TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MAKBULE TALAY BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/8592)
Karar Tarihi: 6/1/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 11/3/2016-29650
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Nahit GEZGİN
Başvurucu
:
Makbule TALAY
Vekili
:
Av. Nejdet EDEMEN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, yakının ölümü ilesonuçlanan olaya ilişkin soruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın makulsürede sonuçlandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 19/11/2013 tarihinde Van 5.Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca18/12/2013 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 13/2/2015tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneğibilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü8/4/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşünekarşı beyanlarını 4/5/2015 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ve ekleri ileUlusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) üzerinden incelenen başvuruya konu dava dosyasıiçeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun oğlu olan Şükrü Talay(Ş.T.) 29/8/1997 tarihinde arkadaşları M.Ç. ve İ.T. ile Van ili merkezindenköyüne gitmek üzere İ.T.ye ait kamyonetle yola çıkmıştır.
9. Aynı tarihte Van ilinde geçicigörevli bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü Özel HareketŞube Müdürlüğünde görevli olan bir kısım polis memuru, Hakkari iline gitmeküzere saat 14.00 sıralarında araçlarıyla yola çıkmış, saat 15.10’da Van-Hakkarikara yolu üzerinde bulunan Güzeldere mevkiinegeldikleri sırada bir kamyoneti yolda ters çeviren terör örgütü mensupları ileağır silahlı çatışmaya girmiştir.
10. Çatışma sonucunda terör örgütümensupları olay yerinden kaçarak uzaklaşmış, o sırada Albayrak JandarmaKomutanlığında görevli bulunan uzman çavuş M.T.ye, Güzelderegeçidinden polis memurlarının bulunduğu bölgeye doğru şüpheli bir aracıngelmekte olduğu telsiz anonsu ile bildirilmiş, bunun üzerine M.T., durumu hemenpolis memurlarına iletmiştir.
11. Polis memurları, bu bilgi üzerineVan istikametinden gelen araçları durdurarak araçta bulunan kişileri aramayabaşlamışlar, bu sırada aynı istikametten gelmekte olan Ş.T. ve arkadaşlarınıniçinde bulunduğu aracı da durdurmuşlardır.
12. Polis memurlarının aramayapılacağından bahisle Ş.T. ve arkadaşlarına araçtan inmelerini söylemeleriüzerine M.Ç. ve İ.T. bu isteğe uymuş ancak Ş.T. bu isteği reddetmiştir.
13. Akabinde bu polis memurlarındanbazıları, Ş.T.yi çekerekaraçtan indirmiş; silah dipçiği ile vurmaya ve tekmelemeye başlamışlardır. Buarada olay yerine gelen Uzman Çavuş M.T. ve jandarma erleri, bu memurlarınŞ.T.ye daha fazla vurmalarına engel olup olayı sonlandırmıştır.
14. Bir süre dipçikleniptekmelenen ve aldığı darbelerin şiddeti nedeniyle yerde yaralı bir vaziyettekalan Ş.T., olay yerinde durdurulan başka bir araçta bulunan tanık Ö.K.tarafından bir jandarma erinin de yardımıyla kucaklanarak aracınagötürülmüştür.
15. Tanık İ.T., tedavi için doktoragitmeyi kabul etmeyen Ş.T.yibaşvurucunun (Ş.T.nin annesi) bulunduğu köyegötürmüştür. Ş.T., olayın gerçekleştiği ve annesinin yanına geldiği tarihteniki gün sonra 31/8/1997 tarihinde yaşamını yitirmiştir.
16. Başkale Cumhuriyet Başsavcılığıtarafından olay hakkında derhâl soruşturma başlatılmış, nöbetçi CumhuriyetSavcısınca aynı tarihte Ş.T.ye ait ceset üzerinde ölü muayene ve otopsiişlemleri yapılmış, çeşitli bölgelerinde birçok darp ve cebir izi tespitedilerek hakkında sistematik otopsi işlemine karar verilmiştir.
17. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 1.İhtisas Kurulunun (Adli Tıp Kurumu) 19/6/1998 tarihli raporunda “maktulün tüm vücuduna yönelik ağır ve yaygın künt travmalara maruz kaldığı, travmatikdeğişimlerin genişliği ve yaygın doku için kanamaların ağırlığı dikkatealındığında, maktulün, yaygın künt genel bedentravmasına maruz kalmış olduğu ve bu travmaların ölümde etkili olacağı, ancakolayın gelişimi ve olgunun öyküsü bilinmediğinden mevcut verilerle ölümsebebinin belirlenemediği” tespitine yer verilmiştir.
18. Soruşturmada CumhuriyetSavcılığınca olay hakkında görgüleri olduğu tespit edilen tanıkların ifadelerialınmış, ilgili Emniyet Müdürlüğünden olay tarihinde söz konusu bölgede görevliolan personelin açık kimliklerinin bildirilmesi ile fotoğraflarınıngönderilmesi istenmiş, sonrasında şüphelilere ait bu fotoğraflar tanıklaragösterilmek suretiyle teşhis işlemi yaptırılmıştır.
19. Yapılan bu işlemlerden sonraCumhuriyet Başsavcılığının 19/10/1998 tarihli kararı ile şüphelilerin kamu görevlisiolduğu gerekçesiyle haklarında görevsizlik kararı verilerek soruşturma dosyasıHakkari Valiliğine gönderilmiş; Hakkari İl İdare Kurulunun 26/9/1999 tarihli ve1999/43 numaralı “lüzumu muhakeme kararı”ile şüpheliler Özel Harekat polis memurları M.A., M.Ö., H.B., M.İ., E.Y. veU.D. hakkında kastı aşmak suretiyle öldürme suçundan ayrı ayrıcezalandırılmaları talebiyle Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davasıaçılmıştır.
20. Davaya bakan HakkariAğır Ceza Mahkemesi, suç yerinin Van iline bağlı Başkale ilçesi olmasınedeniyle 12/3/2001 tarihinde yer bakımından yetkisizlik kararı vererek dosyayıVan 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Mahkeme) göndermiştir.
21. Dava dosyası yetkisizlik kararı ileuhdesine gelen Van 1. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sırasındabaşvurucu davaya müdahil sıfatıyla katılmış ve oğlunun, ölmeden önce kendisinidarp edenlerin Özel Harekât Timi mensupları olduğunu söylediğini ifade ederekeylemi gerçekleştirenlerden şikâyetçi olduğunu bildirmiştir.
22. Mahkemece görgü tanıklarınınifadeleri yeniden alınmış ve sanıkların sorgulamaları yapılmıştır. Sanıklarsavunmalarında üzerlerine atılı suçlamaları reddetmişlerdir. İfadeleri alınantanıkların, sanık polis memurlarından bir kısmını teşhis edip bu memurlarınyargılamaya konu eylemi gerçekleştirdiklerini beyan ettikleri anlaşılmıştır.
23. Mahkemece yapılan yargılamasonucunda verilen 28/4/2004 tarihli ve K.2004/94 sayılı karar ile mevcut delildurumuna göre sanıklardan M.T., U.D. ve E.Y.ninberaatlarına; M.Ö., M.A., M.İ. ve H.B.nin ise ayrıayrı 13 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve ömür boyu kamuhizmetlerinden men edilmelerine karar verilmiştir.
24. Kararın temyiz edilmesi sonucundadava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/6/2005 tarihli ve2004/200491 sayılı yazısı ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 26/9/2004tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun genel ve özel kısımlarında yer alanyeni ve değişik düzenlemeler nedeniyle yeniden değerlendirilmek üzere Mahkemeyeiade edilmiştir.
25. Söz konusu yazıya istinadenMahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda 21/7/2006 tarihli ve K.2006/268sayılı karar ile suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun’un cezamiktarı bakımından lehlerine olduğu kabul edilerek sanıkların bu kez ayrı ayrı11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
26. Temyiz edilmesi üzerine anılankarar, Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 7/2/2008 tarihli ve K.2008/724 sayılıkararında “olay ile ölüm arasında iki günlüksürenin geçmiş olması da nazara alınarak; maktulün ölümü ile olay arasındailliyet bağının bulunup bulunmadığı, maktulün olaydan önce de hasta olduğusöylenmesi de göz önüne bulundurularak ölümün gerçekleşmesinde başkaca ortakneden bulunup bulunmadığına dair rapor alınarak, alınan bu rapor sonucuna göresanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken yazılı şekilde eksikinceleme sonucu hüküm kurulması” gerekçesi ile bozulmuştur.
27. Bozma kararı gereği Mahkemece AdliTıp Kurumundan bu konuyla ilgili yeniden rapor aldırılmış olup Kurumunun11/8/2010 tarihli raporunda “kişininölümünün, olay ile ölüm arasında geçen süre dikkate alındığında; yumuşak dokukanaması ve gelişen komplikasyonlardan meydana gelmiş olduğunun ve kişininmaruz kaldığı bildirilen travma ile ölüm arasında illiyet bağı bulunduğununkabulü gerektiği” belirtilmiştir.
28. Mahkemenin 25/4/2011 tarihli veK.2011/259 sayılı kararı ile sanıkların yeniden ayrı ayrı 11 yıl 8 ay hapiscezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
29. Sanıklar tarafından temyiz edilenbu karar, Dairenin 18/9/2012 tarihli ve K.2012/6591 sayılı kararıyla bu kez “bozmadan sonra sanıklar müdafilerinin duruşmayaçağrılmaması suretiyle savunma haklarının kısıtlanmış olması”gerekçesi ile yeniden bozulmuştur.
30. Mahkeme tarafından, bozma kararınauyularak anılan eksiklikler giderilmiş olup 12/6/2013 tarihli ve K.2013/341sayılı karar ile sanıkların 11 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına yenidenkarar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Olaygünü bir görev nedeniyle Van ilinde bulunan Hakkari Emniyet Müdürlüğü ÖzelHareket Şube Müdürlüğünde görevli polis memuru olan sanıkların, Hakkari ilinegitmek üzere saat 14.00 sularında P… ve L… marka araçlarla yola çıktıkları,saat 15.10 sularında Güzeldere mevkiine geldiklerisırada, bir kamyoneti yola ters bir şekilde durduran teröristler ile silahlıçatışmaya girdikleri, bu çatışma sonucunda teröristlerin olay mahallini kaçarakterk ettikleri, bu sırada Albayrak Jandarma Karakolunda görevli Uzman Çavuş M.T.’ye geçitte şüpheli bir aracın geldiği hususununtelsizle anons edildiği, M.T.’nin bu durumu sanıklaraaktarması üzerine sanıkların Van istikametinden gelen araçları durdurarakaramaya başladıkları, bu sırada İ.T.’nin kullandığıkamyonetle Van ilinden Başkale istikametine gitmekte olan maktul Şükrü Talayile M.Ç.’nin de içinde bulunduğu kamyoneti sanıklarındurdurarak bu şahısları araçtan aşağıya indirdikleri, maktul Şükrü Talay’ınaraçtan inmek istemediğini beyan etmesi üzerine, bu şahsı araçtan çekerekindirdikleri, sanıklar M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.’nınsilah dipçikleri ve tekmelerle Şükrü Talay’a vurmaya başladıkları, olaymahallinde bulunan Jandarma Uzman Çavuş M.T. ile Jandarma erlerinin arayagirmeleri sonucu eylemin son bulduğu, ancak aldığı darbeler sonucu Şükrü’nünayağa kalkamayacak halde olup yerde süründüğü, tanık Ö. K.’ninŞükrü’yü kucaklayarak araca bindirdiği, İ.T.’ninM.Ç.’yi de alarak Şükrü ile birlikte Güzelsu köyünegittikleri, sabaha kadar kamyonun içinde kaldıkları, İ.T.’ninŞükrü’yü doktora götürmek istemesine rağmen, Şükrü’nün istememesi ve ısrarısonucu kamyonla Başkale İlçesi Güleçler köyüne geldikleri, İ.T’ninŞükrü’yü annesi Makbule Talay’a teslim ettiği, Şükrü’nün Adli Tıp Kurumu 1.İhtisas Kurulunun 19/6/1998 tarihli raporunda belirtildiği üzere tüm vücudunayönelik ağır ve yaygın künt travmalar sonucu31/8/1997 günü saat 05:00 sularında öldüğü anlaşılmıştır.
Olay mahallinde bulunan tanık M.T.’nin teşhis tutanağında, sanıklar M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.’yı teşhis ederek kavgaya karışan şahıslar oldukları, olaymahallinde bulunan diğer sanıkların kavgaya karışmadıklarına dair beyanı, tanıkİ.T.’nin teşhis tutanağında sanıklar M.İ. ve M.A.’yı teşhis eden beyanı, tanık M.Ç.’ninmaktul Şükrü’ye vuran şahısların 4-5 kişi olduklarına dair 16/2/1998 tarihliSavcılık beyanı, tanık Ö.K.’nin ‘Şükrü Talay’ınbaşında 4 tane görevli olduğunu zannettiğim kişiler vardı, bunlar Şükrü’yedipçik ve tekmelerle vuruyorlardı’ diye 9/3/1999 tarihinde, Polis Baş MüfettişiG.K.’ye verdiği beyandan olay mahallinde sanıklarlabirlikte beraat eden şahısların da olduğu ancak maktul Şükrü Talay’yı darp eden sanıkların M.Ö., M.İ., H.B. ve M.A.oldukları kabul edilmiştir.
AdliTıp Kurumu 1. İhtisas Kurulunun 19.06.1998 tarihli raporlarında maktulün yaygınkünt genel beden travmasına maruz kalmış olduğu, butravmaların ölümde etkili olacağı, ancak olayın gelişimi ve olgunun öyküsübilinmediğinden mevcut verilerle ölüm sebebinin belirlenemediği yazılmış olmasıve bu yönde yapılan bozma üzerine olay ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığı yönünde yeniden 11.08.2010 tarihinde raporalınmış, raporda olay ile ölüm arasında illiyet bağının bulunduğununbildirildiği anlaşılmıştır.
…”
31. Anılan karar sanıklar tarafındanyeniden temyiz edilmiş, dava dosyası henüz temyiz incelemesi aşamasında ikenbaşvurucu tarafından 19/11/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
32. Başvurucunun bireysel başvurudabulunmasından sonra temyiz incelemesinde olan karar, Dairenin 4/2/2015 tarihlive K.2015/419 sayılı ilamıyla onandığından aynı tarihte kesinleşmiştir.Sanıklara ilişkin kesinleşmiş cezaların infaz evrakları, Mahkemece 3/3/2015tarihinde gereği yapılmak üzere Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.
B. İlgili Hukuk
33. 5237 sayılı Kanun’un “Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama”kenar başlıklı 87. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“(4) Kasten yaralama sonucunda ölüm meydana gelmişse, yukarıdaki maddeninbirinci fıkrasına giren hallerde sekiz yıldan on iki yıla kadar, üçüncüfıkrasına giren hallerde ise on iki yıldan on altı yıla kadar hapis cezasınahükmolunur.”
34. Hâkimler ve Savcılar YüksekKurulunun soruşturma usul ve esaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli genelgesininilgili bölümleri şöyledir:
“Kanunlarımızagöre suç teşkil eden olaylar sebebiyle adli merciler tarafından soruşturmalarınsüratle, etkili ve adil biçimde yapılması, adil yargılanma hakkı ve diğerevrensel hakların korunması suretiyle şüphelilerin delilleriyle birliktebağımsız mahkemeler önüne çıkarılması ve yapılacak kovuşturmalar sonunda cezaadaletinin hızlı ve isabetle gerçekleştirilmesi; suç işleme eğilimindebulunanlar üzerinde meydana getireceği caydırıcılık etkisi sebebiyle büyük önemtaşımaktadır.
Öteyandan, soruşturma sürecinde insan hakları ihlallerinin önlenmesi, delillerinzamanında ve usulüne uygun toplanması, kişi ve kurumların mağdur edilmemesi veen önemlisi de toplumun yargıya olan güveninin tesisi ve devamı için soruşturmaişlemini yürüten Cumhuriyet savcılarının bu hususlarda azami ölçüde hassasdavranması gerekmektedir. Cumhuriyet savcısının en temel görevlerinden biri,ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâliöğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzerehemen işin gerçeğini araştırmaya başlamak, şüphelinin lehine ve aleyhine olandelilleri eşit bir çaba göstererek toplamak ve muhafaza altına almaktır.
…
Buitibarla,
…
3- İnsanhaklarına saygılı bir şekilde maddi gerçeğin araştırılması ve adil biryargılamanın yapılabilmesi için soruşturmaların zamanında, etkin, eksiksiz,süratli ve düzenli bir şekilde yürütülmesi…
…
19- Ağırcezalık suçlar başta olmak üzere, özel kanunlarda soruşturmanın bizzatCumhuriyet savcıları tarafından yapılmasını öngören suçlar ile zorunlulukbulunmadığı takdirde önemli olaylara ilişkin diğer soruşturmaların da kollukgörevlilerine bırakılmayarak bizzat Cumhuriyet savcıları tarafından yapılması,
4483 sayılı Kanunun uygulanmasında;
a) Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin buKanun kapsamına giren suçlarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet veyaböyle bir durumun öğrenilmesi halinde ivedilikle toplanması gerekli ve kaybolmaihtimali bulunan delilleri tespitten başka hiçbir işlem yapılmaksızın vehakkında ihbar veya şikâyette bulunulan memur veya diğer kamu görevlisininifadesine başvurulmaksızın evrakın bir örneğinin ilgili makama gönderilereksoruşturma izni istenmesi,
b) İhbarveya şikâyetlerden dolayı izin vermeye yetkili menciyegönderilen evraka ilişkin anılan Kanunun 7 inci maddesi gereğince, yetkili mercisinin soruşturma izni verilmesi ya da verilmemesiyönündeki kararını inceleme süresi dâhil 30 gün içerisinde vermesi gerektiği vebu sürenin zorunlu hâllerde 15 günü geçmemek üzere bir defa uzatılabileceğidikkate alınarak itiraz hakkının kullanılabilmesi, evrakın sürüncemedebırakılmaması bakımından belirtilen sürelerin makulün üzerinde aşılmasıdurumunda evrakın neticesinin araştırılması,
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
35. Mahkemenin 6/1/2016 tarihindeyapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
36. Başvurucu, oğlunun kollukgörevlileri tarafından öldürülmesi ile sonuçlanan olay hakkında başlatılansoruşturma ile akabinde yapılan kovuşturmanın yaklaşık on yedi yıldır devametmesine rağmen sonuçlandırılamaması nedeniyle Anayasa’nın 17., 36. ve 40.maddelerinde koruma altına alınan yaşam, adil yargılanma ve etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
37. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 41). Bu nedenleceza soruşturmasında mağdur (suçtan zarar gören) konumunda olan başvurucununiddiaları, Anayasa’nın 40. maddesinde koruma altına alınan etkili başvuru hakkıve Anayasa’nın 17. maddesinde koruma altına alınan yaşam hakkı kapsamındaetkili soruşturma yükümlülüğü ile ilişkili görülerek değerlendirmenin anılanmaddeler kapsamında yapılması gerektiği kanaatine varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
38. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 46.maddesinin (1) numaralı fıkrasında ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerinbireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkınındoğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik birbaşvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınlarıtarafından yapılabilecektir. Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişininannesidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41).
39. Diğer taraftan somut başvuruya konuyargılamada verilen karar kesinleşmeden bireysel başvuruda bulunulduğundanbaşvuru, başvuru yollarının tüketilmesi kuralı açısından ayrı bir değerlendirmeyapılmasını gerektirmektedir.
40. Anayasa'nın148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“ …Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”
41. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenarbaşlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale nedenolduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari veyargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleriuyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru “ikincil nitelikte bir kanunyolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.
43. Temel hak ve özgürlüklere saygı,devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesinedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısalmakamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğiiddialarının öncelikle idari merciler ve derece mahkemeleri önünde ilerisürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözümekavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
44. Buna göre Anayasa Mahkemesinebireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerincedüzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireyselbaşvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesizorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiğişikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bumakamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmekiçin gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetimmekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz (Ayşe Zıramanve Cennet Yeşilyurt, § 17).
45. Ayrıca 6216 sayılı Kanun’un 45.maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişlebireysel başvurunun yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmışolması gerekir. Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuruyolları etkili değilse Anayasa Mahkemesi somut olayın koşullarını dikkatealarak bir başvurunun incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata, B. No: 2012/254,6/2/2014, § 33).
46. Diğer yandan başvuru yollarınıntüketilmiş olmasına dair usul kuralı yorumlanırken kişilerin mahkemeye erişimhakkına zarar verecek bir yorumun benimsenmesinden de kaçınılmalıdır.
47. Dava açma ya da kanun yollarınabaşvuru için usule ilişkin belli şartların öngörülmesinin doğrudan mahkemeyeerişim hakkının ihlaline yol açacağı söylenemez. Yine de mahkemelerin usul kurallarını uygularken bir yandandavanın hakkaniyetine zarar verecek kadar katı şekilcilikten, öte yandankanunla öngörülmüş olan usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak kadaraşırı esneklikten kaçınmaları gereklidir. Usul kurallarının, hukuki güvenliğinsağlanması ve yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletintecelli etmesine hizmet etmek yerine davaların yetkili bir mahkeme tarafındangörülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişimhakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, §§ 65, 68).
48. Başvuru yolları tüketilmeksizinbaşvuru yapılması hâlinde kabul edilebilirliğe ilişkin inceleme yapıldığı tarihitibarıyla bu yolların tüketilip tüketilmediğine bakılması gerekmektedir.Anayasa Mahkemesi, kabul edilebilirliğe ilişkin inceleme yapıldığı tarihtebaşvuru yollarının tüketilmiş olması durumunda başvuruyu, başvuru yollarınıntüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez bulmamakta ve diğer kabul edilebilirlikşartlarını da karşılayan başvuruları esastan incelemektedir (Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352,2/7/2015).
49. Somut olayda Mahkemenin 12/6/2013tarihli kararına karşı temyiz yoluna başvurulduğu ve başvurucunun temyizincelemesi sonucunu beklemeden 19/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesinebireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır.
50. Yukarıda açıklanan ilkeler ışığındabaşvurucunun başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuruda bulunduğuanlaşılmış ise de bireysel başvuru sürecinde söz konusu kararın Yargıtaytarafından 4/2/2015 tarihinde onanarak kesinleştiği dikkate alındığında somutolayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
51. Sonuç olarak başvuru konusu olayda,ölümün etkili soruşturulmasına ilişkin usule ilişkin yükümlülüğün yerinegetirilmemesi suretiyle Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine dairiddiaların 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksunolmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de görülmediğindenbaşvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucu, soruşturmanın uzunsüredir sonuçlandırılamaması nedeniyle yaşam hakkının yanında Anayasa’nın 40.maddesinde koruma altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini deiddia etmiştir.
53. Başvurucunun soruşturmanın etkiliyürütülmediği yönündeki iddiası açıkça dayanaktan yoksun bulunmayarakAnayasa’nın 17. maddesi kapsamında incelenmiştir. Ayrıca bu bağlamdaAnayasa’nın 40. maddesinin de ihlal edildiği iddiasının değerlendirilmesinegerek görülmemiş olup bu yöndeki şikâyetler de Anayasa’nın 17. maddesininüçüncü fıkrası kapsamında incelenmiştir.
2. Esas Yönünden
54. Bakanlık görüşünde önceliklebaşvurunun, Anayasa’nın yaşam hakkına ilişkin hükümleri ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) 2. maddesi ile bu maddeye ilişkin Avrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca Sözleşme’nin 2. maddesinin usuleilişkin koruması altında, etkili soruşturma yapılması gerekliliğine ilişkinolarak değerlendirilmesinin gerektiği ifade edilmiş; Anayasa Mahkemesi ve AİHMiçtihatları uyarınca bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğükapsamında ölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederekcezalandırma ödevinin de bulunduğu, bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekildeyerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerinegerçekten uyup uymadığının tespit edilemeyeceği, doğal olmayan ölüm olayısonucunda yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkiliolabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olanve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerdenbağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için soruşturmanın;yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir ivedilik içinde yürütülmesi,sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına imkân vereceknitelikte olması gerektiği belirtilmiştir.
55. Bakanlık görüşünde mevcut başvuruile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma aşamasında yapılan işlemleresüreleri ile birlikte yer verildikten sonra sonuç olarak bağımsız ve tarafsızBaşkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkında resen ve derhâlbaşlatılan soruşturmada, delillerin Cumhuriyet Savcılığınca resen toplandığı,soruşturmanın başvurucuya açık olarak yürütülüp etkin katılımının sağlandığıbelirtilerek başvurucunun oğlunun ölümüne ilişkin etkili soruşturma yapılmadığışikâyetlerinin değerlendirilmesi konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğu ifade edilmiştir.
56. Başvurucu, Bakanlığın görüşünekarşı sunduğu cevaplarında Bakanlığın başvuruya konu olayın Sözleşme’nin 2.maddesi kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğüne bağlı olarakdeğerlendirilmesi gerektiğine ilişkin görüşüne katıldığını, başvuruya konusomut olayın 29/8/1997 tarihinde gerçekleşmesine rağmen olaya ilişkinsoruşturma ve akabinde yapılan kovuşturmanın 4/2/2015 tarihindesonlandırıldığını, soruşturma ve kovuşturmanın uzamasında herhangi bir tutumununetkisinin bulunmadığını belirterek başvuru formundaki taleplerini yinelemiştir.
a. Genel İlkeler
57. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
58. Anayasa Mahkemesine göre doğalolmayan bir ölüm meydana gelmişse devletin pozitif yükümlülüğü kapsamındaölümün nedenlerini soruşturma ve sorumluları tespit ederek cezalandırma ödevide vardır. Bu usul yükümlülüğünün gerektiği şekilde yerine getirilmemesihâlinde devletin negatif ve pozitif yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığıtespit edilemez. Bu nedenle devletin bu madde kapsamındaki negatif ve pozitifyükümlülüklerinin güvencesini, soruşturma yükümlülüğü oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,§ 29).
59. Ceza soruşturmaları, sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterliolmalıdır. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek içinsoruşturma makamlarının resen harekete geçerek ölümü aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri derhâl toplamalarıgerekir. Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortayaçıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütmekuralıyla çelişme riski taşır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 57).
60. Bireyin, bir kamu görevlisi ya daherhangi bir kişi tarafından hukuka aykırı olarak yakının yaşamına sonverildiğine veya Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında bir muameleye tabitutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın17. maddesi, “Devletin temel amaç vegörevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikteyorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirir (Salih Akkuş, § 30).
61. Bu çerçevede kamu görevlilerinineylemleri ile meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin soruşturmaların kapsamlı,dikkatli ve tarafsız şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir (Benzer yöndekiAİHM kararı için bkz. McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık [BD], B.No: 18984/91, 27/9/1995, §§ 161-163). Bu tür olaylara ilişkin soruşturmalardaaranılan bağımsızlık, sadece hiyerarşik ve kurumsal bağımsızlığı ifadeetmemekte olup soruşturmanın fiilen de (uygulamada) bağımsız olarakyürütülmesini gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94,4 /5/2001, § 106).
62. Kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşenölümlerin daha sıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte -doğal olmayanher ölüm olayında olası cezai sorumluluğun tespiti adına- soruşturmadankovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda, ilk derece mahkemesi önündekiyargılama aşaması dâhil bütün sürecin de 17. maddenin gereklerine cevapverebilecek nitelikte olması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye,B. No: 42942/02, 8/4/2008, § 61; Öneryıldız/Türkiye,[BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, §§ 95, 96). Böylece derece mahkemeleri;mağdur olan kişilerin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapılansaldırıların hiçbir durumda cezasız bırakılmamasını teminat altınaalabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri,B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 77).
63. Anayasa Mahkemesi tarafından elealınması gereken önemli bir diğer husus da derece mahkemelerinin, bu türolaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda bir sonuca varırken Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıpyapmadıklarını ya da ne ölçüde yaptıklarını değerlendirmektir. Zira derecemahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargısisteminin, daha sonra ortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerininönlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 110; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Ali ve Ayşe Duran/Türkiye, § 62; Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99,17/10/2006, § 66).
64. Yukarıda sayılanlara ilave olarakyürütülecek soruşturmaları makul bir süratle gerçekleştirilme vesoruşturmalarda özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Bazı özeldurumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar yada güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamında yapılankovuşturmada yetkililerin süratli hareket etmeleri; yaşanan olayların dahasağlıklı şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüne olanbağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği ya dakayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik biröneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Maiorano ve diğerleri/İtalya, 28634/06,15/12/2009, § 124).
65. Yürütülecekceza soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğugibi pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veyasonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılımları sağlanmalıdır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 58).
b. İlkelerin Başvuruya Uygulanması
66. Başvurucunun şikâyeti, yakınınınölümü ile ilgili olarak etkili bir soruşturma yürütülmesi konusundaki devletinusul yükümlülüğü kapsamına girmektedir.
67. Yukarıda belirtilen usulyükümlülüğü kapsamındaki ilkeler bağlamında somut olay öncelikle soruşturmanınbağımsız ve tarafsız bir şekilde yürütülerek etkililiği adına aranan ölümolayını aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine yarayabilecek bütündelillerin toplanması ve elde edilen delillerin kapsamlı, nesnel ve tarafsızbir analizine dayalı olarak sonuca ulaşılması ölçütleri açısından değerlendirildiğinde;soruşturma açılması için ölenin yakınlarının resmî bir başvuru yapmasıbeklenmeksizin bağımsız Cumhuriyet Başsavcılığınca resen harekete geçilipsoruşturmanın derhâl başlatıldığı, bizzat Cumhuriyet Savcısı tarafından ölümuayene ile otopsi raporlarının alındığı, akabinde ceset üzerinde sistematikotopsi işleminin yapıldığı, tıbbi kesin ölüm sebebinin belirlendiği,şüphelilerin açık kimliklerinin zaman kaybedilmeksizin tespit edilip tanıklarateşhis ettirildiği, tanıkların bilgi ve görgülerinin tespit edilmesi suretiyleölüm olayının nedeninin aydınlatıldığı ve sorumlu kişilerin tespit edilmesiniyarayabilecek bütün delillerin toplandığı görülmüştür.
68. Ayrıca soruşturmanın başvurucuyaaçık olarak yürütülüp soruşturmada başvurucunun etkili katılımının dasağlandığı anlaşılmıştır.
69. Diğer taraftan somut olaydasoruşturmada etkililiği adına, ölüm olayını aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yaracak tüm deliller toplandıktan sonra sorumlulukları bulunan kamugörevlileri hakkında kamu davası açıldığı, bu aşamada da başvurucunun etkilikatılımının sağlandığı ve nihayetinde elde edilen delillerin kapsamlı, nesnelve tarafsız bir analizine dayalı olarak olayda sorumlulukları bulunan kamugörevlilerin benzer yaşam hakkı ihlalleri bakımından caydırıcı nitelikte olanuzun süreli hapis cezaları ile ayrı ayrı cezalandırıldıkları anlaşılmıştır.
70. Somut olayda yürütülen soruşturmave davanın, ölüm nedeninin kesin olarak saptanmasına ve sorumlu kişilerincezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte yürütüldüğü; soruşturma ve DereceMahkemeleri makamlarının olayın seyrini aydınlatmak istediğinden kuşkuduyulacak herhangi bir sebebin bulunmadığı, nitekim kovuşturma sonucunda dasorumlulukları bulunan kamu görevlilerinin uzun süreli hapis cezalarıylacezalandırıldıkları görülebilmekle birlikte yaklaşık on sekiz yıl sürensoruşturma ve kovuşturma aşamalarının -kovuşturma sonucunda alınan kararınsonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın- Anayasa’nın 17. maddesiningerektirdiği sürat ve özenle yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir.
71. Yukarıda değinilen ilkekararlarında da belirtildiği üzere kamu gücünün kullanımı sonucu gerçekleşenölümlerde daha sıkı bir şekilde incelenmesi gerekmekle birlikte doğal olmayanher ölüm olayında olası cezai sorumluluğun tespiti adına soruşturma vesonrasında kovuşturma aşamasına geçildiği durumlarda, temyiz mahkemesi önündekikanun yolu incelemesi aşaması da dâhil bütün sürecin Anayasa’nın 17. maddesikapsamında “makul bir özen ve süratle bitirilme yükümlülüğünün gereklerinecevap verebilecek nitelikte” olması gerekmektedir.
72. Bu incelemedesoruşturma ve devamında yapılan kovuşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıpyapılmadığına ilişkin tespit; başvuruya konu olayın kendi koşullarına, şüpheliveya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine vesoruşturma ile kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerinbulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir.
73. Somut olayda kovuşturma; dosyanın,Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir yılı aşkın bir süre sonra görevsizlikkararı verilmesi, İl İdare Kurulunca yine bir yılı aşkın bir süre sonra “lüzumumuhakeme kararı” verilip yer bakımından yetkisiz Mahkemeye gönderilmesi, akabindede bu Mahkemece aynı şekilde bir yılı aşkın bir süre sonra yetkisizlik kararıverilerek başka bir mahkemeye göndermesiyle ölümün gerçekleştiği 31/8/1997tarihinden itibaren yaklaşık üç yıl sonra başlatılabilmiş ve bu aşamada gerekbazı temel kanunlarda yapılan değişikler ve gerçekleştirilen birtakım usul vetahkikat eksiklikleri ile temyiz incelemelerinde geçen süreler nedeniyle ancakon beş yıla yakın bir sürede sonlandırılabilmiştir.
74. Kovuşturma sonucunda sorumluluklarıbulunanlar hakkında verilen ilk kararın, soruşturmada yaşanan bazı gecikmelerinde eklenmesiyle ancak olaydan yaklaşık yedi yıl sonra verilebildiği, nihaikararın ise bazı usul ve tahkikat eksiklikleri sonucu yaşanan gecikme nedeniylebu kararın verilmesinden itibaren yaklaşık on bir yıl sonra verilebildiğigörülmüştür.
75. Başvuruya konu soruşturma ve ikidereceli yargılama aşamalarının ilerlemesine engel olan herhangi bir unsur yada güçlüğün bulunmaması, şüpheli ve sanık sayısı; olayın, aşamaların bu dereceuzun sürmesine sebebiyet verecek nitelikte bir karmaşıklığa sahip olmaması ilebaşvurucunun bu gecikmede hiçbir dahlinin olmaması gibi hususlar dikkatealındığında somut olaya ilişkin yargı sürecinin toplam on sekiz yıl gibi çokuzun bir sürede sonlandırılmasının makul olduğu söylenemeyecektir.
76. Bu tespitlere olayın sorumlularınınkamu görevlileri olmasının da eklenmesiyle somut başvuruya konu aşamaların, birbütün olarak Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği sürat ve özende bir incelemeiçermediği açıkça görülmektedir.
77. Kamu görevlilerininsorumluluklarının bulunduğu somut olayda Derece Mahkemeleri makamlarınca,yürütülen soruşturma hususunda ve yürürlükteki yargı sisteminde daha sonraortaya çıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunanönemli rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratle hareketedilmediği ve gerekli hassasiyetin gösterilmediği sonucuna varılmıştır.
78. Bu hassasiyetin; kişilerin hukukunüstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesi, adalete olan güvenin sarsılmaması vekamu görevlileri tarafından gerçekleştirilen hukuka aykırı eylemlere hoşgörügösterildiği ya da kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesiaçısından azami oranda gösterilmesi gereklidir.
79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usule ilişkin boyutununihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
80. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
81. Başvurucu, yaşam hakkının ihlalinedeniyle miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.
82. Başvuruhakkında yapılan inceleme sonucunda yaşam hakkının esasının ihlal edildiğiyönünde bir karar verilmemiş, bununla birlikte yaşam hakkının etkili soruşturmaboyutunun ihlal edildiğine hükmedilmiştir. Başvurucu da uğradığını iddia ettiğimaddi zarar ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir belgesunmamıştır. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri maddi zarar ile tazminat talebiarasında illiyet bağı kurulması gerekir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine herhangibir belge sunmayan başvurucunun maddi tazminat talebi reddedilmelidir.
83. Ancak başvurucunun oğlunun ölümühakkında makul süratle bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevizararları karşılığında somut olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdiren net 35.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TLyargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıkapsamında etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 35.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Van 1. Ağır CezaMahkemesine bilgilendirme amacıyla GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet BakanlığınaGÖNDERİLMESİNE
6/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.