucunun bacağında meydana gelenduyu kaybının ilgili doktor ve hemşirenin kusurundan kaynaklanıpkaynaklanmadığının tespitine ilişkin olduğu, başvurucunun 29/11/2011 tarihlidilekçe ile yaptığı şikâyet üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafındanşüphelilerin ifadelerinin alındığı, başvurucunun şikâyet bulgularınınenjeksiyonu yapan kişinin kusur ya da dikkatsizliğinden kaynaklanıpkaynaklanmadığının tespiti hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı ve eldeedilen bilgi ve belgeler doğrultusunda 4/3/2013 tarihinde kovuşturmaya yerolmadığına karar verildiği, başvurucunun anılan karara yaptığı itirazın iseKarşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013 tarihli karar ile kesin olarakreddedildiği anlaşılmaktadır. Yaklaşık 17 ayda kesinleşen soruşturma bir bütünolarak değerlendirildiğinde, makul derecede ivedilik ve özen şartının yerinegetirilmediği sonucuna varılmasını gerektirecek bir husus tespit edilmemiştir.
43. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi vemanevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasınıve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Tıbbi ihmaller sonucundameydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarına veya bireylerin maddi ve manevivarlığına verilen zararlara ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucundamutlaka herhangi bir kişinin cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğubulunmamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri(başvuru konusu olayda doktoru ve hemşireyi) belirli bir suç (taksirleyaralamaya neden olma suçu) nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkıverdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıylasonuçlandırma yükümlülüğü verdiği şeklinde yorumlanamaz (Nail Artuç, §45).
44. Başvuruda ileri sürülenhastane çalışanlarının özensizliği, dikkatsizliği ve ağır kusuru nedeniylevücut bütünlüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından maddi ve manevi varlığıkoruma ve geliştirme hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalingiderilmesi öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğüaltındadır (Bilal Turan ve diğerleri (2),B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 75). Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ilerisürdüğü doktor ve hemşire hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturmasıaçılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte, hastanenin veya ilgili personelinsorumluluklarına ilişkin herhangi bir hukuki yola başvurmadığı görülmektedir. Yargıtayın yukarıda yer verilen konu hakkındaki içtihatlarıdikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem veihmallere karşı da, 6098 sayılı Kanun’un yukarıdabelirtilen hükümlerince ilgili kişiler hakkında hukuk mahkemeleri önündeaçılacak davalar ile uğranılan zararların tazmininin mümkün olduğugörülmektedir (Bilal Turan ve diğerleri (2),§ 74).
45. Bu açıklamalara göre,başvuru konusu olayda cezai sorumluluğun tespiti için İzmir CumhuriyetBaşsavcılığına başvuran ancak sonuç alamayan başvurucu açısından da değinilenhukuki yola başvurma imkânı bulunmaktadır. Dolayısıyla, yapılan tıbbi müdahaleaçısından ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal içinkanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuruyapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.
46. Açıklanan nedenlerle,hastane çalışanlarının ağır kusuru nedeniyle maddi ve manevi varlığı korumahakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin “başvuru yollarınıntüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle:
A. Başvuruda yer alan, hastane çalışanlarının ağır kusurunedeniyle maddi ve manevi varlığı koruma hakkının ihlal edildiği iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
7/7/2015tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.