TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET DEMİRTAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6098)
Karar Tarihi: 15/10/2015
R.G. Tarih ve Sayı: 25/12/2015-29573
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Alparslan ALTAN
Üyeler
:
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Engin YILDIRIM
Celal Mümtaz AKINCI
Raportör Yrd.
:
Yusuf Enes KAYA
Başvurucu
:
Mehmet DEMİRTAŞ
Vekili
:
Av. Zeynep KÜÇÜK
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, tutukluluğun kanunisüreyi aştığı ve makul olmayan bir süredir devam ettiği iddiası hakkındadır.
II. BAŞVURUSÜRECİ
2. Başvuru, 2/8/2013 tarihindeİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerininidari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasınaengel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm ÜçüncüKomisyonunca 28/10/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından4/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikteyapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/12/2013tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü27/1/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesinesunulan görüş, başvurucuya 4/2/2014 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, karşıbeyanlarını 18/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerindeifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, İstanbulCumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan bir soruşturma kapsamında12/6/2007 tarihinde göz altına alınmıştır.
9. Başvurucu İstanbul 10. AğırCeza Mahkemesinin 16/6/2007 tarihli ve E.2007/67 Sorgu sayılı kararıylatutuklanmıştır.
10. Soruşturma sonucundabaşvurucunun, kamuoyunda "Ergenekon Soruşturması" olarak bilinen veİstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 2008/209 E. sayılı dava kapsamındacezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır. Bu dava aynı Mahkemenin2009/191 E. sayılı dosyasında birleştirilmiştir. Başvurucu bu dava kapsamındatutuklu olarak yargılanmıştır.
11. Son olarak 12/7/2013tarihinde tutukluluk hâlini inceleyen Mahkeme, başvurucunun tutukluluğunundevamına karar vermiştir.
12. Bu karara yapılan itiraz,İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 19/7/2013 tarihli ve 2013/493 Değişik İşsayılı kararıyla reddedilmiştir.
13. İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesi 5/8/2013 tarihli ve sayılı kararıyla başvurucunun üzerine atılısuçlardan mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.
14. Başvurucu 2/8/2013 tarihindeAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.
15. Başvurucu 10/3/2014tarihinde tahliye edilmiştir.
B. İlgili Hukuk
16. Anayasa’nın 153. maddesininüçüncü fıkrası şöyledir:
“Kanun, kanun hükmünde kararnameveya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptalkararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihteyürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğegireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın ResmiGazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”
17. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66.maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:
“Mahkemece iptaline karar verilenkanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü veyabunların belirli madde veya hükümleri, iptal kararının Resmî Gazetedeyayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Mahkeme gerekli gördüğü hâllerde,Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğegireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabilir.”
18. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılıTerörle Mücadele Kanunu’nun 10. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:
“Türk Ceza Kanununun 305, 318, 319, 323, 324, 325 ve332 nci maddeleri hariç olmak üzere, İkinci KitapDördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlarda, CezaMuhakemesi Kanununda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır.”
19. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılıTürk Ceza Kanunu’nun 314. maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir:
“Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğerhükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.”
20. 5237 sayılı Kanun’un 220. maddenin(5) numaralı fıkrası şöyledir:
“Örgüt yöneticileri, örgütün faaliyeti çerçevesindeişlenen bütün suçlardan dolayı ayrıca fail olarak cezalandırılır.”
21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılıCeza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:
“(1)Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2)Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa.
b) Şüpheliveya sanığın davranışları;
1.Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
2. Tanık,mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarındakuvvetli şüphe oluşturuyorsa.
(3)Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığıhalinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:
a)26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunundayer alan;
…
9. Suçişlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde220),
10.Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
11.Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312,313, 314, 315)”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
22. Mahkemenin 15/10/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 2/8/2013 tarihli ve 2013/6098numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucununİddiaları
23. Başvurucu, 3713 sayılıKanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasına göre kendisine isnat edilen suçlarbakımından 5271 sayılı Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin iki katuygulanmasını öngören hükmün, Anayasa Mahkemesince 4/7/2013 tarihinde iptaledilmesine rağmen bu kararın kendisi hakkında uygulanmadığını, iptal kararıtarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasındaöngörülen azami beş yıllık tutukluluk süresini doldurmasına rağmen tahliyeedilmediğini, iptal kararı sonrasında tutukluluk hâlinin yasal dayanağınınkalmadığını ve makul olmayan bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerekAnayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
1. Kabul Edilebilirlik Yönünden
24. Başvurucunun iddialarınınaçıkça dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Tutukluluğun KanuniSüreyi Aştığı İddiası
25. Başvurucu, AnayasaMahkemesinin 4/7/2013 tarihli iptal kararıyla birlikte tutukluluğunun kanunidayanağının kalmadığını ileri sürmüştür.
26. Bakanlık, görüşünde 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında ağır cezalık suçlar için azami tutukluksüresinin iki yıl olduğunu, bu sürenin zorunlu hâllerde üç yıl dahauzatılabileceğini, uzatma süreleri dâhil toplam tutukluluk süresinin azami beşyıl olabileceğini, başvurucunun 5237 sayılı Kanun’un 314. maddesinin (2)numaralı fıkrası, 174. maddesi ve 3713 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (2)numaralı fıkrasında tanımlanan suçları işlediği iddiasıyla yargılanarakhakkında mahkûmiyet kararı verildiğini, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihlikararı ile 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasını iptaledildiğini, bahsi geçen kararın 2/8/2013 tarihli Resmî Gazete’deyayımlandığını, gerekli yasal düzenlemenin yapılabilmesi için Anayasa’nın 153.maddesi uyarınca iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin bir yıl ertelendiğini,başvurucunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/8/2013 tarihli mahkûmiyetkararına kadar altı yıl on bir ay yirmi iki gündür tutuklu olduğunu ve busürenin on yılı geçmediğini belirtmiştir.
27. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı Anayasa Mahkemesinin 21/11/2013 tarihli ve E.2012/1303 sayılıbireysel başvuru kararına atıf yaparak azami tutukluluk süresinin beş yılolduğunu ve somut olayda bu sürenin aşıldığını belirtmiştir.
28. Başvurucunun, kanuni tutukluluksüresinin aşıldığına ilişkin bu şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.
29. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncüfıkrası şöyledir:
“Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunankişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakimkararıyla tutuklanabilir. Hakim kararı olmadanyakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerdeyapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.”
30. Anayasa’nın 19. maddesinin birincifıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilkeolarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,§ 42).
31. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızınyalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak veancak kanunla sınırlanabileceği; bu sınırlamaların Anayasa’nın sözüne veruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine veölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumlarınşekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindekitemel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ileuyumludur (Savaş Çetinkaya, B.No: 2012/1303, 21/11/2013, § 30).
32. Kişi hürriyeti ve güvenliğineilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule uygunluğunu sağlamayükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece mahkemelerine aittir.Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi keyfî bir şekilde özgürlüğündenalıkoymaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişiözgürlüğüne getirilecek sınırlamaların maddenin amacına uygun olması ve keyfîuygulamaya yol açmaması gerekir. Bu nedenle Anayasa’nın 19. maddesinde yer alanhürriyetten yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralıgereğince başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni” dayanağının bulunupbulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin verdiği hâllerde isehukuk devleti ilkesi gereği, keyfîliği önlemek içinuygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olupolmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (Murat Narman, § 44).
33. Tutuklamaya ilişkin hükümler 5271sayılı Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye görekişi ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir (Murat Narman, § 45).
34. 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine girenişlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunluhâllerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği ancak uzatma süresinin toplamüç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplamtutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.
35. Yargılandığı davada başvurucuyaisnat edilen fiiller, 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasıkapsamında olup aynı fıkrada, bu fiiller bakımından 5271 sayılı Kanun’un 102.maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen tutuklama sürelerinin iki katıolarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla başvurucuya isnat olunanfiiller bakımından uygulanacak toplam tutukluluk süresinin uzatma süreleridâhil azami on yıl olabileceği anlaşılmaktadır.
36. 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesininbeşinci fıkrası, Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013 tarihli ve E.2012/100, K.2013/84sayılı kararı ile iptal etmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“Ceza hukukunun, toplumun kültürve uygarlık düzeyi, sosyal ve ekonomik yaşantısıyla ilgili bulunması nedeniylesuç ve suçlulukla mücadele amacıyla ceza ve ceza muhakemesi alanında sistemtercihinde bulunulması devletin ceza siyaseti ile ilgilidir. Bu bağlamda hukukdevletinde, ceza hukukuna ilişkin düzenlemeler bakımından kanun koyucuAnayasa'nın temel ilkelerine ve ceza hukukunun ana kurallarına bağlı kalmakkoşuluyla, toplumda belli eylemlerin suç sayılıp sayılmaması, suç sayıldıklarıtakdirde hangi çeşit ve ölçülerdeki ceza yaptırımlarıyla karşılanmalarıgerektiği, hangi hal ve hareketlerin ağırlaştırıcı ya da hafifletici öğe olarakkabul edileceği gibi konularda takdir yetkisine sahip olduğu gibi cezayargılamasına ilişkin kurallar belirleme ve bu çerçevede mahkemelerin kuruluşu,görev ve yetkileri, işleyişi, yargılama usulleri ve yapısı hakkında da Anayasakurallarına bağlı olmak koşuluyla ihtiyaç duyduğu düzenlemeyi yapma yetkisinesahiptir.
Cezayargılamasına ilişkin kuralları ve bu kapsamda suç türlerine göre tutukluluksürelerini belirlemek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında bulunmaklabirlikte, gerek ulusal mevzuatta ve uygulamada gerekse de Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, ilk derecemahkemelerince sanığın suçlu bulunarak mahkûm edilmesinden sonraki sürecintutukluluk olarak değerlendirilmediği de nazara alındığında, dava konusukuralda düzenlenen azami tutukluluk süresinin demokratik bir hukuk devletindekabul edilemeyecek kadar uzun olduğu, bu yönüyle kuralda tutuklamanın adeta birceza olarak uygulanabilmesine imkân tanınarak, tutuklama tedbiriyle ulaşılmak istenenhukuki yarar ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı arasındaki makul dengeninkişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı aleyhine bozulmasına neden olunduğu…”
37. İptal kararının yürürlüğe gireceğigün sorununu da inceleyen Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 153. maddesi ile 6216sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası hükümlerine göre söz konusuiptal kararının derhâl uygulanmasını “kamu düzenini ihlal edici nitelikte”görerek iptal kararının Resmî Gazete’deyayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar vermiştir.
38. Somut olayda başvurucu AnayasaMahkemesinin anılan kararı üzerine tutukluluk hâline son verilmesi istemiyle5/7/2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine başvurmuştur.Başvurucunun talebi İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 12/7/2013 tarihli ve2013/435 Değişik İş sayılı kararında “3713sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Türk Ceza Kanununun305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddelerihariç olmak üzere, İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve YedinciBölümünde tanımlanan suçlarda, Ceza Muhakemesi Kanununda öngörülen tutuklamasüresi iki kat olarak uygulanır.” hükmünün Anayasa Mahkemesinin 4/7/2013tarihli ve E.2012/100, K.2013/84 sayılı kararıyla iptal edildiği, ancakAnayasa’nın 153. maddesi uyarınca söz konusu iptal kararının Resmi Gazetedeyayınlanması veya Resmi Gazetede yayınlanarak iptal gerekçesinde belirlenensürenin dolmasıyla yürürlüğe gireceği, bu bakımdan 3713 sayılı Kanun’un 10.maddesinin beşinci fıkrasının halen yürürlükte olduğu, tutuklu sanığındurumunun bu hükme göre değerlendirilmesi gerektiği, tutuklu sanık hakkındatutmayı gerektirir somut delillerin mevcut olduğu, tutuklu sanığın üzerineatılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, Avrupa İnsanHakları Mahkemesi içtihatlarında da tutuklama için makul şüphenin yeterligörüldüğü, atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunan sanıkhakkında daha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasınınyetersiz kalacağı” gerekçesiyle reddedilmiştir.
39. Başvurucu, İstanbul 13. Ağır CezaMahkemesinin 12/7/2013 tarihli kararına itiraz etmiş; itiraz, İstanbul 14. AğırCeza Mahkemesinin 19/7/2013 tarihli ve 2013/493 Değişik İş sayılı kararında “tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararların vegerekçelerinin ortaya konulduğu Mahkemenin 27/7/2012 tarihli oturumundasanıklar için belirtilen tutukluluk gerekçelerinin usul ve yasaya uygun olduğuve herhangi bir isabetsizlik görülmediği” gerekçesiyle reddedilmiştir.
40. AnayasaMahkemesinin birçok içtihadında, tutukluluk süresinin hesabında ilk derecemahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınmasıgerektiği, yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûmedilen bir kişinin hukuki durumunun “bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıktığı ve tutmanedeninin ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma hâlinedönüştüğü, bu bakımdan temyiz aşamasında geçen sürelerin tutukluluk süresinindeğerlendirmesinde göz önünde bulundurulamayacağı belirtilmiştir (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §41).
41.Somut olayda başvurucu 12/6/2007 tarihinde gözaltına alınması ile İlk DereceMahkemesinin 5/8/2013 tarihli kararı üzerine hapis cezası ilecezalandırılmasına karar verilmesi arasında yaklaşık altı yıl iki aylık birsüre boyunca “bir suç isnadına bağlı olarak”tutulmuştur. Her nekadar 3713 sayılı Kanun’un 10. maddesinin beşinci fıkrası AnayasaMahkemesi tarafından 4/7/2013 tarihinde iptal edilmişse de iptal kararınınderhâl uygulanmasının kamu düzenini ihlal edeceği değerlendirilerek iptalhükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasındanbaşlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiştir. BaşvurucununAnayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu 2/8/2013 tarihi itibarıyla sözkonusu iptal hükmü yürürlüğe girmemiştir. Buhâliyle başvurucunun tutuklu kaldığı süre 3713 sayılı Kanun’un 10.maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen onyıllık azami süreyi aşmamıştır.
42. Açıklanan nedenlerle tutukluluğunKanun’da belirlenen azami süreyi aştığı yönündekişikâyetlerle ilgili olarakAnayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “kanunilik şartı”nınihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.
b. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığı İddiası
43.Başvurucu, uzun bir süredirtutuklu olduğunu ileri sürmüştür.
44.Bakanlık, tutukluluk süresininhesaplanmasında başlangıç noktasının başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltınaalındığı tarih olduğunu, kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesikararıyla da olsa bir mahkeme kararıyla mahkûmiyetine karar verildiği tarihtetutukluluğun sona ereceğini, bu tarihten itibaren tutmanın nedeninin “bir suçşüphesi üzerine tutma” olmaktan çıkıp “mahkemelerce verilmiş hürriyetikısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi” hâlinedönüşeceğini, başvurucunun gözaltına alınması ile Derece Mahkemesince kararverilmesi arasında yaklaşık altı yıl iki ay tutuklu kaldığını, suç işlediğişüphesiyle bir kişinin hürriyetinden mahrum bırakılabilmesi için ilgilininatılı suçu işlediği yönünde makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerinbulunmasının gerekli olduğunu, bu koşulun kişinin tutukluluğunun devamettirildiği her aşamada varlığını sürdürmesi gerektiğini ve makul şüpheninortadan kalktığı anda ilgilinin serbest bırakılması gerektiğini belirtmiştir.
45. Bakanlık ayrıca belirli bir sürenin ötesine geçenbir tutukluluk süresinin makul olup olmadığını değerlendirirken somut olayınkendine özgü koşullarının dikkate alınarak öncelikle makul şüphenin varlığınısürdürüp sürdürmediğinin, derece mahkemelerinin kararlarında gösterilentutuklama nedenlerinin yargılamayı yapan mahkemenin yargılamayı süratle sonaerdirmesi açısından gerekli dikkati gösterip göstermediğinin, ulusal yargıorganlarının adli kontrole başvurma konusunu tartışıp tartışmadığının, davanınkarmaşıklığının, suçlamaların niteliği ve yargılama süresince yargılamayıuzatma ya da makul sürede sona erdirme açısından başvurucunun tutum vedavranışlarının dikkate alınması gerektiğini, AİHM’inözellikle organize suçlulukla mücadelede tutuklu yargılanan bazı başvurucularındört yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul kabul ettiğini,Almanya’ya karşı yapılan ve yaklaşık beş yıl altı ay süren bir tutukluluksüresine ilişkin başvuruda olayın istisnai koşullarını, karmaşıklığını vebaşvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemlerin ağırlığını dikkate alaraksöz konusu süreyi makul bulduğunu belirtmiştir.
46. Bakanlık son olarak başvurucunun, 5237sayılı Kanun’un 314. ve 315. maddeleri ile 3713 sayılı Kanun'un 5. maddesikapsamındaki suçlardan yargılandığını, başvurucunun yargılandığı davanınkapsamlı ve karmaşık olduğunu, başvurucuyla beraber toplam 275 sanığınyargılandığını, dava dosyası kapsamında 3.500 ek klasör delil bulunduğunu, 22davanın aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle birleştirildiğini, DereceMahkemesince haftanın dört gününde duruşma yapıldığını, yetkili mahkemenin tutuklamanın devamına karar verirkenbelirli bir süre suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göreadli kontrol tedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK 100/3-amaddesinde sayılan suçlardan olması gerekçelerinedayandığını ancak 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesininardından, yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince 27/7/2012tarihli 210. celsede başvurucunun tahliye talebinin yargılama dosyasınınkapsamındaki diğer sanıklardan ayrı olarak değerlendirildiğini belirtmiştir.
47. Başvurucu, Bakanlık görüşündebelirtilen kararların hiçbirinin kendi durumuna örnek teşkil etmeyeceğini zirahiçbir kararda kendi durumu kadar uzun bir tutukluluğun söz konusu olmadığınıbelirtmiştir.
48. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrası şöyledir:
“Tutuklanan kişilerin, makul süre içindeyargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı istemehakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazırbulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceyebağlanabilir.”
49. Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasında, bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin yargılamanınmakul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayıisteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.
50. Tutukluluk süresinin makul olupolmadığı konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkündeğildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup olmadığıher davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasa’nın 38.maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncayakadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini bulan masumiyetkarinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun iseistisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak masumiyetkarinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişihürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararınınmevcut olması durumunda haklı bulunabilir (MuratNarman, § 61).
51. Bir davada tutukluluğun belli birsüreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Buamaçla yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derecemahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkinkararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (Murat Narman,§ 62).
52. Tutuklama tedbirine, kişilerinsuçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerinkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylabaşvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadartutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonrauzatmaya ilişkin kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğiningerekçeleriyle birlikte gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli”görüldüğü takdirde yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği deincelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veyasanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenindeğerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birliktedeğerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonucaulaşılabilir (Murat Narman,§ 63).
53. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesindeesas olarak serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerinebakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itirazbaşvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterincegerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygunolarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti vetutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilkeolarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir (Murat Narman, § § 6364).
54. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun biryargı kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılmasıkabul edilemez. Bununla beraber birzanlı ya da sanığın, tutukluluğu meşru kılan gerekçelergösterilerek tutuklanmasının keyfî olduğunusöylemek mümkün değildir. Ancak aşırı derecede kısagerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklamakararı vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek buçerçevede değerlendirilmemelidir (KemalAktaş ve Selma Irmak, B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 46).
55.İtirazveya temyiz merciinin, itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına vebu karardaki gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılıolarak gerekçelendirmemesi, kural olarak gerekçeli karar hakkına aykırılıkteşkil etmez (Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §46).
56. Derece Mahkemesi, başvurucunun tutukluluk hâlinindevamına karar verirken belirli bir süre “suçun vasıfve mahiyeti, mevcut delil durumu ve evrak kapsamına göre adli kontroltedbirinin de yetersiz kalacağı, yüklenen suçun CMK 100/3-a maddesinde sayılansuçlardan olması” gerekçesine dayanmıştır.
57.Somutolayda 6352 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardındanİstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 27/7/2012 tarihli 210. celsede başvurucununtutukluluk durumunu değerlendirmiş ve şu gerekçelere yer vermiştir:
“a- Sanık hakkında 16.6.2007 tarihli tutuklama sebeplerininhenüz ortadan kalkmamış olması,
b- Tanık beyanlarının mahkemece alınmasının henüztamamlanmamış olması, soruşturma ve kovuşturma aşamasında bazı sanıklartarafından tanıklar ve itirafçı sanıklara yönelik beyanlarını değiştirmelerikonusunda menfaat, baskı ve tehdit uyguladıkları yönünde soruşturma vebulguların bulunması nedeniyle de delilleri karartma şüphesinin devam ettiği,
c- Mahkememizce yargılaması yapılan, örgüt yöneticisi veörgüt üyesi oldukları iddia edilen bir kısım sanıkların haklarında henüztahkikat başlamadan, bir kısmının da soruşturma ve kovuşturma aşamasında yurtdışına kaçarak firari durumunda olması ve firar etmeye teşebbüs iddiasıylasoruşturma açılmış olması nedeniyle, aynı örgüt kapsamında yargılanan vehakkında ağır cezai yaptırımlar istenen sanığın da kaçma şüphesinin bulunduğu,
d- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 5.maddesinde tutuklu yargılama için azami bir süre şartı getirilmediği, Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi uygulamasının da buna uygun olduğu, makul sürenin herbir dava, özellikle bu dava gibi karmaşık kabul edilebilecek davalar için özelolarak belirlenmesi gerektiği, görülmekte olan davanın kendine özgü yapısı,nitelik ve nicelik olarak ulaştığı devasa boyut, birleşen dava ve sanık sayısı,sanığa atılı suçun CMK 100. maddesinde düzenlenen ve katalog suçlar kapsamındakabul edilen Devletin güvenliğine karşı suçlar ve Anayasal düzene ve bu düzeninişleyişine karşı suçlar ile ayrıca Terörle Mücadele Kanunu kapsamında olduğu,bu suçlar için kanunda öngörülen tutukluluk süresinin üst sınırının on yıl olması,atılı suçların kanunda düzenlenen ceza miktarının alt ve üst sınırları, sanığıntutuklulukta geçirdiği süre ve benzer yargılamalardaki uygulamalar da göz önünealındığında, tutuklu kalınan bu sürenin makul olduğu,
e- Dosyadaki toplam sanık sayısı, davanın başlangıcındakitutuklu sanık sayısı ile halen tutuklu olan sanık sayısı dikkate alındığında,mahkememizin şimdiye kadarki uygulamalarında, tutuksuz yargılamanın asıl olup,tutukluluğun istisna olarak uygulandığının görüldüğü,
f- Sanık hakkında tutuklama gerekçelerinin çok ayrıntılı,somut olarak ve delillerin tartışılması suretiyle belirtilmesi halinde ihsas-ırey itirazlarının söz konusu olabileceği, bu nedenle suç şüphesinin tespitindebu durumun göz önünde bulundurulduğu,
g- Dosyamızda mevcut çok sayıda yazı ve belgeyle ilgiliinceleme raporları, uzman incelemesi raporları, ihbar mektupları, genelkurmaybaşkanlığınca gönderilen yazı ve belgeler, telefon kayıtları, sanık hakkındadaha hafif koruma tedbiri olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının yetersizkalacağı anlaşıldığından tutuklulukhalinin devamına karar verilmesi gerekir...”
58. Makul sürenin hesaplanmasındasürenin başlangıcı; başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığıdurumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancakkişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkûmiyetine kararverilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hâli sona erer (Murat Narman, §§ 66, 67).
59. Somut olaydabaşvurucunun tutukluluk süresi 12/6/2007tarihinde gözaltına alınması ile İlk Derece Mahkemesinin 5/8/2013 tarihlikararı üzerine hapis cezası ile cezalandırılması arasında yaklaşık altı yıl ikiaydır.
60. Tutuklamanın devamına kararverilirken davanın genel durumu yanında, tahliyesini talep eden kişinindurumunun da dikkate alınması bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye talebiniinceleyen Mahkeme, ret gerekçesinde başvurucunun kaçacağına ya da delillerikarartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.
61. Mahkemenin, 6352 sayılı Kanunkapsamında tutukluluk hâlinin yeniden değerlendirilmesi talebi üzerine verdiği27/7/2012 tarihli kararında yer alan, dava kapsamında yargılanan sanıklardanbirkaçının kaçması ya da kaçmaya teşebbüs etmesi, yine bazı sanıklarındelilleri karartma girişiminde bulunması şeklindeki gerekçeleri, diğersanıkların da bunları yapabileceğine dair karine olarak değerlendirilemez. Aksitakdirde masumiyet karinesi ve bununla bağlantılı olarak kişi hürriyetineilişkin ilkelerin zedelenebileceği açıktır. Bu nedenle aynı davada yargılananbazı sanıkların durumlarından hareketle genelleme yapılarak diğerlerinin deaynı davranışta bulunabileceğini varsaymak, tutukluluk gerekçelerinin somutlaştırılmasınıengellediği gibi özgürlüğün esas, tutukluluğun istisna olduğu yönündekianlayışla da bağdaşmaz. Bu çerçevede tutukluluğun devamına ilişkin kararlardaileri sürülen gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 117).
62. Özellikle 5271 sayılı Kanun’un 109.maddesinin (3) numaralı fıkrasında tutuklama yerine öngörülen adli kontrolhükümlerinin 6352 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği5/7/2012 tarihinden itibaren başvurucu lehine de uygulanma imkânı ortayaçıkmıştır. Buna rağmen anılan kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılanmüdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından, mevcut adli kontroltedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığı görülmektedir. Bu durumdatutukluluğun devamına karar verilirken yargılamanın tutuklu sürdürülmesindenbeklenen kamu yararı ile başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıarasında ölçülü bir denge kurulmadığı ve bu nedenle tutuklu kaldığı süreninmakul olmadığı sonucuna varılmıştır.
63. Açıklanan nedenlerle başvurucununtutukluluk süresinin uzun olduğu yönündeki şikâyeti ile ilgili olarakAnayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un 50.Maddesi Yönünden
64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esasinceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğinekarar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadankaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
65. Başvuruda, Anayasa’nın 19.maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
66. Başvurucu herhangi bir tazminattalebinde bulunmamıştır.
67. Başvurucu tarafından yapılan vedosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâletücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesinekarar verilmesi gerekir.
68. Kararın bir örneğinin ilgiliMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanannedenlerle;
A.Başvurucunun iddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B.Başvurucunun,
1. Kanun’dabelirtilen azami tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin iddiası yönündenAnayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,
2. Tutukluluksüresinin makul olmadığına ilişkin iddiası yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin yedincifıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Başvurucutarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
D. Kararınbir örneğinin Yargıtay 16. Ceza Dairesine gönderilmesine,
E.Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvurutarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması hâlindebu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faizuygulanmasına
15/10/2015tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.