TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET LETİF KARATAY VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2870)
Karar Tarihi: 28/9/2016
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucular
:
1. Mehmet Letif KARATAY
2. Sesi ÇETİNKAYA
3. Sabri KARATAY
4. Elfesya CANKUŞ
5. Cevahir KUTMARAL
6. Ayten KARABABA
Vekili
:
Av. Hasan ALDANMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, 26/11/1993 tarihinde terör örgütü tarafındanköylerine baskın yapılması neticesinde murislerinin kaçırıldığını ve daha sonragöl kenarında ölü bulunduğu belirtilerek 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terörve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamındayapılan başvuruda ve açılan davada yeterli tazminata hükmedilmediği, yargılamaişlemlerinin makul sürede sonuçlandırılmadığı gerekçeleriyle adil yargılanmahakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 5/3/2014 tarihinde Tatvan Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 18/9/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 6/1/2014 tarihli yazısında AnayasaMahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfenbaşvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucular, 26/11/1993 tarihinde terör örgütü tarafındanköylerine baskın yapılması neticesinde murisleri B.K.nın kaçırılması ve daha sonra göl kenarında ölübulunmasına dair bu özel durumlarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyleköylerini terk etmek zorunda kaldıklarını iddia etmişlerdir.
8. Başvurucular 2/5/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Bitlis Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.
9. 8/11/2005 tarihli ve 2005/248 sayılı Komisyon kararında,başvurucuların murisi B.K.nınölümünden dolayı 14.560 TL tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
10. Başvurucular tarafından belirtilen tazminat miktarı yeterligörülmeyerek 7/3/2006 tarihinde uyuşmazlık tutanağı imzalanmıştır.
11. Komisyon kararına karşı Van İdare Mahkemesinde davaaçılmıştır.
12. Van İdare Mahkemesinin 6/6/2008 tarihli ve E.2006/3365,K.2008/1343 sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...Olayda, davacılar murisinin 1993yılında teröristlerce öldürülmesi nedeniyle uğranılan zararın 5233 sayılıKanun'a göre tazmininin istenildiği, bu Kanuna göre hesaplanacak tazminatmiktarının hesaplanma şeklinin mevzuatta açıkça gösterildiği, idarenin tazminatmiktarını hesaplarken bu usule uymak zorunda olduğu, tazminatın genel hükümleregöre hesaplanmasına olanak bulunmadığı açık olup, söz konusu ölüm olayınedeniyle ölenin mirasçılarına ödenecek tazminat miktarının komisyon karartarihi itibariyle (7000x50x0,0416=14.560,00) mevzuatta belirtilen esas veusullere uygun olarak hesaplandığı ve bu miktarın ödenmesine karar verildiğianlaşılmış olup, davacılara 5233 sayılı Kanun'a göre 14.560 YTL üzerinde madditazminat ödenmesine hukuken olanak bulunmadığından, dava konusu işlemde hukukaaykırılık bulunmamaktadır.
Öte yandan, 5233 sayılı Yasa kapsamındayalnızca maddi zararların karşılanması öngörülmüş olup, anılan Yasa'nın manevizararların karşılanması hususunda bir düzenleme içermemesi karşısında;davacıların manevi tazminat isteminin reddi gerektiği sonuç ve kanaatinevarılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."
13. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 20/2/2013 tarihli ve E.2011/9562, K.2013/1396 sayılı ilamı ilehükmün onanmasına karar verilmiştir.
14. Karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 26/9/2013 tarihli veE.2013/10486, K.2013/6488 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
15. Karar düzeltme isteminin reddi kararının 10/2/2014 tarihindebaşvurucular vekiline tebliğ edildiği ve 5/3/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
16. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı BakanlarKurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay OnuncuDairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,§§ 15-28).
17. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılıKanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölümhâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımısonucunda bulunan miktarın;
a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemeküzere yaralanma derecesine göre,
b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,
c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katıtutarına kadar,
d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlıkkuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katıtutarına kadar,
e) Ölenlerin mirasçılarına elli katıtutarında,
Nakdî ödeme yapılır.
…
Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenennakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasailişkin hükümleri uygulanır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
18. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
19. Başvurucular, Bitlis ili Ahlat ilçesi Kırıkkayaköyünde ikamet etmekte iken murisleri B.K.nın26/11/1993 tarihinde terör örgütü tarafından köylerine baskın yapılmasısonucunda kaçırıldığını ve daha sonra Nazik Gölü kenarında ölü bulunduğunu,anılan olay nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması istemiyle 5233 sayılıKanun kapsamında yaptıkları talebin bir kısmının karşılanmadığını, bu işlemekarşı açtıkları davanın da reddedildiğini, devletin yükümlülüğü olan yaşamhakkını koruyamadığını, murislerini öldüren kişilerin hâlâ bulunamadığını,yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını yargılama sürecinin dokuz yıl devamettiğini, her bir ölen kişiye maktu tazminata hükmedilmesinin eşitlik ve hukukdevleti ilkeleriyle bağdaşmadığını, manevi tazminatın 5233 sayılı Kanun'dadüzenlenmediğini ancak tazminat hukukunun genel prensiplerine göre manevitazminata da hükmedilmesi gerektiğini, etkili bir başvuru olanağınınbulunmadığını belirterek, Anayasa’nın 2., 10., 17., 36. ve 40. maddelerindegüvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevitazminat talebinde bulunmuşlardır.
B. Değerlendirme
20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucuların 5233sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtıkları davanınreddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 17., 36. ve 40. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettikleri anlaşılmıştır. AnayasaMahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ilebağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucuların ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Eşitlik İlkesininİhlal Edildiğine İlişkin İddia
21. Başvurucular, tazminat miktarının her ölen kişi için maktuolarak düzenlendiğini, somut olaya göre farklı hesaplanması gerektiğinibelirterek Anayasa’nın 10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminattaleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası dahaönce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesi, başvurucularınkendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık yapıldığına ilişkin birbeyanının bulunmadığı başvurular ilebu yöndekiiddialarını somut herhangi birbulgu ve kanıt iletemellendirmedikleri başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiylekabul edilemez olduğuna karar vermiştir. (MesudeYaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,§§ 39-44).
23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığınhangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen iddialarıtemellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı anlaşıldığındanfarklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.
24. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlaledildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönündenincelenmeksizin "açıkça dayanaktanyoksun olması" nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Yargılamanın Sonucuİtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia
25. Başvurucular, murisleri B.K.nın26/11/1993 tarihinde terör örgütü tarafından köylerine baskın yapılmasısonucunda kaçırıldığını ve daha sonra Nazik Gölü kenarında ölü bulunduğunu,anılan olay nedeniyle uğradıkları zararların karşılanması istemiyle 5233 sayılıKanun kapsamında yaptıkları talep neticesinde yeterli tazminat alamadıklarını,bu işleme karşı açtıkları davanın da haksız olarak reddedildiği belirterekAnayasa’nın 36. maddesi kapsamında düzenlenen adil yargılanma haklarının ihlaledildiğini iddia etmişlerdir.
26. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama UsulleriHakkında Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurularailişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeyetabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013,§ 24).
27. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleriönünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerindeğerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derecemahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olupolmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derecemahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzdabariz takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvurukapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede kanun yoluşikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz takdirhatası veya açık bir keyfîlik içermedikçe AnayasaMahkemesince esas yönünden incelenemez (NecatiGündüz ve Recep Gündüz, § 26).
28. Başvurucular, maddi vakıa ve delillerin hatalı takdirineticesinde zararlarının eksik hesaplandığını ve davalarının reddedildiğini, bukapsamda Derece Mahkemesince delillerin takdirinin hatalı ve hükmün sonuçitibarıyla hukuka aykırı olduğunu belirtmekte olup başvurucuların iddialarınınözünün Derece Mahkemesince delillerin değerlendirilmesinde ve hukukkurallarının yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanınsonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.
29. Başvuru konusu İdare Mahkemesi kararında, başvurucularmurisinin 1993 yılında teröristlerce öldürülmesi nedeniyle uğranılan zararın5233 sayılı Kanun'a göre tazmininin istendiği, bu Kanun'a göre hesaplanacaktazminat miktarının hesaplanma şeklinin mevzuatta açıkça gösterildiği, idarenintazminat miktarını hesaplarken bu usule uymak zorunda olduğu, tazminatın genelhükümlere göre hesaplanmasına olanak bulunmadığı açık olup söz konusu ölümolayı nedeniyle ölenin mirasçılarına ödenecek tazminat miktarının Komisyonkarar tarihi itibarıyla (7000x50x0,0416=14.560,00) mevzuatta belirtilen esas veusullere uygun olarak hesaplandığı ve bu miktarın ödenmesine karar verildiğianlaşılmış olup başvuruculara 5233 sayılı Kanun'a göre 14.560 YTL üzerindemaddi tazminat ödenmesine hukuken olanak bulunmadığından dava konusu işlemdehukuka aykırılık bulunmadığı belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.Başvurucunun iddiaları, temyiz merciince de incelenip reddedilmek suretiyleyerel Mahkeme kararı onanmış; karar düzeltme talebi ise reddedilmiştir.Başvurucunun, gerekçeli karar hakkı kapsamında incelenecek olan manevizararlarının değerlendirilmesi hususu dışında anılan iddialarına yönelik olarakDerece Mahkemesinin kararında açık bir keyfîlikbulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bukısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin "açıkça dayanaktan yoksun olması"nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
c. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecekbaşka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucuların gerekçeli kararhakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
d. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
32. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul sürede yargılanmahakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Gerekçeli KararHakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
33. Başvurucular manevi tazminat taleplerinin araştırmayapılmadan, yeterli gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, manevi zararlarının karşılanmadığınıiddia etmektedir. Anılan iddialar Anayasa'nın 36. maddesinde tanımlanan adilyargılanma hakkı kapsamında yer alan gerekçeli karar hakkı açısındanincelenmiştir.
34. Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanmahakkının unsurlarından birisi olmakla beraber bu hak, yargılamada ileri sürülenher türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklindeanlaşılamaz. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararınniteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık biryanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsızbırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda TurizmPazarlama Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No: 2013/1213,4/12/2013, § 26).
35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre mahkemeler veyargı mercileri verdikleri kararlarda yeterli gerekçe göstermelidir. Gerekçegösterme yükümlülüğünün kapsamı, kararın niteliğine göre değişir ve davaya konuolayın içinde bulunduğu şartlar ışığında değerlendirilerek belirlenir (Mustafa Kahraman, B. No:2014/2388,4/11/2014, § 36).
36. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerininayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerinonama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmakla beraber (Aziz Turhan, B. No: 2012/1269, 8/5/2014, §53) başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin detartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucularınusule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyizincelemesinde tartışılmaması veya yargı mercileri tarafından resen dikkatealınması gereken hükümlerin gerekçesi açıklanmaksızın uygulanmaması gerekçelikarar hakkının ihlali olarak görülebilir (MustafaKahraman, § 37).
37. Somut olayda başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamındakurulan Bitlis Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna başvuruda bulunmuştur.Başvurucuların oluşan zararları için toplam 14.560 TL tazminat ödenmesine kararverilmiştir. Başvurucular tazminat miktarının eksik hesaplandığı gerekçesiyle sulhnameyi imzalamayarak İdare Mahkemesinde maddi ve manevitazminat talebiyle dava açmışlardır.
38. Van İdare Mahkemesi 6/6/2008 tarihli kararıylabaşvurucuların murislerinin öldürülmesi olayına ilişkin Komisyon tarafındanverilen maddi tazminat miktarının yeterli olduğu, manevi tazminatın ise 5233sayılı Kanun kapsamında düzenlenmediği gerekçesiyle reddine karar vermiş,temyiz merciince de bu karar onanmıştır.
39. Bir davada maddi olguları bildirmek tarafların, bunlarıhukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin görevidir. Taraflarcabildirilip iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi olgular mahkemece tamolarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi ve ilgilihukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır (Nurten Esen, B. No: 2013/7970, 10/6/2015,§ 51).
40. 5233 sayılı Kanun; AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştay İdariDava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda da belirtildiği üzere maddizararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte manevi zararlarınkarşılanmasına da engel olmayan bir yasadır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılıİdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem veyaeyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebindebulunabilme imkânı tanınmaktadır. Bu yol, 5233 sayılı Kanun dışında idariyargıda genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazminine imkânsağlamaktadır (Abbas Emre, B. No:2014/5005, 6/1/2016, § 81).
41. Başvurucular Mahkemenin ret gerekçesinin 2577 sayılıKanun’a, tazminat hukukunun genel prensiplerine aykırı olduğunu belirtmiştir.Anayasa Mahkemesi kararında (Abbas Emre,§ 78) da belirtildiği üzere 5233 sayılı Kanun, genel hükümlere göre manevitazminat talep edilmesine engel teşkil etmemektedir. Başvurucular, anılaniddialarını Mahkeme önünde ileri sürmüş ise de kararın gerekçesinden (bkz. §12) iddialarının tam olarak karşılanmadığı anlaşılmakta olup kanun yolumerciince de anılan konu hakkında değerlendirme yapılmamıştır.
42. Bir mahkeme kararının gerekçesi, o davaya konu maddiolguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere vehukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyar; maddi olgular ile hükümarasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir. Tarafların hangi nedenle haklı veyahaksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunlukdenetimini yapabilmeleri için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmünhangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıktagösteren bir gerekçe bölümünün bulunması zorunludur (Nurten Esen, § 57).
43. Bu durumda başvurucuların 1993 ve 1994 yıllarındayaşadıkları terör olayları nedeniyle göçe zorlanmaları neticesinde manevizarara uğradıklarından bahisle 24/8/2006 tarihinde açtıkları tam yargıdavasında, ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren, uyuşmazlığın çözümüiçin esaslı bir iddia olan manevi tazminat talebine ilişkin şikâyetlerin sadece5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip gerekçelendirilmesi yeterligörülmemektedir. Anılan iddianın AİHM, Anayasa Mahkemesi ve Danıştayiçtihatlarında (Abbas Emre, §§77-79, 84) da belirtildiği üzere 2577 sayılı Kanun kapsamında usul kurallarınave esasa yönelik değerlendirilmesi yapılarak başvurucuların manevi tazminatıhak edip etmediğinin tartışılması gerekirken 5233 sayılı Kanun’da manevizararların karşılanmasına ilişkin herhangi bir düzenlemeye yer verilmediğigerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle yargılama sürecibir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucuların gerekçeli karar hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
44. Belirtilen nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma haklarının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
45. Başvurucular, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürülengiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürünün makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini iddiaetmişlerdir.
46. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarında, komisyon ve yargılama aşamalarında geçen sürelerile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılamasürecinde komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
47. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (2/5/2005)ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme karar tarihi(26/9/2013) arasında geçen ve toplam süresi 8 yıl 4 aylık yargılama süresindebaşvurucular açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığıve söz konusu yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
48. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
49.6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. …
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
50. Başvurucular,maddi ve manevi tazminat talep etmişlerdir.
51. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
52. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan ihlalkararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Van İdare Mahkemesinegönderilmesine karar verilmesi gerekir.
53. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkınınihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
54. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olması nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığındabaşvuruculara net 4.000 TL manevi tazminatın ayrı ayrı ödenmesine kararverilmesi gerekir.
55. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi içinbaşvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlalarasında illiyet bağı bulunmalıdır. Anayasa’nın 36. maddesi kapsamındadeğerlendirme yapılarak gerekçeli karar haklarının ve makul sürede yargılanmahaklarının ihlal edildiğinin tespit edilmesi ile başvurucuların maddi tazminatistemleri arasında illiyet bağı bulunmaması nedeniyle maddi tazminat talebininreddine karar verilmesi gerekir .
56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderininbaşvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkiniddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
3. Manevi tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle gerekçelikarar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
4. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul süredeyargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Vanİdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvuruculara ayrı ayrı net 4.000 TL manevi tazminatÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.