TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ŞİRİN ÇELİK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/9215)
Karar Tarihi: 30/3/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Başvurucu
:
Mehmet Şirin ÇELİK
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından hısımlarına zararverilmesi dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör veTerörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkıile mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılamaişlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adilyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 18/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/10/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 29/12/2014 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleriarasında 7/5/1992 tarihinde çıkan çatışmada hısımları olan M.Sa.Ç.ninöldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını,22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada Al.Ç.ninyaralandığını, M.Şe.Ç.nin yaralandığını ve eşyalarıile birlikte meskeninin hasar gördüğünü, Ad.Ç.,M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğradığınıbeyan etmiş ve bu özel durumlarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
9. Başvurucu 20/7/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
10. Komisyon 6/7/2011 tarihli ve 2011/1-1481 sayılı kararındaterör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda dosyalarda yer alan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Gürgenli köyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit vesaldırı olmadığından, anılan köyde 1990 yılında 983 kişi, 1997 yılında 692kişi, 2000 yılında 843 kişi yaşadığından bahisle talebin reddine kararvermiştir.
11. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde iptal davası açılmıştır.
12. Batman İdare Mahkemesinin 22/2/2012 tarihli ve E.2011/2406,K.2012/1232 sayılı kararı ile Gürgenli köyünün 1991ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, Gürgenliköyüne bağlı Güvenç, Topluca ve Yuvalıçaymezralarının 1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığı, 1987 ile 2000yılları arasında Gürgenli köyünde geçici köy korucusuve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu,korucu aileleri haricinde köyde 152 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990yılında 983, 1997 yılında 692, 2000 yılında 843 kişi olduğu; 1990 ile 2000 yıllarıarasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, 2000 yılı sonrasında daseçimlerin düzenli olarak yapıldığı, Gürgenliköyündeki ilköğretim okulunun güvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yeralmadığı, Gürgenli köyü halkının bir kısmının güvenlikkaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyüntamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlikkaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya dasaldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göreidarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddinehükmedilmiştir.
13. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/5647, K.2012/15050 sayılı ilamı ilekararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararların bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir.
14. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 19/9/2013 tarihli ve E.2013/9788,K.2013/6074 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 21/11/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
15. Başvurucu 18/12/2013 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
19. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terketmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasınındikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köyün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütümensuplarınca hısımları olan M.Şe.Ç.nin yaralanmasınave eşyaları ile birlikte meskeninin hasar görmesine, Ad.Ç.,M.E.Ç., N.Ç. ve S.Ç.nin meskenlerinin zararauğramasına, terör örgütü mensupları ile güvenlik güçleri arasında çıkançatışmalarda hısımları M.Sa.Ç.nin öldürülmesine,N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.ninyaralanmasına dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamışolduğu soyut gerekçesi ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması ileri sürülerek sunduğu belgeler değerlendirilmeden idaretarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine savunma yapma imkânı tanınmadan verilenkararın adil olmadığını belirtmiştir.
20. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Yuvalıçaymezrasının Aydınlık köyüne bağlı bir mezra iken 2001 yılında Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıyla maddi gerçeğintespiti açısından yargılama konusuna neden olan olayların yoğun olarakyaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumu dikkate alınarak karar verilmesi gerekirkenhatalı şekilde 2001 yılından sonraki hukuki durum dikkate alınarak belgedüzenlendiği ve bu belgelere dayanarak yargılama yapan mercilerin hatalı kararverdiğini, bu şikâyetinin hiçbir aşamada değerlendirilmediğini,kararlarınyeterli gerekçe ihtiva etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarecesunulan belgeleri dikkate alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını,kendi içinde çelişkili ve gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak kararverildiğini, davasının reddine karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif birsebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarakayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet hakkından yoksun kaldığını veDerece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarınıntazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir neden ileri sürülerekKomisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini, yaptığı başvuruhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterekAnayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
21. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16).
22. Başvurucu 7/5/1992 tarihinde terör örgütü mensupları ilegüvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada hısımları olan M.Sa.Ç.ninöldürüldüğünü, N.Ç. ve Ay.Ç.nin yaralandığını,22/4/1994 tarihinde çıkan çatışmada ise Al.Ç.ninyaralandığını beyan etmiştir. Başvurucunun 7/7/2015 tarihli dilekçesinde ilerisürdüğü bu iddialarının başvuru formunda sunulanlardan farklı olduğu ve sonrakidilekçede ihlal iddialarına ilişkin vakıaların genişletildiği anlaşılmıştır.Her ne kadar başvurucu başvuru formunda hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini ileri sürmüş ise de hısımları olan M.Sa.Ç.ninöldürülmesi, N.Ç., Al.Ç. ve Ay.Ç.ninyaralanması vakıalarının olgusal temellerine işaret dahi etmediği tespitedildiğinden 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu veYargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yeralan açık hüküm karşısında, bu iddiaların hakkaniyete uygun yargılanma hakkıkapsamında incelenmesine olanak bulunmamaktadır.
23. Başvurucu, ayrıca Mahkemece verilen ret kararı neticesindeidarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumaruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararınıkarşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterekAnayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının vegerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen kararabağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca incelemeyapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altındaincelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
24. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığıgerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesindetanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
25. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
26. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
27. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
28. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
30. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
32. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
33. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdasedilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu; başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
34. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
37. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
38. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
39. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (20/7/2006) ile nihai karar tarihi (19/9/2013) arasında geçen 7 yıl 1aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
40. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
41. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununterör örgütü üyelerince annesinin amcasının çocuğu M.Şe.Ç.nin22/4/1994 tarihinde yaralanması ve eşyaları ile birlikte meskeninin hasargörmesi, dayısı Ad.Ç., annesinin amcası M.E.Ç.,annesinin amcasının çocuğu N.Ç. ve hısmı olduğunubeyan ettiği S.Ç.nin meskenlerinin zarara uğramasınoktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyüntamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketlereddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyeteuygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
42. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
43. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkçabelirtilmiştir.
44. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas edilmesizorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim yerinde sürekliyaşayan ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişileregöre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku veendişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesinin mümkün olduğugerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden kişiye değişebilen birduygu olan güvenlik kaygısının “köyünya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşimyerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçütedayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşimyerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekildeyaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idareceoluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararlarınidarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84, 85).
45. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B.No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerineait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesidurumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinintespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).
46. Başvurucunun; hısımları olduklarını iddia ettiği kişilerinterör örgütü mensuplarınca yaralanmasından, meskenleri ve eşyalarına zararverilmesinden kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve buçerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesigerektiğini ileri sürdüğü, belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturmaevrakını Derece Mahkemesine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeni ileyerleşim yerini terkettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
47. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacaklarınbaşvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21).
48. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
49. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
50. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazısı ilebaşvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmesi içinhısımları olduğu belirtilen ve mağdur olduğu beyan edilen kişiler ile kendisiarasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeyesunması istenmiştir.
51. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesinde zarar gördüğübelirtilen kişilerden S.Ç. hakkında herhangi bilgi yahut beyan sunmamış, diğerkişiler ile aralarındaki hısımlık derecelerini ve buna ilişkin nüfuskayıtlarını sunmanın ya da hısım olduklarını belirtmenin dışında başkaca birhusus beyan etmemiştir.
52. Bu çerçevede başvurucunun nüfus kayıt örneğinden hısımoldukları tespit edilemeyen S.Ç.nin ve başvurucu ilearalarında hısımlık ilişkisi bulunan diğer kişilerin yaralanması, meskenleri veeşyalarına zarar verilmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafındanbaşvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun; bu kişiler ilearasındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veyabelge sunmadığı, anılan kişilerin başına geldiği iddia edilen olay neticesindekendisinde oluşan algı ile bu algının oluşmasına temel teşkil eden özelnedenler ve algının yoğunluğu konusunda yeterince açıklıkta beyanınınbulunmadığı, yarıca meskenlerine zarar verildiği iddia edilen kişiler ile birlikteyaşadığı iddiasının da olmadığı tespit edilmiştir. Bu tespit karşısındabaşvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin,terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlernedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği noktasında nesnel ölçütten farklıbir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığıanlaşılmaktadır.
53. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
54. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
55. Başvurucu, yerleşim yeri olan Yuvalıçaymezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyüne bağlı olduğunu ve 30/10/2001tarihinde Gürgenli köyüne bağlandığını, dolayısıylaMahkeme kararında talep sonucuna etki eden husus olması hasebiyle yargılamakonusuna neden olan olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki hukuki durumdikkate alınarak belge düzenlenmesi ve karar verilmesi gerekirken buşikâyetlerinin hiçbir aşamada değerlendirilmeyerek karar verildiğini iddia etmiştir.
56. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi veAvrupa İnsanHakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’ninlafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkınınkapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibiilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altınaalınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi birtemel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerdengereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkiligüvencelerden birisidir. Bu bağlamda bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden Anayasa’nın 141. maddesinin de hakarama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
58. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
59. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53), başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığıesaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usule ilişkinhaklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesindetartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gerekenhükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).
60. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidirler. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No:134/1996/753/952,19/2/1998, § 42).
61. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların, hangi nedenle haklı veya haksızgörüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetiminiyapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hanginedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).
62. Somut olaylarda başvurucu; yerleşim yeri olan Yuvalıçay mezrasının 2001 yılına kadar Aydınlık köyünebağlı bir mezra olduğunu ve 2001 yılında Gürgenliköyüne bağlandığını, dolayısıyla somut gerçeği yansıtması açısından yargılamakonusuna neden olan olayların yoğun olarak yaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının hukuki durumu dikkate alınarak kararverilmesi gerekirken hatalı şekilde 2001 yılından sonraki hukuki durum dikkatealınarak belge düzenlendiğini ve yargılama mercilerinin bu belgelere dayanarakkarar verdiklerini iddia etmiştir.
63. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda Komisyonkararında (bkz. § 10) Yuvalıçay mezrasının Gürgenli köyüne bağlı olduğu kabul edilerekdeğerlendirmeler yapıldığı tespit edilmiştir.
64. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 12) Batman İl JandarmaKomutanlığının 25/3/2011 tarihli Batman Valiliğine hitaben yazılan boşalan veboşaltılan köylere ilişkin yazısında Gürgenli köyünün1991 ile 1995 yılları arasında kısmen boşaldığının, Gürgenliköyüne bağlı Yuvalıçay mezrasının 1991 ile 1995yılları arasında kısmen boşaldığının ifade edildiği belirtilerek, bu husus ve Gürgenli köyüne ilişkin çeşitli kurumlardan toplananbelgeler dikkate alınarak Gürgenli köyünde geçici köykorucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirilmesi ve koruculuk sistemininbulunması, Gürgenli köyü nüfus verileri, muhtarlıkseçimleri, Gürgenli köyündeki ilköğretim okulunungüvenlik nedeniyle kapanan okullar arasında yer almaması gerekçelerinedayanılarak davanın reddine karar verilmiş; kanun yolu merciince de İlk DereceMahkemesi kararı onanmış ve başvurucunun karar düzeltme talebi reddedilmiştir(bkz. §§ 13, 14).
65. Batman İl Jandarma Komutanlığının yukarıdaki paragraftaanılan yazısının ekindeki tablonun incelenmesi neticesinde Yuvalıçaymezrasının Gürgenli köyüne bağlı olarak gösterildiği,Gürgenli köyü ve bu köye bağlı olan Güvenç, Topluca, Yuvalıçay mezralarının 1991 ile 1995 yılları arasındakısmen boşaldığının belirtildiği tespit edilmiştir. Aynı belgelerden Aydınlıkköyüne ilişkin kayıtların incelenmesinden köy ve bu köye bağlı olarakgösterilen Anta, Havrik, Yeniçakmak mezralarının 1995-2002 yılları arasında tamamenboşaltıldığının, Cirik mezrasının 1994 yılında ve Dodika mezrasının 1995 yılında tamamen boşaltılmış olupmezraya dönüş yapılmadığının; Gazamusa, Göçbeyli, Keta mezralarında boşalma olmadığının beyan edildiğianlaşılmaktadır.
66. Başvuru formlarının eklerinin incelenmesi neticesinde SasonCumhuriyet Savcılığının 8/8/1994 tarihli ve Hazırlık No: 1994/32, TakipsizlikKarar No: 1994/17 sayılı görevsizlik kararında “Aydınlık köyü Yuvalıçay mezrasında” yaşanan olaylara ilişkin tespitlereyer verildiği, M.Şe.Ç.nin hasar tespiti istemiüzerine düzenlenen tespit tutanağında Sason Sulh Hukuk Mahkemesinin 6/7/1995tarihli ve 1994/5 Değişik İş sayılı kararında hasar tespiti incelemesinde“Sason ilçesi Aydınlık köyü Yuvalıçay (Cılkas) mezrasında açık tespite başlandığı”nınbelirtildiği; jandarma astsubay kıdemli çavuş, jandarma astsubay çavuş vejandarma onbaşı rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 27/11/1993tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkasmezrasına” bir grup teröristin saldırıda bulunduğunun belirtildiği; jandarmaastsubay üstçavuş, uzman jandarma I. kademeli çavuş ve uzman jandarma I.kademeli çavuş rütbelerini haiz üç görevli tarafından düzenlenen 13/3/1995tarihli olay yeri tespit tutanağında “Aydınlık köyü Cılkaz(Yuvalıçay) mezrasında” meydana gelen terörolaylarına yer verildiği tespit edilmiştir.
67. Başvurucu, yerleşim yeri olan Yuvalıçaymezrasının hukuki durumunda meydana gelen değişiklik hakkındaki iddialarınıDerece Mahkemesi önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. § 12)iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolu merciincede anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır (bkz. §§ 13, 14).Başvurucunun anılan şikâyetlerini yargılama aşamalarında ileri sürdüğü fakatvarılacak sonuç bakımından önem arz edebilecek bu husus hakkında herhangi birdeğerlendirme yapılmaması, Mahkeme kararında dayanılan belgeler ile dosyakapsamında mevcut diğer bilgi ve belgeler dikkate alındığında olaylarınyaşandığı yıllarda Yuvalıçay mezrasının bağlıbulunduğu köy hakkındaki çelişki giderilmeksizin hüküm kurulması nedenleriylekararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.
68. Başvurucunun yerleşim yeri olan Yuvalıçaymezrasının bağlı olduğu köy konusunda olayların yaşandığı dönemlerde veolaylardan sonraki tarihte birtakım kurumlar tarafından düzenlenen belgelerdikkate alınarak başvurucunun iddiası hakkında değerlendirmede bulunulmasıgerekirken başvurucunun yerleşim yerinin Gürgenliköyüne bağlı olduğu kabulünden hareketle anılan köye ilişkin kayıtlar doğrudanesas alınarak davanın reddine karar verilmesi, adil yargılanma hakkı kapsamındagerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ortaya çıkarmaktadır.
69. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
70. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
71. Başvurucu, başvuru formlarında belirtikleri maddi tazminatmiktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuşlardır.
72. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
73. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlalkararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdareMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
74. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belgesunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesigerekir.
75. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucunun adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batmanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.