TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MANSURE BAYDEMİR VE MEHMET ALİ BAYDEMİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/3919)
Karar Tarihi: 11/10/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucular
:
1. Mansure BAYDEMİR
2. Mehmet Ali BAYDEMİR
Vekili
:
Av. Reyhan YALÇINDAĞ BAYDEMİR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığınabağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlıksonucunda ölüm olayının meydana gelmesi nedeniyle yaşam hakkının, söz konusurahatsızlığın tamamının Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde meydanagelmesi nedeniyle de ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuşlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğindentespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvuru formu ve eklerindeki tıbbi belgelere görebaşvurucuların 13/6/1997 tarihinde dünyaya gelen müşterek çocukları J.B. bellibir dönem subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığı kapsamında tedavigörmüş ancak kurtarılamayarak 27/4/2007 tarihinde hayatını kaybetmiştir.
10. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasındave bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek27/6/2007 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyleortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.
11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı TemelSağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl SağlıkMüdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır.Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağı, bu inceleme kapsamda kayıtlarını tetkik etmişve "... form 012/A'da [J.B.nin] kardeşininkaydının olduğu ancak kendisinin kaydına rastlanılmadığı, 1997 doğumluolmasıyla kaydının düşülmüş olabileceği..." açıklamasını içeren8/8/2007 tarihli yazıyı Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne göndermiştir. Buinceleme kapsamında ayrıca J.B.nin 12/12/2003tarihinde Şair Nesimi İlköğretim Okulunda kızamık aşısı olduğu saptanmıştır.
12. Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağı ekipleri tarafındanbaşvurucu Mansure Baydemir ile bir görüşmegerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede Mansure Baydemir,oğlu J.B.ye ait aşı kartının olmadığını, oğlunun 15 aylıkken kızamık hastalığıgeçirdiğini, 2003-2004 eğitim-öğretim yılında, birinci sınıfta oğluna aşıyapıldığını, ayrıca bebek iken oğluna gezici sağlık ekipleri tarafından aşıyapıldığını ancak hangi aşıların yapıldığını bilmediğini ifade etmiştir.
13. Başvurucular, Sağlık Bakanlığına yaptıkları müracaatınzımnen reddedildiğini belirterek 10/11/2007 tarihinde Diyarbakır 1. İdareMahkemesinde dava açmış ve 50.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat talebindebulunmuşlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle oğullarının 13/6/1997tarihinde dünyaya geldiğini, oğullarının dünyaya geldiği dönemde kızamıkaşısının tek doz yani eksik doz olarak uygulandığının bilinen bir gerçekolduğunu, SSPE hastalığına yakalananların neredeyse tamamının bu dönemdedünyaya geldiğini, oğullarının ölümünde Sağlık Bakanlığının kusurununbulunduğunun açık olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, oğulları J.B.nin yaklaşık bir buçuk yaşında iken kızamık hastalığıgeçirdiğini, bunun üzerine Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağına götürülenoğullarına kızamık aşısı yapıldığını ifade etmişlerdir. Başvurucular,oğullarının SSPE hastalığı döneminde gerek manevi gerekse maddi yönden büyüksıkıntılar çektiklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, SSPE hastalığınınkesin bir tedavisinin olmadığını, Avrupa'da yapılacak bir tedavi ile sadeceyaşam süresinin uzatılmasının mümkün olduğunu, SSPE hastalarına doktorlartarafından önerilen bir ilacın Türkiye'de satılmayan bir ilaç olduğunu, yeşilkart dışında bir güvencelerinin olmaması nedeniyle oğullarına yazılan bu ilacıtemin edemediklerini, bu durumun hem maddi hem manevi olarak kendileriniyıktığını belirtmişlerdir. Başvurucular son olarak devletin düzenli aşıkampanyaları yapmakla yükümlü olduğunu, yirmi beş yıldır Diyarbakır 9 No.luSağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli doz aşıuygulamasının bu yere ulaştırılamamış olmasının kabul edilemez olduğunu ilerisürmüşlerdir.
14. Sağlık Bakanlığı, sunulan koruyucu sağlık hizmeti ile ortayaçıkan netice arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını savunmuştur. SağlıkBakanlığı, dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığı onanıyla oluşturulmuş ve SSPEhastalığı hakkında çeşitli araştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İncelemeKomisyonunca (Komisyon) hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusuolayda hizmet kusuru bulunmadığını savunmuştur.
15. Başvurucular; oğulları J.B.nin ölümüile neticelenen olayda hizmet kusuru bulunduğunu, J.B.ye kızamık aşısıyapılmadığı yönündeki idarenin savunmasına itibar edilmesi hâlinde bile gerekliorganizasyonu kuramaması ve oğullarına kızamık aşısını ulaştıramamasınedenleriyle idarenin sorumluluğunun bulunduğunu belirterek Sağlık Bakanlığınınsavunma dilekçesine karşı beyanda bulunmuşlardır.
16. Yukarıda da belirtildiği üzere Sağlık Bakanlığı, SSPEKomisyonunca hazırlanan rapordaki verilere dayanarak olayda hizmet kusurubulunmadığını savunmuştur. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığıarasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevliProf. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi BilimDalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı ÜniversiteninÇocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca GaziÜniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalındagörevli Prof. Dr. U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve KlinikMikrobiyoloji Ana Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi ÇocukSağlığı Enstitüsünde görevli Prof. Dr. G.G.denoluşmaktadır. Komisyon rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanısıra Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takviminive uygulamalarını incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulananülkelerdeki SSPE görülme sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversiteve eğitim hastanelerinde takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespitetmeye çalışmıştır.
17. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli birrapor hazırlamıştır. Raporda;
i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağıhastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'undabir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardanbirinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.
ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPEolgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığınıaçıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel DanışmaKomitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'ninazalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamıkaşısının neden olmadığını açıklamıştır.
iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılanincelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarınınsaptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.
iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardankorunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumunbağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.
v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafındanönerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında testedilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanımasunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygunolduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılarüretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlıkkuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta vesistem sürekli olarak izlenmektedir.
vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülmesıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama DanışmaKurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgilere görekızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklikçağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgileregöre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasındadokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu aydatek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikincidoz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekraretmiştir.
vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığıtarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamıkaşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileridoğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifadeedilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yıllarıarasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeyeindirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamıkaşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının isesırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifadeedilmiştir.
viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesineyönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamıkaşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifadeedilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren onikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devamedilmiştir.
ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarakyapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ileüniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılındanbu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının1.131 olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığıgeçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'üile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığınınbildirildiği ifade edilmiştir.
x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğudönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanmaoranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanmaoranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamıkolgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanmaoranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfusbulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlıSSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.
xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamıkhastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiğibelirtilmiştir.
18. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarakaşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:
"Sonuç olarak;
1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBPkapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimdenkullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.
2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamıkaşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek dozuygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönemolmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemekamacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.
3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halenuygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararasıuygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.
4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değilkızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığıvirüsü sorumludur.
5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önünealındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çokfarklı olmadığı görülmektedir.
6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarınınve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.
Öneriler;
1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülkegenelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.
2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeyeyönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplum katılımınınsağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusunda bilgilendirmeyapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğinegidilmelidir.
3. Kızamık ve SSPE sürveyansve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.
4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyonoluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvencekapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.
5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bukonularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenleseçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılmasıönerilir.
(...)"
19. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 29/4/2009 tarihli kararla davanınreddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:
"(...)
Davada herşeydenönce davacıların çocuklarının bebeklik döneminde davalı idareye bağlı ekiplerceaşılanıp aşılanmadığı ya da aşılama yapıldı ise söz konusu aşılar içerisindekızamık aşısının bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle ortada idarenin birfilinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu konuda dosya içerisinde bulunanbelgelere göre anılan durumla ilgili bir belgenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.Bu açıdan idareye bağlı ekiplerce aşı yapılıp yapılmadığı, yapıldı iseiçlerinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı, dolayısı ile ortada idareninbir fiilinin bulunduğu belirlenememektedir.
Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesihalinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka birdeyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.Davacılar tarafından hastalığın tek doz ve/veya bayat kızamık aşısındankaynaklandığı iddia edilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonraortaya çıkan bir hastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitliüniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihlirapora göre SSPE hastalığı kızamık aşısının değil kızamık hastalığının birkomplikasyonudur. Bu açıdan hastalığın yapıldığı iddia edilen aşıdankaynaklandığı hususu bilimsel olarak kabul edilemeyecek niteliktedir. Yine sözkonusu rapora göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tümaşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden kullanıcıya dek soğukzincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırılmaktadır. Bu açıdan aşınınkendisinde bir bozukluk olması hususu da kabul edilemeyecek bir durumdur.Aşının iki doz yerine tek doz yapılması hususuna gelince,hem raporun hem de savunma dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998yılına kadar tek doz bu yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir. Ancak buhusus davacıların iddialarını kanıtlar nitelikte değildir. Zira yapılmasıgereken ikinci doz hemen ilk dozun ardından değil bu aşıdan yıllar sonra1.sınıf çağındayapılmaktadır. Dosya içerisindekibelgelere göre de davacının bebeklik döneminde kızamık aşısının yapıldığınınkabulü halinde ikinci doz aşı birinci dozun hemen ardından yapılamayacağındaneksik doz aşıdan bahsedilemeyecektir. Kaldı ki dosya içerisinde bulunanbelgelere göre davacıların çocuklarına 1.sınıf çağında kızamık aşısının yaniikinci doz aşının yapıldığı anlaşılmaktadır.
Bunların dışında, idarece sunulan aşıuygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asılolarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılmasıgerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozukolması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmamaaçısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Davakonusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalininbulunmadığını yukarıda açıklamıştık. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsabile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda buhususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasındankaynaklanacağının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek birkusur bulunmamaktadır.
Belirtilen açıklamalar ışığında SSPEhastalığına genel olarak kızamık hastalığına yakalanılmış olmasının sebepolduğu, davacıların çocuklarının da 15 aylık iken kızamık hastalığınayakalandığı, bu hastalığa yakalanılmasında da idarenin bir kusuru bulunmadığı,zira öncesinde aşı yapılmasına rağmen kızamığa yakalanılmış ise bunundavacıların çocuklarının bünyesinden kaynaklandığı, aşı yapılmamış ise bundaasıl sorumluluğun ailelerde bulunduğu sonucuna varılmaktadır.
Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarınındavalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsabile SSPE hastalığına yakalanılmasında kızamık aşısının sebep olamayacağı,hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozukolma ihtimalinin bulunmadığı,ikinci doz aşınında birinci sınıf çağında yapılacağı, bu nedenle aynı andaçift doz aşı yapılması gibi bir uygulamanın söz konusuolmaması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığındandavacıların maddi ve manevitazminat taleplerininkabulüne olanak bulunmamaktadır."
20. Başvurucular; ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırıolduğunu, SSPE hastalığının nedeninin kızamık aşısının yanlış uygulanması -tekdoz ve bayat aşı- olduğunu belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Başvurucularayrıca oğullarına kızamık aşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bileidarenin sorumluluğunun bulunduğunu çünkü Sağlık Bakanlığı görevlileriningerekli takibi yaparak eksik olan aşıları tamamlamakla yükümlü olduğunu ifadeetmişlerdir.
21. Danıştay Onbeşinci Dairesi25/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına kararvermiştir.
22. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin11/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
23. Bu karar 3/2/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğedilmiştir.
24. Başvurucular 4/3/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
25. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi HıfzıssıhhaKanunu’nun 1. maddesi şöyledir:
"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah vemilletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerlemücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkıtıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."
26. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletibütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudandoğruya ifa eder:
(...)
3 -Memlekete sari vesalgın hastalıkların hulülüne mümanaat.
4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çokmiktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzıramillerle mücadele.
(...)
6 - ilaçları ve bütün zehirli müessir ve uyuşturucu maddelerle yalnızhayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariç olmak üzere her nevi serum veaşıları murakabe."
27. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:
"Kolera, veba (Bübonveya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayitiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoithumması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi saribeyin humması (İltihabı sahayai dimağiişevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusahumması (Hummai nifası)ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummairacia ve malta humması hastalıklarından biri zuhureder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vukubulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüpheolunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayıhaber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafındanısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı damecburidir."
28. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"57 ncimaddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundanşüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:
(...)
2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.
(...)"
29. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilenhastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafıhaşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabibinalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve nesuretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."
30. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:
"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısıile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamedezikredilir."
31. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:
"Sarihastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzaredilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayinolunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeriserum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine vemurakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayinolunur."
32. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme vesıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir içinkitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatıyapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimlerigösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtalarıhaiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkilolunur."
33. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının"k" bendinin ilgilikısmı şöyledir:
“Sağlıkhizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:
(...)
k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum vebenzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esasolup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakopemamülleri, kozmetikler ve bunların üretimindekullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım vetüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapanveya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojikmaddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalitekontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyatverme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.
(...)”
34. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık HizmetlerininSosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:
"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesindebir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygunbir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet vetababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir programdahilinde sosyalleştirilecektir."
35. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerininsosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ileamme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisineyapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.
Sağlık ocağı: Takriben 5000- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyükkasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların iliçinde idari taksimata uyması icabetmez."
36. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetiteşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlıkmüdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeliyetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkezteşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ileişbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."
37. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Bir sağlık ocağının hizmeti en az birhekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekiptarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlıkevlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.
Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucuhekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlışahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendiocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."
38. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiğiyerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.
Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliğihizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerineverilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlısağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."
39. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerindenfaydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvelasağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağıhekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumlarısağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."
40. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat veGörevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:
a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyalbakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplumsağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak vekurdurmak,
b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarlasavaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetleriniyapmak,
c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aileplanlaması hizmetlerini yapmak,
d) İlaç, uyuşturucu ve psikotropmaddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,
e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri veilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,
(...)"
41. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:
a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,
(...)
c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,
(...)
e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması GenelMüdürlüğü,
(...)"
42. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Temel Sağlık Hizmetleri GenelMüdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) (Değişik bent: 08/06/1984- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığınıilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, buhizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,
b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama vebağışıklık hizmetlerini yürütmek,
(...)
f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi vehayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,
(...)"
43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğününgörevleri şunlardır :
a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçlarınimalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteliolarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, buamaçla gerekli kontrolleri yapmak,
(...)"
44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesişöyledir:
"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile PlanlamasıGenel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:
a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlamasıhizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışmaplan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,
b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığınınkorunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,
c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleriyapmak."
45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesininilgili kısmı şöyledir:
"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşlarışunlardır:
(...)
c) Refik Saydam Hıfzıssıhha MerkeziBaşkanlığı."
46. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlüktebulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Refik SaydamMerkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine bağlı,Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzere teşkiledilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi) bukanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."
47. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimaiMuavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.
Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzumüzerine:
A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacaksıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,
B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum veaşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,
C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahutyabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevimaddelerin kontrollerini yapmak,
(...)
E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sairsıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmaklamükelleftir."
48. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:
"Çocuk, küçük iken ana ve babasınınvelayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilençocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."
49. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrasışöyledir:
"Çocuk, ana ve babasına riayetemecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alilveya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."
50. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haizoldukları nisbette çocuklarının kanunimümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakiminreyine ihtiyaçları yoktur."
51. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:
"Ana ve baba, vazifelerini ifaetmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."
52. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasınınvelâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadanalınamaz."
53. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimikonusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır veuygularlar."
54. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:
"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeyedüştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezsehâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."
55. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesitehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu anave babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."
56. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılı Genelgesininaşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususlarıdüzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmı şöyledir:
"AŞI TAKVİMİ:
1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE
• 2. Ayın bitiminde ( 8haftalık ) : BCG
DBT
POLİO
• 3. Ayın bitiminde ( 12haftalık ) : DBT
POLİO
• 4. Ayın bitiminde ( 16haftalık ) : DBT
POLİO
• 9. Ayın bitiminde ( 36haftalık ) : KIZAMIK
2) RAPEL DOZ
• 1,5 yaşında ( 16-24aylık ) : DBT
POLİO
3) OKUL AŞILAMALARl
• İlköğretim 1. sınıfta :DT
POLİO
BCG (Bir skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
•İlköğretim 5. sınıfta :TT
BCG (İki skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)
• Lise l. sınıfta :TT
• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olançocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)"
57. Anılan Genelge'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:
"[AşıUygulamalarında Genel Prensipler:]
* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenlebaşvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşıtakvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamakiçin her fırsatı değerlendiriniz.
* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocukya da gebe için bir ampul/flakon açınız.
* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindekietiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da sonkullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacakaşıyı kullanınız.
* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektörkullanınız.
* Ailelere bir sonraki aşı için gelmelerigereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz veanladığından emin olunuz.
(...)
- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlarazamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."
58. Anılan Genelge'nin "KızamıkKontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:
"Kızamık aşı ile korunulabilirhastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.
Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan birhastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan birtoplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.
Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçinTemel Stratejiler:
1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamıkaşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.
Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğugibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıcahastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığakarşı korunmuş olacaktır.
Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalıkyönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelikverilmelidir.
Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelikçalışmalar GBP'nin bir parçası olarak elealınmalıdır.
2. Hastalık sürveyansınıngüçlendirilmesi
Standart Vaka Tanımı:
- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü
ve
- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi
ve
- Öksürük, nezle ve konjunktivitbulgularından en az birinin varlığı
Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespitedilmesi halinde;
- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktifvaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarınınaraştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarıkonusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.
- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespitedilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) nekaydedilmelidir.
- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgınolup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısınındaha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vakasayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabuledilmelidir.
- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğineişlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınanönlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.
- Tespit edilen vakaların kişi ve yeriözelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge venüfuslar tespit edilmelidir.
- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassasnüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.
-Tüm vakalar yakından izlenmeli vekomplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.
Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemlikonulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirimyapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geribildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra,eczaneler, okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek,şüpheli gördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleriteşvik edilmelidir.
59. Anılan Genelge'nin "SoğukZincir" başlıklı kısmı şöyledir:
"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan veihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemedenoluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşıuygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısındanhiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş BağışıklamaProgramının can alıcı komponentlerinden biri olarakbüyük önem taşımaktadır.
Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına dahassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çokyüksek ısıya maruziyet kadar, birçok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyıaynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa,aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir.Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Tdaşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.
İl düzeyinde soğuk zincir uygulamalarıaşağıdaki kurallara göre düzenlenir:
- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğukzincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarakmerkezden temini, il deposunda saklanması ve periferedağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.
- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihlerimutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımısağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.
- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşısevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonlarınsoğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.
- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyatyapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabıkullanılmalıdır.
- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarakyapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakilkabı kullanılabilir.
- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincirmalzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzemeihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.
- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabındasaklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişibelirlenmelidir.
- Buzdolaplarında mutlaka bir termometrebulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabınısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.
- Buzdolabının kapısına bir ısı izlemçizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeyekaydedilmelidir.
- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılanodalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemine yerleştirilmelidir.
- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlaradikkat edilmelidir:
•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarındatutunuz.
•Aşı kutu/şişeleriarasındayeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.
•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süresonra dolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasınaçok dikkat ediniz.
•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.
•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecekmaddeleri vs.koymayınız.
•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleribulundurunuz.
•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasınadikkat ediniz.
•En alt kısıma(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleriyerleştiriniz.
•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemekiçin kapağını kilitli tutunuz.
- Olabilecek elektrik kesintilerindebuzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapakaçılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.
- Buzdolabı temizliği yapılırken ve sahauygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.
- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmedenkullanılmamalıdır.
- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısısulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan8 saat sonra atılmalıdır."
60. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğününtüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:
"(...) 1998 yılından itibaren bütünillerde ilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasınabaşlanacaktır."
B. Uluslararası Hukuk
61. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarakyürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesişöyledir:
“(1)Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veyayasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütünfaaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.
(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak veödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği içingerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal veidari önlemleri alırlar.
(3)Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı veuygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulanölçülere uymalarını taahhüt ederler.”
62. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:
" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabileceken iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetleriniveren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbirçocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksunbırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.
2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarakuygulanmasını takip ederler ve özellikle:
a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarınındüşürülmesi;
b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın vetıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilereksağlanması;
c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde vebaşka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilentekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanmasıyoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönünealarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;
d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygunbakımın sağlanması:
e) Bütün toplum kesimlerinin özellikleana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ilebeslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusundatemel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;
f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babayarehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.
3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı içinzararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili hertürlü önlemi alırlar.
4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkıntam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklıolarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleriözellikle gözönünde tutulur."
63. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur(...)"
64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
65. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).
66. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisigibi meselelerde, taraf devletlerin yetkili makamlarının, AİHM'egöre daha elverişli konumda olduklarını belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
67. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Yaşam Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucularınİddiaları ve Bakanlık Görüşü
68. Başvurucular; yaşam hakkının korunması noktasında devletinpozitif yükümlülüklerinin bulunduğunu, devletin bu kapsamda aşı kampanyalarıdüzenlemekle yükümlü olduğunu, vatandaşların genel sağlığından devletin sorumluolduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, oğullarının ölümü ile neticelenenolayda kızamık aşısının sağlıklı uygulanmayışından devletin sorumlu olduğunu,SSPE hastalığının yaşanmaması için devletin gerekli tedbirleri almak zorundaolduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, yirmi beş yıldır Diyarbakır 9 No.luSağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli dozda aşının bu yereulaştırılamamasının kabul edilemez olduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular,Sağlık Bakanlığı görevlilerinin ev ev gezerek çocukların sayısını ve isminitespit etmek zorunda olduğunu oysa somut olayda gerekli koruyucu sağlıkhizmetinin oğullarına sağlanamadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular buiddialarla yaşam hakkının ve sağlık hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
69. Başvurucular; oğullarının ölümü nedeniyle ömür boyu maneviacı duyacaklarını, hastalık sürecinde oğullarının da büyük acılar çektiğinibelirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
70. Başvurucular; idare mahkemesi önündeki yargılamanın etkilive özenli bir şekilde yürütülmediğini, yargılama sonucunda maddi ve manevitazminat taleplerinin reddedildiğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
71. Başvurucular; oğullarının SSPE hastalığına yakalanmasınaneden olan kişilerin devlet görevlileri olmaları sebebiyle adil bir yargılamayapılmadığını, idari yargıdaki dava sonucunda taleplerinin reddedildiğinibelirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
72. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkıkapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde iseyaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına değinilmiştir.Bakanlık görüşünde, Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarakülkemizde geçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarınınbaşta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimselbulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşündeyine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamıkaşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tümaşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.
73. Bakanlık görüşünde; SSPE hastalığı ile kızamık aşısıuygulamaları konusunda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla 27/7/2016tarihinde bir toplantı gerçekleştirildiği ve bu toplantı sonunda "Hiçbir aşının etkinliği %100 değildir. Onedenle de aşılanan çocuklarda hastalık görülebilir. Kızamık aşısı, etkinliğien yüksek aşı/ardan biridir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca tek doz aşıuygulanması önerilmiştir. Kizamık aşısınınuygulandığı aya bağlı olarak tek doz aşı uygulaması sonucunda koruyuculuğu%90-98 arasında değişmektedir." şeklinde tespitlerin yapıldığıifade edilmiştir.
74. Bakanlık görüşünde; başvurucuların oğullarının doğumdansonraki ilk doz kızamık aşısını vurulup vurulmadığının tespit edilememişolduğu, başvurucuların da bu husus ile ilgili olarak kesin bir beyandabulunmadıkları, yer ve zaman bilgisi vermedikleri belirtilmiş; bebeklerinaşılanmasında esas sorumluluğun kimin üzerinde olduğunun belirlenmesininfaydalı olacağı ifade edilmiştir.
75. Bakanlık görüşünde; Sağlık Bakanlığından konuya ilişkingörüş alındığı, Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilen görüşyazısında 4721 sayılı Kanun'un "Ana vebaba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaarinigöz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar."şeklindeki 339. maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılarak aşı konusunda asılolarak ebeveynlere görev yüklenmiş olduğunununbelirtildiği ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde, nitekim Diyarbakır İdareMahkemesinin de aşı takibi konusunda asıl sorumluluğun ailede olduğu yönündedeğerlendirmeler yaptığı belirtilmiştir.
76. Bakanlık görüşünde ayrıca zorunlu aşı uygulamaları ilealakalı olarak Anayasa Mahkemesinin 11/11/2015 tarihli ve 2013/1789 bireyselbaşvuru numaralı kararına değinilmiştir.
77. Bakanlık görüşünde; somut olayda yaşam hakkının maddiboyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren SağlıkBakanlığından temin edilebilcek evrakın da gözönünde bulundurularak incelenmesi gerektiğinindeğerlendirildiği ifade edilmiştir.
78. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genelolarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir. Başvurucular, yaşamhakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerin somut olayda yerinegetirildiği yönündeki Bakanlık görüşünün gerçeği yansıtmadığını ifadeetmişlerdir.
2. Değerlendirme
79. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarakincelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları J.B.ninyaşamının korunamamasından ve idari yargıda açtıkları tam yargı davasınınetkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyet ettikleri anlaşılmıştır. Bunedenle başvurucuların bu başlık altında ileri sürdükleri tüm iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
80. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes,yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
81. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletintemel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
82. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
83. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardanolup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyinyaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarakyine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusalmakamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerindenkaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).
84. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülenfaaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesinsağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içindesürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıphizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu kesimlerindeki veözel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onlarıdenetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).
85. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göredevletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumakiçin yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.
86. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarınıkoruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafındanyerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi vemanevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesinisağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (NailArtuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).
87. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altındagerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkınıkorumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkiliidari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusalolsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 52).
88. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündekipozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Budurumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarınınaçık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59;Nail Artuç, § 37).
89. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleritazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yollarınuygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuruyolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesiveya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun birgiderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §39).
90. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ilerisürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğübulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ileilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garantialtına almamaktadır (Aysun Okumuş ve AytekinOkumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
91. Somut olayda başvurucular, oğulları J.B.ninSSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi üzerine idare aleyhineaçtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının ihlaledildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPEhastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ilerisürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerdegerekse bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâldebu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etkigösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca oğulları J.B.ye kızamıkaşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bile idarenin sorumluluğununbulunduğunu ileri sürmüşlerdir.
92. Bu durumda öncelikle başvurucuların oğulları J.B.ye idaretarafından kızamık aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulmasıgerekir. Zira aşının uygun koşullarda yapılmadığı iddiası J.B.ye aşı yapılıpyapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.
93. Başvurucular bireysel başvuru formunda oğullarına kızamıkaşısı yaptırdıklarını belirtmişler ancak bu aşının nerede ve kimler tarafındanyapıldığı hususunda bir açıklamada bulunmamışlardır. Bununla birlikte, başvuruformu ve eklerinin bu kapsamda incelenmesi neticesinde başvuruculardan Mansure Baydemir'in 2007 yılında kendisi ile yapılangörüşmede, oğluna bebek iken gezici sağlık ekipleri tarafından aşı yapıldığınıifade ettiği görülmüştür (bkz. § 12). Bunun yanı sıra başvurucuların derecemahkemelerine sundukları dilekçelerde, bir buçuk yaşında kızamık hastalığıgeçiren oğullarının Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağına götürüldüğünü ve buradaoğullarına kızamık aşısı yapıldığını ifade ettikleri tespit edilmiştir (bkz. §13).
94. Bu durumda koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü sıradatutulması gereken kayıtlara ilişkin iç hukukta ne gibi düzenlemeler olduğununaçıklanması ve derece mahkemelerince verilen kararların bu kapsamdadeğerlendirilmesi yerinde olacaktır.
95. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlıkocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastalarınmuayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerinitutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 37). Keza GenişletilmişBağışıklama Programı Genelgesi'nin "AşıUygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmında aşıuygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarakkaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 57).
96. Başvurucular, yukarıda açıklanan aşı kayıt sistemininyetersiz olduğu yahut bu sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğiyönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde söz konususistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğine işaret eden herhangi birveri de tespit edilememiştir.
97. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri AnayasaMahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derecemahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu husustaikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, davadosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak J.B.ye bebeklik dönemindebir aşı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırkenilgili kayıtlarda J.B.ye aşı yapıldığına dair herhangi bir bilgi bulunmamasınave başvurucuların J.B.ye aşı yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeyidava dosyasına sunmamış olmasına dayanmıştır. Başvuru formu ve ekleri bir bütünolarak ele alındığında derece mahkemeleri kararlarının dava dosyasında bulunandelillerle açıkça çelişecek biçimde verildiğinden söz edilemeyeceğideğerlendirilmiştir. Bu durumda somut olayda derece mahkemelerinin J.B.ye aşıyapılmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek ikna edici bir nedeninbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
98. J.B.ye kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkatealındığında kızamık aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşıuygulamasında soğuk zincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesiningerekli olmadığı değerlendirilmiştir.
99. Somut olayda, kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığıyönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarınauygulandığını ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususuile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular kızamık aşısınınyeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı, Türkiye'deki kızamık aşılarınınbelli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılıolarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucularınoğullarının hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğinive ilk dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birincisınıfta iken yapılması gerektiğinin karara bağlandığını, nitekim ikinci dozkızamık aşının J.B. ilkokul birinci sınıfta iken 12/12/2003 tarihindeyapıldığını ancak başvurucuların oğullarının ikinci dozun yapıldığı dönemevarmadan önce kızamık hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıylabu aşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekliolmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, devletinbu konudaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı incelenirken yine değinilecektir.
100. Başvuru konusu olayda J.B.ye bebeklik döneminde kızamıkaşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bile devletin sorumluluğununbulunduğu, sağlık görevlilerinin aşılama yapmak için ev ev gezerek çocuklarınsayısını ve ismini tespit etmek zorunda olduğu yönündeki iddiaların ayrıcaincelenmesi gerekir.
101. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekildeorganize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüdepozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı birhastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistemkurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemlerialması gerekir.
102. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusal makamlarıngerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne ve babalarınbulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığından şüphelendikleriçocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlık kuruluşlarındakigörevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekli önlemleri almasıgerekir.
103. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksekaşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumunbağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birliktebu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanıngörülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.
104. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümleriçeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısımecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.maddesinde kızamık hastalığı da dahil olmak üzere belirli hastalık türlerisayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birininortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısımtedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalaraveya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbirede yer verilmiştir (bkz. §§ 25-32). Başvuruya konu olayların meydana geldiğidönemde yürürülükte bulunan Genelge'deise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitliperiyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usullerdüzenlenmiştir (Halime SareAysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).
105. Bu aşamada SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonu raporundakiverilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuru formundaanılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir.Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapanakademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veyayeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir husus da tespitedilememiştir. Dolayısıyla devletin aşılama konusundaki pozitifyükümlülüklerinin kapsamı değerlendirilirken bu rapordaki verilerden yararlanılmasındaherhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.
106. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimselİnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığıkomplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkinaşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.Raporda, Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşı uygulamasınınDünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye ulaştığı belirtilmiştir. Raporda,başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği 1997 yılının da aralarında bulunduğu1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Rapordaayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen kızamık aşı günlerikapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir.
107. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucularınoğulları J.B.nin dünyaya geldiği dönemde kızamıkhastalığının eliminasyonu tam olarak gerçekleştirilememiş ise de kızamıkhastalığının eliminasyonu için sürekli olarak artan aşılama oranlarınaulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların yanı sıra çeşitli aşı kampanyalarıyürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların öncelik sıralamasının belirlenmesindeve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine ne kadar tahsis edileceğihususunda idari makamların daha elverişli konumda oldukları dikkate alındığındasomut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının tamamen yok edilememişolmasında yetkili makamlara bir sorumluluk atfedilemeyeceğideğerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yaşadığıbölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde rutin aşılamaların yanısıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir durumun olduğuna ve buhususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına bildirimde bulunulduğunailişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da olayların meydana geldiğidönemde -J.B. henüz kızamık hastalığına yakalanmamışiken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi üzerine yetkili kamumakamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının durumu bildiğiniancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ileri sürmemişlerdir.Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği ve/veya birsalgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlarda derecemahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takip sorumluluğunun asılolarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.
108. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamıkaşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususunadeğinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporunagöre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağındayapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yıllarıarasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamıkeliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekteolan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozdayüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tekdoz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk dozkızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermişve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindekibu bilgi ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek dozolarak uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarlauyumlu olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket edenkamu makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağıdeğerlendirilmiştir.
109. Somut olayda son olarak idare mahkemesi önündekiyargılamanın etkili ve özenli bir şekilde yürütülmediği, ölüm olayındasorumluluğu olabilecek kişilerin devlet görevlileri olmaları nedeniyle adilyargılama yapılmadığı, bu sebeplerle davanın redddedildiğiyönündeki iddiaların incelenmesi gerekir. Görülmekte olan bir davadakidelilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olmaklabirlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derecemahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir incelemeyapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesitarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olay bu kapsamdaincelendiğinde çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlananbilirkişi raporundaki veriler doğrultusunda hüküm kuran Diyarbakır 1. İdareMahkemesinin ön yargılı ve taraflı bir şekilde hareket ettiğini ortaya koyanbir verinin somut olayda bulunmadığı, gerek ilk derecemahkemesi kararının gerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılanDanıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatinevarılmıştır.
110. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olaydadevletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerinegetiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsabaşvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.
111. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
B. Ayrımcılık Yasağınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
112. Başvurucular; SSPE nedeniyle ölen ya da hâlen komada olançocukların tamamının Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde yaşayan çocuklarolduğunu, bu durumun tesadüf olamayacağını, bölgeler arasında eğitim, sağlık,ekonomi yönünden ciddi farklılıkların bulunduğunu belirterek ayrımcılıkyasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
113. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlaleneden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüşidari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan öncetüketilmiş olması gerekir.”
114. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ikincil nitelikte bir kanun yolu olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
115. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarınınuyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortayaçıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerinebaşvurulmalıdır.
116. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucununtemel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konudasahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda busüreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olmasıgerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takipedilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, AnayasaMahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,16/4/2013, § 32).
117. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların ayrımcılığauğradıkları yönünde bir iddiayı derece mahkemeleri önünde ileri sürdüklerineilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Anılan ihlal iddialarının derecemahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin bireysel başvuruya konu yapıldığıanlaşılmıştır.
118. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin BAŞVURUCULAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,
D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.