TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ÇETİNER VE SÜLEYMAN ÇETİNER BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4687)
Karar Tarihi: 23/1/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Mehmet ERTEN
Zehra Ayla PERKTAŞ
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Raportör
:
Şebnem NEBİOĞLU ÖNER
Başvurucular
:
Mehmet ÇETİNER
Süleyman ÇETİNER
Vekili
:
Av. Mehmet Muhsin DAŞ
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, murisleritarafından 1974 yılında açılan hukuk davasının halen ilk derece mahkemesiönünde derdest olduğunu beyan ederek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle uğrakları maddive manevi zararın tazminine karar verilmesini talep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvurular, 27/6/2013tarihinde Diyarbakır 5. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvuruların Komisyonasunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölümün Birinci veİkinci Komisyonlarınca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafındanyapılmak üzere, dosyaların Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından, başvurucularcamakul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiği iddiasına konu edilenyargılamanın aynı dava dosyasına ilişkin olduğu anlaşıldığından, 2013/4977numaralı dosyanın, 2013/4687 başvuru numaralı dosya ile birleştirilerekincelenmesine karar verilmiştir.
5. Bölüm tarafından 10/10/2013tarihinde yapılan toplantıda, kabul edilebilirlik ve esas incelemesininbirlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru konusu olay veolgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.Adalet Bakanlığının 11/11/2013 tarihli yazısında, Anayasa Mahkemesinin öncekikararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen, başvuru hakkında görüşsunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru dilekçesi ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucuların murisleriMehmet Çetiner ve Resul Çetiner tarafından 25/3/1974 havale tarihli dilekçe ilebir kısım davalılar aleyhine, Diyarbakır ili Eğil ilçesi Balaban köyünde kainiki parça taşınmaza yapılan müdahalenin meni talebiyle dava açılmıştır.
9. Diyarbakır 2. Asliye HukukMahkemesinin E.1974/209 sırasına kaydı yapılan davanın yargılaması neticesinde,Mahkemenin 21/11/1974 tarih ve E.1974/209, K.1974/538 sayılı kararı ile,taşınmaza ilişkin kadastro tespit çalışmaları yapıldığından bahisle görevsizlikkararı verilerek, dosya Diyarbakır Kadastro Mahkemesine gönderilmiştir.
10. Diyarbakır KadastroMahkemesinin E.1975/10 sırasına kaydı yapılan davada, Mahkemenin 7/3/1978 tarihve E.1975/10, K.1978/46 sayılı kararı ile, işbu dosyanın aralarındaki irtibatnedeniyle Mahkemenin E.1977/108 sayılı dosyası ile birleştirilmesine kararverilmiştir.
11. Diyarbakır Kadastro MahkemesininE.1975/8, E.1976/2, E.1978/852, E.1978/853 sayılı dosyalarının da, Mahkemenin E.1977/108 sayılı dosyası ilebirleştirilmesine karar verilmiştir.
12. Diyarbakır KadastroMahkemesinin E.1977/108 sayılı dosyasında yürütülen yargılama neticesinde, Mahkemenin1/12/1992 tarih ve E.1977/108, K.1992/135 sayılı kararı ile, Eğil ilçesindeadli teşkilat kurularak faaliyete geçtiği ve dava konusu taşınmazlarınbulunduğu Balaban Köyünün de Eğil ilçesine bağlı olduğundan bahisle, Mahkemeninyetkisizliğine ve dosyanın yetkili Eğil Kadastro Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmiştir.
13. Belirtilen dava dosyası EğilKadastro Mahkemesinin E.1995/8 sırasına kaydedilmiş olup, hâlihazırda ilkderece mahkemesi önünde derdesttir.
B. İlgiliHukuk
14. 12/1/2011 tarih ve 6100sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesişöyledir:
“Hâkim, yargılamanınmakul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gideryapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”
15. 21/6/1987 tarih ve 3402sayılı Kadastro Kanunu’nun “Genel olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesi;taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı ayni haklara, tapuya tescil veya şerhedilecek veyahut beyanlar hanesinde gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçüuyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu sicilini ilgilendiren benzeri davalara veözel kanunlarca kendisine verilen işlere bakar, Kadastroya veya kadastro ileilgili verasete ait uyuşmazlıkları çözümleyebileceği gibi, istek üzerineveraset belgesi de verebilir.”
16. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Kadastro hakimi, askı süresi içinde açılacak davalar ve kadastromüdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak taşınmaz mallara ait kadastrotutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden devredilen işler hakkında davadosyası açar. İlgililerin başvurusunu beklemeksizin kadastro tutanakları ileuyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgilidairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflaraTebligat Kanunu hükümlerine göre resen tebliğ eder.”
17. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenarbaşlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:
“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşmayapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosyaişlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olandelilleri inceler ve 30 uncu madde hükmünce işi karara bağlar.
…
Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyanhallerde basit yargılama usulü uygulanır.
Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”
18. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimintakdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarışöyledir:
“Kadastrotutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu beyanlarına gerekçegösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler. Ancak hakim,kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma sırasında topladığı deliller arasındaçelişki görürse, bunu gidermek için tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleritanık sıfatıyla yeniden dinleyebilir.
Kadastrokomisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilendosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçınındışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayaraktaşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.”
19. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun yollarınabaşvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32. maddesinin birincifıkrası şöyledir:
“Kadastro mahkemesikararları Tebligat Kanunu hükümlerine göre resen taraflara tebliğ olunur.”
20. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastroharcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasınınson cümlesi şöyledir:
“Bu Kanun gereğinceresen yapılması gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderler,ileride haksız çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenektenkarşılanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
21. Mahkemenin 23/1/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 20/5/2013 tarih ve 2013/4687numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
22. Başvurucular, murislerindenintikal eden taşınmaza ilişkin Eğil Kadastro Mahkemesinin E.1995/8 sayılıdosyasında yürütülen yargılamanın otuz dokuz yıldır devam ettiğini, yargılamamakamlarınca gerekli özen gösterilmeyerek ve gerekli usuliişlemler icra edilmeyerek yargılamanın sürüncemede bırakıldığını, bu nedenleyargılamanın makul sürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
23. Başvurucular, somutbaşvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayısonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını belirtmişlerdir.
24. Başvuru konusu dava, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den önceaçılmış olup, başvuru tarihi itibarıyla derdest olduğu anlaşılmakla, başvurununincelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dâhilindedir. Ayrıca,bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylemya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının tüketilmiş olması gerekmekle birlikte, hukuk sistemimizde,yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makulsürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici niteliktaşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun bulunmadığı anlaşıldığından,başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir niteliktedir.(B. No. 2012/13, 2/7/2013, §§ 21-30).
25. Açıklanan nedenlerle, açıkçadayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas İnceleme
26. Başvurucular, murisleritarafından 1974 yılında açılan hukuk davasının halen ilk derece mahkemesiönünde derdest olması nedeni ile makul sürede yargılanma haklarının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
27. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerininkapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortakkoruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049,26/3/2013, § 18)
28. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
29. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
30. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul birsüre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemehakkına sahiptir.”
31. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında,ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamaksuretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıylaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 38).
32. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nınbütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.
33. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletingerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).
34. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındakimenfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olupolmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No.2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
35. Ancak, belirtilenkriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyicideğildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespitiile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No.2012/13, 2/7/2013, § 46).
36. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
37. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarınmakul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iki adettaşınmaz hakkında görevli asliye hukuk mahkemesinde açılan müdahalenin menidavasının kadastro tespit çalışmaları nedeniyle kadastro mahkemesinedevredildiği görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alanusul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13,2/7/2013, § 49).
38. Medeni hak ve yükümlülüklerleilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcıkural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeyebaşlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somutbaşvuru açısından 25/3/1974 tarihidir.
39. Başvuruya konu dava,başvurucuların miras bırakanlarından intikalle takip etmekte oldukları biruyuşmazlık olup, bu yönüyle makul süre değerlendirmesi bakımından dikkatealınacak sürenin başlangıç anı, mirasçıların yargılamaya katıldıkları an değil,somut olayda muris açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıçanıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Cocchiarella/İtalya, B. No. 64886/01, 29/3/2006, §113; Namlı ve Diğerleri/Türkiye,B. No. 51963/99, 23/5/2007, §§ 17-19; M.Ö./Türkiye, B. No.21136/95, 19/5/2005, § 25).
40. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıçtarihinden itibaren geçen süredir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 51).
41. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona ermetarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinindevamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esasalınacak sürenin bitiş anı bireysel başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B.No. 2012/13, 2/7/2013,§ 52).
42. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta iki adet taşınmazailişkin müdahalenin meni talebi olduğu, 25/3/1974 havale tarihli dilekçeyeistinaden Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.1974/209 sırasına kaydıyapılan davanın 21/11/1974 tarihli celsesinde, dava konusu taşınmazlara ilişkinkadastro tespit çalışması yapıldığından bahisle görevsizlik kararı verilerek,dosyanın Diyarbakır Kadastro Mahkemesine devredildiği anlaşılmaktadır.Diyarbakır Kadastro Mahkemesinin E.1975/10 sırasına kaydı yapılan dosyanın11/5/1977 tarihli tensip zaptını takiben on ay süreyle ve toplamda üç celseboyunca bir kısım yargılama evrakının ilgili kurumlardan teminine çalışılarak7/3/1978 tarihli celsede, aralarında irtibat bulunduğundan bahisle dosyanınDiyarbakır Kadastro Mahkemesinin E.1977/108 sayılı dosyası ilebirleştirilmesine karar verilmiştir. Diyarbakır Kadastro Mahkemesinin E.1977/108sayılı dosyasının 11/5/1977 tarihli celsesinde, başvurucuların murisleritarafından açılan davanın birleştirme kararıyla dosya arasına alındığıbelirtilmiş, akabinde beş yıl dört ay süreyle tapu kaydı, vergi kaydı ve krokigibi bir kısım yargılama evrakının temini ve vefat eden taraf mirasçılarınındavaya dâhil edilmesi işlemlerinin ikmaline çalışılmış, bu süreçte dosyadefalarca tetkike alınmış, tahsisat yokluğu nedeniyle tebligat masraflarınıntaraflarca karşılanması ve veraset ilamı ibrazı hususunda taraflara mehilverilmiş, akabinde altı yıl dört ayı aşkın bir yargılama diliminde verilenyirmi adet keşif ara kararı icra edilmeyerek, takip eden celsede uygun keşifmevsiminin beklenmesinden bahisle yargılama dört ay tehir edilmiş, verilen ikikeşif ara kararı gereğinin yerine getirilmemesini müteakip keşif için uygunmevsimin beklenmesi gerektiği belirtilerek yargılama dört ay daha ertelenmiş,1/12/1992 tarihli celsede Eğil ilçesinde adli teşkilat kurulduğundan bahisleyetkisizlik kararı verilerek dosya Eğil Kadastro Mahkemesine devredilmiştir.
43. Eğil Kadastro MahkemeninE.1995/8 sırasına kaydı yapılan dosyanın 3/1/1995 tarihli tensip zaptınımüteakip yaklaşık dört yıl bir ay süreyle tebligat işlemlerinin ikmalineçalışıldığı, bu süreçte tebligat masraflarının karşılanması ile adreslerinbildirilmesi hususunda taraflara süre verildiği ve dosyanın birkaç defa tetkikealındığı, akabinde verilen on altı adet keşif ara kararının yerinegetirilmediği görülmektedir. Devam eden yargılama sürecinde toplam altı yıldört ay süreyle bir kısım yargılama evrakının temini hususunda çeşitlikurumlarla yazışma yapıldığı, dosyada eksik tebligatlar bulunduğundan bahisletebligat adreslerinin bildirilmesi ve masraf ikmali hususunda taraflaradefalarca mehil verildiği ve dosyanın muhtelif celselerde tetkike alındığı,akabinde verilen on üç keşif ara kararının icra edilmemesini müteakip bir yılıaşkın süreyle mahalli bilirkişi isim listesinin tespitine çalışıldığı,belirtilen hususun tamamlanmasını takiben verilen on altı keşif ara kararınınyaklaşık bir yıl dokuz aylık süreçte yerine getirilmediği, 27/12/2011 tarihlicelsede dosya 6100 sayılı Kanun gereğince ön incelemeye alınarak 30/5/2012tarihinde düzenlenen tahkikat duruşmasına davet zaptına istinaden yargılamanın18/7/2012 tarihine tehir edildiği, akabinde müdahale taleplerinindeğerlendirilmesi ve vekaletnamelerin ibrazı hususunda taraf vekillerine süreverilmesi yönünde ara karar tesis edildiği, yargılamanın 23/7/2013 tarihlicelsesinin ise Diyarbakır Kadastro Mahkemesinin E.2013/41 sırası üzerindeyapıldığı ve belirtilen celsede, Eğil Kadastro Mahkemesi teşkilatınınkaldırıldığından bahisle Eğil Kadastro Mahkemesinin 8/7/2013 tarih ve 2013/3muhabere sayılı devir kararı ile dosyanın Diyarbakır Kadastro Mahkemesine devredildiğininbelirtildiği, aynı celse dosyanın incelemeye alınmasına karar verilerekyargılamanın 15/1/2014 tarihine tehir edildiği anlaşılmaktadır.
44. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, özellikle yargılama evrakının ilgili kurumlardan kısım kısım talep edildiği, ara karar gereklerinin yerinegetirilmediği muhtelif celselerde taraf vekillerinin mazeretlerinin kabulünedair karar tesisi ile yetinildiği, celse harcı tayini gibi usuliimkânların yargılama makamlarınca kullanılmadığı, bazı usuliişlemlerin ikmali veya dosya hakkında beyanda bulunmak üzere taraflara ve tarafvekillerine defalarca kesin olmayan mahiyette süreler verilerek başka usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılıKanun’da yer alan ve yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usulhükümleri nazara alınmaksızın, Mahkemece defalarca taraf vekillerine dahilidava işlemleri, tebligat ve keşif masraflarının ikmali, davaya dâhil edilmesigereken şahısların adres tespiti ve Mahkemenin veraset ilamı tanzim yetkisi bulunmasınarağmen yargılama sırasında vefat ettiği anlaşılan tarafların verasetilamlarının dosyaya ibraz edilmesi hususunda süreler verildiği, verilen onlarcakeşif ara kararının müracaat yokluğu, hava koşuları ile keşif masrafının ikmaledilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği ve belirtilen bu uygulamanındavada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında yargılamanın uzamasıüzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
45. Başvurunun değerlendirilmesineticesinde, başvuruya konu yargılamanın başlangıçta iki adet taşınmazı konualan bir meni müdahale davası olduğu ve taşınmazlara ilişkin kadastro tespitçalışmalarının yapılması akabinde görevsizlikle kadastro mahkemesinedevredildiği, davanın taraflarında yüzü aşkın kişinin bulunduğu, yargılamanınözellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif vebilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşıkbir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrıdeğerlendirildiğinde, özelikle büyük bir bölümü Kadastro Mahkemesinde geçenyargılama sürecinde, tatbiki gereken özel usul hükümlerine riayet edilmediği veverilen ara kararların birçoğunda taraflara usul hükümlerine aykırı şekildesüreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin müracaat yokluğu ve masrafikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği, bunun yanı sıra muhtelifdefa dosyanın tetkike alındığı anlaşılmaktadır.
46. 3402 sayılı Kanun’da yeralan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulamaalanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konualan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usulihükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul süredeçözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.
47. Özellikle büyük bir bölümüKadastro Mahkemesinde geçen somut yargılama açısından dava malzemesinintaraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı nazara alındığında,yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme yükümlülüğünün dahadikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir ((B. No. 2012/12, 17/9/2013, §58; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. ÜmmühanKaplan/Türkiye, 24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, 57407/02, 4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye, 51963/99, 05/12/2006;Nalbant/Türkiye, 61914/00, 10/8/2006).
48. Başvuru konusu yargılamadasöz konusu olduğu gibi, verilen birleştirme kararlarının hak ve adaletin tesisiiçin gerekli olduğu değerlendirilebilirse de, bu türkararların yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğeraşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özengösterilmesi gerektiği açıktır.
49. Yargılama sürecindebaşvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem vedavranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabuledilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleriengelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahilolmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçelerisunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümlerinedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisiolduğu tespit edilememiştir.
50. Davada yer alan kişi sayısıve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliğibaşvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davayabütün olarak bakıldığında söz konusu yaklaşık kırk yıllık yargılama sürecindemakul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
51. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
52. Başvurucular, yargılamanınmakul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle uğradıkları zararın tazmini için herbir başvurucu lehine 300.000,00 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinitalep etmişlerdir.
53. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
54. Başvurucuların tarafıoldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık kırk yıllık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiylebaşvurucuların yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararlarıkarşılığında ve başvurucuların yargılamayı murislerinden intikalle takipetmekte oldukları da nazara alınarak, her bir başvurucuya takdiren1.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
55. Başvurucular tarafındanmaddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalleiddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
56. Başvurucular tarafından ayrıayrı yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtanoluşan yargılama giderinin başvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve belirtilenbaşvuruculara 1.500,00 TL vekâlet ücretinin müştereken ödenmesine kararverilmesi gerekir.
57. Başvuruya konu yargılamanınyaklaşık kırk yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlalettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılamadosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devametmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa süredesonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğininilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğiyönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucular Mehmet Çetiner ve Süleyman Çetiner’e ayrı ayrı 1.000.00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından ayrı ayrı yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderininbaşvuruculara ayrı ayrı ödenmesine ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinin müşterekenBAŞVURUCULARA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
G. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,
23/1/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.