TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET EMİN AKIN VE AYŞE TEKİN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/6956)
Karar Tarihi: 23/3/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Erdal TERCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Gökçe GÜLTEKİN
Başvurucular
:
1. Mehmet Emin AKIN
2. Ayşe TEKİN
Vekilleri
:
Av. Ferhat BAYINDIR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvurular, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburbırakılmaları sonucu mülkiyet hakkının; terör örgütü üyeleri tarafındanyakınları kaçırılıp öldürüldüğü dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaKanun kapsamında yapılan başvuruların reddedilmesi ve ret işlemlerine karşıaçılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 4/9/2013 tarihinde Batman İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecekbir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyonlar tarafından25/11/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümler tarafındanyapılmasına karar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanları tarafından muhtelif tarihlerde, başvurularınkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Anayasa Mahkemesi tarafından 2013/6957 başvuru numaralıdosyanın konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2013/6956 başvuru numaralıdosya ile birleştirilmesine, incelemenin 2013/6956 başvuru numaralı dosyaüzerinden yürütülmesine ve diğer bireysel başvuru dosyasının kapatılmasınakarar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucular Batman ili Beşiri ilçesi Otluca köyünde ikametetmekte iken terör nedeniyle hısımları M.T.nin öldürüdüğünü beyan ederek bu özel durumlarından kaynaklanangüvenlik kaygısı nedeniyle köylerini terk etmek zorunda kaldıklarını iddiaetmişlerdir.
8. Başvurucular, ekli tablonun C satırında belirtilen tarihlerde5233 sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle BatmanValiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. Ekli tablonun D satırında tarih ve sayıları belirtilenKomisyon kararlarında, terör olayları sonucu oluşan zararın karşılanmasıtalebiyle yapılan başvurularda dosyada yer alan bilgi ve belgelere görebaşvurucuların yaşadığı Beşiri ilçesinin Otluca köyünün boşaltılmadığıbelirtilerek taleplerin reddine karar verilmiştir.
10. Belirtilen ret işlemleri aleyhine ekli tablonun E satırındabelirtilen tarihlerde başvurucular tarafından açılan iptal davalarında, eklitablonun F satırında tarihleri gösterilen Batman İdare Mahkemesi kararları ilebaşvurucuların yaşadığı yerleşim yerinin boşalan ya da boşaltılan yerlerdenolmadığı, anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmadığı, başvurucu AyşeTekin'in eşinin kardeşinin, başvurucu Mehmet Emin Akın'ın amcasının öldürülmesiolayının başvurucuların şahsına veya ailesine yönelik bireysel saldırıkapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığıbelirtilerekdavaların reddine hükmedilmiştir.
11. Başvurucuların temyizi üzerine ekli tablonun G satırındagösterilen tarihlerde Danıştay Onbeşinci Dairesiilamları ile dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararların bozulmasınıgerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek hükmün onanmasına kararverilmiştir.
12. Kararlar6/8/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir.
13. Başvurucular4/9/2013 tarihinde bireysel başvurudabulunmuşlardır.
B. İlgili Hukuk
14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
15. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
16. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
17. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduklarıbaşvuruların ve açmış oldukları davaların reddedildiğini, köydeki nüfusun 1990yılında 225, 1997 yılında 150, 2000 yılında ise 201 kişiolduğutespit edilmiş olsa da terör olaylarının yoğun olarak yaşandığı 1991 ile 1996yılları arasındaki nüfus kayıtlarının mevcut olmadığını ve bu yıllarda köydekimsenin ikamet etmediğini, olayların yoğun olarak yaşandığı dönemde meydanagelen vakalara ve oluşan zararlara ilişkin delil toplamadaki güçlük ileolayların üzerinden uzun bir zamanın geçmiş olması nedenleri ve delillereulaşmadaki zorluk birlikte değerlendirildiğinde lehlerine yorumlanması gerekenbirçok hususun dikkate alınmadığını, 22/7/1994 tarihinde faili meçhul şekilde öldürüldürülen yakınları M.T.ninmirasçılarına ölüm olayı nedeni ile tazminat ödenmesine karar verildiğini ve budurumun köyde can güvenliğinin bulunmadığına işaret olmasına rağmen yargılamamakamlarınca "nesnel güvenlikkaygısının yaşanmadığı" gerekçesine dayanılarak taleplerininkabul edilmemesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığını, idarenin can vemal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucunda mülkiyethaklarından yoksun kaldıklarını ve meydana gelen zararların sosyal risk vekusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca idarece karşılanması gerektiğini, DereceMahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme nedeniyle zararlarının tazminedilmediğini, 5233 sayılı Kanun’un dar ve aleyhe olacak şekilde yorumlanarakKomisyon ve yargı makamlarınca taleplerinin reddedildiğini, ayrıca yaptıklarıbaşvurular hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığınıbelirterek Anayasa’nın2., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğiniiddia etmişler; ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat talebindebulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
1. Adli Yardım TalebiYönünden
18. Anayasa Mahkemesinin MehmetŞerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkelerdikkate alındığında geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılamagiderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkçadayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesigerekir.
2. Kabul EdilebilirlikYönünden
19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararının tazmini amacıyla açtıkları davalarınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 35. ve 36. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlıolmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16).Başvurucuların ihlal iddialarıadilyargılanma hakkı kapsamında aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
a. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüklerigiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
21. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
22. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili bölümü şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
23. Somut davalara bir bütün olarak bakıldığında Komisyonabaşvuru tarihleri (bkz. ekli tablonun C satırı)ile nihai karar tarihleri (bkz.ekli tablonun G satırı) arasında geçen ve ekli tablonun H satırında her birbaşvuru için ayrı ayrı toplam süreleri belirtilen yargılama süreçlerinde,uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvurular açısından farklı karar verilmesini gerektiren biryön de bulunmadığından yargılama sürelerinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
24. Açıklanan nedenlerle başvurucuların makul sürede yargılanmahaklarına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurularınbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
25. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıklarıbaşvurunun; terör örgütü mensuplarınca yakınları M.T.ninöldürülmesine dair özel durumları dikkate alınmaksızın, Mahkemece mukimoldukları köyün tamamen boşaltılmamış olduğu ve şahıslarına yönelik bir terörtehdidinin olmadığı şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğinibelirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma haklarınınihlal edildiğini iddia etmişlerdir. Anılan iddia adil yargılanma hakkıkapsamında yer alan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamındaincelenmiştir.
26. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013 § 26).
27. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendiistekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.
28. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşimyerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranıntamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadecegeçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasınızorunlu görerek, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmenboşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilmeolanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundanhareket ederek 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesineyasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemişlerdir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; CahitTekin, §§ 84, 85).
29. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesitarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara ilişkiniddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıbağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken hususlarailişkin olduğu belirtilerek açıkçadayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Sabri Çetin, §§ 45-50; Benzer yöndeki AİHMkararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/6/2011, §88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber derecemahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesi durumunda, Anayasal birtemel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti noktasında farklıbir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (MesudeYaşar, § 93; Cahit Tekin,§ 88).
30. Başvurucuların; yakınları M.T.ninterör örgütünce öldürüldüğü, bu nedenle güvenlik kaygısıyla köylerini terkettikleri, bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdükleri, yerleşim yerini terörolaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiklerihususlarındaki özel durumlarının dikkate alınmasını talep ettiklerianlaşılmaktadır.
31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacakların,başvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95,25/12/2012, § 21)
32. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
33. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
34. Başvurucular, terör nedeniyle öldüğünü belirttikleriyakınları hakkındabelirtilen vakıaya ilişkintutanaklar ile soruşturma evrakını sunmuşlar, hısım olduklarını belirtmenindışında başkaca bir husus beyan etmemişlerdir.
35. Anayasa Mahkemesinin 7/8/2015 tarihli yazısı ilebaşvuruculardan başvuru formunda ileri sürdükleri iddialarını ispat etmeyeyönelik, ölen kişi ile aralarında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişlidelilleri Mahkemeye sunmaları istenmiştir.
36. 3/9/2015 tarihli cevap dilekçelerinde başvurucular, zarargördüğü belirtilen kişi ilehısım olduklarınıbelirtmenin dışında ölen kişinin eşine tazminat ödendiğini ifade etmişlerdir.
37. Bu çerçevede başvurucuların, yakınlarının öldürülmesiiddiaları hakkında başvurucuların anılan kişi ile aralarındaki akrabalıkilişkisine değinmekle yetindikleri;aralarındakiilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgi veya belgesunmadıkları gibi herhangi bir beyanda dabulunmadıkları, akrabalarının başına geldiği iddia edilen olay neticesindekendilerinde oluşan algı, bu algının oluşmasına temel teşkil eden özel nedenlerve algının yoğunluğu hakkında yeterince açıklıkta beyanlarının bulunmadığıtespit edilmiştir. Bu tespitler karşısında başvurucuların taleplerinin 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesinin, yerleşim yerlerini teröreylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle terkedip etmedikleri noktasında nesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçütarayışına girilmesini gerektirecek boyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
38. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurularınbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
39. Başvurucular, ayrıca idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmektedirler.
40. Başvuru dilekçesi incelendiğinde başvurucuların Anayasa’nın35. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürdükleri bölümde başvurucular, 5233sayılı Kanun kapsamında tanzim edilen belgelerde maddi zararlarının mevcutolduğunu iddia etmiş fakat idari yargı makamlarının tazminat başvurularınailişkin söz konusu düzenlemeleri dar ve aleyhe yorumlayarak Anayasa’nın 35.maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
41. Başvurucular tarafından mülkiyet haklarının ihlal edildiğihususundaki iddiaların yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılamasürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesindebaşvurucuların delillerini ve iddialarını sunma fırsatı bulamadıklarına veyargılamaya etkin olarak katılma imkânlarının ellerinden alındığına dair birbulgu da saptanmadığı anlaşılan somut yargılama faaliyetlerinin derecemahkemelerince adil yargılanma hakkının gereklerine uygun şekilde yerinegetirildiği tespit edilmiş olduğundan mülkiyet hakkının ihlal edildiğiyönündeki iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir (Ülkü Özgür, B. No: 2013/2263, 26/6/2014, §43).
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurucuların adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
C. 1. Adli yardım talebinde bulunan başvurucu Ayşe Tekinaçısından adli yardım talebinin kabulüyle geçici muafiyet sağlanan yargılamagiderlerinin tahsilinin başvurucunun mağduriyetine neden olacağıanlaşıldığından 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucunun yargılamagiderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,
2. Adli yardım talebininkabulü ile muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, başvurucu MehmetEmin Akın'ın mağduriyetine neden olmayacağı anlaşıldığından 12/1/2011 tarihlive 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesi uyarınca tamamenmuafiyetin koşulları oluşmadığından 198,35 TL harçtan ibaret yargılamagiderinin başvurucu Mehmet Emin Akın'dan TAHSİLİNE,
D. Yargılama giderlerinin adliyardım talebi reddedilen başvurucu Mehmet Emin üzerinde BIRAKILMASINA
23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
SIRA
1
2
A
Başvuru
Numarası
2013/6956
2013/6957
B
Başvurucu
ve
T.C.
Kimlik No
Mehmet Emin AKIN
Ayşe TEKİN
C
Komisyona Başvuru Tarihi ve Dosya Kayıt Numarası
21/2/2006
2010/1-791
9/2/2006
2010/1-827
D
Komisyon Karar Tarihi ve Numarası
17/12/2010
24/12/2010
E
Dava
Tarihi
2/3/2011
2/3/2011
F
Yerel Mahkeme
Karar Tarihi
15/12/2011
15/12/2011
G
Temyiz Yolu Karar Tarihi
18/4/2013
18/4/2013
H
İdari ve Yargısal
Süreçte Geçen Toplam Süre
7 yıl 2 ay
7 yıl 2 ay