TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MECNUN AKSU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/7208)
Karar Tarihi: 21/1/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Muhammed Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Bülent ALTINSOY
Başvurucu
:
Mecnun AKSU
Vekili
:
Av. Ali Cemal ZÜLFİKAR
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, kardeşinin askerlikhizmetini yerine getirdiği dönemde ateşli silah yaralanması sonucu hayatınıkaybettiği olaya ilişkin etkili bir soruşturma yapılmaması ve müteveffanınvücut bütünlüğünün korunması konusunda gerekli tedbirlerin alınmamasınedenleriyle yaşam hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 19/9/2013 tarihinde Elazığ Ceza Mahkemeleri Ön Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesindebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğininbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 25/7/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından15/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin birörneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık,görüşünü 10/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş 22/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibrazetmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi, başvuruyakonu soruşturma dosyasının içeriği ve Adalet Bakanlığı tarafından sunulan görüşyazısından tespit edilen bilgilere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucunun kardeşi olanMazlum Aksu (M.A.), Elazığ/Maden-Hazar JandarmaKarakol Komutanlığında askerlik hizmetini yerine getirmekte iken 21/2/2013tarihinde saat 19.05’te görevli olduğu askerî birliğin kazan dairesininbulunduğu bölgede ateşli silahla yaralanmış olarak bulunmuş ve hastaneyegötürülürken yolda hayatını kaybetmiştir.
1. AskerlikSüreci
9. Olaya ilişkin yürütülensoruşturma dosyasından elde edilen bilgilerden M.A.nın askerlik hizmetini yerine getirmesine engelherhangi bir rahatsızlığı olmadığı, askerî birliğe katıldığında da kendisiyleçeşitli görüşmeler yapıldığı, kendisine anketler uygulandığı ve hakkındagerekli bilgi formlarının doldurulduğu ve söz konusu belgelerde müteveffanınherhangi bir psikolojik sıkıntısından bahsedilmediği anlaşılmaktadır.
10. Müteveffanın askerîbirlikteki arkadaşları ve üstleri, birbirleriyle tutarlı olan ifadelerinde M.A.nın herhangi bir kimse ileproblemi olmadığını, herkesle arasının iyi olduğunu belirtmişlerdir.
11. Müteveffanın bazıarkadaşları ise acemi birliğinde iken M.A.nınkendilerine bir kız arkadaşı olduğunu, kız arkadaşının dağa çıktığını ve busebeple ayrıldıklarını söylediğini belirtmişlerdir.
12. Yine askerî birlikte görevliolan tanıklar, müteveffanın olaydan önceki son iki üç gün kimseylekonuşmadığını, yemek yemediğini ve uyumadığını, bu durumun asker arkadaşları veüstleri tarafından fark edilerek kendisiyle konuşulmaya çalışıldığını ancaksıkıntısını tüm ısrarlara rağmen kimseye anlatmadığını ifade etmişlerdir.
13. Müteveffanın arkadaşlarıayrıca M.A.nın son günlerde garip sesler duyuyormuşgibi tuhaf davranışlarda bulunduğunu, cep telefonu hattını iptal etmesigerektiğini, aksi hâlde başının belaya gireceğini söylediğini, kendisinesıkıntısını soran Y.S.ye “harcarlar adamı”diyerek sıkıntısını anlatmadığını, olaydan önceki gün koğuşa geldiğini ve biranda oturduğu yerden kalkarak İ.Ç.ye zimmetli tüfeği alarak şarjörünü takmayaçalıştığını, bu esnada Z.A.nın olaya müdahale ederek M.A.nın elinden silahı aldığını, daha sonra M.A.nın yatağına yattığını ve arkadaşlarına “ölmemi istiyor musunuz” diye sorduğunu,yine nöbette iken silahını tam dolduruşa getirdiğini, başka bir askerinmüdahale etmesiyle şaka yaptığını söyleyerek konuyu geçiştirdiğini beyanetmişlerdir.
14. Müteveffanın olay günü18.00-20.00 nöbeti bulunmaktadır. Tanık ifadelerinden Nöbetçi Astsubay M.G.nin müteveffaya “kendiniiyi hissetmiyorsan nöbete çıkma” dediği, müteveffanın da “tamam ben nöbete çıkmayayım” deyipgazinoya gidip oturduğu, bu esnada bile sıkıntılı şekilde davranmaya devamettiği, saat 19.05’te kendisine zimmetli silahı ve şarjörü alaraksorumluluğunda bulunan kazan dairesi bölgesine gittiği, ardından tek el silahsesi duyulduğu ve müteveffanın ateşli silahla yaralanmış olarak bulunduğuanlaşılmıştır.
15. Olaydan sonra hastaneyekaldırılan M.A. yolda hayatını kaybetmiştir.
2. CezaSoruşturması Süreci
16. Olayın ardından olaylailgili soruşturma başlatılmıştır.
17. Soruşturma kapsamındayapılan olay yeri incelemesi raporunda, olayın meydana geldiği yerde bir adetG-3 piyade tüfeği, bir adet 7.62 mm çapında boş kovan ve olay bölgesininüzerini kapatan sac levhada birbirine yakın bölgede üç adet açılma (delinme)olduğu tespit edilmiştir. Anılan raporda söz konusu deliklerin muhtemelen birtanesinin mermi çıkış deliği, diğerlerinin ise etrafa dağılan kemikparçalarından kaynaklanan delikler olduğu değerlendirilmiş ve sac levhanınüzerinde kar olması, alttaki profil demirlerin ise ince olması nedeniyleçatının üzerine çıkılmadığı belirtilmiştir.
18. Müteveffanın cesedi üzerindeFırat Üniversitesi Hastanesinde yapılan klasik ve sistematik otopsiye ilişkinraporda “müteveffanın sol kaştan 5 cm leteralde kulak üst sayvanından 2 cm anteriorve 3.5 cm süperiorda etrafında 5x5,5 cm alanda alevyanığı, duman-is artıkları ve barut kakmaları bulunan 0,7x0,7 cm ebadındaateşli silah yakın atış deliği olduğu, giriş deliğini alt kısmında zigomatik kemik üzerinde vitalbulgular zayıf 1,5x0,7 alanda abrazyon ve ekimoz alanının mevcut olduğu, ateşli silah deliğinin 2 cm süperiorunda sol temporaparietokspitalbölgeyi kapsayan duramater lesare,beyin dokusu dışarı protüze ve kafa kemikleri çokparçalı kırık vaziyette morgda kalmaya bağlı donmuş durumda ateşli silah çıkışdeliği olduğu, buna göre atış istikametinin anatomik pozisyonda aşağıdanyukarıya çok hafif soldan sağa doğru yapılmış olduğu, ateşli silah giriş deliğietrafında alev yanığı, duman-is artıkları ve barut kakmaları olması nedeniyleatış mesafesinin 2-3 cm ile 8-10 cm arası mesafeden yapıldığı, bunun haricindemüteveffa üzerinde herhangi bir darp, cebir, delici ve kesici alet, elle veyaiple boğma ve benzeri harici lezyonlara rastlanılmadığı, müteveffanın ateşlisilah yaralanmasına bağlı kafa kemiklerinde kırık, beyin zarları arasındakanama ve beyin harabiyeti nedenleriyle öldüğü”sonucuna ulaşılmıştır.
19. M.A.nın sağ el iç ve dış, sol el iç ve dış, sağ yüz ve sol yüzbölgelerinden alınan svapların tümü üzerinde yapılanincelemede antinom elementinin tespit edildiği vemüteveffaya ait svap bölgelerinde tespit edilenelementin ateşli silahtan kaynaklanan atış artıkları olabileceği tespitedilmiştir. Diğer taraftan silah üzerinde yapılan parmak izi incelemesinde demukayeseye elverişli herhangi bir iz bulunamamıştır.
20. Soruşturma sürecinde ayrıca M.A.dan alınan kan ve idrar örnekleri incelenip örneklerdealkole rastlanmadığı, M.A.yaait giysilerde herhangi bir delinme olmadığı ancak giysilerin üzerinde atışartıklarının bulunduğu, müteveffaya zimmetli tüfeğin düşme veya çarpma gibi durumlardakendiliğinden patlar nitelikte olmadığı, olay yerinde bulunan kovanınmüteveffaya zimmetli tüfekten atıldığı tespit edilmiş ve olayın hemen ardındanmüteveffayı gören kişiler ile tatbikî keşif yapılmıştır.
21. Ayrıca soruşturma kapsamındamüteveffa tarafından kullanıldığı tespit edilen telefon hattı üzerinden son üçaylık HTS raporları da incelenmiş ancak somut olayı aydınlatabilecek nitelikteherhangi bir bulguya ulaşılamamıştır.
22. Bu veriler ışığında ölümolayını değerlendiren Kara Kuvvetleri Komutanlığı 8. Kolordu Komutanlığı AskerîSavcılığı (Askerî Savcılık) 7/6/2013 tarihli ve E.2013/368, 2013/107 sayılıkararıyla, müteveffanın kendisine zimmetli tüfek ile çene altından ateş etmeksuretiyle bitişiğe yakın mesafeden yapılan ateşli silah yaralanmasına bağlıolarak hayatını kaybettiğini, olay esnasında müteveffanın intihar etmekniyetiyle hareket ettiğini ve ölümünde kendi iradesinden başka herhangi biretkenin rol oynamadığını belirterek kovuşturmaya yer olmadığına kararvermiştir.
23. Anılan karara özetle “olay yerindeki çatıda birden fazla delik bulunduğu,bu deliklerin olaydan kaynaklı olup olmadığının araştırılmadığı, C.C.'nin olay yerinde yoğun bir barut kokusu bulunduğuna ilişkinbeyanlarının dikkate alınmadığı, müteveffanın ölüm olayının gerçekleştiği yeregitmeden önce bulunduğu askeri gazinoda oturduğu iddia edilen korucularınifadelerinin alınmadığı, soruşturma kapsamında alınan uzman raporunda silahüzerinde mukayeseye elverişli iz bulunmadığının belirtilmesi karşısında silahüzerindeki parmak izinin silindiği intibasınınoluştuğu, soruşturmanın intihar ön kabulüyle yürütüldüğü, müteveffanın hiçbirsorunu bulunmadığı, kaldı ki intihar etse bile intihar nedenlerinin yeterincearaştırılmadığı” belirtilmek suretiyle başvurucu tarafından itirazedilmiştir.
24. İtirazı değerlendiren KaraKuvvetleri Komutanlığı 2. Ordu Komutanlığı Askerî Mahkemesi 11/7/2013 tarihlive 2013/A-12-285 sayılı kararıyla “...müştekivekilinin itiraz dilekçesinde belirttiği olay yerinde 4 adet delik bulunduğunailişkin itiraz değerlendirildiğinde, dinlenilen tüm tanıkların beyanına görebir adet silah sesi duydukları anlaşıldığından 4 adet deliğin bulunduğunailişkin itirazın, olay yeri inceleme raporunda belirtildiği gibi başkanedenlerden kaynaklanma ihtimalinin olabileceği, birden fazla silah sesininolması durumunda tanıkların bu yönde duyumlarının olması gerektiği, C.C.'nin kazan dairesinde yoğun bir barut kokusunun olduğunailişkin değerlendirmesinin yoruma dayalı olduğu, soruşturma dosyasında olay ileilgili yeterince tanığın dinlenildiği, başka tanıkların (korucuların)dinlenilmesinin askeri savcılığın taktirinde olduğu, soruşturma dosyasındaintiharın kabulü ile hareket edildiğine dair askeri savcılığın herhangi bir önkabulünün olmadığı, soruşturmayı yapanın askeri savcılık olduğu, İç İşleriBakanlığı Jandarma Genel Komutanlığı uzmanlık raporunda Mazlum AKSU'ya ait silah üzerinde mukayeseye elverişli izolmadığının belirtildiği, bu hususun silah üzerindeki parmak izinin silindiği intibası yarattığına yönelik değerlendirmenin subjektif bir değerlendirme olduğu, diğer itirazların iseesasa yönelik delil elde etmeye dönük olmadığı...” gerekçesiyleitirazın reddine karar vermiştir.
25. Bu karar 20/8/2013 tarihindebaşvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup 19/9/2013 tarihli bireysel başvurudasüre aşımı bulunmadığı anlaşılmıştır.
3. TazminatDavası Süreci
26. Başvurucunun, kardeşininaskerlik hizmetini yerine getirirken hayatını kaybettiği olayda devletin veya kamugörevlilerinin kusurunun bulunduğundan bahisle herhangi bir tazminat davasıaçıp açmadığı konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan araştırmakapsamında 24/8/2015 tarihinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) bilgisorulmuştur.
27. AYİM tarafından gönderilencevap yazısında başvurucunun başvuru konusuna ilişkin olarak 13/6/2014tarihinde maddi ve manevi tazminat davası açtığı, anılan davanın AYİM İkinciDairesi tarafından 24/6/2015 tarihli ve E.2014/1146, K.2015/1059 sayılı kararlave oyçokluğuyla reddedildiği bildirilmiştir.
28. Anayasa Mahkemesi tarafından8/10/2015 tarihinde, söz konusu davanın reddedilmesi üzerine başvurucutarafından karar düzeltme yoluna başvurulup başvurulmadığı konusunda tekrarbilgi istenmiştir.
29. AYİM tarafından gönderilencevap yazısında başvurucunun anılan karara karşı 27/8/2015 tarihinde karardüzelme talebinde bulunduğu ancak bu talebe ilişkin henüz bir karar verilmediğibildirilmiştir.
B. İlgili Hukuk
30. 4/7/1972 tarihli ve 1602sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması” başlıklı 43.maddesi şöyledir:
“İdari eylemlerden haklarıihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bueylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihtenitibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkilimakama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Buisteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliğitarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiğitarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler.
Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılantam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdareMahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartıaranmaz.”
31. 11/1/2011 tarihli ve 6098sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin cezahukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi şöyledir:
“Hâkim, zarar vereninkusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında kararverirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi,ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynışekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesineilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”
32. 25/10/1963 tarihli ve 353sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun “Mahkeme kuruluşu” başlıklı 2. maddesişöyledir:
“ (Değişik: 19/6/2010-6000/1 md.) Askerîmahkemeler, bu Kanunda aksi yazılı olmadıkça üç askeri hakimdenkurulur.
Askerî mahkeme kurulunda bulunanların enkıdemlisi, mahkeme başkanlığı görevini yapar.”
33. 26/10/1963 tarihli ve 357sayılı Askeri Hakimler Kanunu’nun “Bağımsızlık,teminat ve ödevler” başlıklı 37. maddesi şöyledir:
“(Mülga: 17/7/1972-1611/2 md.;Yeniden düzenleme: 22/5/2012-6318/39 md.)
Askeri hakimler, mahkemelerin bağımsızlığı vehakimlik teminatı esaslarına göre görev yaparlar. Hiçbir organ, makam, merciveya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir vetalimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.
Askeri hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar;Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hükümverirler.
Askeri hakimler, Anayasada belirlenen hakimlikve savcılık teminatı esasları çerçevesinde adalet, tarafsızlık, doğruluk vedürüstlük, tutarlılık, eşitlik, ehliyet ve liyakat ilkelerine göre görevyaparlar.
Askeri hakimler azlolunamazlar. Bir mahkemeninveya kadronun kaldırılması nedeniyle de olsa aylık ve ödeneklerinden ve diğerözlük haklarından yoksun kılınamazlar ve bu Kanunda belirtilen istisnalardışında, kendileri istemedikçe altmış yaşını bitirinceye kadar emekliye sevkolunamazlar.
Ağır ceza mahkemelerinin görevine girensuçüstü halleri dışında, suç işlediği ileri sürülen askeri hakimler,yakalanamaz, üzerleri, konutları ve araçları aranamaz, sorguya çekilemezler.Ancak durum, derhal Millî Savunma Bakanlığına bildirilir. Bu fıkra hükmüneaykırı hareket edenler hakkında genel hükümlere göre doğrudan doğruyasoruşturma ve kovuşturma yapılır.
Askeri hakimlere Millî Savunma Bakanlığıtarafından mesleki unvanlarını gösterir kimlik belgesi verilir.”
34. Anayasa Mahkemesinin7/5/2009 tarihli ve E.2005/159, K.2009/62 sayılı kararı şöyledir:
“353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu veYargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde askerî mahkemelerin iki askerî hâkimve bir subay üyeden kurulacağı, ancak Genelkurmay Başkanlığı nezdindeki askerimahkemenin general ve amiralleri yargıladığı zaman üç askerî hâkim ile ikigeneral veya amiralden kurulacağı kurala bağlanmıştır.
…
Genel olarak hakimbağımsızlığı kavramı ile aynı anlamda kullanılan yargı bağımsızlığı, hâkimlerinkararlarını verirken özgür olmaları, hiçbir dış baskı ve etki altındabulunmamaları, baskı yapılması kadar baskı yapılabilme ihtimalinin debulunmaması, hâkimin kimseden emir almaması, hukuka ve vicdanına göre kararvermesi biçiminde tanımlanmaktadır.
…
Askeri mahkemelerde görevli hâkim üyeler MilliSavunma Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı tarafından üçlü kararname ileatanırken, 353 sayılı Yasa kurallarına göre subay üyeler, askeri mahkemelerinkurulu olduğu komutanlıklardaki en üst komutan veya askeri kurum amiritarafından her yılın Aralık ayında o mahkemenin yetkisine giren birlik ve kurummensupları arasından bir yıl süre ile değiştirilmemek üzere seçilerekgörevlendirilmekte, bunların görevlerini yapmalarına sürekli engellerçıktığında ise yerlerine başkaları seçilebilmektedir. Bu üyeler yargılamasürecinde hakim üyelerin sahip oldukları yetkiyesahiptirler.
Öte yandan, askeri mahkemelerdegörevlendirilen subay üyeler askeri hâkim olmadıkları ve bu görevi asılgörevlerine ek olarak yerine getirdikleri için, bunlara mesleki sicilverilmemekte, yükselmeleri genel kurallara göre yapılmakta ve sicilleri askerihiyerarşi içerisinde kendi üstleri tarafından düzenlenmektedir.
Askeri mahkemelerde bulunan subay üyelerinhiyerarşik düzene bağlı olan görevlendirilme süreci, sicillerinin düzenlenmesi,disiplin cezası verilmesi gibi hususlar göz önünde bulundurulduğunda; askerimahkemelerde görev yaptıkları süre içerisinde de hiyerarşik ilişkinin devamettiği, bu durumda, hâkim olarak sahip olmaları gereken bağımsızlıklarınınmeslekten hakim olmadıkça sağlanamayacağı sonucunavarılmıştır.”
35. 4/12/2004 tarihli ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kovuşturmayayer olmadığına dair karar” başlıklı 172. maddesi şöyledir:
“(1) Cumhuriyet savcısı,soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüpheoluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmamasıhâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarargören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir.Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.
(2) Kovuşturmaya yer olmadığına dair kararverildikten sonra yeni delil meydana çıkmadıkça, aynı fiilden dolayı kamudavası açılamaz.
…”
36. 353 sayılı Kanun’un “Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz”kenar başlıklı 107. maddesi şöyledir:
“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar,teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanıveya askerî kurum amiri ile şüpheli ve suçtan zarar görene bildirilir.
Bukarara karşı teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’akomutanı veya askerî kurum amiri ya da suçtan zarar gören, kararın kendilerinetebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı verenaskerî savcının teşkilâtında olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakınaskerî mahkemede itiraz edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayinindekararsızlık olursa, bu husus Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtirazisteminde kamu davasının açılmasını haklı gösterecek olaylar ve delillergösterilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
37. Mahkemenin 21/1/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
38. Başvurucu; kardeşininhayatını kaybettiği olayın ardından başlatılan soruşturmanın etkili bir şekildeyürütülmediğini, bu kapsamda;
i. M.A.nınaskerlik göreviyle ve arkadaşlarıyla hiçbir sıkıntı yaşamamasına rağmen intiharetmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu,
ii. Soruşturmanın intihar kurgusu üzerine kurulduğunu,
iii. Olay yerinin üst kısmında bulunan çatıda çok sayıda delinmeolmasına rağmen bunun nedeninin yeterince araştırılmadığını,
iv. Tanık olarak sadece karakolda görevli olan askerlerindinlendiğini, müteveffanın olaydan önce bir müddet oturduğu askerî garnizondabulundukları iddia edilen korucuların hiçbirinin ifadesinin alınmadığını,
v. Olayda kullanılan silah üzerinde mukayeseye elverişli izbulunamadığına ilişkin uzmanlık raporunun silah üzerindeki izlerin silindiği intibasına yol açtığını,
vi. Sağ elini kullanan başvurucunun silahı başının sol bölgesinedayayarak tetiğe basmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığını,
vii. Askerîmahalde meydana gelen bir olaya ilişkin soruşturmanın askerî mercilertarafından yürütülmesinin bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma ilkesineaykırı olduğunu belirtmiştir.
39. Başvurucu; ayrıca kardeşininintihar ettiği kabul edilse bile ölüm olayının nedenleri konusunda yeterli biraraştırma yapılmadığını ve son günlerinde hiç yemek yemeyen, konuşmayan veuyumayan kardeşinin ölümünde görevini ihmal eden kamu görevlilerininsorumluluğunun bulunduğunu belirterek Anayasa’nın 17., 36., 40. ve 138.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş vekardeşinin ölümünden sorumlu olan kişilerin yargılanması ile maddi ve manevitazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
40. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuruformu ve ekleri bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde başvurucununşikâyetlerinin ölüm olayının ardından yürütülen soruşturma sürecine ve yaşamıkorumak için gerekli tedbirlerin alınmadığı iddiasına yönelik olduğuanlaşılmaktadır. Başvurucu, her ne kadar Anayasa’nın 36., 40. ve 138.maddelerinde güvence altına alınan haklarının da ihlal edildiğini ileri sürmüşise de başvurucunun şikâyetlerinin özünün Anayasa'nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve başvuru buçerçevede ele alınmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
41. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkralarıuyarınca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerkapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia edenkişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.
42. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir;
“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
43. Yaşam hakkına yönelikyapılacak bir incelemede öncelikle başvurucunun başvuru ehliyeti ve ihlaliddiasının incelenmesinde menfaatinin bulunup bulunmadığı denetlenmelidir. 6216sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kuralabağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişileraçısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölenkişilerin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu, başvuru konusu olayda ölenkişinin kardeşi olup başvuru konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasınaetkin bir şekilde katılmış ve soruşturma sürecini takip etmiştir. Bu nedenlegerçekleşen ölüm olayı ile ilgili yürütülen soruşturmanın, Anayasa’nın 17.maddesindeki yaşam hakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespitindebaşvurucunun meşru menfaati olacağı anlaşıldığından başvuruda başvuru ehliyetiaçısından bir eksiklik görülmemiştir.
44. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak sonvermeme; bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).
45. Anayasa Mahkemesinin yaşamhakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısındanbenimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecekşartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete,elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idariçerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibiuygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Buyükümlülük, kamusal olsun veya olmasın yaşam hakkının tehlikeye girebileceğiher türlü faaliyet bakımından geçerlidir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 52).
46. Başvuru konusu olaydamüteveffanın yaşamını korumak için gerekli önlemlerin alınmadığı ve ölümolayına ilişkin etkili bir soruşturma yürütülmediği başvurucu tarafından ilerisürülmektedir. Bu nedenle başvurucunun yaşam hakkının ihlaline ilişkiniddialarının, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde devletin müteveffanınyaşamını koruma konusunda gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü ile ölüm olayınailişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü kapsamında ayrı ayrıdeğerlendirilmesi gerekmektedir.
a. Yaşamı Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığınaİlişkin İddia
47. Başvurucu, ölmeden öncekison günlerinde morali çok bozuk olan, hiç yemek yemeyen, konuşmayan ve uyumayankardeşinin yaşam hakkını koruma konusunda devletin gerekli tedbirlerialmadığını ileri sürmüştür.
48. Bakanlık görüşünde,Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerdeğerlendirilirken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) devletin yaşamıkoruma yükümlülüğünü devletin egemenlik alanında bulunan kişileri intiharakarşı korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten sonra konuyailişkin AİHM kararlarına yer verilmiştir. AİHM’nin bu konudaki kararlarında,bireyin kendisine karşı bir risk oluşturduğunu biliyor olması veya bilmesigerektiği hâlde makul tedbirleri almamasının devletin sorumluluğunudoğurabileceği, dolayısıyla askerliğin zorunlu olduğu ülkelerde devletin özelbir itinayla hareket etmesi ve sağlık sorunları bulunan askerler için uygunönlemler alması gerektiği, bununla birlikte intihar olaylarında devletin yerinegetirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde “insandavranışlarının öngörülemezliği” ilkesinin de gözdenkaçırılmaması gerektiği ifade edilmiştir.
49. Bakanlığın görüş yazısında,ayrıca AİHS’nin 2. maddesinde yer alan etkili bir yargısal sistem kurmaşeklindeki pozitif yükümlülüğün her olayda ceza yollarının bulunmasını zorunlukılmadığı, ölüm olayının kasten meydana gelmemesi durumunda hukuki veya idaribir prosedür aracılığıyla tazminat ödenmesinin zararın uygun şekilde telafiedilmesini sağlayabileceği, bu nedenle başvurucunun mağdur sıfatının değerlendirilmesibakımından AYİM nezdinde dava açıp açmadığının araştırılması gerektiğibelirtilmiştir.
50. Başvurucu, Bakanlığın görüşyazısına karşı beyan dilekçesinde yaşam hakkını koruma konusunda gereklitedbirlerin alınmadığına ilişkin iddialarını yinelemiştir.
51. Devletin -yaşam hakkınıkoruma konusundaki pozitif yükümlülüğü kapsamında- yetki alanında bulunan tümbireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireyleringerekse de kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşıkoruma yükümlülüğü bulunmaktadır (bkz. § 44).
52. Bu kapsamda bazı özelkoşullarda devletin kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğübulunmaktadır. Zorunlu askerlik hizmeti için de geçerli olan bu yükümlülüğünortaya çıkması için askerî mercilerin kendi kontrolleri altındaki bir kişininkendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya dabilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise buriski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip olduklarıyetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarınıincelemek gerekmektedir. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecekfaaliyetin tercihi dikkate alınarak pozitif yükümlülük, yetkililer üzerineaşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede AnayasaMahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasınıaşan bir kusurun askerî yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortayakonması gerekmektedir (Sadık Koçak vediğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74).
53. Askerlik yükümlülüğükapsamında yürütülen bazı eylem ve etkinliklerin doğasına ve insan unsurunabağlı olarak ortaya çıkan risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasalve idari düzenlemelerin bulunması gerekmektedir. Devlet askerlik görevinizorunlu kıldığı için özellikle silahların kullanımı konusunda büyük birtitizlik göstermeli ve psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesinive onlara yönelik uygun tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasalve idari düzenlemelerde, askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerlekarşı karşıya bulunan askerlerin etkin bir şekilde korunmasını sağlayanuygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir komuta zinciri içinde yer alansorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesinisağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alımsırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesi ve askerlik öncesinde vesırasında kişilere gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması büyük önemtaşımaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri,§§ 75, 76).
54. Yaşam hakkının korunması,bir askerin askerî makamların kontrolü altında iken “şüpheli” bir biçimdeölmesi durumunda, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygun resmî birsoruşturmanın yürütülmesini de gerekli kılmaktadır. Bu şekilde yukarıda bahsi geçenyasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması temin edilebilecektir.Bu amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın öncelikle olayların tam olaraknasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak ise sorumluların tespitedilmesini ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasını sağlayacak nitelikte olmasıgerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturma aşamasının ötesinegeçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin gereklerine cevapvermelidir. Böylelikle derece mahkemeleri hiçbir durumda mağdurların yaşamhakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapıldığı sabit görülen saldırılarıcezasız bırakmamalıdır (Sadık Koçak vediğerleri, § 77).
55. Kasten ya da saldırı veyakötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalardaAnayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin ölümcül saldırı durumundasorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek niteliktecezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylardayürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminatödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmakiçin yeterli değildir. Ancak bu yükümlülük, her olayda mutlaka cezasoruşturması yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle meydana gelenölüm olaylarında mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olması yeterli olabilir (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, §§ 55, 59).
56. Öte yandan ihmal suretiylemeydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatasını veyadikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların farkında olmalarınarağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederektehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli veyeterli önlemleri almadığı durumlarda -bireyler kendi inisiyatifleriyle hangihukuk yollarına başvurmuş olursa olsun- insanların hayatının tehlikeyegirmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bukişilerin yargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60)
57. Bireysel başvuru açısındanidari makamlar ve derece mahkemeleri tarafından bir tedbir ya da kararınalınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalinuygun ve yeterli biçimde giderilmesi hâlinde başvurucuların artık mağdur olduğuileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerinegetirildiği takdirde bireysel başvuru mekanizmasının ikincil niteliğidolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır.Bu kapsamda Anayasa’nın 17. maddesine ilişkinşikâyetler açısından kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makulbir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuruyoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74;Sadık Koçak ve diğerleri, § 83).
58. Mağdur sıfatının ortadankalkması, özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlalitespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgilinin uğradığızararın giderilip giderilmediğine bağlıdır. Başvuruculara sunulan telafiimkânının uygun ve yeterli olup olmadığı, söz konusu temel hak ve özgürlüğünihlalinin niteliği ve dava koşullarının tamamı dikkate alınarakdeğerlendirilecektir. Bu çerçevede bir başvurucunun mağdur sıfatı, AnayasaMahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için aynı zamanda idari veya yargısal birkararla kendisine ödenmesine karar verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık Koçak ve diğerleri, § 84).
59. Somut olaya ilişkin AskerîSavcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda müteveffanın kendisinezimmetli silah ile çene altından ateş etmek suretiyle bitişiğe yakın mesafedenyapılan ateşli silah yaralanmasına bağlı olarak hayatını kaybettiği ve olayesnasında müteveffanın intihar etmek niyetiyle hareket ettiği sonucunaulaşılmıştır.
60. Soruşturma kapsamındadinlenen tanıkların müteveffanın son günlerde moralinin çok bozuk olduğunahatta birkaç defa intihar teşebbüsünde bulunacağına ilişkin ciddi şekildeşüphelenmeyi gerektiren davranışlar sergilediğine ve olay anında tek el silahsesi duyulduğuna ilişkin ifadeleri, olay yerinde olayda kullanıldığı tespitedilen bir adet boş kovanın bulunması ve Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenenotopsi raporunda müteveffanın başına yakın mesafeden yapıldığı tespit edilentek bir atışla hayatını kaybettiğini belirten bulgular bir aradadeğerlendirildiğinde Askerî Savcılık tarafından müteveffanın intihar etmeksuretiyle hayatına son verdiğine ilişkin kanaatinden ayrılmayı gerektiren birdurum olmadığı anlaşılmaktadır.
61. Öte yandan başvuru konusuolayda başvurucunun, kardeşinin askerlik hizmetini yerine getirirken hayatınıkaybettiği olayda devletin veya kamu görevlilerinin kusurunun bulunduğundanbahisle maddi ve manevi tazminat davası açtığı, anılan davanın AYİM İkinciDairesi tarafından 24/6/2015 tarihli kararla oyçokluğuyla reddedildiği, bukarar üzerine başvurucunun karar düzeltme talebinde bulunduğu ancakbaşvurucunun karar düzeltme talebi hakkında henüz bir karar verilmediği tespitedilmiştir (bkz. §§ 26-29).
62. Somut olayda başvurucununlehine hükmedilebilecek uygun bir tazminatla mağduriyetinin giderilmesineolanak sağlayacak bir hukuk yoluna başvurduğu anlaşılmaktadır. Zira anılandava; müteveffada gözlemlenen moral bozukluğunun, etkisi ve sonuçlarıitibarıyla intihar gibi büyük bir eylemi gerçekleştireceğine yöneliköngörülebilir bir davranış olup olmadığının değerlendirilmesine, psikolojikanlamda kırılgan bir durumda olduğu anlaşılan müteveffanın olayda kullanılansilaha ulaşmasında ve müteveffaya gerekli psikolojik desteğin sağlanmamasındailgili kamu görevlilerine atfedilebilir bir kusurun bulunup bulunmadığınıntartışılmasına, olayın meydana gelmesinden önce alınması beklenebilecekönlemlere ilişkin ihmallerin ortaya çıkan sonuç açısından taşıdığı nedensel değerin belirlenmesine ve sonuç olarak intiharolayında idarenin kusurlu olup olmadığına ilişkin yapılacak bir tespitlebaşvurucu lehine uygun bir tazminata hükmedilerek başvurucunun mağdur sıfatınınortadan kaldırılmasına imkân verecek niteliktedir.
63. Bu doğrultuda somut olaydayürütülen ceza soruşturmasının ardından başvurucu tarafından ölüm olayındadevletin kusurlu olduğundan bahisle tazminat davası açıldığı; anılan davanın,başvurucunun maddi ve manevi zararlarının tazminini sağlayarak mağduriyetiniortadan kaldırabilecek nitelikte olduğu ancak bu davanın henüz derdest durumdabulunduğu dikkate alındığında başvurucunun AYİM nezdinde açtığı tazminatdavasının sonucunu beklemeden ikincil nitelikteki bireysel başvuru yolunabaşvurduğu anlaşılmıştır.
64. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun, kardeşinin ölümünde idarenin gerekli önlemleri almaması sebebiylekusurlu olup olmadığını tespit edip yeterli miktarda tazminata hükmedilmesisuretiyle mağdur sıfatını sona erdirebilecek nitelikteki tazminat davasınınsonucunu beklemeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının başvuru yollarının tüketilmemesinedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. CezaSoruşturmasının Etkili Yürütülmediğine İlişkin İddia
65. Başvurucu, kardeşininhayatını kaybettiği olayın ardından başlatılan soruşturmanın etkili bir şekildeyürütülmediğini ileri sürmüştür.
66. Bakanlığın konu hakkındakigörüş yazısında, öncelikli olarak AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkıkapsamında yürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerinresen harekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürütenkişilerin olaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları;soruşturmanın, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için yeterliölçüde kendilerine açık olması, makul bir hızlılık içinde yürütülmesi,sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse cezalandırılmalarına imkân vereceknitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.
67. Bakanlık görüşünde yine AİHMkararlarına dayanılarak somut olayda varılan sonuçla ilgili değil, bu sonucu doğuranaraçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu; yetkililerin somut olayailişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makulönlemleri alması gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespitedilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zararverebileceği, etkili bir yargısal denetim oluşturma şeklindeki pozitifyükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını veya her ceza davasındamahkûmiyet kararı verilmesini gerektirmediği, mağdurlara idari ve hukuki davayollarının açık olmasının da yeterli görülebileceği; olaylara ilişkindelillerin özellikle de görgü tanıklarının ifadelerinin, güvenlik güçlerininelde ettiği bilimsel ve teknik verilerin, gerektiğinde maktulün vücudundaki zedelenmeleritam ve belirgin bir şekilde gösterecek bir otopsi sonucunun ve hastanedeyapılan gözlemlerin nesnel bir değerlendirmesinin toplanabilmesi için yetkilimercilerin makul olarak kendilerine açık olan tedbirleri almaları gerektiğibelirtilmiştir.
68. Bakanlık görüşünde mevcutbaşvuru ile ilgili olarak müteveffanın ölümü ile aynı anda adli soruşturmayabaşlandığı, askerî savcı eşliğinde olay yeri incelemesi yapıldığı, ölü muayeneve otopsi işlemleri gerçekleştirildiği, kriminalincelemeler yaptırıldığı, tanıkların dinlendiği, adli soruşturmanın başvurucuyaaçık olarak yürütüldüğü ve kısa sürede sonuçlandırıldığı, müteveffanın kesinölüm nedeninin belirlendiği ve intiharını çevreleyen koşulların ortaya konduğuifade edilmiştir.
69. Başvurucu, Bakanlık görüşünekarşı beyan dilekçesinde kardeşin hayatını kaybettiği olaya ilişkin etkili birsoruşturma yürütülemediğine yönelik iddialarını yinelemiştir.
70. Anayasa’nın 17. maddesindedüzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğupozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının tümyönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyanbağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğüçerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularınınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili birresmî soruşturma yürütmek durumundadır. (SerpilKerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün gerektiğişekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitifyükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit edilmesi mümkündeğildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde kapsamındakinegatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013,§ 29).
71. Yaşam hakkı kapsamındayürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuathükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsasorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarınısağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri başvuruculara üçüncütarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiğiveya devlete tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıylasonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
72. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğinitemin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayınıaydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerintoplanması gerekmektedir (Serpil Kerimoğluve diğerleri, § 57, Sadık Koçakve diğerleri, § 94 ).
73. Ölüm olayına ilişkinyapılacak etkili bir soruşturma kapsamında yetkililerin; tanıklarınınifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve gerektiğinde yaralanmalar ileilgili eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkân verecek otopsininyapılması, ölüm sebebinin objektif analizinin yapılması ve söz konusu olaylarlailgili kanıtların elde edilmesi için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması gibiişlemleri yapmaları gerekmektedir. Ölüm sebebinin veya olası sorumluluklarıntespit edilmesini olumsuz yönde etkileyecek nitelikteki her türlü eksiklik,etkili bir soruşturma yürütülmesi açısından risk teşkil edebilecektir (Benzeryöndeki AİHM kararları için bkz. Giuliani ve Gaggio/İtalya[BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011, § 301; MehmetKöse/Türkiye, B. No: 10449/06, 1/4/2014, § 64).
74. Ayrıca soruşturmada görevlikişilerin olaylara karışan veya karıştığından şüphelenilen kişilerden bağımsızolmaları gerekir. Bu durum sadece hiyerarşik veya kurumsal bir bağlantıbulunmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 96; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Anguelova/Bulgaristan, B. No:55721/07, 13/9/2002, § 138).
75. Yürütülecek cezasoruşturmalarının etkililiğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibipratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarınınkamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişininyakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüdekatılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğluve diğerleri, § 58).
76. Yaşanan bir ölüm olayınınoluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamlarınödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesinin, başvuru konusu olayın gelişim şeklinianlayabilmek ve başvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli” olduğuna dairiddialarının soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıpkarşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şekliniincelemesi gerekebilmektedir (Rıfat Bakırve diğerleri, B. No: 2013/2782,11/3/2015, § 68).
77. Somut olayda önceliklebaşvurucunun, askerî mahalde meydana gelen bir olaya ilişkin soruşturmanınbağımsız ve tarafsız olmayan askerî merciler tarafından yürütüldüğüne yönelikiddialarına değinmek gerekir.
78. Anayasa’nın 145. maddesindeaskerî yargının askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafındanyürütüleceği, bu mahkemelerin asker kişiler tarafından işlenen askerî suçlarile bunların asker kişiler aleyhine veya askerlik hizmet ve görevleriyle ilgiliolarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevli olduğu; askerî yargıorganlarının kuruluşu, işleyişi, askerî hâkimlerin özlük işleri, askerîsavcılık görevlerini yapan askeri hâkimlerin görevli bulundukları komutanlıklailişkileri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına görekanunla düzenleneceği hükme bağlanmıştır (RıfatBakır ve diğerleri, §79).
79. Askerî mahkemelerin oluşumu,statüsü ve görevleri Anayasa’nın 145. maddesi ve 353 sayılı Kanun’da hükümaltına alınmıştır. Bu hükümler incelendiğinde askerî mahkemelere atanan askerihâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve ilgili kanun hükümleri ile garanti altınaalındığı, atanma ve çalışma usulleri yönünden askeri hâkimlerin bağımsızlıklarınızedeleyecek bir hususun olmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermedurumunda bulunmadıkları görülmektedir (RıfatBakır ve diğerleri, §80).
80. AİHM de bu konuya ilişkinbir dönem aldığı kararlarında, askerî ceza mahkemelerinin bağımsızlığı vetarafsızlığına ilişkin şikâyetleri incelemiş; ilgili başvuruların koşulları ilebirlikte şikâyetleri değerlendirerek bu mahkemelerin bağımsızlık vetarafsızlığının yeterli olduğuna hükmetmiştir Ancak AİHM, daha sonraki birdönemde Anayasa Mahkemesinin 353 ve 357 sayılı Kanunların bazı hükümleriniincelediği yukarıda yer verilen (bkz. § 34) kararına göndermede bulunarakaskerî ceza mahkemelerinde subay üyenin varlığı nedeniyle başvuranlarınbağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanmadıkları sonucuna ulaşmıştır.
81. 353 sayılı Kanun’da AnayasaMahkemesinin kararı doğrultusunda 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanun’un 1.maddesi ile yapılan değişiklikle askerî mahkemelerde subay üyelerin varlığınason verilmiş ve askerî mahkemelerin üç askeri hâkimden oluşacağı hükmebağlanmıştır. Böylelikle Anayasa Mahkemesinin kararında yer verdiğimahkemelerin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin aykırılık giderilmiştir.Nitekim AİHM daha sonraki kararlarında bu gelişmeleri dikkate alarak askerîceza mahkemelerinin bağımsızlık ve tarafsızlığına ilişkin şikâyetleri açıkçadayanaksız olduğu gerekçesiyle reddetmiştir (RıfatBakır ve diğerleri, §82).
82. Diğer yandan genel olaraktarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek bir ön yargı, tarafgirlik ve menfaatesahip olunmaması ile davanın tarafları karşısında ve onların lehve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate sahip olunmamasını ifade eder.
83. Tarafsızlığın öznel venesnel olmak üzere iki boyutu olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcutdavadaki kişisel tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişidebıraktığı izlenimin de dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55,K.2006/4, 5/1/2006). Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyleveya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması ya dayargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönündemeşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudanbağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak belirlibir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bubağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delilbulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karineolarak varsayılması zorunludur. Bunun yanı sıra yargılama makamınıntarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecekyeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup bu husus tarafsızlığın nesnelboyutuna işaret etmektedir (Mesude Yaşar,B. No: 2013/2738, 16/7/2014, § 40).
84. Başvuruya konusu olayda,başvurucunun kardeşinin ölümü hakkında yürütülen soruşturmada Askerî Savcılığınve itiraz mercii olarak Askerî Mahkemenin resen elde edilen veya idare ilebaşvurucu tarafından sunulan bilgi ve belgeleri değerlendirmek suretiyle sözkonusu olayın gerçekleşme koşullarının ve olası sorumluların tespitine ilişkinkararlar verdiği görülmektedir. Bu kapsamda başvuruya konu yargılama faaliyetiaçısından ilgili usul hükümleri uyarınca soruşturma ve yargılama faaliyetinidevam ettiren makamların tarafların adil yargılanmaya ilişkin meşrubeklentileri üzerinde menfi etkide bulunacak bir izlenime sahip olmadığı gibihâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde soruşturmayıyürüten Savcılığın ve itirazları inceleyen Mahkeme üyelerinin taraflardanbirine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veyamenfaatinin, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortayakoyan bir bulgu da saptanmamıştır.
85. Diğer taraftan başvurucu;somut olaya ilişkin yürütülen soruşturmanın etkili olmadığını, delillerin vehayatın olağan akışıyla uyuşmayan bazı konuların soruşturma kapsamındayeterince araştırılmadığını ileri sürmektedir.
86. Bu iddialar çerçevesindebaşvuru konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasındaki işlemlerebakıldığında ölüm olayının ardından derhâl soruşturmanın başlatıldığı,soruşturma kapsamında olay yeri incelemesi yapıldığı, olay yerininfotoğraflarının çekildiği ve krokisinin çizildiği, olaya ilişkin tatbikî birkeşif yapıldığı, kimyasal ve balistik inceleme raporları alındığı, olaydakullanılan silah üzerinde parmak izi araştırması yapıldığı ancak yapılanaraştırmada mukayeseye elverişli bir ize rastlanmadığı, müteveffanın üzerinekayıtlı olduğu tespit edilen telefon hattına ilişkin HTS kayıtlarınınincelendiği, askerî birlikte görevli olan müteveffanın arkadaşları ileüstlerinin tanık olarak dinlendiği, müteveffanın askerî birlikteki sosyal vepsikolojik durumunun tespit edilmeye çalışıldığı ve müteveffanın cesediüzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemleri yapılarak ölüm sebebinin net olarakbelirlendiği anlaşılmıştır.
87. Somut olayda başvurucu herne kadar olayın intihar kurgusu üzerine kurgulandığını, olayın gerçekleştiğiyerdeki çatıda birkaç adet delik bulunduğunun tespit edildiğini ve bu durumunmüteveffanın başka biri tarafından öldürülmüş olabileceğini akla getirdiğiniileri sürse de olaya ilişkin tanık ifadeleri ile teknik ve tıbbi raporlar birbütün olarak değerlendirildiğinde Askerî Savcılık tarafından müteveffanınintihar etmek suretiyle hayatına son verdiği yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirenbir durum bulunmadığı belirlenmiştir (bkz. §§59, 60).
88. Bununla birlikte yaşamhakkına ilişkin etkili bir soruşturma yapıldığından bahsedebilmek içinmüteveffayı intihara sürükleyen sebeplerin ve bu sebepler ile intihar vakıasıarasındaki nedensellik bağının da araştırılması gerekmektedir.
89. Somut olaya bu açıdanbakıldığında müteveffanın olaydan önce cep telefonu hattını iptal etmesigerektiği, aksi hâlde başının belaya gireceği yönündeki söylemleri üzerinesoruşturma kapsamında başvurucunun kullandığı cep telefonu hattına ilişkin HTSkayıtlarının incelendiği fakat bu incelemeden müteveffayı intihara sürükleyensebepler hakkında herhangi bir sonuç çıkarılamadığı anlaşılmaktadır. Ayrıcamüteveffanın ölüm sebebine ilişkin yapılan inceleme kapsamında askerî birliktegörev yapan arkadaşları ve üstlerinin ifadeleri alınarak müteveffanın intiharetmeden önceki psikolojik durumu ortaya konmaya çalışılmıştır. Bunun dışındasomut olaya ilişkin soruşturma kapsamında müteveffayı intihara sürükleyensebepler açısından nedensel bir değer taşıdığını aklagetirebilecek herhangi bir eksiklik görülmemektedir.
90. Bütün bu veriler kapsamındasomut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde Askeri Savcılık tarafındanbaşvurucunun kardeşinin hayatını kaybettiği olaya ilişkin derhâl soruşturmabaşlatıldığı ve soruşturmanın beş ay gibi makul bir sürede sonuçlandırıldığı,olaya ilişkin delillerin elde edilmesine yönelik ayrıntılı bir çalışmayapıldığı, olayın öncesinde ve olay anında yaşanan gelişmelerin detaylarıylabirlikte araştırıldığı, başvurucunun meşru menfaati gereği soruşturma sürecineetkili bir şekilde katılmasına engel bir bulguya rastlanmadığı ve bu suretlesomut olayın aydınlatılmasına yönelik yeterli çabanın gösterildiğianlaşılmıştır. Bu durumda yukarıda bahsedilen yaşam hakkının usul boyutunailişkin ilkeler karşısında başvuru konusu olayda, soruşturma makamınınolayların seyrini aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku duyulmasınıgerektiren bir durumun veya yürütülen soruşturmanın derinliği ve ciddiyetiüzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmadığı sonucunaulaşılmıştır.
91. Açıklanan nedenlerle somutolayda yürütülen ceza soruşturmasında yaşam hakkının usule ilişkin boyutununihlaline neden olabilecek bir yön bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1.Yaşam hakkının korunması için gerekli tedbirlerin alınmadığına ilişkin iddianınbaşvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yaşamhakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılamagiderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
21/1/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.