TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ŞİRİN AKKUŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/12919)
Karar Tarihi: 21/9/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Mehmet Şirin AKKUŞ
Vekili
:
Av. Hüseyin AKÇARA
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olayı nedeniyle köyü terk etmeye mecburbırakılması sonucu özel hayatın gizliliği ilkesi ile mülkiyet hakkının17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvuruların reddedilmesi ve retişlemlerine karşı açılan davalara ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması,makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/7/2014 tarihinde Batman İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 29/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 18/2/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Batman ili Sason ilçesi Umurlu köyünde ikametetmekteyken yoğun terör olaylarının yaşanması nedeniyle yerleşim yerinde can vemal güvenliği kalmadığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 20/7/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. 22/7/2011 tarihli ve 2011/1-1839 sayılı Komisyon kararında,terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılanbaşvuruda "...köy boşalmadığından,kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı olmadığından, köyde korucu aileleridışında ikamet eden ailelerinde olduğu, 1990 yılında 1185 nüfus, 1997 yılında666 nüfus ve 2000 yılında 908 nüfus yaşadığı, köyde asgari yaşam şartlarınınbulunduğu ve köyde seçim sandıklarının kurulduğu tespit edildiğinden ödemeyapılmamasına, talebin reddine..." karar verilmiştir.
10. Başvurucu tarafından Batman İdare Mahkemesinde Komisyonkararının iptali istemi ile dava açılmıştır.
11. Batman İdare Mahkemesinin 19/4/2012 tarihli ve E.2011/4337,K.2012/2678 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgilibölümü şöyledir;
"...Batman İli Sason İlçesi Umurlu Köyüve bağlı mezralara ait dava dosyasında ve Mahkememizdeyer alan bu köye ait bilgi ve belgelere göre, Umurlu Köyü'nün; Batman İlJandarma Komutanlığı'nın 25.03.2011 tarih ve 0490-18647-11/Ter.Suç.Kssayılı Batman Valiliği'ne hitaben yazılı boşalan ve boşaltılan köylere ilişkinyazısından; 1993-1995 tarihleri arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifadeedildiği, Batman İl Jandarma Komutanlığının 09/10/2009 tarih ve3700-63966-09/GKK/Ks. sayılı yazısı ve eki çizelgeyegöre, Umurlu Köyü'nde GKK ve GÖKK görevlendirilmediği ve koruculuk sisteminin bulunmadığı,köy nüfusunun 1990 yılında 1185, 1997 yılında666, 2000 yılında, 908 kişi olduğu, Batman/Sason İlçe Seçim KuruluBaşkanlığının 4.09.2009 tarih ve 185 sayılı yazısına göre; yapılan araştırmalarda,1990-2000 yılları arasında muhtarlık seçimlerinin yapıldığı, ancak evraklarınimha edilmek üzere SEKA' ya gönderildiğinin, ifade edildiği görülmektedir.
Bu durumda, aralarında davacının da bulunduğuUmurlu Köyü halkının bir kısmının, güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göçetmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış olmasıdiğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vedavacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle,5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki olanakbulunmadığından, davacının isteminin reddi yolunda tesis edilen dava konusuişlemde hukuka aykırılık görülmemektedir."
12. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 18/12/2012 tarihli ve E.2012/10899, K.2012/14354 sayılı ilamı ilehükmün onanmasına karar vermiştir.
13. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 2/4/2014 tarihli veE.2014/965, K.2014/2338 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar, başvurucuya2/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.
14. Başvurucu 24/7/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) göstergerakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek üzere yaralanma derecesinegöre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık kuruluşları tarafından birinciderece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı tutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı tutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen nakdî ödemenin mirasçılaraintikalinde4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa ilişkin hükümleriuygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
17. Mahkemenin 21/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
18. Başvurucu, 5233 Kanun kapsamında yaptığı talebin ve akabindeaçtığı davanın reddedildiğini, yerleşim yeri olan köyde ve civar köylerdebirçok terör olayının meydana geldiğini ve bu olayların resmî belgeler ile dekayıt altına alındığını, güvenlik güçleri tarafından köy korucusu olmak ya daköyü terk etmek arasında göçe zorlandığını, güvenlik kaygısıyla yerleşimyerindeki ilköğretim okulunun, köy camisininde kapalıolduğunu, köyde açık ve yakın güvenlik tehdidinin bulunduğunu, köyden göçedilmesinin haklı görülmesi için bireye yönelmiş ve gerçekleşmiş bir tehdit yada saldırının mevcudiyetinin aranmasının gerekmediğini, açılan davanın 5233sayılı yasanın lafzına, amacına ve ruhuna aykırı bir şekilde ileri sürülengerekçelerle reddedilmesinin hukuki dayanağının bulunmadığını, daha önce aynıköyden yapılan başvuruların kabul edildiğini, mal varlığından faydalanamamasısonucu mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını, kendi isteği dışında yerleşimyerinden göç etmeye mecbur kalması nedeniyle özel hayatın ve ailenin korunmasıhakkının ihlal edildiğini, ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerinmakul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 10., 20., 35. ve 36.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; ihlalintespiti ile maddi ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
19. Başvuru formuve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamındakizararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın10., 20., 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddiaettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararıneticesinde idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerinegetirmemesi sonucu maruz kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısındabir giderim sağlanması imkânının tanınmadığını belirterek, Anayasa’nın 35.maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılanihlal iddiaları, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiasınınincelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlaliddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlaliddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
20. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderimtaleplerinin mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu gerekçesiylereddedildiğini ancak aynı yerleşim yerinden önceki bir tarihte başvurudabulunanlar hakkında Komisyonun tazminat ödenmesi yönünde karar verdiğini veyargı mercilerince bu kararlar konusunda araştırma ve inceleme yapılmayarakdavalarının reddine hükmedildiğini, bu nedenle makul ve objektif bir sebepbulunmamasına rağmen tazminat ödenmemesi yönünde kararlar alındığını belirterekAnayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
21. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiğikararlarda, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılıkyapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi, belirtileniddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamışoldukları dikkate alınarak, başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
22. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtileniddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibifarklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.
23. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksunolması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
24. Başvurucu, Komisyonca verilen kararın akabinde açtığıdavadan sonuç alamadığını, göç etmeye mecbur kalması nedeni ile mal varlığınaulaşamadığını, tarım, hayvancılık ve diğer köy geçim kaynaklarından mahrumkaldığını, evini kullanamadığını, anılan zararlara köy boşaltma eylemleri ilesebebiyet verilmiş olmasına rağmen zararlarının tazmin edilmediğini belirterekmülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuş; yargılama sürecinde yapılanincelemeler ve lehine olmayan yargı kararı temeline dayandırıldığı tespitedilen bu iddiaların, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında değerlendirilmesiuygun görülmüştür.
25. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılıAnayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49.maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara ilişkin incelemelerdekanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı,6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise açıkçadayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine kararverilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüzve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).
26. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
27. Başvurucu, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde davasının reddedildiğini, bu kapsamda derece mahkemesincedelillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuç itibarıyla hukuka aykırı olduğunubelirtmekte olup başvurucunun iddialarının özünün Derece Mahkemesince delillerindeğerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına veesas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
28. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, Batman ili Sasonilçesi Umurluköyü ile bağlı mezralara ait davadosyasında ve Mahkememizde yer alan bu köye ait bilgi ve belgelere göre Umurluköyünün, Batman İl Jandarma Komutanlığının 25/3/2011 tarihli ve 0490-18647-11/Ter.Suç.Ks sayılı Batman Valiliğine hitaben yazdığı boşalanve boşaltılan köylere ilişkin yazısından 1993 ile 1995 tarihleri arasında köyünkısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Batman İl JandarmaKomutanlığının 9/10/2009 tarihli ve 3700-63966-09/GKK/Ks.sayılı yazısı ve eki çizelgeye göre Umurlu köyünde geçici köy korucusu vegönüllü köy korucusu görevlendirilmediği, koruculuk sisteminin bulunmadığı, köynüfusunun 1990 yılında 1.185, 1997 yılında 666, 2000 yılında, 908 kişi olduğu,Batman/Sason İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının 4/9/2009 tarihli ve 185 sayılıyazısına göre yapılan araştırmalarda, 1990 ile 2000 yılları arasında köydemuhtarlık seçimlerinin yapıldığı ancak evrakların imha edilmek üzere SEKA'yagönderildiğinin ifade edildiği, aralarında başvurucunun da bulunduğu Umurluköyü halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesindendolayı uğradığı zararı, anılan köyün tamamen boşalmamış olması, diğer birifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış olması vebaşvurucuya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasınedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukukiolanak bulunmadığından başvurucunun isteminin reddi yolunda tesis edilen davakonusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği belirtilerek davanın reddine kararverilmiştir. Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmeksuretiyle yerel Mahkeme kararı onanmıştır. Başvurucunun anılan iddialarınayönelik olarak bu çerçevede Derece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
29. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
3. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
30. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar, daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
32. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınınilgili kısmı şöyledir:
“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksunbaşvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”
33. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (20/7/2006) ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme tarihi (2/4/2014)arasında geçen 7 yıl 8 aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusundakamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek birgecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından farklı kararverilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama süresinin makulolduğu sonucuna varılmıştır.
34. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanmahakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA21/9/2016 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.