TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ÇETİNKAYA VE MAİDE ÇETİNKAYA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/1280)
Karar Tarihi: 28/5/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Zehra Ayla PERKTAŞ
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucular
:
1- Mehmet ÇETİNKAYA
2- Maide ÇETİNKAYA
Vekili
:
Av. Rehşan BATARAY SAMAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, çocuklarıNazar Çetinkaya’nın 12/9/2006 tarihinde Diyarbakır Koşuyolu Parkı duvarınınyakınına terör amaçlı yerleştirilen bir bombanın patlatılması sonucu yaşamınıyitirmesi üzerine açtıkları davada hükmedilen tazminat miktarının yetersizolduğunu, yedi yılı aşan yargılama süresinin uzun olduğunu ve söz konusu olaydaidarenin gerekli güvenliği sağlayamadığını belirterek Anayasa’nın 10., 17., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınanhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler ve ihlalin tespitiyle uğradıklarımaddi ve manevi zararın tazminine karar verilmesinitalep etmişlerdir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/2/2013tarihinde Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe veeklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasınaengel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm BirinciKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 4/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüşiçin Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.
5. Adalet Bakanlığının 6/1/2014 tarihli görüşü başvurucular vekiline tebliğ edilmişolup, başvurucular vekili 23/1/2014 havale tarihli beyan dilekçesini on beşgünlük yasal süresi içinde sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucuların 21/10/2004 doğumlu çocukları Nazar Çetinkaya 12/9/2006tarihinde Diyarbakır ili, merkez Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan KoşuyoluParkı duvarının yakınına terör amaçlı yerleştirilen bombanın patlatılmasısonucu yaşamını yitirmiştir.
8. Söz konusu olay nedeniyleuğramış oldukları maddi ve manevi zararlarının tazmini istemiyle 5233 sayılıTerör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunkapsamında 13/11/2006 tarihinde idareye müracaat edenbaşvuruculara Zarar Tespit Komisyonunun 18/5/2007 tarihli, 193 sayılı kararıyla18.000,00 TL ödenmesine karar verilmiştir.
9. Başvurucuların söz konusumeblağı kabul etmemesi üzerine 4/6/2007 tarihindeuyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş ve başvurucular tarafından 30.000,00 TL maddi,70.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 100.000,000 TL tazminatın ödenmesinekarar verilmesi istemiyle idare mahkemesinde dava açılmıştır.
10. Diyarbakır 2. İdareMahkemesinin 23/11/2007 tarih ve E.2007/1107,K.2007/1619 sayılı kararıyla maddi tazminat için 5233 sayılı Kanun hükümleriuyarınca Diyarbakır Valiliğine, manevi tazminat için genel hükümler uyarıncaİçişleri Bakanlığına karşı dava açılmak üzere dilekçenin reddine kararverilmiştir.
11. Anılan dilekçe ret kararıüzerine yenilenen dilekçe ile başvurucular tarafından Zarar Tespit Komisyonunun18/5/2007 tarih ve 193 sayılı kararının iptali ile30.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesi istemiyle dava açılmıştır.
12. Diyarbakır 2. İdareMahkemesinin 5/3/2010 tarih ve E.2008/876, K.2010/571sayılı kararıyla dava reddedilmiştir. Kararın gerekçe kısmı şöyledir:
“Danıştay Onuncu Dairesinin 14/11/2007tarih ve E.2006/208, K.2007/5162 sayılı kararında da belirtildiği üzere 5233sayılı Kanun terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle maddi zarara uğrayan kişilerin bu zararlarınınkarşılanması konusunda 2577 sayılı Kanun’un 13. maddesinde genel olarak idarieylemlerden hakları ihlal edilenlerin uğradığı zararların karşılanmasıkonusunda dava açmadan önce idareye başvuruyu öngören düzenlemeden farklı biryargılama usulü öngörmektedir. Kişilerin meydana gelen zararın karşılanmasıkonusunda her iki kanundan hangisine göre idareye başvuracağı konusunda da birkısıtlama bulunmamaktadır. Dolayısıyla meydana gelen zararınkarşılanması konusunda birbirinden farklı bu iki düzenleme karşısındailgililere değişik olanaklar sağlanmış olup, kişiler dilerse 2577 sayılıKanun’un 13. maddesine göre idareye başvuruda bulunarak istemlerinin reddihalinde alınan ön karardan sonra dava açabilecek, isterse 5233 sayılı Kanunkapsamında başvurularının sonuçlanmasını bekledikten sonra ortaya çıkan durumagöre dava açma haklarını kullanabileceklerdir.
Dava konusuuyuşmazlıkta davacılar bu seçimlik haklarını 5233 sayılı Kanun’dan yanakullanmışlar ve bu Kanun’a göre meydana gelen zararlarının tazminini talepetmişlerdir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü açısından davalı idare tarafındandavacılara ödenmesine karar verilen maddi tazminatın 5233 sayılı Kanuntarafından öngörülen usule uygun olarak belirlenip belirlenmediğinin tespitigerekmektedir.
Davakonusu olayda, 5233 sayılı Kanun’un 7. ve 9. maddelerine göre davacılarınmurisinin ölümü nedeniyle (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ileçarpımı sonucunda bulunan miktarın 50 ile çarpımı sonucu çıkacak tutarı cenazegideri eklenmek suretiyle ödeme yapılacağı ve bu miktarın davacılara ödenmesinekarar verildiği görülmüş olup 5233 sayılı Kanun kapsamında mevzuata uygunolarak yapılan ödeme işleminde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.”
13. Başvurucular tarafındantemyiz edilen karar, Danıştay 15. Dairesinin 14/3/2012tarih ve E.2011/10216, K.2012/1113 sayılı kararıyla onanmış, karar düzeltmetalebi de aynı Dairenin 24/9/2012 tarih ve E.2012/6891, K.2012/5738 sayılıkararıyla reddedilmiştir.
14. Karar, başvurucular vekiline2/1/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.
Ceza Soruşturması ve Kovuşturma Süreci
15. Yerel Mahkeme dosyasındabulunan ve UYAP aracılığıyla elde edilen bilgi ve belgelere göre başvuru konusuolaya ilişkin ceza soruşturması ve kovuşturma süreci ise şöyledir:
16. Başvuruya konu patlamaolayından bir gün sonra bir internet sitesi aracılığıyla olayda kullanılantermos düzeneğinin fotoğraflarına da yer verilerek söz konusu patlama olayıTürk İntikam Tugayı adı verilen bir yapılanma tarafından üstlenilmiştir.Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü yetkililerince yapılan inceleme vearaştırmalarda internet sitesinde yer alan fotoğrafla olay yerinde kullanılandüzeneğin birbiriyle uyum sağladığı ve düzeneğin telsiz kullanılarak uzaktankumanda ile patlatılmış olduğu ve söz konusu sitenin kısa bir süre önceoluşturulmuş olduğu tespit edilmiştir.
17. Konuyla ilgili yetkilimakamların soruşturma ve araştırmaları devam etmekte iken Diyarbakır EmniyetMüdürlüğü Elektronik Şube Müdürlüğüne 7/4/2008 ve19/2/2009 tarihlerinde iki adet e-posta ihbarı yapılmış ve anılan ihbardapatlamanın üstlenildiği internet sitesini kuranlardan birinin B.G. olduğubelirtilerek B.G.’ye ait çeşitli şahsi bilgilere yerverilmiştir.
18. Söz konusu ihbar üzerinederinleştirilen ve genişletilen soruşturma sonucunda ihbarda yer alan bilgilerteyit edilmiş ve patlamayı üstlenen internet sitesine B.G. tarafından girişyapıldığı tespit edilmiş ve bu sitenin B.G. tarafından kurulduğuna dairkuvvetli bulgular ile B.G.’nin patlama olayına dahliolduğu sonucuna götüren birçok teknik detay tespit edilmiştir. Olay yerinde ele geçentelsizin de B.G.’nin akrabası H.T. tarafındaninternet sitesi aracılığıyla satın alınarak temin edildiğinin tespit edilmesiüzerine 22/3/2009 tarihinde B.T. ile B.T.’nin patlamaolayından önce ev arkadaşı olan M.E.; B.T. ile M.E.’nin savunmaları doğrultusunda da 23/3/2009 tarihinde H.T.göz altına alınmıştır. Akabinde 27/3/2009 tarihindeanılan kişiler mahkeme kararı uyarınca tutuklanmıştır.
19. Söz konusu kişilerin mahkemekararı doğrultusunda ev ve üstlerinde yapılan aramalar sonucunda yasa dışı PKKterör örgütünün propagandasını yapan çok sayıda ve çeşitte doküman elegeçirilmiştir. Anılan kişilerin, kolluk ve cumhuriyet savcısıhuzurunda, müdafi eşliğinde verdikleri ifadeler kısaca, patlamaya neden olan bombanın askerlik iznine gelenH.T. tarafından B.G. ve M.E.’nin ikamet ettiği evdehazırlandığı, H.T.’nin örgüt dağ kadrosunda ikençıkan çatışma sonucu hayatını kaybeden amcasının oğlunun intikamını almak, yasadışı gösterilerde kürt kökenli gençlere kötümuamelede bulunulduğu gerekçesiyle polislerden intikam almak gibi saiklerle kendi başına bu eylem kararını aldığı ve örgütlehine örgütten talimat almaksızın bu eylemi gerçekleştirdiği, termos içindekibomba düzeneğini parkın duvarı yakınına koyanın ve patlaması için düğmeyebasanın H.T. olduğu, B.G.’nin de ona yardım ettiği,M.E.’nin ise yardımı söz konusu olmamakla birlikterastlantı eseri bombanın hazırlanmasına tanıklık ettiği şeklindedir.
20. Olayla ilgili soruşturmaevresinin tamamlanması üzerine Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca, 9/6/2009tarih ve 2009/857 sayılı iddianame ile H.T., B.G. veM.E. hakkında Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede, H.T. ve B.G.’nin devletinbirliğini ve bütünlüğünü bozma, kasten öldürme, kasten öldürmeye teşebbüs,tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya el değiştirmesi ve mala zararverme suçlarından; M.E.’nin ise H.T. ve B. G.tarafından olayda kullanılan el yapımı bombanın hazırlanması eylemine bilfiilkatılıp iştirak ederek tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması veya eldeğiştirmesi suçu ile devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma, kasten öldürme,kasten öldürmeye teşebbüs ve mala zarar verme suçlarına yardım etme suçlarındancezalandırılması talep edilmiştir.
21. Diyarbakır 5. Ağır CezaMahkemesi 17/5/2012 tarih ve E.2009/405, K.2012/102sayılı kararı ile sanıklar B.G. ile M.E.’nin sorgu savunmasında ifadelerinden vazgeçmekle birliktemahkeme aşamasında yeniden kolluk ve cumhuriyet savcısı huzurundaki ifadelerinisamimi ve istikrarlı bir biçimde ifade ettikleri, sanık H.T.’nin ise ikrar yönündeki ifadelerini sorgu ve mahkemeaşamalarında reddetmek ve bu ifadelerin baskı ve şiddet sonucu zorla alındığınıbelirtmekle birlikte savcı huzurunda, müdafiieşliğinde ve kamera önünde işkence yapılmasının hayatın olağan akışına aykırıolduğu, sanıkların tamamının ikrar içeren ifadelerinde anlattıkları olaylarınbirbirleriyle örtüştüğü gibi olayın oluşumu ile de birebir uyumlu olup saat,dakika ve zamanlama itibarıyla ifadelerin gerçeği yansıttığının açıkçaanlaşıldığı, sanıkların olaydan sonraki eylem ve davranışları, gittikleriyerler, yapılan araştırmalar sonucu elde edilen HTS raporları, sinyalbilgileri, tanık beyanları da dikkate alındığında maddi bulguların anlatımlarıdesteklediği sonucuna ulaşıldığı, sanık H.T.’nininkar yönünde verdiği ifadelerin askıda kaldığı ve suçtan kurtulmaya yönelikolduğu, bomba düzeneğini nasıl hazırladığını uygulamalı olarak cumhuriyetsavcısı huzurunda ayrıntılı olarak anlattığı, bomba konusunda deneyimli veuzman bir kişi olduğunun anlaşıldığı belirtilerek sanık H.T. ve B.G.’nin 5237 sayılı TCK’nın 302/1. maddesi gereğince ayrı ayrıağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmalarına; TCK’nın 82/1-a-cmaddesi gereğince ayrı ayrı on kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ilecezalandırılmalarına; TCK’nın 82/1-a-c maddesi gereğince ayrı ayrı on dört kezon beş yıl hapis cezası ile cezalandırılmalarına; TCK’nın 174/1. maddesigereğince ayrı ayrı altı yıl sekiz ay hapis ve 80.000,00 TL. adlipara cezası ile cezalandırılmalarına; sanık M.E.’ninise TCK’nın 314/2. maddesi gereği yedi yıl altı ay hapis cezası ilecezalandırılmasına, TCK’nın 174/1. maddesi gereği beş yıl hapis ve160,00 TLadli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
22. Sanıklar müdafileri,cumhuriyet savcısı ve katılanlar vekilleri tarafından temyiz edilen karar,Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/12/2013 tarih veE.2013/4628, K.2013/14930 sayılı kararı ile H.T. ve B.G. hakkında verilenhükümler yönünden onanmış ve söz konusu hükümler aynı tarihte kesinleşmiştir.M.E. hakkında ise silahlı terör örgütüne yardım etme ve patlayıcı maddebulundurma suçlarından kurulan hüküm yönünden suçun vasfında yanılgıyadüşüldüğü gerekçesiyle bozulmuştur. Yargılama Diyarbakır 1. Ağır CezaMahkemesinin 2014/229 esasına kayden görülmeye devametmektedir.
B. İlgiliHukuk
23. 17/7/2004 tarih ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un “Amaç” kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarınınkarşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.”
24. Anılan Kanun’un “Başvurununsüresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkilitemsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde,her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararıngerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğinebaşvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacakbaşvurular kabul edilmez. Bu Kanun kapsamındaki yaralanma ve engelli hâle gelmedurumlarında, yaralının hastaneye kabulünden hastaneden çıkışına kadar geçensüre, başvuru süresinin hesaplanmasında dikkate alınmaz.”
“Komisyon, zarar görenlerle yapılacak herbaşvuru ile ilgili çalışmalarını, başvuru tarihinden itibaren altı ay içindetamamlamak zorundadır. Zorunlu hâllerde, bu süre vali tarafından üç ay dahauzatılabilir.”
25. Aynı Kanun’un “KarşılanacakZararlar” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecekzararlar şunlardır:
...
b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeuğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.
…
26. Anılan Kanun’un “Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hallerindeyapılacak ödemeler” kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
“Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
…
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
Nakdî ödemenintespitine esas tutulacak miktar, ödeme yapılmasına ilişkin valinin veya Bakanınonayı tarihinde geçerli gösterge ve katsayı rakamları esas alınarak belirlenir.
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemeninmirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkinhükümleri uygulanır.
Bakanlar Kurulu, nakdî ödemeye esas tutulan göstergerakamını yüzde otuza kadar artırmaya veya kanunî sınıra kadar indirmeyeyetkilidir.
…
Nakdî ödemenin şekli, tutarı, yaralanma ve engellilikderecelerinin tespitine ilişkin esas ve usuller yönetmelikle belirlenir.”
27. Aynı Kanun’un “Zararın karşılanmasına ilişkin sulhname”kenar başlıklı 12. maddesi ise şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ileyaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeyegöre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödemetutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsupedilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacaksafi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacığı ve yargı yolunabaşvurarak zararın tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğubelirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikincifıkraya göre kabul edilmemiş sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağıdüzenlenerek bir örneği ilgiliye gönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargıyoluna başvurma hakları saklıdır.”
28. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdariYargılama Usulü Kanunu’nun “Kapsam ve nitelik” kenar başlıklı 1. maddesinin (2) numaralıfıkrası şöyledir:
“Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare mahkemeleri vevergi mahkemelerinde yazılı yargılama usulü uygulanır ve inceleme evraküzerinde yapılır.”
29. 2577 sayılı Kanun’un “Dilekçeler üzerine ilk inceleme”kenar başlıklı 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:
“(3) Dilekçeler, Danıştayda dairebaşkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idareve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üyetarafından:
a) Görev ve yetki,
b) İdari merci tecavüzü,
c) Ehliyet,
d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken birişlem olup olmadığı,
e) Süre aşımı,
f) Husumet,
g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,
Yönlerinden sırasıyla incelenir.
(4) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum;görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimleçözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleriilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bufıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihtenitibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.”
30. 2577 sayılı Kanun’un “Dosyaların incelenmesi”kenar başlıklı 20. maddesinin (1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Danıştay ileidare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşitincelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzumgördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesinitaraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararlarınilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerinbulunması halinde bu süre, bir defaya mahsus olmak üzere uzatılabilir.
…”
“(5) Danıştay, bölge idare, idare ve vergi mahkemelerindedosyalar, bu Kanun ve diğer kanunlarda belirtilen öncelik veya ivedilikdurumları ile Danıştay için Başkanlar Kurulunca; diğer mahkemeler için Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca konu itibariyle tespitedilip Resmi Gazete'de ilan edilecek öncelikli işler gözönünde bulundurulmak suretiyle geliş tarihlerine göreincelenir ve tekemmül ettikleri sıra dahilinde bir karara bağlanır. Bunlarındışında kalan dosyalar ise tekemmül ettikleri sıraya göre ve tekemmültarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılır.”
31. 2577 sayılı Kanun’un “Tebliğ işleri ve ücretler”kenar başlıklı 60. maddesi şöyledir:
“Danıştay ile bölgeidare, idare ve vergi mahkemelerine ait her türlü tebliğ işleri, TebligatKanunu hükümlerine göre yapılır. Bu suretle yapılacak tebliğlere ait ücretlerilgililer tarafından peşin olarak ödenir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
32. Mahkemenin 28/5/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun1/2/2013 tarih ve 2013/1280 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
33. Başvurucular, vatandaşlarınyoğun olduğu bir yere rahatlıkla bomba düzeneğinin bırakılması ve patlatılmasınedeniyle evlatlarını kaybettiklerini, devletin güvenlik hizmetini gereği gibiyerine getirmediğini, olayda idarenin ihmal ve kusuru bulunduğunu, öte yandanaçtıkları tam yargı davasında mahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarınınyetersiz olduğunu, tazminat hesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik vesosyal durum, yoksun kalınan destek gibi etkenlerin göz önündebulundurulmadığını, herkes için maktu bir tazminat miktarı belirlenmişolmasının hukuka aykırı olduğunu, genel tazminat hukuku ilkelerine göre kararverilmesi gerektiğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
34. Başvurucular, uyuşmazlıkhakkında yürütülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, yedi yılıaşan dava sürecinin kendileri açısından manevi bir işkenceye dönüştüğünübelirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
35. Başvurucular, kızlarınınyaşamını kaybetmesine neden olan bombalı eylemin kısa süre içinde Türk İntikamTugayı tarafından üstlenildiğini, söz konusu olayda hayatını kaybedenlerin Kürtkökenli olduklarını ve bu nedenle hedef seçildiğini, idarenin ihmalindenkaynaklı farklı bölgelerdeki farklı olaylarda yaşamını yitirenler için açılan tazminatdavalarında çok daha yüksek meblağların ödenmesine karar verilmek suretiylemahkemelerin de bu hususta ayrımcılık yaptığını belirterek Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
36. Başvurucular, temyiz vekarar düzeltme aşamalarında yargı yerlerince talep ve gerekçelerinindeğerlendirilmediğini ve aynı gerekçelerle taleplerinin reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğiİddiası
37. 6216 sayılı Kanun'un 46.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülenişlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudanetkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır.Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler açısından buhakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişilerinyakınları tarafından yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölenkişinin anne ve babasıdır. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklikbulunmamaktadır (B. No. 2013/841, 23/1/2014, § 65).
38. Nazar Çetinkaya’nın anne vebabası tarafından yapılan başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin ihlaledildiğine dair bölümünün 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkçadayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni degörülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir nitelikte olduğunakarar verilmesi gerekir.
b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığıİddiası
39. Başvurucuların yargılamanınuzunluğuyla ilgili şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, bu şikâyetiçin diğer kabul edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bunedenle, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiği İddiası
40. Başvurucular, kızlarınınyaşamını kaybetmesine neden olan bombalı eylemde hayatını kaybedenlerintamamının Kürt kökenli olmaları nedeniyle hedef seçildiğini, idareninihmalinden kaynaklı farklı bölgelerde meydana gelen yaşam kayıpları üzerineaçılan tazminat davalarında çok daha yüksek meblağların ödenmesine kararverilmek suretiyle mahkemelerin de bu hususta ayrımcılık yaptığını ve budurumun Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesini ihlal ettiğiniileri sürmüşlerdir.
41. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
42. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”
43. Anılan Anayasa ve Kanunhükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil nitelikte bir kanun yolu” olup buyola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olmasışarttır.
44. Temel hak ve özgürlükleresaygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygundavranılmadığı takdirde, ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idarimercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır.
45. Bireysel başvurunun ikincilniteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğiiddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüneuygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bumercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek içingerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetimmekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerinihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusuyapılamaz (B. No: 2012/1049, 16/4/2013, § 32).
46. Başvuru konusu olayda,başvurucuların yargılamanın hiçbir aşamasında etnik kökenleri nedeniyleayrımcılığa uğradıkları yönünde herhangi bir iddiayı ileri sürmediklerigörülmektedir.
47. Başvurucular tarafındanihlal iddiasına konu idari işlem için öngörülmüş olan kanun yollarındabaşvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddialarının ileri sürülmeksizin bireyselbaşvuruda bulunulduğu anlaşıldığından, diğer kabul edilebilirlik şartlarıyönünden incelenmeksizin bu kısma ilişkin iddiaların “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Anayasa’nın 40. Maddesinin İhlal Edildiğiİddiası
48. Başvurucular, dava, temyizve karar düzeltme aşamalarında ileri sürdükleri talep ve gerekçelerinin yargıyerlerince ısrarla değerlendirilmediğini ve aynı gerekçelerle taleplerininreddedildiğini belirterek Anayasa’nın 40. maddesinde tanımlanan etkili başvuruhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
49. 6216 sayılı Kanun'un, "Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları veincelenmesi" kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
"Mahkeme, … açıkça dayanaktanyoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir. "
50. Anayasa Mahkemesiİçtüzüğünün "Bireysel başvuru formu veekleri" başlıklı 59. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d)bendinde, bireysel başvuru formunda bireysel başvuru kapsamındaki haklardanhangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillereait özlü açıklamaların yer alacağı belirtilmiştir.
51. Başvuruya konu ihlaliddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasahükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukukiiddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen, başvuruculartarafından Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 13. maddesine ve dolayısıylaAnayasa’nın 40. maddesi hükümlerine atıfta bulunulmakla birlikte, yargılamasürecinde hangi talep gerekçelerinin değerlendirilmediğinin belirtilmediği vesöz konusu hükümlerin nasıl ihlal edildiğine ilişkin somut bir açıklama vekanıtlamada bulunulmadığı anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir (B. No. 2013/2103, 14/1/2014,§ 40).
2. Esas Yönünden
a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiğiİddiası
52. Başvurucular, vatandaşlarınyoğun olduğu bir yere rahatlıkla bomba düzeneğinin bırakılması ve patlatılmasınedeniyle evlatlarını kaybettiklerini, devletin güvenlik hizmetini gereği gibiyerine getirmediğini, olayda idarenin ihmal ve kusuru bulunduğunu, öte yandanaçtıkları tam yargı davasında mahkemece hükmedilen maddi tazminat miktarınınyetersiz olduğunu, tazminat hesaplamasında yaş, eğitim durumu, ekonomik vesosyal durum, yoksun kalınan destek gibi etkenlerin göz önündebulundurulmadığını, herkes için maktu bir tazminat miktarı belirlenmişolmasının hukuka aykırı olduğunu, genel tazminat hukuku ilkelerine göre kararverilmesi gerektiğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
53. Bakanlığın görüş yazısında,yerel mahkemelerce olguların veya hukukun değerlendirilmesindeki farklılıkların,Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) tarafından güvence altınaalınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusuyapılamayacağı, Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında,bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemecekabul edilemezliğine karar verilebileceğinin belirtildiği ve derecemahkemelerinin delilleri takdirinde açıkça keyfilik bulunmadıkça AnayasaMahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağı belirtilmiştir.
54. Başvurucu, cevapdilekçesinde tazminat miktarına ilişkin değerlendirme yapılırken 5233 sayılıKanun’un çıkarılış amacı ve sürecinin göz önünde bulundurulması gerektiğini, anılanKanun’un 1987 yılından bu yana yaşanan mağduriyetleri de tazmin amacıylaçıkarıldığını, Kanun hükümlerinin bu kadar geriye götürülmesinin doğal sonucuolarak yapılacak çok sayıda ve geçmişe yönelik başvuruların daha pratik veekonomik sonuçlandırılması düşüncesiyle maktu tazminat miktarı belirlendiğini,ancak, anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra meydana gelen zararlarbakımından bu maktu miktarların adaletsizliğe yol açtığını, zira Kanunçıkarılmadan önce açılan tazminat davalarında farklı kriterleresas alınmak suretiyle maddi tazminat hesabı yapıldığını ve bu şekilde çok dahayüksek miktarlarda tazminatlara hükmedildiğini, Bakanlığın belirttiği gibisorunun yerel mahkemenin delilleri farklı değerlendirmesinden değil; delilleri,olayın niteliğini ve talepleri hiçbir şekilde değerlendirmemesindenkaynaklandığını bildirmiştir
55. Başvurucuların şikâyetleriAnayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı çerçevesindeincelenecektir.
56. Anayasa'nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.”
57. Kişinin yaşam hakkı ilemaddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatifyükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetkialanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak sonvermeme, bunun yanı sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanındabulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğerbireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No. 2013/841, 23/1/2014,§ 72).
58. Anayasa Mahkemesinin yaşamhakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısındanbenimsediği temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecekşartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete,elindeki tüm imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idariçerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibiuygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasınısağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsunveya olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyetbakımından geçerlidir (B. No. 2013/841, 23/1/2014, §73).
59. Bu kapsamda, devletinegemenlik alanında bulunan bireylerin yaşamını korumak için önleyici genelgüvenlik tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır ( benzer yöndeki AİHMkararları için bkz. L.C.B/Birleşik Krallık, 9/6/1998, §36; Osman/Birleşik Krallık, 28/10/1998, §115; Belkıza Kaya ve Diğerleri/Türkiye, 33420/96 ve36206/97, 22/11/2005, §77). Bu gereklilik daha ziyade bireylerin üçüncükişilerin suç niteliğindeki eylemleri nedeniyle yaşamlarının tehdit altındaolduğu durumlarda ortaya çıkmaktadır.
60. Ancak, yetkili makamların,yaşamla ilgili her türlü potansiyel tehdidin gerçekleşmesini önlemek için somuttedbirler almaya zorlanması beklenemez (bkz. Tanrıbilir/ Türkiye, 21422/93, 16/11/2000,§ 71; Belkıza Kaya ve Diğerleri/Türkiye, 33420/96 ve36206/97, 22/11/2005, §78).
61. Özellikle polisin göreviniyerine getirirken karşılaştığı zorluklar, modern toplumların yönetilmesininzorluğu, insan davranışının öngörülemezliği, öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerekyapılacak işlemin veya yürütülecek faaliyetin tercihi göz önüne alınarak;pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine aşırı yük oluşturacak şekildeyorumlanmamalıdır. Pozitif yükümlülüğün ortaya çıkması için yetkililerce,belirli bir kişinin hayatına yönelik gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğununbilinmesi ya da bilinmesi gerektiği durumların varlığı kabul edildikten sonra,böyle bir durum dahilinde, makul ölçüler çerçevesindeve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin gerçekleşmesiniönleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız olduklarınıntespiti gerekmektedir (benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık, 27229/95, 3/4/2001, §§ 89-92, ve A. veDiğerleri/Türkiye,27/7/2004,30015/96, § 44-45, İlbeyi Kemaloğluve Meriye Kemaloğlu/Türkiye, 19986/06, 10/4/2012, § 28) (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 53).
62. Devletin yaşamı korumapozitif yükümlülüğü kapsamında sorumlu tutulabilmesini belirli koşullarabağlayan bu yaklaşım, bireylerin yaşam hakkının terörden kaynaklanan bir tehditaltında olduğu durumlar için de geçerlidir (bkz. Belkıza Kaya ve Diğerleri/Türkiye, 33420/96 ve 36206/97, 22/11/2005; Amaç veOkkan/Türkiye, 54179/00 ve 54176/00, 20/11/2007).
63. Başvuru konusu olayda,başvurucuların kızı, 12/9/2006 tarihinde Diyarbakırili, merkez Koşuyolu Caddesi üzerinde bulunan Koşuyolu Parkı duvarı yakınınayerleştirilen bomba düzeneğinin patlaması sonucu yaşamını yitirmiştir. Sözkonusu olayın terör eylemi sonucu gerçekleştiği hususunda Bakanlık vebaşvurucular arasında herhangi bir ihtilaf bulunmamaktadır.
64. Somut olay açısındandevletin yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünü esas bakımından yerine getiripgetirmediğinin tespit edilebilmesi için kamu yetkililerince, başvuranlarınkızının yaşamını kaybetmesine neden olan bomba eyleminin gerçekleşeceğine dairgerçek ve yakın bir risk bulunduğunun bilinip bilinmediği ya da bilinmesiningerekip gerekmediğinin, eğer biliniyor ise söz konusu tehlikeyi önlemek içinmakul ölçüler çerçevesinde ve sahip olunan yetkiler kapsamında alınması gerekenönlemlerin alınıp alınmadığının olayın koşulları çerçevesinde ortaya konulmasıgerekmektedir.
65. “Olay veolgular” kısmındada belirtildiği üzere ve dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden, 12/9/2006 günü saat 21:10 sıralarında Diyarbakır ili, merkezKoşuyolu Caddesi üzerinde bulunan Koşuyolu Parkının duvarına yakın bir mesafeyetermos içine yerleştirilmiş el yapımı bir bombanın patlaması sonucubaşvurucuların kızı Nazar Çetinkaya, başvurucuların diğer çocukları Abdullah veNazlıcan Çetinkaya, başvuruculardan MaideÇetinkaya’nın ablası ve dört yeğeni ile birlikte toplam on kişinin yaşamınıyitirmesine, on dört kişinin yaralanmasına ve bir çok ev, iş yeri, araç veeşyanın zarar görmesine neden olan olayın terör eylemi sonucu meydanageldiğinin etkili bir ceza soruşturması ve yargılama sürecinin ardından verilenmahkeme kararıyla da sabit olduğu anlaşılmaktadır.
66. Başvurucuların kızlarınınyaşamını yitirmesine neden olan patlamanın meydana geldiği Diyarbakır ili,zaman zaman terör olaylarının yaşandığı Güneydoğu Anadolu Bölgesinde yeralmakla birlikte, bölgedeki terör kaynaklı eylemler büyük oranda bölgeninkırsal kesiminde terör örgütü mensupları ile silahlı kuvvetler mensuplarıarasında yapılan silahlı çatışmalar ya da teröristlerce yollara döşenenmayınların patlaması şeklinde gerçekleşmiştir. Başvuru konusu olay isebüyükşehir olan Diyarbakır ilinin merkezinde ve insanların yoğun olarakbulunduğu bir yere bırakılan bomba düzeneğinin patlatılması sonucu meydanagelmiştir. Dolayısıyla Diyarbakır il merkezi açısından bu tür bir eyleminöngörülmesi olasılığı yetkililer açısından zayıf bir ihtimal olarakdeğerlendirilebilir ise de bölgenin teröre yönelik genel hassasiyeti nedeniyleanılan ilde yetkili makamlar tarafından belirli düzeyde güvenlik tedbirlerininalınması gerekeceği tabiidir.
67. Öte yandan, belirli düzeydegüvenlik tedbirleri alınması halinde dahi, çeşitli kamuflajlarla insanlarındikkatini çekmeyecek şekilde gizlenebilen ve bu özelliği sayesinde nüfusunyoğun olduğu yerlere de rahatlıkla yerleştirilebilen bomba düzeneklerininyetkililer tarafından önceden tespit edilebilmesinin, giderek gelişen vekarmaşıklaşan teknolojik imkanlar dikkate alındığındaoldukça zor olduğu, diğer taraftan bu tür eylemlerin şüphe çeken bir husus ya daistihbari bir bilgi olmadan öngörülme olasılığınınçok zayıf olduğu açıktır.
68. Somut olayda, söz konusupatlamanın münferit bir terör eylemi olduğu ve olaydan önce herhangi bir ihbarya da istihbari bir bilginin yetkili makamlarailetilmediği, dolayısıyla olayın öngörülemez nitelikte olduğunda kuşku yoktur. Ayrıca, olayın faillerinden H.T.’nin eylemi gece yarısından sonra polis araçlarına yönelikolarak gerçekleştirmeyi planladığı, ancak olay günü Koşuyolu civarında gezdiğisırada polis araçlarının uygulama yaptığını görmesi üzerine buradaki polislerihedef almak amacıyla eve bombayı almaya gittiği, döndüğünde uygulamanınbittiğini gördüğü, bir kez yola çıktığı için de bombayı eylem yerine bıraktığı,ailesiyle birlikte kaldığı evin balkonundan bomba düzeneğini görebildiği, birpolis aracının bombanın yanından geçtiğini görmesi üzerine başka bir polisaracının geçmesini beklemekteyken bombanın yerinde olmadığını gördüğü ve biranlık kararla düğmeye basarak bombayı patlattığı yönündekiifadelerinden de bombanın konulacağı yer ve zaman konusunda net bir kararınolmadığı, olayın kendiliğinden geliştiği, dolayısıyla failler açısından dabelirsizliğin ve öngörülemezliğin söz konusu olduğugörülmektedir.
69. Belirtilen koşullarda,başvuruya konu olayın gerçekleşeceğinin yetkili makamlar tarafından bilinmediğive bilinmesinin de beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Termos şeklindekibomba düzeneğinin parkın duvarına yakın bir yerde bulunmasının yetkililerinşüphesini çekip çekmeyeceği tartışılabilir ise de, düzeneğin fail tarafındanpark yakınına bırakılması ile patlatılması arasında fazla bir zaman geçmediğidüşünüldüğünde yetkililerin bu nedenle sorumlu tutulamayacakları açıktır. Diğertaraftan, fail H.T.’nin ifadelerinden de anlaşılacağıüzere patlamadan önce olay yerinde polislerin uygulama yaptıkları, patlamadanhemen önce de bir polis aracının olay mahallinde devriye görevi yapmakta olduğuhususları da gözetildiğinde, yetkililerden beklenebilecek genel güvenliktedbirlerinin olay mahallinde mevcut olduğu sonucuna varılmıştır.
70. Sonuç olarak, başvurucularınkızının yaşamını yitirmesine neden olan patlamanın meydana gelmesinde yetkilimakamların sorumlu tutulmasını gerektirecek bir ihmal ya da kusur bulunduğusöylenemez.
71. Başvuruya konu olayınmeydana gelmesinde devletin koruma yükümlülüğü yönünden herhangi birsorumluluğu tespit edilmemiş olmakla birlikte, objektif sorumluluk anlayışınadayalı sosyal risk ilkesi temel alınarak hazırlanan 5233 sayılı Kanunkapsamında başvuruculara başvuru konusu olay nedeniyle 18.000,00 TL madditazminat ödenmesine karar verilmiştir. Ancak söz konusu meblağı kabul etmeyenbaşvurucular, bu kararın iptali ile 30.000,00 TL maddi tazminatın ödenmesiistemiyle dava açmıştır. İdare Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun kapsamında mevzuatauygun olarak yapılan ödeme işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyledavayı reddetmiştir.
72. Başvuruculara ödenmesinekarar verilen tazminat, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden DoğanZararların Karşılanması Hakkında Kanun hükümlerine dayalı olarak Zarar TespitKomisyonları tarafından Kanun’da belirtilen yönteme göre belirlenmektedir. Anılan Kanun, genel gerekçesinde de belirtildiği üzere idareninhukuki sorumluluğunun kusur esasına dayandığı kuralının bir istisnası olarakbilimsel ve yargısal içtihatlarla kabul edilen sosyal risk ilkesi gereğinceidarenin nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmaksızın terör eylemleri veyaterörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar görenkişilerin maddi zararlarını yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece enkısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla düzenlenmiştir.
73. Başvurucular tarafından,kendilerine 5233 sayılı Kanun kapsamında Zarar Tespit Komisyonunca ödenmesiteklif edilen maddi tazminat miktarının mahkemelerde uygulanan çeşitli kriterler dikkate alınmaksızın maktu olarak belirlendiği veyetersiz olduğu ileri sürülmekte ise de terörden kaynaklanan zararların davayoluna gidilmeden ilgililerce tazmini olanağı sağlayan 5233 sayılı Kanunuyarınca belirlenen tazminat miktarına ve bu miktarın hesaplanma şekline,belirli bir tatmin sağladığı sürece Anayasa Mahkemesinin müdahalesi söz konusuolamaz.
74. Somut olayda, 5233 sayılıKanun tarafından belirlenen maddi tazminat miktarı ile davanın koşulları vebaşvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığıgörülmektedir.
75. Diğer taraftan, yakınlarınıkaybedenler tarafından idareye karşı kusur sorumluluğu, kusursuz sorumluluk yada sosyal risk ilkelerine dayanarak açılan maddi tazminat (destekten yoksunkalma tazminatı) davalarında yapılan tazminat hesabı ölen kişinin gelecekteelde etmesi muhtemel gelirinin aktüelleştirilmesiesasına dayanmakta ve özellikle ölen kişinin çocuk olması durumunda zararınhesaplanması büyük oranda farazi kabullere dayanmakta olup, idarenin kusuru yada sosyal risk ilkesi uyarınca terör nedeniyle yaşamını yitiren küçükçocukların yakınları tarafından açılan maddi tazminat davalarında ödenmesinehükmedilen tazminat miktarlarının birbirlerinden çok farklılık göstermediği vesöz konusu miktarların başvurucuların iddialarının aksine kendilerine ödenmesiteklif edilen miktarla da uyumlu olduğu tespit edilmiştir (Bkz. Danıştay 10.Dairesi, E.2002/1160, K.2004/160, K.T. 14/1/2004;E.2002/578, K.2004/161, K.T. 14/1/2004; E.2005/803, K.2007/4649, K.T.10/10/2007; E.2007/8106, K.2010/5562, K.T. 22/6/2010; E.2009/5798, K.2012/5746,K.T. 16/11/2012).
76. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkınınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığıİddiası
77. Başvurucular tarafından, 17/7/2007 tarihinde açmış oldukları davaya ilişkinyargılamanın makul sürede tamamlanmamasının kendileri açısından maneviişkenceye dönüştüğü belirtilerek Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlananhaklarının ihlal edildiği ileri sürülmekte ise de Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucular tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir. Bu sebeplebaşvurucuların bu yöndeki iddiaları Mahkemece, Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmiştir.
78. Adalet Bakanlığı görüşünde,Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen,başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısındangörüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.
79. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasıhükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilenhakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamınada girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanıdışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,§ 18).
80. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıtave yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalıolarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”
81. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Davaların en azgiderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”
82. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
“Herkes medeni hak veyükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilensuçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun veaçık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”
83. Sözleşme metni ile AİHMkararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olanalt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adilyargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
84. Somut başvurunun dayanağınıoluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarıncaadil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderleve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirtenAnayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makulsürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).
85. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuruya konu davanın, başvurucuların Diyarbakır Koşuyolu Parkıyakınına yerleştirilen bir bombanın patlaması sonucu kızlarının ölümündendolayı uğradıkları zararın tazminini konu alan bir uyuşmazlık olduğugörülmekle, bu sorunun çözümüne yönelik olan ve 2577 sayılı Kanun’da yer alanusul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin medeni hak veyükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur.
86. Makul sürede yargılanmahakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruzkalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukukiuyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılamafaaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olupolmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, § 40).
87. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 41–45).
88. Ancak belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başınabelirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrıayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangiunsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).
89. Yargılama faaliyetinin makulsürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığıntürüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesigereklidir.
90. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda girişimin niteliği göz önündetutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki bir tarih başlangıç tarihiolarak kabul edilebilmektedir (B. No:2012/1198, 7/1/2013,§ 45). Somut başvuru açısından benzer bir durum söz konusu olup, makul süredeğerlendirmesinde nazara alınacak zaman diliminin başlangıç tarihi,başvurucuların, kızlarının yaşamını yitirmesinden dolayı uğradıklarını ilerisürdükleri zararların giderilmesi amacıyla Zarar Tespit Komisyonunabaşvurdukları 13/11/2006 tarihidir.
91. Davanın ikame edildiği tarihile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zamanbakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacaksüre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil,uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 51).
92. Sürenin bitiş tarihi ise,çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihiolup, bu tarih mevcut başvuru açısından Danıştay 15. Dairesinin E.2012/6891,K.2012/5738 sayılı karar düzeltme isteminin reddine ilişkin kararının tarihiolan 24/9/2012 tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, §52).
93. Somut başvuruda,başvurucuların bomba eylemi sonucu kızlarını kaybetmeleri nedeniyle uğradıklarızararın giderilmesi amacıyla 13/11/2006 tarihindeZarar Tespit Komisyonuna başvurdukları ve Komisyon tarafından yaklaşık altı aybeş gün sonra 18/5/2007 tarihinde istemlerine ilişkin karar verildiğigörülmektedir.
94. 5233 sayılı Kanun’un 6.maddesinin üçüncü fıkrasında, Komisyonun zarar görenlerce yapılacak her başvuruile ilgili çalışmalarını başvuru tarihinden itibaren altı ay içerisindetamamlamak zorunda olduğu, zorunlu hallerde bu sürenin vali tarafından üç aydaha uzatılabileceği kurala bağlanmış olup, başvuruya konu olayda da,başvurucuların tazminat talebinin Komisyon tarafından belirtilen süre içindekarara bağlandığı görülmektedir.
95. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinden, başvurucular tarafından, kızları Nazar Çetinkaya’nınDiyarbakır Koşuyolu Parkı yakınında meydana gelen patlamada hayatını kaybetmesinedeniyle uğradıkları zararın karşılanması amacıyla Zarar Tespit Komisyonunabaşvurulduğu, Komisyonca ödenmesi teklif edilen meblağın kabul edilmemesi üzerinedüzenlenen uyuşmazlık tutanağının ardından da kendilerine 18.000,00 TLödenmesine ilişkin işlemin iptali ile uğranılan 30.000,00 TL. maddi ve 70.000,00 TL. manevi zararın tazmini istemiyle Diyarbakır Valiliğine karşı17/7/2007 tarihinde dava açıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece 7/8/2007tarihinde dosyanın ilk incelemesinin yapıldığı ve bu hususta herhangi bir sorungörülmeyerek yargılamaya devam edildiği ve başvurucuların adli yardım talebihakkında karar verildiği, taraflara tebligat işlemlerinin yapıldığı, davalıidarenin süresinde savunma vermediği ve bu şekilde dosyanın tekemmül ettiği,ardından Mahkemenin 23/11/2007 tarihli ve E.2007/1107, K.20071619 sayılıkararıyla maddi ve manevi tazminat istemleri için ayrı ayrı dava açılmasıgerektiği gerekçesiyle dava dilekçesinin reddedildiği görülmektedir. Dilekçeninreddine dair kararı 13/2/2008 tarihinde tebellüğ edenbaşvurucuların 13/3/2008 tarihinde dava konusu işlemin iptali ile 30.000,00 TLmaddi tazminat istemiyle yeniden dava açtıkları ve Mahkemenin E.2008/876sırasına kayıtlı görülen davada on beş günlük yasal süre içinde ilk incelemeninyapıldığı, yeniden adli yardım talebi hakkında karar verildiği ve tebligatişlemleri yapılarak cevap ve ikinci cevapların süresine riayet edilerek23/8/2008 tarihi itibarıyla dosyanın tekemmülünün sağlandığı, bu tarihtenyaklaşık on ay sonra 26/6/2009 tarihli ara kararı ile Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığından davaya konu ölümle ilgili yapılan soruşturmanın sonucusorularak soruşturma dosyasının istenildiği, Diyarbakır CumhuriyetBaşsavcılığınca ara kararına herhangi bir cevap verilmemesi üzerine 30/12/2009tarihinde ara kararının yinelendiği ve 20/1/2010 tarihinde ilgili kuruma tebliğedilen ara kararı gereğinin aynı gün yerine getirilerek iddianamenin bir suretininMahkemeye sunulduğu, akabinde 5/3/2010 tarihinde ilk derece Mahkemesincedosyanın karara bağlandığı anlaşılmaktadır.
96. Kararın temyiz edilmesiüzerine ilk derece Mahkemesince süresinde temyiz ilk inceleme tutanağıdüzenlenerek temyiz incelemesi için 14/6/2010tarihinde Danıştay’a gönderilen ve 18/6/2010 tarihinde temyiz merciinde kaydaalındığı anlaşılan dosyaya ilişkin olarak yaklaşık bir yıl dokuz ay sonra14/3/2012 tarihinde Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir. Kararın 1/6/2012 tarihinde taraflara tebliği üzerine başvuruculartarafından yapılan karar düzeltme talebinin 10/7/2012 tarihinde MahkemeceDanıştay Başkanlığına gönderildiği, 13/7/2012 tarihinde kayda alınan dosyahakkında yaklaşık iki ay on gün sonra 24/9/2012 tarihinde Danıştay 15.Dairesince karar düzeltme talebinin reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.
97. Bu kararla birlikteneticelenen yargılama faaliyetinin toplam beş yıl iki ay yedi gün sürdüğüanlaşılmaktadır.
98. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, 17/7/2007 tarihinde açılan davada ilkderece mahkemesince 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süreiçerisinde ilk inceleme tutanaklarının tanzim edildiği, tebliğ işlemlerinde vetemyiz ile karar düzeltme aşamalarında dosyanın Danıştay’a sevki sürecindegeçirilen sürelerin genel olarak makul olduğu, gerekçeli kararın yazımınınmakul bir sürede tamamlandığı, ancak, 2577 sayılı Kanun’un 14. maddesine göreyapılacak ilk incelemede, incelenen hususlar yönünden kanuna aykırılıkgörülmesi halinde yapılacak işlemlerin dilekçenin alındığı tarihten itibaren engeç on beş gün içinde sonuçlandırılması gerekmesine rağmen 17/7/2007 tarihindeaçılan davada yapılan ilk incelemede, söz konusu 14. maddede belirtilenhususlara ilişkin herhangi bir aykırılık görülmediği ve yargılamaya devamedilerek adli yardım talebi hakkında karar verildiği, dosyanın tekemmülüneyönelik tebligat işlemlerinin yapıldığı ve davanın açılmasından yaklaşık dörtay sonra ilk inceleme aşamasında ve on beş günlük süre içinde verilmesi gereklibir karar olan dilekçenin reddine karar verildiği, bu karar üzerine 13/3/2008tarihinde yenilenen dava üzerine önceki dört aylık süreçte yapılan işlemlerintekrarlandığı, 23/8/2008 tarihinde tekemmül eden ve 2577 sayılı Kanun’un 20.maddesi uyarınca bu tarihten itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılmasıgereken dosyada, tekemmül tarihinden yaklaşık on ay sonra ara kararı yapıldığı,söz konusu ara kararının gereğinin yerine getirilmesi için 2577 sayılı Kanun’un20/1 maddesinde öngörüldüğü halde ilgili kuruma herhangi bir süre sınırıgetirilmediği ve ara kararına cevap gelmemesi üzerine yaklaşık altı ay sonraara kararının yinelendiği ve yirmi gün sonra da ilgili kuruma tebliğ edildiğigörülmektedir.
99. Kanun yolu incelemesinde yeralan süreçlerin değerlendirilmesinde, ilkderece mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine, temyiz merciinde kaydaalınma tarihi nazara alındığında yaklaşık bir yıl dokuz ay sonra onamakararının verildiği, başvurucular tarafından yapılan karar düzeltme talebi sonrasında,toplam iki ay on gün sonra karar düzeltme talebinin değerlendirilerek reddinekarar verildiği, dosyanın Danıştay Başkanlığında ilk kez kayda alındığı tarihile karar düzeltme talebinin reddedildiği tarih arasında geçen sürenin yaklaşıkiki yıl üç ay olduğu anlaşılmaktadır.
100. Yargılama sürecininuzamasında yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratlesonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesindenkaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden deileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlamayükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerinegetirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,2/7/2013, § 44).
101. Bu kapsamda, yargısisteminin yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar,hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerinegönderilmesindeki ve raportör atanmasındakigecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığınedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamlarınsorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 55).
102. Başvuru konusu yargılamasüreci değerlendirildiğinde, ilk derece Mahkemesince özellikle dilekçe retkararının verilmesi, başvuru konusu ölüm olayına ilişkin soruşturma sonucununsorulmasına ilişkin ara kararının yapılması ve bu ara kararına verilen cevabınMahkemeye intikali süreçlerinde yetkili makamların yargılamaya ilişkin usulişlemlerinde yeterli özeni göstermemeleri nedeniyle gecikmelerin yaşandığı vesırasıyla dört aylık, on aylık ve altı aylık süreyi kapsayan gecikme periyotlarının yargılamanın uzaması üzerinde baskın biretkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.
103. Öte yandan, temyiz ve karardüzeltme aşamalarında geçen toplam iki yıl üç aylık sürenin de yargılamafaaliyetinde kısmen bir gecikmeye sebebiyet verdiği görülmekte birlikte sözkonusu aşamaların yukarıda yer verilen tespitler ışığında, özellikle yargısisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğindenkaynaklandığı anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesiile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerindavaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzereadil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesizorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal veorganizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul süredegerçekleştirilmemesine mazeret sayılamaz.
104. Başvurucuların tutumununyargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
105. Yapılan bu tespitlerçerçevesinde davaya bütün olarak bakıldığında, başvuruya konu uyuşmazlığınDiyarbakır Koşuyolu Parkı yakınına bırakılan bir bombanın patlatılması sonucukızlarının yaşamını yitirdiğinden bahisle başvurucuların uğradıkları maddizararın tazminine yönelik olmasına, maddi tazminat hesaplamasının bilirkişiincelemesi gerektirmeyip ilgili Kanun’da belirtilen basit bir yöntemedayanmasına ve dolayısıyla dava konusunun herhangi bir karmaşıklık içermemesinekarşın başvuruya konu beş yıl on ay on bir gün süren yargılama faaliyetinde makulolmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
106. Belirtilen nedenlerle,başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
107. Başvurucular, ilerisürdükleri hak ihlallerinin Mahkeme tarafından tespiti halinde maddi ve manevitazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
108. Adalet Bakanlığı görüşünde, başvurucununtazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.
109. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
110. Başvurucular tarafındanmaddi ve manevi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvurudaAnayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber,tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağıbulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddinekarar verilmesi gerekir.
111. Başvurucuların tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yaklaşık beş yıl on aylık yargılama süresi nazaraalındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara takdiren 4.150,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
112. Başvurucular tarafındanyapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurucuların,
1.Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğiyönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3.Anayasa’nın 10. maddesinde güvence altına alınan eşitlik ilkesinin ihlaledildiği yönündeki iddiasının “başvuruyollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının ihlaledildiği yönündeki iddiasının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Başvurucuların,
1.Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının İHLALEDİLMEDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanmahakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuların her birine ayrı ayrı 4.150,00 TL manevi tazminatÖDENMESİNE,
D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
28/5/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.