TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET AKKUŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2013/4266)
Karar Tarihi: 23/2/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Leyla Nur ODUNCU
Basvurucu
:
Mehmet AKKUŞ
Vekili
:
Av. Saim BOZKURT
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından köy sakinlerininöldürülmesi, hayvanların telef edilmesi, kardeşinin konutuna zarar verilmesidikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma ve mülkiyethaklarının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama işlemlerininadil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 20/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudanyapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.
4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 27/2/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
6. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından 14/7/1993tarihinde Batman ili Sason ilçesi Sarıyayla köyü Yıldızkaya mezrasına yapılan baskında hayvanlarının telefolduğunu, kardeşinin konutuna silahla ateş açılması sonucu kardeşinin konutununhasar gördüğünü, köy sakinlerinden E.B.ninöldürüldüğünü ve M.B.nin yaralandığını beyan etmiş vebu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmekzorunda kaldığını iddia etmiştir.
7. Başvurucu 3/1/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
8. Komisyon 7/1/2011 tarihli ve 2011/1-197 sayılı kararında;terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda bilirkişi heyetince yapılan keşif, tutulan tutanaklar, dosyalarda yeralan bilgi ve belgeler uyarınca Sason ilçesi Sarıyaylaköyü boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından bahisletalebin reddine karar vermiştir.
9. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batmanİdare Mahkemesinde dava açılmıştır.
10. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/150,K.2011/1267 sayılı kararı ile Sarıyayla köyünün Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarından oluştuğu; Batman İl JandarmaKomutanlığının boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında Yıldızkaya, Elagöz, Yelek, Gümüşkemer, Karaağaç, Karayün, Üçevler, Kergiz ve Yolaç mezralarının 1993 ile 2000 yılları arasında kısmenboşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, 1987 ile 2000 yılları arasında Sarıyayla köyünde geçici köy korucusu ile gönüllü köykorucusu görevlendirildiği ve koruculuk sisteminin olduğu, köy korucularınınailelerinin dışında köyde yaşayan 25 hanenin bulunduğu, köy nüfusunun 1990yılında 1.178 kişi, 1997 yılında 605 kişi, 2000 yılında 777 kişi olduğu; 1990ile 2000 yılları arasında köyde muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, Sarıyayla Köyü İlköğretim Okulunun eğitim ve öğretime açıkolduğu, Sarıyayla köyü halkının bir kısmının güvenlikkaygısıyla da olsa göç etmesinden dolayı uğradığı zararın anılan köyün tamamenboşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısınınyaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısınınbulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarecekarşılanmasına hukuki olanak bulunmadığından bahisle davanın reddine kararverilmiştir.
11. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 31/1/2013 tarihli ve E.2012/3239, K.2013/632 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir. Onama kararı, başvurucuya 4/6/2013tarihinde tebliğ edilmiştir.
12. Başvurucu 20/6/2013 tarihlerde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
13. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
14. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından üçüncüderece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidörtkatı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından ikinciderece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı tutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
15. Mahkemenin 23/2/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
16. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin veakabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terketmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasınındikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenliknedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ve terör örgütümensuplarınca köye yapılan baskın sonucunda hayvanlarının telef olmasına,kardeşi A.A.nın konutunun hasara uğramasına, köysakinlerinden E.B.nin öldürülmesine ve M.B.nin yaralanmasına dair özel durumu dikkate alınmadanköyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terörtehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak, sunduğu belgelerdeğerlendirilmeden idare tarafından sunulan belgeler dikkate alındığını ve bubelgeler tebliğ edilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadankarar verildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.
17. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtivaetmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalıolarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili vegerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddinekarar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmenşahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucumülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalıdeğerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’dayazmayan bir nedene dayanılarak Komisyon ve yargı makamlarınca talebininreddedildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makulsürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87.,125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş vemaddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
18. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiğianlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukukinitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisitakdir eder (Tahir Canan, B. No:2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; Mahkemece verilen ret kararı neticesindeidarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini,terör örgütü üyeleri tarafından yerleşim yerine yapılan baskında hayvanlarınıntelef edildiğini, kardeşinin konutuna ağır silahlarla saldırıda bulunulmasınedeniyle kardeşinin konutunun hasar gördüğünü, mağduriyeti hakkında birgiderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35.maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılanihlal iddiaları, gerekçeli karar hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucuverilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönündenayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdakibaşlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
19. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtalebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
20. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
21. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
22. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Adil YargılanmaHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Tarafsız MahkemedeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
23. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğedilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddiaetmiştir.
24. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzeriddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimintarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürütenhâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişiselbir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusuolduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucularınanılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).
25. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkinkarineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
26. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemedeyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
ii. Çelişmeli Yargılama veSilahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia
27. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkatealınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyenbelgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine kararverildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliğiilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.
28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeliyargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha öncebireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanunkapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas edileniçtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamenboşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti içinde bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bubelgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarınaaktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk DereceMahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgelerışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürmeimkânlarının bulunduğu, başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyandilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulanbelgelerin değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olaraktetkik ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyalarıkapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin birimkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (MesudeYaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,§§ 70-72).
29. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılanincelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı vebaşvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığısonucuna varılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama vesilahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
iii. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
33. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
34. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (3/1/2006) ile nihai karar tarihi (31/1/2013) arasında geçen yedi yıllıksüreçte uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine veözellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespitedilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yönde bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.
35. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
iv. Hakkaniyete UygunYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
36. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyelerince hısımları E.B.ninöldürülmesi ve M.B.nin yaralanması noktasındaki özeldurumu dikkate alınmaksızın Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamışolduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle reddedildiğini belirterekAnayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkınınihlal edildiğini iddia etmiştir.
37. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmışmaddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukukkurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıklailgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuruincelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit vesonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz bir takdir hatasıiçermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak veözgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yolu şikâyetiniteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdir hatası veyaaçık keyfîlik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esasyönünden incelenemez (Necati Gündüz ve RecepGündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).
38. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomikve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışındabulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıklarızararların kapsam dışında olduğu açıkçabelirtilmiştir.
39. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikleekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklananzararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminedilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdasedilmesi zorunlu gözükmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşimyerinde sürekli yaşayan ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yeriniterk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyletoplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepkigöstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişidenkişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olmasıveya anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması”şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısınadayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşimyerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlikşartlarının idarece oluşturulduğundan hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamındamaddi zararların idarece ödenmesine yasal olanak bulunmadığı ilkesinibenimsemişlerdir (Mesude Yaşar,§§ 89, 90; Cahit Tekin, §§ 84,85).
40. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerinbelirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu veKanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ilebu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somutolayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derecemahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha öncebireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa Mahkemesitarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara ilişkiniddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasıbağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken hususlarailişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucunavarılmıştır (Sabri Çetin, §§45-50; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve diğerleri/Türkiye [k.k.], B.No: 30415/08, 28/6/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerineait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası içermesidurumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinintespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).
41. Başvurucunun; hısımları olduklarını iddia ettiği kişilerinterör örgütü mensuplarınca yaralanmasından ve öldürülmesinden kaynaklanangüvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü vebelirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile soruşturma evrakını DereceMahkemelerine ibraz ederek terör olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısınedeni ileyerleşim yerini terk ettiği noktasındakiözel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.
42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216 sayılıKanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile 46. maddesinin (1) numaralıfıkrasında yer alan hükümler gözetildiğinde bireysel başvuruda bulunacaklarınbaşvuruya konu ettiği kamu gücü işlemi, eylemi ya da ihmali nedeniyle yakişisel olarak doğrudan etkilenmiş olması ya da başvurucu ile doğrudan mağdurarasında şahsi ve özel bir bağın bulunması gerekir (Türk Pediatrik Onkoloji Grubu Derneği, B. No: 2012/95, 25/12/2012,§ 21).
43. Aile bireylerinden birisi insan hakları ihlalinden dolayımağdur olduğunda başvurucunun maruz kaldığı sıkıntı, insan hakkı ihlalininmağduru olan kişinin akrabasında kaçınılmaz olarak meydana geldiği kabul edilenduygusal çöküntüden daha farklı bir boyut ve karakter arz eden özel nedenlerinvarlığını gerektirir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Çakıcı/Türkiye, B. No: 23657/94, 8/7/1999,§ 98; İpek/Türkiye, B. No:25760/94, 17/2/2004, § 181).
44. Başvurucunun, yakınının mağduriyeti nedeniyle etkilenmiş vekendi hayat akışına yön vermiş olduğunun kabul edilebilmesi için yaşanan olaysonucunda duyulan üzüntünün ötesinde yakınının başına gelen hadise sebebiylebaşvurucuda oluşan algı, bu algının meydana gelmesine temel teşkil eden özelbağ ve algının yoğunluğu hakkında açıklamada ve kanıtlamada bulunulmasıgerekmektedir (Sahibe Çelik ve Necla Çelik,B. No: 2013/4899, 20/1/2015, § 48).
45. Anayasa Mahkemesinin 9/6/2015 tarihli yazısı ilebaşvurucudan, başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmesi içinhısımları olduğu belirtilen ve mağdur olduğu beyan edilen kişiler ile başvurucuarasında şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair elverişli delilleri Mahkemeyesunması istenmiştir.
46. Başvurucu 7/7/2015 tarihli dilekçesinde, bu kişiler ilearalarındaki şahsi ve özel bağı belirtmeksizin ve hısım olduklarını iddiaetmeden anılan kişilerin öldürüldüğünü ve yaralandığını beyan etmiş; ölüm veyaralanma olayına ilişkin tutanak sunmuştur.
47. Bu çerçevede başvurucunun nüfus kayıt örneğinden hısımoldukları tespit edilemeyen ve köy sakinlerinden olduğu anlaşılan kişilerinyaralanması ve öldürülmesi iddiaları hakkında Anayasa Mahkemesi tarafındanbaşvurucuya yazılan müzekkereye cevap olarak başvurucunun bu kişiler ilearalarındaki ilişkide şahsi ve özel bağ bulunduğuna dair herhangi bir bilgiveya belge sunmadığı, anılan kişilerin isimlerini zikrederek yaralandığı veöldürüldüğünü belirtmekle yetindiği, mağdur olduğu beyan edilen kişilerin başınageldiği iddia edilen olay neticesinde başvurucuda oluşan algı, bu algınınoluşmasında temel teşkil eden özel nedenler ve algının yoğunluğu konusundabaşvurucunun yeterince açıklıkta beyanının bulunmadığı tespit edilmiştir. Butespit karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamındadeğerlendirilebilmesinin, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamındayürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği noktasındanesnel ölçütten farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesini gerektirecekboyuta ulaşmadığı anlaşılmaktadır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
v. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
Başvurucunun Kardeşi A.A.nın Konutunun Terör Nedeniyle Hasara UğramasındanKaynaklı Güvenlik Kaygısıyla Yerleşim Yerinin Terk Edildiği Şikâyeti KapsamındaGerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
49. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensuplarıtarafından köye yapılan baskında kardeşi A.A.nın konutuna ağır silahlarla saldırıdabulunulduğunu, kardeşinin konutunun hasar gördüğünü, anılan olaydan kaynaklıgüvenlik kaygısı nedeniyle yerleşim yerini terk ettiğini, bu iddiaları hakkındahiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddia etmiştir.
50. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biri olup Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçelikarar hakkına Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
51. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
52. Somut olayda başvurucu; yerleşim yerleri olan Sarıyayla köyü Yıldızkayamezrasına terör örgütü üyeleri tarafından 14/7/1993 tarihinde baskındüzenlendiğini, kardeşinin konutuna ağır silahlarla ateş açılması nedeniylekardeşinin konutunun zarar gördüğünü, anılan olaydan kaynaklı güvenlik kaygısınedeniyle yerleşim yerini terk ettiğini, bu şikâyetini dava ve temyizdilekçelerinde ileri sürmesine rağmen iddiaları hakkında bir değerlendirme yapılmasızın yargılama mercilerincekararverildiğini iddia etmiştir.
53. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 8), İdareMahkemesi kararında (bkz. § 10), kanun yolu denetimi sonrasında hükmedilenilamda (bkz. § 11) başvurucunun iddiaları hakkında herhangi değerlendirmedebulunulmadığı tespit edilmiştir.
54. Başvurucu, kardeşi A.A.nınkonutuna zarar verildiği konusunda delil olarak olay yeri tespit tutanağısunmuştur. Jandarma astsubay kıdemli çavuş, uzman jandarma I. kademeli çavuş,jandarma binbaşı, jandarma onbaşı ve jandarma er rütbelerini haiz sekiz görevlitarafından düzenlenen 14/7/1993 tarihli olay yeri tespit tutanağının ve ikisayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesinde tutanakta olayların meydanageliş şeklinin izah edildiği, olay yeri krokisine çizilen ev figürleri üzerineev sahipleri oldukları belirtilen kişilerin adlarının yazıldığı, terör örgütüüyelerince saldırılan evlerdeki kurşun izlerine ve roketatar izlerine krokiyeişlenmek suretiyle yer verildiği tespit edilmiştir.
55. Olay yeri tespit tutanağının ve krokisinin incelenmesinde,başvurucunun kardeşi olan A.A.nınevinin krokide belirtildiği, kurşun ya da roket atar isabet eden evlerin buizlerine işaret edilmesine rağmen başvurucunun kardeşinin evi hakkında böylebir betimlemede bulunulmadığı tespit edilmiştir. Tüm kroki kapsamıincelendiğinde başvurucunun kardeşi olan A.A.nın evinin hasar gördüğü konusunda herhangi birtespit yer almamakla birlikte anılan evin terör örgütü üyelerinin atış açısı mevzisinde kalabileceği anlaşılmaktadır.
56. Olay tarihinde on altı yaşında olan başvurucunun nüfuskaydının incelenmesinde, başvurucunun 1997 yılında evlendiği, başvurucununevlenme tarihine kadar 1993, 1994, 1996 ve 1997doğumlu çocuklarının bulunduğutespit edilmiştir. 14/7/1993 tarihli olayın yaşandığı tarihten dört ay sonrailk çocuğu dünyaya gelen başvurucunun olay tarihinde fiilen eş ve çocuklarındanoluşan aile hayatı içerisinde olduğu sonucuna varılmıştır. Aile birlikteliğiiçinde olan başvurucunun ağabeyi A.A.nınevinde yaşadığı yönünde bir iddiası bulunmadığı gibi başvurucu, buna yönelikbilgi ve belgelerine Derece Mahkemeleri aşamasında ne de bireysel başvuruincelemesi aşamasında sunmuştur. Olay yeri tespit tutanağında ve krokisindebaşvurucunun, adının geçmediği dikkate alındığında kardeşi A.A. ile birlikteyaşadıkları iddiası da bulunmayan başvurucunun, kardeşi A.A.nın konutunun zarar görmesi nedeniyle mağdur olduğusonucuna varılamayacaktır. Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, kardeşiA.A.nın konutunun hasargördüğü iddiası hakkında Derece Mahkemelerince herhangi bir değerlendirmeyapılmaması nedeniyle kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediği sonucunavarılamayacağı kanaatine ulaşılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar hakkınayönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmınındiğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
Başvurucunun Hayvanlarının Telef Olduğu ŞikâyetiKapsamında Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
58. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmınınkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
59. Başvurucu 14/7/1993 tarihinde terör örgütü mensuplarıtarafından yerleşim yerine yapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarınıntelef olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini, bu iddiasıhakkında hiçbir değerlendirme yapılmaksızın davasının reddedildiğini iddiaetmiştir.
60. Gerekçeli karar hakkı adil yargılanma hakkının somutgörünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçelikarar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36.maddesi kapsamında yer vermektedir (GüherErgun ve diğerleri, § 38).
61. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucuolarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hakniteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekildeyararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerdenbirisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarınıngerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak aramahürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §30).
62. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı, kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması, bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, § 26).
63. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usulhaklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz incelemesindetartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkate alınması gerekenhükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçeli karar hakkınınihlali olarak görülebilir (Mustafa Kahraman,B. No: 2014/2388, 4/11/2014, § 37).
64. AİHM’e göre mahkemeler ve yargımercileri, verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın şartları ışığında değerlendirilir (Higgins ve diğerleri /Fransa, B. No: 134/1996/753/952,19/2/1998, §42).
65. Bir mahkeme kararının gerekçesi o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015, § 56).
66. Somut olayda başvurucu; yerleşim yerine 14/7/1993 tarihindeterör örgütü mensuplarınca baskın düzenlendiğini, bu baskında büyükbaş veküçükbaş hayvanlarının telef olduğunu, anılan iddiaları hakkında birdeğerlendirme yapılmasızın yargılama mercilerincekarar verildiğini iddia etmiştir.
67. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvuruda,Komisyon kararında (bkz. § 8) başvurucununiddiaları hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığı tespit edilmiştir.
68. İdare Mahkemesi kararında (bkz. § 10) başvurucununhayvanlarının telef olduğu yönündeki iddiası hakkında herhangi birdeğerlendirme yapılmayarak davanın reddine karar verilmiş, kanun yolu merciincede İlk Derece Mahkemesi kararı onanmıştır (bkz. § 11).
69. Başvurucu, hayvan zararlarının varlığı konusunda delilolarak olay yeri tespit tutanağı sunmuştur (bkz. § 54). 14/7/1993 tarihli olayyeri tespit tutanağında “... Sason ilçesi, Sarıyayla köyü, Yıldızkayamezrasının sayıları tespit edilemeyen bir grup PKK terör örgütü militanlarıncabasıldığı...mezrada bulunan evlerin çevresindeki ağaç çitlerden yapılan hayvanbarınaklarının içerisinde bulunan 8 (sekiz) inek ile 97 (doksan yedi) koyun vekeçinin telef olduğu...”nun belirtildiği,olay yeri tespit tutanağının iki sayfalık ek krokisinin incelenmesi neticesindetelef olan hayvanlara ilişkin kayıtlara yer verildiği tespit edilmiştir.
70. AİHM, Şükrü Boğuş vediğerleri ((k.k.)B. No: 54788/09,28/6/2011) kararında başvurucuların taleplerinin kanıt yokluğu nedeniyle AğrıZarar Tespit Komisyonu tarafından reddedilmesi hakkında incelemede bulunmuş vebaşvurucuların iddiaları hakkında tek delilin Cumhuriyet'in ilanından 1993yılına kadar başvurucuların olağanüstü hâl ilan edilen bölgede yaşadıklarınınmuhtar tarafından onaylandığı belge olduğunu tespit etmiş ve sonuç olarakbaşvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu kanaatine varmıştır.
71. AİHM, Akbayır ve diğerleri/Türkiye kararında 5233sayılı Kanun’un kabul edilmesiyle uygulamaya konulan yeni giderim usulününincelenmesi neticesinde olay ve olguların meydana geldiği dönemde başvurucununçok genç yaşta olduğu veya başvurucunun doğum tarihinin bu dönemden sonraki birzamana denk gelmesi dikkate alındığında komisyonlarca ilgilinin tek başınayaşamasının veya mülklere sahip olmasının mümkün olamayacağı yönünde bir sonucavarılarak aynı aile fertleri tarafından çok sayıda talepte bulunulmasınedeniyle tazminat taleplerinin reddedildiği durumların mevcut olduğutespitinde bulunmuştur.
72. Başvurucu, telef olan hayvanların sahibi olduğu konusundadelil olarakSarıyayla köyü muhtarı ile köy halkındanaltı kişi tarafından imzalanan 24/6/2015 tarihli tutanağı ibraz etmiştir. Bututanakta 14/7/1993 tarihinde terör örgütü üyeleri tarafından köye baskınyapıldığı, bu baskında sekiz inek ile doksan yedi koyun ve keçinin telefolduğu, telef olan bu hayvanların tutanakta isimleri belirtilen ve başvurucununda aralarında bulunduğu on iki kişiye ait olduğu beyanı yer almaktadır.Başvurucu tarafından, terör örgütü mensuplarınca hayvanlarının telef edildiğiiddiası hakkında olay yeri tespit tutanağının sunulduğu (bkz. § 69),başvurucunun mülk sahipliği iddialarını destekleyici tek belgenin 24/6/2015tarihli tutanak olduğu, anılan tutanak dışında ilçe Gıda Tarım ve HayvancılıkMüdürlüğünde herhangi bir kayıt bulunduğuna dair belge sunulmadığı ya da birbeyanda da bulunulmadığı anlaşılmakla birlikte olay tarihinde on altı yaşındaolan başvurucunun nüfus kaydının incelenmesi neticesinde aile birlikteliğiiçinde olduğu (bkz. § 56) tespit edilmiştir. Bölgenin ekonomik koşullarıdikkate alındığında başvurucunun, ailesinin geçimini temin için hayvancılıklauğraşıyor olmasının kuvvetle muhtemel olması karşısında terör örgütü mensuplarıtarafından yerleşim yerine yapılan baskında başvurucunun hayvanlarının telefolduğu, anılan olay sonucu başvurucunun yerleşim yerini terk ettiği iddialarıhakkında inceleme yapılmaksızın hüküm kurulması nedeniyle kararların yeterligerekçe ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.
73. Başvurucunun yerleşim yerine terör örgütü üyeleri tarafındanyapılan baskında büyükbaş ve küçükbaş hayvanlarının telef edildiği, bu olaydankaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk ettiği konusunda-başvurucunun olay tarihindeki yaşı dikkate alındığında- beyan edilenhayvanlara sahip olup olamayacağı, olay tarihinde yaşı küçük olan başvurucunungeçimini temin etmek konusunda fiil ehliyetlerinin genişlediği durumun mevcutolup olmadığı, başvurucunun olay tarihindeki geçim kaynağı imkânları, aynı mülkiddiaları için başvurucunun aile fertleri tarafından yapılan başka başvurularınbulunup bulunmadığı gibi hususlar dikkate alınarak başvurucunun iddialarıhakkında değerlendirmelerde bulunulması gerekirken başvurucunun iddialarıhakkında hiçbir inceleme yapılmaksızın davasının reddine karar verilmesi, adilyargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edilmesi sonucunuortaya çıkarmaktadır.
74. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli kararhaklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
75. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
76. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminatmiktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.
77. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
78. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlal kararınınbir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
79. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasındailliyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamışolması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
80. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,
B. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlaledildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
5. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
6. Başvurucunun kardeşi A.A.nınkonutunun terör nedeniyle hasara uğramasından kaynaklı güvenlik kaygısıylayerleşim yerinin terk edildiği şikâyeti kapsamında gerekçeli karar hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
7. Başvurucunun hayvanlarının telef olduğu şikâyeti kapsamındagerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİROLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batmanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderininBAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
23/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.