TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ŞAH BAĞATUR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5195)
Karar Tarihi: 21/1/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Mehmet Şah BAĞATUR
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, terör örgütüüyeleri tarafından kardeşi ile oturdukları eve saldırı yapıldığı dikkate alınmaksızın17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesinedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyet hakkının; ret işlemlerinekarşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru 10/7/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idariyönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engelteşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 19/1/2015 tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulünekarar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 19/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle ile ilgili olaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu; kardeşi S.B. ilebirlikte oturdukları meskene 15/6/1994 tarihinde PKK tarafından düzenlenenbaskın neticesinde evin kullanılamaz hâle geldiğini beyan ederek bu olaynedeniyle köyden ayrıldığını iddia etmiştir.
7. Başvurucu 26/1/2006tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyleBatman Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
8. 7/1/2011 tarihli ve2011/1-203 sayılı Komisyon kararında; dosyada yer alan bilgi ve belgeleruyarınca köy boşaltılmadığından, kişiye yönelik tehdit ve saldırı olmadığındanbahisle talebin reddine karar verilmiştir.
9. Başvurucu tarafından belirtilenret işlemi aleyhine Diyarbakır İdare Mahkemesinde açılan dava, yetkisizlikkararıyla Batman İdare Mahkemesine devredilmiştir.
10. Batman İdare Mahkemesinin25/11/2011 tarihli ve E.2011/773, K.2011/1281 sayılı kararı ile“...1987-2000 yılları arasında Sarıyayla Köyü’nde GKK ve GÖKK görevlendirildiği vekoruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 25 haneninikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 yılında 1178, 1997 yılında 605, 2000 yılında777 kişi olduğu, ... 1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimlerininyapıldığı, ancak evrakların imha edilmek üzere SEKA'ya gönderildiği, ... Sarıyayla Köyü İlköğretim Okulu'nun eğitim ve öğretime açıkolduğu, ... Sarıyayla Köyü, KarayünMezrası halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göçetmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olmasıdiğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vedavacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığı...” gerekçesine dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir.
11. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/3250,K.2013/627 sayılı ilamıyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
12. Onama kararının 12/6/2013tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği ve 10/7/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgiliHukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2.,4., 6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, DanıştayOnuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679,K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesininbirinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engellihâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısıile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altıkatı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespitedilenlere dört katından yirmidört katı tutarınakadar,
c) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespitedilenlere yirmibeş katından kırksekizkatı tutarına kadar,
d) Çalışma gücükaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespitedilenlere kırkdokuz katından yetmişikikatı tutarına kadar,
e) Ölenlerinmirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e)bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı TürkMedenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
15. Mahkemenin 21/1/2016tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı talebin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köyhalkına “Köy korucusu ol ya daköyü terk et.” şeklinde idaretarafından yapılan baskının ve zorlamanın Mahkemece dikkate alınmadığını,yerleşim yerinde muhtarlık seçimlerinin yapılmaması, okulun güvenlik nedeniylekapatılması, yerleşim yeri sakinlerinin öldürülmesi, silahla yaralanması, PKKtarafından kardeşi S.B. ile birlikte yaşadığı eve baskın yapılmasına dair özeldurumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesinedayanılarak tarafından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafındansunulan belgelerin dikkate alındığını ve sunulan bu belgeler tebliğ edilmemeksuretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adilolmadığını belirtmiştir.
17. Başvurucu; ayrıca kararlarınyeterli gerekçe ihtiva etmediğini, tarafından sunulan belgeler dikkatealınmaksızın idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenintarafsız olmadığını, önceki bir tarihte aynı yerleşim yerinden başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini veyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavasının reddine karar verildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarakayrımcılığa maruz bırakıldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını veDerece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararının tazminedilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yer almayan bir nedene dayanılarak Komisyonve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkındayürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 2.,7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlaledildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Başvuru dilekçesi ve ekleriincelendiğinde başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazminiamacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35.,36., 87., 125. ve 141. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniiddia etmiştir. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararıneticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucu maruz bırakıldığını mülkiyet hakkından yoksun kalma durumukarşısında bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterekAnayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Anılan ihlal iddiası, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaliiddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarakdeğerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı giderim taleplerinin mukim olduğu köyün tamamenboşaltılmamış olduğu gerekçesiyle reddedildiğini ancak önceki bir tarihte aynı yerleşimyerinden başvuruda bulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönündekarar verdiğini ve yargı merciince bu kararlar konusunda araştırma ve incelemeyapılmayarak davasının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif birsebep bulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığınıbelirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir.
20. 5233 sayılıKanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat taleplerinin reddedilmesinedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha önce bireysel başvuruya konuolmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucularınkendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin herhangibir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını temellendirecek herhangibir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılaniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No:2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; CahitTekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın hangi temeledayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddialarıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
2. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
a. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
23. Başvurucu, idare tarafındansunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenintarafsız olmadığını iddia etmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda, benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konuyargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracakşekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı vetaraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel birtaraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığıanlaşıldığından başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısındanhâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgusaptanmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön debulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Çelişmeli Yargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu, tarafınca sunulanve davanın esasında etkili olan bilgi, belge ve deliller dikkate alınmaksızınsadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen belgeleredayanılarak davasının İlk Derece Mahkemesi tarafından reddine karar verildiğinibelirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerininihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda, çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerininihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu tazminattaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında karşılanıp karşılanmayacağınoktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadikriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütündenyararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari birimden gelentahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya daİlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler veiçeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğutespit edilmiştir. Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerindebu belgeler ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ilerisürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil vebeyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafındansunulan belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkinolarak tetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvurudosyaları kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usuleilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bukısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude Yaşar, §§ 74-76; CahitTekin, §§ 70-72).
29. Somut başvuruda, yukarıdadeğinilen ilkeler ışığında yapılan incelemelerde başvurucunun usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı ve başvurucu açısından farklı karar verilmesinigerektiren bir yön de bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun çelişmeli yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiği iddialarının diğerkabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin, açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, Mahkeme kararındatalep sonucuna etki eden hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğiniiddia etmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan başvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olanözel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafındanileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin DereceMahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği, bu nedenlerle başvurularınbu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77).
33. Somut başvurunun incelenmesineticesinde başvurucunun taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilipedilmeyeceği noktasında Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olup olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzimedilen tutanak ve belgeler kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafındanileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarakreddedildiği (bkz. §§ 10, 11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar vegerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemesinin denetimindengeçerek kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususudışında- gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkındafarklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
34. Açıklanan nedenlerlebaşvurucunun gerekçeli karar haklarının ihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
d. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia
35. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında ileri sürdüğü giderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundakiidari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmamasınedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanmahakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
36. 5233 sayılı Kanun kapsamındayapılan müracaatlarda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makulsürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmışve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılamaaşamalarında geçen süreler ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde Komisyon veyargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak uyuşmazlığın kararabağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarınaatfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz yılın altındagerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede yargılanmahakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
37. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
38. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında başvurucununKomisyona başvuru tarihi olan 26/1/2006 ile nihai karar tarihi olan temyiztalebi üzerine verilen 31/1/2013 tarihli onama karar tarihi arasında geçen yediyıllık sürede uyuşmazlığın karara bağlanmasıkonusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecekbir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklıkarar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
39. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul süreyi aştığınıileri sürdüğü yargılamanın uzunluğu konusunda açık ve görünür bir ihlalsaptanmadığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
e. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
40. Başvurucu, 5233 sayılı Kanunkapsamında yaptığı başvurunun, terör örgütü mensupları tarafından kardeşiolduğunu iddia ettiği S.B.nin meskenine yapılansaldırıda kendisinin de aynı evde olduğunu, eve saldırı yapılmasındaki özeldurumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
41. Anayasa'nın 148. maddesinindördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 49.maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerdekanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı,6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktanyoksun başvuruların mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceğibelirtilmiştir (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
42. Anılankurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinekonu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarınınadaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve budurumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlaletmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veya açık keyfîlikiçermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, § 26).
43. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındakiekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındakendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
44. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudakitakdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesikararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, anayasal bir temel hakveya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklı birdeğerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
46. Başvurucunun; kardeşiolduğunu iddia ettiği S.B.nin meskenine terör örgütümensupları tarafından yapılan saldırıda kendisinin de aynı evde olduğu,güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği, bu çerçevede oluşan zararlarının 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü vebelirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını DereceMahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısınedeni ile yerleşim yerini terk ettiği noktasındaki özel durumunun dikkatealınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
47. Anayasa’nın 148.maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralıfıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan hükümlergözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların; başvuruya konu ettiği kamugücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle ya kişisel olarak doğrudanetkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdur arasında şahsi ve özelbir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012, § 21)
48. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ilebaşvurucudan, başvuru formunda ileri sürdüğü iddialarını ispat etmeye yönelikkardeşi olduğu beyan edilen ve mağdur olduğu iddia edilen, meskenin sahibi kişiile arasındaki kardeşlik ilişkisinin nüfus kayıtlarından tespit edilemediğiiçin aralarında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleriMahkemeye sunması istenmiştir.
49. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesi ile meskeninesaldırı yapıldığını belirttiği S.B. ile ilgili biyolojik anlamda kardeşolmalarına rağmen nüfus kayıtlarında S.B.nin amcasıolarak görüldüğünü, bu durumun köy sakinleri tarafından bilindiğini belirtmenindışında başkaca bir husus beyan etmemiştir.
50. Bu çerçevede başvurucunun; arasında kardeşlik ilişkisibulunduğunu iddia ettiği S.B.nin evine terör örgütüüyeleri tarafından saldırı yapılması iddiası hakkında Anayasa Mahkemesitarafından kendisine yazılan müzekkereye cevap olarak bu kişi ile arasındakiakrabalık ilişkisine değinmekle yetindiği, aralarındaki ilişkide şahsi ve özelbağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belge sunmadığı tespit edilmiştir.Ayrıca başvuru dosyasında yer alan anılan olaya ilişkin tutanaklarda dabaşvurucunun saldırı anında aynı evde bulunduğu iddiasına ilişkin bir dayanakolacak bir belgeye rastlanamamıştır. Bu tespitler karşısında başvurucununtaleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, yerleşimyerlerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülenfaaliyetler nedeniyle terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklı birkarine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığıanlaşılmaktadır.
51. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddianın kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
52. Başvurucu, ayrıca idarenincan ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniylemülkiyet hakkını ihlal ettiğini iddia etmektedir.
53. Başvuru formu incelendiğinde başvurucu, Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü bölümde 5233 sayılı Kanun kapsamındatanzim edilen belgelerde maddi zararının mevcut olduğunu iddia etmiş; idariyargı makamlarının tazminat başvurusuna ilişkin söz konusu düzenlemeleri dar vealeyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35. maddesinin ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
54. Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğihususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecineilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde başvurucunundelillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadığına ve yargılamaya etkinolarak katılma imkânının elinden alındığına dair bir bulgu da saptanmadığıanlaşılan somut yargılama faaliyetinin Derece Mahkemelerince adil yargılanmahakkının gereklerine uygun şekilde yerine getirildiği tespit edilmiş olduğundanmülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesinegerek görülmemiştir (ÜlküÖzgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43)
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2.Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3.Çelişmeli yargılanma ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4.Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6.Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Adli yardım talebininkabulüyle geçici muafiyet sağlanan yargılama giderlerinin tahsilininbaşvurucunun mağduriyetine neden olacağı anlaşılmakla, 12/1/2011 tarihli ve6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA
21/1/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.