TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
M.C. BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/15910)
Karar Tarihi: 7/2/2018
R.G. Tarih ve Sayı: 8/3/2018-30354
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
GİZLİLİK TALEBİ KABUL
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Recai AKYEL
Raportör Yrd.
:
Halil İbrahim DURSUN
Başvurucu
:
M.C.
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, sağlık personeli bulunmayan ambulansla yapılan nakilsırasında ölüm olayının meydana gelmesi üzerine başlatılan ceza soruşturmasınınetkili bir şekilde yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 25/9/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edilen ve Ulusal Yargı AğıBilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesindeolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 5/5/2007 tarihinde yaşamını yitiren 1975 doğumlu Ö.N.nin kardeşidir.
A. Başvurucunun Kardeşi Ö.N.ninHastalanması Üzerine Yaşanan Süreç
9. Altı aylıkken geçirdiği menenjit hastalığı sonrasındabedensel ve zihinsel engelli hâle gelen başvurucunun kardeşi Ö.N., karın ağrısışikâyeti ile 5/5/2007 tarihinde Kelkit Devlet HastanasiAcil Polikliniğine götürülmüştür. Burada belli bir süre müşahadeodasında tutulan hasta daha sonra akut batıntanısıyla Gümüşhane Devlet Hastanesine sevk edilmiştir. KelkitDevlet Hastanesinden Gümüşhane Devlet Hastanesine gerçekleştirilen sevk işlemi,içinde sağlık memuru bulunan bir ambulansla yapılmıştır.
10. Hasta, aynı gün Gümüşhane Devlet Hastanesi AcilPolikliniğine götürülmüştür. Gümüşhane Devlet Hastanesi kayıtlarına göre5/5/2007 tarihinde nöbetçi uzman, Dr. S.S.; nöbetçi pratisyen ise Dr. S.Ş.dir.
11. Hasta, Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde Dr.S.Ş. tarafından muayene edilmiştir. Muayene sonucunda hasta, o sırada Hastanedebulunan Genel Cerrahi Uzmanı Dr. B.A.Ö.ye yönlendirilmiştir.
12. Kendisine yönlendirilen hastayı muayene eden Genel CerrahiUzmanı Dr. B.A.Ö., muayene sonucunda hastanın Trabzon Numune Eğitim veAraştırma Hastanesine sevk edilmesine karar vermiştir. Bunun üzerine hasta,içinde hiçbir sağlık personeli bulunmayan, Şoför Z.A. kontrolündeki ambulansile Gümüşhane Devlet Hastanesinden ayrılmıştır. Hasta, sevk edildiği TrabzonNumune Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldüğü sırada yolda fenalaşmış vehayatını kaybetmiştir.
B. Ceza SoruşturmasıSüreci
13. Başvurucu, Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına muhteliftarihlerde sunduğu dilekçelerle Gümüşhane Devlet Hastanesinde yapılanişlemlerden yakınarak kardeşinin yaşamını yitirmesine neden olan olaydasorumluluğu bulunan kişilerin cezalandırılması talebinde bulunmuştur.Başvurucu, dilekçelerinde özellikle Gümüşhane Devlet Hastanesinden TrabzonNumune Eğitim ve Araştırma Hastanesine yapılan sevk sırasında ambulansta sağlıkpersoneli bulunmamasına vurgu yaparak yolda solunum yetmezliği krizine girenkardeşine hiçbir müdahalede bulunulmadığını ifade etmiştir.
14. Olayla ilgili olarak başlatılan soruşturma kapsamında6/5/2007 tarihinde ölü muayene işlemi gerçekleştirilmiştir. Ölü haricimuayenesine katılan doktor bilirkişi tarafından kesin ölüm sebebinin tespitedilemediğinin belirtilmesi üzerine klasik otopsi yapılmasına kararverilmiştir. Aynı gün gerçekleştirilen klasik otopsi işlemi sonucundahazırlanan 25/5/2007 tarihli otopsi raporunun sonuç kısmının ilgili bölümüşöyledir:
"(...)
Kişinin ölümünün bağırsaklarda aşırı gaz vegaita birikimi nedeniyle ortaya çıkmış olması muhtemel kendisinde mevcut kalpve akciğer yetmezliği sonucu meydana gelmiş olduğunu bildirir tıbbi kanaatraporudur."
15. Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, yaşanan olayla ilgiliolarak Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan bilirkişi raporu almıştır. AdliTıp Kurumundan alınan 9/5/2008 tarihli raporda, Gümüşhane Devlet Hastanesi AcilPolikliniğinde görev yapan Dr. S.Ş.nin hastayımuayene ederek genel cerrahi uzmanından konsültasyon istemesinin tıpkurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca, kendisindenkonsültasyon istenen Genel Cerrahi Uzmanı Dr. B.A.Ö.nünileri tetkik ve tedavi için hastayı başka bir hastaneye sevk etmesinin de tıpkurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir. Bununla birlikte raporda; hastanınsağlık personeli eşliğinde sevkinin yapılması gerekmesine rağmen bunun yapılmadığı,sevk kararının hastane nöbetçi şefinin yetkisinde olduğu, 5/5/2007 tarihindenöbetçi uzman hekimin Dr. S.S. olduğu, bu hususun Savcılıkçadeğerlendirilmesinin uygun olacağı yönünde değerlendirmeler yapılmıştır.
16. Bunun üzerine Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığı, GümüşhaneDevlet Hastanesinden Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinegerçekleştirilen sevk sırasında Dr. B.A.Ö.nünambulans içinde sağlık personeli görevlendirmesi gerekirken bunu yapmayarakgörevini ihmal suretiyle ölüme neden olduğu iddiasıyla 31/12/2008 tarihinde adıgeçen doktor hakkında Gümüşhane Valiliğinden 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılıMemurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’un 4. maddesiuyarınca soruşturma izni istemiştir. Bunun üzerine başlatılan ön incelemeneticesinde Dr. B.A.Ö. hakkında soruşturma izni verilmesine karar verilmiştir.
17. Bu kararın kesinleşmesi üzerine Gümüşhane CumhuriyetBaşsavcılığının 26/5/2009 tarihli iddianamesiyle Dr. B.A.Ö. hakkında göreviihmal suretiyle ölüme neden olma suçundan kamu davası açılmıştır. Ö.N.nin Gümüşhane Devlet Hastanesi Acil Polikliniğinde ilkmuayenesini yapan Dr. S.Ş. hakkında ise aynı tarihte ek kovuşturmaya yerolmadığına karar verilmiştir.
18. Dr. B.A.Ö. hakkında açılan davada katılan sıfatıyla yer alanbaşvurucunun 21/1/2010 tarihinde Mahkeme huzurunda ifadesi alınmıştır.Başvurucu ifadesinde özetle önceki beyanlarında kardeşinin ölümü ileneticelenen olayda sorumlu kim ise onun cezalandırılmasını talep etmiş ise desonrasında esas sorumlunun sevk kararı vermesine rağmen kardeşine refakat içinambulansta herhangi bir sağlık memuru görevlendirmeyen Dr. B.A.Ö. olduğununortaya çıktığını, ambulansta sağlık görevlisi bulunmamasının kardeşinin ölümüneyol açtığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca dosyanın Yüksek Sağlık Şûrasınagönderilmesi ve oradan alınacak rapor doğrultusunda karar verilmesi talebindebulunmuştur.
19. Dr. B.A.Ö. savunmasında özetle hastanın karın şişliği vesertliği şikâyetiyle Kelkit Devlet Hastanesinden Gümüşhane Devlet HastanesiAcil Polikliniğine getirildiğini, ildeki tek genel cerrahi uzmanı olmasınedeniyle hastayı kendisinin muayene ettiğini, gerekli tahlil, röntgen vetetkikleri yaptırdıktan sonra hastayı Trabzon Numune Eğitim ve AraştırmaHastanesine sevk ettiğini, yapılan işlemlerin tıbbi açıdan doğru olduğunu,nitekim bu hususun Adli Tıp Kurumu raporunda da ifade edildiğini belirtmiştir.Dr. B.A.Ö. savunmasında ayrıca ambulansta sağlık personeli bulundurulmamasınedeniyle vuku bulan ölüm olayından sorumlu tutularak hakkında dava açıldığını,doktorun görevinin gerekli tıbbi müdahaleyi yapmak ve gerekiyorsa hastayı sevketmek olduğunu, ilgili mevzuatın hastayı sevk eden doktora ambulansın sevk veidaresinde herhangi bir sorumluluk yüklemediğini, kendisinin herhangi bir idarigörevinin bulunmadığını ifade etmiştir.
20. Tanık sıfatıyla ifadesi alınan ambulans şoförü ise özetleolay günü hastayı Trabzon'a ambulans şoförü olarak kendisinin götürdüğünü,ambulansta doktor ve sağlık görevlisinin bulunmadığını, ambulansta sadece hastave yakınlarının olduğunu, hastanın dikkat çekecek kadar ağır bir hastaolduğunu, ambulans şoför defterini Uzman Dr. B.A.Ö.ye imzalatırken sağlıkmemuru gelip gelmeyeceğini sorduğunu ancak Dr. B.A.Ö.nün "Gerek yok." dediğini ifadeetmiştir.
21. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi; Dr. B.A.Ö.nüneylemleri ile başvurucunun kardeşi Ö.N.nin ölümüarasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı, ayrıca ambulansta sağlıkgörevlisi bulundurulup bulundurulmayacağı noktasında kimin takdir hakkına sahipolduğu hususlarının tespiti ile ilgili olarak Yüksek Sağlık Şûrasından raporistemiştir.
22. Yüksek Sağlık Şûrasının 24-25/2/2011 tarihli raporunda, Dr. B.A.Ö.nün hastayı ileri tetkik ve tedavi için TrabzonNumune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etmesinin tıp kurallarına uygunolduğu belirtilmiştir. Raporda hastanın sağlık personeli refakatinde sevkedilmesi gerektiği, sevk kararının ise hastane nöbetçi şefinin yetkisindeolduğu ifade edilmiştir. Raporda ayrıca klasik otopsi sonucu yapılan işlemleregöre kesin ölüm sebebi belli olmadığından hasta naklindeki kusur ile ölümarasında illiyet bağı kurulamayacağı yönünde görüş bildirilmiştir.
23. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi, gerek taraflarınbeyanlarını gerekse hasta hakkındaki tıbbi belgeler ile raporları dikkate alarakDr. B.A.Ö.nün beraatinekarar vermiştir. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2011 tarihlikararının ilgili kısmı şöyledir:
"Dosya içerisindeki bütün bilgi vebelgeler bir arada değerlendirildiğinde, olay zamanı maktül [ölen] Ö.N.nin karnındaki şişmesebebi ile Kelkit Devlet Hastanesine kaldırıldığı, ilk müdahalesininyapılmasını müteakip ambulansla sağlık ekibi eşliğinde Gümüşhane DevletHastanesine sevk edildiği, Devlet Hastanesinde ilk tedavinin doktor S.Ş.tarafından yapıldığı, daha sonra sanık olan icapçı uzman hekim tarafındanmuayene edildiği ve tedavi maksatlı Trabzon'a sevkinin sağlandığı, araçiçerisine sağlık memuru görevlendirilmediği, maktulün Trabzon'a götürüldüğüsırada öldüğü sabit olsa da, ölüm ile ambulans içerisinde sağlık memurugörevlendirilmesinin yapılmaması arasında illiyet bağı kurulamadığına dair şuraraporu da dikkate alındığında, sanığın üzerine atılı suçu işlemekte taksirinbulunmadığı kanaatine varılmıştır. Kaldı ki, Ambulanslar ve Acil SağlıkAraçları ile Ambulans Hizmetleri Yönetmeliğinin 7. maddesinin b fıkrasında'hasta nakil ambulanslarında en az bir sağlık personeli olmak üzere ikipersoneli görev yapar, hastanın nakli sırasında en az bir sağlık personelihasta kabininde bulunur, gerekiyorsa bir de şoför eklenir' ibaresininbulunduğu, söz konusu hükümün emredici mahiyetteolduğu, bu nedenle hastanın sevki sırasında sağlık memurunun hasta kabinindebulunmasının zorunlu olduğu, bunun doktorun ya da hastane yönetiminintaktirinde bulunmadığı, sevk kararının da hastane nöbetçi şefinin yetkisindebulunduğu anlaşılmıştır. Her ne kadar Gümüşhane Devlet Hastanesinin 23/11/2009tarihli yazılarında belirtildiği gibi personel görevlendirmenin hastanınsevkinin yapan uzman hekimin görüşü doğrultusunda acil sorumlu doktoru tarafındanyapıldığı bildirilse de, hastane uygulamasının mevzuatla çeliştiği, bu nedenlesöz konusu görevlendirmenin sanığın görevine girmediği dikkate alınarak beraati yönünde aşağıdaki hüküm kurulmuştur."
24. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi aynı kararda ayrıca Hastaneyönetiminin ve olay günü nöbetçi olan uzman doktorun eyleminin görevi ihmalsuçunu oluşturma ihtimalinin değerlendirilmesi için Gümüşhane CumhuriyetBaşsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.
25. Dr. B.A.Ö. hakkında kurulan hüküm, Yargıtay 12. CezaDairesinin 8/4/2014 tarihli ilamı ile onanmıştır.
26. Başvurucu, anılan kararı 16/9/2014 tarihinde öğrendiktensonra 25/9/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
C. Bireysel BaşvuruYapılmasından Sonraki Süreç
27. Somut olayda, Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesince suçduyurusunda bulunulması sonrasında olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktorolan Dr. S.S. hakkında Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığının 25/8/2015 tarihliiddianamesiyle kamu davası açılmıştır.
28. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi 24/5/2016 tarihli kararıylaDr. S.S.nin 10 ay hapis cezası ile tecziye edilmesineve bu cezanın ertelenmesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:
"Tüm dosya kapsamı birliktedeğerlendirildiğinde; sanığın olay tarihinde nöbetçi uzman hekim olarak görevyaptığı, olay tarihinde maktülün [ölenin] Kelkit Devlet hastanesinden Gümüşhane devlethastanesine sevk edildiği, buradan da ilk müdahalenin ardından, 7 Aralık 2006tarihli ve 26369 sayılı Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile AmbulansHizmetleri yönetmeliği 7. maddesi b fıkrasında 'Hasta nakil ambulanslarında enaz biri sağlık personeli olmak üzere iki personel görev yapar. Hasta naklisırasında en az bir sağlık personeli hasta kabininde bulunur, gerekiyorsa ekibeşoför eklenir.' hükmüne aykırı olarak ambulansla herhangi bir sağlık personeligörevlendirmeden Trabzon'a sevk edildiği, sevk sırasında maktulün vefat ettiği,sevk kararının hastane nöbetçi şefinin yetkisinde olduğu, Adli Tıp Kurumu 3.Adli Tıp İhtisas Kurulunun 09 Mayıs 2008 tarih 3346 Karar sayılı raporunda;sanığın sevk esnasında sağlık personeli bulundurmaması nedeni ile kusurluolduğunun belirtildiği, sanığın yönetmelik kurallarına aykırı olarak ambulanslahastayı sevk etmek suretiyle ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmakla, sanığınüzerine atılı ihmal suretiyle görevi kötüye kullanmak suçunu işlediği sabitgörülmüş, sanığın eylemine uyan ve sanığın lehine olan 08.12.2010 tarihve 6086 sayılı kanun 1.maddesi ile değişik TCK 257/2maddesi gereğince, meydan gelen neticenin ölümle sonuçlanması dikkate alınaraküst sınırdan, hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş aşağıdakişekilde hüküm kurulmuştur.
Sanığın hükmün açıklanmasının geribırakılmasını kabul etmemesi nedeni ile hakkında Hükmün Açıklanmasının GeriBırakılmasına karar verilmemiştir.
Yine meydana gelen neticenin ölümlesonuçlanması dikkate alınarak sanık hakkında verilen kısa süreli hapis cezasıseçenek yaptırımlara çevrilmemiştir.
Sanığın adli sicil geçmişi dikkatealındığında, sanığın hüküm olunan hürriyet bağlayıcı cezası bir daha suçişlemeyeceği yönünde mahkememizce oluşan kanaatle ve TCK 51/1 maddesi gereğinceertelenmiş, sanığın TCK 51/3-5 maddesi gereğince kendisine rehberlik edecek biruzman kişi görevlendirilmeksizin takdiren, bir yılsüre ile denetim altında bulundurulmasına karar verilerek aşağıdaki şekildehüküm kurulmuştur."
29. Bu karar, Dr. S.S. tarafından temyiz edilmiştir. UYAPkayıtlarında temyiz talebinin sonuca bağlandığına dair bir bilgi ve belgebulunmamaktadır. Başvurucu da bu konuda Anayasa Mahkemesine herhangi bir bilgive belge sunmamıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
30. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri TemelKanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasınına, c, g ve ibentleri şöyledir:
“Sağlık hizmetleriyle ilgili temel esaslarşunlardır:
a) Sağlık kurum ve kuruluşları yurt sathındaeşit, kaliteli ve verimli hizmet sunacak şekilde Sağlık ve Sosyal YardımBakanlığınca, diğer ilgili bakanlıkların da görüşü alınarak planlanır, koordineedilir, mali yönden desteklenir ve geliştirilir.
c) Bütün sağlık kurum ve kuruluşları ilesağlık personelinin ülke sathında dengeli dağılımı ve yaygınlaştırılmasıesastır. Sağlık kurum ve kuruluşlarının kurulması ve işletilmesi bu esasiçerisinde Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığınca düzenlenir. Bu düzenleme ilgiliBakanlığın görüşü alınarak yapılır. Gerek görüldüğünde özel sağlıkkuruluşlarının her türlü ücret tarifeleri Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığıncaonaylanır. Kamu kurum ve kuruluşlarına ait sağlık kuruluşları veya sağlıkişletmelerinde verilen her türlü hizmetin fiyatları Sağlık ve Sosyal YardımBakanlığınca tespit ve ilan edilir.
g) Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı; sağlıkve yardımcı sağlık personelinin yurt düzeyinde dengeli dağılımını sağlamaküzere istihdam planlaması yapar, ülke ihtiyacına uygun nitelikli sağlıkpersoneli yetiştirilmesi amacıyla hizmet öncesi ya da kamu kuruluşlarındamesleklerini icra eden sağlık ve yardımcı sağlık personeline hizmetiçi eğitim yaptırır. Bunu sağlamak amacıylaüniversitelerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile kamu kurum vekuruluşlarının imkanlarından da yararlanır. Hizmetiçieğitim programını ne şekilde ve hangi sürelerle yapılacağı Sağlık ve SosyalYardım Bakanlığınca çıkartılacak yönetmelikte tespit edilir.
i)Sağlık hizmetlerinin yurt çapında istenilen seviyeye ulaştırılması amacıyla;bakanlıklar seviyesinden en uçtaki hizmet birimine kadar kamu ve özel sağlıkkuruluşları ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları arasındakoordinasyon ve işbirliği yapılır. Sağlık kurum ve kuruluşları coğrafik vefonksiyonel hizmet alanları,verecekleri hizmetler,yönetim, hizmet ilişki ve bağlantıları gibi konularda tespit edilen esaslarauymak ve verilen görevleri yapmakla yükümlüdürler. Çağdaş tıbbi bilgi veteknolojinin ülkeye getirilmesi ve teşviki sağlanır.”
31. 7/12/2006 tarihli ve 26369 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanarak yürürlüğe giren Ambulanslar ve Acil Sağlık Araçları ile AmbulansHizmetleri Yönetmeliği'nin olay tarihindeki şekliyle "Ambulans ve acil sağlık aracı personeli" kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
"(1) Kara ambulanslarından;
a) Acilyardım ambulanslarında en az bir hekim ve/veya ambulans ve acil bakım teknikerive bir sağlık personeli olmak üzere en az üç personel görev yapar, gerekiyorsaekibe şoför eklenir. Hekim bulundurulmayan ambulanslarda hasta kabininde nakilesnasında hastaya müdahale etmek üzere görev yapan personelden en az biriambulans ve acil bakım teknikeri olmak zorundadır.
b)Hasta nakil ambulanslarında en az biri sağlık personeli olmak üzere ikipersonel görev yapar. Hasta nakli sırasında en az bir sağlık personeli hastakabininde bulunur, gerekiyorsa ekibe şoför eklenir.
c) Özeldonanımlı ambulanslarda, en az bir hekim ve/veya ambulans ve acil bakımteknikeri olmak üzere en az üç personel görev yapar, gerekiyorsa ekibe şoföreklenir. Yoğun bakım ambulanslarında çalışacak hekim ve sağlık personeli;Bakanlıkça onaylanmış erişkin ileri yaşam desteği ve travma resüsitasyonkurslarını, yenidoğan ambulanslarında çalışacak hekimve sağlık personeli ise Bakanlıkça onaylanmış çocuklarda ileri yaşam desteğikursunu başarı ile tamamlamış ve sertifika almış olmak zorundadır.
(2)Hava ve deniz ambulanslarında en az bir hekim ve bir sağlık personeli veya ikisağlık personeli ile hava/deniz ambulansını kullanma ehliyetine sahip personelgörev yapar.
(3)Acil sağlık araçlarının personeli, aracın kullanım amacına ve kapasitesineuygun olmalıdır. Hekim, sağlık personeli ve şoför yanında aracın görev alanı veiçinde bulunan ekipmanları kullanabilecek teknik personelbulundurulabilir."
B. Uluslararası Hukuk
32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkesin yaşam hakkı yasaylakorunur(...)"
33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkınındevlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlethastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına almazorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,27/1/2015, § 67).
34. Bununla birlikte sağlık personeli yönünden yüksek meslekistandartların sağlanması ve hastaların yaşamının korunması için gerekliönlemlerin alınması hâlinde belli bir hastanın tedavisi kapsamında yapılandeğerlendirme hatası ya da yaşanan koordinasyon eksikliği gibi sorunların,yaşam hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülüklerin yerine getirilmediğisonucuna ulaşılması için tek başına yeterli olduğu kabul edilemez (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,B. No: 13423/09, 8/4/2015, § 80).
35. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -isterözel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğualtında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiğitakdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkântanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye, §81).
36. AİHM, Sözleşme'nin üçüncü kişilere karşı ceza soruşturmalarıaçma hakkını güvence altına almadığını ancak yaşam hakkının gerektirdiği etkilibir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülüğün bazı durumlarda cezahukuku yollarını gerektirebileceğini birçok defa ifade etmiştir (Calvelli ve Ciglio/İtalya[BD], B. No: 32967/96, 17/1/2002, § 51; AsiyeGenç/Türkiye,§ 72).
37. AİHM; devlet görevlilerine ya da organlarına atfedilebilirkusurun değerlendirme hatasının veya ihmalinin ötesine geçtiği durumlarda,insanların yaşamını veya vücut bütünlüğünü tehlikeye atan kişiler aleyhinehiçbir suçlamada bulunulmamasının ya da bu kişilerin yargılanmamasınınSözleşme'nin 2. maddesinin ihlaline neden olabileceğini kabul etmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,30/11/2004, § 93). Bu yaklaşım, Sözleşmeci bir devlet makamının vatandaşlarıntümüne sağlamakla yükümlü olduğu tıbbi bakımı vermeyi reddederek bir kimseninhayatını tehlikeye atması veya tehlikeye attığının kanıtlanması hâlinde kamusağlığı alanında da geçerlidir (AsiyeGenç/Türkiye,§ 73).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
38. Mahkemenin 7/2/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuruincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
39. Başvurucu; Gümüşhane Devlet Hastanesinden Trabzon NumuneEğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen kardeşinin yanına ilgili mevzuatuyarınca en az bir sağlık memuru verilmesi gerekirken bunun yapılmaması sonucukardeşinin ölümüne neden olunması üzerine ilgili kişiler hakkında başlatılanceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmediğini, suçun gerçektavsifinin yapılmaması nedeniyle Dr. B.A.Ö. hakkında görevi ihmal suçu yerinetaksirle ölüme neden olma suçu yönünden dava açıldığını, olay günü sevk kararıverme yetkisi kendisinde olan Dr. S.S. hakkında da etraflı ve etkin birsoruşturma yürütülmediğini, bu durumun Sözleşme'nin 6. ve 13. maddelerindetanımlanan haklarını ihlal ettiğini, nitekim AİHM kararlarında da etraflı veetkin bir soruşturma yapılmamasının hak ihlali olarak kabul edildiğini ilerisürmüştür. Başvurucu ayrıca, kardeşinin ölümü üzerine başlayan cezasoruşturmasının yaklaşık yedi yıl sürdüğünü, yargılamanın makul süredebitirilmediğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu temel olarak yetkili makamlarınihmali nedeniyle kardeşi Ö.N.nin yaşamınıyitirmesinden ve bu olay hakkında etkili bir ceza soruşturmasıyürütülmemesinden şikâyet etmektedir. Bu nedenle başvurucunun iddialarınınAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama hakkı kapsamında olduğudeğerlendirilmiştir.
41. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığınıkoruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”
42. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Devletin temel amaç ve görevleri, (...)kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriylebağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engellerikaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartlarıhazırlamaya çalışmaktır.”
43. Somut olayın koşulları değerlendirildiğinde mevcut başvuru,tıbbi müdahale sırasında bir doktor ya da başka bir sağlık personeli tarafındanyapılan bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis nedeniyleyaşam hakkının ihlal edildiği iddiası ile ilgili olmayıp durumunun ciddiyetiyetkili makamlarca bilinen yahut bilinmesi gereken bir hastanın yaşamınınkorunması için gerekli önlemlerin alınmaması ve sorumlu kişi/kişiler hakkındaetkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedenleriyle yaşam hakkının ihlaledildiği iddiası ile ilgilidir. Başka bir anlatımla başvuru konusu olayınmerkezinde, tıbbi müdahale esnasında yapılan bir hatadan yahut hastalıkhakkında konulan yanlış bir teşhisten ziyade durumunun ciddiyeti yetkilimakamlarca bilinen yahut bilinmesi gereken bir hastanın yaşamının korunmasıiçin gerekli olan önlemlerin alınması noktasında yetkili makamların duyarsızkalması hususu bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesinin hukuk mahkemelerinde tazminatdavası ya da idare mahkemelerinde tam yargı davası açılmadığı gerekçesiylebaşvuru yollarının tüketilmemiş olduğu sonucuna ulaştığı tıbbi hataya ilişkinbaşvuruların temelinde, genel olarak tıbbi müdahale anında yapıldığı iddiaedilen bir hata yahut hastalık hakkında konulan yanlış bir teşhis bulunmasınarağmen(Nail Artuç,B. No: 2013/2839, 3/4/2014; Saadet Ergün vediğerleri, B. No: 2013/4194, 14/10/2015) mevcut başvuruda böyle birdurum bulunmamaktadır. Başvuru konusu olay bu yönüyle Anayasa Mahkemesininkabul edilemezlik kararı verdiği tıbbi hataya ilişkin diğer başvurulardanfarklılık göstermektedir. Bu sebeple başvuru konusu olayın klasik bir tıbbideğerlendirme hatası ile ilgili olmadığı değerlendirilmiş ve somut olayda cezasoruşturması sürecinin incelenmesinin gerekli olduğu kanaatine varılmıştır.Çünkü bu tarz olayların koşullarının tam olarak açıklığa kavuşturulmamasıve/veya bu tarz olaylarda insanların yaşamını veya vücut bütünlüğünü tehlikeyeatan kişiler aleyhine bazı durumlarda hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bukişilerin yargılanmaması Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir.
44. Bununla birlikte ceza soruşturmasının Anayasa Mahkemesincekapsamlı bir şekilde incelenmesi neticesinde bu tarz olaylarda dahi somutolayın koşullarına göre -olayın ağır kişisel kusur ya da kasıttan ziyadeidarenin işleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindeki nesnel niteliklibir aksaklıktan kaynaklanması gibi durumlarda- tazminat yolunun yeterliolabileceği ve bu yolun ölen kişinin yakınlarının mağduriyetini ortadankaldırabileceği sonucuna ulaşılabilmesinin mümkün olduğu belirtilmelidir.
45. Somut olayda başvurucu, olay hakkında etkili bir soruşturmayürütülmediği iddiasının yanı sıra sağlık personeli bulunmayan ambulanslayapılan nakil sırasında ölüm olayının meydana gelmesi nedeniyle yaşamı korumayailişkin pozitif yükümlülüğün ihlal edildiğini de ileri sürmektedir. Ancakyukarıda "Olaylar ve Olgular" bölümünde ifade edildiği üzere olayhakkında açılan kamu davalarından bir tanesi devam etmekte olup bu davada,olayın gerçekleşme koşulları ile bu koşullara göre ölümde bir sorumluluğunbulunup bulunmadığı araştırılmaktadır. Başka bir ifadeyle başvurucununkardeşinin ölümüyle neticelenen olayın yetkili makamların ağır kişisel kusuruya da kasti davranışları nedeniyle mi yoksa personel yetersizliği gibi kusurluidari işleyiş nedeniyle mi gerçekleştiği sorusu bu konuda bir incelemeyapılabilmesine olanak verecek ölçüde cevaplandırılabilmiş değildir. Bu nedenleolayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarak belirlenmediğinden AnayasaMahkemesinin söz konusu iddiayı bu aşamada değerlendirebilmesi mümkün değildir.
46. Bu nedenle inceleme, doğal olmayan ölüm olayını devletinetkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında; diğer bir ifadeyle yaşam hakkınınusul boyutuyla sınırlı olarak yapılmıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşamhakkının usul boyutunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Genel İlkeler
48. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitifve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğluve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50).
49. Pozitif yükümlülüklerin korumaya ilişkin maddi yönünün yanısıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır. Bu yükümlülük, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi gerektirir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).
50. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün yaşam hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırımgerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti gerekmektedir. Kasten ya dasaldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkindavalarda Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül saldırı durumundasorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek niteliktecezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda,yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ile davalar sonucunda sadece tazminatödenmesi yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmakiçin yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 55).
51. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkindavalar açısından farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre yaşamhakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise"etkili bir yargısal sistem kurma"yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davasıaçılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgilihukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 59).
52. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölümolaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakemehatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçlarınfarkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkilerigöz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmekiçin gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendiinisiyatifleriyle hangi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanlarınhayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine etkili bir cezasoruşturması yürütülmemesi, hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 59-62).
53. Aynı durum yetkili kişi ve kurumların mesleki ödevlerinihiçe sayarak sağlık kuruluşlarına başvuran hastanın hayatına veya vücutbütünlüğüne zarar vermeleri hâlinde sağlık alanında yürütülen faaliyetlerde degeçerlidir (Kenan Sayın, B. No:2013/5376, 14/10/2015, § 47).
54. Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmalarınınamacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekildeuygulanmasını ve sorumluların ölüm olayına ilişkin hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 56).
55. Soruşturma yükümlülüğünün sonuç yükümlülüğü değil uygunaraçların kullanılması yükümlülüğü olması, her soruşturmada mağdurlarınolaylarla ilgili beyanlarıyla bağdaşan bir sonuca varılması gerektiği anlamınagelmemektedir. Ancak soruşturma kural olarak olayın gerçekleştiği koşullarınbelirlenmesini ve iddiaların doğru olduğunun kanıtlanması hâlinde sorumlularıntespit edilerek cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmalıdır (Doğan Demirhan, B. No: 2013/3908,6/1/2016, § 66).
56. Bu bağlamda ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek ölüm olayını aydınlatabilecek vesorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılmasıimkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişmeriski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 57).
57. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilentüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmasıgerekmektedir(Doğan Demirhan, §70).
58. Yaşam hakkına ilişkin soruşturmanın etkili olabilmesi içinsoruşturmanın makul bir sürat ve özenle yürütülmesi de gerekmektedir. Elbetteki bazı özel durumlarda soruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engelolan unsurlar ya da güçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve devamındayapılan kovuşturmada yetkililerin süratli hareket etmeleri, yaşanan olaylarındaha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüneolan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere hoşgörü gösterildiği yada kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik biröneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96).
59. Soruşturmanın makul bir özen ve süratle yapılıpyapılmadığına ilişkin tespit başvuruya konu olayın kendi koşullarına,soruşturmadaki şüpheli veya sanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayınkarmaşıklık derecesine ve soruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya dagüçlüklerin bulunup bulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:2013/4668, 16/9/2015, § 91).
60. Öte yandan soruşturmanın ilerlemesine engel olan güçlüklerinbulunduğu bir durumda dahi yetkililerin süratle -mümkün olduğu ölçüde- hareketederek olayı aydınlatabilmeleri, hukukun üstünlüğüne olan inancın korunmasıaçısından kritik bir öneme sahiptir (DenizYazıcı, § 96).
b. İlkelerin OlayaUygulanması
61. Somut olayda başvurucu, Gümüşhane Devlet HastanesindenTrabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edilen kardeşinin yanınailgili mevzuat uyarınca en az bir sağlık personeli verilmesi gerekirken bununyapılmaması sonucu kardeşinin ölümüne neden olunması üzerine ilgili kişilerhakkında başlatılan ceza soruşturmasının etkili bir şekilde yürütülmemesindenyakınmıştır. Başka bir anlatımla başvurucu, sevk kararının tıbben doğru olupolmadığını başvuru konusu yapmamıştır. Kaldı ki derece mahkemelerince alınanbilirkişi raporlarında hastanın daha ileri tetkik ve tedavi için GümüşhaneDevlet Hastanesinden Trabzon Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkedilmesinin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 15, 22).
62. Bu durumda başvuru konusu olayda anayasal yönden incelenmesigereken temel mesele, başvurucunun kardeşinin sağlık personeli bulunmayanambulansla yapılan nakil sırasında ölmesinde sorumluluğu bulunan kişi ya dakişiler hakkında etkili bir soruşturma yürütülüp yürütülmediği ve bu soruşturmaneticesinde olayın ağır kişisel kusur ya da kasıttan mı yoksa idareninişleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindeki nesnel nitelikli biraksaklıktan mı kaynaklandığının açıklığa kavuşturulup kavuşturulmadığıdır.
63. Somut olayda başvurucu, kardeşinin ölümünde kusurununbulunduğunu iddia ettiği Dr. B.A.Ö. hakkında verilen beraat kararından sonrabireysel başvuruda bulunmuştur. Dr. B.A.Ö. hakkındaki ceza soruşturması vekovuşturması incelendiğinde Gümüşhane Devlet Hastanesinden Trabzon NumuneEğitim ve Araştırma Hastanesine gerçekleştirilen sevk sırasında ambulans içindesağlık personeli görevlendirmesi gerekirken bunu yapmayarak görevini ihmaletmek suretiyle ölüme neden olduğu iddiasıyla Dr. B.A.Ö. hakkında kamu davasıaçıldığı ancak Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 16/11/2011 tarihli kararıylaDr. B.A.Ö. hakkında beraat kararı verildiği görülmektedir. Gümüşhane AsliyeCeza Mahkemesinin beraat kararında, sevk kararı vermenin hastane nöbetçişefinin yetkisinde bulunduğunun ve ambulansta sağlık personeli görevlendirmeninDr. B.A.Ö.nün görevine girmediğinin ifade edildiğigörülmektedir.
64. Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi ambulansta sağlık personeligörevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görevine girmediğitespitini yaptıktan sonra bu hususta kusuru bulunan kişi ya da kişilerincezalandırılması istemiyle Gümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusundabulunmuştur. Bunun üzerine olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktor olan Dr.S.S. hakkında kamu davası açılmış ve bu kişinin ihmal suretiyle görevi kötüyekullanma suçundan 10 ay hapis cezası ile tecziye edilmesine ve bu cezanınertelenmesine karar verilmiştir. Bu karar Dr. S.S. tarafından temyiz edilmişise de gerek UYAP kayıtlarında gerekse başvuru formu ve eklerinde bu kararınbaşvurucu tarafından temyiz edildiğine yahut Dr. S.S.nintemyiz talebinin sonuca bağlandığına dair bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.
65. Somut olayda başvurucu her ne kadar Dr. B.A.Ö. hakkındaverilen beraat kararının kesinleşmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuş isede Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesi kararında ambulansta sağlık personeligörevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görevine girmediğininaçıkça ifade edildiği, Yüksek Sağlık Şûrası tarafından hazırlanan rapordoğrultusunda verilen bu kararın açık bir keyfîlikiçerdiğinin ve yaşanan olayda sorumluluğu bulunan kişi ya da kişilerinkorunması yahut cezasız kalması sonucunu doğurduğunun söylenemeyeceğideğerlendirilmektedir. Nitekim yaşanan olayda sorumluluğu bulunduğudeğerlendirilen kişi/kişiler hakkında Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesince suç duyurusundabulunulduğu, bu suç duyurusu üzerine olay günü Hastanede nöbetçi uzman doktorolan Dr. S.S. hakkında kamu davası açıldığı ve bu davanın derece mahkemeleriönünde derdest olduğu görülmektedir.
66. Bu durumda mevcut başvuruda anayasal yönden incelenmesigereken temel meselenin derece mahkemeleri önünde hâlihazırda incelenmekteolduğu görülmektedir. Yani somut olayın gerçekleşme koşulları henüz tam olarakbelirlenememiş, başka bir anlatımla ölüm olayının ağır kişisel kusur ya dakasıttan mı yoksa idarenin işleyişindeki, kuruluşundaki veya düzenlenmesindekinesnel nitelikli bir aksaklıktan mı kaynaklandığı hususu tam olarak açıklığakavuşturulmamıştır. Somut olayın gerçekleşme koşullarının henüz tam olarakbelirlenememiş olması ise somut olayda yaşam hakkının usul boyutu kapsamındatüketilmesi gereken etkili hukuk yolunun hangisi olduğunun dahi tespitedilememesine neden olmuştur. Çünkü yukarıda da belirtildiği üzere olayın ağırkişisel kusur ya da kasıttan mı yoksa idarenin işleyişindeki, kuruluşundakiveya düzenlenmesindeki nesnel nitelikli bir aksaklıktan mı kaynaklandığınıntespiti, yaşam hakkı kapsamında tüketilmesi gereken uygun hukuk yolununbelirlenmesi açısından son derece önemlidir (bkz. §§ 43, 44).
67. Dolayısıyla somut olayda üzerinde durulması gereken asılmeselenin ölüm olayının üzerinden on yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına rağmenolayın tam olarak aydınlatılamaması ve ölüme neden olan eylemin niteliğininaçıklığa kavuşturulamaması olduğu açıkça görülmektedir.
68. Bu aşamada yaşam hakkına ilişkin soruşturmaların makul birsürat ve özenle yürütülmesi gerektiği tekrar ifade edilmelidir.
69. Bu husus ile ilgili olarak ayrıca belirtmek gerekir kisağlık kurumlarında işlenen kusurlu eylemlerin bilinmesi; ilgili kurumlara vesağlık personeline, potansiyel kusurlarını giderme ve benzer hataların meydanagelmesini önleme imkânı vermesi bakımından büyük önem arz etmektedir.Dolayısıyla bu tür olaylara ilişkin soruşturma veya davaların süratli birşekilde incelenmesi, sağlık hizmetlerinden faydalanan tüm bireylerin güvenliğiiçin son derece önemlidir (İlker Başer vediğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 76).
70. Somut olay bu bağlamda incelendiğinde başvurucununkardeşinin 5/5/2007 tarihinde yaşamını yitirmesi üzerine olay hakkında birsoruşturmanın başlatıldığı, bu kapsamda 6/5/2007 tarihinde ölü harici muayeneişlemi ile otopsi işleminin gerçekleştirildiği, yaşanan olayla ilgili olarakAdli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan rapor alındığı, söz konusu rapordahastanın sağlık personeli eşliğinde sevkinin yapılması gerekmesine rağmen bununyapılmadığının belirtilmesi üzerine 26/5/2009 tarihli iddianameyle Dr. B.A.Ö.hakkında kamu davası açıldığı ancak bu davanın ambulansta personelgörevlendirmenin Dr. B.A.Ö.nün görev alanına girmediğigerekçesiyle 16/11/2011 tarihinde beraat kararıyla neticelendiği ve bu kararın8/4/2014 tarihinde Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği görülmektedir. Dr.B.A.Ö. hakkında verilen beraat kararı üzerine olay günü hastanede nöbetçi uzmandoktor olan Dr. S.S. hakkında soruşturma başlatıldığı ve soruşturma neticesindeGümüşhane Cumhuriyet Başsavcılığının 25/8/2015 tarihli iddianamesiyle kamudavası açıldığı, davanın 24/5/2016 tarihinde ilk derece mahkemesince kararabağlandığı ancak temyiz incelemesinin hâlihazırda devam ettiği anlaşılmaktadır.
71. Bu durumda başvurucunun kardeşinin 5/5/2007 tarihindeyaşamını yitirmesi üzerine başlayan ceza soruşturması sürecinin devam ettiğianlaşılmaktadır. Başvuruya konu olayın karmaşık bir nitelik arz etmemesi vebaşvurucunun davaların uzamasında hiçbir dahlinin olmaması gibi hususlardikkate alındığında somut olayın koşullarının on yılı aşkın süredir tam olarakaçıklığa kavuşturulmamış olmasının makul olduğu söylenemeyecektir.
72. Dolayısıyla başvuruya konu davanın daha sonra ortayaçıkabilecek benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemlirolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde makul süratte yürütülmediğisonucuna varılmıştır.
73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
74. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir.
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
75. Başvurucu, 30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.Başvurucu ayrıca olayda sorumluluğu bulunan kişilerin tamamı hakkında göreviihmal suçundan kamu davası açılması talebinde bulunmuştur.
76. Somut olayda, yaşam hakkına ilişkin soruşturma vekovuşturmaların makul bir süratle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usulboyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
77. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevizararları karşılığında başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harcınbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizlitutulması talebinin KABULÜNE,
B. Yaşama hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşamhakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE,
E. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuyaÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın birer örneğinin bilgi için Yargıtaya(Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/369 Esas sayılı dava dosyası ileilgili olarak) ve Gümüşhane Asliye Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE7/2/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.