TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET FATİH YİĞİT VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/16838)
Karar Tarihi: 9/9/2015
R.G. Tarih - Sayı: 4/11/2015-29522
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör
:
Şükrü DURMUŞ
Başvurucular
:
1. Mehmet Fatih YİĞİT
Vekili
:
Av. Engin Emrah BİÇER
:
2. Yakub SAYGILI
Vekili
:
Av. Murat ERDOĞAN
:
3. Mehmet Habip KUNT
:
4. İbrahim ŞENER
Vekilleri
:
Av. Uğur ÇİFCİBAŞI
:
5. Kazim AKSOY
Vekili
:
Av. Murat ERDOĞAN
I. BAŞVURUNUNKONUSU
1. Başvuru, doğal hâkimilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsız olmayan mahkemelerce kanunaaykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilen suçlara ilişkin haklarınbildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının, soruşturma sürecindekamu görevlilerinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötümuamele yasağının, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmamasına karşınsuçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyet karinesinin, mensubu oldukları iddiaedilen cemaate yönelik nefret ve ötekileştirme söylemi ile meslekten atılmalarıve uydurma soruşturmalar açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkilibaşvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular, 24/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesinedoğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvuruda, Komisyonasunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonu 24/11/2014 tarihlinde2014/16849 numaralı başvurunun, 28/11/2014 tarihinde 2014/16851 ve 2014/16840numaralı başvuruların, 2/12/2014 tarihinde 2014/16838 numaralı başvurunun; İkinciBölüm Birinci Komisyonu ise 26/11/2014 tarihinde 2014/16844 numaralı başvurununkabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyalarınBölüme gönderilmesine karar vermişlerdir.
4. Yapılan incelemede; 2014/16838, 2014/16840, 2014/16844,2014/16849 ve 2014/16851 numaralı başvurular arasında konu bakımından bağlantıbulunma nedeniyle 2014/16838 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmelerine veincelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlikve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin birörneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine kararverilmiştir.
6. Bakanlık, başvurucu Kazim Aksoyile ilgili görüşünü 7/1/2015, İbrahim Şener ile ilgili görüşünü 10/3/2015,diğer başvurucular ile ilgili görüşünü ise 21/1/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
7. Bakanlık tarafından AnayasaMahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 15/1/2015-16/3/2015 tarihleri arasındatebliğ edilmiştir. Başvurucu İbrahim Şener haricindeki başvurucular,açıklamalarını süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuşlardır.
III. OLAY VEOLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve ekleri,Bakanlık görüş yazısı ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular, kamuoyunda “25 Aralık Operasyonu” olarakisimlendirilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2012/656numaralı soruşturma evrakının hazırlanma aşamasında İstanbul Emniyet MüdürlüğüMali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde rütbeli personel olarakçalışmışlardır.
10. Başvurucu Kazim Aksoy, Başsavcılığa verdiği 4/8/2014 tarihli dilekçeile adli makamların her türlü talimatına uymak üzere ikametinde bulunduğunu veifade vermeye hazır olduğunu belirtmiştir.
11. Başvurucu Yakup Saygılı,4/8/2014 tarihinde Başsavcılığa başvurarak ifade vermeye hazır olduğuna ilişkinbeyanda bulunduğunu, buna ilişkin belgenin, süresi içerisinde teminedilemediğini, bu konuya ilişkin basında çıkan haberleri sunarak ilgilibelgenin Başsavcılıktan istenilmesini talep etmiştir.
12. Başsavcılık, 31/8/2014tarihli ve 2014/115949 Soruşturma sayılı kararla “görevi kötüye kullanma, resmîbelgede sahtecilik, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veyahükûmetin görevini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs,casusluk, gizliliğin ihlali” suçlarından şüphelilerin kaçma ve delilleri yoketme ihtimali ve isnat olunan suçların niteliği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihlive 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 90. ve 91. maddeleri gereğincebaşvurucuların da aralarında bulunduğu toplam 33 kişi hakkında gözaltınaalınmaları kararı vermiştir.
13. Başvurucular 1/9/2014tarihinde gözaltına alınmışlardır.
14. Başvurucularla ilgili1/9/2014 ve 2/9/2014 tarihli tutanaklarda, 5271 sayılı Kanun’un 147.maddesindeki yasal hakların yüzlerine okunduğu, aynı tarihli müdafi-şüpheligörüşme tutanaklarında da isnat olunan suçların yazılı olduğu ve şüphelilerinmüdafileri ile görüşme yaptıkları belirtilmiştir.
15. Başvurucu Yakup Saygılı’nın, gözaltında tutulduğu İstanbul EmniyetMüdürlüğünde kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla İstanbul Emniyet MüdürlüğüMali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü H.S. ve müdür yardımcısı A.N. hakkındayaptığı şikâyet üzerine Başsavcılık, 18/12/2014 tarihli ve 2014/88642 sayılıkararla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu eksik soruşturmayapıldığı gerekçesiyle bu karara karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur.
16. Başvurucu Yakup Saygılı,1/10/2014 tarihinde İstanbul Valiliğine; gözaltında kötü muamele, işkence,hakaret ve görevi kötüye kullanma şikâyetiyle İstanbul Emniyet Müdürü, müdüryardımcısı, şube müdürü ve şube müdür yardımcısı hakkında şikâyettebulunmuştur. Başvurucu, İstanbul Valiliğinin 15/12/2014 tarihli ve95270804-497-2014 sayılı dilekçenin işleme konulmaması kararına karşı 2/1/2015tarihli dilekçe ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur.
17. Başvurucu, itiraztaleplerinin sonucu ile ilgili belge sunmamakla birlikte yapmış olduklarıbaşvurular neticesinde lehlerine bir karar elde edilmediğini, bu nedenle kötümuamele yasağının ihlali iddiası ile ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmesiningerekli olmadığını belirtmiştir.
18. Başvurucular, “TürkiyeCumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçlarından tutuklanmaları talebiyleİstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmişlerdir.
19. Başvurucular Kazim Aksoy ve Yakup Saygılı İstanbul 1. Sulh CezaHâkimliğinin 4/9/2014 tarihli ve 2014/95 Sorgu sayılı; başvurucular MehmetHabip Kunt, İbrahim Şener ve Mehmet Fatih Yiğit ise aynı Hâkimliğin 5/9/2014tarihli ve 2014/114 Sorgu sayılı kararlarıyla “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetiniortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”suçundan tutuklanmışlardır. Aynı kararda başvurucuların “devletin gizli kalmasıgereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçu ileilgili olarak tutuklama talebinin reddine karar verilmiştir.
20. Her iki tutuklama kararınıngerekçesi özetle şu şekildedir:
“ŞüphelilerinÜzerlerine Atılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya VeyaGörevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK.nun312/1) suçu ile ilgili tutuklama talebi irdelendiğinde;
…
Somut olayabakıldığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Kapanan TMK.10. Maddesi ilegörevli) 2012/656 soruşturma sayılı dosyası ile İstanbul CumhuriyetBaşsavcılığının 2014/115949 soruşturma sayılı dosyaları ve bu dosya içerisinedayanak yapılan HSYK Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen rapor, Mali SuçlarlaMücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlarüzerlerinde yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen rapor, TİB başkanlığınıntespitleri, emniyet genel müdürlüğü teftiş kurulu başkanlığı müfettişleritarafından yürütülen disiplin soruşturması, gizli tanık Fatih’in beyanları vetüm somut dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;
Somutolayda şüphelilerin emniyet müdürlüğü, mali suçlarla mücadele şube müdürlüğündegörev aldıkları, emniyet müdürlüğü hiyerarşik organizasyonu içerisinde hareketetmeyerek yasal olmayan oluşum çerçevesinde faaliyet yürüttükleri, meşru emirkomuta zinciri dışına çıkabilen gizliliğe, güvenliğe, denetime önem veren ayrıbir hiyerarşik yapı oluşturdukları anlaşılmıştır, ancak bir kısım şüphelilerin,kanaatimizce yalnızca TCK’nın 316. maddesinde düzenlenen suçu işledikleriyönünde anlaşmaya vardıkları, amaçları doğrultusunda hedef şahıslar olmadığıhalde yasama dokunulmazlığı bulunan 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E., (21.07.2012tarihinden 29.11.2013 tarihine kadar 63 kez)” olmak üzere yasama dokunulmazlığıbulunan çok sayıda bakan ve milletvekillerinin “muhtelif tarihlerde hedefşahıslarla olan görüşmeleri kayıt altına alarak tapehaline getirerek dosyaya konulduğu, ancak yasama dokunulmazlığı olan bukişilerle ilgili suç unsuruna rastlanılması halinde CMK.nun138. maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde işlem yapılmadığı, özelsoruşturma usulüne tabi olduğu halde evrak tefrik edilerek özel soruşturmabürosuna gönderilmediği, bu şekilde yasal olamayan hiyerarşik yapılamanıngizliliğe riayet ettiği, hedef şahıslar üzerinden hükümet ve hükümet üyelerinindinlendiği ve hükümeti iş göremez hale getirmek için kurdukları ittifakdoğrultusunda hareket ettikleri, yaptıkları bilgisayar incelemeleri sonucundadüzenlenen raporlarda 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E. hakkında örgüt lideri vedönemin Başbakanı şeklinde ibareler kullanıldığına ilişkin fezleke örneklerininele geçirildiği, 15.12.2013 günü fezleke yazılarak Cumhuriyet Başsavcılığı(Kapatılan TMK.10. Maddesi ile görevli)’na gönderilenfezlekede suç örgütünün yapılanması başlığını taşıyan bölümde yasamadokunulmazlığı olan eski Ulaştırma Bakanı B.Y. hakkında 4. Grubun lideri olarakgösterildiği, 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E.’ninNisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yaptığı görüşmelerin güvenlikkamera görüntülerinin celp edilerek dosyaya konulduğu, CMK.’nın140. maddesinde şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin veiş yerlerinin teknik araçlarla izlenerek ses veya görüntü kaydı alınabileceğihükmü altına alınmışken R.T.E’na suç işlemek amacıylaörgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma suçu gerekçe gösterilerek 14.10.2012 günüsaat 13.30 sıralarında Üsküdar ilçesinde bulunan evinde Y.E.K. isimli şahıslabuluştuğuna dair cell-harita görüntüsünün dosyaiçerisine alındığı genel hatlarıyla görülmüştür.
Buaçıklamalar ışığında şüpheliler İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali SuçlarlaMücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Eski Amiri İbrahim Şener,Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Eski Amiri MehmetHabip Kunt ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları BüroAmirliğinde görevle eski ekip amiri Mehmet Fatih Yiğit’in TCK.nun312. Maddesinde anlamını bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini OrtadanKaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçunu işledikleriyönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu,yüklenen suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçunönemli ve ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenini“Kanun gereğince” var sayıldığı, nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesiiçtihatları ve 6352 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı CMK.’nun 100 ve devam eden maddeleri şüphelilerin tutuklanmasınaengel bir hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama engeli bulunmaması haligibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne alındığında kaçmaşüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyleşüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturmaşüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemideğerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13. maddesinde ifadeolunan “ölçülülük” ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontroltedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu şüphelileraçısından “yetersiz” kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarakŞüpheliler İ.Ş., Mehmet Habip Kunt ve Mehmet Fatih Yiğit’in ve müdafilerininserbest bırakılmaları istemlerinin REDDİ ile bu şüphelilerin üzerlerine atılısuçtan 5271 sayıl CMK.nın 100 ve devamı maddeleriuyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA [karar verilmiştir.]”
21. Başvurucuların tutuklamakararına yönelik itirazları İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/9/2014tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesinde İstanbul 1. Sulh CezaHâkimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazınreddine karar verildiği belirtilmiştir.
22. Ret kararı başvuruculara29/9/2014 - 30/9/2014 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.
23. Başvurucular 24/10/2014tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
24. Başvurucular hakkındakidosya soruşturma aşamasında derdesttir.
B. İlgiliHukuk
25. 26/9/2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi öyledir:
“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadankaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüseden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.
(2) Bu suçun işlenmesi sırasındabaşka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümleregöre cezaya hükmolunur.”
26. 5271 sayılı Kanun’un 90.maddesinin (1), (2) ve (4) numaralı fıkraları şu şekildedir:
“(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarakyakalama yapılabilir:
a) Kişiye suçu işlerkenrastlanması.
b) Suçüstü bir fiilden dolayıizlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirlemeolanağının bulunmaması.
(2) Kolluk görevlileri,tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesindesakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurmaolanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.
(4) (Değişik fıkra:25/05/2005-5353 S.K./7.mad) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisineveya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanankişiye kanunî haklarını derhal bildirir.”
27. Aynı Kanun’un 91. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkralarışöyledir:
“(1)Yukarıdaki Maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa,soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir.(Değişik cümle: 25/05/2005-5353 S.K./8.mad) Gözaltı süresi, yakalama yerine enyakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalamaanından itibaren yirmidört saati geçemez. (Ek cümle:25/05/2005-5353 S.K./8.mad) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeyegönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.
(2) Gözaltına alma, bu tedbirinsoruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesinigösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.”
28. Aynı Kanun’un 100.maddesinin ilgili kısmı şöyledir;
“(1) Kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedenininbulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmamasıhalinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde birtutuklama nedeni var sayılabilir:
a) Şüpheli veya sanığın kaçması,saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
b) Şüpheli veya sanığındavranışları;
1. Delilleri yok etme, gizlemeveya değiştirme,
2. Tanık, mağdur veya başkalarıüzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,
Hususlarında kuvvetli şüpheoluşturuyorsa.
(3) Aşağıdaki suçların işlendiğihususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni varsayılabilir:
a) 26.9.2004 tarihli ve 5237sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;
…
11. Anayasal Düzene ve BuDüzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
…”
29. Aynı Kanun’un 101.maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Soruşturma evresinde şüphelinintutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimitarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısınınistemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersizkalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.
(2) (Değişik fıkra:02/07/2012-6352 S.K./97.md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya buhusustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;
a) Kuvvetli suç şüphesini,
b) Tutuklama nedenlerininvarlığını,
c) Tutuklama tedbirinin ölçülüolduğunu,
gösteren deliller somutolgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veyasanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiylekendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”
IV. İNCELEME VEGEREKÇE
30. Mahkemenin 9/9/2015tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 24/10/2014 tarihli ve2014/16838 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
31. Başvurucular, İstanbulEmniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde adli kolluk sıfatıylaCumhuriyet savcısının talimatıyla yürütülen bir soruşturma nedeniylesuçlandıklarını ve tutuklandıklarını; kanun değişiklikleri, sulh cezahâkimliklerinin kurulması ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)yapısı değiştirilerek soruşturmaya müdahale edildiğini, gözaltı ve tutuklamayakarşı Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) hükümleri gereğincebaşvurulması gereken mahkemenin tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini,kurulan sulh ceza hâkimliklerine atanan hâkimlerin bağımsız ve tarafsızolduğunu söylemenin mümkün olmadığını, sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkimilkesine aykırı kurulduğunu, hangi suçlama ile gözaltına alındıklarınıöğrenmeden, avukatlarıyla görüşme fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadangözaltına alındıklarını, gözaltı işleminin 5271 sayılı Kanun’un 91. maddesinin(2) numaralı fıkrasına aykırı olduğunu, gözaltı işleminden önce Başsavcılığabaşvurarak haklarında soruşturma olup olmadığını varsa ifade vermeye hazırolduklarını belirtmelerine karşın ifadelerinin alınmadığını ve daha sonra topluolarak gözaltına alındıklarını, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedenibulunmaksızın tutuklandıklarını, tutuklama gerekçelerinin yetersiz ve keyfîolduğunu iddia ederek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğini,
32. Başvurucular devamla, kamugörevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri sırasındaki eylemlerinin, insanhaysiyetiyle bağdaşmayan, aşağılayıcı muamele niteliğinde olduğunu, haklarındasoruşturma olup olmadığını ve böyle bir soruşturma varsa ifade vermeye hazırolduklarını Başsavcılığa daha önceden beyan etmelerine dolayısıyla kaçmaşüpheleri olmamasına karşın yakalanarak göz altına alınmalarının ve bu işlemleresnasında maruz kaldıkları muamelenin “kötü muamele yasağı”nıihlal etiğini; kaçma, direnme gibi herhangi bir eylemleri olmamasına karşınkolluk görevlileri tarafından psikolojik baskıya maruz bırakıldıklarını,basının önünde teşhir edilerek peşinen suçlu muamelesi gördüklerini, yineorantısız bir şekilde ittirme, elle başına baskı uygulama, konuşturmama, ağzınıkapatma gibi fiziki müdahalelerde bulunulduğunu, temel ihtiyaçlarının geç ya daeksik karşılandığını veya hiç karşılanmadığını; en üst düzeyde hükûmet üyeleri,Başbakan ve hâlihazırda Cumhurbaşkanı seviyesindeki isimler tarafındantehditler yapılarak haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılacağı söylenmeksuretiyle psikolojik baskıya maruz kaldıklarını iddia ederek Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kötü muamele yasağının ihlaledildiğini,
33. Gözaltı işlemleri sırasındave öncesinde kendilerine yapılan muameleler nedeniyle masumiyet karinesininihlal edildiğini, başta Başbakan olmak üzere en üst düzey kamu görevlileri,siyasetçiler ve basın tarafından haklarında kesinleşmiş bir yargı kararıolmamasına karşın aylardır her fırsatta suçlu ilan edildiklerini, sağlıkkontrolleri sırasında basının önünde teşhir edilmeleri ve örgüt olarakdillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önündeaçıkça tahkir kastıyla suçlandıklarını ileri sürerek adil yargılanma hakkınınihlal edildiğini,
34. İsnat edilen suçlardandolayı Anayasa’nın 10. maddesinde koruma altına alınan haklarının ihlaledildiğini, örgüt olarak dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerekkamuoyu önünde açıkça ve tahkir kastıyla suçlanmak suretiyle özel ve ailehayatlarının zedelendiğini; bu ithamla, bir bütün olarak belli bir grubayöneltilen nefret ve ötekileştirme söylemi ile ayrımcılık yasağının ihlaledildiğini, kendilerinin de bu sivil toplum organizasyonun üyesi olduğu ilerisürülerek aynı nefret dilinin kendileri içinde kullanıldığını ve aynı nedenlemeslekten atıldıklarını ve haklarında uydurma soruşturmalar açıldığını ilerisürerek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlaledildiğini,
35. Bir çok talep ve itirazınınSavcılık ve Hâkimlikçe kayda geçirilmediğini, etkili olmayan 5271 sayılı Kanunkapsamındaki genel itiraz yolunun ve/veya idari yargı yolunun tüketilmesinin bubaşvuru açısından gerekli olmadığını, bu koşullar altında mahkemelerin, hâkimve savcıların hukuka aykırı kararlarını denetlemelerinin imkânsız hâlegeldiğini, bu nedenle bir kısım başvuru yollarının tüketildiği, tüketilmeyendiğer başvuru yollarının tüketilmesi beklenmeden Anayasa Mahkemesine başvuruyapma zorunluluğu doğduğunu belirterek tahliye kararı verilmesi ve tazminatahükmedilmesini talep etmişlerdir.
B. Değerlendirme
36. Anayasa Mahkemesi, olaylarınbaşvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay veolguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olaydabaşvurucuların, gözaltı işleminin kanuna aykırı olduğu; doğal hâkim ilkesineaykırı, tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından tutuklandıkları,tutuklama kararları gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmaması, kuvvetli suçşüphesi ve tutuklama nedeni bulunmaması yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın19. maddesinin üçüncü fıkrası,
37. Haklarındaki suçlamalarailişkin bilgi verilmeden, avukat hakkı fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadangözaltına alındıkları yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinindördüncü fıkrası,
38. Gözaltı ve tutuklama kararınakarşı etkili başvuru yolu bulunmadığı yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19.maddesinin sekizinci fıkrası,
39. Ayrımcılık yasağının ihlaliile ilgili şikâyetlerinin Anayasa’nın 10. maddesi,
40. Gözaltı işlemlerisırasındaki kötü muamele iddiaları ile ilgili şikâyetlerinin Anayasa’nın 17.maddesinin üçüncü fıkrası,
41. Masumiyet karinesinin ihlaliyönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
1. KabulEdilebilirlik Yönünden
a. KötüMuamele İddiası
42. Başvurucular, kamu görevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri sırasındakieylemlerinin, insan haysiyetiyle bağdaşmayan, aşağılayıcı muamele niteliğindeolduğundan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
43. Bakanlık görüşünde özetle, bireysel başvurunun ikincil niteliğinin gereği olarak olağankanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddiaların AnayasaMahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceğini, somut olayda başvurucuların,maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muamele eylemleri nedeniyle sorumlularhakkında bireysel başvuru yoluna gitmeden önce yetkili makamlara başvurarakdelillerini ibraz etmek suretiyle şikâyette bulunduklarına dair başvurudilekçesinde ve ekinde bir bilgi bulunmadığını, başvuruculardan sadece Yakup Saygılı’nın, ifadesi alındığı sırada A.N. ve H.S.tarafından kendisine sözlü ve fiziki tacizde bulunulduğundan bahisle İstanbulCumhuriyet Başsavcılığına başvurduğunun yapılan yazışma neticesindeanlaşıldığını ancak bu başvurucunun da bireysel başvuru dilekçesinde bahsettiğidiğer hususlarla ilgili bir başvuruda bulunmadığını, başvuru yollarınıntüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren olağan kanun yollarınınmakul başarı sunmayan etkisiz yollar olduğuna dair başvurucuların ikna ediciargümanlarının bulunmadığı belirtilmiştir.
44. Başvurucular Bakanlığın görüşlerine karşı şunları ifadelerinde, süreç içerisinde gerek süreci yürüten kolluk görevlileri ileyargı mensupları gerek basın mensupları gerekse de siyasiler hakkında yapılanşikâyet başvurularının hiçbirinin ilgili merciler tarafından kabuledilmediğini, tüm talep ve hukuki girişimlerin akim bırakıldığını ve bu nedenlebaşvuru yollarının tüketilmesinin bir sonuç vermeyeceğini, toplam dört günlükgözaltı süresince temel gıda ihtiyaçlarının düzensiz bir şekilde ve zorlamalarneticesinde temin edilmeye çalışıldığının bu tutanak içerikleri ile de ortayaçıktığını, ayrıca bu tutanak içeriklerinin de tek taraflı düzenlendiğini vetanzimleri her zaman mümkün bulunduğundan kamera kayıtları ile teyit edilmelerigerektiğini belirtmişlerdir.
45. Anayasa’nın 148. maddesininüçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması şarttır.”
46. 30/3/2011 tarihlive 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri HakkındaKanun'un "Bireysel başvuru hakkı"kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya daihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamınınbireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
47. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuruyoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarınıntüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tümorganlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortayaçıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bunedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derecemahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi vebir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, § 16).
48. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddiaedilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlindebaşvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolununikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmekiçin öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilkeuyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikleve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması veaynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özenigöstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).
49. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralıfıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmaliçin kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireyselbaşvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel başvuruyapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması gerekir.Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkilideğilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurununincelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 33).
50. Somutolayda başvurucu Yakup Saygılı’nın, gözaltında kötümuameleye maruz kaldığı iddiası ile ilgili olarak Başsavcılığa ve İstanbulValiliğine yapmış olduğu müracaatlarının neticelenmesini beklemeden AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, diğer başvurucuların ise kötü muameleşikâyetleri ile ilgili olarak başvuru yollarının tüketildiğine dair belge vebilgi sunmadıkları görülmüştür.
51. Başvurucuların şikâyetlerinekonu iddialar dikkate alındığında başvuru yollarının tüketilmesi kuralınaistisna tanınmasını gerektiren bir durumun olmadığı görülmektedir.
52. Açıklanan nedenlerle,başvurucuların kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak kanunda öngörülmüşyargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığıanlaşıldığından başvurunun bu kısmının tüm başvurucular yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. KişiHürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiaları
i. Hangi SuçlamaylaGözaltına Alındıklarını Öğrenmeden ve Avukat Yardımından Yararlanma HakkıTanınmadan Gözaltına Alındıkları İddiası
53. Başvurucular, hangi suçlamayla gözaltına alındıklarınıöğrenmeden, avukat hakkı fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadan gözaltınaalındıklarını iddia etmiştir.
54. Bakanlık görüşünde özetle, başvurucuların vekillerine başvurucuların görevde olduğudönemde tespit edilen usulsüzlüklerle ilgili bilgileri içeren bir CD’nin verildiği,kolluk ve savcılık ifade tutanakları ile sorgu tutanağından, başvurucularınkolluk ve savcılık ifadelerini avukatları huzurunda verdikleri, ifade ve sorgusırasında kendilerine yöneltilen suçlamalarla ilgili etkin bir şekildesavunmada bulunabildikleri, usul ve esasa ilişkin itirazlarını oldukçaayrıntılı bir şekilde yaptıkları belirtilmiştir.
55. Başvurucular Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarındaözetle bahsi geçen CD ve içeriği ile dosya içeriğinin kendilerindensaklandığına dair gözaltı ve devamı tüm süreçlerde tutarlı ve kesintisizbeyanlarının bulunduğunu, Bakanlığın görüş yazısında da görüldüğü üzere, sadeceusule ilişkin cevaplar verebildiklerini, esasa dair bir bilgi olmadığı içinsavunma yapamadıklarını ve bu nedenle savunma hakkının ihlal edildiğinin açıkolduğunu belirtmişlerdir.
56. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartlarıve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabuledilemezliğine karar verebilir.”
57. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncüfıkrası, yakalanan veya tutuklanan kimseye yakalama veya tutuklama sebeplerininve haklarındaki iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildiriminmümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkimhuzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir.
58. Yakalanan bir kimseye,yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceğibasit bir dilde açıklanmalı ve böylece kişi eğer uygun görürse yakalanmasınınSözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğunaitiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir.Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen bilgilerin yakalanankişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini gerektirmemektedir(Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No: 14310/88,28/10/1994 § 72; Bordovskiy/Rusya,B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, § 63).
59. Somut olayda başvurucularla ilgili yakalamatutanaklarında yasal haklarının kendilerine okunduğu, avukatla görüşmetutanaklarında ise isnat edilen suçların belirtildiği ve bu tutanaklarınbaşvurucular tarafından imzalanmış olduğu görülmüştür.
60. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların haklarındakisuçlamalar ve hakları bildirilmeden, avukat hakkı tanınmadan gözaltınaalındıkları yönündeki iddialarının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle başvurunun diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
61. Erdal TERCAN bu görüşekatılmamıştır.
ii. GözaltınaAlma ve Tutuklamanın Kanuni Olmadığı İddiası
62. Başvurucular, gözaltına alınma işleminin kanuna aykırıolduğunu, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmaksızıntutuklandıklarını iddia etmişlerdir.
63. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucular ile ilgilisoruşturma sürecinin hâlen devam ettiği, delillerin toplanma aşamasınıntamamlanmadığı ve kamu davasının açılmadığı, tutuklama kararını veren İstanbul1. Sulh Ceza Hâkimliğinin kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil olarak kabulettiği hususların ve tutuklama nedeninin kararda gösterildiği, başvurucularıneylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığı ya da hangi suçları oluşturduğukonusunda kesin bir sonuca varmak için delillerin toplanma safhasınıntamamlanıp elde edilen delillerin değerlendirilmesi gerektiği, AİHM ve AnayasaMahkemesi içtihatlarında belirtilen ölçütler ve başvurucuların tutuklu kaldığısürenin, kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninin yeterli olduğu belirlibir sürenin aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulmasıgerektiği belirtilmiştir.
64. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında özetle,kamuoyunda 25 Aralık dosyası olarak bilinen soruşturmanın “ihaleye fesatkarıştırmak, rüşvet, nüfuz ticareti, resmî belgede sahtecilik, soruşturmagizliliğini ihlal, tehdit, nitelikli dolandırıcılık, suç işlemek amacı ileörgüt kurmak ve yönetmek” suçlarını araştırmak ve şüphelilerin tam tespiti ilesomut delillerin ortaya konması amacıyla yürütüldüğünü, dosya kapsamında büyükçoğunluğu yolsuzluk konulu çok sayıda suç fiili tespit edildiğini, soruşturmakapsamında Başbakan veya yakınlarının ve ayrıca yasama dokunulmazlığı olankişilerin dinlenmediğini ve takip edilmediğini, hazırlanan fezlekede Başbakaniçin “Dönemin Başbakanı” ve “Örgüt Lideri” ifadelerinin kullanılmadığını,kendilerinin defalarca adliyeye giderek haklarında bir soruşturma var ise ifadevermeye hazır olduklarını beyan etmelerine karşın kaçma şüphesinin varlığınıiddia etmenin ve suçlamalara konu delillerin 2012/656 Soruşturma sayılı dosyadabulunması nedeniyle delillerin karartılmasının mümkün olmadığını, adlikontrolün neden yetersiz kalacağına dair hiçbir hukuki ve fiilî nedengösterilmediğini, “Twitter” ve “Youtube” gibiinternet sitelerinde yayımlanan telefon görüşmelerinin 2012/656 sayılısoruşturma kapsamında elde edilmediğini, soruşturmaya ait hiçbir bilgiyisızdırmadıklarını, takip edilen hiçbir soruşturma bilgisinin imha edilmediğinive gizli tanığın bahsettiği hususların hiçbirinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmişlerdir.
65. Anayasa’nın 19. maddesininbirinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğuilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartlarıkanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceğidurumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlikhakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenendurumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §43).
66. Anayasa’nın 19. maddesininüçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancakkaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıylaveya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerdehâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinintutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirtibulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerledesteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerinniteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.
67. Ancak bu nitelemeye bağlıolarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anındadelillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Ziratutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinintutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veyaortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göresuç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile cezayargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçeoluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,4/12/2013, § 73).
68. Yakalama 5271 sayılıKanun’un 90. maddesinde, gözaltı ise aynı Kanun’un 91. maddesindedüzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 90. maddesinin (1) numaralı fıkrasına görekişiye suçu işlerken rastlanması ve suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişininkaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağınınbulunmaması hâllerinde herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilirken(2) numaralı fıkraya göre tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesinigerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısına veyaamirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde kolluk görevlilerininyakalama yetkisine sahip oldukları, aynı Kanun’un 91. maddesine göre iseyakalanan kişinin, Cumhuriyet savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanıntamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebileceği belirtilmiştir.
69. Tutukluluk, 5271 sayılıKanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi,ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösterenolguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddedetutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheliveya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somutolgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskıyapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsatutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca, işlendiği konusundakuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlarbir liste hâlinde belirtilmiştir.
70. Diğer yandan Anayasa’da yeralan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerininkararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlarbireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanunhükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinintakdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırıyorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlikbulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararlarınbireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunungetiriliş amacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras,§ 49).
71. Somut olayda başvurucular,haklarında yürütülen soruşturmalar kapsamında 1/9/2014 tarihinde Cumhuriyetsavcısının talimatıyla göz altına alınmış, 4/9/2014-5/9/2014 tarihleri arasındatutuklanmışlardır. Tutuklama kararlarının gerekçelerinde isnat edilensuçlamalara ilişkin kuvvetli suç şüphesine ve tutuklama nedenlerine ilişkindeğerlendirmelere yer verilmiştir.
72. Başvuruculara isnat edileneylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, yapılacak yargılama sonucunda toplanandelillere göre davayı görecek olan mahkemece belirlenebilir. Keza bu belirlemeninhukuka uygun olup olmadığı kanun yollarında incelenebilir. Anayasa'ya barizşekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlikbulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren durumlar hariç olmaküzere, isnat edilen eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, tutuklamaya ilişkinolanlar da dâhil kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylarauygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Başvurucularhakkındaki tutuklama kararlarının gerekçeleri dikkate alındığındabaşvurucuların suç işlemiş olabileceklerinden şüphelenilmesi için kuvvetlibelirtiler bulunmadığı hâlde tutuklandıkları iddiasının yerinde olmadığısonucuna varılmıştır.
73. Öte yandan somut olaydabaşvurucular, gözaltına alınma ve ilk tutuklama kararına karşı tutuklama nedenibulunmadığı ve kararların gerekçelerinin yetersiz olduğu iddiasıyla bireyselbaşvuruda bulunmuşlardır. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişininbir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıylave özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir incelemeyapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddibelirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir.
74. Somut olaydaki soruşturmanın buaşamasında derece mahkemelerinin tutuklama ve itiraz üzerine verdiklerikararların gerekçeleri incelendiğinde (bkz. §§ 20 ve 21) kuvvetli suçşüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığı söylenemez.
75. Açıklanan nedenlerle başvurucuların,gözaltı ve tutuklamanın kanuni olmadığı ve kararların gerekçelerinin yetersizolduğuna ilişkin iddialarının “açıkçadayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
76. Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.
c. AyrımcılıkYasağının İhlali İddiası
77. Başvurucular, örgüt olduğu ifade edilen bir cemaatemensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önünde açıkça ve tahkir kastıylasuçlandıklarını, bir bütün olarak belli bir gruba yöneltilen nefret veötekileştirme söylemi ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini, kendilerininde bu sivil toplum organizasyonun üyesi oldukları ileri sürülerek aynı nefretdilinin kendileri için de kullanıldığını, aynı nedenle meslekten atma veuydurma soruşturmalar açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğiniileri sürmüşlerdir.
78. Bakanlık görüşünde özetle, somut olayda başvurucularınbireysel başvuru dilekçesinde şikâyetlerini formüle ediş biçiminin soyut vegenel nitelikte olduğu, benzer herhangi bir olay ile kendi durumları arasındakifarkı ortaya koymadıkları gibi kendilerine Sözleşme kapsamındaki hangi hakkailişkin ne şekilde ayrımcılık yapıldığına dair makul bir delil de sunmadıklarıdolayısıyla başvuru formunda şikâyetin ifade ediliş biçimi ve formun ekindekibilgilerin, başvurucuların ayrımcılığa maruz kaldığına dair yeterli somutbilgiler içermediği, soruşturmaya konu olan hususun, başvurucuların bir grubamensubiyeti değil, soruşturma makamınca tespiti yapılan somut eylemler ve bueylemlerin devletin olağan bürokratik yapısının dışında farklı bir hiyerarşikyapının amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği iddiaları olduğu; soruşturmamakamının, bu eylemlerin münferit eylemler olmanın ötesinde olağan devletbürokrasisi içerisine yerleşmiş organik bir yapının kendi menfaatlerini korumakiçin meşru hükûmete yönelik operasyon amacı taşıdığına yönelik tespitleribulunduğu dolayısıyla bürokrasi içerisinde kurulmuş illegal hiyerarşik yapışüphesine götüren somut olaylar zincirini göz ardı ederek doğrudan kişilerinözel hayatını ilgilendiren belli bir gruba mensubiyetin soruşturulduğu vesoruşturmanın uydurma olduğu iddiasının gerçekleri yansıtmadığı belirtilmiştir.
79. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundabelirtilen hususlar dışında bir beyanda bulunmamışlardır.
80. Başvurucuların, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenleneneşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, soyut olarakdeğerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yeralan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §33).
81. Başvurucuların, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının esasolarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarakincelenmesi gerekecektir. Dolayısıyla anılan hak bakımından eşitlik ilkesi,bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp bu hakkın kullanılmasını,korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan tamamlayıcı niteliktehaklardandır (Onurhan Solmaz, § 34).
82. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinintartışılabilmesi için kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangitemele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Diğerbir ifadeyle ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisineyapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşrubir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb.ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 8/5/2014,§ 41).
83. Somut olayda başvurucular, bir cemaate mensup olduklarıiddiasıyla haklarında soruşturma açıldığını ve ayrımcılık yapıldığını iddiaetmişlerdir. Ancak başvurucuların kendilerine belirttikleri nedenlerleayrımcılık yapıldığı yönündeki iddialarını temellendirecek somut bulgu vekanıtlar ortaya koyamadıkları görülmektedir. Başvurucuların tutuklanmalarına ilişkin“…Somut olayda şüphelilerin emniyetmüdürlüğü, mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünde görev aldıkları, emniyetmüdürlüğü hiyerarşik organizasyonu içerisinde hareket etmeyerek yasal olmayanoluşum çerçevesinde faaliyet yürüttükleri, meşru emir komuta zinciri dışınaçıkabilen gizliliğe, güvenliğe, denetime önem veren ayrı bir hiyerarşik yapıoluşturdukları anlaşılmıştır, ancak bir kısım şüphelilerin, kanaatimizceyalnızca TCK’nın 316. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri yönünde anlaşmayavardıkları, (…) TCK.nun 312. Maddesinde anlamınıbulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya GöreviniYapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçunu işledikleri yönünde kuvvetli suçşüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu, yüklenen suçun yasadaöngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve ciddi sayılankatalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenini “Kanun gereğince” varsayıldığı, nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı yasaile değişik 5271 sayılı CMK.’nun 100 ve devam edenmaddeleri şüphelilerin tutuklanmasına engel bir hallerinin (tutuklama yasağı veyargılama engeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza gözönüne alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüztamamlanmaması nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklarüzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenenceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye CumhuriyetiAnayasası’nın 13. maddesinde ifade olunan “ölçülülük” ilkesi uyarınca dahahafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamadasoruşturmaya konu suç ve bu şüpheliler açısından “yetersiz” kalacağı ve amacahizmet etmeyeceği kanaatine varılarak” şeklindeki gerekçeler ileverilen karar ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden ayrımcılıkyasağının ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.
84. Açıklanan nedenlerle,ayrımcılık yasağı konusunda bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığındanbaşvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktanyoksun olması” sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
iii. Doğal Hâkim, Tarafsız ve BağımsızHâkim İlkelerinin İhlali İddiası
85. Başvurucular, tutuklama kararı veren sulh cezahâkimlerinin Anayasa’nın 37. maddesinde düzenlenen doğal hâkim ilkesine aykırı kurulduklarını, tarafsız vebağımsız olmadıklarını iddia etmişlerdir.
86. Bakanlık görüşünde özetle, doğalhâkim ilkesinin, kişiye ve somut duruma göre değişkenlik gösteren yargıyerlerinin yani olağanüstü yargı mercilerinin kurulmamasını gerektirdiği,uzmanlaşma ve uygulama birliğini amaçlayarak belirli koruma tedbirlerikonusunda karar verecek hâkimliklerin ülke genelinde soyut ve genel bir biçimdedüzenlenmesinin Anayasa’nın 37. maddesine aykırılığının ileri sürülemeyeceği,şikâyete konu olan sulh ceza hâkimliklerinin kanunla kurulduğu, Kanun’ungerekçesinde tüm ülke çapında koruma tedbirleri bakımından uzmanlaşma vestandardizasyonu sağlama maksadıyla sulh ceza hâkimliklerinin kurulduğununbelirtildiği, ilgili Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından HSYK. 1. Dairesitarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek o tarihte görev yapanhâkimler arasından atama yapıldığı, somut olay bakımından sorguyu yaparaktutuklama kararını veren hâkimin, sulh ceza hâkimlikleri kurulmadan HSYK 1.Dairesi tarafından herhangi bir atama yapılmadan önce de aynı yerde 5271 sayılıKanun’un 250. maddesi ile görevli üç sulh ceza hâkiminden biri olarak görev yapmaktaolduğu, bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışılan sulh ceza hâkiminin, soruşturmamakamının “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme” suçundan başvurucuların tutuklanması talebini,talebi ve dosya içeriğini değerlendirerek başvurucuların atılı suçu işlediğinedair tutuklamayı gerektirir derecede yeterli delil bulunmadığı gerekçesiylereddettiğinin de başvurucuların bağımsızlık ve tarafsızlık iddialarıincelenirken değerlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir.
87. Başvurucular Bakanlık görüşünekarşı beyanlarında özetle; sulh ceza hâkimliklerinin proje mahkemeler olduğunu,belli bir süreci yürütmek üzere ihdas edildikleri, delillerin oluşturulduğu vegerekirse kanun çıkarılacağı hususlarının kamuoyuna mal olmuş meşhur ve marufvakalar olduğu, seçilen hâkimler konusunda ise atamayı yapan HSYK’nın ilgili daire başkanının hata ettiklerini kabuletmesinin meşhur ve maruf vakalardan olduğu belirtilmiştir.
88. Suçun işlenmesinden veya çekişmenindoğmasından önce davayı görecek yargı yerinin belirlenmiş olması şeklindetanımlanan doğal yargıç kavramı, adil yargılanma hakkının en önemli ögesi olan“kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkemeönünde yargılanma” hakkının temelini oluşturmaktadır. Anayasa’nın37. maddesinde düzenlenen doğal yargıçilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydanagelmesinden sonra kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur,sanığın veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeylesuçun işlenmesinden sonra çıkarılacak bir yasa ile oluşturulacak mahkeme önünedavanın götürülmesi ve böylece “kişiye”ya da “olaya” özgü mahkemekurulması yasaklanmıştır (AYM, E.2009/52, K.2010/16, K.T. 21/1/2010).
89. Ceza yargılaması usulüne ilişkinyasaların kamu düzeni ile ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerininardından taraf iradelerinden bağımsız olarak derhâl uygulanmaları gerektiğindenher yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yasaya göreyürütülmesi zorunludur. Yargılama hukuku normlarının zaman bakımındanuygulanmasında dikkate alınması gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiğitarihte muhakemenin sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarakbitmemişse yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılamaişlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir (AYM, E.2009/52,K.2010/16, K.T. 21/1/2010).
90. Bu kapsamda, bir kuralın belirlibir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerinibelirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalarauygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM,E.2009/52, K.2010/16, K.T. 21/1/2010). Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6545 sayılıKanun’un başvuruya konu sulh ceza hâkimliklerinin kurulmasına ilişkinhükümlerini doğal hâkim ilkesine aykırı bulmamış ve iptal istemini reddetmiştir(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).
91. Anayasa’nın 138. maddesinin birincifıkrasında, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa’ya, kanuna vehukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri, ikincifıkrasında ise hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisininkullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelgegönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı belirtilerek hukuk devletiolmanın zorunlu bir gereği olan mahkemelerin bağımsızlığı teminat altınaalınmıştır.
92. Sözleşme’nin 6. maddesinde açıkça,adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir mahkemedegörülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde isemahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber, Anayasa Mahkemesiiçtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur.Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan ikiunsur olduğu nazara alındığında Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanmahakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,B. No: 2013/1780, 20/3/2014 § 60).
93. Bir mahkemenin idareye ve davanıntaraflarına karşı bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanmaşekli ve görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemeninbağımsız olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arzetmektedir (Yaşasın Aslan, B. No. 2013/1134,16/5/2013, § 28).
94. Tarafsızlık ise davanın çözümünüetkileyecek bir ön yargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması ve davanıntarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaatesahip olunmamasını ifade eder. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere ikiboyutu bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişiseltarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin dedikkate alınması gerekmektedir (Tahir Gökatalay, §§ 61 ve 62).
95. Somut olayda bağımsız vetarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyetsavcısının taleplerini reddederek başvurucular lehine kararlar verdikleri degörülmektedir. Bu kapsamda devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasalveya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu ile ilgili olarak Cumhuriyetsavcılığı tarafından tutuklama talebinde bulunulduğu ancak talebin reddinekarar verildiği görülmüştür.
96. Tutukluluk veya tutukluluğa itirazincelemelerinde görev yapan hâkimlerin başvurucularla ilgisi olmayan konulardadaha önce görevleri kapsamında verdikleri kararlardan hareketle tarafsızolmadıklarını söylemek mümkün değildir.
97. Bu kapsamda hâkimin geçmişte kimidavalarda/uyuşmazlıklarda kullandığı oylar, tamamen hâkimin yargısal görevineilişkindir. Hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oylarıntarafsızlığından şüphe duyulmasına neden olacak olgular olarakdeğerlendirilmesi ve dolayısıyla bunun, hâkimi ret sebebi olarak kabuledilemeyeceği açıktır (AYM, E.2011/139, K.2012/205, K.T. 27/12/2012).
98. Somut olayda genel bir kanunidüzenlemeye dayanılarak ve HSYK tarafından yapılan atama sonucunda ilgilihâkimlerin anılan görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gerçekliğive niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalardaortaya konulan değerlendirme ve yorumlardan hareketle ve bu tartışmaların arkaplanını ve kamusal yararı göz ardı ederek başvuruculara yönelik somut önyargılı bir işlem ve tutum gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin siyasal veyakişisel nedenlerle bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkündeğildir.
99. Açıklanan nedenlerle başvurucularındoğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlali iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğunakarar verilmesi gerekir.
100. Erdal TERCAN bu görüşekatılmamıştır.
iv. Etkili Başvuru Hakkının İhlaliİddiası
101. Başvurucular, birçok talep ve itirazlarının savcılık vehâkimlikçe kayda geçirilmediğini, gözaltı ve tutuklamaya karşı başvurulmasıgereken hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olduğunu söyleminin mümkün olmamasınedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
102. Bakanlık görüşünde özetle;başvurucuların, ihlalin nasıl gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir açıklamayapmadan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia ettikleri, hâkimlikçekayda geçirilmeyen birçok talep ve itirazının ne olduğu, hangi hak bağlamındahangi başvuru yolunun hangi nedenlerle etkisiz olduğunun başvuru dilekçesinin içeriğindeaçıklanmadığı, başvurucuların şikâyetinin özgürlük ve güvenlik hakkı bakımındanetkin başvuru imkânının olmadığı şeklinde anlaşılması durumunda benzer itirazinceleme usulünün daha önce hukukumuzda mevcut bulunan 5271 sayılı Kanun’un250. ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.maddesi ile kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri açısından ve hâlen yürürlükte bulunan9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun’un 353. maddesinde mevcutolduğu, 5271 sayılı Kanun’un 271. maddesine göre tutukluluğa itirazıinceleyecek olan sulh ceza hâkimliklerinin tutuklamayı hukuki bulmamasıdurumunda tutuklanan kişiyi salıverme yetkisi bulunduğu, bu nedenle itirazmercii olarak sulh ceza hâkimliklerinin görevlendirilmiş olmasının kanun koyucununtakdir yetkisi kapsamında olup bu hâkimliklerin Sözleşme’nin 5. maddesinin (4)numaralı fıkrası bakımından gerekli güvenceleri sağlayacak niteliklere sahipoldukları ifade edilmiştir.
103. Somut olayda başvurucuların iddiasının özü,tutukluluk kararlarına karşı itiraz mercii olarak tarafsız ve bağımsızlıklarıkonusunda şüpheler bulunan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına mecburbırakılma ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinin değerlendirilmesiimkânından yoksun bırakılmaları iddiasına ilişkindir.
104. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her nesebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığıhakkında süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesinehükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa veSözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun yasallığına ilişkin itirazbaşvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliyetalepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından birgüvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).
105. 6545 sayılı Kanun’un 48. maddesine göre kurulan sulh cezahâkimliklerinin kararlarına karşı itirazların incelenmesi, 5271 sayılı Kanun’un268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi gereğince aynı yerde birdenfazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde numara olarak kendisini izleyenhâkimliğe aittir.
106. Somut olayda başvurucuların tarafsız ve bağımsız hâkimilkelerinin ihlali iddiaları ile ilgili olarak iddiaların açıkça dayanaktanyoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (bkz. § 99).Bu nedenle başvurucuların, tutuklamakararlarına karşı itiraz mercii olarak tarafsız ve bağımsızlıkları konusundaşüpheler bulunan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına mecbur bırakılması veüst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinindeğerlendirilmesi imkânından yoksun bırakılmaları iddialarının da açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
107. Açıklanan nedenlerle, etkili başvuru haklarının ihlaledildiği iddiasının “açıkça dayanaktanyoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
108. Erdal TERCAN bu görüşekatılmamıştır.
d. MasumiyetKarinesinin İhlali İddiası
109. Başvurucular, başta Başbakan olmak üzere en üst düzeykamu görevlileri, siyasetçiler ve basın tarafından aylardır her fırsatta suçluilan edilmeleri, sağlık kontrolleri sırasında basının önünde teşhir edilmelerive örgüt olarak dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerekkamuoyu önünde açıkça tahkir kastıyla suçlanmaları nedeniyle masumiyetkarinelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.
110. Bakanlık görüşünde özetle, başvurucuların “en üst düzeykamu görevlileri”, “siyasetçiler” ve “basın” tarafından “aylardır” “herfırsatta” suçlu ilan edildikleri şeklindeki iddialarının; kişi, yer, zaman veiçerik unsurları bakımından somut bir olaya temas etmediğini, “sağlıkkontrolleri sırasında basının önünde teşhir edildikleri” iddiasınınbaşvurucuların suçlu ilan edilmek kastıyla teşhir edildiği mi yoksa yürütülensoruşturmanın, kamuoyunu uzun süredir meşgul eden güncel bir konuya ilişkinolması nedeniyle basının kamuoyunu bilgilendirmek için olayı takip etmesi sonucuelde edilen görüntülerden mi oluştuğunun belirlenmesi gerektiğini, güncelolaylar ile ilgili olarak demokratik bir toplumda basının haber verme özgürlüğüile kamuoyunun haber alma hakkının temel bir hak olduğunu, somut olaybakımından başvuru dilekçesinde bu konunun anlaşılmasına imkân verecekyeterlilikte bir açıklama yapılmadığı, başvurucunun kolluk görevlileritarafından teşhir edildiğine dair somut bir bilgi bulunmadığı, “örgüt olarakdillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önündeaçıkça tahkir kastıyla suçlanmak suretiyle masumiyet karinelerinin ihlaledildiği” iddiasının da eylemin faili, zamanı, “tahkir kastı” ibaresinin neyedelalet ettiği hususları bakımından iddiayı ispatlamada yeterli somut bilgileriçermediği belirtilmiştir.
111. Masumiyetkarinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadansuçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,kişinin masumiyeti “asıl”olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunuispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabitoluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olaraknitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).
112. AİHM’e göre Sözleşme’nin 10. maddesitarafından teminat altına alınan ifade özgürlüğü, bilgi alma ve vermeözgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralıfıkrası, yürütülmekte olan cezai bir soruşturma hakkında yetkililerin kamuoyunabilgi vermesini önlemez ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi sözkonusu olduğunda bilginin tam bir dikkat ve ihtiyatla verilmesi gerekir (Allenet de Rıbemont/Fransa, B.No: 15175/89, 10/2/19955, § 38).
113. Başvurucuların tutuklanmalarınakarar verilen suçlarla ilgili isnadınyapılmadığı aşamada, kendisinin ve aile fertlerinin dinlendiğiiddiası nedeniyle suçun mağduru konumunda olabilecek olan Başbakan, kamuoyununda gündeminde olan siyasi tartışmalar kapsamında başvurucuların isimlerizikredilmeksizin genel olarak yasa dışı/usulsüz dinlemelerle ilgili beyanlardabulunmuştur. Anılan tarihlerde gerçekleşen mahallî idareler seçimi öncesindeyoğun siyasi tartışmaların yapıldığı ve bir kısım telefon/ortam dinlemelerinininternet üzerinden kamuoyuna aktarıldığı bilinmektedir.
114. Bu kapsamdaki tartışmaların güncelkonulara ilişkin olması nedeniyle ortaya çıkan kamusal yarar dikkatealındığında Başbakan’ın beyanlarının bağlam ve şartları göz önüne alınmadansadece görevinden hareketle değerlendirilmesi mümkün değildir.
115. Başvurucular ayrıca, en üst düzeykamu görevlileri, siyasetçiler ve basın tarafından sürekli olarak her fırsattasuçlu ilan edildiklerini ileri sürmüşlerse de bu iddialarını kişi, zaman, yerve içerik itibarıyla somutlaştıracak bilgi ve belge sunmamışlardır.
116. Açıklanan nedenlerle başvurunun,masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
117. Erdal TERCAN bu görüşekatılmamıştır.
V. HÜKÜM
Açıklanangerekçelerle;
A. Başvurucuların,
1. Kötü muamele ile ilgili iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
2. Haklarındaki suçlamalar ve hakları bildirilmeden ve avukatyardımından yararlanma hakkı tanınmadan gözaltına alındıkları yönündekiiddialarının “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ınkarşı oyuyla, OY ÇOKLUĞUYLA,
3. Gözaltı ve tutuklamanın kanuni olmadığı iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OYÇOKLUĞUYLA,
4. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,
5. Doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlaliiddialarının “açıkça dayanaktan yoksunolması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OYÇOKLUĞUYLA,
6. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OYÇOKLUĞUYLA,
7. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ınkarşı oyuyla, OY ÇOKLUĞUYLA,
B.Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE
9/9/2015tarihinde karar verildi.
KARŞI GÖRÜŞ
Başvurucular,İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, Cumhuriyetsavcısının talimatıyla yürütülen bir soruşturma nedeniyle suçlandıklarını vetutuklandıklarını; doğal hâkim ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsızolmayan mahkemelerce kanuna aykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilensuçlara ilişkin haklarının bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlikhaklarının, soruşturma sürecinde kamu görevlilerinin insan haysiyeti ilebağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının, haklarında kesinleşmişyargı kararı bulunmamasına karşın suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyetkarinesinin, mensubu oldukları iddia edilen cemaate yönelik nefret veötekileştirme söylemi ile meslekten atılmaları ve uydurma soruşturmalaraçılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru haklarının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
Mahkememizçoğunluğu, başvurucuların ileri sürdüğü ihlal iddialarını kabul edilemezbulmuştur.
Başvuruculartarafından ileri sürülen olaylar ve ihlâl iddiaları ile Çoğunlukça benimsenenkabul edilmezlik gerekçeleri, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından dahaönce karara bağlanan 2014/14061 sayılı bireysel başvuru dosyası ile paralellik arzetmektedir. O nedenle, 2014/14061 numaralı bireyselbaşvuruya ilişkin 08.04.2015 tarihli Genel Kurul kararı hakkında yazmış olduğumkarşı görüş (RG 08.07.2015; sayı 29410) esas itibari ile bu dosya içindegeçerlidir. Bu açıdan, mevcut başvuruya ilişkin olarak Çoğunluk kararındaki,başvurucuların,
-Hangi suçlamayla gözaltına alındıklarını öğrenmeden ve avukat yardımındanyararlanma hakkı tanınmadan gözaltına alındıkları,
-Gözaltına alma ve tutuklamanın kanuni olmadığı,
- Doğalhâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlali,
-Etkili başvuru hakkının ihlali,
-Masumiyet karinesinin ihlali,
İddialarıhakkında, 2014/14061 sayılı bireysel başvuru hakkındaki karşı görüşümün ilgilikısımları burada da aynen geçerlidir. O nedenle, başvurucuların sözkonusu iddialarının, orada belirtilen gerekçelerle kabuledilebilir olduğunu düşündüğümden, Çoğunluk görüşüne katılmam mümkünolmamıştır.
Üye
Erdal TERCAN