TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET GÜRGEN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/3202)
Karar Tarihi: 6/2/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Mehmet GÜRGEN
Vekili
:
Av. Mehmet Cemal İLGE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla tazminatkomisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde açtığı davadan bir sonuç alamadığınıve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 7 yıl sürdüğünü belirterekAnayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ve özel hayatınınkorunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talepetmiştir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, başvurucunun vekili tarafından 6/5/2013tarihinde Batman İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılanön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca, 17/6/2013 tarihindekabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 17/9/2013 tarihinde yapılan toplantıdakabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 24/9/2013 tarihinde AdaletBakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulangörüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşı cevapolarak Anayasa Mahkemesine herhangi bir görüş sunmamıştır.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, Batman ili Kozluk ilçesi Duygulu köyü, Metinka mezrasında ikamet etmekte iken 1993 yılında meydanagelen terör olayları nedeniyle köyünden göç etmiştir.
9. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde göç etmesi nedeniyle uğramışolduğu zararların karşılanması talebiyle, 17/7/2004 tarih ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanunkapsamında kurulan Batman Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığınabaşvuruda bulunmuştur.
10. Komisyon, 18/11/2008 tarih ve 2008/2-1722 sayılıkararıyla söz konusu mezranın jandarma kayıtlarında güvenlik gerekçesiyleboşaltılan bir köy olarak görülmediğinden ve başvurucunun arazilerini kirayavererek işletebildiğinden bahisle başvurucunun talebini reddetmiştir.
11. Komisyonun verdiği ret kararı üzerine başvurucu 23/1/2009tarihinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme, 25/11/2009tarih, E.2009/237 ve K.2009/2368 sayılı kararıyla başvurucunun söz konusumezradan “subjektif güvenlik kaygısıyla ya da sosyal sebeplerle göçetmesinden dolayı uğradığını ileri sürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak bulunmadığından”bahisle dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığına ve davanın reddinekarar vermiştir.
12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.Dairesinin 28/5/2012 tarih, E.2011/8442 ve K.2012/3441 sayılı kararıylaonanmıştır.
13. Onama kararı üzerine karar düzeltme isteminde bulunanbaşvurucunun bu istemi, Danıştay 15. Dairesinin 13/12/2012 tarih, E.2012/9240ve K.2012/14120 sayılı kararıyla reddedilmiştir.
14. Başvurucu Danıştay 15. Dairesinin karar düzeltmeisteminin reddi kararının 5/4/2013 tarihinde kendisine tebliğinden itibarensüresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un ”Amaç” kenar başlıklı 1. maddesişöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zararauğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleribelirlemektir.”
16. Aynı Kanun’un “Kapsam”kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:
“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanununkapsamı dışındadır:
…
d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyalsebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriylebulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”
17. Aynı Kanun’un “Zarartespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:
“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanunkapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, birbaşkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısıkomisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamugörevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetimkurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukatkomisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilkhaftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İşyoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”
18. Aynı Kanun’un “Başvurununsüresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.maddesi şöyledir:
“(Değişik: 28/12/2005 -5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veyayetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış güniçinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibarenbir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiğiil valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerdensonra yapılacak başvurular kabul edilmez.
…”
19. Aynı Kanun’un “KarşılanacakZararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluylakarşılanabilecek zararlar şunlardır:
a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğertaşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
c) Terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından
kaynaklanan maddî zararlar.”
20. Aynı Kanun’un “ZararınTespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“7 ncimaddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerîmercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarargörenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de gözönünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarınauygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ilebelirlenir.”
21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihtenitibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları hâlinde,19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörlemücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişilerile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleriuygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”
22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen geçici 1 inci madde gereğinceyapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, maddelerde öngörülen sonuçlandırılmasüresinin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:
“(Ek: 24/5/2007-5666/1 md.)Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik vekaymakamlıklara başvurmaları halinde, 19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğegirdiği tarih arasında işlenen 3713 sayılı Terörle MücadeleKanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemlerveya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddîzararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.
Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvurutarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi vebaşvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi herdefasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”
24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılanbaşvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013 tarih ve 28713 sayılıResmî Gazete’de yayımlanan 24/6/2013 tarih ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1. maddesiyle, 2/4/2012tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile uzatılan süreninbitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
25. 9/2/2011 tarih ve 6110 sayılı Bazı Kanunlarda DeğişiklikYapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesi ile 6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılıDanıştay Kanunu’nun 13. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları aşağıdakişekilde değiştirilmiştir:
“1. Danıştay; ondördüdava, biri idari daire olmak üzere onbeş dairedenoluşur.
2. Her dairede bir başkan ile yeteri kadar üyebulunur. Heyetler bir başkan ve dört üyenin katılmasıyla toplanır, saltçoğunluk ile karar verir. Üye sayısının yeterli olması halinde birden fazlaheyet oluşturulabilir. Bu durumda, oluşturulan diğer heyetlere, heyette yeralan en kıdemli üye başkanlık eder. Müzakereler gizli yapılır.”
26. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:
“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafındantamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozmakararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığınınaraştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.
…”
27. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008 tarih ve E.2008/5548,K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:
“…5233sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin değerlendirilmesinden; kişilerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasauyarınca tazmininin, terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler sonucumeydana gelmesi şartına bağlı bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece veya köy halkı tarafından tamamenboşaltılması halinde söz konusu zararların tazmini yoluna gidilebileceği;güvenlik kaygısına dayansa dahi, terör olayları sonucu köyü terk edenlerinmalvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle uğradıkları zararın, sadece köyün idareceveya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde ve köyünboşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçle sınırlıolarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira, boşaltılan birköye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanaklarınakavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması zorunlu olanasgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği; başka biranlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi gerektiği detabiidir.
Bu kabule göre, uyuşmazlığa konu olayda,davacının terör olayları sonucu terk ettiği YoncalıbayırKöyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan zararının; sadeceköyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen süreçlesınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı bulunduğundan, davalı idareceyaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık süre üzerinden hesaplananmiktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde hukuka aykırılıkbulunmamaktadır.
…”
28. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir:
“…Dava konusu olayda; komisyonca düzenlenentutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç Köyü'ndeherhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993 yılındabölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu sisteminingetirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam ettiği,diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör olaylarısonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri hususlarındaçekişme bulunmamaktadır.
Buna göre, sadecegeçici köy korucularının yaşadığı köyün, güvenli bir yerleşim yeri olduğundanbahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik kaygısı nedeniyle köyü terk edendavacının 5233 sayılı Yasa kapsamında uğradığı bir zararı olupolmadığının tespiti ve saptanan zararının tazmini gerekirken, başvurusununreddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını gerektireceknitelikte görülmemektedir.
…“
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
29. Mahkemenin 6/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 6/5/2013 tarih ve 2013/3202 numaralı bireysel başvurusu incelenipgereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
30. Başvurucu terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı başvurudanve akabinde açtığı davadan sonuç alamadığını ve başvurusunun kararabağlanmasının yaklaşık 7 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenenmülkiyet ve adil yargılanma hakkının ve özel hayatın korunması yükümlülüğününihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. MülkiyetHakkı ve Özel Hayatın Korunması Yükümlülüğü Yönünden
31. Başvurucu, terör olayları nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını, uğradığı zararların karşılanması amacıyla yaptığı idaribaşvurudan ve ardından açtığı davadan Duygulu köyünün tamamen boşalan yerleşimyerlerinden biri olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını,oysa jandarma tarafından tutulan tutanakta “Kozluk ilçesi, Duygulu Köyü- Metinka mezrası için “bahsekonu köylerimizin tarafımızca boşaltılmadığı ancak mezralardan ekonomiksebepler ile PKK-Kongra-Gel terör örgütünün baskısınedeniyle göç olaylarının yaşandığı”nın belirtildiğini, 5233 sayılı Kanunkapsamında yapılan inceleme ve araştırmada başvurucunun terör olayı nedeniyleköyü terk ettiğinin tespit edildiğini, yerleşim yerini rızası dışında terketmek zorunda kaldığını, mülkiyetinden faydalanma hakkının engellendiğini,hukukun temel ilkeleri gereği kamu hizmetlerinin yürütülmesi sırasındakişilerin uğradığı özel ve olağandışı zararların idare tarafından karşılanmasıgerektiğini, başvurusunun reddine yönelik idari işlemin dosya kapsamına,“sosyal risk” kuramı ile 5233 sayılı Kanun’un ruhuna ve amacına aykırıolduğunu, bu nedenle de söz konusu idari işlemin iptalinin gerektiğini,kendisinin Duygulu köyünün (kendisinin ve 3 çocuğunun 4 hane olarakoluşturduğu) Metinka mezrasında ikamet ettiğini,mezranın tamamen boşaldığını, temyiz aşamasında Danıştay’ın köy merkezi vemezra ayrımı yapmadan değerlendirme yaptığını, bu değerlendirmenin eksik vehatalı olduğunu, mahkeme kararında Danıştay’ın “nesnel güvenlik kaygısı”içtihatlarının dikkate alındığını, okul, sağlık ocağı vb. yerlerin de güvenliknedeniyle kapalı kaldığı dikkate alındığında vatandaşın diğer vatandaşa örnekgösterilmesinin hakkaniyete uygun olmadığını, nüfus sayımına ilişkin olarak1985, 1990, 1997 ve 2000 yıllarına ait sayım sonuçlarına yer verilirken göçetmesine rağmen nüfus kaydını naklettirmeyen kişiler nedeniyle budeğerlendirmenin sakat ve eksik olacağını belirterek mülkiyet hakkının ve özelhayatın korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
32. Bakanlık görüşünde, mülkiyet hakkının ihlal edildiğiyönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş, mülkiyetin korunmasıhakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel ve tüzel kişilere ait olanmülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında kullanma ve hatta bu kişileribunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği, bu kapsamda ülkenin Doğu veGüneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik sorunları nedeniyle bazıköy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili şahısların köylerinegirişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet haklarına bir müdahaleteşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu kişilerin zararlarınınkarşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul edildiği ifade edilmiştir.
33. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin özellikle silahlıçatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne alındığında,yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak için istisnaitedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan yoksun olmadığı, bumüdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için oluşturulan iç hukukyolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların tespit edilmesi veyamaddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki değerlendirmelerin iç hukuk yoluolarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna vardığı görüşüne yerverilmiştir.
34. Bakanlık bu kapsamda ayrıca başvurucunun manevi tazminattalebinin incelenebileceğini fakat manevi zararların tazmininin 5233 sayılıKanun’un kapsamı dışında kaldığını, bu durumun kişilerin manevi zararları içinidari yargıda dava açmalarına engel teşkil etmediğini, başvurucunun önceliklebaşvuru yollarını tüketmesi gerekirken, idari yargıda dava açmadığını, AİHM’ninbenzer başvurular hakkında tazminata ilişkin görüşlerinin başvurucunun iç hukukyollarının tüketilmediği yönünde olduğunu ifade etmiştir.
35. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili olarak özetle şudeğerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Batman ili, Kozlukilçesi, Duygulu köyü Metinka mezrasında ikametetmekte iken, meydana gelen terör olayları nedeniyle 1993 yılında köyünü terketmiştir. Hâlbuki Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Duyguluköyünün terör nedeniyle tamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı tespitedilmiştir. Bu araştırma yapılırken 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygunolarak ilgili tüm kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge teminindebulunulmuştur. Komisyon tarafından Duygulu köyünde keşif yapılarak başvurucuyaait taşınır ve taşınmaz malların tespiti yapılmıştır. Yapılan bu araştırmasonucunda, Duygulu köyünde genel nüfus sayımı sonuçlarına göre 1985 yılında931, 1990 yılında 532, 1997 yılında 259, 2000 yılında 766 kişinin yaşadığı,Kozluk ilçesinde boşaltılan köyler arasında Duygulu köyü ve Metinkamezrasının bulunmadığı, Kozluk İl Seçim Kurulu Başkanlığı verilerine göreKozluk’a bağlı tüm köylerde seçimlerin yapıldığı belirlenmiştir. Tüm bu somutaraştırmalar sonrasında Komisyon söz konusu köyün terör olayları nedeniyletamamen boşalan/boşaltılan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucununtalebini reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından idari yargıda iptaldavası açılmışsa da bu dava da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Böyleliklebaşvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespitedilmiştir. Komisyon ve devamında idari yargı tarafından yapılan bu araştırmaDanıştay içtihatlarıyla da uyumludur.
36. Bakanlık görüşünde son olarak, AİHM’nin bu şikâyetlereilişkin olarak, temel olayların tespit edilmesi veya maddi tazminat hesaplanmasıgibi konuların görev alanına girmediğini, yani bu konudaki değerlendirmelerinkomisyonlar tarafından yapılacağına işaret ettiği ifade edilmiştir.
37. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşünekarşı herhangi bir beyanda bulunmamıştır.
38. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027,12/2/2013, § 24).
39. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanunyolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası içermedikçeAnayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §26).
40. Başvuru dilekçesi incelendiğinde, başvurucununAnayasa’nın 35. maddesinin ve özel hayatı koruma yükümlülüğünün ihlaledildiğini ileri sürdüğü bölümde, idari yargı makamlarının 5233 sayılı Kanun’untazminat başvurusuna ilişkin kurallarını bu kuralların sözüne ve ruhuna aykırıdeğerlendirmeleri nedeniyle söz konusu hakların ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
41. Başvurucunun iddialarının yanı sıra, komisyonun başvuruyuret kararı ve derece mahkemelerinin karar gerekçeleri incelendiğinde,iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un kapsamına ilişkin hükümler içeren 2.maddesinin (d) bendinde yer verilen “Terördışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlikkaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin busebeple uğradıkları zararlar.” ifadesinin Komisyon ve derecemahkemeleri tarafından yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıylayargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
42. Başvurucu her ne kadar iddialarını mülkiyet hakkına veözel hayatın koruma yükümlülüğüne dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunundava, temyiz ve karar düzeltme dilekçelerinde de ileri sürdüğü bu iddialarınınidari makamların ve mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkinhukuk kurallarının mahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihaiolarak lehine olmayan mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununlabirlikte başvurucunun ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleritarafından değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.
43. Nitekim Komisyon, Metinkamezrasının jandarma kayıtlarında güvenlik gerekçesiyle boşaltılan bir köyolarak görülmediğinden ve başvurucunun arazilerini kiraya vererekişletebildiğinden bahisle başvurucunun talebini reddederken, başvuru dosyasındayer alan köy muhtarı ve jandarma yetkililerinin imzasının yer aldığı 5/7/2005tarihli tutanakta, başvurucunun 12-13 yıl önce Beşiri ilçesine taşındığı, halenorada ikamet ettiği, ara sıra köye gelip gittiği, köyde 63 dönüm kadartarlasının olduğu, tarlasını yakın akrabalarının ekip biçtiği, köyde evininbulunduğu, evinin bakımsızlıktan yıkıldığı, belirtilen yıllarda adı geçen şahıshakkında Jandarma Komutanlığı kayıtlarında herhangi bir müracaat ve suçkaydının bulunmadığı ifade edilmiştir.
44. Bu çerçevede, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 25/11/2009tarih ve E.2009/237, K.2009/2368 sayılı kararında başvuru dilekçesinin bubölümünde ileri sürülen iddialara ilişkin şu değerlendirmeler yer almaktadır:
“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılanmaddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda biryerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığınaulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın sözü edilen Yasa bükümlerine göreidarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerlerim yeriningüvenlik nedeniyle İdarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayanhalk tarafından. "tamamen” boşaltılmış olması halinde yerleşim yerininboşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek teksayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddizararın idarece yasal olanak bulunmamaktadır.
Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, oyerlerim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağım sağlayan asgarigüvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel birgöstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilereve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göredeğişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oludan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesi mümkündür. Bu nedenle kişiden kişiye değişebilen bir duygu olangüvenlik kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçütedayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terörolayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köy korucuları ile bunların ailelerikalmış, diğer köy halkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başkaifade ile bu şekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerinikısmen terk eden köy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabuledileceği ve bu nedenden dolayı malvarlığına ulaşamamasından kaynaklanan maddidaramı "5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.
Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgarigüvenlik düzeyinin gerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy balkının birkısmının yaşamasına karşın yerleşim yerinde yasayan kişilerin bir kısmınınyerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığı ileri sürülen maddizararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle 5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanmasına olanak bulunmamaktadır.
Dava dosyasının incelenmesinden, Batman İliKozluk İlçesi Duygulu Köyü Metinka Mezrası'nda ikametetmekle olan davacının meydana gelen terör olayları neticesinde 1993 yılındamezrayı terk etmek zorunda kaldığını ileri sürerek bu sebeple uğramış olduğuzararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini talebiyle davalı idareye başvurduğu,bu başvurunun Siirt Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar TespitKomisyonu Başkanlığı 2 No'lu Zarar Tespit Komisyonunun18.11.2008 tarih ve 2008-2-1722 sayılı işlemi reddi üzerine anılan işleminiptali ve toplam 52.509.00-TL zararın yasal faiziyle birlikte tazminine kararverilmesi istemiyle bakılmakta olan davarını açıldığı anlaşılmıştır.
Olayda, zarar tespit komisyonu tarafındanDuygulu Köyü Metinka Mezrası'nda keşfe gidilmiş keşifsonucu düzenlenen keşif tutanağında. davacıya ait evve arazilerin olduğu yönünde tespit yapılmıştır.
Duygulu Köyü'nde Genel Nüfus sayımısonuçlarına göre 1985 yılında 931, 1990 yılında 532, 1997 yılında 259, 2000yılında ise 766 kişinin yaşadığı. Kozluk ilçesine ait boşalan boşaltılan köylerlistesinde Duygulu Köyü ve Metinka Mezrası'nınisminin geçmediği görülmüş. Kozluk İlçe Seçim Kurulu'nun 07.08.2009 tarih ve174 sayılı yazısından 1990- 2000 yılları arasında ilçeye bağlı tüm köylerdemuhtarlık seçimlerinin yapıldığı, seçim yapılmayan köyün bulunmadığıanlaşılmıştır.
Dava dosyasında ve Mahkememizin 2009/22 esassayılı dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden Batman İli. Kozluk İlçesi DuyguluKöyünün boşaltılmadığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği1985-2007 yılları arasında yapılan Genel Nüfus Sayımları ve Tespitlerine göre1997 yılında yapılan nüfus sayımında köyün nüfusunda azalma olsa da nüfusunçoğunun köyde yaşamaya devam ettiği görülmüştür.
Bu nedenle, yukarıda yer verilen açıklamalaragöre asgari güvenlik düzeyinin var olduğu sonucuna varılan Duygulu Köyü, Metinka (Metinkaya) Mezrası'ndandavacının subjektif güvenlik kaygısıyla ya daekonomik ve sosyal sebeplerle göç etmesinden dolayı uğradığım ileri sürdüğüzararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanakbulunmadığından dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”
45. Mahkemenin bu kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı Kanun’un2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucuların zararının tazmin edilebilmesi içinköyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşimyerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını arayan Danıştay’ınyerleşik içtihatlarına (§§ 26–28) uygun olup herhangi bir bariz takdir hatasıve açık keyfilik içermemektedir.
46. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarınıterör dolayısıyla terk etmediği Danıştay’ın onaması sonucu kesinleşen mahkemekararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de ifade edildiği üzere bunundoğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına ve özel hayatına 5233 sayılıKanun’un kapsamına girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. AnayasaMahkemesi açısından bu tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir hususbulunmadığından mülkiyet hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).
47. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, mülkiyet hakkı ve özelhayatı koruma yükümlülüğü kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığıve derece mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik deiçermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Makul SüredeYargılanma Hakkı Yönünden
48. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul süredeyargılanma hakkına ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
49. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğuzararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındakiyargılamanın yaklaşık 7 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
50. Bakanlık görüşünde, adil yargılanma hakkının ihlaledildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken, öncelikleAİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda benimsediğiilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamındadeğerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğununincelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar geçen sürenin de dikkatealınmakta olduğu ifade edilmiştir.
51. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalardasürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancakidari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlemaleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceğini belirtilmiştir.
52. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olupolmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olupolmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacınınbaşvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak kararverildiği görüşüne yer verilmiştir.
53. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyleyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adilyargılanma hakkına sahiptir.”
54. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” AnayasaMahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkünolan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul süredeyargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiğiaçıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, §§ 35-39).
55. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceliolduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu vebaşvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken hususlardır (B. No:2012/13, 2/7/2013, §§ 40–46). Bu nedenle başvuruyakonu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu hususlar dikkate alınarakdeğerlendirilecektir.
56. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süredeğerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tümgecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisideğerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından dahaetkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
57. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklarailişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başkabir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlardagirişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha öncekibir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No: 2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuruaçısından benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazaraalınacak zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olaylarınedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyonabaşvurduğu 5/5/2005 tarihidir. Bu doğrultuda idari makama başvurulması ilebaşlayan süreç ile yargılamada geçen süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
58. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyleuğradığı zararların giderilmesi amacıyla 5/5/2005 tarihinde Komisyonabaşvurduğu ve Komisyon tarafından 3 yıl 6 ay 13 gün sonra 18/11/2008 tarihindekarar verildiği görülmektedir.
59. 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinde komisyonlarayapılan başvuruların başvuru tarihinden itibaren iki yıl içindesonuçlandırılacağı, anılan Kanun’un geçici 4. maddesinde bu sürenin de bitmesive başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulunun busüreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabileceği kurala bağlanmıştır.Bu kapsamda yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ileuzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.
60. Kaldı ki, komisyonlar için 5233 sayılı Kanun’dabelirtilen süreler hak düşürücü nitelikte değildir. Uğranılan zararlarıntazmini için yapılan başvurular için 5233 sayılı Kanun’da öngörülen süreler,komisyonlara yönelik bir süre olduğundan düzenleyici nitelikte olup komisyonlarbu sürede başvuruyu sonuçlandıramasalar da daha sonra verdikleri kararlarıngeçerli olduğunda şüphe yoktur (B. No:2013/772, 7/11/2013, § 62).
61. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasındayetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılmasıhususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısalsorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içindekarara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda, personel ve yargıç sayısındakiyetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılmasıdurumunda da yetkili makamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B.No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
62. Bununla birlikte, idari veya yargısal bir karar organına yapılanbaşvuru sayısında öngörülemeyecek düzeyde geçici ve olağanüstü bir artış olmasınedeniyle başvuruların birikmesine bağlı olarak başvuruların kararabağlanmasında meydana gelen gecikmelerin, zamanında ve yeterli tedbirlerinalınması koşuluyla, makul sürede yargılanma hakkı açısından devletinsorumluluğunu doğurduğu söylenemeyecektir (benzer yöndeki AİHM kararları içinbkz. Buchholz/Almanya, B. No: 7759/77, 6/5/1981, §§51-52; Kępa/Polonya, B. No: 43978/98, 30/9/2003; Vincent Lynch/Birleşik Krallık, B. No:19504/06, 6/10/2009). Bu kapsamda AİHM, Buchholz/Almanya davasında, toplam 4 yıl 9 aysüren iş uyuşmazlığına ilişkin bir yargılamada, Almanya’da 1970’li yıllardaortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalara ilişkin davalardaanormal artış olması nedeniyle yargılamanın karara bağlanmasında yaşanangecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediğine karar vermiştir.Benzer şekilde AİHM, Kępa/Polonya davasında toplamda 8 yıl 4 aysüren bir yargılamada, (ilgili davanın temyiz aşamasında 1 yıl 6 ay hiçbirişlem yapılmaksızın beklemesine rağmen) başvurucuların yargılamanın uzamasınayol açan eylemleri de göz önünde bulundurularak Yargıtayıniş yükünün artmasından kaynaklanan gecikmenin bu hakkı ihlal etmediğine kararvermiştir. Son olarak, VincentLynch/Birleşik Krallık davasında AİHM toplamda 4 yıl 6 ay süren biryargılamada 2003 Aralık ayında yürürlüğe giren bir kanun sonrasında bir andaçok sayıda başvurunun gelmesi, tek bir davanın karara bağlanması için yaklaşıkbir yıl sürecin başlamasının gecikmesi, 2005–2007 yılları arasında söz konusukanun kapsamında öncelikle görülmesi gereken binin üzerinde davanın kararabağlanması gibi nedenlerle başvurucunun davasının karara bağlanmasında yaşanangecikmenin makul sürede yargılanma hakkını ihlal etmediği sonucuna ulaşmıştır.Bütün bu davalarda geçici olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştankaynaklanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmaması, bu konudagereken çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşulunabağlanmıştır. Ancak bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi vehalihazırda uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devlet,yaşanan gecikmelerden sorumlu hale gelecek ve daha etkili ve ilave tedbirleralması kendisinden beklenebilecektir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zimmermann ve Steiner/İsviçre,13/7/1983, § 29, Vincent Lynch/BirleşikKrallık, B. No:19504/06, 6/10/2009).
63. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılıKanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlaratoplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u kararabağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devametmiştir.
64. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminatkomisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3.ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzelkişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanmasıamacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok büyükçoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak 1987-2004yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler nedeniyleoluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular oluşturmaktadır. 5233sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme ilişkin bir anda çokyüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer yandan, 5233 sayılıKanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin başvuruların anılan Kanun’unyürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği belirtilmiş fakat busüre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla eklenen geçici 4. maddeile 30/5/2008 tarihine kadar uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönemçok sayıda başvuru yapıldığı, fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devametmesinin mümkün olmadığı anlaşılmaktadır.
65. Yukarıda belirtilen ilkeler (§§ 61-62) çerçevesinde, 5233sayılı Kanun uyarınca oluşturulan mekanizmada iş yükündeki artış geçici olupher bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süredeğerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yolaçıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulanbu mekanizmanın etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerinyeterli çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıpalmadıklarının ortaya konulması gerekmektedir.
66. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda bukomisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri uyarınca karşılanacakzararları tespit ettiği, bu kapsamda, her bir başvuruda yapılan talebe bağlıolarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler yaptığı, ayrı ayrıziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları aldığı, başvurucularıntaşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım arazisi niteliğindeolanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri bitkisi, sebze,meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı görülmektedir.360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve ayrıntılı hesaplamalaryapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının tespiti amacıyla yürütülenbu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık ve zaman alıcı olduğuortadadır (benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011,§§ 69-70).
67. Bu kapsamda, 5233 sayılı Kanun kapsamında Batman ilindenyapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4. maddesiuyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle 3/2/2006tarihinde komisyon sayısının 4’e kadar çıkarıldığı, 17/8/2010 tarihine kadar 4komisyon halinde çalışıldığı, kurulan komisyonlara toplam 18.450 başvuruyapıldığı, 5233 sayılı Kanun’un yürürlülük tarihiolan 27/7/2004 tarihinden 29/9/2005 tarihine kadar yaklaşık 8.000 başvuruyapıldığı, başvurucunun komisyona 5/5/2005 tarihinde başvuruda bulunduğu,başvurucunun dosya kayıt numarasının 3.869 olduğu anlaşılmaktadır. Komisyona2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvurularınyapılabildiği, bu tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeniortaya çıkan olaylara ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplambaşvuru sayısındaki artışın çok sınırlı olduğu, 10/1/2014 tarihi itibariyleyapılan toplam 18.450 başvurudan 18.410’unun karara bağlandığı, komisyonsayısının bire düştüğü ve sadece 39 başvurunun komisyon önünde derdest olduğuanlaşılmaktadır.
68. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğunbaşvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008) başvuru sayısındaçok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu tarihten sonra mevcutbaşvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar. Başvuru sayısının çokyüksek olduğu dönemlerde Batman örneğinde görüldüğü üzere illerde kurulankomisyonların sayısının arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayınındüşürüldüğü ve işi biten komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülkegenelinde hem de Batman ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvurularınsayısına bakıldığında karara bağlanmamış çok az sayıda başvurunun kaldığıanlaşılmaktadır.
69. Ülke genelinde ve Batman ilinde karara bağlanan başvurusayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken işlemler gözönünde bulundurulduğunda komisyonların çok yoğun bir şekilde çalıştıklarınınkabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233 sayılı Kanun’un4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü işlemleri yerinegetirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin komisyon üyesiolabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan kamu görevlilerioldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon sayısının belirlibir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir.
70. Somut olayda, başvuru dilekçesinden anlaşıldığıkadarıyla, 5/5/2005 tarihinde Komisyon’a başvuru yapıldığı, Komisyon’un11/5/2005 tarihli yazısı ile başvurucudan eksik bilgi ve belgeleritamamlamasını istediği, 8/7/2005 tarihinde jandarma ve köy muhtarı tarafındanhazırlanan tutanağın 21/7/2005 tarihinde başvurucuya bildirildiği, konuhakkında hazırlanan 18/8/2005 tarihli ikinci tutanağın 29/9/2005 tarihindeKozluk Kaymakamlığına bildirildiği, 27/11/2007 tarihinde Kaymakamlık İlçe ZararTespit Bilirkişi Komisyonu tarafından keşfe gidildiği görülmektedir. Biranlamda komisyona yapılan başvurular arasında başvurucunun dosyasının incelenmesırası bu tarihte gelmiştir. Bu tarihten sonra yaklaşık 4 ay içerisindesırasıyla (27/11/2007, 5/2/2008 ve 17/3/2008 tarihlerinde) inşaat, kadastro veziraat bilirkişilerinden ayrı ayrı rapor alındığı ve başvurucunun talebinin18/11/2008 tarihinde karara bağlandığı görülmektedir. Komisyonda toplam 3 yıl 6ay 13 günde karara bağlanan başvurunun hemen kayda alınıp eksikliklerinintamamlattırılmasına rağmen gerekli keşif işlemlerinin yapılabilmesi vebilirkişi raporlarının alınabilmesi için 2 yıl 6 ay 22 gün sıra beklediğianlaşılmaktadır.
71. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmeninKomisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortayaçıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan buiş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konudaüzerine düşeni yapmadıkları söylenemez.
72. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, komisyontarafından başvurucunun taleplerinin reddi sonrasında 23/1/2009 tarihinde davadilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu sürecinbaşladığı, taraflara tebligat işleminin yapıldığı ve davalı idarenin 17/3/2009tarihinde cevap dilekçesini sunduğu, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 25/11/2009tarihinde davanın reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.
73. Başvurucu tarafından 25/2/2010 tarihinde kararın temyizedilmesi üzerine ilk derece Mahkemesince 11/3/2010 tarihinde temyiz ilkinceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi için 27/4/2010 tarihindeDanıştay’a gönderilmiştir. 4/5/2010 tarihinde Danıştay 10. Dairesinde kaydaalındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık iki yıl sonra 28/5/2012tarihinde yeni kurulan Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.
74. Bu karar sonrasında 30/7/2012 tarihinde davacı başvurucutarafından yapılan karar düzeltme istemi üzerine 17/9/2012 tarihinde tekrarDanıştay Başkanlığına gönderilerek 24/9/2012 tarihinde kayda alındığı,5/10/2012 tarihinde ilk incelemesinin yapıldığı ve yaklaşık 2 ay sonra13/12/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince karar düzeltme talebinin reddinekarar verildiği anlaşılmaktadır.
75. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinintoplam 3 yıl 10 ay 20 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.
76. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,temyiz talebi sonrasında Danıştay’da temyiz talebinin karara bağlanmasının 2yılda gerçekleştiği, yargılamanın diğer aşamalarında kayda değer bir gecikmeninyaşanmadığı, ülke genelinde tazminat komisyonlarının aldıkları kararlarsonrasında açılan davalar nedeniyle ilgili Danıştay 10. Dairesine bu konudakısa sürede çok sayıda temyiz başvurusunun geldiği (ilk başvurular 2006 yılındagelmekle birlikte 2007 ve 2008 yıllarında yaklaşık 35.000 temyiz başvurusugeldiği görülmektedir), ilgili Danıştay Dairesinin hâlihazırda var olan işyükünün yanı sıra ortaya çıkan bu yeni iş yükünün temyiz başvurularının kararabağlanmasında gecikmeye yol açtığı, Danıştay 10. Dairesinin bu yıllarda konuhakkındaki temel içtihadını belirlediği, sonraki yıllarda yıllık ortalama10.000 dosyayı karara bağladığı görülmektedir. Bununla birlikte, 14/2/2011tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren6110 sayılı Kanun ile Danıştay daire sayısının 13’ten 15’e çıkarıldığı, üyesayısının arttırıldığı ve birden fazla heyet halinde karar alma imkanınıngetirildiği, 5233 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkinyaklaşık 11.000 temyiz başvurusunun yeni kurulan Danıştay 15. Dairesinedevredildiği, anılan Dairenin bu konuda gelen davalar hakkında 3 yıl içinde çoksayıda karar verdiği (yaklaşık 22.000) ve 2013 yılı sonu itibariyle bu konudaderdest dosya sayısının 2.400 olduğu dikkate alındığında, yukarıda yer verilenilkeler çerçevesinde (§§ 61-62) geçici iş yükü artışına bağlı olarak ortayaçıkan gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda üzerinedüşeni yapmadıkları söylenemez.
77. Sonuç olarak, idari başvuru sürecinde komisyonlardaincelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir başvuru kapsamındayürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb. faaliyetlerin bütünüdüşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi ve işlemlerinkarmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru yapılması vebunların karara bağlanması, başvurunun komisyonda işleme alınması sonrasındayaklaşık 4 ayda kararın verilmesi, bunların yanı sıra yargılama sürecindeDanıştay’da temyiz başvurusunun 2 yılda karara bağlanmasının bu konuda kısasürede çok sayıda dosyanın gelmesinden kaynaklanması ancak ortaya çıkan bugecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğünün ve yetkililerin bu konuda üzerinedüşeni yapmadıklarının söylenemeyeceği ve idari davanın toplamda 3 yıl 10 ay 20günde ilk derece, temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleşmesigibi davanın tüm koşulları dikkate alındığında toplamda 7 yıl 7 ay 8 günde(5/5/2005-13/12/2012 tarihleri arasında) başvurunun karara bağlanmasında kamuotoritelerine ve yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğusöylenemez.
78. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesiningerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz edilemez.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mülkiyet hakkının ve özel hayatının korunması yükümlülüğünün ihlal edildiğiyönündeki iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve “açıkça dayanaktan yoksunluk” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,
6/2/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.