TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET SABRİ YAR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/5845)
Karar Tarihi: 21/4/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Alparslan ALTAN
Raportör
:
Elif KARAKAŞ
Basvurucu
:
Mehmet Sabri YAR
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ve anılan ret işleminekarşı açılmış olan davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makulsürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 1/8/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 8/1/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/3/2014 tarihinde, başvurunun kabuledilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 7/4/2014 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş15/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığıngörüşüne karşı beyanlarını 21/4/2014 tarihinde ibraz etmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu; Batman ili Sason ilçesi Tekevlerköyünde ikamet etmekte iken meydana gelen terör olayları nedeniyle 1993 yılındagöç etmek zorunda kaldığını belirterek 13/9/2007 tarihinde, 5233 sayılı Kanunkapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği ZararTespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyon 19/8/2011 tarihli ve 2214 sayılı kararıyla köyünboşalmadığı ve başvurucuya yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahislebaşvurunun reddine karar vermiştir.
10. Başvurucunun ret işleminin iptali istemiyle açtığı dava,Batman İdare Mahkemesinin 23/2/2012 tarihli ve E.2011/4745, K.2012/1297 sayılıkararı ile reddedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:
“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinindeğerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya "terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşamayan kişilerceuğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre idarece sulh yoluylaödenmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, bir yerleşim yerinin güvenlik nedeniyleidarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan halk tarafından"tamamen" boşaltılmış olması halinde, yerleşim yerininboşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek teksayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.Sosyal güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmışolması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararınidarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.
Yerleşim yerinin "kısmen" boşalmış olması, o yerleşim yerindegüvenli bir şekilde, yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarınınidarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir göstergesidir. Güvenlikkaygısının, yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygınedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesigerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişekarşısında her bireyin farklı tepki göstermesi mümkündür. Bu nedenle, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının yukarıda belirtildiğişekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması zorunludur. Ancak, bir yerleşimyerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle yerleşim yerinde sadece köykorucuları ile bunların aileleri kalmış, diğer köy halkının yerleşim yeriniterk etmiş olması halinde ise, yerleşim yerini kısmen terk eden köy halkının dagüvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu nedenden dolayımalvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasahükümlerine göre idarece karşılanacağı açıktır.
Bu itibarla, bir yerleşim yerinde asgari güvenlik düzeyiningerçekleştirilmiş olmasına ve bu yerde köy korucuları ile bunların aileleridışındaki diğer köy halkının yaşamasına karşın, yerleşim yerinde yaşayankişilerin bir kısmının, yerleşim yerini terk etmeleri sonucunda uğranıldığıileri sürülen maddi zararın, güvenlik kaygısından kaynaklandığından bahisle5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına olanakbulunmamaktadır.
Olayda, dava dosyasının Batman İli, Sosonİlçesi, Tekevler Köyü'ne ait bilgi ve belgelerinbirlikte incelenmesinden, Batman İl Jandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarihve 18647 sayılıyazısında, TekevlerKöyü'nün "kısmen boşaldığı", ayrıca Batman Valiliği'nin 04.03.2005tarihli yazısı ekinde yer alan "Terör Nedeniyle Terkedilen Köyler Listesi"nde bulunmadığı, 09.05.2006 tarih ve 30571sayılı yazısında, "terör olaylarından etkilenen köy" olarakbelirtildiği, 09.10.2009 tarih ve 63966 sayılı yazısı ekinde, 1987-2000 yıllarıarasında GKK ve GÖKKgörevlendirildiği ve koruculuksisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 92 hanenin ikamet ettiği,Batman Valiliği'nin 17.04.2006 tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köynüfusunun 1990 yılında 999, 1997 yılında 585, 2000 yılında 2.064 kişi olduğu,Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığı'nın 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılıyazısında, aralarında davacının Köyünün de bulunduğu köylerde 1990-2000 yıllarıarasında muhtarlık seçiminin yapıldığının belirtildiği görülmektedir.
Bu durumda; aralarında davacının da bulunduğu TekevlerKöyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerindendolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olması diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle, 5233sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusuişlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır…”
11. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 25/12/2012 tarihli ve E.2012/6289, K.2012/15019 sayılı kararıyla Tekevler köyünün ilçe merkezine olan yakınlığı(4 km),ayrıca Tekevler köyünün 2008 yılında Sason ilçesinebağlı bir mahalle hâline dönüştürüldüğü hususları birlikte değerlendirildiğindeTekevler köyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğuve güvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucunaulaşıldığı, bu itibarla 20/9/2010 tarihli jandarma tutanağında yer alanifadelere itibar edilmediği belirtilerek kararın esastan onanmasına kararverilmiştir.
12. Başvurucu tarafından karar düzeltme talebindebulunulmamıştır.
13. Başvurucu 1/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurununve akabinde açtığı davanın reddedildiğini, güvenlik nedeniyle köyün boşaltılmışolduğunu belirten belgeler nazara alınmaksızın ve köy halkının güvenlik güçleritarafından yapılan mayın taramasında kobay olarak kullanılması hususuna ilişkinTBMM İnsan Hakları Komisyonunun incelemeleri gözönündebulundurulmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine dayanılarak,tarafından sunulan belgeler değerlendirilmeksizin idare tarafından sunulanbelgelerin alındığını, sunulan bu belgeler kendisine tebliğ edilmek suretiylesavunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını, kararların yeterligerekçe ihtiva etmediğini, tarafından sunulan belgeler dikkate alınmaksızınidarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren Mahkemenin tarafsızolmadığını, benzer başvurularda tazminata hükmedilmesine rağmen başvurusureddedilmek suretiyle eşitlik ilkesine aykırı davranıldığını, idarenin can vemal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyethakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararının tazmin edilmediğini ve yaptığı başvuruhakkında yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterekAnayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141. maddelerinde güvencealtına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
17. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa'nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır.Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesiile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun iddialarının incelenmesi neticesinde iddiaların özünün adilyargılanma ve eşitlik ilkesinin ihlaline ilişkin olduğu anlaşıldığından sözkonusu iddiaların belirtilen kapsamda değerlendirmeye tabi tutulması uygungörülmüştür.
18. Başvurucu; Komisyona yaptığı başvurunun ve akabinde açtığıdavanın reddedildiğini, köyünden göç etmeye mecbur kalması nedeni ile malvarlıklarına ulaşamadığını, ortaya çıkan zararlarının terör kaynaklı olmasınarağmen tazmin edilmediğini, idarenin can ve mal güvenliğini sağlamayükümlülüğünü yerine getirmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlaledildiğinden şikâyetçi olmuş ise de yargılama sürecinde yapılan incelemeler velehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespit edilen bu iddianınAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedildiğini ancak aynı köyde yaşayanbir kısım müracaat sahibine bahse konu Kanun kapsamında ödeme yapıldığınıbelirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda tazminat taleplerininreddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha önce bireyselbaşvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında,başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığınailişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarınıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkatealınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddialarıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
i. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. ÇelişmeliYargılama ve Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmadan sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. Bakanlık görüşünde idare tarafından dosyaya sunulanbelgelerin dava dosyasında mevcut olduğu, gizlilik kaydı içermediği vebaşvurucu vekili tarafından her zaman incelenebilme ve örnek alabilme imkânıbulunduğu, dolayısıyla başvurucunun kendisini savunabilmek için herhangi birhaktan mahrum kalmadığı belirtilmiştir.
29. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamındakarşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkikve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
30. Somut başvuruda yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
iii. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla AdilOlmadığına İlişkin İddia
32. Başvurucu; Komisyona yaptığı başvurunun ve akabinde açtığıdavanın reddedildiğini, köyünden göç etmeye mecbur kalması nedeni ilemalvarlıklarına ulaşamadığını, ortaya çıkan zararlarının terör kaynaklıolmasına rağmen tazmin edilmediğini,ayrıcakendi sunduğu delillere Mahkeme tarafından itibar edilmediğini ve yalnızcaidare tarafından sunulan bilgi ve belgeler esas alınarak karar verildiğinibelirterek hatalı şekilde hüküm kurulduğunu ileri sürmüştür.
33. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
34. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz bir takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
35. Başvurucu tarafından açılan davada Mahkemece, aralarındabaşvurucunun dabulunduğu Tekevlerköyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesindendolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve davacıyayönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle idarecetazmin edilmesine hukuki olanak bulunmadığı belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir (bkz. § 10).
36. Başvurucu tarafından, maddi vakıa ve delillerin hatalıtakdiri neticesinde talep ve davasının reddedildiği, bu kapsamda derecemahkemelerince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukukaaykırı olduğu belirtilmekte olup başvurucunun belirtilen iddialarının özününderece mahkemelerince delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarınınyorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucunailişkin olduğu anlaşılmaktadır.
37. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun'un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadî bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup, 5233 sayılı Kanun'un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak AnayasaMahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilenhususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması veuygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gerekenhususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun bulunduğusonucuna varılmıştır (Sabri Çetin,B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011, §88).
38. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesikararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlikde içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
iv. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
39. Başvurucu, Mahkeme kararında talep sonucuna etki edenhususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.
40. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu davada Mahkemenin köydenesnel güvenlik kaygısı yaşanıp yaşanmadığına ilişkin belgeleri ve delillerideğerlendirdiği, Danıştayın da onama kararında20/9/2010 tarihli jandarma tutanağına neden itibar edilmediğini belirterekyerel Mahkemenin gerekçesini benimsediği vurgulanmış ve yapılacak incelemede buhususların dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.
41. Başvurucu Bakanlığın görüşüne cevap olarak başvuru formundayer alan iddialarını tekrar etmiştir.
42. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurmaolanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından hemtarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup kararın gerekçesihakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsizhâle getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadaraçık bir biçimde gösterilmesi zorunludur (TahirGökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014, §67).
43. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından biri olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiğişeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamıkararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açıkbir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra kanun yolumahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkınihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen butür kararların ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabuledilmiş olduğu şeklinde yorumlanması uygun olup bu durumda, üst derecelimahkeme tarafından önceki mahkeme kararının gerekçesinin benimsendiği kabuledilmelidir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kayaİnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.,B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26).
44. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçelikarar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuşve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda başvurucuların hakkaniyeteuygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının değerlendirilmesihariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunuetkilediği iddia edilen taleplerin derece mahkemeleri kararlarında denetlenerekreddedildiği, bu nedenlerle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin, §§ 75-77). Başvurucunun daaynı içerikli taleplerinin Derece Mahkemelerince aynı gerekçelerle reddedildiğisomut başvuru açısından bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir hususbulunmamaktadır.
45. Başvurucunun, 1996 yılında köy halkının mayın taramasındagüvenlik güçleri tarafından kobay olarak kullanıldığı yönündeki argümanınınDerece Mahkemelerinin karar gerekçelerinde karşılanmadığı yönündeki iddiasınagelince; başvurucu tarafından dosyaya sunulan bilgi ve belgelerinincelenmesinden 1996 yılının Aralık ayındaki bir tarihte Batman ili Sasonilçesi Tekevler ve Kelhasanköylerinde ikamet etmekte olan otuz civarında köy sakininin askerler ve geçiciköy korucuları tarafından resmî araca bindirilerek mayınlı olduğu sanılan biraraziye götürüldükleri ve mayınların yerlerini göstermemeleri hâlinde sözkonusu alanda kendilerinin yürütüleceklerinin belirtilerek burada zorlayürütüldükleri, bir süre sonra da serbest bırakıldıkları yönündeki iddialarınköylüler tarafından Kaymakamlığa iletildiği, kamuoyuna yansıyan söz konusuiddiaların yerinde incelenmesi amacıyla TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığıtarafından üç milletvekilinden oluşan bir heyetin Batman’a gönderildiği, 21Şubat 1997 günü yapılan tahkikat sonrasında Heyetçe hazırlanan raporda olayınaydınlatılması amacıyla adli ve idari soruşturmaların başlatılması gerektiğininbelirtildiği, Sason Cumhuriyet Başsavcılığınca söz konusu iddianın müsebbibi olarakgösterilen jandarma üsteğmen hakkında efrada kötü muamele suçunu işlediğiiddiasıyla açılan kamu davasında 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar veDiğer Kamu GörevlilerininYargılanması Hakkında Kanungereğince görevsizlik kararı verilerek evrakın gereğinintakdir ve ifası için Kaymakamlığa gönderilmesine karar verildiği, Mahkememiztarafından resen yapılan incelemeden de Sason Kaymakamlığınca 4483 sayılı Kanunkapsamında yapılan soruşturma sonucunda sanığın men’imuhakemesine karar verildiği ve yapılan itiraz üzerine dosyayı inceleyenDiyarbakır Bölge İdare Mahkemesinin 24/9/1999 tarihli kararıyla sanığın üstüneatılı suçu işlediği kanısını doğrulayacak ve hakkında kamu davasının açılmasınıgerekli kılacak yeterli kanıt elde edilemediği gerekçesiyle yöntem ve yasayauygun bulunan kararın onanmasına karar verilerek kararın bu şekildekesinleştiği görülmektedir.
46. Buna göre başvuruya konu iddia üzerine ilgili makamlarcasiyasal ve yargısal denetim süreçlerinin başlatıldığı ve hukuki süreç sonucundasöz konusu iddianın sübut bulduğuna ilişkin yeterli kanıt olmadığı gerekçesiylesanık kamu görevlisinin yargılanmasına gerek olmadığı yönünde karar verildiğianlaşılmaktadır. Öte yandan anılan iddianın sübut bulduğu kabul edilse dahibaşvurucunun köyü terk etmesinin üzerinden bir kaç yılgeçtikten sonra köyde ikamet etmeye devam eden başka köy sakinlerinin başınageldiği ileri sürülen bu iddianın başvurucunun köyü terk etmesine gerekçeolamayacağı açıktır. Dolayısıyla başvurucunun köyünü güvenlik kaygısıyla terkettiğine dayanak olarak ileri sürülebilecek ve yargı yerince köyün tamamenboşaltılmış olması ölçütünü esas alan nesnel kriterden ayrılmayı gerektireceköznel bir niteliği bulunmayan, daha açık bir ifadeyle başvurucunun mağduruolmadığı ve köyü terk etmesine neden olmadığı açık olan ve hukuken doğruluğuispatlanamamış başvuru konusu iddianın hüküm sonucunu etkiler nitelikteolmadığı görüldüğünden anılan iddiaya ayrı ve açık bir yanıt vermeksizin nesnelgüvenlik kaygısı kriterini esas alarak davayı reddeden yerel Mahkeme ve bukararı onayan Yüksek Mahkeme kararlarının gerekçeli karar hakkını ihlal ettiğiiddiası açıkça dayanaktan yoksundur.
47. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
48. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü giderimtalebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
49. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, , §§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B. No: 2013/3008,6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen,B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; CelalDemir, §§ 58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının dahauzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek birkusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).
50. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
51. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (13/9/2007) ile nihai karar tarihi (25/12/2012) arasında geçen 5 yıl 3ayda uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurununbu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA21/4/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.