TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET GÖZÜTOK BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/2522)
Karar Tarihi: 9/3/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Yakup MACİT
Başvurucu
:
Mehmet GÖZÜTOK
Vekili
:
Av. Serkan BAŞOK
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, kadastro çalışmalarında tespit dışı bırakılan yereilişkin açılan tapu iptali ve tescil davasının süresinde açılmadığıgerekçesiyle reddedilmesinin mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği iddiasınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 21/2/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4.Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 2007 yılında yapılan kadastro çalışmalarındaKayseri ili, Sarız ilçesi, Çörekdere köyünde bulunan116 ada 20 parsel sayılı taşınmazın adına tescil edildiğini, bu taşınmazlabitişik ve zeminde bir bütün olarak kullandığı dava konusu 132,83 m2 lik kısmın yol vasfıyla tespit dışıbırakıldığını, bu yerin kadimden beri malik sıfatıyla zilyetliğinde olduğunu belirterekkadastro işleminin iptali ile dava konusutaşınmazın adına tesciline karar verilmesi talebiyle Sarız Sulh HukukMahkemesinde dava açmıştır. 9.Mahkeme 10/1/2011 tarihlikararında,dava konusu yerin köy halkının ortak kullanıma terkedilen yerlerden olmadığını,öteden beri davacının zilyetlik ve tasarrufunda bulunduğunu belirterek davayıkabul etmiştir. 10.Temyiz üzerine karar Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 9/12/2011tarihli kararında belirtilen "davacıadına tapuda kayıtlı bulunan çekişmesiz olan 116 ada 20 sayılı parselinkadastro tespiti 26/3/2007 tarihinde yapılmıştır. Eldeki dava 29/7/2009tarihinde açılmıştır. Kural olarak; davada,tespitdışı bırakılma işleminin yapıldığı tarihten önceki kazanmayı sağlayanzilyetliğe dayanılması halinde davanın makul süre içerisinde açılması gerekir.Kadastro tespitinin ya da işleminin yapıldığı tarihten itibaren kadastrodanönceki zilyetlik kesintiye uğrar ve tespitten sonraki zilyetliğe de eklemeolanağı bulunmaz. Kadastro işleminin yapıldığı tarihten itibaren 20 yıllıkkazanma süresi yeniden işlemeye başlar. Davacının, dava dışı 116 ada 20 sayılıparseli, 26/3/2007 tarihinde tespit edildiğine göre, bitişikte bulunan vekrokide A harfiyle gösterilen 132.91 m2'lik yerin aynı tarihte paftasında yololarak bırakıldığının kabulü gerekir. Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre,dava konusu taşınmazın paftasındayololarakgösterildiği26/3/2007tarihindenitibarenmakulsüregeçtikten sonra açılan bu davanındinlenme olanağıyoktur" gerekçesiyle bozulmuştur. 11. Mahkeme Yargıtay bozma ilamına uymuş, 4/3/2013 tarihlikararı ile bozma ilamındaki gerekçeleri yineleyerek davayı reddetmiştir. 12. Temyiz üzerine karar, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin13/11/2013 tarihli kararı ile onanmıştır. 13. Onama kararı 23/1/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,21/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. IV. İLGİLİ HUKUK 1. Kanun Hükümleri 14. 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 12.maddesi şöyledir: “30 günlük ilan süresi geçtikten sonra, dava açılmayan kadastrotutanaklarına ait sınırlandırma ve tespitler kesinleşir. Kadastro müdürü tarafından onaylanarak kesinleşen tutanaklar ilekadastro mahkemesinin kesinleşmiş kararları; kesinleşme tarihleri tescil tarihiolarak gösterilmek suretiyle en geç 3 ay içinde tapu kütüklerine kaydedilir. Bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere aittutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodanönceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Kadastrosu tamamlanan çalışma alanı içerisinde kalan eski tapukayıtları, işleme tabi kayıt niteliğini kaybederler. Bu kayıtlara dayanılarakkadastro ve tapu sicil müdürlüklerinde işlem yapılamaz. Kesinleşmemiş tutanaklar herhangi bir nedenle tapuya tescil edilmişse,iddia ve taşınmazın niteliğine bakılmaksızın, taşınmazı tescil tarihindenitibaren 20 yıl müddetle malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduranlar ilebunların akdi ve kanuni halefleri açılmış ve açılacak olan davalarda medenikanunun tapuya itimat prensibinden yararlanırlar.” 15. 3402 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrasışöyledir: “Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplamyüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en azyirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişiveyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir.” 16. 3402 sayılı Kanun’un 16. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Kamunun ortak kullanılmasına veya bir kamu hizmetinin görülmesineayrılan yerlerle Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan sahipsizyerlerden: ... Yol, meydan, köprü gibi orta malları ise haritasında gösterilmekleyetinilir.” 17. 22/11/2011 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun713. maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksızolarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, otaşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapukütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. ... Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği andakazanılmış olur.” 2. Yargıtay Kararları 18. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 22/3/2013 tarihli veE.2013/1758, K.2013/2305 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir: "... Mahkemece tespit öncesi nedene dayandığınınkabulü halinde davanın tespit dışı bırakılma tarihinden itibaren makul süredeaçılmadığı, tespitten sonra ise dava tarihine kadar 20 yıllık zilyetlik süresidolmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir. Gerek Kadastro Kanununda ve gerekse de diğer yasalarımızda,hakkında tutanak düzenlenmeyen taşınmazlar yönünden tespit öncesi hakkadayanarak dava açma hakkını süreyle sınırlayan bir düzenleme bulunmamaktadır.Mahkemenin değerlendirmesi bu yönüyle isabetli olmadığı gibi... ..." 19. Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 7/9/2015 tarihli veE.2015/11595, K.2015/9767 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: “Mahkemece, paftasında yol olarak tespit harici bırakılan, fenbilirkişi raporunda 109 ada 1 parsel sayılı taşınmazın doğu hududunda vekırmızı renkle gösterilen, dava konusu taşınmaza ilişkin, davacı tarafındanmakul süre geçtikten sonra dava açıldığı ve bu nedenle kadastro tespitindenönceki zilyetlik süresinin hesaba katılamayacağı, kadastro tespitinden sonra dadavacının 20 yıllık kazandırıcı zamanaşımı süresini doldurmadığı gerekçesiylehüküm kurulmuş ise de; verilen karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır.Davacı, kadastro sırasında adına tespit edilen 109 ada 1 parsel sayılıtaşınmazın doğusunda kalan ve hakkında tutanak düzenlenmeyerek haritasındagösterilmekle yetinilen yolun adına tescili istemiyle, kadastrodan öncekinedenlere dayanarak dava açmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesiuyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahip olup, buözgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. Yine Anayasamızın 13.maddesi uyarınca, “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancakkanunla sınırlanabilir". 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesinde,kadastro sırasında haklarında tutanak düzenlenen taşınmazlar yönünden,kadastrodan önceki nedenlere dayanılarak dava açma hakkı 10 yıl ile sınırlanmışise de, kadastro sırasında haklarında kadastro tutanağıdüzenlenmeyen taşınmazlar yönünden kadastrodan önceki nedenlere dayanılarakdava açma hakkını sınırlayan herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Davacı,kadastro sırasında hakkında tutanak düzenlenmeyen taşınmaz bölümü yönünden davaaçtığına göre, mahkemece işin esasına girilip ... neticesine göre bir kararverilmek gerekirken, yasal olmayan gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulmasıisabetsizdir.” 20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/9/2015 tarihli veE.2014/16-102, K.2015/2026 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir: “Mahkemece, davanın tespit tarihinden sonraki 2 yıllık makul süreiçerisinde açılmadığı gibi tespit tarihinden sonra 20 yıllık kazandırıcızamanaşımı süresinin dolmadığı ve davanın süresinde açılmadığı gerekçesi iledavanın reddine dair verilen, davacılar vekilinin temyizi üzerineÖzelDairece yukarıda yazılı gerekçeyle hüküm bozulmuş; Yerel Mahkemeceöncekigerekçelerle ilk kararda direnilmiştir. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kadastroişlemleri sırasında tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastrodan öncekihukuki nedenlere dayanarakdava açılmasını sınırlayanbir sürenin bulunup bulunmadığı noktasındatoplanmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki; Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36.maddesi uyarınca herkes, yargı mercileri önünde hak arama özgürlüğüne sahipolup, bu özgürlüğün en yaygın kullanılma şekli dava açma hakkıdır. YineAnayasanın 13. maddesi uyarınca "Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir." Öte yandan; ayni haklar yasal kısıtlama yok ise nitelikleri gereği herzaman ve herkese karşı ileri sürülebilirler. 3402 sayılı KadastroKanununun 12/3. maddesinde yalnızca hakkında tutanak düzenlenentaşınmazlarla ilgili olarak 10 yıllıkhak düşürücüsüre belirlenmiş olup, gerek 3402 sayılı Kanunda, gerekse 4721 sayılı TürkMedeni Kanununun tescil hükümlerini düzenleyen maddelerinde, hakkında tutanakdüzenlenmeyen ya da tescil harici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesinedenlere dayanarak dava açılmasını sınırlayan bir süre düzenlenmesibulunmamaktadır. Nitekim,aynı ilkeler YargıtayHukuk Genel Kurulunun22.04.2015 gün ve 2013/8-2061E.-2015/1256 K. sayılı kararında dakabul edilmiştir. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, kadastro çalışmalarındatespit dışı bırakılan yerler hakkında tespit öncesi zilyetlik hukuksal nedeninedayanılarak dava açılması halinde, söz konusu davanın tespit harici bırakılmatarihinden itibaren makul bir süre içerisinde açılması gerektiği, makul süreninYargıtayın yerleşik kararları ile kabul edilip uzunyıllar boyunca istikrarlı bir şekilde uygulandığı, aksi takdirde bir sürekısıtlaması olmaksızın aradan uzun yıllar geçtikten sonra açılan davalardasağlıklı bir sonuca ulaşılamayacağı, bu nedenle makul süre uygulamasınınyerinde olduğu belirtilerek direnme kararının onanması gerektiği dilegetirilmiş ise de, bu görüşçoğunluk tarafındanbenimsenmemiştir. O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararınauyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.” V. İNCELEME VE GEREKÇE 21. Mahkemenin 9/3/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü: 1. Başvurucunun İddiaları 22. Başvurucu, dava konusu taşınmazla ilgili durumdanhaberdarolduktan 3,5 ay sonra dava açtığını ancak görevsizlik kararı ve yanlış davaaçması nedeniyle sürecin uzadığını, tespit dışı bırakılan taşınmazlardaKanun'da dava açma süresine yönelik herhangi bir hüküm bulunmadığını, Kanun'dayer almayan süre koşulunun Yargıtay içtihadıyla uygulandığını, makul sürekavramının muğlak ve belirsiz olduğunu, Yargıtayınbenzer davalarda herhangi bir süre sınırlaması olmadığı yönünde yerleşik başkauygulamalarının bulunduğunu kaldı ki 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesindekadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık süreiçerisinde dava açılabileceğinin belirtildiğini, bu hükme göre dahi davanınsüresinde açıldığını belirterek Anayasa'nın 2., 10., 35., 36., 37., 38. ve 141.maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş,yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur. 2. Değerlendirme 23.Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir: “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.” 24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun Anayasa'nın 2., 10., 35., 37.,38. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğiiddiasının adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiğideğerlendirilmiştir. 25. Başvurucunun şikâyetinin, kadastro sırasında tespit dışıbırakılan yerle ilgili mülkiyet iddiasının makul süre içerisinde ilerisürülmediği gerekçesiyle reddedilmesinden dolayı davanın esasının Mahkemeceincelenmemesi hususuna yönelik olduğu anlaşılmış, bu nedenle başvuru, adilyargılanma hakkının görünümlerinden olan Mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmiştir. a. Kabul Edilebilirlik Yönünden 26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkinbaşvurununkabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir. b. Esas Yönünden 27. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinmeşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacıveya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğubelirtilmiştir. 28.Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir: “Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” 29. Somut olaya benzer nitelikte bir başvuruda başvurucu, 2007yılında yapılan kadastro çalışmalarında yol vasfı ile tespit dışı bırakılantaşınmazı yirmi yıldan fazla süredir kullandığını, zilyetlikle kazanımkoşullarının oluştuğunu belirterek taşınmazın adına tapuya tescilini talepetmiş, yerel Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararı, davanın iki yıllıkmakul süre içinde açılmadığı, taşınmazın tespit dışı bırakıldığı 23/5/2007tarihinden dava tarihine kadar yirmi yıllık sürenin de geçmediği gerekçesiyleYargıtay 8. Hukuk Dairesi tarafından bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesi bozmailamına uyarak davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu, tescil davaları için3402 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen iki yıllık sürenin yorum yoluyla dava açmasüresi olarak uygulanmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ilerisürmüştür. Anayasa Mahkemesi başvuruyu Mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelemiş, davanın yargısal uygulamayla kabul edilen iki yıllık makul süreiçinde açılmadığı gerekçesiyle reddedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişimhakkına bir müdahale oluşturduğunu, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin, yol, meydan,köprü gibi kamu malları hakkında açılacak tescil davalarında kadastroöncesindeki zilyetliğin dikkate alınması için davanın, taşınmazın tespit dışıbırakıldığı tarihten itibaren iki yıllık makul süre içinde açılması gerektiğiyönünde içtihat geliştirdiğini, buna karşın Yargıtay 16. Hukuk Dairesi veYargıtay Hukuk Genel Kurulunun, hakkında tutanak düzenlenmeyen ya da tespitharici bırakılan yerler hakkında kadastro öncesi nedenlere dayanılarak davaaçılmasını engelleyen ya da hak düşürücü süre belirleyenyasaldüzenleme mevcut olmadığından bu tür davalar için süre sınırı bulunmadığınıkabul ettiğini, bu açıdan mevzuatta süre sınırı öngören herhangi birdüzenlemenin bulunmadığının anlaşıldığını, dava konusu taşınmaz hakkındakizilyetliğe dayalı tescil davasının iki yıl içinde açılmasını zorunlu kılanYargıtay 8. Hukuk Dairesinin uygulamasının Anayasa'nın 36. maddesi anlamındamüdahalenin unsurlarından biri olan kanunilik şartını sağlamadığını, kanunilikşartının sağlanmaması nedeniyle müdahale açısından diğer güvence ölçütlerineriayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmediğinibelirterek başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine kararvermiştir(Yahya Özay, B. No:2014/11141, 22/9/2016). 30. Anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığıanlaşılan başvuru konusu olayda, başvurucunun kadastro çalışmaları sırasındayol vasfıyla tespit dışı bırakılan yerle ilgili açtığı tescil davasındaMahkemenin, dava açma süresine ilişkin mevzuatta herhangi bir süre koşulubulunmadığı halde Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin aynı konuya ilişkin Yargıtay 16.Hukuk Dairesi ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararı ile çelişir niteliktekiiçtihadına dayanarak iki yıllık makul süre içerisinde açılmadığı gerekçesiyleverdiği ret kararı ile Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin kendi içtihadı ileçelişecek tarzda verdiği onama kararının kanuni bir dayanağının bulunmadığı, buaçıdan yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen sınırlamaölçütlerinden olan kanunilik şartını sağlamadığı anlaşılmış, müdahalenin diğergüvence ölçütlerine riayet edip etmediği değerlendirilmeksizin başvurucununmahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. 31. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişimhakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir. 3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden 32. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir: “(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine yada edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir… (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyailgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genelmahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmaklayükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali vesonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.” 33. Başvurucu, yeniden yargılama ve tazminata karar verilmesitalebinde bulunmuştur. 34.Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucunaulaşılmıştır. 35. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin Sarız Sulh Hukuk Mahkemesine gönderilmesine kararverilmesi gerekir. 36. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama kararı verildiğinden başvurucunun tazminat talebinin reddine kararvermek gerekmiştir. 37. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir. VI. HÜKÜM Açıklanan gerekçelerle; A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınKABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA, B. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkıkapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE, C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla SarızSulh Hukuk Mahkemesine (E.2012/75, K.2013/16) GÖNDERİLMESİNE, D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE, E.206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA, G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,9/3/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.