TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİBÖLÜM
KARAR
MEHMET SOYSAL VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2678)
Karar Tarihi: 17/11/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucular
:
1. Mehmet SOYSAL
2. Süleyman SOYSAL
3. Hüseyin SOYSAL
4. Gülsine SOYSAL
5. Hasan SOYSAL
6. Necla AY
Vekili
:
Av. Mehmet Masum ERKEN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kanuni ön alım hakkı nedeniyle açılan tapu iptali vetescil davasında Mahkemenin iptal edilen kanun hükmüne dayalı olarak davanınesasını incelemeden reddine karar vermesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının;temyiz aşamasında duruşma talebi olmasına rağmen bu konuda herhangi birdeğerlendirme yapılmadan duruşmasız inceleme yapılması nedeniyle de aleniyargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 24/2/2014 tarihinde Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/6/2014 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 6/11/2014 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için 6/11/2014tarihinde Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü9/1/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş16/1/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8.Başvurucular; murislerinin Batman ili Aydınkonak köyündebulunan dava konusu taşınmazda hisse sahibi olduklarını, müşterek maliklerdenH.D. ve B.D.nin paylarını üçüncü kişiye sattıklarını, satış işlemini sonradanöğrendiklerini, Kanun'dan kaynaklanan şufa haklarının bulunduğunu belirterekdavalı üçüncü kişi adına olan kaydın iptali ile kendi adlarına tapuya tescilinekarar verilmesi istemiyle 29/4/2009 tarihinde dava açmışlardır.
9.Yargılama sırasında Bakanlar Kurulunun 11/5/2009 tarihli veE.2009/14992 sayılı kararı ile dava konusu taşınmazın bulunduğu köy, 22/11/1984tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair TarımReformu Kanunu kapsamında "uygulama alanı" olarak belirlenmiş; karar27/5/2009 tarihli ve 24240 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilmiştir.
10. Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi, 4/7/2012 tarihli veE.2009/307, K.2012/564 sayılı kararı ile davayı reddetmiştir. Gerekçeli kararınilgili kısmı şöyledir:
"...
Dava, davacı vekili tarafından açılmış tapuiptali ve tescil (Önalım Hakkından Kaynaklanan) davasıdır.Tüm dosya kapsamıbirlikte değerlendirildiğinde;dava konusu Aydınkonak köyü 62 parsel sayılıtaşınmazlarda paydaş olan H.D. ve B.D.nin taşınmazdaki hisselerini M.A.ya9/3/2009 tarihinde satıp devrettikleri, aynı taşınmaz paydaşlarından H.S.mirasçıları olan davacılarında eldeki davayı açarak önalım haklarınıkullandıkları, yargılama devam ederken Bakanlar Kurulunun 27/5/2009 tarihliResmi Gazete'de yayınlanan kararı ile Aydınkonak köyünün 3083 sayılı kanunkapsamında toplulaştırma kapsamına alındığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındakiuyuşmazlık toplulaştırma kapsamına alınan dava konusu taşınmaz ile ilgiliönalım hakkının kullanılıp kullanılmayacağına ilişkindir. Önalım hakkı davayolu ile ileri sürülmekte olup dava sonunda tapu iptali ve tescil kararıverilmektedir. Dolayısıyla önalım hakkına dayanan davalar tapu iptali ve tescildavalarının birer türüdür. 3083 sayılı kanunun 13/1.maddesinde toplulaştırmakapsamına alınan taşınmazların 5 yıl süre ile 3.kişilere devrinin yasak olduğu,13/5.maddesinde ise 5 yıllık süre içerisinde mahkemeler tarafındantoplulaştırma kapsamındaki araziler hakkında devir ve temliki gerektiren birkarar verilemeyeceği düzenlenmiştir. Her ne kadar davalı vekili dava konusutaşınmazda önalım hakkı kullanılmasının 3083 sayılı kanun tarafındanyasaklanmadığını ileri sürmüş ise de, önalım hakkına dayanan davalarda devir vetemlik kararı verildiği, 3083 sayılı kanunun 13/5.maddesinde hiçbir istisnayayer verilmeden mahkemelerin toplulaştırma kapsamındaki araziler hakkında devirve temliki gerektiren karar veremeyeceğinin düzenlendiği, bu kadar açık birhüküm karşısında önalım hakkını 13/5.maddesinin istisnası olarak kabul etmeyigerektirecek yasal bir dayanak mevcut olmadığı, doktirinde de arazi toplulaştırmasıhalinde önalım hakkının kullanılamayacağı yönünde kuvvetli görüşler mevcutolduğu, önalım hakkına nazaran öncelikle korunması gereken yolsuz tesciledayalı tapu iptali ve tescil davalarında dahil toplulaştırma halinde devir vetemlik kararı verilemediği nazara alındığında, bu davaya nazaran daha azkorunması gereken önalım hakkına dayalı davalarda da devir ve temlik kararınınverilemeyeceği anlaşılmakla, dava konusu taşınmazın toplulaştırma kapsamınaalınması nedeniyle davacı tarafın önalım hakkını kullanma imkanının bulunmadığıkanaatine varılarak açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş veaşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
..."
11. Bu arada hükme esas alınan 3083 sayılı Kanun'un 13.maddesinin son fıkrasının "Birincifıkrada belirtilen süreler içinde mahkemeler veya icra iflas daireleritarafından bu arazi hakkında devir ve temliki gerektiren bir kararverilemez."şeklindeki birinci cümlesi, Anayasa Mahkemesinin11/4/2012 tarihli ve E.2011/33, K.2012/54 sayılı kararıyla Anayasa'nın 36. maddesineaykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilmiş; karar 13/10/2012 tarihli ve 28440sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.
12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 30/5/2013tarihli ve E.2012/16750, K.2013/9607 sayılı ilamı ile onanmıştır.
13. Karar düzeltme talebi aynı Dairenin 16/1/2014 tarihli veE.2013/13251, K.2014/340 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
14. Ret kararı 5/2/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş24/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
B. İlgili Hukuk
15.Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrası şöyledir:
"Anayasa Mahkemesi kararları ResmiGazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idaremakamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar."
16.Dava tarihinde yürürlükte olan 3083 sayılı Kanun'un, AnayasaMahkemesinin 1/4/2012 tarihli ve E.2011/33, K.2012/54 sayılı kararıyla iptaledilmeden önceki 13. maddesinin ilgili kısımlarışöyledir:
"Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulukararının Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma, toplulaştırma,arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veya tapuya tescilisonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerine aitarazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu araziler ipotekedilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama süresi beş yılıaşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar da aynı işlemleryapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak, sulama alanlarındatoplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisinde sonuçlandırılamadığıtakdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ile Tarım ve KöyişleriBakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarının sonuçlandırılması amacıylakısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar daha uzatılabilir.
Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsaüzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinmüracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını vevarsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine göre kamulaştırırveya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dahilinde bunların başkalarınasatışına izin verir.
...
Birinci fıkrada belirtilen süreler içindemahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir vetemliki gerektiren bir karar verilemez. Miras yoluyla intikaller, bu hükmünkapsamı dışındadır. Ayrıca mahkemeler satış suretiyle miras ortaklığınıngiderilmesine karar veremezler."
17.Yürürlükte olan 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgilikısımları şöyledir:
"Uygulama alanlarında Bakanlar Kurulukararının Resmi Gazete'de yayımı tarihinden itibaren, kamulaştırma,toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veyatapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuk tüzelkişilerineait arazinin mülkiyet ve zilyetliği devir ve temlik edilemez. Bu arazileripotek edilemez ve satış vaadine konu olamaz. Ancak, bu kısıtlama süresi beşyılı aşamaz. Sulama şebekesi tamamlanıp sulamaya geçinceye kadar da aynıişlemler yapılmaz. Bu kısıtlamada ise süre, beş yılı aşamaz. Ancak, sulamaalanlarında toplulaştırma çalışmaları kısıtlama süresi içerisindesonuçlandırılamadığı takdirde, Tarım Reformu Genel Müdürlüğünün teklifi ileTarım ve Köyişleri Bakanlığının onayı ile toplulaştırma çalışmalarınınsonuçlandırılması amacıyla kısıtlama süresi en fazla beş yıla kadar dahauzatılabilir.
Kısıtlama süresi içerisinde arazisini ve varsaüzerindeki tesisleri satmak isteyen gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerinmüracaatları halinde, uygulayıcı kuruluş bu kişilere ait tarım toprağını vevarsa üzerindeki tesisleri, altmış gün içinde bu Kanun hükümlerine görekamulaştırır veya yönetmelikle tespit edilecek esaslar dahilinde bunlarınbaşkalarına satışına izin verir.
...
Miras yoluyla intikaller, bu hükmün kapsamıdışındadır."
18. Anayasa Mahkemesinin 11/4/2012 tarihli ve E.2011/33,K.2012/54 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:
"...
3083 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralı daiçeren temliki tasarrufların durdurulması başlıklı 13. maddesinde BakanlarKurulu’nun Kanunu uygulama kararından itibaren uygulama sona erinceye kadaruygulama alanındaki arazilere ilişkin temlik sonucu doğuracak tasarrufişlemleri yasaklanmıştır. Bu çerçevede Bakanlar Kurulu kararının ResmîGazete’de yayımlanmasından itibaren, uygulama alanlarında kamulaştırma,toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinin tamamlanması veyatapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar, gerçek kişilerle özel hukuktüzelkişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin devri ve temlikiyasaklandığı gibi bu araziler üzerinde ipotek kurulmasına ve satış vaadiyapılmasına da sınırlama getirilmiştir. Kanun, bu kısıtlamaların süresini beşyılla sınırlandırmakla birlikte sulama alanlarında toplulaştırma çalışmalarınınbu süre içinde sonuçlandırılamaması halinde çalışmaların sonuçlandırılmasıamacıyla kısıtlama süresinin en fazla beş yıla kadar uzatılmasına olanaktanımıştır. Uzatmaların Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafındanyapılması öngörülmüştür.
Ancak, Kanun kısıtlama süresince öngörülendevir ve temlik yasağına bazı istisnalar öngörmüştür. Bu çerçevede kısıtlamasüresi içerisinde arazisini ve varsa üzerindeki tesisleri satmak isteyenkişilerin başvurusu halinde uygulayıcı kuruluşun altmış gün içinde bu kişilerintaşınmazlarını kamulaştırması ya da belli esaslar dâhilinde bunlarınbaşkalarına satışına izin vermesi öngörülmüştür. Ayrıca uygulama alanındakiarazinin Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalara ipotek edilmesine olanaktanınmıştır. Tarım Kredi Kooperatifleri ve bankalar dışındaki kişiler lehineise ipotek yapılması mümkün değildir. İtiraz konusu kuralı da içeren sonfıkrada ise birinci fıkrada belirtilen beş yıllık süreler içinde mahkemelerveya icra iflas daireleri tarafından uygulama alanındaki araziler hakkındadevir ve temliki gerektiren bir karar verilemeyeceği öngörülmüştür.Mirasyoluyla gerçekleşen intikaller ise bu hükmün kapsamı dışında tutulmuştur.Ayrıcamahkemelerin satış suretiyle miras ortaklığının giderilmesine kararveremeyeceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla kısıtlama süresince satış veipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla devirler uygulayıcı kuruluşun kontrolünetabi tutulmuş, miras yoluyla devirlere izin verilmiş, bunların dışındakidevirler ise tamamen yasaklanmıştır. Mahkemeler ve icra dairelerine getirilendevir ve temlik sonucunu doğurucu karar verme yasağı ise kısıtlama süresincemutlak bir yasak olarak düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğüve adil yargılanma hakkı düzenlenmiştir. Adil yargılanma hakkının temelunsurlarından birisi mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı,uyuşmazlığı hakkında nihai ve icra edilebilir karar verecek bir yargı merciiönüne uyuşmazlığı götürme hakkı olarak tanımlanabilir. Bu nedenle mahkemeyeerişim hakkı aynı zamanda mahkemeden icra edilebilir bir karar almayı daiçerir. Dava açılmasına herhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenindavayı çözme yetkisi yoksa ya da kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsamahkemeye erişim hakkından söz edilemez.
İtiraz konusu kural belli sürelerle mahkemelerinve icra iflas dairelerinin devir ve temlik sonucu doğuran kararlar vermeleriniyasaklamaktadır. Devir ve temlik işlemlerinin durdurulma süresi kanunda beş yılolarak öngörülmüş olmakla birlikte on yıla kadar uzatılması mümkündür. Bu süreboyunca mahkemelere devir ve temlik sonucunu doğuracak karar verme yasağıöngörülmekle birlikte mahkemelerin nasıl karar vereceğine ilişkin bir açıklıkgetirilmemiştir. Bu durumda mahkemelerin önlerindeki derdest davaları askıya mıalacağı yoksa incelemeye devam ederek devir ve temlike neden olmayan bir kararmı vermek zorunda olduğu konusunda açıklık bulunmamaktadır.
Mahkemeler bu seçeneklerden hangisiniuygularsa uygulasın davada haklı olmakla birlikte itiraz konusu kural nedeniyledevir ve temlik sonucu doğuracak bir karar verilememesi sonucu hakkını eldeedemeyen taraf, uygulama işlemleri tamamlandıktan sonra da haklarını tam olarakelde edemeyecektir. Davayı askıya alma halinde, dava konusu taşınmaz uygulamakapsamında bölünmüş ya da başka bir taşınmaz ile birleştirilmiş veya başka birkişiye tahsis edilmiş olabileceğinden dava sonunda verilen kararın uygulanmakabiliyeti kalmayacaktır. Dava konusu taşınmazın kamulaştırılmış olması halindede kamulaştırma bedeli tapuda malik gözüken kişiye ödenmiş olacağından davadahaklı olan tarafın kamulaştırma bedeli alması da mümkün olmayacak veyaalabilmesi için yeni davalar açması gerekecektir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36.maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünü ihlal edici nitelikte olupAnayasa’ya aykırıdır, iptali gerekir.
..."
19. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun732. maddesi şöyledir:
"Paylı mülkiyette bir paydaşın taşınmazüzerindeki payını tamamen veya kısmen üçüncü kişiye satması hâlinde,diğerpaydaşlar önalım hakkını kullanabilirler."
20. 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanunu'nun 14/7/2004 tarihli ve 5219 sayılı Kanun'un 2. maddesiyledeğiştirilen 427. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"... Alacağın tamamının dava edilmişolması halinde, hükümde, asıl isteminin kabul edilmeyen bölümü birmilyar lirayıgeçmeyen tarafın temyiz hakkı yoktur; şu kadar ki karşı tarafça temyiz yolunabaşvurulması halinde, düzenleyeceği cevap dilekçesinde temyize ilişkinitirazlarını ileri sürmesi mümkündür.
438 inci maddenin birinci fıkrasındakionmilyar liralık duruşma sınırı ile 440 ıncı maddenin üçüncü fıkrasının birincibendindeki altımilyar liralık karar düzeltme sınırının belirlenmesindeyukarıdaki fıkra hükmü kıyasen uygulanır.
..."
21. 1086 sayılı mülga Kanun'un 438. maddesinin birinci vedördüncü fıkrası şöyledir:
"Yargıtay temyiz incelemesini dosyaüzerinde yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarınıniptaline, evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete,nesebe ve kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri onmilyar lirayı aşanalacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya cevapdilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca bir gün belliedilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile duruşma günüarasında en az onbeş gün bulunması gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreyebakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse duruşma isteği dikkate alınmaz."
"Duruşma günü belli edilen hallerdeYargıtay, tarafları veya gelen tarafı dinledikten sonra ve taraflardan hiç birigelmemiş ise dosya üzerinde inceleme yaparak kararını o gün tefhim eder."
22. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 2. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme ve senetleispata ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1 Ocak 1990 tarihinden itibarendört katı olarak uygulanır. Bu uygulama nedeniyle görevsizlik kararıverilemez."
23. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 3. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, Yargıtayda duruşma, karar düzeltme, senetleispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulününbelirlenmesine ilişkin maddelerdeki parasal sınırlar, 1/1/1998 tarihindenitibaren iki, 1/1/2000 tarihinden itibaren dört katı olarak uygulanır. Bu uygulamanedeniyle mahkemelerce görevsizlik kararı verilemez."
24. 1086 sayılı mülga Kanun'un ek 4. maddesi şöyledir:
"Görev, kesin hüküm, istinaf, temyiz, Yargıtayda duruşma, senetleispata ve sulh mahkemelerindeki taksim davalarında muhakeme usulünün belirlenmesineilişkin maddelerdeki parasal sınırlar; her takvim yılı başından geçerli olmaküzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırların; o yıl için 213 sayılı VergiUsul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığıncaher yıl tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyleuygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların onmilyon lirayıaşmayan kısımları dikkate alınmaz. Bu uygulama nedeniyle mahkemelercegörevsizlik kararı verilemez.
Yukarıdaki fıkra uyarınca her takvim yılı başından geçerli olmak üzereuygulanan parasal sınırların artışı, artışın yürürlüğe girdiği tarihten önceilk derece mahkemelerince nihaî olarak karara bağlanmış davalar ile bölgeadliye mahkemesi kararı üzerine yeniden bakılan davalarda ve Yargıtayın bozmakararı üzerine kararı bozulan mahkemece yeniden bakılan davalardauygulanmaz."
25. 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nunmükerrer 298. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:
"...B) Yeniden değerleme oranı, yeniden değerleme yapılacak yılınEkim ayında (Ekim ayı dahil) bir önceki yılın aynı dönemine göre Devletİstatistik Enstitüsünün Toptan Eşya Fiyatları Genel Endeksinde meydana gelenortalama fiyat artış oranıdır. Bu oran Maliye Bakanlığınca Resmî Gazete ileilân edilir. ..."
26. 1086 sayılı mülga Kanun'un geçici 2. maddesi şöyledir:
"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılıAdlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş,Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca ResmîGazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yolunabaşvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Hukuk UsulüMuhakemeleri Kanununun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılandeğişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devamolunur."
27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk MuhakemeleriKanunu'nun geçici 3. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge AdliyeMahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 ncimaddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar,1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasınadevam olunur.
Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamatarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında,kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılıKanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerininuygulanmasına devam olunur."
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 17/11/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucuların İddiaları
29. Başvurucular; dava konusu taşınmazda murislerinin müşterekmalik olduklarını, hissedarlardan H.D. ve B.D.nin paylarını üçüncü kişiyesattıklarını, durumu öğrenir öğrenmez şufa davası açtıklarını, davadan sonrataşınmazın bulunduğu yerin Bakanlar Kurulunun kararı ile 3083 sayılı Kanungereğince toplulaştırma kapsamına alındığını, Mahkemece karar verilmeden öncehükme esas alınan 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin son fıkrasındaki "Birinci fıkrada belirtilen süreler içindemahkemeler veya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir vetemliki gerektiren bir karar verilemez." cümlesinin AnayasaMahkemesi tarafından iptal edildiğini, kararın 13/10/2012 tarihli ResmîGazete'de yayımlandığını, iptal edilen kanuna dayalı olarak karar verilmesininmümkün olmadığını buna ilişkin itirazlarını temyiz ve karar düzeltme aşamasındadile getirmelerine rağmen Yargıtayın gerekçe göstermeden taleplerinireddettiğini, Anayasa'nın 138. maddesinde kanunilik ilkesinin benimsendiğini,uyuşmazlık konusu olay sırasında hangi kanun ve mevzuat geçerli ise bu normunuygulanması gerektiğini, dava konusu taşınmazdaki payların 9/3/2009 tarihindeüçüncü şahsa satıldığını, şufa davasının 29/4/2009 tarihinde açıldığını,toplulaştırma kararının 27/5/2009 tarihinde alındığını, satış ve dava tarihinintoplulaştırma kararından önce olduğunu, bu açıdan Bakanlar Kurulu kararınınderdest davayı etkileyemeyeceğini, Yargıtayda duruşmalı temyiz talebindebulunmuş olmalarına rağmen bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmadan dosyaüzerinden inceleme yapıldığını, bu yönüyle savunma haklarının kısıtlandığını,haklı oldukları davada yargılama gideri ve para cezası ödemek zorundakaldıklarını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
30. Başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında ilerisürdükleri ihlal iddiaları duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğineilişkin iddia ile mahkemeye erişim hakkınınihlal edildiği iddiası başlıklarıaltında incelenmiştir.
1.Kabul Edilebilirlik Yönünden
a. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucular, temyiz aşamasında duruşma talepleri olmasınarağmen bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılmadan duruşmasız incelemeyapıldığını ileri sürmüşlerdir.
32. Bakanlık görüşünde bu hususta değerlendirme yapılmamıştır.
33. Başvurucuların söz konusu iddiası, yargılama sürecindetemyiz aşamasında sözlü beyanda bulunmasına imkân tanınmamış olmasına yönelikolduğundan ilgili iddianın aleni yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygungörülmüştür.
34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğinekarar verebilir."
35.6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasınagöre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemez olduğunakarar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarınınsalt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklarayönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olanbaşvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkçadayanaktan yoksun kabul edilebilir.
36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkının temel unsurlarından biri de Anayasa'nın 141. maddesindedüzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanınaçıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarakyargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamadakeyfîliği önlemektir. Bu yönüyle anılan ilke hukuk devletinin en önemligerçekleştirme araçlarından birini oluşturur. "Duruşmalı yargılamahakkı", her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğuanlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi veiş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisnatutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalinioluşturmaz. Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıpkarar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veyasavunmaları yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlindeadil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).
37. 1086 sayılı mülga Kanun'un hâlen yürürlükte olan ve 5219sayılı Kanun'un 2. maddesiyle değiştirilen 438. maddesinde, temyizincelemesinin kural olarak dosya üzerinden yapılacağı hüküm altına alınmaklabirlikte sınırlı olarak sayılan bazı istisnai durumlarda temyiz incelemesi içinduruşma yapılacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede bu istisnalardan biriolarak uyuşmazlık miktarı on milyar lirayı aşan alacak davalarına ilişkintemyiz incelemesinin, taraflardan birinin talebi üzerine duruşmalı olarakyapılması düzenlenmiştir.
38. Anılan Kanun maddesinde yer verilen on milyar liralık sınır1086 sayılı Kanun'un ek 4. maddesi uyarınca her yıl güncellenmektedir. Bubağlamda başvurucunun duruşmalı olarak temyiz talebinde bulunduğu 2013senesinde duruşma sınırının güncellenmiş değeri 18.560 TL'dir.
39. Bireysel başvuruya konu edilen tapu iptali ve tescildavasının yargılaması sırasında Mahkeme, taşınmazın keşifte tespit edilen155.863,30 TL'lik değer üzerinden eksik kalan harcın yatırılması için ara karartesis etmiş, belirlenen harç, davacı tarafça Mahkeme veznesine yatırılmıştır.Mahkeme davayı tümden reddetmiştir. Bu doğrultuda temyizde duruşma talepedebilme sınırının hesaplanmasına yönelik uyuşmazlık miktarının yasal sınırınüzerinde olduğu ve İlk Derece Mahkemesi kararına yönelik temyiz incelemesininduruşmalı olarak yapılması gerektiği söylenebilir. Başvurucular temyiz incelemesininduruşmalı olarak yapılmasını istemiş ise de Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin dosyaüzerinden değerlendirme yaptığı anlaşılmıştır.
40. Temyiz yolu ilk derece mahkemesi kararlarına karşıbaşvurulabilen, ilk derece mahkemeleri önüne taşınmış vakaların, bu mahkemelerceusulüne uygun olarak incelenip incelenmediğinin ve özellikle ilgili vakalarakanunların doğru uygulanıp uygulanmadığının kontrol edildiği olağan kanunyoludur. 1086 sayılı Kanun'un ilgili hükümleri de temyiz yoluna müracaatlardakural olarak incelemenin dosya üzerinden yapılacağını, istisnai durumlarda iseduruşmalı olarak incelemenin zorunlu bir usul olduğunu kurala bağlamıştır (Cengiz Topel Çelikoğlu, B. No: 2013/8049,18/2/2016, § 88).
41. 1086 sayılı mülga Kanun'un temyiz ile ilgili hükümlerinde,taraflarca sınırlı durumlarda temyiz incelemesinin duruşmalı olarakyapılmasının talep edebileceği, duruşma için belirlenen günde Yargıtayıngelenleri dinleyeceği, taraflardan hiçbiri gelmemiş ise dosya üzerindeninceleme yaparak karar vereceği düzenlenmiştir (Cengiz Topel Çelikoğlu, § 89)
42. Somut olayda, temyize konu edilen uyuşmazlık miktarınınduruşmalı inceleme yapılabilmesi için Kanun'da öngörülen sınırın üzerindeolduğu ve başvurucuların da duruşma yapılması talebine karşın incelemenin dosyaüzerinden yapıldığı anlaşılmış ise de yazılı yargılama usulünün uygulandığıbaşvuru konusu davanın niteliği dikkate alındığında başvurucuların kişiselözellikleri, davranışları gibi sözlü yargılamayı zorunlu kılan olgularınYargıtayın kararını doğrudan etkileme potansiyeline sahip olmadığı, Yargıtayındava dosyasının içeriği, yazılı belgeler ve beyanlara istinaden uyuşmazlığıhakkaniyete uygun bir şekilde sonlandırma imkânına sahip olduğu, başka birifadeyle şikâyet konusu temyiz incelemesinin yazılı sunumlar temelinde hükümvermeye elverişli bir yapıda olduğu, nitekim Kanun'da tarafların duruşmayagelmemeleri hâlinde incelemenin dosya üzerinden yapılmasına imkân tanındığıanlaşılmıştır.
43. Bunların yanında, Kanun'da tanınmış usule ilişkin bir hakkınmahkeme tarafından resen kullandırılmamasının, yargılamayı her durumda adilolmaktan uzaklaştırmayacağı hususu ile birlikte başvurucuların da AnayasaMahkemesine, sözlü yargılama yapılması hâlinde daha önce sunduğu belge vedelillerin dışında yargılamanın sonucunu etkileyebilecek nitelikte, esasayönelik hangi beyan veya delilleri sunacağına ilişkin bir açıklamadabulunmadığı anlaşılmıştır.
44. Açıklanan nedenlerle yargılamanın bütünü gözönünealındığında aleni yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalbulunmadığından başvurunun bu kısmının açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
b. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğineİlişkin İddia
45. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça dayanaktanyoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başkabir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucular, hisselerin devredildiği ve davanın açıldığıtarihte Bakanlar Kurulunun toplulaştırma kararı almadığını, hükme esas alınankanun hükmünün davanın derdest olduğu dönemde Anayasa Mahkemesince iptaledildiğini, Mahkemenin yargılama sırasında alınan Bakanlar Kurulu kararı ileiptal edilmiş kanun hükmüne dayanarak davayı reddettiğini belirterek adilyargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
47. Bakanlık görüşünde, başvurucuların açtığı şufa davasındaBakanlar Kurulunun toplulaştırma kararını taraflar arasında yargılama devamederken almasının davanın esasına ilişkin sonucu belirleyip belirlemediği,öngörülebilir olmayan Bakanlar Kurulu kararının meşru kabul edilipedilemeyeceği, müdahale sonucunda davalı üçüncü kişinin, başvuruculara nazaranönemli ölçüde avantajlı hâle gelip gelmediği, ilk derece mahkemesi kararındadevir ve temlike engel gösterilen kanuni düzenleme ortadan kaldırıldığı hâldedavanın reddedilmesinin keyfîlik taşıyıp taşımadığı hususundaki değerlendirmeyetkisinin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.
48. Başvurucuların, Mahkemenin esas hakkında değerlendirmeyapmadan iptal edilen Kanun hükmüne dayalı olarak davanın reddine karar vermesinedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğineilişkiniddialarının,uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını istemehakkına yönelik olması nedeniyle mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesiuygun görülmüştür.
49. Bunun yanında başvurucuların, yargılama sırasında ilerisürülen iddiaların (bkz. § 49) Yargıtay temyiz ve karar düzeltme aşamalarında değerlendirilmediğinekararlarınbu açıdan gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetleri de Mahkemeye erişim hakkıkapsamında incelenmiştir.
50. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesindedüzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,2/10/2013, § 28; Özkan Şen, B.No: 2012/791, 7/11/2013, § 51; Ş.Ç.,B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; KenanYıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).
51. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlıkkapsamında bir talebi mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir şekildekarara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeyebaşvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (ÖzkanŞen, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş olmasınıanlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,23/7/2014, § 31).
52. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkilierişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarakkabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusundatutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeyeulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifadeetmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadakibelirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda buhakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (ŞenerBerçin, B. No: 2013/5516, 22/1/2015, § 52).
53. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü içinherhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbirşekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özelsınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazısınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddedeherhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa’nın başkamaddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkünolabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin birkısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırlarıortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancakbu sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (Hüseyin Dayan, B.No: 2013/5033, 13/4/2016,§ 46).
54. AİHM de mahkemeye erişim hakkının dayanağı olan Avrupa İnsanHakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 6. maddesinde adil yargılanma hakkınınsınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen bunun hiçbir surettemahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkınniteliği gereği mahkemeye erişim konusunda devletin birtakım sınırlama vedüzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmecidevletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir.Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte meşru bir amacadayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararınıngerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacakşekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (Rıza Gençoğlu, B. No: 2013/3543, 7/5/2015,§ 49).
55. Sonuç itibarıyla mutlak olmayan ve sınırlandırılabilenmahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların kanuni olması, hakkın özünüzedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık veölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,§ 38; İbrahim Can Kişi, § 36).
56. Somut olayda başvurucuların murislerinin hissedar olduğutaşınmazda bir kısım paydaşın 9/3/2009 tarihinde paylarını üçüncü kişiye sattığı,bunun üzerine müşterek malik olan başvurucuların kanundan doğan şufa haklarınıkullanmak üzere 29/4/2009 tarihinde Batman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdindetapu iptali ve tescil davası açtıkları,yargılama devam ederken 27/5/2009tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı iledava konusu taşınmazın da yer aldığı Batman ili, Aydınkonak köyünün 3083 sayılıKanun gereği toplulaştırma kapsamına alındığı anlaşılmıştır.
57.3083 sayılı Kanun’un 13. maddesinde, uygulama alanlarındaBakanlar Kurulu kararının Resmî Gazete'de yayımlanma tarihinden itibarenkamulaştırma, toplulaştırma, arazi değiştirilmesi ve dağıtım işlemlerinintamamlanması veya tapuya tescili sonuçlandırılıncaya kadar gerçek kişilerleözel hukuk tüzel kişilerine ait arazinin mülkiyet ve zilyetliğinin beş yılsüreyle devir ve temlik edilemeyeceği, anılan bu sürenin de beş yıla kadaruzatılabileceği düzenlenmiştir.
58. Yineaynı Kanun’un 13. maddesinin son fıkrasının birincicümlesinde, anılan kanunun birinci fıkrasında belirtilen süreler içindemahkemeler ve icra, iflas daireleri tarafından toplulaştırma yapılan arazilerleilgili devir ve temlik gerektiren bir karar veremeyeceği belirtilmiş,Mahkemenin bu hükme dayanarak4/7/2012 tarihinde davayı reddettiği anlaşılmıştır.
59. Mahkemenin davaya esas aldığı anılan kanun hükmü, AnayasaMahkemesinin 13/10/2012 günlü Resmî Gazete’de yayımlanan 11/4/2012 tarihli veE. 2011/33, K. 2012/54 sayılı kararı ile iptal edilmiş, iptal kararının aynıtarihte yürürlüğe girmesinden sonra mahkeme hükmü, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin30/5/2013 tarihli kararı ile onanmış, karar düzeltme talebinin16/1/2014tarihinde reddedilmesiyle hüküm kesinleşmiştir.
60. Anayasa'nın 153. maddesinin son fıkrasında, AnayasaMahkemesi kararlarının Resmî Gazetede yayımlanmasıyla birlikte yasama, yürütmeve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağıbelirtilmiştir.
61. Davada esas alınan Kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığıiddiası ile yapılan itiraz başvurusunda Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülenkarar verme yasağını adil yargılanma hakkının alt unsuru olan mahkemeye erişimhakkıyla ilişkili görmüş; Mahkemeye erişim hakkının, uyuşmazlık hakkında nihaive icra edilebilir karar verecek bir yargı mercii önüne uyuşmazlığı götürmehakkı olarak tanımlanabileceğini, mahkemeye erişim hakkının aynı zamandamahkemeden icra edilebilir bir karar almayı da içerdiğini, dava açılmasınaherhangi bir engel olmamakla birlikte, mahkemenin davayı çözme yetkisi yoksa yada kararını uygulatma imkânı bulunmuyorsa mahkemeye erişim hakkından sözedilemeyeceğini, itiraz konusu kural belli sürelerle mahkemelerin ve icra iflasdairelerinin devir ve temlik sonucu doğuran kararlar vermelerininyasaklandığını, devir ve temlik işlemlerinin durdurulma süresi kanunda beş yılolarak öngörülmüş olmakla birlikte on yıla kadar uzatılmasının mümkünolduğunu,bu süre boyunca mahkemelere devir ve temlik sonucunu doğuracak kararverme yasağı öngörülmekle birlikte mahkemelerin nasıl karar vereceğine ilişkinbir açıklık getirilmediğini, bu durumda mahkemelerin önlerindeki derdestdavaları askıya mı alacağı yoksa incelemeye devam ederek devir ve temlike nedenolmayan bir karar mı vermek zorunda olduğu konusunda açıklık bulunmadığını,mahkemelerin bu seçeneklerden hangisini uygularsa uygulasın davada haklıolmakla birlikte itiraz konusu kural nedeniyle devir ve temlik sonucu doğuracakbir karar verilememesi sonucu hakkını elde edemeyen tarafın, uygulama işlemleritamamlandıktan sonra da haklarını tam olarak elde edemeyeceğini, davayı askıyaalma hâlinde, dava konusu taşınmaz uygulama kapsamında bölünmüş ya da başka birtaşınmaz ile birleştirilmiş veya başka bir kişiye tahsis edilmişolabileceğinden dava sonunda verilen kararın uygulanma kabiliyetininkalmayacağını, dava konusu taşınmazın kamulaştırılmış olması hâlinde dekamulaştırma bedeli tapuda malik gözüken kişiye ödenmiş olacağından davadahaklı olan tarafın kamulaştırma bedeli alması da mümkün olmayacağı veyaalabilmesi için yeni davalar açması gerekeceğini belirterek anılan kuralınAnayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğünü ihlal ettiğisonucuna ulaşmıştır (AYM, E.2011/33, K.2012/54, 11/4/2012).
62. Mahkemenin, davanın açıldığı ve müşterek mülkiyete konuhisselerin üçüncü kişiye satıldığı tarihte toplulaştırma kapsamında bulunmayandava konusu yerin yargılama sırasında alınan Bakanlar Kurulu kararına göre 3083sayılı Kanun kapsamda olduğunu kabul ederek Anayasa Mahkemesinin 13/10/2012tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 11/4/2012 tarihli kararıile iptal edilen 3083 sayılı Kanun'un 13. maddesinin son fıkrasındaki "Birinci fıkrada belirtilen süreler içinde mahkemelerveya icra iflas daireleri tarafından bu arazi hakkında devir ve temlikigerektiren bir karar verilemez." hükmüne dayalı olarak davanınesasını değerlendirmeden verdiği ret kararı nedeniyle ileri sürülen ihlaliddiasına konu müdahalenin yasal dayanağının bulunmadığı, Mahkemece yapılandeğerlendirmenin, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamındaöngörülebilirlik sınırları içerisinde olmadığı ve başvurucularınmahkemeyeulaşmasını aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren nitelikteolduğu, buna göre başvurucuların mahkemeye erişim haklarının zedelendiğisonucuna ulaşılmıştır.
63. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasanın 36.maddesinde güvence altına mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3.6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
64. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir. ...
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
65. Başvurucular, yeniden yargılama ve 100.000 TL maddi, 100.000TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.
66. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
67. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, adil yargılanmahakkının unsurlarından olan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmesindenkaynaklandığından ve ihlalin yeniden yargılama yapılarak ortadankaldırılmasında hukuki yarar bulunduğundan, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası gereğince ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasıiçin yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin Batman 1. AsliyeHukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
68. Yeniden yargılama kararı verildiğinden başvurucularıntazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmiştir.
69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10TL yargılama giderininbaşvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Duruşmalı yargılama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeyeerişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkı ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Batman 1.Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2006,10 TL yargılama giderinin başvuruculara müşterek olarak ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE17/11/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.