TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
M.B. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2017/34312)
Karar Tarihi: 8/9/2020
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Hasan Tahsin GÖKCAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Burhan ÜSTÜN
Muammer TOPAL
Selahaddin MENTEŞ
Raportör
:
Volkan SEVTEKİN
Başvurucu
:
M.B.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tutuklu olarak farklı ceza infaz kurumunda bulunaneşlerin birbirleriyle yeterli şekilde iletişim kuramamaları nedeniyle ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/8/2017 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.
7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyandabulunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucu, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe teşebbüsü sonrasındaterör örgütüne [Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY)]üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçları kapsamındayürütülen soruşturma sürecinde Kocaeli 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016tarihli kararıyla tutuklanmış ve Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfazKurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) konulmuştur.
10. Başvurucunun eşi de Tokat Sulh Ceza Hâkimliğince 10/1/2017tarihinde FETÖ/PDY'ye üye olma suçlamasıyla tutuklanmış ve Tokat T Tipi KapalıCeza İnfaz Kurumuna konulmuştur.
11. Başvurucu, farklı ceza infaz kurumunda bulunan eşiyletelefon vasıtasıyla görüşme hakkından yararlandırılması talebiyle 27/1/2017tarihli dilekçe ile Ceza İnfaz Kurumuna başvurduğunu ancak tarafına yazılı bircevap verilmediğini belirterek ve telefon görüşme hakkına ilişkin olarakmevzuatta açık bir yasağın bulunmadığını vurgulayarak 10/2/2017 tarihindeKocaeli İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) şikâyet başvurusunda bulunmuştur.
12. İnfaz Hâkimliğinin 16/6/2017 tarihli kararıyla şikâyetinreddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde; hükümlü ve tutuklulara dışarıdantelefon açılmak suretiyle görüşme yaptırılabileceğine ilişkin olarak ilgilimevzuatta bir düzenleme bulunmadığı, tüm düzenlemelerin hükümlü ve tutuklunundışarıda bulunan kişileri araması üzerine yapıldığı vurgulanmıştır. Öte yandanceza infaz kurumlarındaki hükümlü ve tutukluların kullanımına tahsis edilenankesörlü telefonların dışarıdan gelen aramalara kapalı olduğu, bu nedenlefarklı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlü ve tutukluların telefonlagörüşme yapabilmeleri için buna dair düzenlemelerin tüm ülkedeki ceza infazkurumlarına yönelik yapılması gerektiği ifade edilerek şikâyetin yasaldayanağının olmadığı açıklanmıştır.
13. Başvurucunun anılan karara karşı yaptığı itiraz Kocaeli 2.Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) 28/7/2017 tarihli kararlarıylareddedilmiştir.
14. Nihai karar 3/8/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 23/8/2017 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
16. Anayasa Mahkemesi tarafından Ceza İnfaz Kurumuna 15/11/2019tarihinde yazılan müzekkere ile başvurucunun tutuklu kaldığı süre boyuncakendisi gibi tutuklu bulunan eşiyle telefon vasıtasıyla görüşüp görüşmediği,mektup yoluyla haberleşme sağlayıp sağlamadığı hususlarında eldeki bilgi vebelgelerin gönderilmesi talep edilmiştir. 18/11/2019 tarihli cevap yazısında;başvurucunun hükümözlü olarak Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğu, ilgili mevzuatuyarınca ve benzer bir talebe ilişkin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünün(Genel Müdürlük) 16/6/2017 tarihli görüş yazısı hakkında bilgilendirme yapılaraktutuklu kaldıkları dönemde başvurucu ile eşinin telefonla görüşme hakkındanyararlandırılmadıkları belirtilmiştir. Daha sonra Genel Müdürlüğün 27/9/2018tarihli görüş yazısı ile farklı ceza infaz kurumlarında kalmakta olan hükümlüve tutukluların telefonla görüştürülmeleri ile ilgili gerekli kolaylığınsağlanması ve güvenlik tedbirlerinin alınması hususlarında talimat verildiğiifade edilmiştir. Bu talimat üzerine Ceza İnfaz Kurumunda bulunan ankesörlütelefonun 10/10/2018 tarihinden sonra dışarıdan gelen aramalara açılmasınınsağlanmasının ardından hükümlü ve tutuklulara farklı bir kapalı ceza infazkurumunda bulunan eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisiile telefon görüşmesi yaptırılmasına başlandığı bildirilmiştir. Başvurucunun butarih sonrasında farklı ceza infaz kurumda bulunan eşi ile telefon görüşmesiyapma yönünde herhangi bir talebinin bulunmadığı vurgulanmıştır. Diğer yandanbaşvurucu ve eşinin tutuklu kaldıkları dönemde 16/1/2017 ve 18/10/2017tarihleri arasında mektup yoluyla iletişim kurdukları belirtilmiştir.
17. UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerden başvurucununeşinin 19/10/2017 tarihinde Tokat T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan tahliyeedildiği anlaşılmaktadır.
IV. İLGİLİ HUKUK
18. İlgili hukuk için bkz. HüseyinEkinci, B. No: 2016/38867, 3/7/2019, §§ 21-43.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
19. Mahkemenin 8/9/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Adli Yardım Talebi Yönünden
20. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödemegücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.
21. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alınarak geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
B. Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
22. Başvurucu, hukuki bir engel olmamasına rağmen kendisi gibitutuklu olan eşiyle telefonla haberleşme imkânından yararlanamadığınıbelirtmiştir. Farklı ceza infaz kurumları arasında yapılacak telefongörüşmelerinin güvenlik açısından sakınca doğurmayacağını ifade eden başvurucu,bu konuda gerekli alt yapı ve düzeni sağlamanın devletin yükümlülüğündeolduğunu bildirmiştir. Ayrıca başvurucu, itirazları karşılanmadan ve ilgilimevzuat uygun şekilde gerekçelendirilmeden hukuka aykırı şekilde talebininreddedildiğini belirterek etkili başvuru hakkı ve kişinin maddi ve manevivarlığını koruma hakkı ile özel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
23. Bakanlık görüşünde, Anayasa'nın 41. maddesi ve 20.maddesinin birinci fıkrası birlikte değerlendirildiğinde devletin hükümlü vetutukluların aileleri ile görüşmelerini sağlayacak tedbirleri alma yükümlülüğüaltında olduğu ancak idarenin anılan yükümlülüğü yerine getirirken ceza infazkurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal sonuçlarını gözetmesi gerektiği ve bubağlamda takdir marjının geniş olduğu vurgulanmıştır. Görüşte; Ceza veTevkifevleri Genel Müdürlüğünün 27/9/2018 tarihli görüş yazısı ile birbirleri ile telefonla görüşme hakkı olup farklıceza infaz kurumlarında kalmakta olan hükümlü ve tutukluların birbirleri iletelefonla görüştürülmeleri ile ilgili gerekli kolaylığın sağlanması ve güvenliktedbirlerinin alınması yönünde tüm ceza infaz kurumlarınınbilgilendirdiği belirtilmiştir. Bu tarihten itibaren kapalı ceza infazkurumunda bulunan hükümlü ve tutukluların farklı bir kapalı ceza infazkurumunda bulunan eşi, üçüncü dereceye kadar kan ve kayın hısımları ve vasisiile telefon görüşmesi yapmasında hukuken bir engel bulunmadığı açıklanmıştır.Bu kapsamda başvurucunun bulunduğu Ceza İnfaz Kurumunda gerekli tedbirleralınarak ankesörlü telefonun dışarıdan gelen aramalara açıldığı bildirilmiştir.Görüş yazısında; 27/9/2018 tarihinden itibaren başvurucunun eşi ile telefongörüşü yapma yönünde herhangi bir talebinin olmadığı, bu itibarla başvurucununözel hayat ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetibakımından mağdur sıfatının devam edip etmediğinin Anayasa Mahkemesi tarafındandeğerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
24. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında uygulamanınhatalı olduğunun Bakanlık tarafından dolaylı olarak ikrar edildiğinibildirmiştir. Diğer yandan 19/10/2017 tarihinde eşinin tahliye olduğunuvurgulayarak başvuruya konu uygulamanın sonlandırıldığı 27/9/2018 tarihindensonra eşiyle telefonla görüşme talebinin olmaması nedeniyle mağdur sıfatınındevam etmediği yönündeki Bakanlık görüşüne itibar edilemeyeceğini belirtmiştir.
2. Değerlendirme
25. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:
"Devletin temel amaç vegörevleri, … Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah,huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyalhukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığınıngelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."
26. Anayasa’nın başvurunun değerlendirilmesinde dikkate alınacak20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes, ... ailehayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. ... aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz."
27. Anayasa’nın 41. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
"Aile, Türk toplumununtemelidir ...
Devlet, ailenin huzur ve refahı ... içingerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar..."
28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun şikâyetinin özünün kendisi gibi tutuklu olan eşiyle telefonlagörüşme imkânından yararlanamamasınailişkin olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa Mahkemesi benzer bir başvuruyu ailehayatına saygı kapsamında incelemiştir (HüseyinEkinci, § 52). Somut başvuruda da bu karardan ayrılmayı gerektirecekbir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun eşiyle aile hayatınındevamını sağlayacak şekilde -asgari de olsa- iletişimini/temasını sürdürecekönlemlerin alınmaması yönündeki söz konusu iddianın aile hayatına saygıkapsamında değerlendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.
a. Kabul Edilebilirlik Yönünden
29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ailehayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
30. Aile hayatına saygı hakkı Anayasa’nın 20. maddesinin birincifıkrasında güvence altına alınmıştır. Madde gerekçesi de dikkate alındığındakamusal makamların özel hayata ve aile hayatına müdahale edememesi ile kişininferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi gereğineişaret edildiği görülmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesiçerçevesinde korunan aile hayatına saygı hakkının Anayasa’daki karşılığınıoluşturmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın 41. maddesinin -Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği- özellikle aile hayatına saygı hakkına ilişkin pozitifyükümlülüklerin değerlendirilmesi bağlamında dikkate alınması gerektiği açıktır(Murat Atılgan, B. No: 2013/9047,7/5/2015, § 22; Marcus Frank Cerny[GK], B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 36).
31. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutuklularınözel ve aile hayatının sınırlanması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumundatutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Öte yandan hükümlü vetutukluların özel ve aile hayatına saygı gösterilmesi hakkı, ceza infaz kurumuidaresinin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıyla temasını devamettirecek önlemleri almasını zorunlu kılmaktadır (Mehmet Zahit Şahin, B. No: 2013/4708, 20/4/2016, § 36).Bununla beraber bu yükümlülük yerine getirilirken ceza infaz kurumundatutulmanın doğal sonuçlarının gözetilmesi gerekmektedir.
32. Devletin hükümlü ve tutukluların ailesi ve yakınlarıylailetişimini devam ettirecek önlemleri alması pozitif yükümlülüklerinin birgereği olsa da -belirtildiği üzere- hukuka uygun bir tutulmadan kaynaklanankaçınılmaz sonuçlar nedeniyle aile hayatı kapsamındaki temasınsınırlandırılması doğaldır. Kamu düzeninin ve kurum güvenliğinin sağlanmasıyönündeki meşru amaç doğrultusunda ve makul bir gerekliliğin olması durumundagerekçeleri ilgili ve yeterli şekilde açıklanarak belirli bir süre boyunca sözkonusu pozitif yükümlülüğün karşılanmaması da olağan kabul edilebilir. Ancakaile hayatına saygı hakkının gereklerinin mümkün olan ilk fırsatta yerinegetirilmesi ve mahpusların ailesiyle olan temasının hızlı şekilde yenidensağlanması bir gerekliliktir (HüseyinEkinci, § 56).
33. Bu bağlamda tutuklu ya da hükümlünün yakın derecedeki ailebireyleriyle aile hayatını sürdürmesini sağlamaya yeterli olacak şekilde asgaridüzeyde bir iletişim ve temas kurması her durumda sağlanmalıdır. Böylesi biryükümlülüğün yerine getirilmesi ve tedbirler alınması, aile hayatına saygıhakkı kapsamında devletten beklenen asgari bir gerekliliktir. Birtakım teknikya da fiziki olanakların bulunmaması, tutuklu ya da hükümlünün ailesiyle asgarişekilde iletişim ve temas kuramamasına gerekçe olarak gösterilemez. Ziramahpusun ailesiyle iletişim kurması her durumda mutlaka yüz yüze görüştürülmesianlamına gelmemektedir (Hüseyin Ekinci,§ 57).
34. Önemli olan husus yakın aile bireylerinin birbirlerindenhaberdar olabilmeleri, aile hayatlarına ilişkin konuları konuşabilme imkânındanyoksun bırakılmamalarıdır. Elbette aile bireylerinin birbirleriyle temasetmesine ve aile ilişkilerinin sürdürülmesini sağlamaya elverişli kabul edilenuygun vasıtaların suç işlenmesinin önlenmesi ya da yasa dışı haberleşmeninönüne geçilmesi amacıyla ilgili idare tarafından denetlenmesi ve gerektiğindeizlenmesi de mümkündür. Kamusal makamların bu şekilde denetleme ve izlemeyetkileri olmasına rağmen haklı bir gerekçe olmaksızın tutuklu ya da hükümlününailesiyle asgari bir iletişim kurmasına imkân sağlamaması aile hayatına saygıhakkının ihlaline neden olabilir (HüseyinEkinci, § 59).
35. Vurgulandığı üzere tutuklu ya da hükümlünün ailesiyle asgaribir iletişim kurmasının sağlanması şeklindeki pozitif yükümlülük özellikle ailebireylerinin her ikisinin de mahpus olduğu ve aynı yerleşke içindetutulmadıkları durumlarda bu kişilerin mutlaka yüz yüze, yakın şekildegörüştürülmesini gerekli kılmaz. Belirtilen asgari iletişim, söz konusu ailebireylerinin belirli ve makul aralıkta -başta telefon olmak üzere- uygun vasıtalarlabirbirleriyle görüştürülmeleri yoluyla da sağlanabilir. Sadece mektup yoluylahaberleşme ise -istisnai durumlar hariç olmak üzere- aile bireylerininbirbirleriyle olan ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında korunan temasınsürdürülmesini sağlamaya uygun bir vasıta olarak kabul edilmemelidir. Ziramektup yoluyla haberleşme, tek başına aile ilişkilerinin sürdürülmesine olanaksağlayacak kapsamı ve hızı içeren bir vasıta olarak nitelendirilmeye elverişlideğildir (Hüseyin Ekinci, § 60).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
36. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı darbe teşebbüsüylekarşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmiş veolağanüstü hâl süreci üçer aylık sürelerle uzatılarak 18/7/2018 tarihine kadardevam etmiştir.
37. Somut olayda başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçlamasıyla20/7/2016 tarihinde tutuklanarak Ceza İnfaz Kurumuna konulmuştur. Başvurucununeşi de 10/1/2017 tarihinde aynı suçlama kapsamında tutuklanmış ve Tokat T TipiKapalı Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna konulmuştur.
38. Başvurucunun başka bir ceza infaz kurumunda tutuklu bulunaneşiyle telefonla görüşmesinin sağlanmaması üzerine İnfaz Hâkimliğine yaptığışikâyeti; ilgili mevzuatta bir düzenleme olmadığı ve bu konuda gerekli altyapının da bulunmadığı, buna yönelik düzenlemelerin yapılması gerektiğibelirtilerek şikâyetin yasal dayanağının olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.Başvurucunun itirazı da Ağır Ceza Mahkemesi tarafından İnfaz Hâkimliğikararının gerekçesi hukuka uygun bulunarak reddedilmiştir.
39. Genel ilkeler kısmında vurgulandığı üzere devletin hükümlüve tutukluların özellikle yakın derecedeki aile bireyleriyle temasını devamettirecek önlemleri alması yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır. Buyükümlülük, makul bir gerekliliğin olması durumunda, kamu düzeninin ve kurumgüvenliğinin sağlanması yönündeki meşru amaç doğrultusunda sınırlı bir süreiçin yerine getirilmeyebilir. Fakat devlet her durumda tutuklu ya da hükümlününailesiyle asgari bir iletişim kurmasını sağlamak zorundadır. Devlet, bu asgariiletişimin sağlanması konusundaki yükümlülüğünü gerektiğinde uygun vasıtalararacılığıyla da yerine getirebilir. Ayrıca suç işlenmesinin önlenmesi ya dayasa dışı haberleşmenin önüne geçilmesi amacıyla bu vasıtaların denetlenmesi veizlenmesi mümkündür (bkz. §§ 32-35).
40. Başvurucunun başka bir infaz kurumunda eşinin de tutukluolarak bulunduğu yaklaşık dokuz aylık süre zarfında eşiyle telefonla -mektuplahaberleşme dışında- görüşemediği anlaşılmaktadır. Devletin tutuklu olanbaşvurucunun eşiyle temasını devam ettirecek önlemleri alması yönünde pozitifyükümlülüğü bulunmakla birlikte başvurucunun eşinin de tutuklu olduğu dikkatealındığında söz konusu yükümlülüğün kapsamının somut olayın koşulları özelindedeğerlendirilmesi gerekecektir.
41. Devlet, somut olaydaki gibi farklı ceza infaz kurumlarındaolsa dahi mutlaka tutuklu eşler arasında asgari bir iletişimin kurulmasını vesürdürülmesini sağlamak zorundadır. Asgari iletişimin telefon gibi uygun birvasıtayla gerçekleştirilmesi ve mevzuatta öngörüldüğü üzere suç işlenmesininönlenmesi ya da yasa dışı haberleşmenin önüne geçilmesi amacıyla telefongörüşmelerinin idarece dinlenip kayıt altına alınması da mümkündür. Nitekim farklıceza infaz kurumunda tutulan eşlerin belirli aralıklarla ve gerekli tedbirleralınarak telefonla görüştürülmeleri konusunda kamusal makamlara yüklenenkülfetin katlanılması güç bir durum oluşturmadığı değerlendirmektedir. Buhususta başvurucunun dile getirdiği talebin idari ve yargısal mercilertarafından makul bir gereklilik ortayakoyulmadan karşılanmadığı ve aile hayatına saygı hakkının öngördüğüyükümlülüklerin dikkate alınmadığı görülmektedir.
42. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, tutuklu eşlerarasında aile hayatının sürdürülmesine imkân sağlayacak şekilde asgari düzeydeiletişim kurulmasına uygun bir vasıta olarak değerlendirilebilecek telefonlagörüşme hakkından başvurucunun yararlandırılmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumdaeşler arasında asgari bir iletişim kurulmasına imkân sağlayacak şekilde kamusalmakamlarca tedbir alınmadığı ve aile hayatına saygı hakkı kapsamındaki pozitifyükümlülüklerin gereğinin yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.
43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 20. maddesinde güvencealtına alınan aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralıfıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"(1) Esas incelemesonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine kararverilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkemekararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yenidenyargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılamayapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminatahükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlalkararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünsedosya üzerinden karar verir."
45. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminatödenmesi talebinde bulunmuştur.
46. Anayasa Mahkemesinin MehmetDoğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağıhususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]).Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerinegetirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamınageleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına daişaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri(2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).
47. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlaledildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâlegetirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun içinise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadankaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararlarıngiderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınmasıgerekmektedir (Mehmet Doğan, §§55, 57).
48. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemeninihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralıfıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeyegönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukukikurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılamasonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunuöngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlıolarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanınyenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılamasebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasalyükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararınedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarınıgidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet Doğan, §§ 58-59; AligülAlkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66-67).
49. Anayasa Mahkemesi, tutuklu eşler arasında aile hayatınınsürdürülmesine imkân sağlayacak şekilde iletişim kurulmasına uygun bir vasıtaolarak değerlendirilebilecek telefonla görüşme hakkından (yaklaşık dokuz ay)başvurucunun yararlandırılmaması nedeniyle aile hayatına saygı hakkı yönündendevletin pozitif yükümlülüklerinin yerine getirilmediği sonucuna ulaşmıştır.Dolayısıyla ihlalin idarenin işleminden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bununlabirlikte derece mahkemeleri de ihlali giderememiştir.
50. Başvurucunun eşinin bireysel başvuru sonrasında 19/10/2017tarihinde tahliye olduğu dikkate alındığında eşlerin tutukluluk koşullarındatelefonla görüştürülmemeleri nedeniyle tespit edilen ihlalin sonuçlarınınortadan kaldırılması bakımından ilgili yargı mercii tarafından yeniden kararalınmasında hukuki bir yarar bulunmamaktadır.
51. Somut olay bağlamında ihlalin tespit edilmesininbaşvurucunun uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağıdeğerlendirilerek yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya takdiren net 10.000 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
C. Aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
D. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan ailehayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
E. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine(16/6/2017 tarihli ve E.2017/1263, K.2017/3255 sayılı karar) GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.