TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET REŞAT GÜVENİLİR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13694)
Karar Tarihi: 11/3/2015
R.G. Tarih- Sayı: 16/6/2015-29388
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Burhan ÜSTÜN
Nuri NECİPOĞLU
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Raportör Yrd.
:
Derya ATAKUL
Başvurucu
:
Mehmet Reşat GÜVENİLİR
Vekili
:
Av. Mehmet Ali KIRDÖK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvurucu, hakkında kesinleşen mahkûmiyet kararınailişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvurduğunu, Avrupaİnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile(3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar verilmesi üzerine19/7/2010 tarihinde yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurduğunu, Mahkemeceyeniden yargılama yapılarak verilen kararın Yargıtay tarafından 9/7/2014tarihinde onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak gerekçesiz şekildekarar verildiğini, yargılamanın yenilenmesi davasında makul sürede yargılamayapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüş, yeniden yargılama yapılmasını ve tazminata hükmedilmesini talepetmiştir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 15/8/2014 tarihinde İstanbul 13. Asliye HukukMahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemedebaşvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespitedilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 23/10/2014 tarihinde,kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölümegönderilmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle veUYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetleşöyledir:
5. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) CumhuriyetBaşsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şüpheli E.A yakalanmış, anılanşüphelinin, başvurucunun TKEP/L örgütünün merkez komite üyesi olduğunubelirtmesi ve 30/4/1996 tarihinde kendisiyle birlikte Yenimahalle trenistasyonunda örgütsel buluşması olduğunu ifade etmesi üzerine, başvurucu anılantarihte üzerinde sahte nüfus cüzdanı ve sürücü belgesi ile yakalanarakgözaltına alınmış, 14/5/1996 tarihinde tutuklanmıştır.
6. Başvurucu ve diğer on sanık hakkında, İstanbul DGMCumhuriyet Başsavcılığının 12/8/1996 tarih ve E.1996/978 sayılı iddianamesi ile"anayasal düzeni zorla değiştirmeyeteşebbüs etmek" suçunu işledikleri iddiasıyla kamu davasıaçılmıştır.
7. İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesince yapılanyargılamada, 8/10/1999 tarihli duruşmada, başvurucu ve müdafi, başvurucununörgüt üyesi olduğunu, ancak örgütü sevk ve idare ettiğine dair delilbulunmadığını, örgüt üyeliğinden ceza verilmesi yönündeki savcılık mütalaasınakatıldıklarını bildirmişlerdir.
8. Mahkeme, 12/11/1999 tarih ve E.1996/346, K.1999/450sayılı kararı ile başvurucunun mahkûmiyetine karar vermiştir.
9. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin26/3/2001 tarih ve E.2000/2551, K.2001/891 sayılı ilâmıyla bozulmuştur.
10. Bozma ilâmına uyularak yapılan yargılamada İstanbul 2No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6/5/2003 tarih ve E.2001/145, K.2003/106sayılı kararı ile başvurucunun yasa dışı TKEP/L terör örgütünün üyesi olduğu,1992-1995 yılları arasında örgütün kongrelerine katıldığı ve bu örgütün merkezkomite üyeliğine seçildiği, 30/4/1996 tarihinde yakalandığında da örgütünmerkez komite üyesi olduğu, başka dosya sanıklarının dava dosyası içine alınanbeyanlarına göre de sanıklar tarafından gerçekleştirilen fiillerde başvurucununörgütün merkez komite üyesi olarak hareket ettiği gerekçesiyle müebbet ağırhapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.
11. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin1/12/2003 tarih ve E.2003/1915, K.2003/2142 sayılı ilâmıyla onanmıştır.
12. Başvurucu, yargılama süresinin makul süreyi aştığını,gözaltında tutulduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, diğersanıkların işkence ile elde edilen tanıklıklarına dayalı olarak mahkûmiyetkararı verildiğini, yasadışı yollarla elde edilen delillere dayalı hükümkurulduğunu ve masumiyet karinesinin göz ardı edildiğini ileri sürerek,Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla AİHM’e başvuruda bulunmuştur.
13. AİHM, 13/10/2009 tarih ve 16486/04 sayılı kararı ilebaşvurucunun İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde örgüt üyesiolduğunu kabul ettiğini, ancak suçlamaları reddettiğini, Mahkemece, bulunansilahlar, sanık tespiti hakkında yürütülen kovuşturmalar, kişi teşhistutanakları, yüzleştirme tutanakları, bilirkişi raporları ve diğer sanıklarınbeyanları ışığında değerlendirilme yapıldığını belirtmiş, başvurucunun ihlaliddialarını inceleyerek, yargılama süresinin makul olduğunu ve bu konuda aynıdava dosyasına ilişkin olarak daha önce verilen kararlardaki gerekçeleringeçerli olduğunu, başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada avukat yardımındanfaydalandırılmadığını, başvurucunun polise verdiği ifadesinin mahkûmiyetindekullanılması nedeniyle avukata erişim hakkına getirilen kısıtlamalardan bizzatetkilendiğinin açık olduğunu, ancak gözaltında tutulduğu sırada avukataerişememesinin daha sonraki yargılama üzerinde etkisinin olup olmadığınınilgili Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini, başvurucunun yargılamasüresince delillere itiraz etme fırsatı bulduğu anlaşılmışsa da gözaltındatutulduğu sırada avukat desteği alamamasının savunma hakkını telafiedilemeyecek şekilde olumsuz etkilediğini, başvurucunun beş suç ortağınınverdikleri ifadelerin kanıt olarak kullanıldığını, ancak beş suç ortağınıngözaltı sırasında kötü muamele gördüklerini, bu konu ile ilgili olarakbaşvurucunun beş suç ortağının gözaltı sırasında Sözleşme’nin 3. maddesineaykırı muamele gördüklerini, bu nedenle anılan maddede belirtilen haklarınınihlal edildiğinin Dağdelen ve Diğerleri/Türkiye kararında ortaya konulduğunu,başvurucu ile diğer şüphelilerin gözaltına alınmalarından sonra sorumlupolisler hakkında açılan ceza davasının zamanaşımından düştüğünü, dolayısıylabaşvurucunun gerçekten zorlayıcı şartlar altında suçlanıp suçlanmadığınınaydınlatılamadığını, ayrıca DGM tarafından verilen kararda, başvurucunun suçortaklarına yapılan kötü muamele nedeniyle polis memurları hakkında Ağır CezaMahkemesine açılan davanın değerlendirilmediğini, DGM önünde yapılanyargılamanın hakkaniyetten yoksun olduğunu belirterek, Sözleşme'nin 6.maddesinin (1) numaralı fıkrası ile bağlantılı olarak (3) numaralı fıkrasının(c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
14. Başvurucu dışında diğer sanıklar E.A. için ise E.Ç. ve S.Ö.'nün, Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlal edildiğiiddialarıyla başvuruları üzerine AİHM, 25/11/2008 ve 2/12/2008 tarihlikararları ile Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile (3) numaralıfıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine karar vermiştir.
15. Sanık E.Ç. 1/7/2009 tarihinde, sanık S.Ö. 20/11/2009tarihinde ve sanık E.A. 25/2/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinebaşvurarak, AİHM kararları doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine kararverilmesini talep etmişler, bu talepler kabul edilerek Mahkemenin E.2009/264sayılı dava dosyasında yeniden yargılamaya başlanmıştır.
16. Başvurucu, 19/7/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesine başvurarak, AİHM kararı doğrultusunda yargılamanın yenilenmesine vehükmün infazının ertelenmesine karar verilmesini talep etmiş, bu talep kabuledilerek Mahkemenin E.2010/306 sayılı dava dosyasında yeniden yargılamayabaşlanmıştır.
17. Mahkeme, 1/2/2011 tarih ve E.2010/306, K.2011/13 sayılıkararı ile Mahkemenin E.2011/306 sayılı dava dosyası ile E.2010/264 sayılı davadosyası arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğu gerekçesiylebirleştirilmelerine, yargılamaya E.2010/264 sayılı dava dosyası üzerinden devamedilmesine karar vermiştir.
18. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, duruşmalı olarakyaptığı yeniden yargılama sonunda, 14/5/2013 tarih ve E.2009/264, K.2013/119sayılı kararıyla AİHM kararı doğrultusunda, başvurucu ve diğer sanıklarınkolluk aşamasında alınan beyanlarının delil olarak değerlendirilmediğinibelirterek, dosyada bulunan eylem evrakları, arama ve yakalama tutanakları,arama sonucunda ele geçirilen silahlar ve patlayıcı maddeler, sahte kimliklerve örgütsel dokümanlar, ekspertiz raporları, mağdur beyanları ve teşhistutanakları ile doğrulanan fiiller dikkate alınarak, başvurucu ile diğersanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle cezalandırılmalarınınmümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesine konu edilen6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar vermiştir.
19. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, duruşmalıyapılan temyiz incelemesi sonunda, 30/6/2014 tarih ve E.2014/4421, K.2014/7953sayılı ilâmıyla, AİHM'in kararlarında gösterilen veSözleşme'nin 3. ve 6. maddeleri kapsamında kalan ihlal nedenleri de nazaraalınarak yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, hükümlülerin suçununsübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde vasfıtayin edilmiş, savunmaları inandırıcı şekilde reddedilmiş ve incelenen dosyayagöre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükmün onanmasınakarar verilmiştir.
20. Karar, başvurucuya 12/8/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
21. Başvurucu, 15/8/2014 tarihinde yapılan bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgiliHukuk
22. 1/3/1026 tarih ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun “Devlet Kuvvetleri Aleyhinde Cürümler”başlıklı 146. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanununun tamamınıveya bir kısmını tağyir ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmişolan Büyük Millet Meclisini iskata veya vazifesiniyapmaktan men'e cebren teşebbüs edenler,ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezasına mahkum olur.”
23. Sözleşme’nin “Adilyargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralıfıkrasının (c) bendi şöyledir:
“1.Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya dacezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecekolan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuyaaçık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Kararalenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeniveya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya tarafolanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adilyargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bununkaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresinceveya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir.
…
3. Bir suç ile ithamedilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:
…
c) Kendisini bizzat savunmak veya seçeceği birmüdafinin yardımından yararlanmak; eğer avukat tutmak için gerekli maddîolanaklardan yoksun ise ve adaletin yerine gelmesi için gerekli görüldüğünde,resen atanacak bir avukatın yardımından ücretsiz olarak yararlanabilmek;
…”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
24. Mahkemenin 11/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,başvurucunun 15/8/2014 tarih ve 2014/13694 numaralı bireysel başvurusuincelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu, İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülen soruşturma kapsamında 30/4/1996 tarihinde gözaltına alındığını ve14/5/1996 tarihinde tutuklandığını, "anayasaldüzeni zorla değiştirmeye teşebbüs etmek" suçundan hakkındaaçılan kamu davası sonunda İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesincemahkûmiyet kararı verildiğini ve kararın Yargıtay tarafından onandığını, AİHM'e yaptığı başvuru üzerine Sözleşme'nin 6. maddesinin(1) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğinekarar verildiğini, 19/7/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinebaşvurarak yargılamanın yenilenmesini talep ettiğini, Mahkemece duruşmaaçılarak yapılan yargılama sonunda 14/5/2013 tarihinde, İstanbul 2 No.lu DevletGüvenlik Mahkemesi kararının onaylandığını, temyiz üzerine Yargıtay 9. CezaDairesince hükmün onandığını, hukuka aykırı delillere dayalı olarak kararverildiğini, soruşturma sırasında avukat yardımından yararlandırılmadığını veişkence ile elde edilen delillere dayalı olarak hüküm kurulduğunu, AİHMkararına rağmen işkenceyle elde edilen delillere göre mahkûmiyet kararıverildiğini, Mahkemece, AİHM kararı ile ihlal bulunan önceki karardakigerekçelere göre hüküm kurulduğunu, yeni kanıt araştırması yapılmadığını,yeniden yargılamanın önceki yargılamadan tamamen bağımsız bir yargılama olduğuhalde önceki yargılamaya göre hüküm kurulduğunu, Mahkemece işkence ile alınankanıtların değerlendirme dışında tutulduğu belirtilmesine rağmen bu kanıtlarındosyada fiziki varlığını devam ettirdiğini, Mahkemede dinlenmeyen ve sorusoramadıkları başka dosya sanıklarının beyanlarının aleyhe değerlendirildiğini,devlet güvenlik mahkemeleri ile özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasınarağmen, bu mahkemelerde yapılan yargılama sırasında toplanan ve kullanılandelillerin değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını, yeniden yargılamasonunda verilen karar ile Yargıtay onama kararının gerekçesiz olduğunu, makulsürede yargılama yapılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
a. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil Olmadığıİddiası
26. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gerekenhususlarda inceleme yapılamaz.”
27. 30/3/2011 tarih ve 6216sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
28. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğinekarar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncüfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilenkanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireyselbaşvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.
29. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası veya açık keyfilik içermesi ve bu durumun kendiliğindenbireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Buçerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatasıveya açık keyfilik bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:2012/1027, 12/2/2013, § 26).
30. Başvuru konusu olayda başvurucu, İstanbul 10. Ağır CezaMahkemesince yeniden yargılama sonunda, AİHM kararı ile ihlal bulunan öncekikarardaki gerekçelere göre hüküm kurulduğunu, yeni kanıt araştırmasıyapılmadığını, yeniden yargılamanın önceki yargılamadan tamamen bağımsız biryargılama olduğu halde önceki yargılamaya göre hüküm kurulduğunu, Mahkemeceişkence ile alınan kanıtların değerlendirme dışında tutulduğu belirtilmesinerağmen bu kanıtların dosyada fiziki varlığını devam ettirdiğini, Mahkemededinlenmeyen ve soru soramadıkları başka dosya sanıklarının beyanlarının aleyhedeğerlendirildiğini, devlet güvenlik mahkemeleri ile özel yetkili mahkemelerinkaldırılmasına rağmen, bu mahkemelerde yapılan yargılama sırasında toplanan vekullanılan delillerin değerlendirilmesinin hukuka uygun olmadığını belirterek,adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
31. Başvurucu hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının12/8/1996 tarihli iddianamesiyle açılan kamu davası sonunda İstanbul 2 No.luDevlet Güvenlik Mahkemesince, 6/5/2003 tarihinde, başvurucunun yasa dışı TKEP/Lterör örgütünün üyesi olduğu, 1992-1995 yılları arasında örgütün kongrelerinekatıldığı ve bu örgütün merkez komite üyeliğine seçildiği, 30/4/1996 tarihindeyakalandığında da örgütün merkez komite üyesi olduğu, başka dosya sanıklarınındava dosyası içine alınan beyanlarına göre de sanıklar tarafındangerçekleştirilen fiillerde başvurucunun örgütün merkez komite üyesi olarakhareket ettiği gerekçesiyle müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmasınakarar verilmiştir. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 1/12/2003tarihli ilâmı ile onanmıştır.
32. Başvurucunun, gözaltında tutulduğu sırada avukatyardımından faydalandırılmadığını, diğer sanıkların işkence ile elde edilentanıklıklarına dayalı olarak mahkûmiyet kararı verildiğini, yasadışı yollarlaelde edilen delillere dayalı hüküm kurulduğunu ve masumiyet karinesinin gözardı edildiğini ileri sürerek, Sözleşme'nin 3. ve 6. maddelerinin ihlaledildiği iddiasıyla başvurusu üzerine AİHM, 13/10/2009 tarihli kararı ilebaşvurucunun İstanbul 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde örgüt üyesiolduğunu kabul ettiğini, ancak suçlamaları reddettiğini, Mahkemece, bulunansilahlar, sanık tespiti hakkında yürütülen kovuşturmalar, kişi teşhistutanakları, yüzleştirme tutanakları, bilirkişi raporları ve diğer sanıklarınbeyanları ışığında değerlendirilme yapıldığını belirtmiş, yargılama süresininmakul olduğunu ve bu konuda aynı dava dosyasına ilişkin olarak daha önceverilen kararlardaki gerekçelerin geçerli olduğunu, başvurucunun gözaltındabulunduğu sırada avukat yardımından faydalandırılmadığını, başvurucunun poliseverdiği ifadesinin mahkûmiyetinde kullanılması nedeniyle avukata erişim hakkınagetirilen kısıtlamalardan bizzat etkilendiğinin açık olduğunu, ancak gözaltındatutulduğu sırada avukata erişememesinin daha sonraki yargılama üzerindeetkisinin olup olmadığının ilgili Mahkemece değerlendirilmesi gerektiğini,başvurucunun yargılama sürecince delillere itiraz etme fırsatı bulduğuanlaşılmışsa da gözaltında tutulduğu sırada avukat desteği alamamasının savunmahaklarını telafi edilemeyecek şekilde olumsuz etkilediğini, başvurucunun beş suçortağının verdikleri ifadelerin kanıt olarak kullanıldığını, ancak beş suçortağının gözaltı sırasında kötü muamele gördüklerini, bu nedenle Sözleşme’nin3. maddesinde belirtilen haklarının ihlal edildiğinin Dağdelen veDiğerleri/Türkiye kararında ortaya konulduğunu, başvurucu ile diğerşüphelilerin gözaltına alınmalarından sonra sorumlu polisler hakkında açılanceza davasının zamanaşımından düştüğünü, dolayısıyla başvurucunun gerçektenzorlayıcı şartlar altında suçlanıp suçlanmadığının aydınlatılamadığını, ayrıcaDGM tarafından verilen kararda, başvurucunun suç ortaklarına yapılan kötümuamele nedeniyle polis memurları hakkında Ağır Ceza Mahkemesine açılan davanındeğerlendirilmediğini, DGM önünde yapılan yargılamanın hakkaniyetten yoksunolduğunu belirterek, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ilebağlantılı olarak (3) numaralı fıkrasının (c) bendinin ihlal edildiğine kararvermiştir.
33. Başvurucunun 19/7/2010 tarihli dilekçesi üzerine İstanbul10. Ağır Ceza Mahkemesi, yeniden yargılama talebini kabul ederek ve duruşmaaçarak yargılamaya başlamıştır. Mahkemece toplam on iki duruşma yapılmış,iddianamede ileri sürülen suçlamalara ilişkin olarak başvurucu ve diğersanıkların, müdafileri huzurunda savunmaları alınmış, AİHM kararı incelenmiş,yargılamanın yenilenmesine konu dava dosyası ve içerisindeki belgelerdeğerlendirilmiş, Cumhuriyet Savcısının esas hakkındaki mütalaasından sonra,başvurucu ve diğer sanıklar ile müdafilerine mütalaaya karşı beyandabulunmaları için süre verilmiştir.
34. Mahkeme, başvurucu ve diğer sanıklar ile müdafilerininson savunmalarını aldıktan sonra yeniden yargılama neticesinde, 14/5/2013tarihinde, AİHM kararı doğrultusunda, gözaltında bulunduğu sırada avukatyardımından faydalandırılmamasının başvurucunun savunma hakkı üzerindekiolumsuz etkisi ve beş suç ortağının gözaltı sırasında kötü muamele görmüşolmaları nedeniyle bu sanıkların verdikleri ifadelerin kanıt olarakkullanılamayacağı hususları göz önünde bulundurularak, başvurucu ve diğersanıkların kolluk aşamasında alınan beyanlarının delil olarakdeğerlendirilmediğini belirtmiş, dosyada bulunan eylem evrakları, arama veyakalama tutanakları, arama sonucunda ele geçirilen silahlar ve patlayıcımaddeler, sahte kimlikler ve örgütsel dokümanlar, ekspertiz raporları, mağdurbeyanları ve teşhis tutanakları ile doğrulanan fiiller dikkate alınarak,başvurucu ile diğer sanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerlecezalandırılmalarının mümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanınyenilenmesine konu edilen 6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına kararvermiştir.
35. Mahkeme, kararın gerekçesinde; başka dosya sanığı B.G.’nin, 13/12/1995 tarihinde Tokat ili Turhal ilçesindebulunan tekel deposunun silahla soyulması eyleminin istihbaratının başvurucutarafından yapıldığını, bu sırada başvurucunun yanında silah bulunmadığını,başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olduğunu, yine başka dosya sanığıİ.K.’nin, başvurucunun örgütün askeri ve siyasikamplar düzenleyeceğinden bahsettiğini, başka dosya sanığı A.Y.’nin de başvurucunun örgütün üst sorumlusu olduğunu beyanettiklerini belirtmiştir.
36. Mahkemece, başvurucu ve diğer sanıklar hakkında AİHM’in ihlal kararları dikkate alınarak ve başvurucu ileaynı dosyadaki diğer sanıkların kolluk aşamasındaki beyanları delil olarakkabul edilmeyerek diğer delillerin değerlendirildiği; 9/1/1996 tarihindeİstanbul Elektrik Tren Tramvay İşletmesine (İ.E.T.T) ait otobüsün yakılmasıeyleminin, başka dosya sanığı E.K. ve U.B.’nin kollukbeyanları, eylem evrakı, olay yeri tespit tutanaklarına göre sanıklar E.A. ve E.Ç’nin içinde bulunduğu grup tarafından işlendiği vebaşvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiilin başvurucuaçısından da sabit ve vahim kabul edildiği; yine Küçükçekmece ilçesinde bulunanbir siyasi parti teşkilatına ait lokalin silahla taranması ve bombalanmasıeyleminin başvurucunun zora dayalı olduğuna ilişkin delil bulunmayan 12/5/1996tarihli kolluk beyanı, eylem evrakı ve diğer belgelerden sanık E.A.’nın da içerisinde bulunduğu kişiler tarafından işlendiği vebaşvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiilin başvurucuaçısından da sabit ve vahim kabul edildiği; Bağcılar ilçesinde bulunan birsiyasi partiye ait seçim bürosunun bombalanması, Bakırköy ilçesinde bulunan birbankaya bomba konulması, Bağcılar ilçesinde bulunan bir vakfa bomba konulması,dört farklı marketten para gaspı, bir şahıstan para gasp edilmesi fiillerinin,şikayetçilerin ve tanıkların beyanlarına göre sanıklar E.A. ve S.Ö.’nün içerisinde bulunduğu kişiler tarafından işlendiğive başvurucunun örgütün merkez komitesi üyesi olması nedeniyle bu fiillerinbaşvurucu açısından da sabit ve vahim kabul edildiği; Maslak semtinde bulunanhalk pazarı önünde örgüt imzalı pankart asma, molotofkokteyli atma, korsan gösteri yapma eylemleriyle Ümraniye ilçesinde bulunan birspor kulübüne ve bir bankanın bankamatiğine bomba konulması, bir eğlencesalonuna benzin dökülerek yakılması eylemlerinin başka dosya sanıkları E.K.,Ö.Ö., C.B., U.B. ve O.K.’nin zora dayalı olmayankolluk beyanlarına göre sanık E.Ç.’nin de içerisindebulunduğu kişiler tarafından işlendiği ve başvurucunun örgütün merkez komitesiüyesi olması nedeniyle bu fiillerin başvurucu açısından da sabit ve vahim kabuledildiği; sonuç olarak başvurucu ile diğer sanıklar E.A., E.Ç. ve S.Ö.’nün üyesi bulundukları yasa dışı silahlı terörörgütünün Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı cebir ve şiddet kullanarakdeğiştirme amacına yönelik vahamet arz eden olayları gerçekleştirdikleri,sanıkların sübutu kabul olunan eylemlerinin, amaç suçun işlenmesidoğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göreamacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenerek, 765sayılı Kanun’un 146. maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanıkların kollukbeyanları dışındaki deliller ile cezalandırılmalarının mümkün ve zorunlubulunduğunun anlaşılması karşısında İstanbul 2 No.lu Devlet GüvenlikMahkemesinin 6/5/2003 tarihli kararının düzeltilerek onaylanmasına kararverildiği anlaşılmıştır.
37. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, duruşmalıyaptığı temyiz incelemesi sonunda 30/6/2014 tarihli ilâmıyla, AİHM'in kararlarında gösterilen ve Sözleşme'nin 3. ve 6.maddeleri kapsamında kalan ihlal nedenleri de nazara alınarak, Mahkemeceduruşma açılmak suretiyle yapılan yargılamada; müdafileri huzurunda sanıklarınsavunmalarının alındığı, AİHM’in ihlal kararlarıdoğrultusunda delillerin kabul edilebilirliği hususunun tartışılarak,sanıkların müdafilerinin yokluğunda alınan kolluk aşamasındaki beyanları vesadece bu beyanlar doğrultusunda kabul edilen eylemlerin hükümden çıkarıldığıbelirtilerek, yapılan yargılamaya ve toplanan delillere göre, hükümlülerinsuçunun sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekildevasfı tayin edilmiş, savunmaları inandırıcı şekilde reddedilmiş ve incelenendosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan hükmünonanmasına karar verilmiştir.
38. Mahkemece, başvurucu ile diğer sanıkların kollukaşamasında verdikleri beyanların delil olarak kabul edilmediğinin karardaaçıkça gösterildiği, AİHM’in ihlal kararı verdiğihususların değerlendirildiği, dosyada bulunan diğer belge ve deliller dikkatealınarak başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı verildiği belirlenmiştir.
39. Mahkemenin gerekçesi ve başvurucunun iddialarıincelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi tarafından delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
40. Başvurucu, yargılama sürecinde karşı tarafın sunduğudeliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi delillerini veiddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan delillere veiddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya dauyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının Derece Mahkemesitarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibiMahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangibir durum da tespit edilememiştir.
41. Açıklanan nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediğianlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlali İddiası
42. Başvurucu, yeniden yargılama sonunda verilen karar ileYargıtay onama kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.
43. Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
"Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarakyazılır."
44. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gerekenşekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa'nın, bütün mahkemelerin her türlükararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de, hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B.No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).
45. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıtvermek zorunda değildir. Ancak ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğindedavanın sonucuna etkili olması halinde, mahkeme bu hususa belirli ve açık biryanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi ileri sürülen iddialarınzımnen reddi yeterli olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).
46. Öte yandan, temyiz mercilerinin yargılamayı yapanmahkemenin kararına katılmaları halinde, bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak yada bir atıfla kararlarına yansıtmaları yeterlidir. Burada önemli olan husus,temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurlarıincelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya dabozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).
47. Somut olayda yeniden yargılama yapan İstanbul 10. AğırCeza Mahkemesi, AİHM kararı doğrultusunda, başvurucu ve diğer sanıkların kollukaşamasında alınan beyanlarının delil olarak değerlendirilmediğini belirterek,dosyada bulunan diğer delil ve belgelere dayanarak, başvurucu ile diğersanıkların, kolluk beyanları dışındaki diğer delillerle cezalandırılmalarınınmümkün ve zorunlu olduğu gerekçesiyle yargılamanın yenilenmesine konu edilen6/5/2003 tarihli hükmün onaylanmasına karar vermiştir (bkz. §§ 34-36). Temyizüzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince, Mahkemece verilen kararın gerekçesine atıfyapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz. § 37).Dolayısıyla ilk derece mahkemesi ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundansöz edilemez.
48. Açıklanan nedenlerle; gerekçeli karar hakkına yönelik birihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurunun bu kısmının, diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedeniyle kabuledilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığıİddiası
49. Başvurucu, 19/7/2010 tarihli dilekçesi üzerine İstanbul10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılan yargılamanın yenilenmesi davasının makulsürede sonuçlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
50. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalanbir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metniile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somutgörünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilenadil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzî içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adilyargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makulsürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanmahakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olansüratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).
51. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunundavanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, birdavanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulmasıgereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).
52. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarıncakişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul süredekarara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, cezakanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukununkuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızınkendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B. No: 2013/625,9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, "anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüsetmek" suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.Başvurucu hakkında isnat olunan suç 765 sayılı mülga Kanun'un 146. maddesininbirinci fıkrasında hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmıştır. Buçerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B. No:2012/625, 9/1/2014, § 32).
53. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olupolmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediğiiddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olaraketkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin uygulanması ya dayeniden yargılama yapılması talebinde bulunma anıdır. Somut başvuru açısındanbu tarih, başvurucunun yeniden yargılama yapılması talebinde bulunduğu19/7/2010 tarihidir. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih ise suçisnadının nihai olarak karara bağlandığı tarih olup, somut başvuru açısından butarih, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/5/2013 tarihli kararının Yargıtay9. Ceza Dairesince onandığı 30/6/2014 tarihidir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, §35).
54. Anayasa Mahkemesinin, derece mahkemelerinin yargılamasürelerine riayetlerine ilişkin yerel mevzuatı nasıl yorumladıklarını veuyguladıklarını denetleme görevi bulunmamakta olup Mahkeme, davaların “makul süre” içerisinde tamamlanıptamamlanmadığını tespit etmek amacıyla yargılama süresinin bütününü ele alarak,bu sürenin Anayasa’nın 36. maddesine uygun olup olmadığıyla sınırlı birinceleme yapmaktadır.
55. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nunöngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusuyapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği yönünde kararlar verilmiştir (B. No: 2012/625, 9/1/2014, §§ 23-41; B.No: 2013/695, 9/1/2014, §§ 24-40).
56. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde,başvurucunun, AİHM’in ihlal kararından sonra19/7/2010 tarihinde, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak yargılamanınyenilenmesini talep ettiği, başvurucunun talebi üzerine açılan dava dosyası ileüç sanığın açtığı yargılamanın yenilenmesi dava dosyalarının birleştirildiği,duruşma açılarak yargılama yapıldığı, başvurucunun ve diğer sanıkların kollukaşamasında alınan beyanları delil olarak değerlendirilmeyerek, diğer delillergöz önünde bulundurulmak suretiyle 14/5/2013 tarihinde, 6/5/2003 tarihlimahkûmiyet kararının onaylanmasına karar verildiği, temyiz üzerine, Yargıtay 9.Ceza dairesince 30/6/2014 tarihinde hükmün onanarak kesinleştiği anlaşılmıştır.
57. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasışöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
58. Somut olayda, başvuruya konu yargılamanın yenilenmesidavasında yargılama, temyiz safhasıyla birlikte toplam üç yıl on bir ay on birgün sürmüştür. İki dereceli bir yargılamada, İlk Derece Mahkemesi ve Yargıtayda geçen süreler dikkate alındığında, toplam üç yılon bir ay on bir gün devam eden yargılamanın, makul sürede tamamlandığı vebaşvurucunun haklarını ihlal edecek şekilde gecikme olmadığı sonucunaulaşılmıştır.
59. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun makul süreyi aştığınıileri sürdüğü yargılamasının uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlal saptanmadığından,başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucunun,
1. Yargılamanınsonucu itibarıyla adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
2.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,
3. Makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının“açıkça dayanaktan yoksun olması”
nedenleriyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerine bırakılmasına,
11/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.