TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAHMUT KOÇ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1724)
Karar Tarihi: 1/2/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Özgür DUMAN
Başvurucu
:
Mahmut KOÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kadastro çalışmalarıyla tespit ve tapuya tesciledilen taşınmazın tapu iptali ve tescil davası sonucu tapusunun iptal edilerekHazine adına tescil edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; bu davada bildirilentanıkların yargılama sırasında dinlenilmemesi, ertelenen keşif gün ve saatininbaşvurucuya bildirilmemesi ve bilirkişi raporlarına yapılan itirazların dikkatealınmaması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 10/2/2014 tarihinde Erdemli 3. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/3/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
5. Mersin ili Erdemli ilçesi Üçtepeköyünde 2008 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında 102 ada 118 parselnumarası altında 592,84 m2 yüzölçümlü olaraksınırlandırılan taşınmaz, iki katlı kargir bina vearsası niteliğiyle başvurucu adına tespit edilmiştir. Kadastro tespitiyle birbelgeye dayalı olmayarak anılan taşınmazın zilyetlik yoluyla mülkiyeti kazandırıcızamanaşımı koşullarının başvurucu lehine gerçekleştiği belirtilmiştir. Kesinleşenkadastro sınırlandırma ve tespiti doğrultusunda bu taşınmaz"kadastro" edinimli olarak başvurucu adına25/4/2008 tarihinde tapuya tescil edilmiştir.
6. Maliye Hazinesince 13/10/2010 tarihinde Erdemli 2. AsliyeHukuk Mahkemesinde (Mahkeme) söz konusu taşınmaza ilişkin olarak tapu iptali vetescil davası açılmıştır. Dava dilekçesinde, taşınmazın Devletin hüküm vetasarrufu altındaki taşlık, kayalık ve çalılık nitelikli yerlerden olupbaşvurucu yararına zilyetlikle iktisap koşullarının gerçekleşmediği ilerisürülerek taşınmazın başvurucu adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adınatapuya tescil edilmesi talep edilmiştir.
7. Mahkeme 25/1/2012 tarihli ve E.2010/758, K.2012/81 sayılıkararı ile davanın kabulüne ve dava konusu taşınmazın davalı adına olantapusunun iptal edilerek davacı Hazine adına tapuya tesciline karar vermiştir.Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Dava, kadastro tespiti sırasında, davalıadına tespit edilen taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında kalanyerlerden olduğu iddiası ile tapu iptal ve tescil talebine ilişkindir.
...
3402 sayılı Kanunun imar-ihya yoluyla mülkedinme olanağı sağlayan 17. maddesine göre, bir yerin imar-ihya ve kazandırıcızamanaşımı yoluyla mülk edinilebilmesi için bu yerin, orman sayılmayan Devletinhüküm ve tasarrufu altındaki tarıma açılması mümkün yerlerden olması ve tarımaelverişli hale getirilmesi ve 14. maddedeki iktisapla ilgili şartlar yerine getirilmişolmalıdır.
İmar-ihyanın arazi ile ilgili koşullarındanolan, tarıma açılan ve tarıma elverişli hale getirilen araziden amaç; Devletinhüküm ve tasarrufu altındaki tarıma açılması mümkün olan yerlerdir. Bu türaraziler henüz üzerinde kültür işlemi yapılmayan fakat doğal nitelikleri gereğitarıma elverişli olan yerlerdir. Taşınmazın ihyaya uygun yerlerden olduğununanlaşılması -halinde, davacı (veya murisi veya bayii) tarafından emek ve parasarfıyla imar-ihya edilip ihyanın tamamlandığı tarihten dava tarihine kadarYasada belirtilen 20 yıllık zilyedlik süresininnizasız, fasılasız ve malik sıfatıyle geçmesi , 3402sayılı Kanunun 17. maddesindeki sair koşullarla, 14. maddesindeki iktisaplailgili koşulların da gerçekleşmesi halinde özel mülkiyete konu olabilir. Başkabir anlatımla ancak tarıma elverişli hale getirilebilen ve tarım arazisi olarakkazanılması mümkün olan yerler zor ve zahmetli bir emek ile tarım arazisihaline geçirilmesi durumunda kazanılması mümkündür. Tabii durumu, yapı veniteliği itibariyle tarım arazisi olarak kullanılması mümkün olmayan yerlerinihya yoluyla kazanılması mümkün değildir (HGK 19/2/1997 tarihli veE.1996/8-728, K.1997/91).
Ormancı ve fen bilirkişi raporuincelendiğinde; dava konusu taşınmazın 1990 tarihli memleket haritasındaçalılık simgeli yeşile boyalı alanda kaldığı bu haliyle imar ihyanın tam olaraktamamlandığı tarihten itibaren kadastro tespit tarihine kadar 20 yıl süre ileekonomik amacına uygun olarak nizasız fasılasız ve malik sıfatıylakullanılmadığı anlaşılmıştır.
Ayrıntıları Yüksek Yargıtay 20. HukukDairesinin 29/1/2009 tarihli ve E.2008/15377, K.2009/1079 sayılı ilamında danizasız fasılasız malik sıfatıyla kullanılmadığı anlaşılan taşlık ve kayalıkbölümlerin taşınmaz içersinde blok halde bulunduğununbelirlenmesi halinde bu bölümün şayet dağınık halde bulunduğunun tespitidurumunda taşınmazın tamamının imar ihyasının tamamlanmadığı düşünülerekoluşacak sonuca göre bir hüküm verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yine aynıdoğrultuda Yüksek Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 10/2/2009 tarihli veE.2008/16888, K.2009/2014 sayılı ilamı da bu yönde hükümler içermektedir.İncelenen dava konusu taşınmaza ilişkin 1990 tarihli memleket haritasındataşınmazın tamamının çalılık simgeli yeşile boyalı alanda kaldığı bu haliyle butarih itibariyle imar ihyasının tamamlanmadığı anlaşılmıştır.
Yukarıdaki tüm veriler, bilirkişi raporlarıYüksek Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin emsal olarak verilen kararları bir bütünolarak göz önüne alındığında dava konusu taşınmazın 1990 tarihli memleketharitasında çalılık simgeli, yeşile boyalı alanda kaldığı, bu haliyle bu tarihitibariyle dava konusu taşınmazlar üzerindeki imar ihyanın tamamlanmadığı,çalılık ve taşlık kısımların taşınmazların bütününe yayıldığı, 2004 tarihliuydu fotoğraflarında dahi taşınmazın imar ihya edilmediği, makilik ve kayalıkolarak göründüğü, taşınmazın imar ihyasının 4-5 yıl önce tamamlandığı,ayrıcataşınmaz üzerine ev yapılmasının Yargıtay uygulamalarına göre imar ihyasayılmadığı, dolayısı ile Yüksek Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yukarıda örnekolarak verilen ilamlarının gerekçesi ayrıntılı olarak incelendiğindetaşınmazların 1990 tarihli memleket haritasında dahi çalılık simgeli yeşileboyalı Alanda kaldığı, bu yerin imar ihyasının en erken bu tarihte yapıldığı kabuledilse bile kadastro tespit tarihinin yapıldığı 2007 tarihi itibariylebelgesizden zilyetlik yoluyla kazandırıcı zaman aşımı ile taşınmaz edinilmesiiçin gerekli olan koşulların oluşmadığı, taşlık ve çalılık bölümlerin taşınmaziçinde blok halde bulunmadığı, bu durumda taşınmazların tamamının imar ihyaedilmediği, hem 1990 tarihli memleket haritası hem de 2004 tarihli uydufotoğrafları bir bütün olarak göz önüne alındığında dava konusu taşınmazlailgili olarak zilyetlikle mülk edinilmesi için gerekli olan koşulların davalıyararına oluşmadığı anlaşılmakla davacı Hazinenin davasının kabulü ile davakonusu taşınmazın tapu kaydının iptaline ve taşınmazın tamamının Hazine adınatapuya tesciline karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış ve aşağıdakişekilde hüküm tesisi yoluna gidilmiştir."
8. Başvurucu kararı temyiz etmiş ve Yargıtay 20. HukukDairesinin 8/11/2013 tarihli ilamıyla hüküm, yargılama giderleri yönündendüzeltilmek suretiyle onanmıştır. İlamın gerekçesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Dava, tapu kaydının iptali ve tesciliistemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde 5304sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanunun 4. maddesi hükmüne göre ormansınırlandırması yapılmış, taşınmaz orman sınırları dışında bırakılmıştır.
İncelenen dosya kapsamına, kararın dayandığıgerekçeye ve 5304 sayılı Kanun ile değişik 3402 sayılı Kanun'un 4/3. maddesinegöre yapılan orman tahdidi, eski ve yeni tarihli memleket haritaları, amenajmanplanı ve hava fotoğraflarının uygulanmasına dayalı araştırma inceleme ve keşifsonucu düzenlenen uzman bilirkişi raporuyla, çekişmeli parselin ormankadastrosu sınırları dışında orman sayılmayan yerlerden olduğu bildirilmiş isede öncesinin makilik yerlerden olduğu, 1990 yılı memleket haritasında, çalılıkgöründüğü ve 3402 sayılı Kanun'un 14 ve 17. maddelerinde belirtilen zilyetlikkoşullarının oluşmadığı belirlenerek Hazinenin davasının kabulüne kararverilmesinde ve yazılı biçimde hüküm kurulmasında bir isabetsizlikbulunmamaktadır."
9. Karar başvurucuya 10/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
10. Başvurucu 10/2/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
11. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun "Tapuda kayıtlı olmayan taşınmaz mallarıntespiti" kenar başlıklı 14. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplamyüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en azyirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişiveyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.”
12. 3402 sayılı Kanun’un"Kamu malları" kenar başlıklı 16. maddesi şöyledir:
“Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesineayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsizyerlerden:
A) Kamu hizmetinde kullanılan, bütçelerindenayrılan ödenek veya yardımlarla yapılan resmi bina ve tesisler, (Hükümet,belediye, karakol, okul binaları, köy odası, hastane veya diğer sağlıktesisleri, kütüphane, kitaplık, namazgah, cami genel mezarlık, çeşme, kuyular,yunak ile kapanmış olan yollar, meydanlar, pazar yerleri, parklar ve bahçelerve boşluklar ve benzeri hizmet malları) kayıt, belge veya özel kanunlarına göreHazine, kamu kurum ve kuruluşları, il, belediye köy veya mahalli idarebirlikleri tüzelkişiliği, adlarına tespit olunur.
B) Mera, yaylak, kışlak, otlak, harman vepanayır yerleri gibi paralı veya parasız kamunun yararlanmasına tahsis edildiğiveya kamunun kadimden beri yararlandığı belgelerle veya bilirkişi veya tanıkbeyanı ile ispat edilen orta malı taşınmaz mallar sınırlandırılır, parselnumarası verilerek yüzölçümü hesaplanır ve bu gibi taşınmaz mallar özelsiciline yazılır.
Bu sınırlandırma tescil mahiyetinde olmadığıgibi bu suretle belirlenen taşınmaz mallar, özel kanunlarında yazılı hükümlersaklı kalmak kaydıyla özel mülkiyete konu teşkil etmezler.
Yol, meydan, köprü gibi orta malları iseharitasında gösterilmekle yetinilir.
C) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunankayalar, tepeler,dağlar (bunlardan çıkan kaynaklar)gibi, tarıma elverişli olmayan sahipsiz yerler ile deniz, göl, nehir gibi genelsular tescil ve sınırlandırmaya tabi değildir, istisnalar saklıdır.
D) Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunanormanlar, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde, özel kanunları hükümlerinetabidir.”
13. 3402 sayılı Kanun'un"İhya edilen taşınmaz mallar" kenar başlıklı 17. maddesişöyledir:
"Orman sayılmayan Devletin hüküm vetasarrufu altında bulunan ve kamu hizmetine tahsis edilmeyen araziden, masrafve emek sarfı ile imar ve ihya edilerek tarıma elverişli hale getirilentaşınmaz mallar 14 üncü maddedeki şartlar mevcut ise imar ve ihya edenler veyahalefleri adına, aksi takdirde hazine adına tespit edilir.
İl, ilçe ve kasabaların imar planınınkapsadığı alanlarda kalan taşınmaz mallarda bu hüküm uygulanmaz."
14. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenîsi'nin "Sahipsizşeyler ve umuma ait mallar" kenar başlıklı 641. maddesişöyledir:
“Sahipsiz şeyler ile menfaati umuma ait olan mallar Devletin hüküm vetasarrufu altındadır. Hilafı sabit olmadıkça menfaatıumuma ait sular ile ziraate elverişli olmıyan yerler, kayalar, tepeler, dağlar ve onlardan çıkankaynaklar kimsenin mülkü değildir. Sahipsiz şeylerin ihraz ve işgali, yollar vemeydanlar, akar sular ile yatakları gibi menfaati umuma ait mallarınişletilmesi ve kullanılması hakkında ahkamı mahsusa vazolunur.”
15. 3/12/2001 tarihli ve 4722 sayılı Türk Medeni Kanunu'nunYürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 3. maddesi şöyledir:
"İçerikleri tarafların istek ve iradelerigözetilmeksizin doğrudan doğruya kanunla belirlenmiş işlem ve ilişkilere,bunlar Türk Medenî Kanununun yürürlüğe girmesinden önce kurulmuş olsalar bile,bu Kanun hükümleri uygulanır."
16. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "Sahipsiz yerler ve yararı kamuya aitmallar" 715. maddesi şöyledir:
"Sahipsiz yerler ile yararı kamuya aitmallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Aksi ispatlanmadıkça, yararı kamuya ait sularile kayalar, tepeler, dağlar, buzullar gibi tarıma elverişli olmayan yerler vebunlardan çıkan kaynaklar, kimsenin mülkiyetinde değildir ve hiçbir şekildeözel mülkiyete konu olamaz.
Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallarınkazanılması, bakımı, korunması, işletilmesi ve kullanılması özel kanunhükümlerine tâbidir."
17. 4721 sayılı Kanun'un "Sorumluluk"kenar başlıklı 1007. maddesi şöyledir:
"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapusicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 1/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu, intikal suretiyle eklemeli zilyetlik yoluylauyuşmazlık konusu taşınmazı 70-80 yıldan beri tarım arazisi olarakzilyetliğinde bulundurduğunu ve bu taşınmaz adına vergi kayıtlarının daolduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca, kadastro çalışmaları sırasında sözkonusu taşınmazın zilyetlik yoluyla olağanüstü kazandırıcı zamanaşımıkoşullarının oluştuğu belirtilerek kendi adına tespit ve tapuya tesciledildiğini, taşınmaz tapuya tescil edildikten sonra da il özel idaremüdürlüğünce yapı ruhsatı verildiğini ve ilgili kanun ile yönetmeliklerçerçevesinde bu taşınmaz üzerinde 60.000 TL maliyetle bir konut inşaettirdiğini ifade etmiştir.
20. Başvurucu, uzun süredir zilyetliğinde bulunan dava konusutaşınmaz üzerinde mülkiyet hakkı mevcut olduğu hâlde Hazine tarafından açılantapu iptali ve tescil davası neticesinde yargı kararı ile tapusunun iptaledildiğini ancak bu yargılama sırasında ertelenen keşif gününün kendisinebildirilmediğini, tanıklarının dinlenilmediğini ve fen ile orman bilirkişiraporuna yaptığı itirazın esas alınmayarak taşınmazın vasfının hatalıbelirlendiğini belirterek tapusunun iptal edilmesiyle kazanılmış haklarınkorunması ilkesi ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş; tapukaydının eski hâle getirilmesi veya taşınmazın üzerine inşa ettirdiği bina içinödediği kredi tutarı olan 83.389,29 TL'nin güncellenerek ödenmesi ve taşınmazınihyası için yaptığı masraflar olan 4.480 TL ile 495,50 TL yargılama masraflarıolmak üzere toplam 88.364,79 TL tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
22. Başvurucunun kadastro sonucu adına tespit ve tapuya tesciledilen taşınmazın tapusunun iptali için Hazine tarafından açılan davadaMahkemece; bildirdiği tanıkların dinlenilmediği, keşif gününün bildirilmediğive fen ile orman bilirkişi raporuna yapılan itiraz dikkate alınmadan taşınmazınvasfının hatalı belirlendiği yönündeki şikâyetlerinin esas itibarıyla adilyargılanma hakkına ilişkin olduğu değerlendirilmiştir. Bu nedenle başvurucununbelirtilen şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiş olupbaşvurucunun kadastro sonucu adına oluşturulan tapu kaydının yargı kararıylaiptal edilmesine ilişkin şikâyeti ise mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu uyuşmazlık konusu taşınmazın evvelden beri mirasbırakanlarının, sonrasında da miras yoluyla intikal suretiyle kendisininzilyetliğinde bulunduğunu ve kadastro çalışmaları sırasında zilyetlik yoluylaolağanüstü kazandırıcı zamanaşımı koşullarının lehine oluştuğunu belirterektaşınmazın adına tespit ve tapuya tescil edildiğini, bu durumun kendisi içinbir kazanılmış hak oluşturduğunu, ancak Hazine tarafından açılan tapu iptali vetescil davasında verilen yargı kararıyla tapusunun iptal edildiğini belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
24. Anayasa'nın 35. maddesi şöyledir:
"Herkes, mülkiyet ve miras haklarınasahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz."
25. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
26. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahipolduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği,mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükmebağlanmıştır. Mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı verir(AYM, E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).
27. Mülkiyet hakkı mutlak bir hak olmayıp kamu yararı amacıylasınırlandırılabilir ve bu sınırlandırmanın ölçülü ve orantılı olması gerekir.Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması amacıyla mülkiyethakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal külfetin tamamınınmülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna uygun çözüm yollarıbulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011).
28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mülkün gerçekdeğerine göre makul kabul edilebilecek bir tazminat ödemeden mülkiyetten yoksunbırakmanın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek (1) No.'lu Protokol'ün 1. Maddesi kapsamında aşırı zararoluşturduğunu ve hiç tazminat ödenmeden mahrum bırakmanın ancak istisnaidurumlarla haklı bulunabileceğini belirtmektedir (Nastou/Yunanistan (no:2), B. No: 16163/02, 15/7/2005, § 33; Jahn ve diğerleri/Almanya [BD],B. No: 46720/99, 72203/01, 72252/01, 30/6/2005, § 116). AİHM'egöre bir taşınmazın orman veya kıyı kenar çizgisi ya da başka bir kamu alanındaolduğu gerekçesiyle tapusunun iptal edilmesi, hukuken öngörülebilir olup kamualanlarının korunmasına yönelik kamu yararına dayalı meşru bir amaç daiçermektedir. Ancak AİHM, kadastrodan kaynaklanan mülkiyet tespitine ilişkinhukuki hatalar nedeniyle tapuların iptal edilerek kişilerin mülkiyetlerindenyoksun bırakıldıkları başvurular bakımından istikrarlı olarak hiçbir tazminatödenmemesini haklı gösterecek herhangi bir istisnai durum da bulunmadığı hâldebir tazminat ödenmeksizin bireylerin tapu kayıtlarının iptal edilmesi şeklindekimülkiyetten yoksun bırakmaya yol açan müdahalenin kamunun yararı ile bireylerinhakları arasında olması gereken adil dengeyi bozduğu ve bu müdahalelerinbaşvurucuları aşırı bir yük altına soktuğu kanaatine vararak başvurucularınmülkiyet haklarının ihlal edildiğine karar vermiştir (N.A. ve diğerleri/Türkiye, B. No:37451/97, 11/1/2005, §§ 36-43; Turgut vediğerleri/Türkiye, B. No: 1411/03, 8/7/2008, §§ 86-93; Rimer ve diğerleri/Türkiye, B. No: 18257/04,10/3/2009, §§ 34-41).
29. AİHM'in ihlal kararlarında,belirtilen “adil denge” nin bozulmasının temelinibaşvuruculara hiç tazminat ödenmemesi oluşturmaktadır. 4721 sayılı Kanun'un1007. maddesiyle tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletinsorumlu olduğu; devletin zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücuedebileceği hüküm altına alınmıştır. Öncesinde Yargıtay, bu maddenin sadecetapu sicilinde yapılan hataları kapsadığı; ancak, tapu sicili oluşturulurkenyani kadastro çalışmalarından kaynaklanan hataların bu madde kapsamında değerlendirilemeyeceğiyönünde kararlar vermiştir. Bununla birlikte AİHM tarafından verilen çok sayıdaihlal kararından sonra Yargıtay içtihat değişikliğine giderek kadastrosırasında yapılan hataların da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi kapsamındadevletin sorumluluğu altında olduğuna ve tazminat ödenmesi gerektiğine dairkararlar vermiştir.
30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ilk defa 18/11/2009 tarihli veE.2009/4-383, K. 2009/517 sayılı ilamıyla içtihat değişikliğine gitmiştir. Builamın ilgili kısımları şöyledir:
"Tapu işlemleri kadastro tespitiişlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olduğundan ve tapukütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütünoluşturduğundan bu kayıtlarda yapılan hatalardan 4721 sayılı Kanun'un 1007.maddesine göre devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. Burada devletinsorumluluğu kusursuz sorumluluktur. Kusursuz sorumluluk tapu siciline bağlıçıkarların ve ayni hakların yanlış tescili sonucu değişmesi ya da yitirilmesiile bu haklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğrututulmasını üstlenen ve taahhüt eden Devlet, gerçeğe aykırı ve dayanaksızkayıtlardan doğan zararları da ödemekle yükümlüdür."
31. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/6/2010 tarihli veE.2010/4-349, K.2010/318 sayılı kararı da benzer yöndedir. Yargıtay'a görekadastrodan kaynaklanan hatalar nedeniyle zarar görenler, 4721 sayılı Kanun'un1007. maddesi gereğince zararlarının tazmini için 11/1/2011 tarihli ve 6098sayılı Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi gereğince on yıllık zamanaşımı süresidolmadan Hazine aleyhine adli yargıda dava açabilirler (Yargıtay 20. HukukDairesinin 18/12/2012 tarihli ve E.2012/7876, K.2012/14598 sayılı kararı).
32. Ayrıca Yargıtay, tapu kaydının iptali nedeniyle hükmedilecektazminatın tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse o miktarda olmasıgerektiğini ifade etmiştir. Gerçek zarar ise tapu kaydının iptali nedeniyletapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı, zararverici eylem gerçekleşmemiş olsaydı zarar görenin mal varlığı ne durumda olacakise aynı durumun tesis edilebileceği miktarda olmalıdır. Tazminat miktarınınbelirlenmesinde öncelikli konu, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliğininve değerinin belirlenmesi olup araştırma yöntemi taşınmazın arsa ya da araziolmasına göre farklılık arz edecektir (Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 13/12/2011tarihli ve E. 2011/8798, K. 2011/14624 sayılı kararı).
33. Belirtilen içtihat değişikliklerinden sonra AİHM, bireylerintazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiaları bakımından Yargıtayın yeniiçtihatlarına işaret etmiştir. AİHM, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun AİHM'in bu konudaki ihlal kararlarına dayanarak tapudakiyanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak ya da menfaatleri kaybolmuş ya dakısıtlanmış olanların, tapu kayıtlarındaki düzensizliklerden dolayı devletisorumlu tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının söz konusu arazininkullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemel getirisi ve emsaldeğerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılması gerektiğine dikkatçektiğini, bu başvuru yolunun hâlen düzenli olarak kullanılmakta olduğunu,ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarını ve Sözleşme'ye ek (1) No.'luProtokol'ün 1. maddesine dayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını,başvurucunun tapu belgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibarenon yıl içinde tazminat talebinde bulunabileceğini belirterek, iç hukukyollarının tüketilmediği gerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğunahükmetmiştir (Mehmet Altunay/Türkiye [kk],B. No: 42936/07, 17/4/2012; Arıoğlu vediğerleri/Türkiye [kk], B. No: 11166/05,6/11/2012; Osman Yaşar Dişlioğluve diğerleri/Türkiye [kk], B. No:39149/04, 11/12/2012).
34. Bununla birlikte her somut olayın kendine özgü koşullarımevcut olup bu nedenle her başvurunun başvuru tarihindeki duruma göre kararabağlanması gerektiği de kuşkusuzdur. Nitekim AİHM, söz konusu içtihatdeğişikliğinin orman ve kıyı alanlarında kalan taşınmazlar ile ilgili olup hersomut olay bakımından kıyaslanabilecek bir durumda bulunan ve söz konusubaşvuru yolunun başarıyla kullanıldığı emsal bir içtihadın gösterilmesigerektiğini ifade etmiş; ayrıca başvuruya konu nihai karardan sonra söz konusuiçtihat değişikliğinin meydana geldiği durumlarda kabul edilemezlikitirazlarını reddetmiştir (Dürrü Mazhar Çevik ve Asuman MünireÇevik Dağdelen/Türkiye, B. No: 2705/05, 14/4/2015, §§ 21-30).
35. Somut olayda kadastro çalışmaları neticesinde başvurucununadına belgesizden zilyetlik yoluyla kazandırıcı zamanaşımı hükümlerine göretespit ve tapuya tescil edilen taşınmazın tapusu Hazine tarafından açılan tapuiptali ve tescil davasında verilen yargısal bir karar ile iptal edilmiştir. İlkderece mahkemesi; yapılan keşif ve alınan bilirkişi raporlarına göre taşınmazındevletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan "çalılık" niteliğindeolup 3402 sayılı Kanun'un 14. ve 17. maddelerinde öngörülen kazandırıcızamanaşımı ile mülk edinme ve ihya koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle başvurucununtapusunun iptaline ve Hazine adına tapuya tesciline karar vermiştir.Başvurucunun temyiz talebi ise Yargıtay 20. Hukuk Dairesince reddedilerek hükümonanmıştır.
36. Yargıtay, kadastro tespiti sonucu oluşan tapuların devletinhüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmazlardan olduğu gerekçesiyle iptaledilmesi durumunda da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine göre devletinsorumluluğu çerçevesinde gerçek zarar miktarı üzerinden tazminat ödenmesigerektiğine karar vermiştir (Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 7/2/2011 tarihli veE.2011/9834, K.2011/12370 sayılı ile 11/10/2012 tarihli ve E.2012/9847,K.2012/11090 sayılı kararları). Ayrıca Yargıtayındevletin sorumluluğu kapsamında tazminat ödenmesine ilişkin söz konusu içtihatdeğişikliklerinin başvuruya konu nihai karar tarihinden önce olduğu dagörülmektedir.
37. Yukarıda yer verilen Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihatlarıgözönünde bulundurulduğunda başvurucular, tapudamurisleri adına kayıtlı taşınmazın kendileri tarafından kullanılması veyatasarrufuna engel olacak nitelikte bir şerh düşülmesi veya tapu kaydının iptalihâlinde söz konusu işlemin yapılması tarihinden itibaren on yıl içerisindeHazine aleyhine adli yargıda tazminat davası açabileceklerdir. Yargıtayiçtihatlarında tazminatın miktarının taşınmazın gerçek bedelinin esas alınarakbelirleneceği kabul edilmektedir. Başvurucuların kamu yararı nedeniyle tapulutaşınmazlarına el konulması suretiyle mülkiyet hakkına yapılan sınırlama elkonan taşınmazın gerçek bedeli esas alınarak ödenecek bir tazminatlabaşvurucular açısından dengelenebilecektir (NazmiyeAkman, § 27).
38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veyaeylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olmasıgerekir.
39. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte birkanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklegenel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulmasıesastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağandenetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök,B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17,18).
40. Başvurucuların, maliki olduğu taşınmazın devletin hüküm vetasarrufu altında olduğu iddiasıyla Maliye Bakanlığı tarafından açılan tapuiptali ve tescil davasının kabulü sonrasında, tazminat talebiyle herhangi birbaşvurularının bulunmadığı görülmektedir. İdari ve yargısal başvuru yollarınıntamamı tüketilmeksizin yapılan bir bireysel başvurunun kabul edilmesi mümkündeğildir.
41. Açıklanan nedenlerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiiddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yollarıtüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
42. Başvurucu, Hazine tarafından aleyhine açılan "tapuiptali ve tescil davasında" bildirdiği tanıkların mahkemecedinlenmediğini, ertelenen keşif gün ve saatinin kendisine bildirilmediğini vefen ile orman bilirkişi raporuna yapılan itirazının dikkate alınmadığınıbelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
43. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
44. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
45. Anayasa’daki hakların etkili bir biçimde korunması içindavaya bakan mahkemelerin Anayasa’nın 36. maddesine göre tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerinietkili bir biçimde inceleme görevi vardır. AİHM içtihatlarına görebir mahkemenin davaya yaklaşımının, anılan mahkemenin başvurucularıniddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel şikâyetlerini incelemektenkaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme’nin 6. maddesi, davanın hakkaniyeteuygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/1/2007, §§ 84,85).
46. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delillerideğerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığınakarar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamadageçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkınauygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıpMahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olupolmadığını değerlendirmektir (Muhittin Kayave Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi veTicaret Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).
47. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhilolmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkınınunsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamındakabul edilmekte olup bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanmahakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
48. Silahların eşitliği ilkesi davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelir (Yaşasın Aslan, B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 32).
49. Silahların eşitliği ilkesinin tamamlayıcısı olan çelişmeliyargılama ilkesi, kural olarak bir hukuk ya da ceza davasında tüm taraflara,gösterilen kanıtlar ve sunulan görüşler hakkında bilgi sahibi olma ve bunlarlailgili görüş bildirebilme imkânı vermektedir (benzer yöndeki AİHM kararlarıiçin bkz. J.J./Hollanda, B. No:9/1997/793/994, 27/3/1998, § 43; Vermeulen/Belçika,B. No: 19075/91, 20/2/1996, § 33).
50. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleriışığında taraflara iddialarını sunma hususunda uygun olanakların sağlanmasışarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma veinceletme noktasında uygun imkânların tanınması gerekir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat TaahhütMadencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., § 27).
51. Öte yandan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular içinbenimsediği temel yaklaşım doğrultusunda kural olarak bireysel başvuruya konudavadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması,yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ilekişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esasyönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabitutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vederece mahkemelerinin kararları açık keyfîlikiçermedikçe kararlardaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesindeele alınamaz. Bu çerçevede derece mahkemelerinin delilleri değerlendirmesindeve hukuk kuralını yorumlamasında bariz takdir hatası bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Kenan Özteriş,B. No: 2012/989, 19/12/2013, § 48).
52. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi, mevcut başvuruda adil yargılanmahakkı kapsamındaki güvencelerden başvurucunun şikâyetleriyle bağlantılı görülensilahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gereklerinin yerinegetirilip getirilmediğini, bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyete uygunyürütülüp yürütülmediğini inceleyecektir.
53. Başvuru konusu davaya ilişkin olarak başvurucunun aleyhineaçılan tapu iptali ve tescil davasında bildirdiği tanıklarının yargılamasırasında Mahkemece dinlenilmemesinden yakındığı anlaşılmaktadır.
54. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde davadilekçesinin davalı sıfatıyla 22/1/2011 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiğigörülmektedir. Mahkemece dava dilekçesi başvurucuya tebliğ edildiği hâldebaşvurucu tarafından cevap dilekçesi verilmemiş ve bu aşamada herhangi birdelil de bildirilmemiştir. Taraflar ayrıca duruşmaya da çağrılmış, kendisinivekil ile temsil ettiren davalı başvurucu duruşma sırasında da bir delilbildirmemiştir. 15/11/2011 tarihli dördüncü oturumda başvurucu, avukatının görevibıraktığını belirterek bilirkişi raporundaki aleyhe olan hususları kabuletmediğini beyan etmiştir. Mahkemece tahkikata son verilerek tarafların talebiüzerine "sözlü yargılama ve hüküm" için ayrı bir duruşma günübelirlenmiştir. Başvurucu ise "sözlü yargılama ve hüküm" duruşmasıiçin belirlenen günden önce verdiği 11/1/2012 tarihli dilekçesiyle delillistesi sunarak bildirdiği iki tanığının dinlenilmesini talep etmiştir.25/1/2012 tarihinde yapılan son oturumda ise Mahkeme, önceki oturumda "sözlüyargılama ve hüküm" için gün verildiğini hatırlatarak taraflardan sonsözlerini sormuş ve "araştırılacak başka bir hususun da kalmadığını"bildirerek davanın kabulüne karar vermiştir.
55. Her ne kadar başvurucu, tanıklarının mahkemece yargılamasırasında dinlenilmediğinden yakınmakta ise de başvurucunun tahkikat sonaerdikten sonra bu tanıkları bildirdiği görülmektedir. Başvurucunun dilekçeleraşamasında ve tahkikat sonuçlanıncaya kadar "tanık dinlenilmesi"yönünde herhangi bir talebi olmamıştır. Bu durumda tahkikat sonuçlanıp"sözlü yargılama ve hüküm" duruşması için gün verildikten sonrabildirilen tanıkların dinlenilmemesi başvurucunun yargılama usulleriçerçevesinde tanıklarının dinlenilmesi için gerekli özeni göstermediğini ortayakoymaktadır. Kaldı ki başvuru formu incelendiğinde, başvurucunun tanık dinletmetalebinin reddedilmesinden şikâyet ettiği; ancak, tanıkların hangi olgularhakkında bilgi sahibi oldukları ve dinlenmelerinin niçin önemli olduğukonusunda somut bir açıklamaya ise yer verilmediği anlaşılmaktadır.
56. Başvurucu ayrıca Mahkemece keşif günü ertelendiği hâlde yenikeşif gün ve saatinin kendisine bildirilmediğini ileri sürmektedir. UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) erişilen bilgilere göre Mahkemece8/6/2011 tarihinde yapılan ikinci oturumda, dava konusu taşınmazın başında23/9/2011 tarihinde keşif yapılmasına karar verilmiştir. Bu oturuma başvurucuadına vekili de katılmış, belirlenen keşif gün ve saati ile sonraki duruşma günve saati hazır bulunan taraf vekillerine tefhim edilmiştir. Mahkemece daha öncebelirlenen 23/9/2011 tarihinde dava konusu taşınmazın bulunduğu mahalde keşifyapılmış, başvurucu ve vekili ise keşfe katılmamışlardır. Bununla birliktebaşvurucunun da katıldığı 10/10/2011 tarihinde yapılan üçüncü oturuma ilişkinduruşma tutanağında, keşif zaptı ve bilirkişi raporlarının okunduğu veraporlardan birer suretin elden taraflara verildiği belirtilmiş, başvurucu dabu oturumda, bilirkişi raporlarını inceleyip beyanda bulunmak üzere süre talepetmiştir.
57. Somut olayda başvurucunun iddia ettiğinin aksine keşif günüertelenmediği gibi Mahkemece başvurucunun vekiline duruşma sırasında bildirilenkeşif gün ve saatinde keşfin icra edildiği anlaşılmaktadır. Başvurucu ise keşifyapılıp bilirkişi raporları da tebliğ edildikten sonra, 15/11/2011 tarihindeyapılan dördüncü oturumda avukatının görevinden ayrıldığını bildirmiştir.11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. maddesi, 19/3/1969tarihli ve Avukatlık Kanunu'nun 41. maddesi ile 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılıHukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 73., 81., 82. ve 83. maddeleri gereğince istifave/veya azil bulunmadıkça vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekileyapılması öngörülmüştür. Dolayısıyla ilk derece mahkemesince anılan yasaldüzenlemeler gözetilerek başvurucunun kendisini vekil ile temsil ettirdiği birdönemde keşif gününün başvurucu yerine vekiline tefhim edilmiş olması adilyargılanma hakkı bakımından bir sorun teşkil etmez. Üstelik başvurucu yargılamasürecinde keşif yapılıp bilirkişi raporları kendisine tebliğ edildikten sonrakeşif gününün bildirilmediği yönünde bir itirazda bulunmadığı gibi tahkikat ilesözlü yargılama ve hüküm duruşmalarında da bu yönde bir itirazda bulunmamıştır.Ayrıca başvurucunun bunun ötesinde yargılama süresince yeni bir keşif yapılmasıtalebi de olmamıştır.
58. Başvurucu son olarak fen ile orman bilirkişi raporlarınayaptığı itirazları esas alınmadan taşınmazın vasfının hatalı olarakbelirlendiğini, bunun da davanın esasını etkileyen önemli bir yanlışlıkolduğunu ileri sürmektedir.
59. Başvurucunun, fen ile orman bilirkişilerinin raporlarınailişkin itirazlarının Mahkemece değerlendirildiği ve “dava konusu taşınmazın 1990 tarihli memleket haritasında çalılıksimgeli, yeşile boyalı alanda kaldığı, bu haliyle bu tarih itibariyle davakonusu taşınmazlar üzerindeki imar ihyanın tamamlanmadığı, çalılık ve taşlıkkısımların taşınmazların bütününe yayıldığı, 2004 tarihli uydu fotoğraflarındadahi taşınmazın imar ihya edilmediği, makilik ve kayalık olarak göründüğü,taşınmazın imar ihyasının 4-5 yıl önce tamamlandığı, ayrıca taşınmaz üzerine evyapılmasının Yargıtay uygulamalarına göre imar ihya sayılmadığı” gerekçeleriylebaşvurucunun itirazlarının yerinde görülmediği anlaşılmaktadır (bkz. § 7).Mahkemenin, başvurucunun itirazları konusunda ilgili hukuk kurallarınıyorumlayarak ulaştığı sonuçta açık keyfîlik veyabariz takdir hatası tespit edilmemiştir.
60. Öte yandan başvurucunun değerlendirmeleri ile ilk derecemahkemesinin ulaştığı sonuçların farklı olması, başvurucunun delillerini sunmaimkânı bulamadığı ve “silahların eşitliği” ilkesineuyulmadığı anlamına gelmez.
61. Yapılan bu tespitlere göre başvurucunun yargılama sürecindetalep ve delillerini sunma olanağı bulduğu, bilirkişilerce hazırlanan raporlarayönelik itirazlarının dikkate alınarak gerekçesi gösterilmek suretiylereddedildiği, yargılamanın bir bütün olarak adil olmadığına ilişkin bir bulguyada rastlanmadığı dikkate alındığında yargılama sürecinde silahların eşitliği veçelişmeli yargılama ilkeleri bakımından bir ihlalin olmadığının açık olduğusonucuna varılmıştır.
62. Açıklanan nedenlerle adil yargılanma hakkının ihlaledildiğine ilişkin iddianın diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA1/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.