TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET HÜSEYİN ÇAVDAR VE ADALET ÇAVDAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1081)
Karar Tarihi: 19/11/2014
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Özcan ÖZBEY
Başvurucular
:
Mehmet Hüseyin ÇAVDAR
Adalet ÇAVDAR
Vekilleri
:
Av. Hikmet TEPE
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucular, oğullarının zorunluaskerlik hizmetini yerine getirirken bakımını yaptığı silahın ateş almasısonucunda ölmesi olayı ile bağlantılı olarak vazife malullüğü aylığıbağlanmamasına ilişkin işlemin iptali talebiyle açtıkları davanınreddedilmesinden dolayı yaşam hakkı, adil yargılanma hakkı ve sosyal hukukdevleti ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek, yargılamanın yenilenmesi ve5.000,00 TL manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 5/12/2012 tarihindeAnkara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bireksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 18/3/2013tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından, 22/11/2013tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine kararverilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 22/11/2013tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 21/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı görüşü, başvuruculara 30/1/2014tarihinde tebliğ edilmiş olup, başvurucular, karşı görüşlerini 21/2/2014tarihinde sunmuşlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüş yazısındaifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucular, Mehmet Çavdar’ın ebeveynleridir. MehmetÇavdar, Van/Başkale 6’ıncı Hd. A.K.lığı4’üncü Hd. Taburu 14. Hudut Bölük Komutanlığı emrindeer olarak askerlik görevini yapmakta iken, 17/6/2010tarihinde hazır kıt’a görevini tamamladıktan sonra,silahının doldur-boşalt faaliyetini yapmıştır. Bu işlemin akabinde silahlarınsilahlığa konulması sırasında Kısım Çavuşundan aldığı izinle, bakımını yaptığısilahının ateş alması sonucu yaralanarak aynı gün vefat etmiştir.
9. Başvurucular, olaydan dolayı kendilerine vazife malullüğüaylığı bağlanması talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna müracaat etmişlerdir.Anılan Kurumun 27/10/2011 tarihli kararı ilebaşvurucuların oğlu Mehmet Çavdar 5434 sayılı Kanun kapsamında vazife malulükabul edilmiştir. Kurumun 3/11/2011 tarihli yazısındaise, başvuruculara aylık bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanun’un 72. maddesiuyarınca Mehmet Hüseyin Çavdar’ın malul ve muhtaç, Adalet Çavdar’ın ise dul vemuhtaç olması gerektiği belirtilerek, evli olması nedeniyle Adalet Çavdar’aaylık bağlanması yönündeki talep reddedilmiş, diğer başvurucu Mehmet HüseyinÇavdar yönünden ise anılan madde gerekçe gösterilerek “malullük, muhtaçlık ve mal bildirimi”belgelerinin sunulması halinde talebin incelenebileceği başvurucularabildirilmiştir.
10. Bunun üzerine başvurucular,oğullarının askerlik görevini yerine getirdiği bölgenin terör bölgesi olduğunu,silahlığın kilit altında bulunmadığını, ayrıca silahlıkta nöbetçi olmadığını veölüm olayının silahlıkta görevli personelin ihmalinden kaynaklandığını, bunedenle taleplerinin 2330 sayılı Kanun kapsamında mütalaa edilip, malullük,muhtaçlık ve dul olma gibi şartlar aranmaksızın kendilerine görev malullüğüaylığı bağlanması gerektiğini belirterek, kararın iptali istemiyle anılan kurumaleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmışlardır.
11. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesinin 10/5/2012 tarih ve E.2012/959, K.2012/1333 sayılı kararında“silahına bakım yapması faaliyetinin 2330sayılı Kanun kapsamında emniyet, asayiş,kaçakçılığın men ve takibi görevlerinin 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunmasıve Güvenliği Hakkında Kanun’da belirtilen görevler içinde değerlendirilmesininmümkün olmadığı, bu faaliyetin askerlik hizmetinin gereği olarak olağanyapılması gereken faaliyet olduğu, askerlik hizmetinin olağan faaliyetlerinin2330 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmek suretiyle uygulamanıngenişletilmesinin kanunun amacına uygun düşmediği, sonuç ve kanaatine varıldığından ölüm olayının 2330ve 3497 sayılı Kanun kapsamında sayılan görevlerden kaynaklanmaması ve bugörevler sırasında meydana gelmemesi nedeniyle davacıların oğlunun vazifemalullüğünün 2330 sayılı Kanun kapsamında kabul edilmemesinde ve buna bağlıolarak davacıların aylık bağlanabilmesi için 5434 sayılı Kanunun 72/1’incimaddesinde belirtilen koşulların aranarak davacılara 2330 sayılı Kanunkapsamında aylık bağlanmamasında hukuka aykırılık bulunmadığı”belirtilerek dava reddedilmiştir.
12. Başvurucuların, bu karara karşı 28/6/2012tarihinde karar düzeltme kanun yoluna gitmeleri üzerine, anılan Mahkemenin11/10/2012 tarih ve E.2012/1554, K.2012/1988 sayılı kararı ile bu istemleri dereddedilmiştir. Bu karar başvuruculara 5/11/2012tarihinde tebliğ edilmiştir.
13. Ayrıca olay ile ilgili olarak başvurucuların başvurusuüzerine, Milli Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunca 58.856,30 TLtazminatın başvuruculara ödenmesine karar verildiği Bakanlık görüş yazısındabelirtilmiştir.
14. Diğer taraftan, başvuru dilekçesi ve eklerinde,başvurucuların olay nedeniyle idare aleyhine bir tazminat davası açıpaçmadıkları ya da cezai bir soruşturmanın yürütülüp yürütülmediği konusunda birbilgi bulunmadığı gibi başvurucuların bu yönden bir şikâyetlerinin de olmadığıgörülmüştür.
15. Başvurucular, 5/12/2012 tarihlidilekçeleri ile süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
16. 8/6/1949 tarih ve 5434 sayılı TürkiyeCumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu'nun mülga 44. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
"Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçaroldukları tedavisi imkansız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamıyacak duruma giren iştirakçilere (Malül)denir ve haklarında bu kanunun malüllüğe aithükümleri uygulanır."
17. 5434 sayılı Kanun'un mülga 45. maddesi şöyledir:
"44 üncü maddede yazılı malüllük;
a) İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sıradavazifelerinden doğmuş olursa;
b) Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi birkuruma ait başka işleri yaparken, bu işlerden doğmuş olursa;
c) Kurumların menfaatini korumak maksadiylebir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın ilgili kurumlarca kabuledilmesi şartiyle);
ç) Fabrika, atelye ve benzeriişyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten sonra, oişyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma konusundanileri gelen kazadan doğmuş olursa;
Buna (Vazife malüllüğü) ve bunlarauğrıyanlara da (Vazife malülü)denir."
18. 5434 sayılı Kanun’un 72. maddesinin mülga birinci,ikinci, üçüncü ve son fıkraları şöyledir:
“Ölen iştirakçilerin, iştirakçi bulunmayan dul ve muhtaçanaları ile iştirakçi olmayan ve ölüm tarihinde muhtaç ve (65) yaşını doldurmuşbulunan babalarına Sandığa müracaat tarihini takip eden aybaşından itibarenaylık bağlanır. Muhtaç babalardan çalışarak geçimini sağlayamayacak derecede malül olanlar için yaş kaydı aranmaz.
Muhtaç olması sebebiyle aylık bağlanan babanın ölümündeaylığı, muhtaç olması şartı ile Sandığa müracaat tarihini takip eden aybaşındanitibaren öz anaya bağlanır.
Şu kadar ki, ölüm tarihinde; evli bulunmaları dolayısıylaaylık bağlanmamış ve sonradan dul kalmış veya boşanmış muhtaç analar ile (65)yaşını doldurmamış malul ve muhtaç bulunmayan babaların, (65) yaşınıdoldurmaları veya malul duruma girmeleri halinde, muhtaç bulunmaları şartı ile(65) yaşını doldurmuş olmakla beraber muhtaç olmadıklarından dolayı aylıkbağlanmamış bulunanların sonradan muhtaç duruma girmeleri halinde, Sandığamüracaatlarını takip eden aybaşından itibaren aylık bağlanır.
(Değişik cümle: 04/07/2012 - 6353S.K./69. md.) 5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci fıkrasında belirtilen durumlardandolayı veya 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık BağlanmasıHakkında Kanun ile bu Kanuna ek 18/12/1981 tarihli ve 2566 sayılı Bazı KamuGörevlilerine Nakdi Tazminat Verilmesi ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanunkapsamında mütalaa edilen görevler nedeniyle veya 12/4/1991 tarihli ve 3713sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren olaylar sebebiyle hayatlarınıkaybetmiş bulunan iştirakçilerle bunlardan aylık almaktayken ölenlerin, babaveya analarına; yukarıda belirtilen kanunların veya bu Kanunun 56 ncı maddesi kapsamına girecek şekilde hayatını kaybedenerbaş ve erlere veya 56 ncı maddede belirtilenöğrencilere ya da bunlardan aynı sebeplerle aylık almakta iken ölenlerin anaveya babalarına; ölüm tarihini takip eden ay başından geçerli olarak malullükve muhtaçlık şartı aranmaksızın aylık bağlanır, hayatını kaybeden erbaş veerler ile yedek subay okulu öğrencilerinin ana ve babasına bağlanan aylığıntoplamı 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilen otuz günlük asgari ücretinnet tutarından az olamaz.”
19. 3/11/1980 tarih ve 2330 sayılı Nakdi Tazminatve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“Bu kanunun amacı; barışta güven ve asayişi korumak,kaçakçılığı men, takip ve tahkikle (Ek ibare: 04/07/2012- 6353 S.K./72. md.) trafik ve yol güvenliğini veyatutuklu ve hükümlülerin sevk ve nakillerini sağlamakla görevli olanların (Ekibare: 12/07/2013- 6495 S.K./73. md.) ; Türk SilahlıKuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve EmniyetTeşkilatında bulunan patlayıcı maddelerin incelenmesi, muhafazası, nakli, imhaedilmesi ve zararsız hâle getirilmesi işlemlerinde görevlendirilenlerin bugörevlerinden dolayı ya da görevleri sona ermiş olsa bile yaptıkları hizmetnedeniyle derhal veya bu yüzden maruz kaldıkları yaralanma veya hastalık sonucuölmeleri veya sakat kalmaları halinde ödenecek nakdi tazminat ile birliktebağlanacak aylığın ve bu yüzden yaralanmaları halinde ödenecek nakdi tazminatınesas ve yöntemlerinin düzenlenmesidir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
20. Mahkemenin 19/11/2014 tarihindeyapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 5/12/2012 tarih ve 2012/1081 numaralıbireysel başvuruları incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
21. Başvurucular, ebeveynleri olduklarıMehmet Çavdar’ın zorunlu askerlik hizmetini yerine getirirken bakımını yaptığısilahın ateş alması sonucunda vefat ettiğini, bu olayın meydana gelmesine,bölgenin terör bölgesi olması nedeniyle silahlığın kilit altında tutulmaması,silahlıkta nöbetçi bulunmaması ve sorumlu personelin ihmali davranışlarınınneden olduğunu belirterek; müteveffanın, bölgede her an terör saldırısıolabileceği ihtimaliyle silahını alması ve ona bakım yapmasının askeri hizmetiçerisinde kabul edilerek “şehit statüsünde”görülmesi ve 5434 sayılı Kanun’un 72. maddesinde sayılan şartlar aranmaksızın,2330 sayılı Kanun kapsamında vazife malullüğü aylığı bağlanması gerekirken, “söz konusu ölüm olayının doğrudan doğruya karasınırının korunmasına veya emniyet ve asayişin sağlanmasına, kaçakçılığın menve takibine yönelik bir görevin ifası sırasında meydana gelmediği, olağanolarak yapılması gereken bir askeri faaliyet sonucu gerçekleştiği”değerlendirmesi yapılarak, vazife malullük aylığı bağlanması taleplerininreddedilmesinin, Anayasa’da güvence altına alınan yaşam hakkı, adil yargılanmahakkı ve sosyal hukuk devleti ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüş,yargılamanın yenilenmesi ve 5.000,00 TL manevi tazminat istemindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder. Bu nedenle başvurucuların iddialarının esas itibarıylaadil yargılama hakkına ilişkin olduğu görülerek, Anayasa’nın 36. maddesikapsamda inceleme yapılmıştır.
23. Başvurucular, vazife malullüğü aylığı bağlanmamasınailişkin işlemin iptali talebiyle açtıkları davanın reddedilmesi nedeniyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
24. Bakanlık görüş yazısında; AskeriYüksek İdare Mahkemesinin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olduğu, mevcutdavada, kendisine sunulan kanıtlar ile 2330 sayılı Kanun’un uygulanabilirliğiniadil bir şekilde değerlendirdikten sonra davanın özel koşullarını da dikkatealarak karar verdiği, başvurucuların söz konusu yargılama süreci boyuncahaklarını savunmak için vekilleri aracılığıyla kendi görüşlerini sunma imkânıbuldukları, kararların kendilerine tebliğ edildiği, itiraz edebilme haklarınıkullanabildikleri, iddialarının Mahkeme tarafından esastan dinlenerekincelendiği, bu hususta takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.
25. Başvurucular, oğullarınınterör bölgesinde görev yaptığını, terör mağdurlarına vazife malullüğübağlanırken hiçbir şart aranmadığı için kendileri bakımından da aranmamasıgerektiğini ifade etmişlerdir.
26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesigereken hususlarda inceleme yapılamaz.”
27. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı AnayasaMahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkçadayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
28. 6216 sayılı Kanun’un “Esashakkındaki inceleme” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralıfıkrası şöyledir:
“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşıyapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlaledilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ilesınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda incelemeyapılamaz.”
29. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir.
30. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızcaderece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talep edilenbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve Kanun tarafından Mahkemeninyetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır. Bukapsamda, bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabuledilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derecemahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireyselbaşvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasada yer alan hak veözgürlükler ihlal edilmediği sürece ve bariz takdir hatası veya açık birkeyfilik içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukukihatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derecemahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası veya açık keyfilikbulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (B.No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 25-26).
31. Somut olayda, başvurucuların oğullarının askerlikvazifesini yerine getirirken olay günü silahına bakım yaptığı esnada silahınkaza ile ateş alması sonucunda hayatını kaybettiği, başvurucuların başvurusuüzerine, Milli Savunma Bakanlığı Nakdi Tazminat Komisyonunca 58.856,30 TLtazminatın kendilerine ödenmesine karar verildiği, ayrıca başvurucularınvekilleri aracılığıyla vazife malullüğü aylığı bağlanması talebiyle SosyalGüvenlik Kurumuna müracaatta bulunduğu, söz konusu Kurumun Vazife MalullüğüTespit Kurulu kararı ile, başvurucuların oğullarıMehmet Çavdar’ın vazife malulü kabul edildiği, ancak başvuruculara aylıkbağlanabilmesi için, 5434 sayılı Kanun’un 72. maddesi gereği başvurucu MehmetHüseyin Çavdar’ın malul ve muhtaç, Adalet Çavdar’ın ise dul ve muhtaç olmasıgerektiğinin bildirildiği, bu işlem üzerine başvurucuların 2330 sayılı Kanunkapsamında malullük, muhtaçlık ve dul olma şartları aranmaksızın aylıkbağlanması gerektiği gerekçesiyle işlemin iptali talebiyle Askeri Yüksek İdareMahkemesinde dava açtıkları görülmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlığın,başvurucuların oğlunun ölümünün 2330 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilipdeğerlendirilmeyeceğine ilişkin olduğu anlaşılmış olup, yapılan yargılamaneticesinde, Mahkeme, kendisine sunulan kanıtlar kapsamında 2330 sayılıKanun’un uygulanabilirliğini değerlendirdikten sonra davanın özel koşullarınıda dikkate alarak davanın reddi yönünden karar vermiştir (§ 11).
32. Adil yargılanma hakkı bireylere dava sonucunda verilenkararın değil, yargılama sürecinin ve usulünün adil olup olmadığını denetletmeimkânını verir. Bu nedenle, bireysel başvuruda adil yargılanmaya ilişkinşikâyetlerin incelenebilmesi için başvurucunun yargılama sürecinde haklarınasaygı gösterilmediği, bu süreçte karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerdenbilgi sahibi olamadığı veya bunlara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatıbulamadığı, kendi delillerini ve iddialarını sunamadığı ya da uyuşmazlığınçözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece mahkemesi tarafındandinlenmediği veya kararın gerekçesiz olduğu gibi, mahkeme kararının oluşumunasebep olan unsurlardan değerlendirmeye alınmamış eksiklik, ihmal ya da açıkkeyfiliğe ilişkin bir bilgi ya da belge sunmuş olması gerekir (B. No:2013/2767, 2/10/2013, § 22).
33. Başvuru konusu olayda, başvurucuların, yargılamasürecinin hakkaniyete aykırı olduğuna dair bir bilgi ya da belge sunmadıkları,Mahkemece delillerin değerlendirilmesinin ve verilen kararın içeriğinin adilolmadığı şikâyetini dile getirdikleri anlaşılmaktadır. Buna göre,başvurucuların iddialarının esas itibarıyla Derece Mahkemesince verilen kararınyanlış olduğuna, delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınuygulanmasında isabet bulunmadığına ve dolayısıyla kararın sonucuna ilişkinolduğu görülmektedir. Yapılan incelemede, Derece Mahkemesinceyürütülen yargılama sırasında başvurucuların, karşı tarafın sunduğu deliller vegörüşlerle ilgili bilgi sahibi olma ve bunlara karşı etkili bir şekilde itirazetme ve kendi delillerini ve iddialarını sunma konularında bir sorunlakarşılaştıklarına dair bir bulguya rastlanılmadığı gibi, somut olayda dosyadakibilgi ve belgeler dikkate alınarak yapılan yargılama ve kurulan hükümdeherhangi bir bariz takdir hatası veya açıkça keyfi bir durum da tespitedilmemiştir.
34. Açıklanan nedenlerle, başvurucular tarafından ilerisürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararının bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle; başvurucuların, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına, 19/11/2014tarihinde OY BİRLİĞİYLE kararverildi.