TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET TAVA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/18006)
Karar Tarihi: 8/3/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Mehmet TAVA
Vekilleri
:
Av. Cihan SÖYLEMEZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; terör olaylarından dolayı köyü terke mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurununkısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanınreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davayailişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve Danıştay Onuncu Dairesiiçtihadına aykırı karar verilmesi nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlaledildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 12/11/2014 tarihinde Tunceli Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2015 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 19/3/2015 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
7. Başvurucu, Tunceli ili Ovacık ilçesi Yalmanlar mevkiindeikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde köyünboşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 23/3/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. Komisyonun 15/2/2010 tarihli ve 2010/2-2584 sayılı kararında;başvurucunun beyanına dayanılarak tespiti yapılan yetmiş küçükbaş, beş büyükbaşhayvanın terör olayları nedeniyle zarar gördüğüne dair somut bir belgeolmaması, sadece müracaatçının beyanının olması nedeniyle başvurucunun beyanıdeğerlendirilmemiştir. Ovacık Kaymakamlığının yazılarından Yalmanlar köyününterör olayları neticesi yoğun göç nedeniyle tamamen boşaldığı anlaşılmış olupdosya içindeki mevcut bilgi, belge ve ilçe araştırma heyeti tespit tutanaklarıesas alınarak İlçe Araştırma Heyetince tespiti yapılan ve somut bilgi vebelgelerle ispatlanan tüm zararlar Komisyonca değerlendirilmiş; başvurucununOvacık ilçe merkezinde yapılan afet konutlarında hak sahibi olduğugörüldüğünden ve ev zararı karşılanmış olduğundan değerlendirilmeyeceğine, malvarlığına ulaşamaması nedeniyle üzerine kayıtlı ahşap taş duvarlı ahır içintoplam 10.340,35 TL ödenmesine karar verilmiştir.
10. Zarar Tespit Komisyonu kararının akabinde 5233 sayılıKanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile birlikte sulhnameörneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.
11. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 27/3/2012 tarihinde başvurucu vekili tarafındanimzalanmıştır.
12. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararınıkarşılamadığından bahisle başvurucu tarafından Elazığ İdare Mahkemesinde davaaçılmıştır.
13. Elazığ 2. İdare Mahkemesinin 20/12/2012 tarihli veE.2012/1297, K.2012/1663 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir.Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“...Olayda, davacıile davalı idare arasındaimzalanan 27.03.2012 tarih ve 2584 sayılı sulhnameile davacının uğradığı zararları tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın ortadankalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve imzalama aşamasında davacınıniradesini fesada uğratan herhangi bir hususun bulunmadığı, davacıya sulhnamede belirtilen 10.340,35 TL tazminatın 27.03.2012tarihinde ödendiği görülmekte olup sulhname sonucuuyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır...”
14. Başvurucunun temyizi üzerine, Danıştay OnbeşinciDairesinin 26/12/2013 tarihli ve E.2013/9532, K.2013/11977 sayılı ilamı ilekararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiznedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğibelirtilerek onanmasına karar verilmiştir.
15. Başvurucu karar düzeltme talebinde bulunmuş; aynı Dairenin26/6/2014 tarihli ve E.2014/4176, K.2014/5773 sayılı ilamı ile başvurucununtalebi reddedilmiştir. Karar düzeltme kararı, başvurucuya 13/10/2014 tarihindetebliğ edilmiştir.
16. Başvurucu 12/11/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
B. İlgili Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, § 15-21, 23).
18. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır.”
19. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisindekarşılanır.”
20. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete’deyayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan ZararlarınKarşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi vevarsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yermahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisinin keşifesnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
21. Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarîve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şeklive zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veyaihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomikkoşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile belirlenir.”
22. Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 8/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu; Tunceli ili Ovacık ilçesi Yalmanlar mevkiindeikamet etmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorundakaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatının kısmen kabuledilip kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhname imzaladığını, sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalanzararları için açtığı iptal ve tam yargı davasında zararlarının tazminikonusunda davanın reddine karar verilmesiyle sulhnamekapsamı dışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklıbulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı ile aykırılığa düşüldüğünü, gerçekzararlarının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, bu şekilde mülkiyet hakkındanyoksun kaldığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyethakkının ihlal edildiğini iddia etmiş ve yeniden yargılama yapılması talebindebulunmuştur.
B. Değerlendirme
25. Başvurucunun iddiaları aşağıdaki başlıklar altındaincelenmiştir:
1. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğubaşvurunun kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilenkısmı için idare ile sulhname imzalamakla birliktekabul edilmeyen kısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek zararınınhesabında birçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu; fakat, açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararınınhesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşifyoluyla tespit edilmesinin gerekli olmasına rağmen söz konusu tespitleryapılmadan ve bu zararları gözönünde bulundurulmadangerçekleştirilen eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğiniiddia etmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarda idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle, başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
28. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındanbaşvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak10.340,35 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 9) ve başvurucu vekiline,kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhnameörneği ile birlikte sulha davet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucutarafından kabul edilmiştir.
29. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarıdikkate alındığında, başvurucunun idareyle anlaşma sağlayıp 27/3/2012 tarihli sulhnameyi imzaladığından Komisyonun tespitine esas olanolay ile ilgili maddi mağduriyetinin açıkça orantısız olmayacak şekildegiderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, Komisyonunca belirlenen vezararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağı tümüyle davalıidareden tahsil ettiğinden, mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 1/8/2012tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sonaermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukukyolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No: 21893/93, 16/9/1996; Doğan ve diğerleri/Türkiye, B. No:8803-8811/02…13/7/2006) belirtilen nitelikleri taşımadığı, yahut Komisyontarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği yada eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.
30. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından, başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Danıştay OnuncuDairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu, Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri içinaçtığı iptal davasında, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlarailişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönündehüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle verilenkararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargıorganlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal sonucu olarak daiddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile AİHM kararlarından ortayaçıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar,Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının daunsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca incelemeyaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadıışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHMiçtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklaraAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).
33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;E.2012/50, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanmahakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyanetmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilikveya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekteve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayanmahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısalbir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin vePerihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz,B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişikyönlerde kararlar verilmesi ihtimali; Yargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdareMahkemesi gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizinkaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir (Türkan Bal, B. No: 2013/6932,6/1/2015, § 53).
35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai merci olarak bir uyuşmazlığıçözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarında, davalarıniçeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde ise hareketnoktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarından hangisinindoğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesi olmayacaktır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi kararlarda yaşanan değişimin hukuki birbelirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olupolmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (TürkanBal, § 58).
36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenenyüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici birgerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları, hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde, verilen kararların ihtimale dayalısonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,15/12/2015, § 62).
37. Başvurucunun, kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehinehüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihlive E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesinde, başka biridare mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulan hükmün,davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarak davaaçma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasına kararverildiği anlaşılmaktadır.
38. Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında,5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını incelemegörevi Danıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan25/4/2011 tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerininyeni iş bölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay OnbeşinciDairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay OnbeşinciDairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin maddemetni ve gerekçesinden hareketle, sulhnameimzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar içindava açılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (RamazanAcar, § 64).
39. Başvuruya konu olayda, başvurucunun Elazığ 2. İdareMahkemesinde açtığı davada Mahkemenin, başvurucu ve idare arasında karşılıklıirade beyanlarıyla imzalanan sulhnamenin varlığındanhareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın Danıştaytarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013 yılındaonandığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun, dosyaya çelişkili karar örneği olarakbeyan ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştaytarafından verilen karar olduğu görüldüğünden, söz konusu karar ilebaşvurucunun açtığı davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
40. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal ve Gonzalezve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez birolgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla öncekiçözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım KalkınmaKooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…30/11/2010, § 28).Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulmasıhâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski YugoslavCumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
42. Elazığ 2. İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının, DanıştayOnuncu Dairesinin kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığı hakkındabaşvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkânverecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabuledilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen idarisüreç akabinde, uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakarhâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığında,yeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapmaolmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da mevcut değildir. Kaldı kibaşvurucunun, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihatdeğişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamedeödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtığı nazaraalındığında, başvurucunun dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddialarıtemelsiz kalmaktadır.
43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsızyargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyizmercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleriarasındaki yorum farklılıkları, tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukukkurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklarmeydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmişbir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamanaihtiyaç duyulması gibi çeşitli nedenlerle içtihat değişikliğine gidilmesi detek başına adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemez.
44. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararınınbariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik deiçermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Danıştay Onuncu Dairesi içtihadına aykırı karar verilmesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA8/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.