TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ALİ EMİR VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/850)
Karar Tarihi: 7/11/2013
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucular
:
Mehmet Ali EMİR
Tuncel EMİR
Nurten EMİR
Sinem EMİR
Kemal EMİR
Bilge AKYOL
Gönül YILMAZ
Alp Eren YILMAZ
Ecem Nur YILMAZ
Mevlüde EROL
Hale SÖNMEZ
Lale İMREN
Vekili
:
Av. Murat Kemal GÜNDÜZ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, yakınlarının 9/11/2011tarihinde Van ilinde meydana gelen depremde otel enkazında kalarak vefatettiğini ve hukuk yollarına başvurmalarına rağmen sonuç alamadıklarınıbelirterek, yaşam hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 30/11/2012 tarihinde doğrudan yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca,kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 29/7/2013tarihinde yapılan toplantıda Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün28. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 2/8/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 2/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 3/10/2013 tarihinde bildirilmiştir.Başvurucu, görüşünü 22/10/2013 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. 23/10/2011 tarihinde Van ilinde 7,2şiddetinde bir deprem meydana gelmiş ve çok sayıda kişi hayatını kaybetmiştir.Depremden sonra artçı sarsıntılar devam etmiş ve 9/11/2011tarihinde 5,6 şiddetinde ikinci bir deprem gerçekleşmiştir. İkinci depremdebaşvurucuların yakınları Cem EMİR, Sebahattin YILMAZ ve Önal EROL da dâhilolmak üzere Van il merkezinde bulunan Bayram Otel’de kalmakta olan 24 kişi otelbinasının çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir.
9. Olayın ardından Van Cumhuriyet Başsavcılığı resensoruşturma başlatmıştır. Başvurucuların tamamının da şikâyetçi olarak katıldığısoruşturma kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda birden fazla kişininsorumluluğunun bulunduğu, binada hasar tespiti yapmayan ilgili birimlerin dekusurlu olduğu belirlenmiştir.
10. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülensoruşturma kapsamında ayrıca keşif yapılmış, bina enkazından karot örneği, donatı örneği ve diğer numuneler bilirkişilermarifetiyle alınmış, soruşturma dosyası ve elde edilen numuneler rapordüzenlemeleri için bilirkişilere tevdi edilmiştir. Soruşturma sonucu 26/7/2012 tarihinde verilen kararda bilirkişilercehazırlanan rapor ışığında, söz konusu binanın yapım yılında (1964) statikprojesi ve hesap raporları yapılmadan gelişigüzel inşa edildiği, malzeme vedonatıların dönemin Afet Bölgelerinde Yapılacak Yapılar Yönetmeliğikriterlerini taşımadığı, inşaat ruhsatına göre fazladan bir kata sahipolmasının bina üzerinde fazladan yüke neden olduğu, ilk depremde ayaktakalmasına rağmen ikinci depremde iki deprem arasında artçı şoklardanetkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifade edilmiştir.
11. Soruşturma sonucunda, otel işletmecisi hakkında bilinçlitaksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma suçundan Van Ağır CezaMahkemesinde kamu davası açılmasına, vefat eden yapı sahibi ve diğer şüphelilerhakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına ve Van Valisi ile Afet ve Acilİşler Daire Başkanlığı (AFAD) görevlileri hakkında 2/12/1999tarih ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin YargılanmasıHakkında Kanun’un 3. ve 12. maddeleri gereği görevsizlik kararı verilereksoruşturma dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine kararverilmiştir.
12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 9/10/2012tarihinde Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüye kullanmayailişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgililer açısındansuç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumun bulunmadığıgerekçesiyle şikayetin işleme konulmamasına karar vermiş, bu kararbaşvurucuların vekiline 1/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucular, vekilleri aracılığıyla Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının işleme konulmama kararının kaldırılması ve 4483 sayılı Kanungereği ön inceleme yaptırılması kararı verilmesi talebiyle 12/11/2012tarihinde Danıştay’a itiraz dilekçesi sunmuştur.
14. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının işleme koymamakararına karşı 4483 sayılı Kanun’da herhangi bir itiraz yolu öngörülmemiş olupbaşvuru dilekçesinde başvurucuların Danıştay’a yaptıkları itirazlarınınsonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır.
15. Bakanlık, başvuru konusu olaylara ilişkin 2/10/2013 tarihli görüşünde (§ 5), başvurucuların Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarında teyit ettiği, ilave şu bilgilere yer vermiştir:
16. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 9/10/2012tarih ve 2012/128 soruşturma, K.2012/55 sayılı işleme konulmama kararına karşıbaşvurucuların vekili tarafından yapılan itiraz neticesinde, Danıştay 1.Dairesi, 4/12/2012 tarih ve E.2012/1699, K.2012/1856 sayılı kararında 4483sayılı Kanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının kararlarına karşı herhangi biritiraz yolu öngörülmediğinden bahisle itirazı incelemeksizin reddetmiştir.
17. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı beyanlarında, idari sorumluluğun tespiti vesorumluluktan kaynaklanan giderimin belirlenmesi için idari yargı yolunabaşvurulduğunu, ancak yaşam hakkının ihlali halinde sadece tazminat alınmasınınyeterli olmayacağını, devletin etkili ve önleyici ceza sistemi kurma pozitifyükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.
18. Söz konusu tam yargı davası henüz sonuçlanmamıştır.
19. Başvurucular, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınınşikayetin işleme konulmaması kararının kendilerine tebliğinden itibaren süresiiçinde 30/11/2012 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
20. Başvuru konusu olayda şikayet konusu yapılan “taksirle öldürme” ve “görevi kötüye kullanma” suçlarına ilişkin 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nunhükümleri şöyledir:
“Taksirle öldürme
MADDE 85. –
(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olankişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya dabir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişininyaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan onbeşyıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
…
Görevi kötüye kullanma
MADDE 257. - (1) Kanunda ayrıca suç olaraktanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmeksuretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya dakişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapiscezası ile cezalandırılır.
(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlananhâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek,kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksızbir kazanç sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ilecezalandırılır.
(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde,görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerdenkendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkrahükmüne göre cezalandırılır.”
21. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun (CMK) “Bir suçun işlendiğiniöğrenen Cumhuriyet savcısının görevi” başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka birsuretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamudavasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğiniaraştırmaya başlar.”
22. Bununla birlikte, memurlar ve diğer kamu görevlileriningörevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı yargılanabilmeleri izne tabiolup izin vermeye yetkili merciler ve izlenecek usul 4483 sayılı Kanun’dadüzenlenmiştir.
23. 4483 sayılı Kanun’un “Hazırlıksoruşturmasını yapacak merciler” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Hazırlık soruşturması genel hükümlere göreyetkili ve görevli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılır. AncakCumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Sekreteri,müsteşarlar ve valiler ile ilgili olarak yapılacak olan hazırlık soruşturmasıYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili,kaymakamlar ile ilgili hazırlık soruşturması ise il Cumhuriyet Başsavcısı veya Başsavcıvekili tarafından yapılır.”
24. 4483 sayılı Kanun’un 3. maddesinin son cümlesine göre astmemur ile üst memurun aynı fiile iştiraki halinde izin, üst memurun bağlıolduğu merciden istenir. Bu durumda bir vali ve altında görev yapan memurlariçin talep edilen yargılama iznini vermeye yetkili merci valiler içinyargılamaya izin vermeye yetkili makam olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı veyaBaşsavcıvekili’dir.
25. 4483 sayılı Kanun’un “Olayınyetkili mercie iletilmesi, işleme konulmayacak ihbar ve şikayetler” başlıklı 4. maddesinin üçüncü vedördüncü fıkraları şöyledir:
“Bu Kanuna göre memurlar ve diğer kamugörevlileri hakkında yapılacak ihbar ve şikâyetlerin soyut ve genel nitelikteolmaması, ihbar veya şikâyetlerde kişi veya olay belirtilmesi, iddiaların ciddîbulgu ve belgelere dayanması, ihbar veya şikâyet dilekçesinde dilekçe sahibinindoğru ad, soyad ve imzası ile iş veya ikametgâhadresinin bulunması zorunludur.
Üçüncü fıkradaki şartları taşımayan ihbar veşikâyetler Cumhuriyet başsavcıları ve izin vermeye yetkili merciler tarafındanişleme konulmaz ve durum, ihbar veya şikâyette bulunana bildirilir. Ancakiddiaların, sıhhati şüpheye mahal vermeyecek belgelerle ortaya konulmuş olmasıhalinde ad, soyad ve imza ile iş veya ikametgâhadresinin doğruluğu şartı aranmaz. Başsavcılar ve yetkili merciler ihbarcı veyaşikâyetçinin kimlik bilgilerini gizli tutmak zorundadır.”
26. 4483 sayılı Kanun’un “İtiraz” başlıklı 9. maddesi şöyledir:
“Yetkili merci, soruşturma izni verilmesineveya verilmemesine ilişkin kararını Cumhuriyet başsavcılığına, hakkındainceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisine ve varsa şikayetçiyebildirir.
Soruşturma izni verilmesine ilişkin kararakarşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturmaizni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikayetçi itiraz yoluna gidebilir. İtiraz süresi, yetkilimerciin kararının tebliğinden itibaren on gündür.
İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar içinDanıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresindebulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.
İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ayiçinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir.”
27. 4483 sayılı Kanun’un 4. maddesinin birinci fıkrasında yerverilen nitelikleri taşımamaları nedeniyle ihbar ve şikâyetler hakkında verilenişleme konulmama kararına yönelik bir itiraz yolu öngörülmemiştir.
28. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tamyargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmişolanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veyabaşka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yılve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarakhaklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmenveya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen gündenitibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde busürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”
29. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı49.maddesi şöyledir:
“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasınazarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralıbulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, buzararı gidermekle yükümlüdür.”
30. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borçilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:
“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukununsorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafındanverilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkimininkusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukukhâkimini bağlamaz.”
31. 15/5/1959 tarih ve 7269 sayılı Umumi HayataMüessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara DairKanun’un 4. ve “Afet bölgelerinde yapılacakteknik işler” başlıklı 13. maddeleri şöyledir:
“Madde 4 – İçişleri, İmar ve İskan, Bayındırlık, Sağlık ve Sosyal Yardım ve TarımBakanlıklarınca acil yardım teşkilatı ve programları hakkında genel esaslarıkapsayan bir yönetmelik yapılır.
Bu yönetmelik esasları dairesinde afetinmeydana gelmesinden sonra yapılacak kurtarma, yaralıları tedavi, barındırma,ölüleri gömme, yangınları söndürme, yıkıntıları temizleme ve felaketzedeleriiaşe gibi hususlarda uygulanmak üzere görev ve görevlileri tayin, toplanmayerlerini tespit eden bir program valiliklerce düzenlenir ve gereken vasıtalarhazırlanarak muhafaza olunur.
Bu programların uygulanması, valiliklercekurulacak kurtarma ve yardım komitelerince sağlanır.
…”
“Madde 13 – a) Yapılacak işlemlere esas olmaküzere İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurullarıtarafından, afetin meydana geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamutesisleri incelenerek, hasar tespit raporu düzenlenir.
(Değişik: 31/8/1999 -KHK - 574/1 md.) Gereken hallerde, yapılarda meydanagelen hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteğiüzerine diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler vemeslek odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veyamimarı hasar tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.
(Değişik: 31/8/1999 -KHK - 574/1 md.) Arazinin tehlikeli durumu vebinaların gördüğü hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenlerhakkında, o il ve ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bumakamlarca böyle binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok3 gün süre verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallindesahibi bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle,bildiri yapılmış sayılır.
…
b) …
c) …
ç) Yer kayması, kaya düşmesi gibi afetlerde,tehlikenin devamı veya tekrarı ihtimali üzerine boşaltılan binaların tehlikeyekarşı kesin tedbir alınıncaya kadar işgaline veya hasara uğrayanların tamirinemüsaade edilmez. Tedbir alınamayacağına karar verildiği takdirde tehlikelimahal içindeki binalar, yukarıdaki esaslar dahilindeyıktırılır. İmar ve İskan Bakanlığınca afete karşıarazide gerekli tedbirlerin alınması, tehlikeye maruz yapıların yıkılması vetopluluğun başka yere taşınmasından daha ekonomik görülürse, bu tedbirlerinalınması için lüzumlu ödenek 33 üncü maddede yazılı fondan ödenir. Tehlikeningiderilmesiyle ilgili tedbirler için yapılan harcamalar borçlanmaya tabitutulmaz.
d) Afete uğrıyanlarınveya uğraması muhtemel olanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerdegeçici olarak barınmalarını sağlamak üzere, baraka ve konutlar inşa edilebilir,ettirilebilir, kiralanabilir veya satınalınabilir.
Bu tedbirlerin, kısa zamanda yerinegetirilmesinin mümkün olamıyacağı hallerde, geçici iskan tedbirlerini kendileri almak isteyenlere nakdi yardımda yapılabilir.
…”
32. 29/5/2009 tarih ve 5902 sayılı Afet ve Acil DurumYönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1., 2., 4. ve 18. maddeleri şöyledir:
“Amaç ve kapsam
MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, afet ve acildurumlar ile sivil savunmaya ilişkin hizmetleri yürütmek üzere, Başbakanlığabağlı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının kurulması, teşkilatı ile görevve yetkilerini düzenlemektir. Başbakan, Başkanlıkla ilgili yetkilerini birbakan aracılığı ile kullanabilir.
(2) Bu Kanun; afet ve acil durumlar ile sivil savunmaya ilişkinhizmetlerin ülke düzeyinde etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi için gerekliönlemlerin alınması ve olayların meydana gelmesinden önce hazırlık ve zararazaltma, olay sırasında yapılacak müdahale ve olay sonrasındagerçekleştirilecek iyileştirme çalışmalarını yürüten kurum ve kuruluşlararasında koordinasyonun sağlanması ve bu konularda politikaların üretilmesi veuygulanması hususlarını kapsar.
Tanımlar
MADDE 2 – (1) Bu Kanunda yer alan;
a) Acil durum: Toplumun tamamının veya bellikesimlerinin normal hayat ve faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan veacil müdahaleyi gerektiren olayları ve bu olayların oluşturduğu kriz halini,
b) Afet: Toplumun tamamı veya belli kesimleriiçin fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, normal hayatı ve insanfaaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan doğal, teknolojik veya insankaynaklı olayları,
c) …
h) Risk: Belirli bir alandaki tehlike olasılığınagöre kaybedilecek değerlerin ölçüsünü,
ı) Risk azaltma: Belirli bir kesim veya alandageliştirilen afet senaryolarına göre, olası risklerin önlenmesi, kabuledilebilir ölçülere indirilmesi ya da paylaşımı amacıyla alınacak her türlüplanlı müdahaleyi,
i) Risk yönetimi: Ülke, bölge, kent ölçeğindeve yerel ölçekte risk türleri ve düzeylerini tespit etme, azaltma ve paylaşmaçalışmaları ile bu alandaki planlama esaslarını,
j) …
k) Zarar azaltma: Afetlerde ve acil durumlardameydana gelmesi muhtemel zararların yok edilmesi veya azaltılmasına yönelikrisk yönetimi ve önleme tedbirlerini,
ifade eder.
…”
“MADDE 4 – (1) Afet veacil durum hallerinde bilgileri değerlendirmek, alınacak önlemleri belirlemek,uygulanmasını sağlamak ve denetlemek, kurum ve kuruluşlar ile sivil toplumkuruluşları arasındaki koordinasyonu sağlamak amacıyla, BaşbakanlıkMüsteşarının başkanlığında, Milli Savunma, İçişleri, Dışişleri, Maliye, MilliEğitim, Bayındırlık ve İskân, Sağlık, Ulaştırma, Enerji ve Tabii Kaynaklar,Çevre ve Orman bakanlıkları ve Devlet Planlama Teşkilatı müsteşarları, Afet veAcil Durum Yönetimi Başkanı, Türkiye Kızılay Derneği Genel Başkanı ile afetveya acil durumun türüne göre Kurul Başkanınca görevlendirilecek diğer bakanlıkve kuruluşların üst yöneticilerinden oluşan Afet ve Acil Durum KoordinasyonKurulu kurulmuştur.
(2)Kurul, yılda en az dört kez toplanır. Ayrıca, ihtiyaç halinde Kurul Başkanınınçağrısı üzerine olağanüstü toplanabilir. Kurulun sekretaryasını Başkanlıkyürütür.”
“İl afet ve acil durum müdürlükleri
MADDE 18 – (1) İllerde, il özel idaresibünyesinde, valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulur. Müdürlüğünsevk ve idaresinden vali sorumludur.
(2) İlafet ve acil durum müdürlüklerinin görevleri şunlardır:
a) İlin afet ve acil durum tehlike verisklerini belirlemek.
b) Afet ve acil durum önleme ve müdahale ilplanlarını, mahalli idareler ile kamu kurum ve kuruşlarıyla işbirliği vekoordinasyon içinde yapmak ve uygulamak.
c) İl afet ve acil durum yönetimi merkeziniyönetmek.
ç) Afet ve acil durumlarda meydana gelen kayıpve hasarı tespit etmek.
d) …
…
g) Afet ve acil durumlarda, gerekli arama vekurtarma malzemeleri ile halkın barınma, beslenme, sağlık ihtiyaçlarınınkarşılanmasında kullanılacak gıda, araç, gereç ve malzemeler için depolarkurmak ve yönetmek.
ğ) …
…
(3) …
…
(5)Afet ve acil durum il müdürü ile diğer personelin ataması vali tarafındanyapılır.
…”
33. 19/5/1988 tarih ve 19808 sayılı Resmi Gazete’deyayımlanan Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı ve Planlama Esaslarına DairYönetmelik’in 4., 6. ve 32. maddeleri şöyledir:
“Sorumluluk
Madde 4 – Vali ve kaymakamlar, görevlibakanlık, kurum ve kuruluşlar ile askeri birlikler, ilgili mevzuat ve buYönetmelik gereğince düzenlenecek acil yardım planları ve acil yardımla ilgiliyönergelerle kendilerine verilen görevleri yerine getirmekten ayrı ayrısorumludurlar.
Afetin meydana gelmesinden itibaren, alınmasıgereken her türlü acil tedbirlerin alınmasından ve acil yardımların bir emirbeklemeden yapılmasından afetin meydana geldiği yerin mülki amiri sorumludur.”
“Madde 6 – Bu Yönetmeliğin ilke ve esasları dahilinde:
a) Acil yardım hizmetlerini yürütmek üzere,illerde valinin başkanlığında il kurtarma ve yardım komitesi, ilçelerdekaymakamın başkanlığında ilçe kurtarma ve yardım komitesi kurulur,
b) İl ve ilçe acil yardım planlarınınyapılmasından, icrasından ve güncelliğinin korunmasından birinci derecede valive kaymakamlar sorumludur. Bakanlıklar ve merkezi kurum ve kuruluşlar ileaskeri birlikler bu planların yapılmasına ve icrasına yardımcı olur,
c) Bakanlık, kurum ve kuruluşların taşrateşkilatları il ve ilçe planları içinde yer alır,
d) Bakanlık, kurum ve kuruluşların merkezteşkilatları ile bölgedeki askeri garnizon komutanlıkları, il ve ilçelereyardımcı olmak üzere kendi görevleri ile ilgili takviye ve destek planlarıyaparlar,
e) Acil yardım hizmetlerinin planlanmasında,öncelikle ilçe ve/veya il hudutları içindeki kamu kurum ve kuruluşlarının güçve kaynaklarının kullanılması esas alınır.
İhtiyaçların bu kaynaklardan zamanında veyeterince karşılanamaması halinde sırasıyla:
1. Bölgedeki askeri birliklerden, komşu valive kaymakamlardan yardım istenir,
2. Bölgedeki özel kuruluşlardan ve gerçekkişilerden yükümlülükler yolu ile karşılanır.
…
Ön Hasar Tespit ve Geçici İskanHizmetleri Grubu
Madde 32 – Ön Hasar Tespit ve Geçici İskan Hizmetleri Grubunun teşkili, görevleri, planlaması veservisleri:
a) Teşkili:
...
b) Görevleri:
1. Alınan haberlere göre nerelere, ne kadar önhasar tespit ekibi göndereceğini tespit eder,
2. Hasarın yoğun olduğu bölgeleri belirler,
3. Kesin hasar tespitleri için gereklibilgileri sağlar,
4. Afetten sonra konut, resmi ve özel tümyapılar ile hayvan barınaklarındaki hasarın en kısa zamanda tespitini sağlayıcıtedbirleri alır,
5. Ön Hasar Tespit Formlarını örnek Ek: 16'yagöre düzenlettirir. İcmal formlarını da örnek Ek: 17 forma göre düzenleyip afetbürosuna verir,
6. Can güvenliği bakımından oturulmasısakıncalı olan ve yıktırılması gereken binaları belirler,
7. Resmi kuruluşlar ihtiyacı ve afetzedelerinbarındırılması için kullanılabilecek bina ve tesisleri tespit eder,
8. Tespit edilen bu binaların kullanıma hazırhale getirilmesi için gerekli işlemleri yaptırır,
9. Ön tespit çalışmaları tamamlandıktan sonraaçıkta kalan ailelerin geçici iskanlarını sağlar,
10. Afetzedelerin kısa süreli geçici iskanları için öncelikle çadır olmak üzere sağlam bulunanokul ve diğer resmi ve özel binaların kısa süre için bu işe tahsisini sağlar,
11. …
…
c) Planlaması:
1. Kuruluşlarca servislerde görevlendirilecekpersonel, araç, gereç kadrosunun 12 nci maddenin (l)ve (m) bendleri esaslarına göre tespitini,
2. Ön hasar tespiti yapacak personelinyetmemesi halinde nerelerden takviye ekip temin edilebileceğini,
3. Afetzedelerin geçici barındırılmaları ilketapta resmi kuruluşlara ait binalarda, bu binaların yetmemesi halinde özelşahıslara ait bina ve tesislerde sağlanacağından bu gibi bina ve tesislerinönceden belirlenmesini,
4. …
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
34. Mahkemenin 7/11/2013 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 30/11/2012 tarih ve 2012/850 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
35. Başvurucular, Van Valisi ve AFADgörevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmemeksuretiyle görevi kötüye kullandıklarını, otelde hasar tespitinin yapılmadığını,hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve taksirle ölüme sebepolduklarını, buna karşılık ihmali olan kamu görevlilerinin etkili bir şekildesoruşturulmadığını belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşamhakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucular ikinci olarak,Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmamasıgerekçesiyle verilen şikâyetin işleme konulmaması kararına karşı cezasoruşturması yapılabilmesi için başvurabilecekleri herhangi bir makamınbulunmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak aramahürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Anayasa’nın17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
a. KabulEdilebilirlik Hakkında
36. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğiiddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde şikâyetlerin kabul edilebilirliğiaçısından değerlendirme yapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhinetazminat davası açtıklarına dair bir bilgi bulunmadığı, bireysel başvurununancak başvuru yollarının tüketilmesi sonrasında yapılabileceği hususunundikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.
37. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındakiBakanlık görüşüne karşı, idari sorumluluğun tespiti ve sorumluluktankaynaklanan giderimin belirlenmesi için idari yargı yoluna başvurulduğunu,ancak yaşam hakkının ihlali halinde sadece tazminat alınmasının yeterliolmayacağını, devletin etkili ve önleyici ceza sistemi kurma pozitifyükümlülüğünün bulunduğunu ileri sürmüştür.
38. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesine ilişkinşikâyetleri açısından kabul edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken başvuruyollarının tüketilmesi hususunda karar verebilmek için Devletin Anayasa’nın 17.maddesi kapsamında yaşam hakkını korumak için sahip olduğu “ etkili bir yargısal sistem kurma” pozitif yükümlülüğünün kapsamınıntespiti gerekmektedir. Bu nedenle bu konudaki değerlendirme esas hakkındakiinceleme ile birlikte yapılacaktır.
39. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmalnedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuruhakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliğigereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancakyaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafındanyapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişilerin eşi,çocukları, anne babası ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısındanbir eksiklik bulunmamaktadır.
40. Olayda yaşamını yitiren kişilerin yukarıda sayılanyakınları tarafından yapılan başvurunun Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaledildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. EsasBakımından İnceleme
41. Başvurucular, Van Valisi ve AFADgörevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerinegetirmediklerini, iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, oteldehasar tespitinin yapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını veyakınlarının taksirle ölümüne sebep olduklarını, buna karşılık ihmali olan kamugörevlilerinin etkili bir şekilde soruşturulmadığını belirterek Anayasa’nın 17.maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
42. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17.maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsanHakları Mahkemesinin (“AİHM”) yaşam hakkı konusunda benimsediği ilkeleredeğinilmiş, hayati tehlike içeren koşullar nedeniyle başvurucularınyakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceği konusundakibelirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerin statüsü vebu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığı hususlarınınbelirli bir davanın esasının incelenmesi sırasında, Devletin yaşam hakkıbakımından taşıdığı sorumluluğu belirlemek için göz önüne alınması gerektiğiifade edilmiştir.
43. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin(“AİHS”) 2. maddesi bağlamında, ölüm olayının kasten ya da saldırı veya kötümuameleler sonucu meydana gelmesine ilişkin davalar ile ihmal sonucu ölümolayının meydana gelmesiyle ilgili olan davalar arasında bir ayrım yapılmasıgerektiği belirtilmiştir. Bu kapsamda, AİHM’nin, yaşam hakkının veya fizikselbütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülüğün, her olayda mutlaka ceza davası açılmasınıgerektirmediği ve mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukukyollarının açık olmasının yeterli olabileceği sonucuna vardığı görüşüne yerverilmiştir.
44. Bakanlık görüşünde ayrıca, AİHM’ye göre adam öldürme vekamu makamlarının sorumluluğu altında meydana gelen olayların bir sonucu olarakcan kaybının olduğu tehlikeli faaliyetlere ilişkin davalarda olayla ilgilibilgi ve belgelere devletin daha kolay ulaşabileceği, devletin resmi soruşturmayapma yükümlülüğü bulunduğunun kabul edildiği, mevcut davada bu kriterin uygulanabilmesi için öncelikle binaların yapımı vedaha sonraki dönemde depreme dayanıklılık konusundaki incelemeyi yapmagörevinin hangi kamu makamına ait olduğunun, daha sonra da ilgili makamıngörevini yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiği ifadeedilmiştir.
45. Başvurucular, başvurunun esasıhakkındaki Bakanlık görüşüne karşı, görüşte yer verilen yaşam hakkının korumaalanına dâhil olan devletin ölüme sebebiyet veren tasarrufları soruşturmayükümlülüğüne ilişkin AİHM standartlarının başvuru dilekçesi dikkatealınmaksızın birinci deprem öncesi döneme de uygulanma eğilimine girildiğini,oysa yürütülen soruşturmanın hasar tespiti yapılmaması nedeniyle ölüme nedenolma üzerine kurulu olduğunu, iddialarının hatalı bir şekilde AİHS’nin 6.maddesine göre değerlendirildiğini ileri sürmüştür.
46. Anayasa’nın “Kişinindokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesişöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî vemanevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı hallerdışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel vetıbbî deneylere tâbi tutulamaz.
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.
Meşrû müdafaa hali,yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veyahükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması,sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerinuygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunludurumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.”
47. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını korumahakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmezhaklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleribulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunanhiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanısıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerinyaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişininkendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğübulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51).
48. Anayasa’nın 17. maddesi, Devletinsorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında can kaybının gerçekleştiğidurumlarda Devlete, öncelikle elindeki tüm imkânları kullanarak, yaşam hakkınıkoruma esas yükümlülüğünü vermektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 52-53). Devletin yaşam hakkı kapsamındasahip olduğu pozitif yükümlülüklerin bir de usuliyönü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan herölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasınısağlayabilecek etkili resmi bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz birsoruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkin bir şekilde uygulanmasınıgüvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda,bunların sorumlulukları altında meydana gelen ölümler için hesap vermelerinisağlamaktır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).
49. Usulyükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma türünün, yaşam hakkınınesasına ilişkin yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğinebağlı olarak tespiti gerekmektedir. Buna göre, kasten ya da saldırı veya kötümuameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezaisoruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve davalarsonucunda sadece tazminat ödenmesi, yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdursıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 55).
50. Ancak ihmalnedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalar açısından farklı biryaklaşımın benimsenmesi gerekir. Buna göre, yaşam hakkının veya fizikselbütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem kurma”yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez.Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açıkolması yeterli olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 59).
51. Bununlabirlikte, ihmal suretiyle meydana gelen ölüm olaylarında Devlet görevlilerininya da kurumlarının bu konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan birihmali olduğu, yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusumakamların kendilerine verilen yetkileri göz ardı ederek afet veya tehlikelibir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterliönlemleri almadığı durumlarda, bireyler kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukukyollarına başvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesineneden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerinyargılanmaması 17. maddenin ihlaline neden olabilir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 60-62).
52. Başvuru konusuolayda, başvurucuların yakını 23/10/2011tarihinde gerçekleşen 7,2 şiddetindeki depremden sonra meydana gelen artçısarsıntılar sırasında 9/11/2011 tarihinde gerçekleşen 5,6 şiddetindeki ikincidepremde kaldıkları otelin çökmesi sonucu hayatını kaybetmiştir. Başvuruya konuolay açısından, yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu yükümlülüklerarasında yer alan yaşam hakkını koruma yükümlülüğü için yasal ve idariçerçevenin oluşturulması ve bu çerçevenin gereği gibi uygulanmasısorumluluğunun bulunup bulunmadığının ortaya konulması gerekmektedir.
53. Devletin bu noktada biryükümlülüğünün ortaya çıkabilmesi için kamu yetkililerince, belirli bir kişininhayatının gerçek ve yakın tehlike içinde olduğunun bilinmesi ya da bilinmesigerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra, böyle bir durum dâhilinde,makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikeningerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısızoldukları tespit edilmelidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 53).
54. Başvurucular, Van Valisi ve AFADgörevlilerinin mevzuatta kendilerine yüklenilen görevleri yerine getirmediklerini,iki deprem arasında gerekli tedbirleri almadıklarını, otelde hasar tespitininyapılmadığını, hasara rağmen otele girişin yasaklanmadığını ve yakınlarınıntaksirle ölümüne sebep olduklarını ileri sürmüştür (§ 41). Bakanlığın görüşyazısında ise konu ile ilgili olarak, hayati tehlike içeren koşullar nedeniylebaşvurucuların yakınlarının maruz kaldığı riskin ne zaman gerçekleşebileceğikonusundaki belirsizlik, bu tür koşulların ortaya çıkışında payı olan kişilerinstatüsü ve bu kişilere atfedilen eylem veya ihmalin kasıtlı olup olmadığıhususlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir (§ 42).
55. Deprem gibi birafetin meydana gelmesi durumunda, başvurucuların haklarında ceza soruşturmasıyapılmasını talep ettikleri görevliler açısından, hasar görmüş binaların derhaltespit edilmesi, binaların gördüğü hasar bakımından tehlike arz edenlerininboşaltılması ve yıktırılması, afete uğrayanların veya uğraması muhtemelolanların bulundukları yerlerde veya başka yerlerde geçici olarak barınmalarınınsağlanması görevleri konu hakkındaki mevzuatta (§ 31- 33) açık birşekilde belirlenmiştir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §67-71).
56. Yukarıda yerverilen mevzuat hükümleri göz önünde bulundurulduğunda, başvurucuların birincideprem sonrasında gerekli tedbirleri almamak suretiyle yakınlarının ölümüneneden olduklarını ileri sürdükleri Vali ve AFAD yetkililerinin, alınabilecektedbirlere ilişkin asli yükümlülüklerin bulunduğu anlaşılmaktadır.
57. Yaşanan birinci büyük depreminakabinde çok sayıda artçı deprem meydana gelmiştir. Birinci depremde belliseviyede hasar görmüş binaların yaşanan artçı sarsıntılar esnasında yıkılmatehlikesi bulunmaktadır. Bu durumun öngörülebilecek bir risk olduğunun kabulügerekir. Başvurucuların yakınları, birinci büyük depremden tam 16 gün sonrameydana gelen 5,6 şiddetindeki depremde yıkılan otelin enkazı altında kalarakhayatlarını kaybetmiştir. Afetzedelerin veya başka yerlerden o şehre depreminyaşanması nedeniyle gelen kişilerin barınma ihtiyacı nedeniyle depremin meydanageldiği şehirdeki kamuya açık konaklama yerleri arasında kapasitesi en yüksektesislerden biri olan oteli kullanmayı düşünecekleri de ortadadır. Bu durumdabirinci depremden sonra geçen 16 gün içerisinde otel hakkında hasar tespitinin yapılarak gerektiğinde boşaltılmasıkararı verilmesi sorumlu kişilerden beklenebilir.
58. 6216 sayılıKanun’un “Bireysel başvuru hakkı”kenar başlıklı 45. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.
(2) İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.
…”
59. AİHM içtihadında (B. No: 2012/752, 17/9/2013,§ 74) kabul edilene benzer bir şekilde, 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2)numaralı fıkrasında yer verilen kanun yollarının tüketilmesi koşulu, bireyselbaşvurunun temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çareolmasının doğal sonucudur. Diğer bir ifadeyle, temel hak ihlallerini öncelikleidari makamların ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanunyollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20-21).
60. Başvurucuların idari sorumluluğuntespiti ve sorumluluktan kaynaklanan tazminatın belirlenmesi için açtıkları tamyargı davası (§17-18) henüz sonuçlanmamış, Vali ve AFAD yetkilileri hakkındaceza soruşturması açılmasına ise izin verilmemiştir. Bu durumda, başvuru konusuolayda Devletin yaşam hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüklerinmaddi boyutunun, yani elindeki tüm imkânları kullanarak yaşam hakkını korumakiçin öngörülen yasal ve idari tedbirlerin gereği gibi uygulanıpuygulanmadığının (§ 48) Anayasa Mahkemesince bu aşamada incelenmesi ve bukonuda karar verilmesi mümkün değildir.
61. Devletin yaşam hakkı kapsamındakipozitif yükümlülüklerin etkili cezai soruşturma yapma boyutu açısından ise aynışeyleri söylemek mümkün değildir ve kesinleşmiş olan şikâyetin işlemekonulmaması kararı nedeniyle yaşam hakkının ihlal edilip edilmediği hususundaAnayasa Mahkemesi tarafından bir karar verilmesine bir engel bulunmamaktadır.Ayrıca Anayasa Mahkemesinin böyle bir inceleme yapabilmesi için kamu idarelerialeyhine açılan tam yargı davalarının sonuçlanmış olması da zorunlu değildir.Zira yukarıda da belirtildiği gibi (§ 51)tehlikeli bir faaliyet ya da doğal afetler nedeniyle oluşan öngörülebilirriskleri ortadan kaldırma hususundaki görev ve yetkilerini ihmal ederekinsanların hayatının tehlikeye girmesine neden olduğu ileri sürülen görevlilerinsorumluluklarının incelenmesine engel olunması tek başına Anayasa’nın 17.maddesinin ihlaline neden olabilir. Ancak belirtmek gerekir ki, yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı,yaşam hakkını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını vevuku bulan ölüm olayında varsa sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmeküzere adalet önüne çıkarılmalarını sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan, burada yer verilendeğerlendirmeler olayla ilgili olarak mutlaka herhangi bir kişi veyakamu makamının hukuki veya cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğunuifade etmemektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).
62. Budurumda, başvuru konusu olay açısından, Bakanlığın görüş yazısında ilerisürüldüğü üzere, şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirmeyapılırken, başvurucuların ilgili idareler aleyhine maddi ve manevi tazminatdavası açmamış olmaları ya da açtıkları davanın sonuçlanmamış olması nedeniylebaşvuru yollarının tüketilmediği itirazı (§36) (devletin yaşam hakkı kapsamında sahipolduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutuaçısından) kesinleşmiş olan şikâyetin işleme konulmaması kararı açısından kabul edilemez. Başvurunun özü ilk deprem sonrasıgerekli tedbirleri almayarak yakınlarının ölümüne neden olduğunu ilerisürdükleri Vali ve AFAD yetkilileri hakkında cezai soruşturma açılmamış olmasınedeniyle devletin yaşam hakkından kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün usuli boyutunun ihlal edildiği iddiasıdır.
63. Başvuru konusuolayda, Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ceza soruşturmasındaVan Valisi ile AFAD görevlileri hakkında görevsizlik kararı verilereksoruşturma dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. YargıtayCumhuriyet Başsavcılığı, Van Valisi ve AFAD görevlileri hakkında görevi kötüyekullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgilileraçısından suç oluşturan ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumunbulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir.
64. Bu kişilereyönelik olarak yürütülen soruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önündebulundurulacak hususlardan biri ceza soruşturmasının sorumluların belirlenmesineve cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmasıdır.Etkililik ve yeterliliği temin adına soruşturma makamlarının resen hareketegeçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecekbütün delillerin toplanması gerekmektedir. Soruşturmada ölüm olayının nedenininveya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkanını zayıflatan bir eksiklik,etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (B. No:2012/752, 17/9/2013, § 57).
65. Yaşanan olayailişkin öncelikle, doğal afetin etkisi dışında sorumluluğun ne ölçüde ilgili(müştekilerin de sorumlu olduğunu ileri sürdüğü) kamu görevlilerinin ihmalineatfedilebileceğini ortaya koyacak bir soruşturma açılması gerekmektedir. Busoruya cevap verilebilmesi için teknik ve idari yönlerden değerlendirmeleriçeren uzman görüşlerine başvurulması ve sadece kamu otoritelerinin eldeedebileceği bilgilere ulaşılması gerekmektedir. Bu hususlar bireylerin (başvurukonusu olayda müştekilerin) ispatlayabilecekleri hususlardan değildir (B.No: 2012/752, 17/9/2013, § 82).
66. Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen ilksoruşturma kapsamında, keşif yapılmış, numuneler alınmış ve incelenmiş,bilirkişilerden görüş alınmış, bilirkişilerce hazırlanan rapor ışığında, sözkonusu binanın yapımında sonradan yapılan ilavelerde bulunan eksiklik vehatalara değinilmiş, ilk depremde ayakta kalmasına rağmen ikinci depremde ikideprem arasında artçı şoklardan etkilenerek yıkıldığının anlaşıldığı ifadeedilmiştir.
67. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 kişinin ölümü gibiciddi sonuçlar doğuran olay hakkında, Van Cumhuriyet Başsavcılığının ilksoruşturmada göz önünde bulundurduğu hususlar ile başvurucuların şikâyet konusuyaptığı hususlar hakkında hiçbir değerlendirme yapmaksızın görevi kötüyekullanmaya ilişkin iddiaların somut bilgi ve belgelere dayanmadığı, ilgilileraçısından suç oluşturan ve ön inceleme yapılmasını gerektirecek bir durumunbulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin işleme konulmamasına karar vermiştir (§ 12).Başsavcılık,başvurucuların iki deprem arasında yetkililer tarafından hasar tespitininyapılmaması ve diğer idari tedbirlerin alınmaması suretiyle ölüme neden olmatemel şikâyetine ilişkin, hasar tespiti ve hasarlı binalara girişinengellenmesi konusunda yetkililerce ne tür işlemler yapıldığını ortaya koyacakdelil ve değerlendirmelere yer vermeksizin soruşturma açılması talebini işlemekoymamıştır. Başsavcılık tarafından bu aşamada soruşturma izni verilmemesişeklinde bir karar verilmesi halinde söz konusu karar itiraz yoluyla denetimdengeçebilecekken, Başsavcılık’ın hâlihazırda verdiği bukarar, soruşturmanın devam ettirilmesine yönelik talebin bir itiraz merciitarafından incelenmesine engel olmuştur.
68. Yürütülensoruşturmanın etkililiği değerlendirilirken göz önünde bulundurulacakhususlardan bir diğeri teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olması vebuna ilaveten başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşrumenfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde yürütülen soruşturmaya dâhilolabilmeleridir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §58).
69. Başvuru konusuolayda, Danıştay 1. Dairesi yakınlarını kaybeden kişilerin Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığının işleme koymama kararına yaptıkları itirazı 4483 sayılıKanun’da Cumhuriyet Başsavcılıklarının bu kararlarına karşı herhangi bir itirazyolu öngörülmediğinden bahisle incelemeksizin reddetmiştir. Başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınınişleme koymama kararına karşı itiraz edebilecekleri bir makam bulunmamaktadır.Bu durumda bu kişiler hakkında yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının açıkolmaması nedeniyle soruşturmanın etkili olduğundan söz edilemeyecektir. NitekimAİHM, benzer bir şekilde, Dink/Türkiye davasında başvuranın (Fırat Dink) yakınakrabalarının, yalnızca dosya üzerinden inceleme yapan itiraz mercilerineitirazda bulunabilmiş olmalarının, mağdurların meşru menfaatlerinin korunmasıhususunda söz konusu soruşturmalardaki eksiklikleri gideremeyeceğine hükmetmiştir(Dink/Türkiye, 2668/07, 6102/08,30079/08, 7072/09 ve 7124/09, 14/9/2010, § 89).
70. Açıklanannedenlerle, etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmediğianlaşıldığından Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ihlal edildiğinin kabulü gerekir.
2. Anayasa’nın36. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası
71. Başvurucular ikinci olarak, Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığınca somut bilgi ve belge bulunmaması gerekçesiyle verilen şikâyetinişleme konulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi içinbaşvurabileceği herhangi bir makamın bulunmadığını belirterek AİHS’nin 13.maddesine karşılık gelmek üzere Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak aramahürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
72. Bakanlık, başvurucularınAnayasa’nın 36. maddesine aykırılık iddialarına karşılık, AİHS’nin adilyargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak veilkelerin "medeni hak ve yükümlülüklerile ilgili uyuşmazlıkların" ve bir "suç isnadının" esasının kararabağlanması esnasında geçerli olduğunu, başvurucuların söz konusu cezasoruşturmasında sanık sıfatına sahip olmadıklarının göz önünde bulundurulmasıve bu nedenle konu bakımından yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, 4483sayılı Yasa'nın 9. maddesinde yalnızca idari makamlardan verilen kararlarakarşı itirazın hükümlerine yer verilmiş olduğunu, Cumhuriyet Başsavcılığının,4483 sayılı Kanun'un 4. maddesi uyarınca aldığı işleme koymama kararlarıhakkında herhangi bir düzenleme getirilmediğinden, bu hükme istinaden deitirazların incelenemeyeceğini, ancak Cumhuriyet Başsavcılıklarına iletilenyakınmaları işleme konulmayan müracaat sahiplerinin, aynı konuyu izin merciininönüne götürmek ve izin makamından sadır olacak her türlü karara karşı itirazetme imkânına sahip oldukları gözetildiğinde yasal açıdan önemsenecek bireksiklik olmadığını belirtmişlerdir.
73. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:
“Herkes, meşrûvasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veyadavalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.
Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindekidavaya bakmaktan kaçınamaz.”
74. AİHS’de tanınmış olan hak veözgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetinifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal birmerci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayanAİHS’nin 13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hakve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:
“Anayasa ile tanınmış hak vehürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurmaimkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.
(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanunyolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır.
Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkısaklıdır.”
75. Başvuru konusu olaya ilişkin yaşam hakkı kapsamındadevletin sahip olduğu “etkili bir yargısalsistem kurma” yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, mağdurlarahukuki ve idari başvuru yollarının yanı sıra ve daha da ötesinde, sorumlularınbelirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir cezasoruşturması yürütüp yürütmediğine ilişkin değerlendirmeler yapılırken,başvurucuların Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen şikâyetin işlemekonulmaması kararına karşı ceza soruşturması yapılabilmesi içinbaşvurabilecekleri herhangi bir makamın bulunmamasının eksiklik olarak kabuledilip ihlal kararı verilmesi nedeniyle, ayrıca Anayasa’nın 36. ve 40. maddeleribağlamında aynı konuda bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.
V. 6216 SAYILIKANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI
76. 6216 sayılıKanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:
“(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
77. Başvuruda,olayda yaşamını yitiren Cem EMİR, Sebahattin YILMAZ ve Önal EROL’un yakınları olanbaşvurucular, sadece Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkının usuli boyutunun ve 36. maddesinde düzenlenen hak aramahürriyetinin ihlal edilmiş olduğunun tespitini isterken herhangi bir tazminattalebinde bulunmamışlardır.
78. Başvurucular,vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin davalılardan tahsilini talepetmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderinin başvurucularaödenmesine karar verilmesi gerekir.
79. Başvuru konusuolay açısından etkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması yürütülmemesinin yaşamhakkını ihlal ettiği gözetilerek, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve(2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıamacıyla kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınagönderilmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvuruda, olayda yaşamını yitiren üç kişinin yakınlarıtarafından ileri sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkinşikâyetlerin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlaline ilişkinşikâyetlerin ayrıca İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,
D. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
F. Kararın bir örneğinin 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalinve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla Yargıtay CumhuriyetBaşsavcılığına gönderilmesine,
7/11/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.