TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET İLKER BAŞBUĞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/912)
Karar Tarihi: 6/3/2014
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Mehmet İlker BAŞBUĞ
Vekilleri
:
Av. Prof. Dr. Fatih Selami MAHMUTOĞLU
Av. İlkay SEZER
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkındayürütülen soruşturma ve kovuşturma sürecinde 6/1/2012 tarihinden itibarentutuklu olması nedeniyle Anayasanın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, başvurucu vekilitarafından 22/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdariyönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 22/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Başvuru konusu olay veolgular 24/1/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığıbaşvuruya ilişkin görüşlerini 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
5. Adalet Bakanlığı görüşü25/2/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu 26/2/2014tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesinesunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvurucu 2008-2010 yıllarıarasında Türk Silahlı Kuvvetlerinde Genelkurmay Başkanlığı görevini yerinegetirdikten sonra orgeneral rütbesiyle emekli olmuştur.
7. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasında görülen ve kamuoyunda “internet andıcı davası”adıyla bilinen dava kapsamında Mahkeme 30/12/2011 tarihli duruşmada, sanıklarınsavunmayla ilgili beyanlarında ve belgelerde adı geçen Genelkurmay eski Başkanıbaşvurucu hakkında gereğinin takdir ve ifası için İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınayazı yazılmasına karar vermiştir.
8. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığınca başlatılan soruşturma kapsamında başvurucu vekiline yapılanbildirim üzerine 5/1/2012 tarihinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. ve314. maddelerinde düzenlenen “cebir veşiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme”suçlarından başvurucunun ifadesi alınmıştır. Cumhuriyet savcısı başvurucuyuanılan suçlar nedeniyle tutuklanması talebiyle mahkemeye sevk etmiştir.
9. Başvurucu, İstanbul 12. AğırCeza Mahkemesinin 6/1/2012 tarih ve 2012/10 Sorgu sayılı kararıyla “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarındantutuklanmıştır.
10. Başvurucu hakkında isnatedilen suçlarla ilgili olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen2/2/2012 tarihli iddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmişve 2012/14 Esas sayılı dosyada kamu davası açılmıştır. İddianamede Mahkemenin2010/106 Esas sayılı dosyasında davanın birleştirilmesi talep edildiğinden davaaynı Mahkemenin 2010/106 Esas sayılı dosyasında birleştirilmiştir.
11. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 2010/106 Esas sayılı dosyasında yargılanan başvurucu ilk kez26/3/2012 tarihli duruşmaya katılmıştır. Başvurucu yargılama kapsamındamahkemenin görevine itiraz etmiş, bu itiraz Mahkemece reddedilmiştir.
12. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi başvurucunun da yargılandığı davayı (2010/106 Esas sayılı dosya)kamuoyunda “Ergenekon davası”olarak adlandırılan 2009/191 Esas sayılı dosyada birleştirmiştir. Başvurucubirleştirme kararlarından dönülerek dosyaların tefrik edilmesine kararverilmesini talep etmiş, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince bu talep reddedilmiştir.
13. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi 2009/191 Esas sayılı dosyada 5/8/2013 tarihli duruşmada hükmüaçıklamış ve başvurucunun eylemlerinin bir bütün halinde “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye CumhuriyetiHükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs”suçunu oluşturduğunu belirterek, sadece bu suç yönünden müebbet hapis cezasıylacezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar vermiştir. Başvurucuayrıca “silahlı terör örgütü kurma veyönetme” suçundan cezalandırılmamıştır.
14. Başvurucu mahkûmiyetkararıyla birlikte verilen hükmen tutukluluk kararına 12/8/2013 tarihindeitiraz etmiş, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/8/2013 tarih ve 2013/553Değişik İş sayılı kararıyla itiraz reddedilmiştir.
15. Açıklanan hükme ilişkingerekçeli karar henüz dava dosyasına girmemiştir.
16. Başvurucu mahkumiyetkararından sonra hükmen tutuklu olduğu dönemde tahliye talebinde bulunmuş,İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 31/12/2013 tarih ve 2013/872 Değişik İş sayılıkararla “kovuşturma aşaması tamamlandığı vehükmen tutukluluk kararına yapılan itirazın reddine karar verildiği”gerekçesiyle talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.
17. Bu karara yapılan itirazİstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/1/2014 tarih ve 2014/99 Değişik İşsayılı kararıyla reddedilmiştir.
B. İlgiliHukuk
18. Anayasa’nın 145. maddesininbirinci fıkrasının son cümlesi şöyledir:
“Devletin güvenliğine, anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlara ait davalar her halde adliye mahkemelerinde görülür.”
19. Anayasa’nın 148. maddesininyedinci fıkrası şöyledir:
“Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava KuvvetleriKomutanları ile Jandarma Genel Komutanı da görevleriyle ilgili suçlardan dolayıYüce Divanda yargılanırlar.”
20. 12/4/1991 tarih ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 3. maddesi şöyledir:
“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasındayazılı suçlar, terör suçlarıdır.”
21. 3713 sayılı Kanun’un 10.maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:
“Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayısıyla açılan davalar;Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargıçevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerdegörevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan veüyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerdeveya işlerde görevlendirilemez.
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayınyargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askerî mahkemelerin görevlerineilişkin hükümler saklıdır.”
22. 2/7/2012 tarih ve 6352sayılı Kanun’un 105. maddesi şöyledir:
“Aşağıdaki hükümler yürürlükten kaldırılmıştır:
…
6) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemesiKanununun 250, 251 ve 252 ncimaddeleri,”
23. 6352 sayılı Kanun’un Geçici2. maddesinin (4) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:
“(4) Ceza Muhakemesi Kanununun yürürlükten kaldırılan 250 nci maddesinin birincifıkrasına göre görevlendirilen mahkemelerde açılmış olan davalara, kesinhükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu mahkemelerce bakmaya devam olunur. Budavalarda, yetkisizlik veya görevsizlik kararı verilemez. 12/4/1991 tarihli ve3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun l0 uncumaddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır.
(7) Mevzuatta CezaMuhakemesi Kanununun 250 ncimaddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerine yapılmış olanatıflar, Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasındabelirtilen ağır ceza mahkemelerine yapılmış sayılır.
24. 4/12/2004 tarih ve 5271sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılmasıgirişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı TürkCeza Kanununda yer alan;
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
25. 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesi şöyledir:
“(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasındaşüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.
(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veyasalıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itirazedilebilir.
(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtayageldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veyaYargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerindeyapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sende verilebilir.”
26. 5271 sayılı Kanun’un 232.maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Hükmün gerekçesi, tümüyle tutanağa geçirilmemişseaçıklanmasından itibaren en geç onbeş gün içinde davadosyasına konulur.”
27. 5271 sayılı Kanun’un (mülga)250. maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve YedinciBölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332nci maddeler hariç),
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifiüzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ilikapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır cezamahkemelerinde görülür.
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat vememuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır cezamahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayınyargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askerî mahkemelerin görevlerineilişkin hükümler saklıdır”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
28. Mahkemenin 6/3/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/1/2014 tarih ve 2014/912numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
29. Başvurucu kişi hürriyetiyle ilgiliolarak,
i. Tutuklama ve tutukluluğun devamına karar veren mahkemenin “görevli” mahkeme olmaması, görevlimahkemenin Anayasa’nın 148. maddesinin yedinci fıkrası gereğince Yüce Divansıfatıyla Anayasa Mahkemesi olması nedeniyle, kanuni hâkim güvencesi kapsamındahürriyetten yoksun bırakmanın “hukukunöngördüğü usule uygun olmaması” nedeniyle Anayasanın 19. maddesininikinci ve üçüncü fıkralarının ihlal edildiğini,
ii. Hüküm kesinleşinceye kadar kişi sanık olduğundan ve bu nedenlehukuken “tutuklu” olmasınedeniyle, makul süre aşıldığı gerekçesiyle serbest bırakılma taleplerinin “ilgili” ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden kanuni terimlerin tekrarıylagörevli olmayan yargı merciince reddedilmesinin, adli kontrole tabi olaraksalıverilme imkânının göz önünde tutulmamasının Anayasanın 19. maddesininyedinci fıkrasını ihlal ettiğini,
iii. Kesin hüküm verilinceye kadar kovuşturma aşaması devamettiğinden hüküm verildikten sonra tahliye talebi hakkında karar verilmemesinedeniyle Anayasanın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
B. AdaletBakanlığı Görüşü ve Başvurucu Beyanı
30. Adalet Bakanlığınınşikâyetlerin nitelendirilmesi kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:
“Başvurucuilk olarak “yetkili ve görevli mahkeme tarafından yargılanmadığını” iddiaetmektedir (Başvuru Formu, s. 4-6). İnsan hakları yargılaması açısından işbuiddia değerlendirildiğinde, başvuranın iddiasının Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (AİHS) 6. maddesinin 1. paragrafında güvence altına alınan“yasayla kurulmuş bir yargı organı tarafından yargılanma” (establishedby law) hakkına ilişkinolduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu iddianın “adil yargılanma hakkı”kapsamında ve AİHS’nin yukarıda belirtilen hükmü ile işbu hükme karşılık gelenAnayasa’nın 37. maddesinin 1. paragrafı çerçevesinde incelenmesinin yerindeolacağı değerlendirilmektedir.
Başvurucu görevli olmayan mahkemecehürriyetinden mahrum bırakıldığını iddia ederek Anayasa’nın 19. maddesinin 2 ve3. paragraflarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir. Bu iddiasına gerekçeolarak, hakkındaki suçlamaların görev suçu kapsamında olduğunu ve bu suçlardandolayı da Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesi önünde yargılanmasıgerektiğini iddia etmektedir (Başvuru Formu, s. 18-22). Bakanlığımız işbuiddiaların, yukarıda ifade edilen (paragraf 3, yukarıda) “yasayla kurulmuş biryargı organı tarafından yargılanma” hakkına ilişkin iddialarla sıkı sıkıyabağlı olduğunu ve dolayısıyla birlikte incelenmesinin yerinde olacağıdeğerlendirilmektedir.
Başvurucu ilk derece mahkemesince kısa kararın(hükmün) açıklanmış olmasına rağmen, gerekçesiz bir karara dayanılarak aylardırtutuklu bulunmasının (hüküm sonrası tutukluluk) Anayasa’nın 19. maddesinin 2.paragrafına aykırı olduğunu iddia etmektedir (Başvuru Formu, s. 22-23).Başvurucu CMK m. 232 § 3 hükmü gereği, kısa karar açıklandıktan sonra gerekçelikararın 15 gün içerisinde yazılması gerektiği düzenlemesine dayanarak, AİHS’nin5. maddesinin 1. paragrafında öngörülen “yasanın öngördüğü usule uygun olmadanhiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı” (in accordancewith a procedure prescribed by law ) ilkesinin belirtilennedenle ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
Başvurucu, Anayasa’nın 19. maddesinin 2 ve 3.paragrafları ile AİHS’nin 5. maddesinin 1 a) ve 1 c)hükümleri ışığında şimdiye kadar yerleşmiş Anayasa Mahkemesi içtihatlarınındeğiştirilerek, kendisinin hali hazırdaki hukuki statüsünün Anayasa Mahkemesiaçısından da “tutuklu” sayılmasını talep etmekte ve Anayasa’nın 19. maddesinin7. paragrafı anlamında “tutuklulukta makul sürenin aşıldığını” iddia etmektedir.Başvurucuya göre, mahkûmiyet hükmü kesinleşinceye kadar yargılanan kişi,hakkında ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilmiş olsa dahi,Anayasa’nın 19. maddesinin 3. paragrafı anlamında “tutuklu” olaraknitelendirilmeli ve hukuki statüsü “tutuklu” olarak değerlendirilmelidir.Başvurucu bu tezine alternatif olarak şu gerekçeyi de ileri sürmektedir: [AİHSm. 5 § 1 a) hükmü anlamında, eklendi] “hükme bağlı birtutmanın” başlangıç noktası, “mahkûmiyete ilişkin hükmün kısa kararla tefhimitarihi olmamalı; mahkûmiyet hükmünün gerekçesini öğrenme tarihi olmalıdır”.Sonuç olarak başvurucu maruz kaldığı tutukluluk süresinin makul olmadığınıileri sürmektedir.
Bakanlığımız yukarıda özetlenen başvurucuşikâyetlerinin AİHS m. 5 § 1 a), 5 § 1 c) ve 5 § 3hükümleri ile Anayasa’nın bu hükümlere karşılık gelen 19. maddesinin 2, 3 ve 7.paragrafları çerçevesinde nitelendirilmesinin AİHM içtihatları ile uyumluolacağını değerlendirmektedir. Ancak ifade edilmelidir ki, asıl şikâyet“tutukluluk süresinin makul olmadığı” (AİHS m. 5 § 3 ve Anayasa m. 19 § 7)olup, Sözleşme’nin 5 § 1 a) ve 5 § 1 c) hükümleri ileAnayasa’nın 19 §§ 2 ve 3 hükümlerine ilişkin hukuki sorun, başvurunun yapıldığıtarih dikkate alındığında, söz konusu şikâyetin incelenebilmesi açısından kabuledilebilirlik şartı olarak ortaya çıkmaktadır. Başvurucu özet olaraktutuklulukta makul sürenin aşıldığını ve tutukluluğa ilişkin kararlarıngerekçelerinin “ilgili” ve “yeterli” olma koşulunu karşılamadığını,kişiselleştirilmemiş ve basmakalıp gerekçeler içerdiğini, adli kontroltedbirinin neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını ve yargılama sürecininözenli yürütülmediğini ileri sürmektedir (Başvuru Formu, s. 23-29).
Başvurucu son olarak Anayasa’nın 19.maddesinin 8. paragrafına dayanarak, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 31Aralık 2013 tarihli kararının “habeas corpus” güvencesinin (AİHS m. 5 § 4) gereklerinikarşılamadığını ve dolayısıyla belirtilen hükmün ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
Başvurucunun kişi hürriyetinin ihlal edildiğiiddialarının, soruşturma, yargılama ve mahkûmiyet kararı sonrasında olmak üzereher aşamada verilen tutuklama ve tutukluluğun devamına dair kararların“görevli” olmayan mahkemelerce verilmesi, serbest bırakılma taleplerinin “ilgili”ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden reddedilmesi ve hüküm verildikten sonratahliye talebi hakkında karar verilmemesi kapsamında Anayasa’nın 19. maddesiçerçevesinde olduğu görülmektedir.
31. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanı şöyledir:
“AdaletBakanlığının görüşünün aksine “yetkili ve görevli mahkeme tarafındanyargılanmadığı” iddiasıyla adil yargılanma hakkının değil, kişi hürriyeti vegüvenliğini güvence altına alan Anayasa’nın 19. maddesi hükümlerinin ihlaledildiği ileri sürülmektedir.
Özgürlüktenyoksun bırakma halen devam ettiğinden ve başvuruda belirtilen hususlarçerçevesinde zaman bakımından yetkisizlik ve süre aşımına ilişkin itirazlarınreddedilmesi gerekir.”
32. Adalet Bakanlığının genelolarak kabul edilebilirlik kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:
“Başvurucunun söz konusu hakka ilişkinşikâyetlerinin bir kısmının, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuruları kabuletme tarihi olan 23 Eylül 2012 tarihinden (zaman yönünden yetkisinin başladığıtarihten) önce gerçekleştiği ve bu türden şikâyetlerin “zaman yönündenyetkisizlik” itirazıyla karşılaştığını Anayasa Mahkemesinin dikkatinegetirmektedir.
Başvurucunun uzun tutukluluk şikâyetiyleilgili olarak AİHM kararları (AİHM, Rahman / Türkiye, no.9572/05, 15 Şubat2011, par. 22; Zeki Şahin / Türkiye, no.28807/05, 22 Şubat 2011, par. 26;Tokmak / Türkiye, no.16185/06, 16 Şubat 2010, par. 27; Yiğitdoğan/ Türkiye, no. 20827/08, 16 Mart 2010, par. 22) veAnayasa Mahkemesi’nin bu konuda daha önce verdiği kararlar ile 5 Ağustos 2013tarihli ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin kararı birlikte değerlendirildiğinde,başvurucunun [insan hakları yargılaması anlamında] tutukluluğunun 5 Ağustos2013 tarihinde sona erdiği görülmektedir. Başvuru tarihi dikkate alındığında,uzun tutukluluk ve buna bağlı diğer şikâyetlerin 30 günlük başvuru süresindeAnayasa Mahkemesi’ne sunulup sunulmadığı konusunda değerlendirmenin AnayasaMahkemesinin takdirinde olduğu düşünülmektedir.”
33. Adalet Bakanlığının görevlimahkeme şikâyeti kapsamındaki görüşünün ilgili kısımları şöyledir:
“Anayasa’nın 148/3 ve 6216 sayılı Kanun’un45/2 hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekmektedir.Dolayısıyla, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının önceliklederece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafındandeğerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır.
Başvurucu söz konusu iddiasını gerek savcılıkgerek ağır ceza mahkemesi önünde dile getirmiştir. Başvurucunun bu iddiası hemsavcılık iddianamesinde (2 Şubat 2012 tarihli İddianame, s. 3-8)değerlendirilmiş hem de mahkeme tarafından 26 Mart 2012 tarihli celsededeğerlendirilerek reddedilmiştir.
Öte yandan, adil yargılanma (kanunla kurulmuşmahkeme tarafından yargılanma) hakkına ilişkin boyutları da olan işbu şikâyetaçısından kanun yollarının henüz sonuçlanmadığı düşünülmektedir. Yukarıdabelirtildiği gibi, birbirine sıkı sıkıya bağlı olan bu iki hukuki sorununçözümü de ancak temyiz aşamasında Yargıtay tarafından kesin sonucakavuşturulacak niteliktedir. Dosyanın henüz temyiz aşaması sonuçlanmadığı için,bu şikâyet açısından başvuru yollarının henüz tüketilip tüketilmediğininAnayasa Mahkemesince değerlendirmesi gerektiği düşünülmektedir.
Ayrıca belirtilmelidir ki, yasalarınuygulanması ve yorumlanması mahkemelerin yetkisinde olup, açıkça keyfi olmadığımüddetçe derece mahkemelerinin kararlarının beklenmesi, başvuru yollarınıntüketilmesi açısından önemlidir. Benzer bir talep daha önce Yargıtay tarafındanincelenmiş olup, söz konusu talebin Yargıtaycareddedildiği görülmektedir (9 Ekim 2013 tarihli Yargıtay 9. C.D. Kararı, EsasNo. 2013/9110 – Karar No. 2013/12351). Yargıtay’ın bu kararı da dikkate alınmaksuretiyle, ilk derece mahkemesinin somut olayda yasaları uygulayıpyorumlamasının görev bakımından ulaştığı sonuç açısından açıkça keyfiliktaşıyıp taşımadığının Anayasa Mahkemesinin takdirinde olduğu düşünülmektedir.
Bilindiği gibi, AİHM içtihatlarına göre, keyfiolmadığı müddetçe yasaların uygulanması ve yorumlanması yargı organlarınınyetkisinde olup, Sözleşme’nin 6. Maddesi açısından bu konudaki şikâyetler 4.derece türündendir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin içtihatları da bu yöndegelişmiştir (Anayasa Mahkemesi’nin 16.4.2013 tarih ve 2012/869 no’lu bireysel başvuru kararı, par. 20).
Sonuç olarak başvurucunun görevli olmayanmahkeme tarafından özgürlüğünden yoksun bırakıldığı iddiası kabul edilebilirlikve esas yönünden incelenirken yukarıdaki bilgilerin de dikkate alınmasında yararbulunduğu değerlendirilmektedir.”
34. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanı şuşekildedir:
“Başvurudabelirtilen şekilde soyut olarak mahkemenin görevli olmadığı yönünden bir itirazileri sürülmediği, iddianamede yüklenen suç fiillerinin isnat edilen suçlarkapsamında görülemeyeceği, suç fiilleri gerçekten işlenmiş ise bunun görevdeyetkiyi kötüye kullanma olacağı ve yargılama görevinin Yüce Divana ait olduğubelirtilmektedir. Mahkemece bu hususta yeterli bir değerlendirme yapılmadankeyfi bir yorumla sonuca ulaşılmıştır.”
35. Adalet Bakanlığınıntutuklulukta makul sürenin aşıldığı şikâyeti kapsamındaki görüşünün ilgilikısımları şöyledir:
“23 Eylül2012 tarihinden önce karara bağlanmış tahliye talepleri ile itirazincelemelerinin zaman yönünden yetkisizlik itirazı ile karşı karşıya bulunup,bu duruma söz konusu kararların gerekçesine ilişkin şikâyetlerin de dâhilolduğu değerlendirilmektedir.
Belirtilen tarihten sonraki duruma gelince,başvurucu 5 Ocak 2012 tarihinde özgürlüğünden mahrum bırakılmış olup, 5 Ağustos2013 tarihli ilk derece mahkemesinin esasa ilişkin kararı ile tutukluluğununsona erdiği görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun toplam tutukluluk süresibir yıl yedi ay olarak ortaya çıkmıştır.
AİHM kararlarına göre, bir suç işlediğişüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için, ilgilin atılısuçu işlediği yönünde makul şüphe (reasonable suspicion) ya da inandırıcı nedenlerin (raisonsplausibles) bulunması gerekli olup, bu gerekliliktutukluluk açısından olmazsa olmaz bir koşuldur. Bu koşul, kişinintutukluluğunun devam ettirildiği her aşamada varlığını sürdürmeli ve makulşüphenin ortadan kalktığı anda ilgili serbest bırakılmalıdır.
Makul şüphenin varlığı, elde edilen deliller,somut olayın kendine özgü koşulları da dikkate alındığında, olaylara dışarıdanbakan ve tamamen objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır.Toplanan deliller objektif bir gözlemciye sunulduğunda, şüpheli ya da sanığınatılı suçu işlemiş olabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterliise, somut olayda makul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile, inandırıcı neden yada makul şüphe, “suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dairobjektif bir gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığınıgerektirmektedir [Fox, Campbellve Hartley / Birleşik Krallık, no. 12244/86 12245/8612383/86, 30 Ağustos 1990, paragraf 32; O’Hara/ Birleşik Krallık, no:37555/97, par. 34).
AİHMkararlarına göre, bir kişinin Sözleşme’nin 5/1-c hükmü kapsamında özgürlüğündenyoksun bırakılabilmesi için, başlangıçta “makul şüphenin varlığı” yeterli olup,tutukluluğun devam ettirilmesi açısından “makul şüphenin varlığını sürdürmesi”gerekmektedir. Ancak, belirli bir sürenin ötesinde tutukluluğun devamıaçısından makul şüphenin varlığı tek başına yeterli olmayıp, özgürlükten yoksunbırakmayı meşru kılacak gerçek bir kamu yararı gerekliliğinin varlığıaranmaktadır.
Anayasa Mahkemesi, tutukluluk süresinin makulsüreyi aştığı iddiasını içeren başvurularda verdiği kararlarda, tutukluluksüresinin makul olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesindedeğerlendirilmesi mümkün olmadığını ve bir sanığın tutuklu olarakbulundurulduğu sürenin makul olup olmadığı, her davanın kendi özelliklerinegöre değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır ( 2012/1303nolu, 21 Kasım 2013 tarihli bireysel başvuru kararı; par.51; 2012/1272 nolu, 4 Aralık 2013 tarihli bireyselbaşvuru kararı).
Tutukluluğununmakul süreyi aştığı şikayetinin kabul edilebilirlik şartları ve esas yönündenincelenmesi değerlendirmesinin, başvuranın yargılandığı davanın kapsamı vekendine özgü karmaşıklık düzeyi, yargılama makamının yargılamayı kendindenbeklenen her türlü dikkat ve özeni gösterir şekilde sürdürüp sürdürmediği,başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin miktarı, yerel mahkemenin başvurucununtutukluluğunun devamına yönelik sunduğu ve özellikle 27 Temmuz 2012 tarihindenberi kullandığı gerekçelerin, AİHM’ kararları da göz önüne alınmak suretiyledeğerlendirilmesi gerektiğini belirtilmektedir.”
36. Başvurucunun bu kapsamdaki beyanışöyledir:
“Başvurudabelirtilen hususlar tekrar edilerek “ilgili” ve “yeterli” gerekçegösterilmeden, gerekçe “kişiselleştirilmeden” tutukluluğun sürdürülmesi kişihürriyeti ve güvenliğini ihlal etmektedir.
C. Değerlendirme
37. Başvurucunun kişi hürriyetinin ihlaledildiği iddialarının, soruşturma, ilk derece yargılaması ve mahkûmiyet kararısonrasında olmak üzere her aşamada verilen tutuklama ve tutukluluğun devamınadair kararların “görevli” olmayan mahkemece verilmesi,serbest bırakılma taleplerinin “ilgili”ve “yeterli” gerekçegösterilmeden reddedilmesi ve hüküm verildikten sonra tahliye talebi hakkında kararverilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında olduğugörülmektedir.
38. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci,üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal edildiği iddialarınıiçeren başvurunun ilk derece yargılaması ve mahkûmiyet kararı sonrası aşamalarkapsamında Adalet Bakanlığı görüşü ve başvurucu beyanları dikkate alınarakkabul edilebilirlik yönünden incelenmesi gerekmektedir.
1. KabulEdilebilirlik
a. İlk Derece Yargılaması Aşamasındaki Tutma Yönünden
39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak veözgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birininkamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesinebaşvurabilir.”
40. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı47. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvurunun, başvuru yollarınıntüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihtenitibaren otuz gün içinde yapılması gerekir. …”.
41. Başvurucu özetle, kanunen “görevli” olmayan bir yargı merciinceverilen kararlarla, “ilgili” ve “yeterli” gerekçe gösterilmeden, kanuniifadelerin tekrarıyla makul süreyi aşan biçimde tutukluluğun devam ettirildiğini ve adlikontrole tabi olarak salıverilme imkânının göz önünde tutulmadığınıbelirterek kişi hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
42. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak ifade edildikten sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil veşartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrumbırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişininhürriyetten yoksun bırakılması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamındabelirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B.No: 2012/239, 2/7/2013, § 44). Anayasa’da yer alan kurallara benzer şekilde Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)’nin 5. maddesinin 1.fıkrasında, herkesin özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın(a) ve (f) bentlerinde belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usuleuygun olmadan hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağıbelirtilmiştir.
43. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 44).
44. Kişi hürriyeti ve güvenliğineilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlamayükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir. İdareorganları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk kurallarına uymaklayükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfi bir şekildeözgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede öngörülen istisnaihâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygunolması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19.maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten yoksun bırakmanın şekil veşartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince, başvurucunun tutuklulukdurumunun “kanuni” dayanağınınbulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiğihâllerde ise hukuk devleti ilkesi gereği keyfiliği önlemek için, kanununuygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/239,2/7/2013, § 45).
45. Buna göre, hürriyettenyoksun bırakılma ancak Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında belirlenendurumlardan birinin varlığı halinde söz konusu olabilir. Kişilerin hürriyetininkısıtlanabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Bu çerçevede Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini vedeğiştirilmesini önlemek maksadıyla hâkim kararıyla tutuklanabilir.Tutuklamanın kanunda öngörülen şekil ve şartlara uygun olması gerekir. AİHS’nin5. maddesinin 1. fıkrasında ise, (a) ve (f) bentlerinde belirtilen hallerdeyapılabileceği öngörülen özgürlükten yoksun bırakmanın “yasanın öngördüğü usule uyularak” yapılabileceğibelirtilmektedir.
46. Anayasa’nın 19. maddesinde “kanunda öngörülen şekil ve şartlara” veAİHS’nin 5. maddesinde “yasanın öngördüğüusule” uygun olma ölçütü dikkatealındığında özgürlükten yoksun bırakmada “kanunilik”koşuluna sıkı biçimde uyulması gerekmektedir.
47. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,2/7/2013, § 30).
48. Ancak kişi hakkında ilkderece mahkemesinde hüküm verilmiş ise bireysel başvuru açısından talep, “bir suç isnadına bağlı olarak tutukluluğun”hukuka aykırılığının tespitiyle sınırlı kalacaktır (B. No: 2012/726, 2/7/2013,§ 31).
49. Kişi serbest bırakılmadanyargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa,mahkûmiyet tarihi itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumdakişinin hukuki durumu “bir suç isnadınabağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuruincelemesi açısından, tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesiarasındaki esaslı fark bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmişolmakla, isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübutaerdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezayahükmedilmektedir. Mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesi ve birtutuklama nedenine bağlı olarak tutukluluk hali sona ermektedir. Bu açıdanmahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi (AİHM) ve Yargıtay, mahkûmiyet kararı sonrası tutulma halinitutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk derece mahkemesi kararıylamahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet kararından sonraki tutulmasınıAİHS’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca “mahkûmiyet sonrası tutma” olarakdeğerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 33).
50. “Suçisnadına bağlı olarak” özgürlükten yoksun bırakılma hali AİHS’nin 5. maddesinin 1.fıkrasının (c) bendi kapsamında, “mahkûmiyetsonrası tutma” olarak değerlendirilen özgürlükten yoksun bırakmahali ise 5. maddenin 1. fıkrasının (a) bendi kapsamında değerlendirilmektedir.Her iki durumda da özgürlükten yoksun bırakma sonucunu doğuran kararların “yasanın öngördüğü usule uygun” olmakoşulunu sağlaması gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır.
51. “Bir suçisnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçensürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derecemahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 66).Belirtilen tarihler arasında geçen süre esas alınarak “bir suç isnadına bağlı olarak” tutuklulukta geçen sürenin makul olup olmadığıdeğerlendirmesi yapılacaktır.
52. Somut olayda başvurucu isnatedilen suçlar nedeniyle 5/1/2012 tarihinde Cumhuriyet savcısı tarafındanifadesinin alınması sonrasında İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 6/1/2012tarih ve 2012/10 Sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklu olarak devameden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde tutuklulukhali bu anlamda sona ermiştir.
53. Başvurucunun 5/8/2013tarihine kadar “bir suç isnadına bağlıolarak” özgürlüğünden yoksun bırakıldığı, 5/8/2013 tarihinden sonraözgürlükten yoksun bırakmanın “mahkûmiyetsonrası tutma” kapsamında olduğu anlaşılmaktadır.
54. Bu belirlemeler karşısında, “görevli” olmayan bir mahkemece verilen gerekçesizkararlarla “suç isnadına bağlıolarak” özgürlükten yoksun bırakılma iddialarına dayanan bireyselbaşvurunun, ilk derece yargılaması devam ederken tutukluluğun devamına kararverilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten sonra ve serbest bırakılmadışında, nihayet bu durumun ortadan kalktığı mahkûmiyet kararından itibarensüresi içinde yapılması gerekir. AİHM de, mahkumiyetkararından itibaren altı ay içinde yapılmayan “birsuç isnadına bağlı tutukluluk” kapsamındaki başvurunun süresindeolmadığını belirtmiştir (Atalay Öztürk /Türkiye, (KK) B. No: 54890/09, 7/1/2014, § 37-41)
55. Bireysel başvurunun kabuledilebilirlik şartlarından biri başvuru süresidir. Süre, başvurunun heraşamasında dikkate alınması gereken bir usul şartıdır.
56. Bireysel başvuruların, 6216sayılı Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün64. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca, başvuru yollarının tüketildiğitarihten, başvuru yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibarenotuz gün içinde yapılması gerekmektedir (B. No: 2013/2001, 16/5/2013, § 14,15).
57. Somut olayda tutuklu olarakdevam eden yargılamada mahkûmiyet kararının açıklandığı 5/8/2013 tarihinde “bir suç isnadına bağlı olarak” tutulmahali sona ermiştir.
58. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci,üçüncü ve yedinci fıkralarının ihlal edildiği şikâyetleri yönünden başvuruda süre aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.
b. MahkûmiyetKararından Sonraki Tutma Yönünden
59. Başvurucu hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmayaveya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” ve “Silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarındanaçılan davada, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/191 Esas sayılıdosyasında 5/8/2013 tarihli kararıyla, başvurucunun eylemlerinin bir bütünhalinde “cebir ve şiddet kullanarak TürkiyeCumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs” suçunu oluşturduğu belirtilerek müebbet hapis cezasıylacezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına karar verilmiştir.
60. Başvurucu yargılama sonundamahkûmiyet kararıyla birlikte verilen tutukluluğun devamına dair karara12/8/2013 tarihinde itiraz etmiş ve itiraz 22/8/2013 tarihinde reddedilmiştir.
61. Açıklanan hükme ilişkingerekçeli karar henüz dosyasına konulmamıştır.
62. Başvurucu mahkûmiyet kararısonrasında hükmen tutuklu olduğu dönemde tahliye talebinde bulunmuş, İstanbul13. Ağır Ceza Mahkemesi 31/12/2013 tarihinde talep hakkında karar verilmesineyer olmadığına karar vermiştir. Bu karara yapılan itiraz İstanbul 14. Ağır CezaMahkemesinin 20/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
63. Başvurucu, kendisine isnatedilen suçlamalara konu eylemlerin görevle ilgili olması nedeniyle Anayasa’daöngörülen Yüce Divan dışında bir mahkemece yürütülen yargılama sonunda verilenmahkûmiyet kararıyla tutukluluk halinin devam ettiğini belirtmekte, mahkûmiyetkararından sonraki aşamada “suç şüphesi”dışında tutuklama nedeni olarak kabul edilen diğer hususlar ile adli kontrolhükümleri değerlendirilerek tahliye talebi hakkında bir karar verilmesigerektiğini ifade etmektedir.
64. Hukukun öngördüğü usule uygun olma şartıbakımından kanunen “görevli”olmayan bir yargı merciince verilen mahkûmiyet kararı kapsamında tutulma halidevam ederken mahkûmiyet kararının gerekçesinin yasal süre aşılmasına rağmenaçıklanmaması ve tahliye talebi hakkında karar verilmemesi nedeniyle kişihürriyetinin ihlal edildiği ileri sürülmektedir.
65. Başvurucunun, yargılama makamınıngörevine ve mahkûmiyet kararının gerekçesinin yasal süre içinde davadosyasına konulmaması nedeniyle tahliye talebi hakkında karar verilmemesine ilişkinşikâyetlerinin dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Özgürlükten yoksunbırakmanın “görevli” olmayanyargı merciince verilen karar nedeniyle “kanuni”olmadığı yönündeki şikâyete ilişkin başvurunun, tutulma hali devam ettiğisürece olağan kanun yolları tüketildikten sonra yapılması mümkündür.
66. Mahkûmiyet kararı sonrasındaki hükmentutukluluğa ilişkin şikâyetlerin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve başkaca bir kabuledilemezlik nedeninin de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
67. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci, ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkraları şöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartlarıkanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmişhürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarakilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahıveya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerinegetirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu maddeveya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin birmüessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygunolarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmekisteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararıverilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetindenyoksun bırakılamaz.
Suçluluğu hakkındakuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakıncabulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.
…
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısasürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığıhalinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargımerciine başvurma hakkına sahiptir.”
68. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin 5. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıdabelirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimseözgürlüğünden yoksun bırakılamaz:
a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafındanverilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygunolarak tutulması;”
…
c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek içininandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten sonrakaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin varlığıhalinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve tutulması;
…
3. İşbu maddenin 1.c fıkrasında öngörülen koşullar uyarıncayakalanan veya tutulan herkesin derhal bir yargıç veya yasayla adli görevyapmaya yetkili kılınmış sair bir kamu görevlisinin önüne çıkarılması zorunluolup, bu kişi makul bir süre içinde yargılanma ya da yargılama süresinceserbest bırakılma hakkına sahiptir. Salıverilme, ilgilinin duruşmada hazırbulunmasını sağlayacak bir teminat şartına bağlanabilir.
4. Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden yoksunkılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir süreiçinde karar verilmesi ve, eğer tutulma yasaya aykırıise, serbest bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”
69. Başvurucu, mahkûmiyetlebirlikte hükmen tutukluluğuna karar verilmesine 12/8/2013 tarihinde itirazetmiş, itiraz usulüne göre yapılan değerlendirme sonunda 22/8/2013 tarihlikararla itiraz kesin olarak reddedilmiştir (§ 14).
70. Başvurucunun 5/8/2013 tarihli mahkûmiyetkararı sonrasında hükmen tutuklu olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.Dolayısıyla başvurucunun durumu Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasıanlamında “suç şüphesine bağlı tutma”kapsamından çıkmış, ikinci fıkra bağlamında “birmahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmaya” dönüşmüştür. Bu aşamadailgili mevzuat gereği, özgürlükten yoksun bırakmanın dayanağı olan hükmüngerekçesi hükümle birlikte tümüyle tutanağa geçirilmemişse açıklanmasındanitibaren en geç on beş gün içinde dava dosyasına konulmalıdır.
71. Ayrıca 5271 sayılı Kanun’un 104.maddesi, soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veyasanığın salıverilmesini isteyebileceği, şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinindevamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verileceği, dosya Yargıtaya geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki kararınYargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca verileceğihükümlerini içermektedir.
72. İlk derece mahkemesindeki yargılamanınsona erdiği davada temyiz incelemesinin yapılabilmesi için öncelikle gerekçelikararın dava dosyasına konulması, sonrasında temyiz talebinde bulunantarafların açıklanan hükme dayanak teşkil eden gerekçeye ilişkin varsaitirazlarını bildirme imkânına sahip olmaları gerekmektedir.
73. 5/8/2013 tarihinde açıklanan nihaikarara ilişkin gerekçe başvuru tarihi itibarıyla dava dosyasınakonulmadığından, temyiz incelemesinin yapılması için dosyanın Yargıtaya gönderilmesinin ve tahliye talebi hakkında ilgiliYargıtay Dairesince bir karar verilmesinin mümkün olmadığı görülmektedir.
74. Başvurucunun şikâyetlerinin temeli,hürriyetten yoksun bırakılmaya ilişkin kararların “görevli” olmayan mahkemece verilmesi, “ilgili” ve “yeterli” gerekçe olmaksızınhürriyetten yoksun bırakmanın “makul süreyi”aşan bir şekilde sürdürülmesidir. Başvurucu Anayasa’nın 36. ve 37. maddeleriile AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasında güvence altına alınan “yasayla kurulmuş bir yargı organı tarafındanyargılanma” kapsamında adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmemektedir. Bu aşamada başvurucu hürriyetten yoksun bırakılmaya ilişkinkararları alan yargılama makamının yetkisizliğinden ve bu kararların anayasalilkelere aykırılığından şikâyet etmektedir.
75. Başvurucuya isnat edilensuçların soruşturma ve kovuşturmayı yürütecek yargı mercilerinin tayinine esasalındığı, işlendiği iddia edilen suçlar (cebirve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs, silahlı terör örgütü kurma ve yönetme)göz önüne alınarak mahkemenin görevine ilişkin itirazların yargılama sürecindereddedildiği ve sonuçta yargılamaya devam edilerek nihai kararın verildiğigörülmektedir.
76. İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 2/2/2012 tarihli iddianamesiyle “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadankaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” ve “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçlarındanbaşvurucunun 6/1/2012 tarihinden itibaren tutuklu olarak yargılandığı davasonunda, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 5/8/2013 tarihli kararla başvurucununeylemlerinin bir bütün halinde “cebir veşiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veyagörevini yapmasını engellemeye teşebbüs” suçunu oluşturduğunubelirterek sadece bu suçtan mahkumiyetine karar vermiştir. Başvurucunun ayrıca “silahlı terör örgütü yönetme” suçundanmahkûmiyetine karar verilmemiştir.
77. İddianamenin sonuç kısmındayer aldığı şekliyle başvurucunun isnat edilen suçları, “Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün amaçlarıdoğrultusunda, askeri bir darbe ortamı oluşturmak amacıyla, belirtilen internetsiteleri ve bu siteleri meşrulaştırmak amacıyla düzenlenen andıçvasıtasıyla kara propaganda ve dezenformasyon faaliyetlerini icra ve organize ederek,örgütün amaçları doğrultusunda yapmış olduğu basın açıklamaları ve değişikfaaliyetlerle devam eden Ergenekon Silahlı Terör Örgütüne yönelik soruşturma vekovuşturmaları etkilemek amacıyla alenen sözlü veya yazılı beyanda bulunarak,Devlet yöneticilerini baskı altına almak, Devlet otoritesini zaafa uğratmak, buhususta gerektiğinde kamu düzenini bozup ülkede kaos ve düzensizlik ortamıoluşturmak, halkı Devlet yöneticilerine karşı kışkırtmak ve anarşi ortamıoluşturmak, böylece cebir ve şiddet yöntemleriyle hükümetin görevleriniyapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ederek, suç tarihiitibariyle konumu ve diğer şüpheliler üzerindeki etkisiyle ara yöneticisıfatıyla psikolojik harekat faaliyetini yöneterek, örgüt üyeleriniyönlendirerek” işlediği ifade edilmektedir.
78. Başvurucunun, eylemlerinnitelendirilmesine ve bu kapsamda yargılama görevinin Yüce Divan’a ait olduğunailişkin itiraz ve iddialarının yukarıda belirtilen olgular dikkate alındığındaobjektif olarak dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Bu kapsamdakiitirazın özgürlükten yoksun bırakmanın kanunun öngördüğü usule uygun olmasıölçütü yönünden değerlendirilmesi gerekir.
79. Başvuru konusu yargılamadatemyiz süreci sonuçlanmadığından yukarıda belirtilen hususlarda yargısalbaşvuru yolları henüz tüketilmemiştir. Bununla birlikte, özgürlükten yoksunbırakılma kapsamında bu aşamada da anayasal güvencelerin bulunduğugörülmektedir. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesinive kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir” kuralı gereğince özgürlüktenyoksun bırakmanın “kanuni” olupolmadığının “kısa sürede” incelenmesigerekir.
80. Anayasanın bu hükmü uyarıncahürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıylayetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir. Fıkrada kısıtlama sebebibakımından bir ayrım yapılmadığından, başvuru hakkı kuvvetli suç şüphesi vetutuklama nedeniyle özgürlüğünden yoksun bırakılma ile sınırlı değildir.Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen özgürlükten yoksunbırakılma hallerinde de bu güvence geçerlidir.
81. Özgürlükten yoksunbırakmanın hukuka uygunluğu kavramı, buna karar veren merciin kanunen yetkiliolmasını da kapsamaktadır. Bu çerçevede, başvurucunun kendisi hakkında kararveren mahkemenin görevli olmadığı, yargılama görevinin Yüce Divan’a ait olduğuyönündeki itirazının özgürlükten yoksun bırakmanın hukukiliğine ilişkin olduğuanlaşılmaktadır.
82. İsnat edilen suçlara ilişkineylemlerin nitelendirilmesinin, davanın Yüce Divan’da görülmesi gerektiğiiddiasıyla doğrudan ilgili olduğu, bu çerçevede yargılama merciinin görevliolmadığıyla ve eylemlerin nitelendirilmesiyle ilgili itirazların temyizmerciince resen dikkate alınacağı açıktır.
83. Bununla birlikte, buhususlara ilişkin kesin bir yargısal karar verilinceye kadar başvurucununözgürlüğünün kısıtlanmasının devam edebileceği görülmektedir. Bu süre zarfındabaşvurucunun, “hukukun öngördüğü usule uygunolmadan” özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucu ortayaçıkabilecektir. Bu nedenle, bu aşamada yargılama merciinin görevine ilişkinitiraz dikkate alınarak başvurucunun telafi edilemez şekilde mağduriyetininortaya çıkması ihtimalini hukuki çarelerle gidermek gerekir.
84. Hüküm tarihinden itibaren yedi ayı aşanbir süredir gerekçeli kararın dosyaya konulmamış olması nedeniyle başvurucunun,mahkûmiyete bağlı olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararın görevli olmayanbir mahkeme tarafından verildiği, dolayısıyla özgürlükten yoksun bırakmanınhukuki olmadığı yönündeki iddiasını temyiz mercii önüne götürememesi sonucuortaya çıkmıştır. Başvurucunun özgürlüğünden yoksun bırakılmasına ilişkinkararın hukukiliğini temyiz mercii önünde denetletme hakkını kullanamamasınınhukuk güvenliği ve hukuki belirlilik ilkelerine uygun olduğu söylenemez.
85. İlk derece yargılamasındaverilen nihai karardan sonraki aşamada başvurucu, 31/12/2013 tarihindeyargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinden tahliye edilmesitalebinde bulunmuştur. Bu tarih itibarıyla Mahkemece gerekçeli kararınaçıklanmadığı ve bununla birlikte talep hakkında “kovuşturma aşaması tamamlandığı ve hükmen tutukluluk kararına yapılanitirazın reddine karar verildiği” gerekçesiyle karar verilmesine yerolmadığına karar verildiği, bu nedenle işin esasına girilmeksizin talebeilişkin olarak etkili bir yargısal inceleme yapılmadığı görülmektedir. Bu durumAnayasa’nın19. maddesinin sekizinci fıkrasında güvence altına alınan hakkı işlevsiz halegetirmektedir.
86. Açıklanan nedenlerle, hükmünaçıklanmasından itibaren geçen sürede gerekçenin açıklanmaması nedeniyle temyizincelemesinin yapılamadığı, özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığıiddiasının ve salıverilme talebinin temyiz merciince incelenemediği dikkatealındığında adli kontrol hükümleri de değerlendirilerek talep hakkındayargılamayı yürüten mahkemece bir karar verilmesi gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
87. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimiyapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hükümaltına alınmıştır.
88. Başvuruda, Anayasa'nın 19.maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.Başvurucunun manevi tazminat talebi bulunmamaktadır. Kişi hürriyeti vegüvenliği kapsamındaki ihlalin ortadan kaldırılması amacıyla başvurucununtahliye talebinin esası hakkında adli kontrol hükümleri de dikkate alınarak yargılamamakamınca bir karar verilmesi gerekmektedir.
89. Başvurucu tarafından yapılan206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekmiştir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. İlk derece yargılamasındadevam eden özgürlükten yoksun bırakılma kapsamındaki şikâyetlerinin “süre aşımı” nedeniyle KABUL EDİLEMEZOLDUĞUNA,
2. Mahkûmiyet kararınıngerekçesinin yasal süre içinde dava dosyasına konulmaması nedeniyle tahliye talebihakkında karar verilmemesi şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
B. Özgürlükten yoksun bırakmanın hukukiolmadığı iddiasının Mahkemesince etkili bir şekilde incelenmeden reddedilmesive mahkûmiyete ilişkin gerekçeli kararın açıklanmamasından dolayı Yargıtayönüne götürülememiş olması nedenleriyle kişihürriyeti ve güvenliği kapsamında Anayasa’nın 19. maddesinin sekizincifıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Gereğinin yapılması ve başvurucununtahliye talebi hakkında karar verilmesi amacıyla karar örneğinin Mahkemesinegönderilmesine,
D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL başvuru harcı ve 1.500,00TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
6/3/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.