TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET SAVNİ KAFADAROĞLU BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5996)
Karar Tarihi: 15/10/2014
R.G. Tarih-Sayı: 17/12/2014-29208
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Başvurucu
:
Mehmet Savni KAFADAROĞLU
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, devletmemurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada,hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde isnatlar doğru kabul edilerekaleyhine karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını,karar düzeltme aşamasında verilen karara karşı itiraz hakkının olmadığını veverilen karar nedeniyle özlük haklarını kaybettiğini belirterek Anayasa’nın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının, 36. maddesinde güvencealtına alınan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasındagüvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş veihlalin tespitiyle zararlarının tazmini talebinde bulunmuştur.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 1/8/2013 tarihindeİstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan önincelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığıtespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzeredosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.
4. Birinci Bölümün 9/1/2014tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esasincelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için AdaletBakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir
5. Adalet Bakanlığının13/2/2014 tarihli görüşü başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu, 7/3/2014havale tarihli beyan dilekçesini on beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve ekleri ilebaşvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, Maliye BakanlığıTasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri İstanbul Bölge Müdürü olarak görevyapmakta iken ihaleye fesat karıştırmak veihaleye girenlerden menfaat temin etmek fiillerini işlediğigerekçesiyle 25/4/2006 tarih 2006/1 sayılı işlemle devlet memurluğundançıkarılmıştır.
8. Başvurucunun bu işleminiptali istemiyle açtığı dava, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 18/2/2008 tarih veE.2006/2197, K.2008/367 sayılı kararıyla “davacınınsöz konusu ihalenin onay makamında olması nedeniyle ihaleye katılanlarlagirdiği ilişkilerin ‘memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüzkızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’ niteliğinde olduğu sonuç vekanaatine varıldığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.
9. Başvurucu tarafından temyizedilen karar, Danıştay 12. Dairesinin 7/12/2010 tarih ve E.2008/4766,K.2010/6066 sayılı kararıyla, “başvurucuhakkında ağır ceza mahkemesinde cebri irtikap suçundan kamu davası açıldığı,ancak mahkemece suçun görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirildiği ve4483 sayılı Kanun uyarınca kovuşturma izni alınabilmesi için verilenkovuşturmanın durdurulması kararının temyiz edildiği ve henüz sonuçlanmadığı,bu durumda davacının üzerine atılı eylemin 5525 sayılı Kanun’da belirtilen14.2.2005 tarihinden önce gerçekleştiği dikkate alındığında, Yargıtay kararıneticesinde suçun niteliğine göre yapılacak olan yargılama sonucunda verilecekkarar beklenerek bu karar doğrultusunda 5525 sayılı Kanun hükümleri degözetilerek bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.
10. Anılan bozma kararına karşıdavalı idare tarafından yapılan karar düzeltme talebi, Danıştay 12. Dairesinin8/4/2013 tarih ve E.2011/2600, K.2013/2470 sayılı kararıyla, “5525 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca birmemurun göreviyle sürekli ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuran disiplincezalarının af kapsamında bulunmadığı, bu durumda her ne kadar davacı hakkındaceza mahkemesince verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamakta ise de üzerineatılı fiilin yüz kızartıcı nitelikte olduğu ve bu nedenle 5525 sayılı Kanun’un1. maddesinde yer alan istisna suçlar arasında sayıldığı dikkate alındığında,davacıya verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasının af kapsamındabulunmadığı, ceza mahkemesince hakkında bir mahkûmiyet kararı verilmemişolmasının da bu gerçeği değiştirmediği, dava dosyası ile soruşturma raporu veeklerinin birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucunda davacıya isnatedilen fiillerin sübuta erdiği kanaatine varıldığından davacının devletmemurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukukaaykırılık görülmediği” gerekçesiyle kabul edilerek kararın onanmasına kararverilmiştir.
11. Karar, başvurucuya 2/7/2013tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 1/8/2013 tarihinde süresi içindebireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
12. 14/7/1965 tarih ve 657sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Disiplincezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenarbaşlıklı 125. maddesinin E-g bendinde, “Memurluksıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç vericihareketlerde bulunmak” fiili, devlet memurluğundan çıkarılmayıgerektiren haller arasında sayılmıştır.
13. 22/6/2006 tarih ve 5525sayılı Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının AffıHakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:
“Devletin şahsiyetinekarşı işlenen suçlarla basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık,dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüzkızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar veya istimal ve istihlâkkaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesatkarıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçları sebebiyle görevleriyle sürekliolarak ilişik kesilmesi sonucunu doğuran disiplin cezaları ile 2802 sayılıHâkimler ve Savcılar Kanununun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f)bentlerine göre verilmiş yer değiştirme cezaları ve 69 uncu maddesine göreverilmiş meslekten çıkarma cezaları ile emniyet hizmetleri sınıfına dahilpersonel ile çarşı ve mahalle bekçileri hakkında verilen meslekten çıkarmacezaları hariç olmak üzere; kanun, tüzük ve yönetmelikler gereğince memurlar vediğer kamu görevlileri ile bu görevlerde bulunmuş olanlar hakkında 23/4/1999tarihinden 14/2/2005 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmişdisiplin cezaları bütün sonuçları ile affedilmiştir.”
14. 2577 sayılı İdari YargılamaUsulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 7. maddesi, 11. maddesi,12. maddesi, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5)numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
15. Mahkemenin 15/10/2014tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/8/2013 tarih ve 2013/5996numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
16. Başvurucu, hakkında birmahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde suç isnadının varlığına dayanarak ve hiçbirinceleme ya da araştırma olmaksızın hakkındaki isnatlar gerçek kabul edilerekdavasının reddedilmesinin masumiyet karinesinin, yargılamanın yaklaşık yediyılda sonuçlandırılması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, karardüzeltme talebi sonucu verilen karara karşı herhangi bir başvuru yolununbulunmaması nedeniyle hak arama hürriyetinin ve davasının reddedilmesi sonucuözlük haklarını kaybetmesinden bahisle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğinisürmüştür.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası
17. Başvurucu, hakkında tesisedilen devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlem nedeniyle özlükhaklarını kaybettiğini ve bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmektedir.
18. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.maddesi şöyledir:
"Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırıolamaz."
19. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün"Mülkiyetin korunması"kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararınauygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkılarınveya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasalarıuygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."
20. Anayasa’nın 35. maddesikapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böylebir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır (B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmasıgereken mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaate sahip olup olmadığı hususunundeğerlendirilmesi gerekir.
21. Anayasa'nın 35. maddesindeherkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla,kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararınaaykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncüfıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerinegöre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasınınincelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkınAnayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi (AİHS) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına dagirmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
22. Anayasa ve AİHS'nin ortakkoruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyanbir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülktegelecekteki değer artışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı,kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazancayönelik icrası mümkün bir iddia mevcut olmadığı sürece mülk olarakdeğerlendirilemez (B. No: 2013/5049, 28/5/2014, § 24).
23. Yukarıdaki hususun istisnasıolarak belli durumlarda, bir "ekonomikdeğer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa'nın veSözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesindenyararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilirbir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veyabaşarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı biryargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkıkapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü içinyeterli değildir (B. No: 2013/5049, 28/5/2014, § 25).
24. Başvuru konusu olayda,başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan çıkarılma cezasınedeniyle gelecekte alması gereken özlük haklarından mahrum kaldığınıbelirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de, iddiaettiği hakkı elde etme konusunda başvurucuyu meşru bir beklentiye sevk edecekbir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından,başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkinkorumadan yararlandırılması mümkün değildir.
25. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer birmenfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeniile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Karar Düzeltme AşamasındaVerilen Karara Karşı Başvuru Hakkının Olmadığı İddiası
26. Başvurucu, karar düzeltmetalebi üzerine Danıştay ilgili Dairesince verilen karara karşı herhangi birbaşvuru yolunun bulunmaması nedeniyle hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
27. Anayasa Mahkemesine yapılanbir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafındanihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasınınyanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ekprotokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlaliiddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkündeğildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).
28. Hak arama özgürlüğüAnayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyetiiçin herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de Anayasa’nın,mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerininkanunla düzenleneceğini öngören 142. ve davaların mümkün olan süratlesonuçlandırılmasını ifade eden 141. maddelerinin, hak arama hürriyetininkapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/816,6/2/2014, § 46).
29. Anayasa’da, “mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,işleyişinin ve yargılama usullerinin” kanunla düzenlenmesiöngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyladüzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Anayasa’da karar düzeltmeaşamasında verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilmesi hakkını içerenbir kurala yer verilmemiştir (benzer yöndeki bir AYM kararı için bkz. B. No:2012/799, 26/3/2013, § 19).
30. Başvurucunun başvurudilekçesinde ifade ettiği karar düzeltme aşamasında verilen kararlara karşıbaşvuru hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerdenolmadığı gibi, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangibirinin kapsamına da girmemektedir.
31. Açıklanannedenlerle, başvurukonusu ihlal iddiasının Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığındanbaşvurunun, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. MasumiyetKarinesinin İhlal Edildiği İddiası
32. Bakanlık, başvurunun bukısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş bildirmemiştir.
33. Başvurucunun masumiyetkarinesinin ihlal edildiği yolundaki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksundeğildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedende görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
34. Başvuru formu ile eklerininincelenmesi sonucunda, başvurucunun davanın uzun sürdüğüne ilişkin şikâyetiaçıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabuledilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası
35. Başvurucu, hakkında birmahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde hiçbir inceleme ya da araştırma olmaksızıntarafına yöneltilen isnatların gerçek olarak kabul edildiğini ve davanınaleyhine sonuçlandığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
36. Adalet Bakanlığı görüşünde, cezagerektiren herhangi bir suç isnat edilen kişiye ilişkin bir kararın şahsınyasaya göre suçu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu yönünde bir görüşü yansıtmasıhalinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağını, bununla birliktemasumiyet karinesinin, ceza davasında verilen bir beraat kararından sonra aynıolaylara dayanılarak açılan ve daha hafif bir ispat yükü gerektiren tazminatdavasında kişinin hukuki sorumluluğunun tespitine engel olmadığını, hukukyargılamasında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardıkullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabileceğini, ancak bunun içinhukuk mahkemelerinin beraat kararını sorgulamamaları gerektiğini, masumiyetkarinesinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken üzerinde durulmasıgereken önemli hususlardan birinin, yargılamayı yapan makamın yargıladığıkişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığıhususu olduğunu, somut olayda, başvurucu hakkında aynı olaya ilişkin olarakağır ceza mahkemesinde devam etmekte olan ceza kovuşturmasından ayrı olarak birdisiplin soruşturması yürütüldüğünü, soruşturma sonucunda eyleminin sabitbulunduğunu ve bu eylemin devlet memurluğundan çıkarılma cezasını gerektirenbir hareket olarak değerlendirildiğini, uygulanan disiplin cezası işleminekarşı açılan davanın bağımsız ve tarafsız mahkeme kararıyla reddedildiğini, bukararın da yüksek mahkeme tarafından onandığını, masumiyet karinesinin ihlaliiddiasının değerlendirilmesi sırasında belirtilen hususların dikkate alınmasıgerektiğini belirtmiştir.
37. Başvurucu cevapdilekçesinde, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin tarafına isnat edilen suçu “görevi kötüye kullanma” suçu kapsamındadeğerlendiren kararının Yargıtay tarafından onanması halinde devletmemurluğundan ihracı gerektiren yüz kızartıcı irtikap suçunu işlemediğininsübuta ermiş olacağını, buna göre Yargıtay aşaması sonuçlanana kadar tarafınaisnat edilen irtikap suçu ile ilgili olan masumiyet karinesinin geçerliliğinikorumuş olacağını, aynı maddi vakıalara dayanan idari yargı yerindeki davayönünden Yargıtay kararının beklenmesinin zorunluluk arz ettiğini belirtmiştir.
38. Öncelikle bireysel başvuruincelemesinin, anayasal hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin tespiti vesonuçlarının ortadan kaldırılması ile sınırlı bir inceleme olduğunun veAnayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaki kural gereğince, kanun yoluincelemesinde olduğu gibi kararın tüm yönleri ile ele alınarak eksiksiz birhukuki denetim imkânı sağlamadığının hatırlanmasında yarar vardır (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26). Bu çerçevede, başvurucu hakkında tesis edilendevlet memurluğundan çıkarma işleminin ve ardından başvurucunun açtığı iptaldavasına ilişkin yargılama sonucunda yargı yerince ulaşılan sonucun hukukauygun olup olmadığı meselesi, Mahkeme kararının tespit ve sonuçları bariz birtakdir hatası içermedikçe ve bu durum kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındakihak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmadıkça bireysel başvuru incelemesininkapsamı dışında kalmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde, somut başvurunun,Danıştay kararının gerekçesinde, masumiyet karinesine ilişkin anayasalgüvencenin ihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesigerekmektedir.
39. Bireysel başvuruincelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkialanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:2012/1049, § 18, 26/3/2013).
40. Başvurucunun ihlal iddiasınakonu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’ninise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmektedir.
41. Anayasa’nın 38. maddesinindördüncü fıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlusayılamaz”
42. Sözleşme’nin 6. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasalolarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”
43. Masumiyet (suçsuzluk)karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadansuçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,kişinin masumiyeti “asıl”olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseyesuçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmensabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçluolarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,13/6/2013, § 26).
44. Bu çerçevede, masumiyetkarinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyetkararı hükmen sabit olmayan kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadıkesinleşmiş mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsündeolmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağıkalmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27).
45. Öte yandan, ceza muhakemesihukuku ve idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamugörevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunuda gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ile idarece yürütülenişlemler farklı süreçlere tabidir. Ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnatedilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü idaremakamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Bkz. B. No: 2012/665,13/6/2013, § 30).
46. Bu kapsamda, ceza davasınıtakip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi),masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasındamahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplincezası alması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesiniotomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik önem taşır (B. No:2013/3175, 20/2/2014, § 36). Bunun için kararın gerekçesinin bütün halindedikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imadabulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir.
47. Bireysel başvuruya konu olanyargı kararının gerekçesi şöyledir:
“Uyuşmazlıkta,davacının, üzerine atılı cebri irtikap suçundan dolayı Kadıköy 2. Ağır CezaMahkemesinin E.2005/463 esas kaydında açılan ceza davasında verilen 25/9/2007gün ve K.2007/270 sayılı karar ile “davacı hakkında cebri irtikap suçundan kamudavası açılmış olup, isnat edilen suçun görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesive hakkında 5237 sayılı Yasanın 257/1. Maddesinin uygulanmasının muhtemelgöründüğü gerekçesiyle 4483 sayılı Yasa uyarınca kovuşturma izni alınabilmesiiçin CMK nın 223/son maddesi uyarınca açılankovuşturmanın durdurulmasına” karar verilmiş ve bu karardan sonra cezakovuşturmasının hangi aşamada olduğuna ilişkin bilgi belgenin dosyada yeralmadığı görülmekte ise de; 657 sayılı Yasanın 131. Maddesi gereğince memurunceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması hallerinin ayrıca disiplincezası uygulanmasına engel olmayacağı belirtildiğinden, dava konusu olayındisiplin hukuku açısından soruşturma dosyasında yer alan mevcut bilgilere göredeğerlendirilmesi gerekmektedir.
Yukarıda bahsedilen 5525sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca af kapsamına girecek disiplin cezalarıyönünden bir kısım suçlara yönelik istisnalar getirilmiş, bu suçlar nedeniylebir memurun göreviyle sürekli ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuran disiplincezalarının af kapsamında bulunmadığı görülmüştür.
Bu durumda her nekadar davacı hakkında ceza mahkemesince verilmiş bir mahkumiyetkararı bulunmamakta ise de üzerine atılı fiilin yüz kızartıcı nitelikte olduğuve bu nedenle 5525 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan istisna suçlar arasındasayıldığı dikkate alındığında, davacıya verilen devlet memurluğundan çıkarmacezasının af kapsamında bulunmadığı, ceza mahkemesince hakkında bir mahkûmiyetkararı verilmemiş olmasının da bu gerçeği değiştirmediği açıktır.
Kararın düzeltilmesi dilekçesindeöne sürülen nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. Maddesinin(c) bendine uygun görüldüğünden, Danıştay OnikinciDairesinin 7/12/2010 tarih ve E.2008/4766, K.2010/6066 sayılı kararınınkaldırılmasına karar verilerek uyuşmazlığın esası yeniden incelendi;
Dava dosyası ilesoruşturma raporu ve eklerinin birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucundadavacıya isnat edilen fiillerin sübuta erdiği kanaatine varıldığından davacınındevlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemdehukuka aykırılık görülmemiştir.”
48. Söz konusu Danıştaykararında, ceza yargılaması sürecinden bahsedilmekle birlikte anılan süreçteverilen kararlarla ilgili her hangi bir yorumda bulunulmaksızın yalnızca sürecinözetlendiği ve devlet memurluğundan çıkarma işleminin hukuka uygun olduğusonucuna ulaşılırken, ceza yargılaması sürecinden bağımsız olarak disiplinhukuku açısından soruşturma dosyasında yer alan mevcut bilgilere göredeğerlendirme yapılacağının açıkça vurgulandığı, akabinde de dava dosyası ilesoruşturma raporu ve eklerinin birlikte incelenmesi sonucunda varılan kanaategöre hüküm kurulduğu görülmektedir.
49. Buna göre, başvuruya konudavada, ceza yargılamasına göre daha düşük ispat standardı gerektiren disiplinhukuku ilkeleri çerçevesinde karara varıldığı, başvurucunun cezai sorumluluğuile ilgili bir yargıda bulunulmadığı ve dolayısıyla başvurucunun suçlu olduğunadair bir ima ya da inancın yansıtılmadığı anlaşılmaktadır.
50. Yukarıdaki açıklamalarçerçevesinde, somut olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucunaulaşılmıştır.
b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası
51. Başvurucu 2006 yılında idariyargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarakAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
52. Anayasa ve Sözleşme’ninortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adilyargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasenAnayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi veAİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafziiçeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yervermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanmahakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamınadâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratlesonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
53. Davanın karmaşıklığı,yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılamasürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitindegöz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§41–45).
54. Anayasa’nın 36. maddesi veSözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkinuyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yeralan mevzuat hükümleri gereğince “kamuhukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel niteliktekihaklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alandavalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilendüzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiğiiddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara dauygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptaliistemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, somut yargılamafaaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğundakuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).
55. Medeni hak veyükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılamasürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiğitarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 29/6/2006 tarihidir. Sürenin bitiştarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sonaerme tarihidir. Somut başvuru açısından bu tarihin, karar düzeltme talebininDanıştay 12. Dairesince kabul edilerek kararın onandığı 8/4/2013 tarihi olduğuanlaşılmaktadır.
56. Başvuruya konu yargılamasürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkinişlemin iptali istemini konu alan iptaldavasında ilk derece mahkemesince,2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre içerisinde ilk incelemetutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap aşamalarınınusulüne uygun olarak tamamlandığı ve dosyanın tekemmülünün sağlandığı, ancak2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici sürenin aşılaraktekemmül tarihinden itibaren yaklaşık bir yıl sonra dosyanın karara bağlandığıve yargılamanın yaklaşık bir yıl sekiz aylık bir sürede sonuçlandırıldığı,temyiz isteminin yaklaşık iki yıl beş aylık; karar düzeltme isteminin iseyaklaşık iki yıllık bir sürede sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
57. İlgili yargılama evrakınınincelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamlarınezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerinetabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhiluyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelifmaddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortayakoyduğu anlaşılmaktadır (§ 14).
58. Hukuk sistemimizde idariyargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılamasüresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlalkararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlarve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzunyargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bukapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul süredetamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış veAnayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usulhükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).
59. Başvuruya konu davada yeralan kişi sayısı ve davanın koşulları, niteliği, göz önüne alındığındabaşvuruya konu yargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği, davaya bütünolarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi biryargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesinigerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yedi yıla yakın yargılamasürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.
60. Açıklanan nedenlerle,başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanunun 50. MaddesiYönünden
61. Başvurucu, uğradığını ilerisürdüğü ihlaller nedeniyle uğradığı zararların tazminine hükmedilmesini talepetmiş, miktara ilişkin bir açıklamada ise bulunmamıştır.
62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Tespit edilen ihlalbir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmakiçin yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehinetazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolugösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
63. Başvurucunun tarafı olduğuuyuşmazlığa ilişkin yedi yıla yakın yargılama süresi nazara alındığında,yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiylegiderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 5.000,00 TLmanevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
64. Başvurucu tarafından madditazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddiaedilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
65. Başvurucu tarafından yapılanve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1.Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Karar düzeltme aşamasında verilen karara karşı başvuru hakkının olmadığıyönündeki iddiasının “konubakımından yetkisizlik” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
4.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altınaalınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2.Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucuya net 5.000,00 TLmanevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerininREDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemedegecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz uygulanmasına,
15/10/2014 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.