TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET HALİM ORAL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2012/1221)
Karar Tarihi: 16/10/2014
R.G. Tarih-Sayı: 10/1/2015-29232
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör
:
Muharrem İlhan KOÇ
Başvurucu
:
Mehmet Halim ORAL
Vekili
:
Av. Hadi CİN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, görevli veyetkili mahkeme önüne çıkarılmadan altı ayı aşan süreyle özgürlükten yoksun bırakılmave yargılama sürecinde gerekçesiz olarak tutukluluğun devamına karar verilmesinedeniyle Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde tanımlanan kişi hürriyeti vegüvenliği ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 17/12/2012tarihinde Antalya 4. Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yöndenyapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumunbulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca21/1/2014 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Bölüm tarafından 29/1/2014 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay veolgular 29/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığınabildirilmiştir. Adalet Bakanlığı görüşünü 25/2/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Adalet Bakanlığı tarafındanAnayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 10/3/2014tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Adalet Bakanlığı görüşüne karşı 25/3/2014 tarihinde beyanda bulunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu silahlı terörörgütüne üye olma isnadıyla 2/12/2011 tarihindegözaltına alınmış ve Antalya 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 5/12/2011 tarih ve2011/287 Değişik İş sayılı kararıyla adli kontrol uygulanmak üzere serbestbırakılmıştır.
9. Bu karara yapılan itirazüzerine Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 9/12/2011tarih ve 2011/356 Değişik İş sayılı kararıyla başvurucunun tutuklanmasına kararverilmiştir.
10. Başvurucu hakkında İzmirCumhuriyet Başsavcılığının 16/3/2012 tarihliiddianamesiyle kamu davası açılmış ve başvurucunun terör örgütününpropagandasının yapıldığı gösteri yürüyüşlerine katıldığı, pankart taşıdığı,organizasyonları yapmak için diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği belirtilerekPKK/KONGRA-GEL silahlı terör örgütüne üye olma, örgüt propagandası yapma vegörevi yaptırmamak için direnme suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.
11. İzmir 10. Ağır CezaMahkemesinin 2012/74 Esas sayılı dosyasındaki yargılama kapsamında ilk duruşma 11/7/2012 tarihinde yapılmıştır.
12. İzmir 10. Ağır CezaMahkemesince 1/10/2012 tarihli duruşmada “isnat olunan suçların niteliği, yasada öngörülen cezamiktarları ile suçların işlendiği hususunda dosyadaki mevcut iletişim tespittutanakları, olay tutanakları, teşhis ve tespit tutanakları, arama – el koymatutanakları içerikleri ve mevcut delillere göre kuvvetli suç şüphe sebeplerininve bu kapsamda kaçma ve kişiler üzerinde baskı yapılması hususunda kuvvetlişüphenin/olguların bulunması (kaçma, adaletin işleyişine müdahale riski iletekrar suç işlenmesinin önlenmesi) nedenleri ile haklarındaki tutuklamakoşullarının devam ettiği anlaşıldığından, adli kontrol hükümleri de yetersizkalacağından CMK’nın 100/(1),(2), (3-a), (4), 101/(2)maddeleri ile tutuklama tarihleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarıile CMK’nın 102/(2), 104/(1),(2), 105/(1) ve 108maddeleri de nazara alınarak” gerekçesiyle tutukluluğun devamınakarar verilmiş ve bu karara yapılan itiraz İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesince18/10/2012 tarihinde reddedilmiştir.
13. Başvurucunun tutuklu kaldığısüreler nazara alınarak 3/7/2013 tarihinde tahliyesinekarar verilmiştir.
14. İzmir 10. Ağır CezaMahkemesinin 2012/74 Esas sayılı dosyası CMK 250. maddeyle yetkili mahkemelerinkaldırılmasından sonra Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesine devredilmiştir.
15. Antalya 1. Ağır CezaMahkemesi 10/7/2014 tarih ve E. 2014/65, K. 2014/224 sayılı kararıyla başvurucunun terör örgütü üyesi olmaksuçundan 7 yıl 6 ay, görevi yaptırmamak için direnme suçundan 1 yıl 9 ay 10 günhapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
16. 17/12/2012 tarihinde bireysel başvuruyapılmıştır.
B. İlgiliHukuk
17. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı TürkCeza Kanunu’nun 314. ve 265. maddeleri.
18. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı CezaMuhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların vebir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkındatutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenliktedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağışüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişimindebulunma,
Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphesebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yeralan;
…
11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
...”
19. 5271 sayılı Kanun’un 101.maddesi şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasınaCumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturmaevresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlakagerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirtenhukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki birtahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,
gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerekaçıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus karardabelirtilir.
(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisininseçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiinyardımından yararlanır.
(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâlserbest bırakılır.
(5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince verilen kararlaraitiraz edilebilir.”
20. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluksüresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerekuzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”
21. Anılan tarihteki haliyle5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:
“Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu süreiçinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin devamınıngerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh cezahâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri göz önünde bulundurularak kararverilir.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
22. Mahkemenin 16/10/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun17/12/2012 tarih ve 2012/1221 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereğidüşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, görevli veyetkili mahkeme önüne çıkarılmadan altı ayı aşan süreyle özgürlüğünden yoksunbırakıldığını ve yargılama sürecinde gerekçesiz olarak tutukluluğun devamınakarar verildiğini belirterek Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde tanımlanankişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. KabulEdilebilirlik
a. TutuklulukYönünden
24. Anayasa’nın 19. maddesişöyledir:
“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.
Şekil ve şartlarıkanunda gösterilen:
Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların vegüvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanundaöngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veyatutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüneçıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehliketeşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseriveya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahıiçin kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerinegetirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya dahakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişininyakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksunbırakılamaz.
Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerdehâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstühalinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bununşartlarını kanun gösterir.
…
Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı vesoruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasınıveya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”
25. Adalet Bakanlığının görüşünde, AİHM kararlarına göre, birkişinin Sözleşme’nin 5/1 (c) hükmü kapsamında özgürlüğünden yoksunbırakılabilmesi için, başlangıçta “makulşüphenin varlığı” yeterli olup, tutukluluğun devam ettirilmesiaçısından “makul şüphenin varlığınısürdürmesi” gerektiği, ancak, belirli bir sürenin ötesindetutukluluğun devamı açısından makul şüphenin varlığı tek başına yeterliolmayıp, özgürlükten yoksun bırakmayı meşru kılacak gerçek bir kamu yararıgerekliliğinin varlığının arandığı belirtilmiştir. Söz konusu kamu yararıgereklerinin, ulusal yargı organlarının kararlarında gösterilen ve tutukluluğundevamına gerekçe oluşturan “kaçma şüphesi”,“yargılamayı etkileme tehlikesi”, “yeniden suç isleme riski” ve “kamu düzeninin bozulması tehlikesi”olarak ortaya çıktığı, AİHM açısından bu nedenlerden herhangi birininbulunmasının, belirli bir sürenin ötesindeki tutukluluğu meşru kılma açısındanyeterli olduğu ifade edilmiştir.
26. Başvurucu, kaçma şüphesiniortaya koyacak bir delil olmadan ve adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağıdoğru ve haklı bir şekilde belirtilmeden tutukluluğun devamına kararverildiğini ifade etmiştir.
27. Anayasa’nın 19. maddesininyedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasındaserbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
28. Tutukluluk süresinin makulolup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olupolmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından dahaağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).
29. Bir davada tutukluluğunbelli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemeleriningörevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tümolayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılmataleplerine ilişkin kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.
30. Devam eden tutukluluğunhukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerintemel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılansebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirdebuna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarakgösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbestkalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanunyolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygunolarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıylabelirtilen nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar almaamacıyla yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmekşartıyla, tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No:2012/726, 2/7/2013, § 30).
31. Tutuklama tedbirinekişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bukişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemekmaksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli birsüreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süregeçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devamettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli” görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenliyürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organizesuçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişindegösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurlarınbirlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).
32. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularındasunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olupolmadığı göz önüne alınmalıdır.
33. Diğer taraftan özgürlükhakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarlaetkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecekbiçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1)numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye TarafDevletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzeresuçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebepolabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (B. No: 2013/2814,18/6/2014, § 69).
34. Bir kişinin gerekçedentamamen yoksun bir yargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılmasıkabul edilemez. Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerekbir zanlı ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkündeğildir. Ancak aşırı derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hükümgösterilmeden tutuklama kararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek buçerçevede değerlendirilmemelidir (B. No: 2013/2814, 18/6/2014,§ 70).
35. İtiraz veya temyizmerciinin, incelemeye konu mahkeme kararına ve bu karardaki gerekçelerekatıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarakgerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkiletmez (B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 71).
36. Makul süreninhesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltınaalındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklamatarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilkderece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 56).
37. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin tutukluluğun devamına ilişkinkararlarında gerekçe olarak “isnat olunansuçların niteliği, yasada öngörülen ceza miktarları ile suçların işlendiğihususunda dosyadaki mevcut iletişim tespit tutanakları, olay tutanakları,teşhis ve tespit tutanakları, arama – el koyma tutanakları içerikleri ve mevcutdelillere göre kuvvetli suç şüphe sebeplerinin ve bu kapsamda kaçma ve kişilerüzerinde baskı yapılması hususunda kuvvetli şüphenin/olguların bulunması(kaçma, adaletin işleyişine müdahale riski ile tekrar suç işlenmesininönlenmesi) nedenleri ile haklarındaki tutuklama koşullarının devam ettiğianlaşıldığından, adli kontrol hükümleri de yetersiz kalacağından CMK’nın 100/(1),(2), (3-a), (4), 101/(2) maddeleri iletutuklama tarihleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararları ile CMK’nın 102/(2), 104/(1),(2), 105/(1) ve 108 maddeleri denazara alınarak” hususlarının yer aldığı görülmektedir.
38. Kişinin suç işlediği yönündekuvvetli belirti ve tutuklama nedenlerinin varlığı devam ettiği sürece ilke olaraktutukluluk belli bir süreye kadar makul kabul edilebilir. Bu nedenlebaşvurucunun tutukluğunun devamına gerekçe olarak belirtilen hususlar veserbest bırakıldığı tarihe kadar toplam 1 yıl 6 ay 24 gün devam eden tutukluluksüresi dikkate alındığında makul sürenin aşılmadığı ve gerekçenin bu sürebakımından yeterli olduğu kabul edilmelidir.
39. Başvurucunun tutuklu olduğuyargılamanın ilk duruşmasının 11/7/2012 tarihindeyapıldığı, tanıkların beyanlarının tespiti ve bilirkişi incelemeleri yapılması amacıylabirkaç aylık aralıklarla duruşmaların yapıldığı ve 3/7/2013 tarihli 6.duruşmada başvurucunun tutuklu kaldığı süre dikkate alınarak serbestbırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
40. Başvurucunun tutuklulukhalinin devam ettiği süreçte, tutukluluk nedeniyle yargılamanın yürütülmesindegösterilmesi gereken özel hassasiyetin yargılama makamınca gösterilmediğisonucuna varılması için bir neden bulunmamaktadır.
41. Açıklanan nedenlerle başvurunun bukısmının, “açıkça dayanaktan yoksun olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. MakulSürede Mahkemeye Çıkarılmama Şikâyeti Yönünden
42. Adalet Bakanlığı,başvurucunun 2/12/2011 tarihinde gözaltına alındığını ve5/12/2011 tarihinde serbest bırakıldığını, itiraz üzerine, 9/12/2011 tarihindetutuklandığını, bu tarih ile ilk duruşmasının yapıldığı 11/7/2012 tarihiarasındaki sürenin uzunluğundan şikayet edildiğini, bu tarih aralığının AnayasaMahkemesi’ne bireysel başvurunun başladığı 23/9/2012 tarihinden önce olduğunubelirtmektedir.
43. Başvurucu başvuru formundayer alan tutuklulukla ilgili karar tarihlerinin zaman bakımından yetkikapsamında olduğunu ifade etmektedir.
44. 6216 sayılı Kanun’un geçici1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, 23/9/2012 tarihindensonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireyselbaşvuruları inceler.”
45. Bu hüküm gereğince AnayasaMahkemesi, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler. DolayısıylaMahkeme’nin zaman bakımından yetkisi ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihaiişlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurularla sınırlıdır. Kamudüzenine ilişkin bu düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmişnihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesimümkün değildir (B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).
46. Başvurunun kabuledilebilmesi için ihlal iddiasına dayanak teşkil eden nihai işlem veyakararların 23/9/2012 tarihinden evvel kesinleşmemişolmaları da gerekmektedir. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten öncekesinleştikleri tespit edildiği takdirde ilgili şikâyetler bakımındanbaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Mahkemenin yargıyetkisine ilişkin bu tespitin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasındayapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726, 2/7/2013, §32).
47. Başvurucu, görevli veyetkili mahkeme önüne çıkarılmadan altı ayı aşan süreyle özgürlüğünden yoksunbırakıldığını ileri sürmekte olup, bu durum 9/12/2011-11/7/2012tarihleri arasında gerçekleşmiştir. Bu tarihten sonra da başvurucununtutukluluk hali devam ettiğinden zaman bakımından yetkisizlik itirazı yerindegörülmemiştir.
48. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun “makul sürede yetkili vegörevli mahkemeye çıkarılmama” şikâyetinin açıkçadayanaktan yoksun olmaması ve başkaca bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
49. Üye M. Emin KUZ bu görüşekatılmamıştır.
2. EsasYönünden
50. Anayasa’nın 19. maddesininsekizinci fıkrası şöyledir:
“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanunaaykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili biryargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”
51. Anayasa’nın bu hükmüuyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında kararverilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbestbırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkınasahiptir.
52. Anayasada yer alan bu usulde adil yargılanma hakkının bütüngüvencelerini sağlamak mümkün değil ise de, tutmanın koşullarına uygun somutgüvencelerin yargısal niteliklibir kararla sağlanması gerekir. Her incelemede veya incelemenin her aşamasındaduruşma yapılması yargı sistemini işlemez hale getirebilir. Bununla birlikteözgürlüğünden yoksun bırakılan kişinin tutulma halinin devam edip etmeyeceğineilişkin incelemenin, çelişmeli yargılama ilkesine uygun olarak ve kişinindinlenilmesi suretiyle makul aralıklarla yapılması gerekir. (B.No: 2012/849, 4/12/2013, § 123 ve 124)
53. Somut olayda başvurucunun9/12/2011tarihinde tutuklanması sonrasında açılan kamu davası kapsamında ilkduruşma 11/7/2012 tarihinde yapılmıştır. Bu tarihlerarasında başvurucunun tutukluluk durumu duruşma yapılmaksızın dosya üzerindenincelenmiştir. Başvurucunun isnat edilensuç kapsamında tutukluluk durumunun duruşmasız olarak incelenmesi ve yedi ayboyunca bu şekilde devam eden bir usule göre özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyeterli güvencelerin sağlanmaması sonucunu doğurmuştur.
54. Açıklanan nedenlerleAnayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 SayılıKanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
55. 6216 sayılı Kanun’un 50.maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup, yerindelik denetimi yapılamayacağı,idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.
56. Başvuruda Anayasa’nın 19.maddesinin sekizinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurukapsamında 25.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Kişi hürriyetive güvenliğine yönelik müdahale nedeniyle oluşan manevi zararın varlığı ilesomut olayın özellikleri dikkate alınarak başvurucuya takdirennet 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
57. Başvurucu tarafından yapılan172,50 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.672,50 TL yargılama giderinin ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Gerekçesizkararlarla tutukluluğun devamına karar verildiği şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OYBİRLİĞİYLE,
2. “Makul süredeyetkili ve görevli mahkemeye çıkarılmama” şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA, M. Emin KUZ’un karşı oyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B. Soruşturma aşamasındatutukluluk durumunun duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle Anayasa’nın 19. maddesininsekizinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C. Başvurucuya net 3.000,00 TLmanevi tazminat ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D. Başvurucu tarafından yapılan172,50 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.672,50 TL yargılama giderinin ÖDENMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E. Ödemenin kararın tebliğindensonra Maliye Bakanlığına yapılacak başvurudan itibaren dört ay içindeyapılmasına, ödemede gecikme olması halinde bu sürenin sona erdiği tarihtenödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, OYBİRLİĞİYLE,
16/10/2014 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
Başvurucunun,makul sürede mahkemeye çıkarılmadığı ve yargılama sürecinde gerekçesiz olarak tutukluluğunundevamına karar verildiği için kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğine ilişkin başvurusunun “makul sürede yetkili ve görevli mahkemeyeçıkarılmama” şikâyeti yönünden kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.
Kararda,başvurucunun mahkemeye çıkarılmadan altı ayı aşan süreyle özgürlüğünden yoksunbırakılma durumunun, tutuklandığı 9/12/2011 tarihi ileilk duruşmasının yapıldığı 11/7/2012 tarihi arasında gerçekleştiği vetutukluluğun 11/7/2012 tarihinden sonra da devam ettiği gerekçesiyle başvurununkabul edilebilir olduğuna hükmedilmiştir.
Bilindiğigibi, 6216 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin sekizinci fıkrasına göre AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012tarihidir. İhlal iddiasına dayanak teşkil eden nihaî işlem ve kararların butarihten önce kesinleşmemiş olması gerekmekte; aksi takdirde bu başvurularınzaman bakımından kabul edilemez olduğuna karar verilmektedir.
Başvurucununmakul sürede mahkeme önüne çıkarılmadığı konusundaki şikâyeti 9/12/2011–11/7/2012 tarihleri arasına ilişkindir.Dolayısıyla söz konusu şikâyete konu süreç 11/7/2012tarihi itibariyle sona ermiştir.
Tutukluğun11/7/2012 tarihinden sonra da devam ettiği ve 3/7/2013tarihinde sona erdiği gerekçesiyle başvuruyu kabul edilebilir bulan çoğunluğungörüşünün tutukluluğun makul süreyi aşması ile ilgili şikâyetlerde, uzuntutukluluk şikâyetinin niteliği gereği kabul edilmesi doğru ise de, AnayasaMahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlamasından önce sona eren süreçlereilişkin şikâyetlerde bu kabul isabetli görünmemektedir.
Nitekim, AİHM de, gözaltınaalındıktan sonra süresi içinde mahkeme önüne çıkarılmadıklarını ve tutukluluğunuzatılmasına itiraz etmek için gerekli olan evraka soruşturma safhasındagizlilik kararı alındığı için ulaşamadıklarını ileri süren başvurucuların,mahkeme önüne çıkarıldıkları 20/5/2006 tarihinden ve ilgili evrak üzerindekigizlilik kararının kaldırıldığı 6/12/2006 tarihinden yaklaşık dört yılgeçtikten sonra 20/8/2010 tarihinde bu şikâyetleri yapmalarını, hâlen tutukluolarak yargılanmalarına rağmen, Sözleşmenin 35. maddesinin birinciparagrafındaki altı aylık sürenin aşılması sebebiyle, aynı maddenin dördüncüparagrafına göre kabul edilemez bularak reddetmiştir (Eroğlu vd./Türkiye, B.No:65194/10, 27/3/2012, par. 2 ve 3).
Buitibarla, başvurucunun mezkûr şikayetine konu sürecin Anayasa Mahkemesininzaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012tarihinden önce gerçekleştiği ve sona erdiği anlaşıldığından, başvurunun bukısmının “zaman bakımından yetkisizlik” sebebiyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kabul edilebilirlik kararınakatılmıyorum.
Üye
M. Emin KUZ