TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET AKDOĞAN VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/817)
Karar Tarihi: 19/12/2013
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Selami ER
Başvurucular
:
Mehmet AKDOĞAN
Selim AKDOĞAN
Erdal AKDOĞAN
Ahmet AKDOĞAN
Fatma BÜLBÜL
Ümmügülsüm BIÇAKCI
Ali Fuat AKDOĞAN
Vekili
:
Av. Hüseyin ÖZTÜRK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırmabedelinin tespiti davasının dokuz yıl sürdüğünü, dava açma tarihi esas alınarakbelirlenen kamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerineödendiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 25/1/2013 tarihinde Ankara 15. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. 15/5/2013 tarihinde, 2013/818, 2013/819, 2013/820,2013/821, 2013/822 ve 2013/823 bireysel başvuru numaralı dosyaların, “kişi ve konu yönünden hukuki irtibat” nedeniyleesaslarının kapatılarak 2013/817 numaralı bireysel başvuru ilebirleştirilmesine, incelemenin 2013/817 numaralı bireysel başvuru üzerindenyürütülmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıdaAnayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneğigörüş için 26/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı’na gönderilmiş, AdaletBakanlığı’nın 2/8/2013 tarihli görüş yazısı 2/9/2013 tarihinde başvurucularınvekiline tebliğ edilmiş, başvurucuların vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşıbeyanlarını 10/9/2013 tarihli dilekçeyle yasal süresi içinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçelerindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucuların murisi adına kayıtlı bulunan Kayseri ili,Develi ilçesi, Fenese Yukarı mahallesi, 257 ada 12 no’lu parsel hakkında, ilçe imar planında tahıl pazarıalanına tahsisli olduğu gerekçesiyle Develi Belediyesi Encümeninin 24/1/2003tarih ve 89 sayılı kararıyla kamulaştırma kararı alınmıştır.
9. Develi Belediye Başkanlığı (İdare) kamulaştırmaya konutaşınmaz hakkında 4/11/1983 tarih ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 8.maddesi gereğince başvurucuları satın alma usulüyle süreci devam ettirmek içinuzlaşma görüşmelerine davet etmiş, fakat başvurucular kanuni süre içerisindeuzlaşma görüşmelerine katılmamıştır.
10. Bunun üzerine idare, 29/5/2003 tarihinde Develi AsliyeHukuk Mahkemesi nezdinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve taşınmazın idareadına tescili davası açmıştır.
11. Başvurucular tarafından ise kamulaştırma işleminin iptaliistemiyle Kayseri İdare Mahkemesinde iptal davası açılmış ve anılan Mahkeme,28/1/2004 tarih ve E.2003/1193, K.2004/70 sayılı kararla bu davayıreddetmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay 6. Dairesi 6/3/2006tarih ve E.2004/3195, K.2006/823 sayılı kararıyla yerel mahkeme kararınınonanmasına hükmetmiş ve karar kesinleşmiştir.
12. Asliye Hukuk Mahkemesi idari yargıdaki iptal davasınınsonuçlanması üzerine, keşif yapılmasına karar vermiş ve 20/9/2006 tarihindeyapılan keşif sonucunda bilirkişi heyeti dava konusu taşınmazın dava tarihiitibariyle kamulaştırma bedelini 32.365,00 TL olarak tespit etmiştir.Başvurucuların bilirkişi raporuna itiraz etmesi üzerine, Mahkeme, ek bilirkişiraporu alınmasına karar vermiş ve 6/10/2008 tarihli ek bilirkişi raporuyla davakonusu taşınmazın kamulaştırma bedeli bu kez 49.649,50 TL olarakbelirlenmiştir.
13. Başvurucuların ve davacı idarenin dava konusu taşınmazındeğerinin tespitinde emsal olabilecek yeni taşınmazlar göstermeleri vetalepleri üzerine Mahkeme tarafından 3/12/2009 tarihinde ikinci kez keşifyapılmasına karar verilmiş ve 5/1/2010 tarihinde mahallinde yeniden keşifyapılmıştır. Bu keşif sonucunda bilirkişi heyeti dava konusu taşınmazınbedelini bu kez 64.680,00 TL olarak belirlemiştir.
14. Mahkeme, 12/1/2012 tarih ve E.2003/308, K.2012/27 sayılıkararıyla davayı kabul etmiş ve son bilirkişi raporu doğrultusunda kamulaştırmabedelini 64.680,00 TL olarak belirleyerek bedelin başvuruculara ödenmesine vetaşınmazın davacı belediye adına tesciline karar vermiştir.
15. İlk derece mahkemesinin kararının başvurucular ve idaretarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz incelemesini yapan Yargıtay 18.Hukuk Dairesi 22/5/2012 tarih ve E.2012/2398, K.2012/6066 sayılı kararıylakamulaştırma bedelinin tespitinde isabetsizlik görmeyerek yerel mahkemekararını onamıştır.
16. Başvurucuların karar düzeltme talebi de Yargıtay 18.Hukuk Dairesinin 26/11/2012 tarih ve E.2012/11502, K.2012/13174 sayılıkararıyla reddedilmiştir. Karar aynı tarihte kesinleşmiştir. Bu karar başvuruculara26/12/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
17. 2942 sayılı Kanun’un “Kamulaştırmabedelinin mahkemece tespiti ve taşınmaz malın idare adına tescili”kenar başlıklı 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:
“Kamulaştırmanın satın alma usulü ileyapılamaması halinde idare, … asliye hukuk mahkemesine müracaat eder vetaşınmaz malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, … idare adına tesciline kararverilmesini ister.
Mahkeme, idarenin başvuru tarihinden itibarenen geç otuz gün sonrası için belirlediği duruşma gününü, … taşınmaz malınmalikine … bildirerek duruşmaya katılmaya çağırır. Duruşma günü idareye detebliğ olunur.
…
Mahkemece yapılan duruşmada tarafların bedeldeanlaşamamaları halinde hâkim, en geç on gün içinde keşif ve otuz gün sonrasıiçin de duruşma günü tayin ederek, 15 inci maddede sayılan bilirkişilermarifetiyle ve tüm ilgililerin huzurunda taşınmaz malın değerini tespit içinmahallinde keşif yapar…
Bilirkişiler, taraflar ve diğer ilgililerinbeyanını da dikkate alarak, 11 inci maddedeki esaslar doğrultusunda taşınmazmalın değerini belirten raporlarını onbeş gün içindemahkemeye verirler. Mahkeme bu raporu, duruşma günü beklenmeksizin taraflaratebliğ eder. Yapılacak duruşmaya hâkim, taraflar veya vekillerini ve bilirkişileriçağırır. Bu duruşmada tarafların bilirkişi raporlarına varsa itirazlarıdinlenir ve bilirkişilerin bu itirazlara karşı beyanları alınır.
Tarafların bedelde anlaşamamaları halindegerektiğinde hâkim tarafından onbeş gün içindesonuçlandırılmak üzere yeni bir bilirkişi kurulu tayin edilir ve hâkim,tarafların ve bilirkişilerin rapor veya raporları ile beyanlarındanyararlanarak adil ve hakkaniyete uygun bir kamulaştırma bedeli tespit eder.Mahkemece tespit edilen bu bedel, taşınmaz mal, kaynak veya irtifak hakkınınkamulaştırılma bedelidir. … İdarece, kamulaştırma bedelinin hak sahibi adınayatırıldığına … dair makbuzun ibrazı halinde mahkemece, taşınmaz malın idareadına tesciline ve kamulaştırma bedelinin hak sahibine ödenmesine karar verilirve bu karar, tapu dairesine ve paranın yatırıldığı bankaya bildirilir. Tescilhükmü kesin olup tarafların bedele ilişkin temyiz hakları saklıdır.
(Ek fıkra: 11/04/2013-6459 S.K./6. md)Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamamasıhâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faizişletilir.
…
14 üncü maddede belirtilen süre içinde, kamulaştırma işlemine karşı haksahipleri tarafından idari yargıda iptal davası açılması ve idari yargımahkemelerince de yürütmenin durdurulması kararı verilmesi halinde mahkemece,idari yargıda açılan dava bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göreişlem yapılır.
…”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 19/12/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucuların 25/1/2013 tarih ve 2013/817 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
19. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırmabedelinin tespiti davasında hukuki sürecin başladığı 2003 yılı verilerine görebelirlenen kamulaştırma bedelinin dokuz yıl süren dava sonunda faizişletilmeden kendilerine ödendiğini, bu şekilde Anayasa’nın 46. maddesi ve bumaddeye uygun düzenlenen 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesine aykırı hareketedildiğini, taşınmazın gerçek değerinin değil, dokuz yıl önceki karşılığınınödendiğini belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler vemülkiyet haklarının ihlal edildiğinin tespiti ile alınması gerekli tedbirlerehükmedilmesini talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
20. Başvurucuların dava tarihi itibarıyla tespit edilenkamulaştırma bedelinin dava sonunda faiz işletilmeden kendilerine ödenmesinedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği şikâyeti açıkça dayanaktan yoksunolmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangibiri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuruya ilişkin olarak kabuledilebilirlik kararı verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden İnceleme
21. Başvurucular, maliki oldukları taşınmazın kamulaştırmabedelinin tespiti davasında dava tarihine göre belirlenen bedelin dava sonundafaiz işletilmeden kendilerine ödendiğini ve bu nedenle taşınmazın gerçekdeğerini alamadıklarını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir
22. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucular tarafındanaçılan kamulaştırma işleminin iptaline ilişkin davanın reddedilmesinintaşınmazın kamu yararı amacıyla kamulaştırıldığını ortaya koyduğu,başvurucuların taşınmazının yasaya uygun olarak ve kamu yararıylakamulaştırıldığı ve kamulaştırma bedelinin usulüne göre tayin edildiğikonusunda herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, başvurunun çözümlenmesi bakımındanbaşvurucuların üzerine orantısız ve aşırı bir yük yüklenip yüklenmediğininaraştırılması gerektiği, başvurucuların kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46.maddesinde düzenlenen kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin işletilmesitalebinin ise Türk hukuku uygulamasına göre mümkün görünmediği, taşınmazıngerçek değeriyle orantılı makul bir kamulaştırma bedeli ödenmediği müddetçe,kişiyi taşınmazından mahrum bırakmanın genelde aşırı bir yük teşkil ettiği,başvuru konusu davada kamulaştırma bedelinin belirlendiği tarih ile bedelinödendiği tarih arasında geçen yaklaşık olarak 104 aylık süre zarfındakamulaştırma bedelinin %104.63 oranında değer kaybına uğradığı ve benzermağduriyetlerin önlenmesi amacıyla 6459 sayılı Kanunla 2942 sayılı Kanun’un 10.maddesinde değişiklik yapıldığı ifade ederek Anayasa’nın 35. maddesine ilişkinşikâyet incelenirken bu hususların göz önünde bulundurulması gerektiği yönündebeyanda bulunulmuştur.
23. Başvurucular Adalet Bakanlığı görüşüne karşı cevaplarındakamuoyunda dördüncü yargı paketi olarak bilinen değişiklikler kapsamında 2942sayılı Kanun’un 10. maddesinde yapılan değişiklikle dört ay içindesonuçlandırılamayan bedel tespiti davalarına kanuni faiz ödenmesini öngörendüzenlemenin haklılıklarını gösterdiğini dile getirmişlerdir.
24. Anayasa’nın “MülkiyetHakkı” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
25. Anayasa'nın “Kamulaştırma”kenar başlıklı 46. maddesi şöyledir:
“Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu yararınıngerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarîirtifaklar kurmaya yetkilidir.
Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlananartırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. … Kanunun taksitle ödemeyiöngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirdetaksitler eşit olarak ödenir.
…
İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacaklarıiçin öngörülen en yüksek faiz uygulanır.”
26. Anayasa'nın “Temel hakve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne (Sözleşme) Ek (1)No.lu Protokol’ün “Mülkiyetin korunması”kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”
28. Somut başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırılantaşınmazın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa’nın 35. maddesinde yeralan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyethakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceğibelirtilmiştir. Anayasa’nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetlerisınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken Devlet ve kamu tüzel kişilerineözel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırmailkelerini belirleyen Anayasa’nın 46. maddesi mülkiyet hakkınınsınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, başvurucuların bahsedilen talebinindeğerlendirilmesinde Anayasa’nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.maddelerinin de göz önünde bulundurulması gerekmektedir.
29. Anayasanın 35. maddesi ve (1) No.lu Protokol’ün 1.maddesi paralel düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer vermiştir. Her ikidüzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. İki düzenlemenin ilk cümleleri herkesemülkiyet hakkını tanımakta, ikinci cümlesi ise kişilere ait mülkiyetin hangikoşullarla sınırlandırılabileceğini ya da mülkünden yoksun bırakılabileceğinihüküm altına almaktadır.
30. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise farklı şekildeele alınmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkınınkullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımınailişkin genel bir ilkeye yer verirken, Sözleşmeye Ek (1) numaralı protokolünbirinci maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararına düzenlemeile vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekligördükleri yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak bu durumunmülkiyet hakkı kapsamına girmediği belirtilmektedir. Bununla beraberAnayasa’nın birçok maddesi ilgili olduğu hususta devlete düzenleme yetkisivermektedir.
31. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirileceksınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altınaalınırken (1) No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamuyararıyla, yasada öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygunolarak yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, yasada öngörülen koşulları, birdiğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargıkararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilikşartını karşılayabildiğini kabul ederken (bkz. Malonei/İngiltere, B. No:8691/79, 2/8/1984,§ 66-68) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağınıöngörerek Sözleşme’den daha geniş bir korumasağlamaktadır.
32. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla, sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma, ürünlerinden yararlanma ve tasarruf etme (başkasına devretme,biçimini değiştirme, harcama ve tüketme hatta yok etme) olanağı veren birhaktır. Anayasa’ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunlasınırlama getirilebilir. Özel mülkiyetteki bir taşınmazın kamu yararı amacıylaihtiyaç duyulması halinde şekil ve koşulları yasayla belirlenmek şartıylakamulaştırılmak suretiyle kamu hizmetine tahsis edilerek özel mülkiyeti sonaerdirilebilir. Kamulaştırmanın nasıl ve hangi ilkelere göre yapılacağıAnayasa’nın 46. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. (Bkz. AYM,E.1988/34, K.1989/26, K.T. 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, K.T. 17/5/2012 veE.2004/25, K.2008/42, K.T. 17/1/2008)
33. Çağdaş demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en genişölçüde sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Temel hak ve özgürlükleribüyük ölçüde kısıtlayan ve kullanılamaz hale getiren sınırlamalar hakkın özünedokunur. Temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların yalnız ölçüsüdeğil, koşulları, nedeni, yöntemi, kısıtlamaya karşı öngörülen kanun yollarıgibi güvenceler hep demokratik toplum düzeni kavramı içindedeğerlendirilmelidir. Bu nedenle, temel hak ve özgürlükler, istisnai olarak veancak özüne dokunmamak koşuluyla demokratik toplum düzeninin gerekleri içinzorunlu olduğu ölçüde ve ancak kanunla sınırlandırılabilirler. Demokratik birtoplumda temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın, bu sınırlamaylagüdülen amacın gerektirdiğinden fazla olması düşünülemez. Demokratik hukukdevletinde güdülen amaç ne olursa olsun, kısıtlamaların, bu rejimlere özgüolmayan yöntemlerle yapılmaması ve belli bir özgürlüğün kullanılmasını önemliölçüde zorlaştıracak ya da ortadan kaldıracak düzeye vardırılmaması gerekir(AYM, E.2012/108, K.2013/64, K.T.22/5/2013).
34. Kamu yararı kavramı, genel bir ifadeyle özel veyabireysel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yararı ifadeetmektedir. Bütün kamusal işlemler, nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmekhedefine yönelmek durumundadır (AYM, E.2010/30, K.2012/7, K.T.19/1/2012).
35. Kamu yararı doğası gereği geniş bir kavramdır. Özelliklekişileri bedelini ödeyerek mülkiyetlerinden yoksun bırakmayı düzenleyen yasalargibi sosyal ve ekonomik politikaların uygulanmasını belirleyen düzenlemelerkonusunda yasama organının geniş bir takdir yetkisi olması doğaldır. Açıkçamakul bir temelden yoksun olmadıkça yasama organının neyin kamu yararınaolduğuna dair verdiği karara saygı duyulmalıdır. Yasama ve yürütme organlarıtoplumun ihtiyaçlarını dikkate alarak neyin kamu yararına olduğunu belirlemedegeniş bir takdir yetkisine sahiptirler. Kural olarak kamu makamları ekonomikveya toplumsal bir politikayı hayata geçirmek amacıyla mülkiyet hakkınamüdahale etmişlerse burada meşru bir kamu yararı amacının bulunduğunu varsaymakgerekir. Kamu yararı konusunda bir uyuşmazlığın çıkması halinde ise örneğinkamulaştırma gibi hususlarda uzmanlaşmış ilk derece ve temyiz yargılaması yapanmahkemelerin uyuşmazlığı çözmek konusunda daha iyi konumda oldukları açıktır.Bu nedenle müdahalenin kamu yararına uygun olmadığını ispat yükümlülüğü bunuiddia edene aittir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. James ve Diğerleri/İngiltere, B. No:8793/79, 21/2/1986, § 46; Eski Yunan Kralıve Diğerleri/Yunanistan, B. No: 25701/94, 23/11/2000, § 87; Broniowski/Polonya B. No: 31443/96, 22/6/2004, §148).
36. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemesindeaçıkça temelden yoksun veya keyfi olduğu anlaşılmadıkça yetkili kamuorganlarının kamu yararı tespiti konusundaki takdirine müdahalesi söz konusuolamaz.
37. Anayasa’nın 35. maddesine göre kişilerin mülkiyetleriancak kanunla öngörülmüş usullerle ve kamu yararı gereği karşılığı ödenmeksuretiyle ellerinden alınabilir. Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülükilkesi gereği kişilerin mülklerinden mahrum bırakılmaları halinde elde edilmekistenen kamu yararı ile mülkünden mahrum bırakılan bireyin hakları arasındaadil bir denge kurulması gerekmektedir.
38. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”,“gereklilik” ve “orantılılık” olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. “Elverişlilik”,öngörülen müdahalenin, ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, “gereklilik”, ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını, yani aynı amaca dahahafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, “orantılılık” ise bireyin hakkına yapılanmüdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesigerekliliğini ifade etmektedir.
39. AİHM de mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Sözleşme’ye uygunluğunu denetlerken yapılan müdahaleninkamu yararı ya da genel yararı amaçlamasının yanı sıra toplumun genel yararıile birey haklarının korunması arasında adil bir dengenin de gözetilmesigerektiğini vurgulamaktadır. Bu çerçevede bireylerin, mülklerinin değeriyleorantılı makul bir bedel ödenmeden mülklerinden mahrum edilmeleri halindeyapılan müdahalenin ölçülü olmadığına hükmetmektedir. Bununla beraber Sözleşmeile korunan mülkiyet hakkı her durumda tam bedelin ödenmesini güvence altınaalmamaktadır. Ekonomik reform ya da sosyal adaleti gerçekleştirmek gibi genişçaplı tedbirleri uygulamaya yönelik istisnai durumlarda meşru kamu yararıamacıyla yoksun bırakılan mülkiyetin piyasa değerinin altında ödeme yapılmasınıölçülülük ilkesine aykırı bulmayabilmektedir (bkz. Sporrong ve Lönnroth/İsveç,B. No: 7151/75 ve 72/52/75, 23/9/1982, § 69;James ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 54; Papachelas/Yunanistan, B.No: 31423/96, 25/3/1999, § 48; Lithgow ve Diğerleri/İngiltere, B. No: 9006/80,9262/81, 9263/81, 9265/81; 9266/81; 9313/81; 9405/81, 8/7/1986 § 120-121).
40. Anayasa'nın 46. maddesinde öngörülen ve temel öğesinin “kamu yararı” olduğu kabul edilenkamulaştırma, bir taşınmaz üzerindeki özel mülkiyet hakkının, malikin rızasıolmaksızın, kamu yararı için ve karşılığı ödenmek koşuluyla devlet tarafındansona erdirilmesidir. Kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddenin birinci fıkrasında;"Devlet ve kamu tüzelkişileri, kamuyararının gerektirdiği hallerde, karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özelmülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunlagösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idariirtifaklar kurmaya yetkilidir" denilmektedir. Kamu yararıbulunması, kamulaştırma kararının yasada gösterilen esas ve usullerineuyulması, gerçek karşılığın peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasalöğeleridir. (AYM, E.2004/25, K.2008/42, K.T.17/1/2008)
41. Bir taşınmazın hiçbir karşılık ödenmeden idareye geçmesi,mülkiyet hakkının sınırlandırılmasını aşan, hakkın özünü zedeleyen bir durumdur(AYM, E.2002/112, K.2003/33, 10/4/2003). Bununla beraber gerçek karşılığınınaltında bir bedel ödenerek bir taşınmazın idareye geçmesi de Anayasa’nın 46.maddesi hükmüne açıkça aykırılığın yanında mülkiyet hakkına Anayasa’nın 13.maddesinde yer alan ölçülülük ilkesini aşan ve mülkünden yoksun bırakılankişiye ulaşılmak istenen kamu yararıyla kıyaslandığında ölçüsüzce ağır bir yükyükleyen ve makul olmayan müdahale niteliğindedir.
42. İdarenin, malikin rızasına gerek olmaksızın yapabileceğibir işlem olan kamulaştırma nedeniyle peşin ödemesi gereken bedeli ödemedegecikmesi durumunda hissedilir değer kaybına neden olan unsurların varlığınındikkate alınmaması halinde ödenen bedelin gerçek karşılık olaraknitelendirilemeyeceği açıktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz., AİHM, Yunan rafinerileri Stranve Stratis Andreadis/Yunanistan, B. No: 13427/87, 9/12/1994, § 82). Başvurucularınmülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantılı olabilmesi için ödenen tutarlarınenflasyonun etkilerinden arındırılarak güncelleştirilmesi, yani kamulaştırmatarihi ile ödeme tarihi arasında geçen süredeki hissedilir değer kaybını telafiedecek biçimde faiz uygulanması gerekir. (Bkz.Scordino/İtalya (no:1), B. No: 36813/97,29/3/2006, § 258).
43. Bu çerçevede gerçek karşılığa ulaşmayı engelleyendüzenleme ve uygulamaların Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkınıda zedeleyeceği açıktır. Başvuru konusu olayda sahibi olduğu taşınmazkamulaştırılan başvurucuların kamulaştırma bedeline itiraz etmesiyle açılandava sonunda dava tarihi esas alınarak tespit edilen kamulaştırma bedelibaşvuruculara faiz işletilmeden ödenmiştir.
44. Somut başvuruda başvurucular kanuna uygun bir şekildeyapılan kamulaştırmayla mülkünden yoksun kaldığı ve kamulaştırmanın kamu yararışeklinde meşru bir amaca yönelik olduğu konusunda bir şikâyettebulunmamaktadır. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucuların taşınmazınıntahıl pazarı alanına tahsisli olduğu gerekçesiyle ve Belediye Encümenininkararıyla kamulaştırıldığı ve kamulaştırma sürecinin 2492 sayılı Kanun’a göresürdürülerek tamamlandığı görülmektedir. Başvurucuların açtığı kamulaştırmaişleminin iptali davsının reddedilmesi de göz önündebulundurulduğunda mülkiyetten yoksun bırakmanın meşru amacı ve kanuni dayanağıbulunduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuların mülkiyet hakkının ihlaledilip edilmediği hususunda başvurunun çözüme kavuşturulması için Anayasa’nın35. maddesi kapsamında kamulaştırma işleminin başvurucuların üzerinde ölçülüolmayan aşırı bir yük yükleyip yüklemediğinin incelenmesi gerekmektedir.
45. İlk derece mahkemesi tarafından belirlenen kamulaştırma bedelininusulüne uygun bir şekilde belirlenmediği hususunda da başvurucuların birşikâyeti bulunmamaktadır. Başvurucular dava tarihi esas alınarak belirlenenbedele faiz ödenmemesi nedeniyle alması gereken bedelin değerinde azalmaolduğundan şikâyet etmekte ve bedelin dava tarihi yerine davanın karar tarihineen yakın tarihe göre belirlenmesi veya Anayasa’nın 46. maddesinde yer alangecikme faizinin bedele uygulanması gerektiğini iddia etmektedir.
46. Kanun koyucu, taşınmazı kamulaştırılan kişilerin davasüresince geçen zaman nedeniyle hak kaybına uğramamaları ve taşınmazınbedelinin ilgilisine kısa sürede ödenmesini sağlamak için kamulaştırmadavalarının diğer davalara oranla daha hızlı bir şekilde karara bağlanmasıamacıyla 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesinde özel hükümlere yer vermiştir.Anılan maddeye göre, tarafların kamulaştırma bedeli konusunda anlaşamamaları veidarenin bedel tespit ve tescil davası açması halinde mahkemenin otuz günsonrası için duruşma günü tayin etmesi ve taraflara duruşma gününü tebliğetmesi, duruşmada bedel konusunda anlaşma sağlanamaz ise yine otuz gün sonrasıiçin duruşma günü tayin edilmesi ve bu sırada bilirkişi tayin ederek keşifyapması, taraflar yine anlaşamazlar ise onbeş günsonrasına duruşma günü tayin etmesi ve ikinci bilirkişi raporuna başvurması vebunun sonucunda bedeli tespit ederek davayı sonuçlandırması gerekmektedir.Görüldüğü üzere kanun koyucu, kamulaştırma davalarının kısa süredebitirilmesini öngörmektedir. Bu öngörüye bağlı olarak yakın zamana kadar kamulaştırmabedelinin tespiti davaları için yasal faiz öngörülmemiştir.
47. Taraflar için 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesindekamulaştırma bedelinin tespiti davalarının sonuçlandırılması için öngörülensüreler mahkemelere yönelik süreler olduğundan düzenleyici nitelikte olup,mahkemeler bu sürede davayı sonuçlandıramasalar da daha sonra verdiklerikararların geçerli olduğunda şüphe yoktur.
48. 2942 sayılı Kanun’un 10. maddesindeki sürelerindüzenleyici nitelikte süreler olduğu, yapılması gereken duruşmalar ve duruşmaaralıkları, bilirkişi raporlarının beklenmesi ve tebligat işlemleri göz önündebulundurulduğunda, bu sürelerin aşılabileceği görülmektedir. Bununla birliktekamulaştırma bedelinin tespiti davalarında kamulaştırma işlemlerinin başlamasıylakişilerin mülkiyet haklarını kullanmalarının kısıtlandığı, dava sonundakamulaştırma bedelini alabildikleri ve bu bedele faiz uygulanmadığı göz önündebulundurulduğunda bu davaların süratle sonuçlandırılmasında başvurucularınönemli bir menfaati olduğu görülmektedir.
49. Başvurucular kamulaştırma bedeline Anayasa’nın 46.maddesinde düzenlenen kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizinişletilmesini veya taşınmazın karar tarihine en yakın tarihte belirlenmişbedelinin tazminat olarak ödenmesini talep etmektedirler.
50. Anayasa’nın 46. maddesindeki düzenlemeye göre;kamulaştırma bedeli nakden ve peşin olarak ödenmelidir. Ancak tarım reformununuygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projeleriningerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması veturizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenmesitaksitlendirilebilmektedir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerdeve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde devlet alacaklarınauygulanan en yüksek faiz işletilebilir. Yargıtay’ın istikrar kazananiçtihatlarına göre de, Anayasa’nın 46. maddesindeöngörülen faiz oranı ancak kesinleşip de ödenmeyen kamulaştırma bedelleri içinişletilebilir (Bkz. Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, E.2002/7971, K.2002/9752,15/10/2002). Dolayısıyla dava sonunda tespit edilen kamulaştırma bedelinin davatarihinden itibaren devlet alacaklarına uygulanan en yüksek faizle ödenmesitalebinin yasal bir dayanağı veya yargı kararlarıyla oluşmuş ve istikrar kazanmışbir uygulaması bulunmamaktadır.
51. Başvuru konusu davada Develi Asliye Hukuk Mahkemesitarafından belirlenen kamulaştırma bedeli Mahkeme kararıyla başvurucular adınabanka hesaplarına peşin olarak yatırılmıştır. Bu durumda başvurucuların kamulaştırmabedeline devletin alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanmasıtalebinin Anayasa’nın 46. maddesi kapsamında yasal dayanağı bulunmamaktadır.(Benzer yönde AİHM kararı için bkz., Yetiş/Türkiye,B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 44).
52. 2942 sayılı Kanun’un 10. ve 11. maddeleri uyarıncatarafların kamulaştırma kararı sonrasında bedel hususunda anlaşamamalarıhalinde dava tarihine göre taşınmazın adil ve hakkaniyete uygun bir şekildebedeli mahkemece tespit edilmesi gerekmektedir. Değer tespitinin dava tarihinegöre tespiti, Kanun gereği olduğu gibi dava sürecinde taşınmazın değerindemeydana gelecek artış veya azalışların bedele etki etmemesi ve bu şekilde bedeltespitine belirlilik kazandırmanın gereğidir. Aksi halde taşınmazın değeri uzunsüren davalarda artabileceği gibi azalabileceğinden idare veya vatandaşlaraolumsuz etkide bulunabilir. Ancak bu durum taşınmazın gerçek değerininenflasyon karşısında korunması için dava tarihine göre belirlenen bedele faizişletilmesine mani değildir.
53. Nitekim kanun koyucu bahsedilen husustaki yasal eksiğigidermek ve kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında davanın zamanındasonuçlandırılamaması halinde yargılama sürecinde kamulaştırma bedelininenflasyon etkisiyle uğrayacağı değer kaybını telafi ederek benzermağduriyetlerin önlenmesi maksadıyla 6459 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 2942sayılı Kanun’un 10. maddesine ek fıkra ekleyerek “Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içindesonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitimindenitibaren kanuni faiz işletilir.” hükmünü getirmiş ve zamanındatamamlanamayan kamulaştırma bedelinin tespiti davalarında ödemenin yapıldığıtarihe kadar kamulaştırma bedeline faiz ödenmesi imkânını tanımıştır.
54. Somut başvuruya konu kamulaştırma işleminde ise davabahsedilen kanun hükmünün yürürlüğe giriş tarihinden önce sonuçlandığındanyasal faiz ödemesi yapılmamıştır. Bu durumda kamulaştırma sürecinde kamuyararına ulaşmak için kullanılan yöntemler ile izlenen amaç arasında makul birorantılılığın ve mülkünden mahrum bırakılan başvurucuların üzerine orantısız veaşırı bir yük binip binmediğinin araştırılması gerekmektedir.
55. Başvuru konusu kamulaştırma bedelinin tespiti davası,29/5/2003 tarihinde Develi Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde açılmış, mahkemeöncelikle idare mahkemesinde devam eden kamulaştırmanın iptali davasınınsonuçlanmasını beklemiş, iptal davasının 6/3/2006 tarihinde sonuçlanmasınınardından üç defa bilirkişi tayin ederek ve iki defa keşif yaparak bedel tespitiyapmış ve 12/1/2012 tarihili kararıyla bankaya depoedilen 64.680,00 TL kamulaştırma bedelinin davanın kesinleşmesi beklenmeksizinbaşvuruculara ödenmesine ve taşınmazın idare adına tapu siciline kaydedilmesinekarar vererek davayı sonuçlandırmıştır.
56. Bu durumda dava tarihi esas alınarak tespit edilenkamulaştırma bedeli başvuruculara sekiz yıl sekiz ay (104 ay) sonra faizuygulanmaksızın ödenmiştir. Merkez Bankası verilerine göre Mayıs 2003 ile Ocak2012 tarihleri arasında enflasyonda meydana gelen artış %104,63’tür. Bir başkaifadeyle Mayıs 2003 tarihindeki 100 TL’nin Ocak 2012’de enflasyon karşısındadeğer kaybı giderilmiş karşılığı 204,63 TL’dir.
57. Başvuruculara dava tarihine göre belirlenerek ödenen64.680,00 TL kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde Merkez Bankası verilerikullanılarak enflasyon karşısında değer kaybı giderilmiş karşılığı 132.356,00TL’dir. Bir diğer ifadeyle kamulaştırma bedelinin uğradığı değer kaybını telefiedecek fark 67.676,00 TL’dir.
58. Bir eşyanın devir tarihindeki bedelinin daha sonraödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeni ile paranın değerindeoluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelintasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanmak imkânı dabulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerekhaksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011).
59. Bununla birlikte kamu kurumları uzun süren kamulaştırmabedelinin tespiti davalarında faiz ödemeyerek bireylerin almaları gerekenbedelin enflasyon karşısında aşınmasına neden olmaktadırlar. Bu durumdataşınmazı kamulaştırılan kişilere ödenen kamulaştırma bedelinin kişininuğradığı zararı telafi edebilmesi için taşınmazın gerçek karşılığı olmasıyanında ayrıca ödenen bedelin tespitiyle ödenmesi arasında geçen dönemdegözlemlenen enflasyona nispetle hissedilir derecede değer kaybetmemiş olmasıgerekir.
60. Bu çerçevede AİHM, Türkiye’de kamulaştırma bedelleriningeç ödenmesi ve enflasyon sonucu bedelin değerinde aşınma olması ile aradageçen sürede bedele faiz ödenerek durumun telafi edilmemesi veya ödenen faizinenflasyonun oldukça altında olması sonucu tespit edilen bedelin değerinikoruyucu nitelikte olmaması nedenleriyle birçok davada başvuranların üzerindemeşru kamu yararıyla haklı gösterilemeyecek orantısız ve aşırı bir yük bindiğive mülkiyet haklarının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. Aka/Türkiye, B. No: 19639/92, 23/12/1998,§ 48-50; Akkuş/Türkiye, B. No:19263/92, 9/7/1997, § 28-31; Yetiş/Türkiye,B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 57-60).
61. AİHM yukarıda belirtilen kararlarında kamulaştırmaişleminin ekonomik, sosyal ya da siyasal bir reform kapsamına girmesi halindegerçek bedelin altında ödeme yapılabileceğini öngörmektedir. Anayasanın 46.maddesi buna imkân vermemekle birlikte tespit edilen gerçek değerin ödenmesindemeydana gelen gecikmeyle ve enflasyon etkisiyle değerindeki aşınmayı tam telafiedecek bir mekanizma da öngörmemiştir. Türk hukuk sistemi bunun yerine 2942sayılı Kanunun 10. maddesiyle bedel tespiti davalarının kısa süredesonuçlandırılmasını, 2013 yılında bahsedilen maddeye eklenen fıkra ile de 4ayda sonuçlanmayan davalarda kanunu faiz ödenerek değer kaybının önlenmesiniöngörmektedir.
62. Başvuru konusu kamulaştırılan taşınmaza enflasyon sonucudeğerdeki aşınma ile piyasa değerinden daha düşük bir bedelin ödenmesini haklıgösterecek kamu yararına yönelik hiçbir meşru amaç tespit edilememiştir (Aynıyöndeki AİHM kararı için bkz. Scordino/İtalya(no:1), B. No: 36813/97, 29/3/2006, § 102). Kamulaştırma bedelinedeğerindeki hissedilir aşınmayı giderecek şekilde faiz uygulanmaması kamuyararı için öncelikli, genel menfaatleri koruyan, kamu hizmetlerininsürdürülmesi için zorunlu bir durum da arz etmemektedir (Bkz. AYM, E.2008/58,K.2011/37, 10/2/2011).
63. Yukarıdaki unsurlara bakarak, kamulaştırma bedelinin davaaçıldığı tarihteki değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenenfarkın kamulaştırma bedeline faiz eklenmemesinden kaynaklandığıanlaşılmaktadır. Ödenmeyen bu fark, bireyin mülkiyet hakkının korunması ilekamu yararı arasında olması gereken adil dengeyi bozarak, Anayasa’da yer alanölçülülük ilkesine aykırı bir şekilde başvurucular üzerine orantısız ve aşırıbir yük binmesine sebep olarak başvurucuların mülkiyet hakkını ihlal etmektedir(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Yetiş/Türkiye,B. No: 40349/05, 6/7/2010, § 56).
64. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konukamulaştırma bedelinin tespiti davasının 29/5/2003 tarihinde açıldığı ve DeveliAsliye Hukuk Mahkemesi tarafından dava tarihi esas alınarak belirlenen bedelinsekiz yıl sekiz ay sonra mahkemenin 12/1/2012 tarihli kararıyla başvurucularafaiz işletilmeksizin ödendiği, bu süre zarfında Merkez Bankası verilerine göreenflasyonda meydana gelen artışın %104,63 olduğu, bahsedilen değer kaybı oranıdikkate alındığında, başvurucuların üzerine idarenin ulaşmak istediği meşrukamu yararı ile haklı gösterilemeyecek şekilde orantısız ve aşırı yük bindiğisonucuna ulaşılmıştır.
65. Belirtilen nedenlerle, başvurucuların Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun50. Maddesi Yönünden
66. Başvurucular, idare tarafından kamulaştırılantaşınmazlarının bedel tespiti davasının 104 ay sürmesi ve dava tarihine göretespit edilen bedelin faiz işletilmeden kendilerine ödenmesi nedeniyle mülkiyethaklarının ihlal edildiğini belirterek hak ihlalinin tespitini ve alınmasıgereken tedbirlere hükmedilmesini talep etmişlerdir.
67. Adalet Bakanlığı görüşünde, doğrudan tazminata ilişkinbir açıklama yapmamakla beraber başvuruculara dava tarihine göre tespit edilipDeveli Asliye Hukuk Mahkemesi kararından sonra ödenen kamulaştırma bedelinindeğerinde enflasyon etkisiyle aşınma olduğunun kabulü ve enflasyonun etkisigiderilmiş kamulaştırma bedelinin ödeme tarihinde 132.360,00 TL olduğu yönündedeğerlendirme yapılmıştır.
68. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukukiyarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
69. Başvuruculara dava tarihine göre belirlenen kamulaştırmabedelinin sekiz yıl sekiz ay süren dava sonunda faiz işletilmeden ödenmesisonucu kamulaştırma bedelinde bu sürede gerçekleşen %104,63 oranındakienflasyon nedeniyle ciddi bir değer kaybı oluştuğu, bu durumun başvurucularınüzerine idarenin ulaşmak istediği meşru kamu yararı ile haklı gösterilemeyecekşekilde orantısız ve aşırı yük binmesine neden olduğu, bahsedilen maddi değerkaybını telafi edebilmek için kamulaştırma bedeline enflasyon oranında faizişletilerek başvurucuların her birine 9.668,00 TL olmak üzere toplam 67.676,00TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
70. Başvurucular tarafından ayrı ayrı yapılan ve dosyadakibelgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderininbaşvuruculara ayrı ayrı, 2.640,00 TL vekâlet ücretinin ise müştereken olmaküzere toplam 4.028,54 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan nedenlerle başvurunun;
A. Mülkiyet hakkıyla ilgili şikâyet yönünden KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Mehmet AKDOĞAN, Selim AKDOĞAN, Erdal AKDOĞAN,Ahmet AKDOĞAN, Fatma BÜLBÜL, Ümmügülsüm BIÇAKCI veAli Fuat AKDOĞAN’ın her birine 9.668,00 TL olmaküzere toplam 67.676,00 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların diğer taleplerininREDDİNE,
E. Başvurucular Mehmet AKDOĞAN, SelimAKDOĞAN, Erdal AKDOĞAN, Ahmet AKDOĞAN, Fatma BÜLBÜL, ÜmmügülsümBIÇAKCI ve Ali Fuat AKDOĞAN’ın her biri tarafındanayrı ayrı yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin ayrı ayrı,2.640,00 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin ise müşterekenbaşvuruculara ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucularınMaliye Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına;ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgilimahkemesine gönderilmesine,
19/12/2013 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.