TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ALİ İNCESU BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2013/2253)
Karar Tarihi: 15/4/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Zühtü ARSLAN
Raportör
:
Recep ÜNAL
Başvurucu
:
Mehmet Ali İNCESU
Vekili
:
Av. İnan AKMEŞE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında yürütülen yargılamanın yedi yıl yediay sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 26/3/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yöndenyapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğinbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2013tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafındanyapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm tarafından 24/7/2013tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 30/7/2013tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 23/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 13/9/2013tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içerendilekçesini 23/9/2013 tarihinde sunmuştur.
III. OLAYLAR VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyleolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, bandrolsüz kitap satışı yaptığı şüphesi ile 22/3/2005 tarihinde gözaltına alınmış ve ifadesine başvurulmuştur.
9. Başvurucu hakkında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 23/3/2005 tarih ve H.2005/13340, E.2005/5572 sayılıiddianamesi ile 5/12/1951 tarih ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunuhükümlerine aykırı olarak çoğaltılmış kitap satışı yapmak suretiyle 5846 sayılıKanun’a muhalefet etmek suçunu işlediği iddiası ve bu suçtan cezalandırılmasıtalebiyle kamu davası açılmıştır. 8/6/1936 tarih ve3005 sayılı mülga Meşhud Suçların Muhakeme UsulüKanunu hükümleri uyarınca başvurucu aynı tarihte İstanbul 3. Fikri ve SınaiHaklar Ceza Mahkemesi (3 No.lu Mahkeme) huzuruna çıkarılmıştır. 3005 sayılımülga Kanun hükümlerine göre yapılan 23/3/2005 tarihliduruşmada başvurucunun savunması alınarak serbest bırakılmıştır.
10. 3 No.lu Mahkemenin 25/5/2010tarih ve E.2005/367, K.2010/249 sayılı kararıyla başvurucunun 5846 sayılıKanun’a muhalefet etmek suçunu işlediği kanaatine varılarak, aynı Kanun’un 81.maddesi uyarınca 5.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir. Başvurucu, 24/6/2010 tarihli dilekçe ilekararı temyiz etmiştir.
11. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesinin, 30/10/2012 tarih ve E.2012/24087, K.2012/26176 sayılı kararıile başvurucu hakkında devam eden ceza davasının olağanüstü zamanaşımısüresinin dolması nedeniyle “ortadankaldırılmasına” karar verilmiştir.
12. Başvurucu, 28/2/2013 tarihlidilekçe ile dosyadan suret alması üzerine Yargıtay kararından haberdar olduğunubeyan etmiş olup, başvurucunun karardan daha önce haberdar olduğunu gösterenherhangi bir bulgu tespit edilememiştir.
B. İlgili Hukuk
13. 5846 sayılı Kanun’un 81. maddesinin dokuzuncu fıkrasışöyledir:
“Sahte bandrol üreten, satışa arzeden, satan, dağıtan, satın alan, kabul eden veya kullanan kişi üç yıldan yediyıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî paracezasıyla cezalandırılır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
14. Mahkemenin 15/4/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/3/2013 tarih ve 2013/2253 numaralıbireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
15. Başvurucu, hakkındaki yargılama sürecinin 22/3/2005 tarihinde başladığını ve Yargıtayın30/10/2012 tarihli ilamı ile sona erdiğini, bu şekilde yargılama sürecinin yediyıl yedi ay sürdüğünü, yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın özelşartları çerçevesinde ve özellikle davanın karmaşıklığı, başvurucu ve ilgilidiğer kişi ve makamların tutumunun değerlendirilmesinin gerektiğini,yargılandığı davanın karmaşık olmadığını, bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesindedüzenlenen kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile 36. maddesinde düzenlenenmakul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
16. Başvurucu Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişiözgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Budoğrultuda, başvurucunun başvuru dilekçesinde temas ettiği olay ve olgular,esas itibarıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkınınbir unsuru olan makul sürede yargılanma hakkının koruma alanına ilişkin olduğundan,Anayasa’nın 19. maddesi bakımından ayrıca bir inceleme yapılmasına gerekgörülmemiştir.
17. Başvurucunun şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir.Kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden degörülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. EsasYönünden
18. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa Mahkemesinin uzunyargılama şikâyetlerini incelerken sadece bireysel başvurularınyapılabilmesinin başlangıcı olan 23/9/2012 tarihindensonraki dönemi değil, bu tarihe kadar geçen süreyi de değerlendirdiği, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin yargılama süresininmakul olup olmadığını her olayın kendine özgü koşullarını ve özellikle davanınkarmaşık olup olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır vedavranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarınıntutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve eğer söz konusuyargılama bir ceza yargılaması ise, başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibiölçütleri dikkate alarak karar verdiği, somut başvuruya konu yargılamanın22/3/2005 tarihinde başladığı, 30/10/2012 tarihinde sona erdiği, yargılamanınyedi buçuk yıl sürdüğü, söz konusu yargılamanın süresinin makul olup olmadığınınve hükmedilecek tazminat miktarının belirlenmesinin takdirinin AnayasaMahkemesine ait olduğu bildirilmiştir.
19. Başvurucu, 23/9/2013 tarihlibeyan dilekçesinde, başvuru dilekçesindeki iddia ve taleplerini tekrarlayarak,Anayasa Mahkemesinin 2/7/2013 tarih ve B. No: 2012/13 sayılı kararıdoğrultusunda karar verilmesi gerektiğini bildirmiştir.
20. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
21. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda kararverecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafındandavasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesiniisteme hakkına sahiptir …”
22. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğindenbu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesindebelirlenmelidir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22; B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 38; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 27).
23. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul süredeyargılanma hakkı adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıcadavaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargınıngörevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesi de Anayasa’nın bütünselliğiilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önündebulundurulmalıdır (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 39;B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 28).
24. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzunsüren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ilesıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olaninancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özeningösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferidendeğerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/673, 19/12/2013,§ 27; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 29).
25. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41-45; B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 30).
26. Ancak belirtilen kriterlerdenhiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bukriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurunyargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 46; B. No: 2013/695, 9/1/2014, §31).
27. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşipgerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göredeğişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.
28. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması anıdır.Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarakkarara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise AnayasaMahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No:2013/695, 9/1/2014, § 35).
29. Bununla birlikte, suç isnadının tarihi ile Anayasa Mahkemesininbireysel başvuruların incelenmesi ile ilgili zaman bakımından yetkisininbaşladığı tarih farklı olabilir. İsnat tarihi Anayasa Mahkemesinin zamanbakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihindenönce olan ancak bu tarihte yargılaması devam eden ya da verilen nihai kararhenüz kesinleşmemiş olan ceza davaları ile ilgili olarak, makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayetler bakımından dikkatealınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, suçun isnat edildiğitarihten itibaren geçen süredir. Dolayısıyla, ceza muhakemesinde yargılamasüresinin makul olmadığı yönündeki şikayetlerde, 23/9/2012tarihinde derdest olmak şartıyla, suç isnadının gerçekleştiği tarih ile suçisnadına ilişkin nihai kararın ilgilisi tarafından öğrenildiği tarihe veyadevam eden davalarda Anayasa Mahkemesinin başvuruyu karara bağladığı tarihekadar geçen süre dikkate alınacaktır (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 36).
30. Başvuru konusu olayda başvurucu, 22/3/2005tarihinde gözaltına alınmış ve hakkında açılan kamu davası Yargıtayın30/10/2012 tarihli ilâmı ile neticelenmiştir. Bu kapsamda başvurucunun, makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikayetiyle ilgili olarakdikkate alınması gereken süre, 22/3/2005 ilâ30/10/2012 tarihleri arasında geçen toplam yedi yıl yedi ay sekiz günlükyargılama dilimidir.
31. Yargılama sürecinin uzamasında yetkili makamlaraatfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususundagerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar veorganizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ileSözleşme’nin 6. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süreiçinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılamakoşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunuyüklemektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44; B. No:2013/695, 9/1/2014, § 39).
32. Bu kapsamda, yargı sisteminin yapısı, mahkeme kalemindekirutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün yazılmasındaki, bir dosyanın veyabelgenin bir mahkemeden diğerine gönderilmesindeki ve raportöratanmasındaki gecikmeler, hâkim ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yüküağırlığı nedenleriyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkilimakamların sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55;B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).
33. Başvurucu, 22/3/2005 tarihindegözaltına alınmış ve ifadesine başvurulduktan sonra hakkında 23/3/2005tarihinde kamu davası açılmıştır. 3005 sayılı mülga Kanun hükümleri uyarıncaaynı tarihte 3 No.lu Mahkeme huzuruna çıkarılmış ve sorgusu yapılarak serbestbırakılmıştır. Aynı duruşmada suç delilleri üzerinde bilirkişi incelemesiyaptırılmasına karar verilmiştir. Duruşma arasında Mahkemeye başvurucunun adlisicil kaydı ulaşmış, nüfus kaydı ve kolluk birimine yazılan yazı cevapları iseulaşmamıştır. 27/12/2005 tarihli duruşmada öncekiyazının yinelenmesine ve suç delilleri üzerinde bilirkişi incelemesiyaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporu 9/10/2007tarihli duruşmadan önce ibraz edilmiştir. 3/4/2008tarihli duruşmadan önce bilirkişi raporu başvurucuya tebliğ edilmiştir. Aynıduruşmada başvurucunun ek savunma amacıyla zorla getirilmesine karar verilmişve 27/10/2008 tarihli duruşmada başvurucu hakkındayakalama emri çıkarılmıştır. Başvurucu 19/11/2009tarihinde Malatya ili Arguvan ilçesinde yakalanmış ve Arguvan Asliye CezaMahkemesi huzuruna çıkarılarak savunması alınmış olup, ayrıca ek savunmakonusunda herhangi bir soru yönetilmemiştir. 16/2/2010tarihli duruşmada ise başvurucunun benzer davalara ilişkin dosyalarındakiiddianame ve son duruşma tutanaklarının istenmesine, duruşmanın 25/5/2010tarihine ertelenmesine karar verilmiştir. Mahkemenin 25/5/2010tarihli kararıyla başvurucunun 5.000,00 TL adli para cezası ilecezalandırılmasına karar verilmiş olup, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay7. Ceza Dairesinin 30/10/2012 tarihli ilâmıyla ceza davasının “ortadan kaldırılmasına” kararverilmiştir.
34. Bu şekilde yargılamanın 22/3/2005ilâ 25/5/2010 tarihleri arasındaki beş yıl iki ay üç günlük bölümününCumhuriyet savcılığı ve ilk derece mahkemelerinde; 25/5/2010 ilâ 30/10/2012tarihleri arasındaki ve iki yıl beş ay beş günlük bölümünün de kanun yoluincelemesinde geçtiği nazara alındığında, somut başvuru açısından özellikledeğerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliklerinin yolaçtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteaddit defalar incelemeye tabitutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması ve yargılama sistemindeçözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında artması ve birikmesisonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda, Sözleşme’nin 6.maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır. Zira devlet, yargılama sistemindeçözüm bekleyen uyuşmazlıkların nicelik itibarıyla artmasına rağmen, yargılamafaaliyetinin makul sürede gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm tedbirlerialmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, hukuk sisteminin adil yargılama koşullarınıyerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun bir görünümüdür (B.No: 2012/1198, 7/11/2013, § 55; B. No: 2013/695,9/1/2014, § 40).
35. İlk derece yargılaması kapsamında, duruşmaya ara verilendönemlerdeki hâkim değişiklikleri, müzekkere cevaplarındaki gecikmeler, duruşmaaralıklarının uzun oluşu, delillerin ve yargılamaya esas teşkil eden belgelerinbir defada hızlı bir şekilde toplanamamış olması, özellikle yargılamanın 16/10/2006 ilâ 16/2/2010 tarihli duruşmalar arasındakiyaklaşık üç yıl dört aylık süresinin, sonuca etkisi olmadığı verilen hükümdenanlaşılan, ek savunmanın alınmasına yönelik zorla getirme ve yakalamaişlemlerinin sonuçlanmasının beklenmesi ile tüketilmesi, 27/12/2005 tarihliduruşmada görevlendirilmesine karar verilen bilirkişinin, raporunu ancak9/10/2007 tarihli duruşmadan önce ibraz edebilmiş ve bu süreler zarfındayargılamaya ilişkin esaslı herhangi bir işlem de yapılmamış olması; sonuçolarak ilk derece yargılamasının beş yıl iki ay üç gün sürmüş olması birliktenazara alındığında, özellikle ilk derece mahkemesi nezdinde geçen yargılamasısüreci açısından, yargı sisteminin yapısından kaynaklanan iş yükü veorganizasyon eksikliğinin somut başvuruya ilişkin yargılama süresinin uzamasıüzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır. Anayasa’nın36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin,mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhilolmak üzere adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimdedüzenlenmesi zorunluluğu göz önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde varolan yapısal ve organizasyona ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetininmakul sürede gerçekleştirilmemesini haklı kılamayacağı açıktır.
36. Başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özelliklebir etkisi olduğu tespit edilmemiştir.
37. Yargılama süresinin makul olup olmadığınındeğerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken, davadaki sanık sayısı,davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç içinöngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut ceza davasınınyargılama süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. Tekbir sanığın yargılandığı ve karmaşık nitelikte olmayan yargılama açısından, sözkonusu dokuz yılı aşkın yargılama sürecinde, makul olmayan bir gecikmeninolduğu sonucuna varılmıştır.
38. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan “makulsürede yargılanma hakkı”nınihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
39. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle 20.000,00 TLmanevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
40. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzeredosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
41. Başvurunun incelenmesi sonucunda, Anayasa’nın 36.maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla birlikte, tespit edilen ihlalile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
42. Başvurucu hakkında yürütülen ve yaklaşık yedi yıl yedi aysüren yargılama süreci dikkate alındığında, yargılama faaliyetinin uzunluğu nedeniyle,yalnızca ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığındabaşvurucuya takdiren 5.850,00 TL manevi tazminatödenmesine karar verilmesi gerekir.
43. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeleruyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşantoplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya 5.850,00 TL MANEVİ TAZMİNAT ÖDENMESİNE,
D. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,
E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeHazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
15/4/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLEkarar verildi.