TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ÇİNTOSUN BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/1741)
Karar Tarihi: 13/7/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 12/10/2016 - 29855
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan y.
:
Serruh KALELİ
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Erdal TERCAN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Cüneyt DURMAZ
Başvurucu
:
Mehmet ÇİNTOSUN
Vekili
:
Av. Memet ÇAHAN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 2006 yılında bir köyde gerçekleşen silahlı saldırısonucu iki kişinin öldürülmesiyle ilgili ceza soruşturması ve kamu davasınınetkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla 7/2/2014tarihinde yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/4/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 21/11/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 19/1/2015 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 26/1/2015tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşıbeyanını 6/2/2015 tarihinde sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
8. 7/10/2006 tarihinde Bingöl ili Sancak beldesi Küçükbaşlarköyü Kozan mevkii denilen yerde iki çocuk yol üzerinde kan lekeleri görmeleriüzerine durumu köy muhtarına haber vermişlerdir. Köy muhtarının kollukgörevlilerine durumu bildirmesi üzerine, Cumhuriyet savcısı nezaretinde kollukgörevlileri olay yerine intikal etmiştir.
9. Anılan görevliler tarafından yapılan gözlem ve incelemede,köyün doğu çıkışındaki kan lekelerinin yolun sağındaki boş araziden doğuistikametine doğru sürerek etrafı bir metre yüksekliğindeki taşlarla çevrili"köm" diye tabir edilen alana dek ulaştığı,kan lekelerinin bulunduğu alanda sürüklenme izlerinin de bulunduğu görülmüştür.Sürüklenme izleri takip edildiğinde köstekli bir saat zeminde parçalanmış haldeele geçirilmiş, taşların altında sadece ayak kısmı gözüken bir kişibulunmuştur.
10. Görevliler tarafından taşlar kaldırıldığında, yerde yüzükoyun yatan baş kısmı gövdesine doğru sıkışmış, ayakları şal ile bağlanmış, soleli ceketinin cebinde ve sol elinde tespih bulunan elbiseli bir erkek cesedininolduğu, cesedin sağ ayağında bir ayakkabı bulunduğu, sol ayağındaki ayakkabınınise olmadığı, cesedin elbiselerinin sürüklenmeye bağlı olarak yırtıldığı veelbiseler üzerinde toz ve kan lekelerinin bulunduğu, cesedin sırt ve boyunbölgesinde ateşli silah yaralarının bulunduğu ve cesedin Küçükbaş köyündeikamet eden başvurucunun babası Zülfü Çintosun’a aitolduğu belirlenmiştir.
11. Maktul Zülfü Çintosun’un eşiCemile Çintosun’un olaya ilişkin bilgisi vegörgüsünün bulunabileceği değerlendirilerek Cemile Çintosun’aulaşılmaya çalışılmış ancak kendisine ulaşılamamış; bunun üzerine maktul Zülfü Çintosun’un evine gidilmiş, evin giriş kapısının dıştan asmakilitle kilitli olduğunun görülmesi ve Cemile Çintosun’aulaşılamaması nedeniyle ev içerisinde incelemelerin yapılabilmesi için asmakilit üzerinde gerekli incelemeler yapıldıktan sonra kırılarak içeriyegirilmiştir.
12. Eve girildiğinde Cemile Çintosun,giriş kapısına yaklaşık 2 metre mesafede yerdeki döşek üzerinde sol yanıüzerine yatar halde bulunmuş; üzerinin battaniye ile örtülü olduğu, ağız veburnundan kan geldiği görülmüştür. Üzerindeki battaniye kaldırıldığında sırtbölgesinden de kan geldiği ve Cemile Çintosun’un daöldürülmüş olduğu anlaşılmıştır.
1. Olay Hakkında Yürütülen Ceza Soruşturması
13. Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığınca başlatılan 2006/2057sayılı soruşturma kapsamında, Cumhuriyet savcısı nezaretinde aynı gün olayyerlerinde olay yeri inceleme birimince incelemeler yapılmış, maktule Cemile Çintosun’un evinde bulunan çay bardakları, kap kacak,takvim ve kapı kilidi, Zülfü Çintosun ve Cemile Çintosun'a ait çeşitli giysiler incelenmek üzerealınmıştır. Olay yeri incelemesi tamamlanınca cesetler üzerinde ölü muayeneişlemi yapılmıştır.
14. Maktullere ait cesetler otopsi için Malatya Adli Tıp KurumuGrup Başkanlığına (Adli Tıp Kurumu) sevk edilmiştir. Anılan kurum tarafındanyapılan otopsi sonucu tanzim edilen 8/10/2006 tarihli raporda; maktul Zülfü Çintosun’un sırt, ense, sol alt çenevesol skapula bölgelerine 9 adet av tüfeği iri saçmatanesinin (şevrotin)isabet ettiği, maktulun av tüfeği iri saçma taneleri yaralanmalarına bağlıbeyin kanaması, iç organ harabiyetine bağlı iç ve dışkanama sonucu öldüğü; maktule Cemile Çintosun’un isesağ lomber bölgesinde 4x3cm.lik, etrafında atışartığı tefrik edilemeyen av tüfeği iri saçma taneleritoplugiriş deliğinin bulunduğu ve maktulün vücuduna 9 adet şevrotinisabet ettiği ayrıca bir adet plastik tapanın maktulün batın kısmında kalmışolduğu maktulün av tüfeği iri saçma tanelerine bağlı iç organ harabiyeti ve iç kanama sonucu öldüğü belirlenmiştir.
15. Van Kriminal Jandarma LaboratuvarıAmirliğince düzenlenen 2/11/2006 tarihli ekspertiz raporunda maktule Cemile Cintosun'un ölü bulunduğu evde el konulan materyallerüzerinde parmak izi incelemesi yapılmış, çay bardakları üzerinde iki adetparmak izi tespit edilmiş ancak parmak izlerinin karakteristik özelliklerininyeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli olmadıkları, bu nedenle kimeait olduğunun tespit edilemediği, maktul Zülfü Çintosun'unüzerinde ele geçirilen iki adet nakil kartı üzerinde bulunan parmak izlerininaraştırılması neticesinde parmak izlerinin karakteristik özelliklerinin yeterliolmaması sebebiyle mukayeseye elverişli olmadıkları ifade edilmiştir.
16. Ankara Kriminal PolisLabarotuvarının10/11/2006 tarihli ekspertiz raporuna göre; yapılan swap analizive atış mesafesi tayini sonucu, Zülfü Çintosun'unuzak atış mesafesinden, Cemile Çintosun'un ise yakınatış mesafesinden yapılan atışlar sonucu öldükleri tespit edilmiştir.
17. Başvurucu, ölü muayene işlemi sırasında verdiği ifadesinde,anne ve babası olan maktullerle aynı köyde oturan Şevket Ç. ve ailesi arasındasu meselesi nedeniyle husumet bulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasınıntelefonda kendisine "Şevket Ç. bana sukanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç. 'Bırakınöldüreyim' diyerek üzerime geldi." dediğini belirterek ŞevketÇ. ve ailesinden şikâyetçi olması üzerine, olayın ortaya çıktığı gün Şevket Ç.,Seyithan-Gülçin Ç. ve Şehmus Ç.ninevlerinde arama yapılmıştır.
18. Arama sonucunda;
i. Şevket Ç.nin evinde ... on ikikalibre otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait yetmiş adet 12 kalibre dolu avfişeği ele geçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede tüfeğin tetikmuhafazasının ucunun kırık olduğu ancak tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesi,tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam veçalışır halde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu, namludanbarut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izininbulunmadığı,
ii. Şehmus Ç.ninevinde ... 12 kalibre, ... otomatik av tüfeği ile bu tüfeğe ait plastik seyyardipçik ve doksan yedi adet 12 kalibre dolu av fişeği ele geçirilmiş, tüfeküzerinde yapılan incelemede tüfeğin çalışır vaziyette bulunduğu; iğnesinin,tetik tertibatının ve emniyet mandalının sağlam ve çalışır hâlde olduğu, tüfeküzerinde mukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı,
iii. Seyithan-Gülçin Ç.nin evinde,oturma odasında koltuk üzerinde ... otomatik av tüfeği ile tüfeğin içinde dörtadet av fişeği, gardırop içinde yirmi dokuz adet dolu 12 kalibre av fişeği elegeçirilmiş, tüfek üzerinde yapılan incelemede, tüfeğin çalışır vaziyettebulunduğu; iğnesi, tetik tertibatı ve emniyet mandalının sağlam ve çalışırhalde olduğu, tüfeğin namlusunda barut artıklarının bulunduğu ve namlusundanyeni barut kokusunun geldiği, tüfek üzerinde mukayeseye elverişli parmak izininbulunmadığı tespit edilmiştir.
19. Söz konusu tüfek ve fişeklere incelenmek üzere el konulmuşve Ankara Kriminal Polis Labarotuvarının21/12/2006tarihli ekspertiz raporuna göre tüfeklerin atışlarına mani herhangi birarızalarının bulunmadığı, laboratuvarca yapılan tatbiki atışlarda çaplarınauygun av fişeklerini patlattıklarının görüldüğü, "G.Ç.nin evinin 25 metre ilerisinde bulunan bir adet 12 numaralı kartuşunG.Ç.ye ait tüfek ile atıldığı" 16 numaralı üç adet kartuşun iseinceleme konusu silahlar ile aralarında çap farklarının bulunması nedeniyle busilahlar ile atılmalarının mümkün olmadığı tespit edilmiştir.
20. Soruşturma aşamasında delil elde edebilmek için Şeymus Ç., Özhan Ç., Seyithan Ç., Ali T., Erkan B., GülçinÇ. ve Şevket Ç.ye ait cep ve ev telefonları, Bingöl Sulh Ceza Mahkemesinin10/10/2006 tarihli ve2006/1076 Değişik İş sayılıkararıile üç ay süre ile teknik takip altına alınmıştır.
21. Teknik takipler neticesinde 22/10/2006 tarihinde saat08.53'te Şevket Ç.nin oğlu Seyithan Ç. amcası Hasanile yaptığı görüşmede eşi olan Gülçin'e güvendiğini, eşinin kendisindenhabersiz herhangi bir şey yapmayacağını, her yaptığı işten kendisine haberverdiğini belirtmiş yine 22/10/2006 tarihinde sanık Seyithan ile amcasının oğluRıfat arasında yapılan telefon görüşmesinde Rıfat'ın Seyithan'a tanık Ali Ç.nin beyanlarında geçen hususları aktardığı, sanıkSeyithan'ın ise bunu söyleyenin kim olduğunu öğrenmek istediği ve "Allahından bulsun." şeklinde sözler sarfettiği, Rıfat'ın ise Seyithan'a Gülçin'in gizlidenJandarmaya giderek sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin yanında gördüğünüsöylemesini istediği anlaşılmış, 22/10/2006 tarihli sanık Seyithan ile Latif Y.İsimli kişi arasında yapılan telefon görüşmesinde sanık Seyithan'ın "Her şey boynumuza kalmış sakız olup yapışmış."dediği tespit edilmiştir.
22. 24/10/2006 tarihinde Bingöl Emniyet Müdürlüğünde çalışangörevli bir polis memuru, sanık Seyithan'ı arayarak Bingöl'e geldiğinde kendiyanına uğramasını istemiştir. İlk Derece Mahkemesinin kararından (bkz. § 49)anlaşıldığı üzere bu telefondan sonra sanık Seyithan'ın yaptığı tüm telefongörüşmelerinde olayı kendi üzerlerine atılmış bir komplo olarak göstermeyeçalışmıştır.
23. 31/10/2006 tarihinde tanık olarak Jandarmaya ifade veren AliÇ. iki ay kadar Balıkesir ilinde bir firmada kendi köyünden on beş kişi ilebirlikte çalıştığını, bu köyden olan Fetullah Ç.,Halim Ç. ve Murat Ç.nin kendi aralarında konuşurkenSeyithan Ç.'den bahsettiklerini ve Seyithan'ınmaktullerden bahsederek "Bunlar artıkçok olmaya başladı, bunlardan sıkıldık, başımıza bela oldular, bunları vurmaklazım." şeklinde sözler söylediğini birbirlerine aktardıklarınıduyduğunu beyan etmiş ancak bu tanığın beyanlarında isimleri geçen şahıslartanığın beyanlarını doğrulamamışlardır.
24. Soruşturma aşamasında (Şevket Ç.nintorununun kocası olan) sanık Erkan tarafından kolluk güçleri aranarak olayınfaillerinin Mehmet U., Resul D. ve Sait Y. İsimli kişilerin olduğununsöylenmesi üzerine bu kişilerin evlerinde yapılan aramalarda Mehmet U.nun evinde bir adet P16 numaralı tüfek ele geçirilmişancak inceleme konusu üç adet kartuşun (bkz. § 19) bu tüfek ile de atılmadığıaynı rapor ile belirlenmiştir.
25. Sait Y., Mehmet U. ve Resul D. hakkında soruşturmanınsonraki aşamalarında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.
26. Maktullere ait evde olay sonrası maktullerin oğullarıtarafından yapılan incelemede maktullere ait ziynet eşyalarının bulunduğu ancakmaktul Zülfü'ye ait av tüfeğinin bulunamadığı anlaşılmıştır. Sözü edilen vemuhtemelen maktullerin ölümünde kullanılan suç aleti olduğu değerlendirilenB... marka ... av tüfeği, olayın üzerinden beş ay geçtikten sonra 19/3/2007tarihinde Jandarma görevlileri tarafından olay yerine 1.500 metre mesafedeKüçükbaş köyü Bostan mevkii üstü Küptaşı mevkiindebulunmuştur. Tüfeğin metal kısmında paslanma ve oksitlenmenin olduğu, havaşartları itibarıyla tüfeğin en az bir aylık bir süredir burada bulunduğu veüzerinde herhangi bir parmak izinin bulunmadığı yapılan inceleme sonrasındatespit edilmiştir.
27. Maktule ait tüfeğin bulunmasından yaklaşık iki ay sonra8/5/2007 tarihinde Küçükbaş köyü Koyun Yatağı mevkiinde otuz adet fişekkoyulacak gözü olan bir av fişeği kütüklüğü ile iki adet 16 kalibre boş kartuşbulunmuştur.
28. Diyarbakır Kriminal PolisLabarotubarının31/8/2007 tarihli ekspertiz raporuna göre tetkik için gönderilenav tüfeği ve iki adet av fişeği kartuşunun incelenmesi neticesinde 16 numaraiki adet av fişeği kartuşunun inceleme konusu av tüfeği ile atıldıkları tespitedilmiştir. Olay sonrası bulunan av tüfeği kütüklüğü ile boş kartuşlarınbulunduğu yerin maktul Zülfü'nün ölü olarak bulunduğu yere 2.000 metre mesafedeolduğu dosya kapsamında bulunan kroki ile tespit edilmiştir. 8/5/2007 tarihliParmak İzi İnceleme Raporu'na göre inceleme konusu kütüklük üzerinde tozlama yöntemi ile yapılan parmak izi araştırmasıneticesinde herhangi bir parmak izine rastlanılmamıştır.
29. Soruşturma sırasında maktul Zülfü'nün olaydan sonra kaybolancep telefonunun görüşme kayıtları Telekomünikasyon İletişim KurumuBaşkanlığından istenmiş, gelen bilgiye göre olayın meydana gelmesinden sonrasaat 21.24'te maktulün kullandığı telefon hattından İbrahim Ç. adlı şüphelininkullandığı hatta yetmiş kontör transferi yapıldığı tespit edilmiştir.
30. Bu bilgi doğrultusunda İbrahim Ç.nincep telefonu hattı teknik takibe alınmış ancak dinleme sonucunda herhangi birdelil elde edilememiştir. 19/12/2007 tarihinde bu şüpheli hakkında yakalamakararı çıkartılmış, 25/1/2008 tarihinde şüpheli tutuklanmıştır.
31. Başvurucunun, soruşturma sürecinde 20/3/2007, 16/7/2007,12/5/2008 ve 23/6/2008 tarihlerinde Cumhuriyet savcısı tarafından ifadesininalındığı soruşturma dosyasından anlaşılmaktadır. Başvurucu bu ifadelerindeeylemin asıl faillerinin genel olarak "Ç." ailesi üyeleri veözellikle de Gülçin Ç. ve İbrahim Ç. olduğunu düşündüğünü, ayrıca Selahattin Ç.ın, babasına ait kayıp tüfeğin bulunması konusundabilgisinin bulunduğunu ifade etmiştir. 21/5/2007 tarihinde başvurucununbelirttiği Selahattin Ç.nin da ifadesi CumhuriyetSavcısı tarafından alınmış ve yine başvurucunun değindiği tüfeğin bulunmasürecine ilişkin sorular yöneltilerek cevapları alınmıştır.Başvurucununsoruşturma sırasında alınan ifadeleri mahkeme kararında (bkz. § 49) şöyleözetlenmiştir:
"Anne ve babası olan maktullerle şüpheliŞevket Ç. ve ailesi arasında su meselesi yüzünden yıllardan beri gelen husumetbulunduğunu, yaklaşık 2 ay önce babasının telefonda kendisine “Şevket Ç. banasu kanalını kullandırmıyor, bu yüzden Şevket Ç. ile tartıştık, Şevket Ç.,bırakın öldüreyim diyerek üzerime geldi, kızı Telli Ç. araya girerek benikurtardı” dediğini, ölüm olayından bir süre önce Gülçin Ç.’ınbaşörtüsü ile annesinin boğazını sıkarak öldürmeye çalıştığını, Lütfiye Ç.’ın araya girmesiyle olayın önlendiğini, bu durumu köydeherkesin bildiğini, Gülçin Ç.’ın olaydan önce annesitarafından başka kişilerle uygunsuz şekilde görülmesi nedeniyle, bu durumunfazlaca duyulmaması için annesini bizzat öldürdüğünü veya öldürttüğünü, ölümolayından sonra babasına ait tüfek, tüfek fişekliği ve cep telefonunun kayıpolduğunu, kayıp tüfek ve fişekliğin olaydan bir süre sonra görevlilercebulunduğunu, ancak babasına ait cep telefonunun bulunamadığını, 87 yaşındayaşlı bir insan olan babasının cep telefonunu sadece açmayı ve görüşmeyibildiğini, onun dışında telefon kullanmayı bilmediğini, babasına ait ceptelefonundaki kontörleri transfer eden kişinin babasının öldürülmesi olayındakiasli faillerden olduğunu, İbrahim Ç.’ın, anne ve babasıolan maktullere ait eve rahatlıkla girip çıkabilen birisi olduğunu, olaydaİbrahim Ç.’ın kullanıldığını düşündüğünü, olay günüİbrahim Ç.’ın akşam saatlerinde anne ve babasınınevinin etrafında görüldüğünü, bunu bir çok kişinin bildiğini, İbrahim Ç.’ın hırsızlık olaylarına karıştığını duyduğunu, bu nedenletekin bir kişi olmadığını, İbrahim Ç.’ın, babasınaait elmaları toplamada babasına yardımcı olduğuna da inanmadığını, çünkübabasına ait evin etrafında başkalarının yardımıyla toplanacak kadar bir elmaağacının bulunmadığını, 3-4 elma ağacının olduğunu bunlarında boylarının yüksekolmadığını, anne ve babasının bu elmaları rahatlıkla toplayabildiğini, yardımisteyecek olsalar kendisinden yardım istemeleri gerektiğini, babasına ait kayıpayakkabının olaydan sonra İbrahim Ç.’ın babasıtarafından, kayıp av tüfeği kütüklüğünün de İbrahim Ç.’ınamcası olan Hacı Ş.’in oğlu ve torunları tarafındanbulunarak görevlilere teslim edilmesinin tesadüf olmadığını, İbrahim Ç.’ın olaydan kısa bir süre sonra güya ailesinin ziyneteşyalarını çaldığı bahanesiyle İstanbul iline gönderildiğini, su meselesi veannesi tarafından, Gülçin Ç.’ın bir başkasıylauygunsuz durumda görülmesi yüzünden Şevket Ç. ve ailesiyle aralarında yoğunhusumet bulunduğunu, Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ınevlerinin anne ve babasına ait evin bitişiğinde bulunduğunu, bu kişilerinolaydan haberdar olmamalarının, tüfek sesi duymamalarının mümkün olmadığını,Selahattin Ç. ile görüştükleri sırada, kendisine anneni Gülçin Ç., babanı daİbrahim Ç. tüfekle vurarak öldürdü dediğinibelirterekşikâyetçi olduğu" şeklinde beyanda bulunmuştur."
2. Olaya İlişkin Ceza Davası Süreci
32. Soruşturma sonunda Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığının23/6/2008 tarihli ve E.2008/847 sayılı iddianamesi ile şüpheliler Şevket Ç.,Seyithan Ç., Gülçin Ç., Ali T. ile İbrahim Ç. hakkında kasten iki kişiyiöldürme suçundan kamu davası açılmıştır.
33. Anılan iddianamenin değerlendirme kısmı şöyledir:
"Dosya kapsamındaki tüm deliller birliktedeğerlendirildiğinde, maktuller Cemile Çintosun veZülfü Çintosun ile Şevket Ç. ve ailesi arasında, yıllardanberi süre gelen ve sürekli tartışmaya ve kavgaya sebep olan su anlaşmazlığıyüzünden yoğun husumet bulunduğu, olaydan önceki yakın bir tarihte çıkan suanlaşmazlığı sonrası şüpheli Şevket Ç.’ın,oğullarına, “gidin bunları öldürün, kan paralarını ben öderim, cezaevinde deben yatarım” dediği, yine şüpheli Şevket Ç.’ın,Fahrettin Ç.’ın kızının nişanına gittiği sırada,maktul Zülfü için “bu adamı öldürseler kanının parasını ben vereceğim” dediği, hakkındaek takipsizlik kararı verilen Berfiye Ç.’ın ifadesine göre, olay günü de maktul Zülfü Çintosun’un, şüpheli Şevket Ç.’ınevinin önündeki kanaldaki suyu kestiği, şüpheli Seyithan Ç.’ınBalıkesir ilinde çalıştığı sırada, maktuller için, “bunlar artık çok olmayabaşladı, bunlardan sıkıldık, artık başımıza bela oldular, bunları vurmak gerek”şeklinde sözler söylediği, yine SeyithanÇ.’ın olaydan önceki günlerde köye telefon açarak “onları neyemal olursa olsun, vurun, öldürün” şeklide konuşma yaptığı, ayrıca maktul CemileÇintosun’un şüpheli Gülçin Ç. ile şüpheli Ali T.arasındaki gayri meşru ilişkiye tanık olması ve bunu dillendirmesi nedeniyleşüpheli Gülçin Ç. ve Ali T. ile maktuller arasında husumet oluştuğu, şüpheliGülçin Ç.’ın bu nedenle olaydan bir ay kadar öncemaktul Cemile Çintosun’u maktule ait evin çatısındaboğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın arayagirmesi nedeniyle şüphelinin eylemini tamamlayamadığı, bu olaydan bir haftakadar sonra şüpheli Ali T.’ın maktul Cemile Çintosun’u “Gülçin’le aramızda ilişki olduğunu bir dahasöylersen seni öldürürüm, doğduğuna pişman ederim, siz benim kim olduğumubiliyor musunuz” şeklinde sözler söyleyerek tehdit ettiği, maktuller Zülfü veCemile Çintosun’un olaydan sonra köy muhtarı olan şüpheliCindi Ç.’a giderek, şüpheli Gülçin Ç.’ın maktul Cemile Çintosun’uöldürmeye kalkıştığını bildirdikleri, köy muhtarı olan şüpheli Cindi Ç.’ın görevi sebebiyle öğrendiği kamu adına kovuşturma vesoruşturma gerektiren bu suçu yetkili makamlara bildirmediği, 06.10.2006 günümaktuller Zülfü ve Cemile Çintosun’un, iftar saatiile saat 21:24:11 arasındaki bir zaman aralığında öldürüldükleri, maktul CemileÇintosun’un ev içerisinde maktul Zülfü Çintosun’un ise tanık Sait Ç.’ınevinden geldiği sıradabağ yolu üzerinde av tüfeği ileöldürüldüğü, olaydan sonra şüpheliler Şevket Ç. ve Gülçin Ç.’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen tüfeklerincelendiğinde, tüfeklerin namlularında barut artıklarının bulunduğunun venamlularından taze barut kokusunun geldiğinin belirlendiği, 06.10.2006 günüiftar saatlerinde şüpheli İbrahim Ç.’ınmaktullerinevinin önünde görüldüğü, maktullerin evinde bulunan çay tepsisi içerisindekibardaklardan iki adedinin kullanılmış, bir adedinin ise henüz kullanılmamışolmasının, maktul Zülfü Çintosun’un olay günü tanıkSait Ç.’ın evinde bulunduğunu ve maktulün iftarsonrası eve dönmesi düşünüldüğü için bir bardağın maktul için boş bırakıldığınıgösterdiği, diğer iki bardaktaki çayların muhtemelen maktul Cemile Çintosun ile şüpheli İbrahim Ç. tarafından içilmişolduğunun değerlendirildiği, maktul Zülfü Çintosun’aait kayıp cep telefonundaki kontörlerin şüpheli İbrahim Ç.’aait cep telefonuna transfer edilmesi işleminin maktullerin ölümünden sonragerçekleştirildiği ve maktule ait cep telefonu ile yapılan son işlemin buolduğu, şüpheli Erkan Bayri’nin eşi nedeniyle sihrihısımları olan Şevket Ç., Şehmus Ç., Özhan Ç., GülçinÇ.’ı korumak ve bu kişilerin tutuklanmasınıengellemek amacıyla, 08.10.2007 günü, saat 22:00 sıralarında şahsına ait 0537211 77 37 nolu telefon ile 156 Jandarma İmdattelefonunu arayarak telefonu açan Bingöl İl Jandarma Harekat Merkezinde işlemelemanı olarak görev yapan tanık İbrahim Ö.’a “SancakBeldesinde öldürülen kişileri, şuan nezarette tutulan kişiler değil, Resul D.,Mehmet U. ve Seyithan Y. öldürdü” diyerek, Mehmet U., M. Resul D. ve Sait Y.’ın, atılı suçu işlemediklerini bildiği halde bu kişilerhakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak için asılsız ihbarda bulunarak bukişilere iftira atıp, ev ve eklentileri ile araçlarında arama yapılmasına, SaitY.’ın bir gün süre ile gözaltında tutulmasına nedenolduğu, maktullerin öldürülmesi eyleminde tetiği kimin çektiğininbelirlenemediği ancak, izahı yapılan delillere göre, eyleme şüpheliler ŞevketÇ., Gülçin Ç., Seyithan Ç., Ali T. ve İbrahim Ç.’ınaslen iştirak ettiklerinin değerlendirildiği ve şüpheliler hakkında kamu davasıaçılması için yeterli ve kuvvetli suç şüphesinin oluştuğu yukarıda yazılı olandelillerden anlaşılmakla;
Şüphelilerin atılı suçlardan yargılamalarınınyapılarak, eylemlerinin sabit görülmesi halinde yukarıda yazılı olan sevk maddelerigereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına, şüpheli İbrahim Ç.’ın tutukluluk halinin devamına karar verilmesi kamu adınaiddia ve talep olunur."
34. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) E.2008/192 sayılıdosya kapsamındaki yargılamada ilk duruşma 1/8/2008 tarihinde yapılmıştır.Duruşmada hazır olan tutuklu sanık ve diğer sanıklarla birlikte tanıklarındinlenmesine başlanılmış, dinlenemeyen tanıklar için talimat yazılmasına vedavetiye çıkartılmasına, tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamına, duruşmanın12/9/2008 tarihine bırakılmasına karar verilmiştir.
35. Mahkemenin 10/10/2008 tarihli duruşmasında, "Bingöl İl Emniyet Müdürlüğüne müzekkere yazılarakBingöl ilinde faaliyet gösteren T... iletişim Hizmetleri AŞ müşterihizmetlerinden sorulmak sureti ile suç tarihi olan 06.10.2006 tarihi itibariile T... Sim kartlardan diğer T... kontorlü hatlarayapılacak kontor transferlerinin hangi usuldeyapıldığı, kontor transferi yapmak isteyengöndericinin kendi telefonundan ne gibi işlemler yapması gerektiği, kendisine kontor transferi yapılan alıcı konumundaki t... hatsahibine gelen kontorden haberi olması için herhangibir mesaj gelip gelmediği, geliyor ise alıcının bu kontorlerikullanması için muhakak suretle ilgili kontor transfer edildiğine dair alıcıya ulaşan mesajıokumasının zorunlu olup olmadığı, kontor transferişleminin gerçekleşmesi için alıcının herhangi bir işlem yapmasının gerekliolup olmadığı böylece suç tarihi itibari ile kendisine kontortransferi yapılmak istenen kişinin kontor transferiniengeleme imkanının bulunup bulunmadığı hususlarınınsorularak buna dair düzenlenecek tutanağın mahkememize gönderilmesininistenilmesine" karar verilmiştir. Mahkemece bu konuda aynı günEmniyet Müdürlüğüne müzekkere gönderilmiştir. 27/11/2008 tarihli duruşmatutanağında "Bingöl İl EmniyetMüdürlüğüne yazılan müzekkeremize ikmalen cevapverildiği ve T... müşteri hizmetlerinde çalışan bir personelin kontör transferiile ilgili beyanının tespit edildiği görüldü okundu." bilgisiyer almaktadır. Duruşma tutanağında değinilen beyanın içeriğine ilişkin birbilgi bulunmamaktadır. Duruşma tutanağından başvurucunun da duruşmada hazırbulunduğu anlaşılmaktadır.
36. Mahkemenin 12/11/2008 tarihli duruşmasında, "mahkememizin 10.10.2008 tarihli celse 7 nolu ara kararında belirtildiği şekilde ve bu ara karardaistenilen hususları aydınlatacak şekilde bilgi verilmesi için T... GSM opetaratörüne müzekkere yazılmasına," kararverilmiştir. 22/1/2009 tarihli duruşma tutanağında, iletişim şirketine yazılanmüzekkereye ikmalen cevap verildiğinin kaydageçildiği ve kayıtların başvurucunun huzurunda okunduğu anlaşılmaktadır.Duruşma tutanağına göre beyanı sorulan başvurucu, önceki beyanlarını tekrarettiğini ifade etmiştir.
37. 27/11/2008 tarihinde yapılan 5. Duruşmada tutuklu sanık İbrahimÇ.nin, "üzerineatılı suçun niteliği, olay yerinde keşif yapılıp rapor alınmış olması,delilerin büyük oranda toplanmış ve ilgili GSM operatöründen de kontörtransferine ilişkin bilginin mahkememize ulaşması, sanığın yaşı, tutuklukaldığı süre, tutuklamanın bir tedbir olması dikkate alınarak" gerekçesiyle7.500 TL güvence miktarını yatırması durumunda tahliyesine karar verilmiştir.
38. 16/4/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yöndeyeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:
"Celse arasında katılan vekilinin25.02.2010 tarihli dilekçesine ekli olarak ... TV de yayınlanan vicdanın sesiprogramının kaydının bulunduğu iki adet CD yi dosyayaibraz ettiği, mahkememiz heyetince duruşma gününden evvel 2 adet CD nin incelendiği, bu CD lerinkayıt süresinin ortalama 5 saati bulduğu, CD lerdekigörüntülerin ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programının 28 ve 29 Ocak 2010tarihli görüntülerinin yer aldığı, katılan Zabıt Çintosununprograma katıldığı, programa telefon ile dosyamız sanıkları Seyithan Ç., İbrahimÇ., Ali T. ve Cindi Ç.'ın katıldıkları, ayrıca isminivermeyen ve kimlik bilgileri olmayan bir kişinin de telefon ile programakatıldığı, yine sanık İbrahim in ağabeyi olan ve dosyamız kapsamında tanıkolarak dinlenen Fettulah Ç.'ında programa canlı olarak katıldığı, yine Rüştü B. isimli bir kişinin deprograma telefon ile katıldığı ve bu kişilerin çeşitli beyanlarda bulunduklarıgörüldü.
Katılan Zab(i)t densoruldu; dosyaya ibraz edilen programa ben katıldım bu programa telefon ilekatılan ve kimliğini açıklamak istemeyen bir kişi olay günü sanık İbrahimi kanlı elbiseleri ile halasının evine gidip üstünüdeğiştirdiğini beyan etmiştir, ancak bu kişiyibenaraştırmalarıma rağmen sesinden tespit edemedim, ayrıca sanık İbrahimin anne ve babamı öldüren kişilerin içinde 1numaralı sanık olduğunu düşünüyorum, olay yeri inceleme görüntü ve delilerinintarafıma verilmesini istiyorum dedi,"
39. 16/9/2010 tarihli duruşma tutanağında olaya ilişkin şu yöndeyeni bir bilgi kayda geçirilmiştir:
"Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanlığınayazılan müzekkeremize ikmalen cevap verildiği,mahkememizce gönderilen CD içeriğindeki sesin kime ait olduğu hususunun buşekilde tespit edilmesinin mümkün olmadığı, ancak mukayeseleelverişli ses kayıtları gönderilmesi halinde televizyonda konuşan kişininsesinden kimlik tespitinin yapılabileceğinin bildirildiği,
Bingöl Merkez İlçe Jandarma Komutanlığıtarafından mahkememize gönderilen 07.05.2010 ve 30.01.2010 tarihli tutanaklarüzerine tanık Hüseyin B.un beyanlarının ikamet ettiğiadres belirtilmeksizin cep telefonundan aranmak sureti i(l)e alınması içinTurgutlu Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimatımıza bilaikmal cevap verildiği, tanığın açılan telefonlara rağmen telefonlarına cevapvermediğinin bildirildiği görüldü."
40. 23/12/2010 tarihli duruşma tutanağında Rüştü B. isimlikişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Ben(im)maktullerin ölümüne ilişkin herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur; sanık İbrahimÇ. benim kayınçomun oğludur yani benim eşim onun halası olur, olay tarihinde vesonrasında ben sanık İbrahimi görmedim, sanık İbrahimbizim evimize gelmedi. ...kesinlikle olay dan sonra sanık İbrahiminbizim evimize gelerek kanlı elbiselerini evimde değiştirme durumu söz konusuolmamıştır, ... TV de yayınlanan vicdanın sesi programındaki kimliğini gizleyenkişinin buna dair beyanları doğru değildir, o programa ben de telefonlakatılmıştım, olayın olduğu gece ben Kığı ilçesinde idim, evde değildim,yeğenlerimin evinde kalmıştım, eşim Sakine de benimle birlikte Kığı da idi."dediği, Sakine B. isimli kişinin tanık sıfatıyla alınan beyanında "Olay tarihinde ben eşim ile birlikte Nacarlı köyünde yeğenim Enver in evinde idik, bizimBüyükbaş köyündeki evimizde kimse yoktu, bu sebeple yeğenim İbrahiminolaydan sonra benim evime gelip üzerini değiştirmesi hususu iftiradır, böylebir şey olmamıştır, ayrıca benim 3 tane çocuğum vardır onlarda olay gecesiBüyükbaş köyündeki nenesinin evine gitmişlerdi." dediği kaydageçirilmiştir.
41. Mahkemece, suça konu maktullerin evinin bulunduğu konum ilesanık Gülçin Ç.nin evinin bulunduğu konumun tespiti,maktullerin öldürüldükleri ve cesetlerinin bulunduğu yerlerin tespiti ve buyerlerin birbirine olan mesafe ve konumlarının tespiti amacıyla olay yerinde31/10/2008 tarihinde keşif yapılmıştır.
42. Yargılama esnasında mahkemece, maktule Cemile Çintosun'un vücudundan çıkan bir adet plastik tapaincelenmesi için Diyarbakır Kriminal PolisLaboratuvarına gönderilmiş, alınan 14/1/2009 tarihli raporda plastik tapaüzerinde atıldığı silaha ait karakteristik nitelikte izler oluşmaması nedeniyleteşhis niteliğinin bulunmadığı ve bu nedenle hangi silahtan çıktığınıntespitinin mümkün olmadığı bildirilmiştir.
43. Başvurucunun kovuşturma sırasında alınan ifadesi Mahkemekararında şöyle özetlenmiştir:
"Ben bu konuda daha önce ifade vermiştim ifadelerimi tekrar ediyorum,sanıklardan şikâyetçiyim, annem ve babamın öldürülmesi olayı basit bir sumeselesi değildir çünkü aynı köyde uzun yıllardır yaşamaktadırlar su meselesiolsa idi daha önceki zamanlarda aynı şey olabilir diancak su meselesinden kaynaklanmamıştır davaya katılmak istiyorum tümsanıkların cezalandırılmasını istiyorum(.)
Muhtar sanık Cindi ninolayı öğrenmesine rağmen benim cep telefonumun numarası muhtarda olmasınakarşılık ben olayı 07.10.2006 günü akşam 19.00 a doğru oğlumun Bingölden araması üzerine öğrendim muhtar Cindiyi aradım ben sadece önce babamın ölümünü oğlumdanöğrendim daha sonra muhtar bana annemin de öldürüldüğünü telefonla bildirdi, bunedenle muhtardan da şikâyetçiyim, müdahil olmak istiyorum müdahiliğimekarar verilsin " şeklinde beyanda bulunmuştur."
44. İlk Derece Mahkemesine göre "Ç." ailesisoruşturmanın kendi üzerlerinden yürütüldüğünü bilmeleri sebebiyle suçlamalarıkendi üzerlerinden atmak için ilk etapta aralarında kız kaçırma meselesisebebiyle husumet olan Sait Y., Mustafa Y. ve Burhan ile Orhan U.nun üzerine suçu atmaya çalışmışlardır. Tanıklar RamazanÇ., Lütfiye Ç., Meryem Ç. ve Şevket Ç. Jandarmaya verdikleri beyanlarındakardeşleri Telli Ç.'ın Mustafa Y.ninoğlu Mehmet Latif Y. tarafından kaçırılması sebebiyle bu şahısların kendileriniiki kez ev telefonundan arayarak "Senbenim oğlumun, gelinimin, kızımın, çocuklarının yuvasını yıktın, ben de seninve çocuklarının yuvasını dağıtacağım, nasıl Cemile ve Zülfi Çintosun'uöldürüp senin üstüne attıysak, seni de öldürüp Zülfi Çintosun'unçocuklarının üzerine atacağız." demek suretiyle tehditettiklerini beyan etmişlerdir.
45. Mahkemeye göre bu aşamadan sonra sanık Gülçin Ç. jandarma vesavcılık beyanlarında geçmediği hâlde sonraki aşamalarda verdiği beyanlarındaolay günü sanık İbrahim Ç.yi maktule Cemile ilebirlikte gördüğünü beyan ettiği anlaşılmış, sanık Gülçin'in kayınvalidesi olanLütfiye Ç.nin da yargılama boyunca aşamalarda alınanhiç bir beyanında bu hususa değinmediği hâlde Mahkemeye verdiği 28/4/2010tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktule Cemile'nin evininönünde su arkının başında gördüğünü beyan etmiş, dolayısıyla "Ç."ailesinin bu sefer de suçlamaları kendi üzerlerinden atmak için sanık İbrahim'eyönelmiş oldukları değerlendirilmiştir.
46. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesi, yapılan tüm bu tespitlersonrasında nihai kararında olayın meydana geliş şekli ve olası sanıklarailişkin kabulünü şu şekilde özetlemiştir:
"06. 10.2009 günü maktül Zülfi Çintosun'un tanıkHacı S.'in evine iftara gittiği, maktülCemile'nin ise evde kaldığı, maktül Cemile'ninevdeyken yakın atış mesafesinden av tüfeği ile vuruluraköldürüldüğü ve yatağa yatırılarak üzerine battaniye örtüldüğü ve evde bulunan maktül Zülfi'ye ait av tüfeği ile kütüklüğün alınarak evinkapısının dışarıdan asma kilitle kilitlendiği, maktülZülfi'nin ise Hacı S.'in evinden dönüşte stabilizeyol üzerinde yürürken uzak atış mesafesinden vurulduğu ve yaklaşık 100 metresürüklenerek eski bir kömün olduğu yere getirildiğive burada bulunan büyük taşların maktülün üzerineatılması ile cesedinin gizlendiği, olayın ertesi gün saat 16:00 sıralarında ikiçocuğun yol üzerinde bulunan kan izlerini görmesi neticesinde ortaya çıktığı,ilk etapta maktül Zülfi'nin cesedinin bulunduğusonrasında ise bilgisi olabileceği değerlendirilerek eşi olan Cemile ilekonuşmak için evine gidildiği ancak evin kapısının kilitli olması sebebiyle bukilidin kırıldığı ve maktül Cemile'nin cesedineulaşıldığı anlaşılmıştır.
Maddi oluş şekli kısaca bu şekilde meydanagelen somut olayda, olay tarihinde Balıkesir ilinde çalışmakta olan sanık Seyihtan, eşi olan sanık Gülçin ve Gülçin ile aralarındaaşk dedikoduları olduğu söylenen sanık Ali, sanık Seyihtan'ınbabası sanık Şevket ve olay sonrası maktülün ceptelefonundan kendi telefonuna 70 kontör tranferedilen sanık İbrahim hakkında maktüller Zülfi veCemile'yi iştirak halinde öldürdükleri iddiası ile mahkememizde kamu davasıaçılmıştır."
47. Mahkemenin 27/2/2012 tarihli 26. duruşmasında, iddiamakamının, esas hakkında alınan mütaalasında,sanıkların "üzerine atılı suçuişlediğine dair mahkumiyetine yetecek her türlü şüpheden uzak, yeterli kesin veinandırıcı delil elde edilemediğinden CMK'nın 223/2-emaddesi gereğince beraatine," kararverilmesi yönünde görüş sunduğu, mahkemenin sanık ve katılan müdafilerine eksüre verilmesine karar verdiği anlaşılmıştır.
48. 15/3/2012 tarihinde yapılan 27.ve son duruşmada, sanıkların müsnet suçları işlediklerine dair her türlü şüpheden uzak,kesin ve inandırıcı yeterli delil elde edilemediğinden, suçların sanıklartarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeni ile sanıkların ayrı ayrı beraatlerine, kasten öldürülme olayının gerçek faillerininbulunması için gereğinin takdir ve ifası yapılmak üzere Bingöl CumhuriyetBaşsavcılığına suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiştir.
49. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli veE.2008/192, K.2012/52 sayılı (iddia ve savunmaya ilişkin beyanlar, çok sayıdatanık beyanı dâhil tüm deliller, delillerin değerlendirilmesi ve mahkemeninkabulü ve hüküm bölümlerine ayrıntılı olarak yer verilen 49 sayfalık)gerekçelikararının sanıklara ilişkin değerlendirmeler yapılarak ulaşılan nihai kanaatigösterir kısmı şöyledir:
"... sanık Seyithan'ın telefonlarının dinlendiğindenpolis memuru vasıtasıyla haberi olduğu ancak 24.10.2006 tarihinden önce yaptığıtelefon görüşmelerinde bu durumdan haberi olup olmadığının tespit edilemediğidolayısıyla 24.10.2006 tarihinden önce yaptığı telefon görüşmelerindetelefonunun dinlenildiğini bilmediğinin kabulünün gerekeceği bu telefongörüşmelerinin ise sanık aleyhine hususlar içermedikleri anlaşılmış olup,sanığın aleyhine beyanda bulunan tanık Ali Ç.'nınbeyanlarının da yargılama aşamasında dinlenilen tanıklar FetullahÇ., Halim Ç. ve Murat Ç. tarafından doğrulanmamış sebebiyle bu sanığın üzerineatılı suçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüphe oluşmuştur.
Yine sanık Gülçin hakkında maktüleCemile'nin kendisini sanık Ali T. ile uygunsuz vaziyette gördüğü ve bunundedikodusunu yaptığından bahisle öldürdüğü iddiası ile kamu davası açılmışsada, mahkememiz tarafından 31.10.2008 günü olay mahalindeyapılan keşifte sanık Gülçin Ç.'ın evinden silahsesinin gelip gelmediğinin tespiti amacıyla mahkeme heyetince sanık Gülçin Ç.'ın evinde beklenilerek maktülCemile Çintosun'un ölü olarak bulunduğu odaiçerisinden tüfekle 4 el atış yaptırılmış, bu atışlardan iki adedinin odanınkapısı açık iken diğer ikisinin ise kapısı kapalı iken yaptırılmasıneticesinde, kapı kapalı iken yapılan 2 adet atışta sanık Gülçin Ç.'ın evinde herhangi bir av tüfeği sesinin duyulmadığının,üçüncü ve dördüncü atışlarda ise ancak çok dikkatli dinleme neticesinde birpatlama sesinin duyulduğunun ancak bu sesin tüfekle patlama sesi olupolmadığının ayırt edilemediğinin, netice olarak sanık Gülçin Ç.'ın evinde iken maktül Cemile'ninölü olarak bulunduğu odadan kapı açık iken av tüfeği ile yapılan atış sesininduyulmasının pek olanaklı olmadığının kanaatine varıldığı anlaşılmıştır.
Her ne kadar sanık Gülçin hakkında mahkememizdebu nedene dayalı olarak kasten iki kişiyi öldürme suçundan kamu davasıaçılmışsa da, yargılama sürecinde toplanan tüm delillerden hiç birinin busanığın atılı suçu işlediğine dair delil ve emare teşkil etmemesi, ayrıca maktül Cemile öldürüldüğünde bu sanığın silah sesiniduymamış olduğuna ilişkin savunmasının mahkememizce yapılan keşif sonucunda daanlaşıldığı ve bu nedenle savunmalarının aksinin kanıtlanamadığı, Ç. ailesininbütün yargılama süreci boyunca suçu başkalarının üzerine atma çabalarının isetek başına bu suçu Ç. ailesinden olan sanıklar Gülçin, Şevket ve Seyihtan tarafından işlendiğine dair delil teşkiletmeyeceği kaldı ki bu yönde gösterilen çabanın, hakkında kasten iki kişiyiöldürme suçlaması bulunan herkes tarafından da yapılabileceğinin hayatın olağanakışına uygun düştüğü hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde busanığın savunmalarının aksine delil bulunamaması sebebiyle üzerine atılı suçuişlediği yönünde mahkememizde ciddi anlamda şüphe oluşmuştur.
Yine sanık Gülçin hakkında mahkememizdeolaydan bir ay kadar önce maktul Cemile Çintosun’umaktule ait evin çatısında boğarak öldürmeye kalkıştığı, Lütfiye Ç.’ın araya girmesi nedeniyle sanığın eylemini tamamlayamadığıbu nedenle kasten adam öldürmeye teşebbüs ettiği iddiası ile cezalandırılmasıiçin mahkememizde kamu davası açılmışsa da; sözü edilen olayın tek görgü tanığıolan Lütfiye'nin bu olayı doğrulamaması ayrıca sanık Gülçin'in de bu hususukabul etmemesi sanık aleyhindeki delillerin maktüllerinölmeden önce başkalarına bu olay ile ilgili yaptıkları söylemler ile evinçatısında bulunan direkten alınan maktüle Cemile'yeait kan örneği olduğu, dinlenilen tanıkların beyanlarının duyuma dayalı olduğudoğru söyleyip söylemediklerinin tespit edilemediği, ayrıca sözü edilen olaysebebiyle maktüle Cemile'nin ölmeden önce sanıkhakkında şikâyetçi olmadığı tüm bu hususlar bir bütün olarakdeğerlendirildiğinde salt duyuma dayalı ve doğru olup olmadıkları bilinemeyentanık beyanlarına dayanarak sanık Gülçin hakkında kasten öldürme suçundan cezatayin etmenin hukuka ve hakkaniye aykırı olacağısonucuna varılmış, direkten alınan maktüle Cemile'yeait kan örneğinin ise bu olay sebebiyle mi yoksa başka bir olay sebebi ile mimeydana geldiği şüphe de kalmıştır. Dolayısıyla sanık hakkındaki atılı bu suçdolayısıyla mahkememizde oluşan şüphenin 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesiuyarınca sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatinevarılmıştır.
Her ne kadar aynı iddia ile sanık Ali T.hakkında da mahkememizde kamu davası açılmışsa da mahkememiz tarafındanyargılama esnasında alınan bilirkişi raporunda olay tarihinde sanık Ali T.'ın kullandığı 05364590917 numaralı telefona ait HTSraporlarının incelenmesi neticesinde; Ali T.'ıntelefonunun olay tarihinde Dicle Hani Köy Dicle Diyarbakır bazında sinyalaldığı tespit edilmiş olup, bu sanığın olayın meydana geldiği akşam BingölSancak Beldesi Küçükbaş Köyünde bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca bu sanığınolay akşamı Diyarbakır Dicle Arı köyünde bulunan kendi evinde olduğu dinlenilentanık beyanları ile de sabit olmuştur. Dolayısıyla bu sanığın da üzerine atılısuçu işlediği yönünde mahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.
Sanık Şevket Ç. hakkında da, bu sanığın maktülleri aralarında yıllardır süregelen suuyuşmazlıklarından kaynaklanan husumet sebebiyle öldürdüğü iddiası ile kamudavası açılmışsa da, yapılan yargılama neticesinde bu sanığın savunmalarınınaksine bu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcısomut delil elde edilememiş bu sanığın da üzerine atılı suçu işlediği yönündemahkememizde ciddi şüpheler oluşmuştur.
Yukarıda bahsi geçen Telekomünikasyon İletişimKurumu Başkanlığının 22.03.2007 yazısına dayanılarak olay gecesi maktul Zülfü Çintosun’a ait olan ve olaydan sonra kaybolan içinde 0538213 70 45 numaralı simkart bulunan cep telefonundan0538 470 31 47 numaralı cep telefonuna 70 kontör transfer edildiği bu numaranınise olayın meydana geldiği tarihte 15 yaşında olan sanık İbrahim Ç. tarafındankullanıldığı ayrıca sanık Gülçin Ç.'ın olay günüsanık İbrahim'i maktül Cemile ile birlikte maktülün evinin yan tarafındaki çeşmede konuşurlarkengördüğünü beyan etmesi üzerine sanık İbrahim hakkında iki kişiyi kasten öldürmesuçundan mahkememizde kamu davası açılmıştır. Sanık İbrahim aşamalarda alınansavunmalarında üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş, maktülüncep telefonundan kendi cep telefonuna nasıl kontör geldiğini bilmediğini, gelenkontörü de fark etmediğini, olayın meydana geldiği günden 4 gün sonra başlıkparası biriktirmek için çalışmak amacıyla İstanbul'a gittiğini beyan etmiştir.Mahkememizin 10.10.2008 tarihli duruşmasında maktülZülfi Çintosun'a ait cep telefonu hattından sanıkİbrahim Ç.'ın kullandığı cep telefonu hattına kontörtransferi ile ilgili olarak teknik bilirkişi Cemal A. tanık olarak dinlenilmişve tanık beyanında kontör transferinin nasıl yapıldığına ilişkin detaylı bilgivererek alıcıya göndericinin numarası ve kontör miktarı bilgisinin mesajyoluyla geldiği, alıcının hattına bu transferin gerçekleşmesi için alıcınınonaylamasının gerekli olmadığını beyan etmiştir. Her ne kadar bu tanıkbeyanında alıcının bunu bilmemesinin ve görmemesinin mümkün olmadığınısöylemişse de, bunun tamamıyla tahmine dayalı bir yorum olduğu, tanığın kendidüşüncesinden ibaret bu yorumuna dayanılarak sanık İbrahim'in gelen kontördenhaberi olduğunu hatta bu kontörü kendisinin transfer ettiğini söylemek mümkünolmayacaktır. Zira iki kişiyi öldürmüş olan bir kişinin şüpheleri kendi üzerineçekecek şekilde ölenin cep telefonundan kendi cep telefonuna kontör transferetmesi hayatın olağan akışına ters düşmekte olup suçu işleyen gerçek faillertarafından da, suçun suç tarihinde 15 yaşında olan sanığın üzerinde kalmasıiçin yapılan bir komplo olabileceği ihtimalinin mevcut olduğunun da gözetilmesigerekir. Dolayısıyla böylesine nitelikli bir cinayeti tek başına işlemesimümkün olmayan sanığın tüm dosya kapsamında savunmalarının aksinecezalandırılmasına yeterli delil bulunamamıştır.
Sanık Gülçin Ç.'ınsanık İbrahim aleyhine verdiği beyanlarının bir değerlendirmesi yapıldığındaise, sanık Gülçin'in jandarma ve savcılık beyanlarında olay günü sanıkİbrahim'i maktülün yanında gördüğünü beyan etmemişoluşu ancak sanığın cep telefonuna maktülün ceptelefonundan kontör transferi yapıldığının anlaşılmasından sonra sanık Gülçin'inbu hususa kendi beyanlarında değinmesi ayrıca yine sanık Gülçin'inkayınvalidesi olan Lütfiye Ç.'ın da yargılama boyuncaaşamalarda alınan hiç bir beyanın da bu hususa değinmediği halde mahkememizeverdiği 28.04.2010 tarihli dilekçesi ile olay günü sanık İbrahim'i maktül Cemile'nin evinin önünde su arkının başındagördüğünü beyan etmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde bukişilerin bu beyanlarının kendilerini suçtan kurtarmaya yönelik çabalarındankaynaklandığı hatta bu durum teknik takip esnasında sanık Gülçin'in eşiSeyithan ile Rıfat arasındaki telefon konuşmalarına da yansıdığı dolayısıylaolay günü sanık İbrahim'in maktül Cemile'nin yanındaolduğunun şüphede kaldığı anlaşılmış olup bir an için sanık İbrahim'in maktülün olay günü yanında olduğu kabul edilecek dahi olsabu hususun tek başına sanığı atılı suçlardan cezalandırmaya yetmeyeceği sonuçve kanaatine varılmıştır.
Yargılama esnasında çok sayıda kişinin tanıkolarak ifadelerine başvurulmuştur. Tanık yargılamanın tarafı olmayan ve beşduyusuyla elde ettiği bilgileri mahkemenin evrelerinde anlatan kişidir. Tanığınaçıklamaları bir ispat aracıdır. Bu açıklamalar sunulmuş olduğu sübut konusundakarar vermeye yetkili makam tarafından, o safha için gerekli olan ölçüde, maddigerçeği gösterdiğine kanaat getirilirse artık 'delil' niteliğini kazanacaktır.Bir tanığın anlatımının değerlendirilmesinde davanın tarafı ile olan hısımlığı,dayanışma duygusu, bulunduğu ortam, kültür yapısı, mesleği, yaşı, akli durumugibi doğal ve ruhsal etkenlerin, ayrıca tanığın karakteri, ahlaki, geçmişhalleri, fikir yapısı, tutku ve heyecanları, eğilimlerinin gözetilmesi gerekir.Tanık sanığa karşı duyduğu kin ve nefret ya da merhamet ve sempati ile gerçeğisaptırabileceği gibi şüpheli veya sanığın veya yakınlarının kendisine karşıkötü bir davranışta bulunacağı korkusuyla gerçekleri saklama yolunu seçebilir.Özellikle küçük yerleşim birimlerinde köylerde tanıklar her an bir aradabulunduklarından birbirlerini telkin altında bırakabilirler. (Ali Parlar, MuzafferHatipoğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu Yorumu, 1. Cilt, sf.269 vd.) Buaçıklamalar ışığında dosya kapsamında bulunan tüm tanık beyanları bir bütünolarak değerlendirildiğinde, bu tanıkların hiç birinin beyanının atılı suçyönünden görgüye dayalı beyan olmadığı ve dinlenilen tanıkların davanıntarafları ile aralarında bulunan hısımlık sebebiyle bir nevi dayanışma duygusuiçinde taraflı olarak beyanda bulunmuş oldukları, olayın gerçekleştiği yerinküçük bir köy olduğu da gözetilerek tanıkların birbirlerini telkin altındabıraktıkları gibi davanın taraflarınca da baskı altında kalmış olduklarıanlaşılmış olup, mahkememizce somut olayda maddi gerçeği gösterememelerisebebiyle bu beyanlara delil olarak itibar edilememiştir.
Tüm bu açıklamalardan sonra her ne kadarsanıklar Gülçin, Ali, Seyithan, Şevket ve İbrahim hakkında maktüllerZülfi ve Cemile Çintosun'u iştirak halindeöldürdükleri iddiası ile kamu davası açılmışsa da; bu sanıkların atılıeylemleri gerçekleştirip gerçekleşmedikleri yönünde mahkememizde ciddi anlamdaşüphe uyanmış olup; Ceza Yargılamasında sanık hakkında mahkumiyet kararıverilebilmesi için sanığın üzerine atılı suçu işlediğinin sabit olmasıgerektiği, bu durumun ceza yargılamasının temel prensibi olan “şüpheden sanıkyararlanır” ilkesinin tabii bir sonucu olduğu, bu ilkenin kabul edilmesininsebebinin bir suçlunun cezasız kalmasının, bir suçsuzun mahkum olmasına tercihedilmesi olduğu, temel amacı hiçbir duraksamaya yer vermeden maddi gerçeğinortaya çıkarılması olan Ceza Yargılamasında kuşkunun bulunduğu yerde mahkumiyetkararı verilemeyeceği anlaşılmakla sanıkların üzerlerine atılı suçlarıişlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin veinandırıcı somut başkaca bir deliledeulaşılamadığından sanıklar hakkında mahkememizde açılan kamu davalarında CMK.nun 223/2-e maddesi gereğince ayrı ayrı beraat kararıvermek gerekmiştir.
Her ne kadar sanık Cindi Ç. hakkında sanıkGülçin'in maktüle Cemile'nin boğazını sıkmasındansonra maktüller Zülfi ve Cemile'nin köy muhtarı olan sanığagiderek, durumu bildirdikleri sanığın ise görevi sebebiyle öğrendiği bu suçuyetkili makamlara bildirmediği bu nedenle atılı suçtan cezalandırılması içinmahkememizde kamu davası açılmışsa da; sanık Gülçin'in maktüleCemile'nin boğazını sıkıp sıkmadığının tüm dosya kapsamından sabit olmadığı, bunedenle gerçekleşip gerçekleşmediği şüphe de kalan bir olay sebebiyle sanığınüzerine atılı suçu işlediğini kabul etmenin mahkememiz kararında kendi içindeçelişkiye sebebiyet vereceği kaldı ki sanığın aşamalarda alınan savunmalarındaüzerine atılı suçu kabul etmediği anlaşılmış olup, sanık hakkında üzerine atılıbu suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı somutbaşkaca bir delile de ulaşılamaması sebebiyle CMK.nun223/2-e maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.
Sanık Erkan B. ise soruşturma aşamasındaJandarmayı arayarak kimliğini açıklamadan maktüllerZülfi ve Cemile'yi Resul D., Sait Y. ve Mehmet U.'unöldürdüklerini beyan etmiş, yapılan soruşturma neticesinde Sait Y. 1 güngözaltında kalmış ve sonrasında Genç Cumhuriyet Başsavcılığınca şüphelilerhakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Sanık hakkında mahkememizde yürütüleniftira suçundan yapılan kamu davasında müştekiler Resul D., Sait Y. ve Mehmet U.'un beyanlarının alınmamış olduğu anlaşılmış olup bueksikliğin tamamlanılmasının beklenilmesininyargılamayı uzatacağı, kaldı ki bu suç ile diğer sanıkların işledikleri suçlararasında birlikte görülmelerinin ve birlikte karara bağlanmalarını gerektirirhukuki ve fiili bir bağlantının bulunmadığı sonuç ve kanaatine varılmış vesanık Erkan hakkında kamu davasının CMK'nun 10.maddesi gereğince bu dava dosyamızdan ayrılarak mahkememizin başka bir esasınakaydına karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm kurulmuştur."
50. Yapılan yargılama sonunda sanıkların beraat etmesi nedeniyleMahkemece maktullerin öldürülmeleri olayının gerçek faillelerininbulunması için Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına 16/3/2012 tarihinde suçduyurusunda bulunulmuştur. Cumhuriyet Başsavcılığı, Mahkemenin E.2008/192sayılı dosyasının kesinleşmediğinden bahisle kovuşturmaya yer olmadığına (KYO)karar vermiştir.
51. Bingöl Ağır Ceza Mahkemesinin 15/3/2012 tarihli veE.2008/192, K.2012/52 sayılı kararı başvurucu vekili tarafından temyizedilmiştir.
52. Yargıtay 1. Ceza Dairesi 26/9/2013 tarihli ve E.2013/2640,K.2013/5259 sayılı ilamıyla "...eldeedilen delillerin hükümlülüğe yeter nitelik ve derecede bulunmadığı gerekçelerigösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilininsübuta ve delillerin hatalı takdir edildiğine yönelen ve yerinde görülmeyentemyiz itirazlarının reddiyle..." gerekçesine dayanarak kararınonanmasına karar vermiştir.
53. Başvurucu, onama kararından 13/1/2014 tarihinde haberiolduğunu beyan ederek 7/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
54. UYAP üzerinden Derece Mahkemesinin dosyasınınincelenmesinden, Mahkeme tarafından 27/11/2013 tarihinde CumhuriyetBaşsavcılığına E.2008/192 sayılı dosyanın kesinleştiğinden bahisle yeniden suçduyurusunda bulunulmuştur.
55. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olay hakkındayürütülmekte olan herhangi bir soruşturma olup olmadığı konusunda bilgibulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi Bölümler Başraportörlüğünün30/5/2016 tarihli ve 2014/1741 sayılı yazısı ile suç duyurusuna konu olayhakkında, suç duyurusu üzerine ya da resen Cumhuriyet Başsavcılığınca açılmışbulunan bir soruşturma varsa bu soruşturmaya ilişkin bilgi ve belgelerin onaylısuretlerinin gönderilmesi talep edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığının cevabiyazısı ve eki belgelerden, suç duyurusu sonrasında olay hakkında yeni birsoruşturma dosyası açıldığı ve soruşturma kapsamında 17/12/2013 tarihli ve2013/4630 sayılı "daimî arama kararı" verildiği anlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
56. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun223. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Duruşmanın sona erdiği açıklandıktansonra hüküm verilir. Beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, mahkûmiyet,güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararı, hükümdür.
(2) Beraat kararı;
a)Yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması,
b) Yüklenen suçun sanık tarafındanişlenmediğinin sabit olması,
c) Yüklenen suç açısından failin kast veyataksirinin bulunmaması,
d)Yüklenen suçun sanık tarafından işlenmesinerağmen, olayda bir hukuka uygunluk nedeninin bulunması,
e) Yüklenen suçun sanık tarafındanişlendiğinin sabit olmaması,
Hallerinde verilir."
57. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun soruşturma usul veesaslarına ilişkin 18/10/2011 tarihli Genelge'sininilgili bölümü şöyledir:
“…
50. Faili meçhul olay ve cinayetlerinsoruşturulmasında,
...
g) Soruşturma evraklarının ilgili Cumhuriyetsavcısı tarafından sık sık gözden geçirilmesi, ancak sadece soruşturmaevrakının en üstündeki müzekkereye cevap verilmiş olup olmadığı ileyetinilmeyerek içeriği itibarıyla başkaca eksik kalmış bir husus varsa onun datamamlanması için gerekli yazının yazılması, sonucunun uygun aralıklarla takipedilmesi,”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
58. Mahkemenin 13/7/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
59. Başvurucu, anne ve babasının öldürüldüğü olayla ilgilidelillerin titizlikle toplanmadığını, olay yerlerinde gerekli parmak iziincelemesi ile diğer kriminal incelemelerinyapılmadığını, bu suretle delillerin karartıldığını, babasına ait telefondanölüm olayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kimtarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığını, bu konuya ilişkin uzmanbir bilirkişinin atanmadığını; yargılama sırasında delillerin yenidendeğerlendirilmesi, tanık beyanlarının alınması ve yargılamanın genişletilmesiyönündeki taleplerinin dikkate alınmadığını, ölüm olayı 2006 yılında meydanagelmesine rağmen yaklaşık 8 yıl süren ve 2013 yılında sona eren yargılamasürecinin beraatla sonuçlandığını ve bir netice elde edilemediğini belirterekadil yargılanma hakkı ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüş;manevi tazminat talep etmiştir.
B. Değerlendirme
60. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu tarafından Anayasa’da güvencealtına alınan diğer haklar ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddialarınAnayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutuiçinde yer aldığı değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
61. Bakanlık görüşünde, zaman bakımından yetki konusunda Avrupaİnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verildiktensonra başvuruya konu olayın 2006 yılında gerçekleştiği, olay hakkındakisoruşturmanın 1 yıl 8 ay sürdüğü ve yerel mahkemenin nihai kararını 15/3/2012tarihinde verdiği, başvurucu tarafından temyiz talebinde bulunulduğu veYargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2013 tarihinde İlk Derece Mahkemesinin kararınıonadığı ifade edilmiştir.
62. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)numaralı fıkrasında Anayasa Mahkemesinin ancak 23/9/2012 tarihinden sonrakesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvurularıinceleyeceği hükme bağlanmıştır.
63. Başvuru konusu olaya ilişkin yürütülen ceza soruşturmasısonrası açılan kamu davasının kesinleşme tarihi 26/9/2013'tür. Bu itibarlakritik tarihten sonra kesinleşmiş olan kararı konu alan başvurucunun ihlaliddialarının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamında yeraldığı anlaşılmaktadır.
64. Kabul edilebilirlik incelemesi açısından ayrıca ifadeedilmesi gerekir ki 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncelve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahipoldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamınıkaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayınedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,17/9/2013, § 41). Başvuru konusu olayda başvurucu, ölen kişilerin çocuğudur. Bunedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.
65. Başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğinedair iddialarının 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca açıkça dayanaktanyoksun olmadığı tespit edilmiş olup başka bir kabul edilemezlik nedeni debulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Bakanlığın Görüşü
66. Bakanlık görüşünde, başvurucunun iddialarına ilişkin olaraköncelikle Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamındayürütülecek ceza soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resenharekete geçmesi, soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerinolaylara karışmış olabilecek kişilerden bağımsız olmaları; soruşturmanın,ölenin ailesinin meşru çıkarlarının korunması için yeterli ölçüde açık olması,makul bir hızlılık içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirsecezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.
67. Görüşte, yine Mahkeme kararlarına dayanılarak yürütülensoruşturmalarda somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuranaraçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olayailişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makulönlemleri almaları gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespitedilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zararverebileceği, bu çerçevede ölümle ilgili olarak kriminoloji biliminin bütünimkânlarından yararlanılması, gerekli bütün tanıkların dinlenilmesi vebilirkişi raporlarının ehil kişilerden alınmasının önem taşıdığı, AİHM'nin butür davalarda somut olayla ilgili olarak değerlendirme yaparken bütündelillerin etkili bir şekilde toplanıp toplanılmadığı hususunu tartıştığıbelirtilmiştir.
68. Bakanlık görüşünün devamında başvuruya konu olayda yürütülensoruşturma işlemlerine yer verilerek olayın gerçekleştiği 7/10/2006 günü saat17.00 sıralarında adli kolluk görevlilerince gerekli güvenlik önlemlerialınarak savcı ile birlikte olay yerine intikal edildiği, savcılık tarafındankeşif yapıldığının olay yeri tespit tutanağından anlaşıldığı, harici muayeneyapıldıktan sonra maktullerle ilgili olarak otopsi yapılmak üzere Adli TıpKurumuna sevk işleminin yapıldığı, olay yerine ilişkin beş kroki çizildiği,toplamda seksen dört fotoğraf çekildiği, 31/10/2008 tarihinde Mahkemetarafından da bilirkişi ile birlikte olay yerinde keşif yapıldığı, olayyerinden ve yakın çevrelerden av tüfeği kartuşları toplandığı, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarındanalınan 14/1/2009 tarihli rapora göre maktullerden birinin vücudundan çıkanplastik tapanın atıldığı silah hakkında karakteristik nitelikte izleroluşturmaması nedeniyle teşhis niteliğinin bulunmadığının belirtildiği,şüphelilerin elinden alınan swaplarda da barut izine rastlanmadığı, maktule aitevde de parmak izi incelemesinin yaptırıldığı, bu izlerin karakteristiközelliklerinin yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişli olmadığının2/11/2006 tarihli raporda belirtildiği, maktullerin öldürülmesinde kullanılantüfeğin olaydan yaklaşık beş ay sonra köylülerden biri tarafından keklik avınaçıkıldığı gün bulunduğu, ancak tüfek üzerinde 8/5/2007 tarihinde yapılanincelemede herhangi bir parmak izi bulunamadığı, olayla ilgili olarak yedişüpheli hakkında iletişimin tespiti ile ilgili olarak üç ay süre ile tekniktakip yapıldığı, ayrıca baz bilgilerinin de talep edildiği, bu teknik takipneticesinde de bir sonuç elde edilemediği, olaydan saatler sonra maktullerdenbirisinin telefonundan 70 kontör transfer edildiğinin anlaşıldığı, bununüzerine mahkemenin teknik bilirkişiyi duruşmada dinlediği ve bilirkişinin, alıcınınonayı olmaksızın böyle bir transferin gerçekleşebileceğini mahkemeyebelirttiği, bilirkişinin ayrıca bundan alıcının haberi olması gerektiğinibelirtmiş ise de mahkemenin bu beyanın bilirkişinin şahsi görüşü olduğukanaatine vardığı ifade edilmiştir.
69. Bakanlığa göre, somut olayda AİHM içtihatlarında dabelirtildiği üzere; başvurucunun iddiası kapsamında "kasten öldürme"suçundan soruşturmanın derhal başlatıldığı, gerekli delillerin toplanarak,soruşturmanın makul sürede tamamlandığı, teknolojik imkânlardan ve kriminolojibiliminden faydalanılmaya çalışıldığı, olayla ilgili tüm tanıklarındinlenildiği ancak mahkemenin sanıklardan herhangi biri üzerinde suçuişlediğine dair kesin kanaat oluşturamadığı, bu sebeple tüm sanıklar hakkındaberaat kararı verildiği, sonuç itibarıyla soruşturmanın 1 yıl 8 ay gibi birsüreçte tamamlandığı, olayın karmaşıklığı, failleri kesin olarak tespit edenbir delilin olmaması hususunun da Anayasa Mahkemesinin dikkatine sunulduğu, olaylailgili yerel mahkemedeki kovuşturmanın ise 4 yıl sürdüğü ancak olayın karmaşıkolduğu, bu sebeple hızlı bir şekilde bir kanaate varılmasının mümkün olmadığı,mahkemenin bu süreçte 6 sanığı yargıladığı, bu sanıkların birbirleriyle veolayla bağlantısının tam olarak tespit edilemediği, olayla ilgili olarak 42tanığın dinlendiği, farklı silahlara ve farklı kişilerin eşyalarına ilişkin oniki ekspertiz raporunun alındığı, duruşma zabıtları (yirmi yedi adet)incelendiğinde kesin kanaate varmak maksadıyla mahkemenin soruşturma evresindedinlenmeyen tanıkları da tespit edip dinlediği, bazı tanıklara önceulaşılamadığı, sonra adres tespit ve zorla getirme gibi ceza muhakemesiningerektirdiği işlemlerin yapıldığı, çok sayıda bilirkişi raporu alındığı ve buraporların hazırlanma süreçlerinin uzunluğu da dikkate alınarak yerelMahkemenin önündeki 4 yıllık sürenin makul olup olmadığının AnayasaMahkemesince değerlendirilmesi gerektiği, Mahkemenin beraat kararı vermesininakabinde Bingöl Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu, anılanSavcılığın kararın henüz kesinleşmediğinden bahisle 28/2/2013 tarihindekovuşturmaya yer olmadığı kararı verdiği dolayısıyla somut olaya ilişkin şuanda hâlihazırda devam eden bir soruşturma bulunmadığı, ceza soruşturmasının vekovuşturmasının devletin yaşam hakkını koruma bağlamında sahip olduğusoruşturma yükümlülüğüne uygunluğu konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesine aitolduğu ifade edilmiştir.
b. Genel İlkeler
70. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı kapsamındadevletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usule ilişkinboyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya konmasına ve sorumlukişilerin belirlenmesine imkân tanıyan etkili bir soruşturma yürütülmesinigerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri,B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 94). Bu yükümlülük sadece bir kamu görevlisinineylemi veya ihmali sonucu meydana gelen ölüm olayları açısından geçerlideğildir. Devletin -doğal olmayan her ölüm olayında, kendisi öldürmeme ya dayaşamı koruma yükümlülüklerini ihlal etmemiş olsa da- gerçekleşen ölümünsebebini ve varsa sorumlularını ortaya çıkarmaya yönelik etkili bir soruşturmayapmamış olması soruşturma yükümlülüğünün ihlalini doğurabilir. Zira bu türolaylarda etkili bir soruşturma yürütülmesi, yaşam hakkını korumak için ihdasedilen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanmasının güvencesinioluşturmaktadır (Filiz Aka, B.No: 2013/8365, 10/6/2015, §§ 25, 26).
71. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkınıkoruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumlularınölüm olayına ilişkin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğüdeğil, uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer yandan burada yerverilen değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa'nın 17. maddesinin başvurucularaüçüncü tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkıverdiği, devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir cezakararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).
72. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adınasoruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabileceksorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerin toplanması gerekmektedir.Soruşturmada ölüm olayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılmasıimkânını zayıflatan bir eksiklik, etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişmeriski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 57). Bu kapsamda yetkililerce tanıklarının ifadelerinin alınması, bilirkişiincelemeleri ve gerektiğinde eksiksiz ve detaylı bir rapor hazırlanmasına imkânverecek otopsinin yapılması gibi söz konusu olaylarla ilgili kanıtların eldeedilmesi için soruşturma konusu olayın gerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerinalınması, ölümün gerçekleşme sebebinin objektif analizinin yapılması vesoruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tüm bulgularınkapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 99; Turan Uytunve Kevzer Uytun,B. No: 2013/9461, 15/12/2015, § 73).
73. Yürütülecek ceza soruşturmalarının etkililiğini sağlayanhususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesap verilebilirliğisağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimine açık olmasıdır.Buna ek olarak her olayda ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumakiçin bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58).
74. Yürütülecek soruşturmalarda makul bir hızda gerçekleştirilmeve özen gösterilme zorunluluğu da zımnen mevcuttur. Bazı özel durumlardasoruşturmanın veya kovuşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya dagüçlükler bulunabilir. Ancak bir soruşturmada ve soruşturmanın devamındayapılan kovuşturmada yetkililerin hızlı hareket etmeleri; yaşanan olaylarındaha sağlıklı bir şekilde aydınlatılabilmesi, kişilerin hukukun üstünlüğüneolan bağlılığını sürdürmesi ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği yada kayıtsız kalındığı görünümü verilmesinin engellenmesi açısından kritik biröneme sahiptir (Deniz Yazıcı, B.No: 2013/6359, 10/12/2014, § 96; Filiz Aka,§ 29).
75. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedekiinceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratikgerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanınetkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturmaişlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:2013/4668, 16/9/2015, § 68).
76. Gerçekleşen bir ölüm olayının oluşumuna ilişkin delillerindeğerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir. Anayasa Mahkemesiancak başvuru konusu yapılmış bir olayın gelişim şeklini anlayabilmek vebaşvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılmasına yönelikolarak ileri sürdüğü hususlar açısından, soruşturma makamları ve derecemahkemeleri tarafından atılması gereken adımları nesnel bir şekilde değerlendirmekiçin olayın oluşum şeklini incelemektedir (RıfatBakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).
c. İlkelerin Somut Olaya Uygulanması
77. Başvuru konusu olayda yürütülen soruşturma işlemleri, resenharekete geçme ve araştırma ilkeleri açısından incelendiğinde olayın ortayaçıktığı gün Cumhuriyet savcısı nezaretinde kolluk görevlilerinin olay yerleriniincelediği, delil tespitlerinde bulunduğu ve ayrıntılı bir olay yeri incelemetutanağı düzenlendiği, aynı gün resen soruşturmanın başlatıldığı görülmektedir.
78. Soruşturma süreci, sorumluların tespitine yarayabilecekbütün delillerin toplanması gerekliliği açısından incelendiğinde, olay yerindeilk gün delil tespitine yönelik yürütülen işlemlerin yanında, maktullerüzerinde ölü muayenesi ve sonrasında ayrıntılı otopsi işlemleri yapıldığı, buşekilde ölüm nedeninin ve atış mesafesinin tespit edildiği, ölü muayene işlemisırasında başvurucunun verdiği ifadesine dayanılarak aynı köyde bulunan vemaktullerin husumetli olduğu anlaşılan "Ç." ailesine ait kişilerinevlerinde aramalar yapıldığı, bu evlerde bulunan silahlara el konularak teknikinceleme yaptırıldığı, şüpheli ve sanık sıfatıyla anılan kişilerin ve diğerilgili kişilerin beyanlarının alındığı; yine bu kişilerin ve diğer ilgili olabilecekkişilerin telefon bilgileri, görüşme ve HTS kayıtları hakkında incelemeyaptırıldığı, maktullerin bu aile ile olan ilişkisine ve olaydaki olasırollerine ilişkin başvurucu dahil olmak üzere maktullerin yakınlarının ve köydebulunan diğer kişilerin beyanlarına başvurulduğu görülmektedir. Yine bukapsamda değerlendirilebilecek şekilde olaydan yaklaşık beş ay sonra bulunan,maktullere ait olan ve kendilerinin öldürülmesinde kullanılmış olabileceğideğerlendirilen tüfek, av fişeği kütüklüğü ile iki adet boş kartuş üzerinde incelemeyaptırılmış ancak herhangi bir parmak izi bulunamamıştır.
79. Başvurucu, başvuru dilekçesinde, bu başlık altında değerledirilebilecek şekilde genel olarak anne ve babasınınöldürüldüğü olayla ilgili delillerin titizlikle toplanmadığını, olay yerlerindegerekli parmak izi ile diğer kriminal incelemelerinyapılmadığını, bu suretle delillerin karartıldığını, babasına ait telefondanölüm olayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kimtarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığını ileri sürmektedir.Başvurucu, somut olarak sadece maktule ait telefondan İbrahim Ç. İsimli kişiyekontör nakline ilişkin incelemenin ayrıntılı yapılmadığı, bu konuda incelemeyapan bilirkişinin uzman bilirkişi olmadığı yönünde bir iddia ileri sürdüğügörülmektedir.
80. Başvurucuların anılan iddiaları kapsamında soruşturmaişlemlerine bakıldığında, maktullerin evinde bulunan çay bardakları, kap kacak,takvim, kapı kilidi ve maktullerin elbiselerinin incelenmek üzere alındığı, çaybardakları üzerinde iki adet parmak izi tespit edildiği ancak parmak izlerininkarakteristik özelliklerinin yeterli olmaması nedeniyle mukayeseye elverişliolmadıkları, bu nedenle kime ait olduğunun tespit edilemediği ayrıca maktulZülfü Çintosun'un üzerinde ele geçirilen nakilkartları üzerinde bulunan parmak izlerinin de karakteristik özelliklerinin yeterliolmaması sebebiyle mukayeseye elverişli olmadıkları anlaşılmıştır. Benzerşekilde Ç. ailesine ait kişilerin evlerinde ve daha sonra bulunan ve maktullereait olduğu tespit edilen tüfekler üzerinde de incelemeler yapıldığı ve yinemukayeseye elverişli parmak izinin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu konudaBakanlık görüşünde yer verildiği üzere, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında,farklı silahlara ve farklı kişilerin eşyalarına ilişkin olarak on iki ekspertizraporu alınmıştır.
81. Başvurucunun maktul Zülfü Çintosun'aait cep telefonundan sanık İbrahim Ç.ye kullandığı cep telefonuna kontörtransferi ile ilgili iddiaları açısından soruşturma işlemlerine ve derecemahkemesinin kararına bakıldığında, mahkemece atanan teknik bilirkişinin tanıkolarak dinlendiği, kontör transferinin nasıl yapıldığına ilişkin detaylı bilgiverildiği, alıcının hattına bu transferin gerçekleşmesi için alıcınınonaylamasının gerekli olmadığını beyan ettiği, sanık İbrahim'in gelen kontördenhaberi olduğunu hatta bu kontörü kendisinin transfer ettiğini söylemenin olayınolası gerçekleşme şekli, sanığın yaşı ve iki kişiyi öldürmüş olan bir kişininşüpheleri kendi üzerine çekecek şekilde ölenin cep telefonundan kendi ceptelefonuna kontör transfer etmesinin hayatın olağan akışına ters düşmekteolduğu değerlendirmelerine dayalı olarak bilirkişinin verdiği bilgileri yeterlibulduğu, bu bilgilere dayalı olarak adı geçen sanığın cezalandırılmasınadayanacak bir delil olduğu çıkarımında bulunamayacağı sonucuna ulaştığıgörülmektedir. Başvurucu, bilirkişi incelemesini ve mahkemenin bu konudakiaraştırmasını yeterli bulmamakla birlikte, bilirkişinin hangi konuda yetersizkaldığına, mahkemenin incelemesinin de hangi yönlerden eksik olduğuna dairsomut bir argümanı dava sürecinde ve başvuru dilekçesinde belirtmemekte olupAnayasa Mahkemesi açısından sahip olduğu bilgiler kapsamında bu konuda eksiklikolarak değerlendirilebilecek bir hususun bulunmadığına kanaat getirilmiştir.
82. Kaldı ki davaya ilişkin duruşma tutanaklarının (bkz. §§ 35,36) incelenmesinden, Mahkemenin yukarıda değinilen bilirkişinin tanık olarakbeyanının alınması ile yetinmediği, müzekkere ile Emniyet Müdürlüğünden bilgitalep edildiği, bu talimatın gereği olarak ilgili iletişim şirketinin "müşteri hizmetlerinde çalışan bir personelin kontörtransferi ile ilgili beyanının tespit edildi(ği)"ve bu beyanın duruşmada okunduğu, ayrıca iletişim şirketine de bu konudamüzekkere yazıldığı, müzekkereye ikmalen cevapverildiği, kayıtların başvurucunun huzurunda okunduğu, başvurucunun da sözkonusu duruşmalarda hazır bulunduğu anlaşılmaktadır.
83. Somut olay resen harekete geçme ve araştırma ile ölümolayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delillerintoplanması konusunda değerlendirildiğinde, olay yeri inceleme ve otopsi gibiceset ve olay yerindeki maddi bulguların tespiti, bunlardan ve olayla ilgiliolabilecek kişilerin tanık, şüpheli veya sanık sıfatıyla alınan beyanlarındanyararlanarak başka bilgilere ulaşmaya çalışılması gibi hususlarda öldürmeolayının nedenini veya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatankayda değer bir eksiklik bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
84. Soruşturma ve kovuşturma sonucunda alınan kararın eldeedilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olmasızorunluluğu açısından başvuru konusu olay incelendiğinde, olayın olasıgerçekleşme şekline ilişkin kabul, soruşturma ve kovuşturma sırasında resen eldeedilen deliller, başvurucu dâhil katılanların ileri sürdüğü iddialar, olayyerinde el konulan eşyalar ve silahlar üzerinde yapılan teknik incelemelersonucunda elde edilen bilgiler, şüpheli kişilerin telefon bilgileri, görüşme veHTS kayıtlarına ilişkin bilgilerin birlikte dikkate alınarak olayın ne şekildegerçekleştiğinin ve şüpheli ve sanık konumunda bulunan kişilerin cezaisorumluluklarının bulunup bulunmadığının gerekçeli kararda ayrıntılı birşekilde tartışıldığı görülmektedir. Bu kapsamda, tek tek sanıklar hakkında,elde bulunan maddi bulgu ve tanık beyanlarına dayalı olarak ayrıntılıdeğerlendirmeler yapılmıştır. Mahkemenin, yapmış olduğu değerlendirmelerdesanıklar hakkında herhangi bir maddi bulguyu göz ardı ettiği sonucunaulaşılacak bir husus bulunmamaktadır. Başvurucu da bu konuda herhangi bir somutiddia ileri sürmemektedir. Bunun yanında tanık veya sanık beyanlarına itibaretme veya etmeme nedeninin de ceza yargılamasında tanık beyanı gibi delilllerin değerlendirilmesine veya mahkumiyet hakkındabir sonuca ulaşmaya ilişkin ("şüpheden sanık yararlanır" ilkesi gibi)temel ilkelerden yararlanılarak olayın gelişimi ve olası sorumluları hakkındakapsamlı bir değerlendirme yapıldığı kanaatine ulaşılmıştır.
85. Bu noktada belirtmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinindelillere doğrudan ulaşma imkânına sahip ilgili soruşturma ve yargılamamakamlarının yerine geçecek şekilde gerçekleşen olaylardaki delillerindeğerlendirmesini kendisinin yapması söz konusu olamaz. Bu konuda asıl sorumluve yetkili olanlar ilk elden olayları inceleyen yetkili adli ve idarimercilerdir. Anayasa Mahkemesi ilk derece yetkili mercilerindeğerlendirmelerine tamamen bağlı kalmak zorunda olmamakla birlikte ancak kesinikna edici bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede bulunabilir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319,16/7/2014, § 58).
86. Ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerini korumak içinbu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmaları gerekliliği açısından soruşturmasüreci incelendiğinde, başvurucunun olayın ortaya çıktığı ilk gün ölümlerderolü olabileceğini ileri sürdüğü kişilerin evlerinde aramalar yapıldığı, bukişilerin şüpheli ve sanık sıfatıyla sorgulandığı, mahkemedeki duruşmatutanaklarından anlaşıldığı kadarıyla müştekilere, sanık ve tanıklara sorusorma imkanı verildiği görülmektedir. Başvurucu soruşturma kapsamında 4 defasavcılık tarafından dinlenilmiştir. Yargılama sürecinde de katıldığı çok sayıdaduruşmada beyanlarına başvurulmuştur. Başvurucunun aşamalarda alınanbeyanlarına dayalı olarak ilave kişilerin tanıklıklarına başvurulmuş, teknikincelemeler yapılmış, başvurucu tarafından öldürme eyleminde sorumluluğu olduğuileri sürülen kişiler hakkında iddianame düzenlenmiş ve yine bu kişilerin cezaisorumluluklarınının bulunup bulunmadığı mahkemeninkararında ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler yapılırkenbaşvurucunun delil elde etmede ve cezai sorumluluk açısından bir sonucaulaşmada eksiklik olarak belirttiği hususların da derece mahkemesinin kararındakarşılandığı anlaşılmaktadır. Başvurucu, Cumhuriyet Başsavcılığının esashakkında mütaalasını sunması sonrasında kendisine verilenek süre ile gerekçeli karar öncesinde görüşlerinibeyan etme imkanına sahip olduğu gibi gerekçeli karara karşı temyiz talebindede bulunmuştur.
87. Kaldı ki Anayasa’nın 17. maddesi gereğince yürütüleceksoruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin eldeedilmesine ilişkin ölen kişinin yakınlarının soruşturma kapsamında her türlüiddialarını ve taleplerini karşılama zorunluluğu bulunmamaktadır. Soruşturmakapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerinin ve kararların belirleyicisiyetkili soruşturma ve yargılama makamlarıdır (YavuzDurmuş ve diğerleri, 62). Daha önce ifade edildiği üzere,başvurucunun yukarıda yer verilip değerlendirilenler dışında, bu konuda ilerisürdüğü herhangi başka bir somut iddiası bulunmamaktadır.
88. Bu tespitlerin yanı sıra başvurucunun soruşturma kapsamındaelde edilen bilgi ve belgelerin kendisine sunulmadığına veya olayınaydınlatılmasını sağlayacak nitelikteki ilave delil tespitinde bulunma veyaaraştırma yapılmasına yönelik taleplerinin soruşturma makamlarınca yerinegetirilmediğine ilişkin herhangi somutiddiası dabulunmadığı dikkate alındığında, ölen kişinin yakınlarının meşru menfaatlerinikorumak için soruşturma sürecine katılmaları gerekliliği yönünden de kaydadeğer bir eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
89. Soruşturmanın makul bir özen ve hızla yapılıp yapılmadığınailişkin incelemeye geçildiğinde, bu konudaki incelemede ulaşılacak sonuçbaşvuruya konu her bir olayın kendi koşullarına, soruşturmadaki şüpheli veyasanık sayısına, suçlamaların niteliğine, olayın karmaşıklık derecesine vesoruşturmanın ilerlemesine engel olan unsurlar ya da güçlüklerin bulunupbulunmadığına göre farklılık gösterebilecektir (Filiz Aka, § 44, FahriyeErkek ve diğerleri, § 91).
90. Anayasa Mahkemesi, kural olarak doğal olmayan bir ölüm olayısonrasında, başvurucuların yakınının öldüğü gün resen ceza soruşturmasınınaçıldığı, titiz ve hızlı bir çalışma sonucunda elde edilen deliller ışığındasoruşturma ve ilk derece yargılama makamlarının olayların seyrini aydınlatmakistediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerinikesin olarak saptamaya ve sorumlu kişilerin cezalandırılmasına imkân verdiği kanısınavarılan durumlarda, yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği ve ciddiyetiüzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin bulunmaması koşuluyla,yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz veya çelişkiliolduklarının ileri sürülemeyeceğini kabul etmektedir (Sadık Koçak ve Diğerleri, § 95).
91. Bununla birlikte soruşturmayı sağlayacak bir başvuru yolununsadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolun fiilen de etkiliolması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahipbulunması gereklidir. Başvuru yolunun, ancak bir hak ihlali iddiasınıönleyebilme, devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalinikarara bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halindeetkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (TahirCanan, § 26).
92. Bu çerçevede başvuru konusu soruşturma ve kamu davasının,herhangi bir somut bir bulguya veya olayın aydınlatılması açısından dikkatealınması gerektiği açık olan maddi bulgular veya diğer delil unsurlarıbulunmasına rağmen soruşturma ve kovuşturma makamlarının bu konularda araştırmayapmadığı veya değerlendirme konusu yapmadığını ortaya koyan bir tespittebulunulmasını sağlayacak bir yönünün olmadığı, ayrıca başvurucunun da, incelemekısmında yer verilip değerlendirilenler dışında,buhusus açısından dikkate alınabilecek başka herhangi somut bir iddiasınınbulunmadığı kanaatine varılmıştır.
93. Anayasa Mahkemesi açısından bir soruşturma dosyasında yeralan unsurlar, taraflarca soruşturma hakkında sunulan bilgiler ve öldürmeolayını çevreleyen koşullar gözönündebulundurulduğunda soruşturma makamlarının delillerin toplanması vesoruşturmanın yönlendirilmesi konusunda gerekli işlemleri yerine getirdiğinekanaat getirilen durumlarda, sadece öldürme fiilini gerçekleştiren kişilerinkimliklerinin tespit edilememesine bağlı olarak soruşturmanın veyakovuşturmanın etkisiz olduğu sonucu çıkarılması mümkün değildir. Bu yönde birçıkarımda bulunulabilmesi, soruşturma yükümlülüğünün bir sonuç yükümlülüğüdeğil uygun araçların kullanılması yükümlülüğü olmasının olağan bir gereğidir (İsmail Yıldırım ve Diğerleri, B.No:2013/9332, 20/4/2016, § 75).
94. AİHM de bu konuda yaptığı incelemelerde ölüm olayına ilişkinmaddi delillerin toplandığı, ilgili olabilecek tanıkların ifadelerinebaşvurulduğu, silah ve benzeri maddi bulgular üzerinde gerekli teknikincelemelerin yapıldığı, özellikle de tanıkların olası katillerin teşhisineimkân sağlayacak net bilgiyi sunamamış olduğu tespitini yaptığı olaylarda uzunbir süre ilerleme kaydedilememiş ve/veya başvuranların yakınlarını öldürenlerinkimliklerinin tespit edilememiş olmasına bağlı olarak soruşturmanın etkisizolduğu sonucuna ulaşılamayacağını kabul etmiştir (Sabuktekin/Türkiye, B. No: 27243/95, 19/3/2002, §§97-103;Amaç ve Okkan/Türkiye, B.No: 54179/00, 54176/00, 20/11/2007, §§ 50-59, BehçetTaş/Türkiye, B. No: 48888/09, 10/3/2015, §§ 40-47).
95. Makul bir hızda yürütülme yükümlülüğü açısından değerlendirilebilmesiiçin başvuru konusu soruşturma ve kovuşturma işlemlerine bakıldığında, BingölCumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun anne ve babasınınöldürülmesinden hemen sonra 7/10/2006 tarihinde ceza soruşturmasınınbaşlatıldığı, yaklaşık yirmi ay sonra da kamu davasının açıldığı görülmektedir.Soruşturma aşaması yirmi ay sürmekle birlikte bu dönemde, şüpheli ve tanıksıfatıyla çok sayıda kişinin beyanlarının alındığı, olay yerinde elde edilensilah gibi maddi bulgulara ilişkin çok sayıda ekspertiz raporu alındığı, buişlemler sonucu elde edilen bilgiler sonucu yeni tanıkların beyanınabaşvurulduğu, soruşturma sürecinde sonradan ortaya çıkan bulgulara ilişkin yeniteknik incelemeler yaptırıldığı, olay mahallinde keşif yapıldığı görülmektedir.
96. 23/6/2008 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında datoplamda yirmi yedi duruşma yapıldığı, duruşma tarihlerine bakıldığında ilkdönemde daha sık aralıklarla yapılmakla birlikte ortalama elli günde birduruşma yapıldığı; duruşmalarda, soruşturma sürecinde dinlenilen kişilerintanık ve sanık sıfatıyla yeniden ifadelerinin alındığı gibi sonradan verilenbeyanlara veya elde edilen maddi bulgulara dayalı olarak çok sayıda yenikişinin gerek doğrudan gerek talimat yoluyla beyanlarının alındığı, yeni teknikinceleme taleplerinde bulunulduğu, bilirkişi beyanlarının yazılı veya sözlüolarak alındığı görülmektedir. İlk Derece Mahkemesinin sanıkların beraatine yönelik kararından sonra 18/4/2012 tarihindekatılan sıfatıyla başvurucu tarafından temyiz edilen kararın yaklaşık bir buçukyıl sonra 7/11/2013 tarihinde Yargıtay tarafından onandığı anlaşılmaktadır.Başvurucunun anne ve babasının öldürülmesi olayı ile ilgili yürütülensoruşturma ve kamu davasının toplam süresi yaklaşık yedi yıldır.
97. Somut olayda soruşturma makamının ve derece mahkemesinin,yürüttükleri işlemlerde, belirli herhangi bir dönemde uzun süre hareketsizkaldığı değerlendirmesi yapılmasına yol açacak boşlukların bulunmadığı, temyizincelemesinin de temyiz talebinden yaklaşık bir buçuk yıl sonrasında karara bağlandığıgörülmekle birlikte, toplamda yedi yıldan uzun süren soruşturma veyargılamanın, alınan kararın sonucunun ne olduğunun önemi olmaksızın, anne vebabasını kaybeden başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatininniteliği dikkate alındığında, başlı başına, özelde başvurucunun ve genel olarakda toplumdaki diğer bireylerin hukukun üstünlüğüne olan bağlılığını sürdürmesive hukuka aykırı eylemlere müsamaha gösterildiği ya da kayıtsız kalındığıgörünümü verilmesinin engellenmesi açısından, yeterli hızda yürütülmediğisonucuna ulaşılmıştır.
98. Sonuç olarak her ne kadar Anayasa Mahkemesinin somut olaydaderece mahkemesinin ulaştığı sonuçla ilgili olarak sahip olduğu takdiryetkisine bir müdahalesinin olamayacağının kabulü ile birlikte, başvurucununceza davasının hızlı ve etkili bir şekilde sonuçlanmasındaki menfaati vegecikmesinde esaslı bir etkisinin olmamasına bağlı olarak soruşturma ilebirlikte iki dereceli yargılama sürecinde gerçekleşen yargılamanın çok uzunolduğu, Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hızda bir inceleme içermediği,bu nedenle de ceza davasının fiilen etkili bir şekilde yürütüldüğünden ve bunabağlı olarak pozitif yükümlülüğün usul boyutunun yerine getirildiğinden sözedilemeyeceği kanaatine ulaşılmıştır.
99. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvencealtına alınan yaşam hakkının gerektirdiği etkili soruşturma yürütmeyükümlülüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Nuri NECİPOĞLU ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
100. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şu şekildedir:
"Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem veişlem niteliğinde karar verilemez.
Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
101. Başvurucu, yaşam hakkının ihlali nedeniyle 100.000 TLmanevi tazminat talebinde bulunmuştur.
102. Başvuruda, Anayasa’nın 17. maddesinin usul boyutunun ihlaledildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucunun anne babasının öldürülmesi hakkındaetkili ve caydırıcı bir ceza soruşturması ve kovuşturması yürütülmemesinedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevizararları karşılığında, somut olayın özellikleri dikkate alınarak, başvurucuya takdiren net 25.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiğisonucuna varılmıştır.
103. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine ve karar örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine karar verilmesigerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkiniddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,
B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkıkapsamında, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, NuriNECİPOĞLU ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyuve OYÇOKLUĞUYLA,
C. Başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,
D. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan 2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYAÖDENMESİNE,
E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Bingöl Ağır Ceza Mahkemesine ve BingölCumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE13/7/2016 tarihinde karar verildi.
KARŞIOY
Başvurucu tarafından anne ve babasının öldürüldüğü olayla ilgilidelillerin titizlikle toplanmadığı, olay yerlerinde gerekli parmak iziincelemesi ile diğer kriminal incelemelerinyapılmadığı, bu suretle delillerin karartıldığı, babasına ait telefondan ölümolayından sonra kontör transferi yapılmasına rağmen bunun nasıl ve kimtarafından yapıldığının yeterince araştırılmadığı, bu konuya ilişkin uzman birbilirkişinin atanmadığı; yargılama sırasında delillerin yenidendeğerlendirilmesi, tanık beyanlarının alınması ve yargılamanın genişletilmesiyönündeki taleplerinin dikkate alınmadığı, ölüm olayı 2006 yılında meydanagelmesine rağmen yaklaşık 8 yıl süren ve 2013 yılında sona eren yargılamasürecinin beraatla sonuçlandığı ve bir netice elde edilemediği belirtilerekyapılan başvuruda, Mahkememizce, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altınaalınan yaşam hakkı kapsamında, etkili soruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLALEDİLDİĞİNE, bu nedenle başvurucuya net 25.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNEkarar verilmiştir.
Başvuruya ilişkin olarak Mahkememizce oluşturulan dosyanın incelenmesindenölüm olayının 07.10.2006 tarihinde meydana geldiği, aynı gün başlayansoruşturmanın yaklaşık 1 yıl 8 ay sürdüğü, 23.06.2008 tarihinde başlayan ve 3yıl 8 ay 22 gün süren kovuşturmanın ise 15.03.2012 günlü kararla sonlandığı,kovuşturma sonucunda verilen kararın da Yargıtay tarafından 26.09.2013 günlükararla onandığı, böylece soruşturma ve yargılama sürecinin toplamda 6 yıl 11ay 19 gün sürdüğü anlaşılmaktadır.
Kararın maddi olay ve olgular bölümünde de ayrıntılı olarakaçıklandığı üzere, olayın faillerinin tespitini sağlayacak delillereulaşabilmek için hem soruşturma ve hem de kovuşturma aşamasında oldukça uzunzaman alan yoğun bir araştırma ve inceleme yapılması gerekmiştir (Ki bu çabayarağmen mahkemece failleri kesin olarak tespit eden bir delileulaşılamamıştır).Bu bağlamda mahkemece, başvurucunun beyanları ile bağlantılıolarak 6 sanık yargılanmış, sanıkların birbirleriyle ve olayla ilgilibağlantısı tespit edilmeye çalışılmış, 42 tanık dinlenilmiş, farklı silahlarave farklı kişilerin eşyalarına ilişkin on iki ekspertiz raporu alınmış,soruşturma evresinde dinlenilmeyen tanıklar tespit edilip kovuşturma evresindedinlenilmiş, olayla ilgili bilgisi olabilecek ve fakat adresleri bilinemediğiveya başka sebeplerle ulaşılamadığı için dinlenilmeyen tanıklar hakkında adrestespiti ve zorla getirme gibi ceza muhakemesinin gerektirdiği işlemleryapılmış, çok sayıda bilirkişi raporu alınmış bulunmaktadır. Belirtilen tüm buhususlar, kendine özgü koşulları olan olayın oldukça karmaşık olduğunugöstermektedir.
Kararda da belirtildiği üzere, karmaşıklığı konusunda kuşkubulunmayan olayda, kamu makamlarının, hem soruşturma ve hem de kovuşturmaaşamasında olayın aydınlığa kavuşturulması bağlamında üzerlerine düşeniyaptıkları konusunda da kuşku bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, 08.10.2006 tarihinde meydana gelen ve(Yargıtay aşaması dahil) toplamda 6 yıl 11 ay 19 gün sürmüş olan oldukçakarmaşık bir nitelik taşıyan ölüm olayına ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın;soruşturma makamının ve derece mahkemesinin, yürüttükleri işlemlerde, belirliherhangi bir dönemde uzun süre hareketsiz kaldığı değerlendirmesi yapılmasınayol açacak boşlukların bulunmadığı, temyiz incelemesinin de temyiz talebindenyaklaşık bir buçuk yıl sonrasında karara bağlandığı da dikkate alındığında,Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında, etkilisoruşturma yürütme yükümlülüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİ sonucuna ulaşılmaktadır.
Belirtilen nedenle, kararın hüküm fıkrasındaki (B) ve (C)maddelerine katılmamaktayız.
Üye
Nuri NECİPOĞLU
Üye
Kadir ÖZKAYA