TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ŞAH ARAŞ VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/798)
Karar Tarihi: 28/9/2016
R.G. Tarih ve Sayı: 26/10/2016 - 29869
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Raportör Yrd.
:
Gizem Ceren DEMİR KOŞAR
Başvurucular
:
1. Mehmet Şah ARAŞ
2. Serhed ARAŞ
3. Ahmet ARAŞ
4. Aycan ARAŞ
Vekili
:
Av. Ezgi ÇINAR
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, polis memurları tarafından darbedilmeve anılan polis memurları hakkında yürütülen yargılamanın etkili olmamasınedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarınailişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvurular 16/1/2014 ve 16/3/2015 tarihlerinde sırasıylaİstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi ve İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıylayapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesineticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Komisyon tarafından 3/7/2015 ve 22/12/2015 tarihlerinde,başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasınakarar verilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 4/1/2016 tarihinde, başvurularınkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 22/1/2016 tarihinde AnayasaMahkemesine sunmuştur.
6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş29/1/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş; başvurucular, Bakanlıkgörüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.
7. Aralarındaki kişi ve konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle2015/5765 numaralı bireysel başvuru dosyasının, 2014/798 numaralı bireyselbaşvuru dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2014/798 numaralı bireyselbaşvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
8. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilenilgili olaylar özetle şöyledir:
9. Başvurucular baba, anne ve çocukları olup 30/10/2008tarihinde ticari bir taksi ile yolculuk yaptıkları sırada belediyeye ait birçöp kamyonunun yolu kapatması nedeniyle orada bulunan polis memurlarından yoluaçmalarını istemeleri üzerine başvurucularla polis memurları arasında birtakımolaylar yaşanmıştır. Yaşanan olaylar neticesinde polis memurları tarafındandüzenlenen herhangi bir tutanak ya da başlatılan herhangi bir adli süreçbulunmamaktadır.
10. Başvurucular; polis memurlarından birinin “Görevimizi bana mı öğretiyorsun?” diyerekbaba Mehmet Şah Araş’ın kafasına cop ile vurduğunu vedarbetmeye başladığını, büyük oğlu Serhed Araş’ın duruma müdahaleetmek istemesi üzerine onu da darbetmeyebaşladıklarını, anne Aycan Araş ve küçük oğlu Ahmet Araş’ın da müdahale etmeye çalışması nedeniyle Aycan Araş’a tokat attıklarını ve Ahmet Araş’ınkafasının arkasına copla vurduklarını, daha sonra Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın ellerini kelepçeleyerek polis aracınabindirdiklerini, polis aracında darbetmeye devamettiklerini, daha sonra olay yerinden uzaklaşarak darbetmeyedevam ettikleri baba ve oğlunu boş bir sokakta bırakarak uzaklaştıklarını beyanetmişlerdir.
11. Olay yerinde kalan ailenin diğer üyeleri Beyoğlu İlçeEmniyet Müdürlüğüne giderek yakınlarının yerlerini ve akıbetlerini öğrenmekistediklerini, burada kendilerine, Mehmet Şah Araş veSerhed Araş’ın polisten özürdilemeleri üzerine serbest kaldıkları bilgisinin verildiğini ilerisürmüşlerdir.
12. Anne ve küçük oğlu olayın ardından baba ve diğer oğlu iletelefonla görüşmüş, eve gitmekte olduklarını öğrenmeleri üzere PolisMerkezinden ayrılmışlardır. Başvurucular aynı gece darp şikâyeti ile TaksimEğitim ve Araştırma Hastanesine başvurmuşlardır.
13. Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş hakkında 31/10/2008 tarihinde saat 00.35’te sağlıkraporları düzenlenmiştir:
i. Mehmet Şah Araş hakkında düzenlenenraporda her iki diz ve alt bacakta, ayak bileklerinde sol üst bacakta dermabrazyonlar, sol kalça glutealbölgede birçok ekimoz, sol dirsek ve el bileğinde,üst kol arka kısımda, sol omuzda, sırtta ekimozlar,kafa sol temporal bölgede şişlik, dirsekte dermabrazyon olduğu tespit edilmiştir.
ii. Serhed Araşhakkında düzenlenen raporda burunda durmuş kanama, sağ yanakta 1 cm’lik sıyrık, sol ve sağ periauricularbölgede hafif şişlik, sol gluteal bölgede üç adetlineer 4x15 cm’lik ekimoz,sol kürek kemiği bölgesinde 4x20 cm’lik ekimoz, sol üst kolda kızarıklık, her iki ön kolda ekimozlar tespit edilmiştir.
14. Başvurucular 31/10/2008 tarihinde Beyoğlu CumhuriyetBaşsavcılığına verdikleri dilekçede polis memurları tarafından darbedildiklerini belirterek şikâyetçi olmuşlardır.
15. Beyoğlu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılansoruşturma kapsamında başvurucular 1/11/2008 tarihinde Adli Tıp KurumuBaşkanlığı Beyoğlu Şube Müdürlüğüne gönderilerek kendilerine sağlık raporualdırılmıştır.
i. Mehmet Şah Araş hakkında düzenlenenraporda burun sağ kanatta kızarıklık, sternumüzerinde 2,5x1 cm’lik ekimoz,sol kol üst ve omuz dış yanda 15x7 cm’lik alanda ekimoz, sol dirsek dış yüzeyde 20x5 cm’likekimoz, şiş ve ödemli görünüm, bilek çevresinde sekizdokuz adet sıyrık şeklinde yara, sol el bileği ve parmak hareketlerinde ileriderecede kısıtlılık, sağ el bileği dış yüzeyde yara, kalça ve uyluk bölgesinde40x15 cm’lik ekimoz, heriki diz kapağı altında sıyrık şeklinde yaralar, kafada 0,5 cm çapında şişliktespit edilmiştir.
ii. Serhed Araşhakkında düzenlenen raporda saçlı deri içinde kızarıklık, gövdede 5x5 cm, 15x5cm, 8x4 cm çapında ekimozlar, ensede kızarıklık, sağel bileği iç ve dış yüzeyde yara, sol el bileği dış yüzeyde ekimozve bilekte şişlik, sol kol iç yüzeyde ekimoz, sağ koliç yüzeyde minimal ekimoz, sol uyluk arka yüzeyde ekimoz, diz kapakları altında yaralar, her iki kulakarkasında ekimozlar, sağ yanakta yara, sol burundeliğinde kurumuş kan, boyunda ekimozlar, sol elbileğinde hareket kısıtlılığı tespit edilmiştir.
iii. Anne Aycan Araş hakkındadüzenlenen raporda sağ el bileği içi ve dış yüzeyde 1x0,2 cm çapında krutlu yara ve başta ağrı şikâyeti olduğu tespitedilmiştir.
iv. Ahmet Araş hakkında düzenlenenraporda kafada ağrı şikâyeti olduğu, olayı aklından çıkaramadığını, okulagitmek istemediğini belirtmesi nedeniyle bir üniversite hastanesine sevkedilerek psikiyatrik konsültasyon yapılması gerektiği belirtilmiştir. Budoğrultuda İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı veHastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanlığından aldırılan 12/1/2010 tarihli ve2010/49 sayılı raporda, başvurucuAhmet Araş’ın ruhsal muayenesinde moodanksiyöz hafif depresif afektikaygılı, düşünce içeriğinde olaya bağlı korku, kaygı, uykusuzluk, çabuksinirlenme, dikkatini toparlayamama, olayın olduğu yerden kaçınma, olaylailgili düşünceler belirlendiği belirtilmiştir.
v. Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Beyoğlu Şube Müdürlüğünün15/4/2009 tarihli ve 1297-98 sayılı kesin raporunda, başvurucu Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın 31/10/2008 tarihli raporlarda tespit edilenyaralanmalarının başvurucuların hayatını tehlikeye sokmadığı, basit tıbbimüdahale ile giderilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu belirtilmiştir.
16. Yürütülen soruşturma kapsamında başvuruculara fotoğraftanteşhis yaptırılmış, şüpheli ifadelerine tanık ve müşteki beyanlarınabaşvurulmuş, polis memurlarına ait görev çizelgeleri toplanmış ve E.U., M.T.,E.K., M.K., R.A., A.G. adlı altı polis memuru hakkında basit yaralama, işkenceyapma, çocuğa, kendini savunamayacak kişiye işkence yapma, tehdit,ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından cezalandırılmaları istemiylekamu davası açılmıştır.
17. Haklarında dava açılan E.U., M.T., E.K., A.G. suçlamalarıkabul etmediklerini, başvurucuların kendilerini nasıl teşhis ettiklerinibilmediklerini, böyle bir olaya karışmadıklarını beyan etmişlerdir.
18. M.K. olay günü saat 23.00 civarında Beyoğlu EmniyetMüdürlüğünün girişinde resmî kıyafetli olarak bulunduğunu, bir kadının yanındabir erkek çocuğuyla telaşlı bir şekilde Emniyet Müdürlüğüne gelerek eşinisorduğunu, başvurucunun eşinin ve oğlunun bir minibüse bindirildiğini söylediğiiçin bölgede minibüsle görev yaptığını bildiği E.U.ya telefon açarak böyle birini alıp almadıklarınısorduğunu ancak E.U.nun kendisine böyle birinialmadıklarını söylediğini beyan etmiştir.
19. R.A. olay günü ekip aracının serviste olması nedeniyleEmniyet Müdürlüğünden ayrılmadığını, olayla ilgisi olmadığını beyan etmiştir.
20. Tanık sıfatıyla dinlenen İ.S.T. olay günü anılan ekipotosunda şoför olarak görevli olduğunu, o gün böyle bir olaya tanık olmadığını,ekip arkadaşlarının herhangi bir kişiyi dövmediklerini beyan etmiştir.
21. Tanık sıfatıyla dinlenen olay günü çöp toplama aracındaşoför olarak görev yapan M.P. olay saatinde çöpleri topladıkları sırada birşahsın yanına gelerek yolu açmasını istediğini, kendisine beklemesinisöylediğinde şahsın polis otosunu görünce polislerin yanına gittiğini, nekonuştuklarını duymadığını ancak şahsın polislere vurduğunu, arabadan inen gençbir erkeğin de yanlarına gittiğini, polislerin iki şahsı polis otosunabindirdiklerini, şahsın alkollü olduğunu ve küfürlü konuştuğunu beyan etmiştir.
22. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli veE.2010/87, K.2013/239 sayılı kararıyla sanıklar M.K. ve R.A.nınüzerilerine atılı suçları işlemedikleri sabit olduğundanberaatlerine; E. U., M. T., E. K. Ve A.G.nin başvuruculardan Aycan Araşve Ahmet Araş’a karşı atılı suçları işledikleriyönünde her türlü şüpheden uzak yeterli kesin ve inandırıcı delil eldeedilememesi nedeniyle beraatlarine; yine E. U., M.T., E. K. Ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’a karşı hürriyeti tahdit ve tehdit suçlarınıişledikleri yönünde her türlü şüpheden uzak yeterli kesin ve inandırıcı delilelde edilememesi nedeniyle beraatlarine; E.U., M.T.,E.K. ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’a karşı tahrik altında kamu görevlisinin sahip olduğunüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu işlediklerinin sabitgörülmesi nedeniyle dokuz ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına kararverilmiş; haksız tahrik ve takdiri indirim uygulanarak sanıkların ayrı ayrı 5ay 18 gün hapis cezası ve üç ay süreyle kamu görevi hak ve yetkilerininkullanımından yasaklanmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına kararverilmiştir. Anılan karar gerekçesi şöyledir:
“[O]lay günü olan30.10.2008 günü saat 23.00 civarında karı-koca olan Mehmet Şah Araş ile Aycan Araş ve çocuklarıolan 02/03/1994 doğumlu Ahmet Araş ve 13/05/1989doğumlu olan Serhed Araş’ınBeyoğlunda bulunan içkili lokantalarını kapatıpKurtuluş semtindeki evlerine gitmek için bindikleri ticari taksi ile Tarlabaşından Dolapdere’ye giderken Turan Caddesi üzerindeçöp toplama işinde kullanılan bir kamyonun yoldanaraç ile geçmeyi imkansız hale getirecek şekilde kapatması nedeniyle katılanMehmet Şah Araş’ın taksiden inerek, kamyon şoförüolan M. P. Ye yolu açmasını söylediği, M. P.’nin iseo sırada diğer temizlik işçilerinin çevredeki çöpleri toplayıp araca koymalarınedeniyle kısa bir süre istediği, bu aşamada özellikle tarafsız tanık M. P.’nin anlatımına göre, katılan Mehmet Şah Araş’ınkarşı yönden gelen86234 telsiz kod ve araç plakalı araçtan inen polis memurunayolun açılması isteğini ilettiği, adı geçen katılanın aşırı alkollü olduğu veyer yer dengesiz hareketlerde bulunduğu, polis memurunun katılana aracınınyanına gitmesini söylediği, katılanın araca doğru giderken geri dönüp konuştuğupolis memuruna vurmaya çalıştığı, bunun üzerine polis aracındaki diğer polismemurlarının da olaya dahil oldukları, katılana müdahale eden bu polismemurlarının sanıklar E. U. , M. T. , E. K. Ve A. G. Oldukları, ancak katılanile ilk konuşan kişinin hangi sanık olduğununun, adıgeçen sanıkların olaya hiç karışmadıklarını savunmaları ve katılanların da buhususta tam bir teşhiste bulunamamaları nedeniyle belirlenemediği, ardındankatılan Serhed Araş’ın dapolis memuru olan sanıklara karşı direnme eylemine katıldığı, sanıklar E. U. ,M. T. , E. K. Ve A. G.’nın, katılanlar Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ı zor kullanarak polis aracına aldıkları, katılanlarındirenmesinin devam ettiği, adı geçenlerin ellerindeki coplarla araç içnde de katılanlara vurdukları, ardından araç ile olayyerinden ayrıldıkları, olay yerinde kalan katılanlar Aycan ve Ahmet’in hemen,olay yerine yakın olan Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gittikleri, Aycan’ınorada eşi ve oğlunun polisler tarafından araçla götürüldüğünü, yaşamındanendişe ettiklerini belirttiği, bunun üzerine oradaki bir görevlinin, gözaltınaalınan kişilerin karakola götürüldüğünü belirterek, telefonla bir aramayaptığı, arama sonucunda eşi ve çocuğunun, arkadaşlarından özür dilemelerinedeniyle serbest bırakıldıklarını söylediği, gerçekten de katılan Ahmet’inbabası olan Mehmet Şah Araş’ı telefonla aramasısonucunda serbest bırakıldıklarını ve eve gitmek için yolda olduklarını öğrendiği, … [anlaşılmıştır].”
23. Başvurucuların hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkararına karşı yaptıkları itiraz, İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesinin28/11/2013 tarihli ve 2013/1221 Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir.
24. Anılan ret kararı başvuruculara 17/12/2013 tarihinde tebliğedilmiş, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş anılan karara karşı16/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
25. Başvurucuların beraat kararları yönünden temyiz istemlerisonucunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 24/12/2014 tarihli ve E.2014/27839,K.2014/32331 sayılı kararıylaİstanbul 21. Ağır CezaMahkemesinin hükmü, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın ellerininkelepçelenerek polis minibüsüne bindirilmeleri ve olay yerinden uzaklaştırılıpyaklaşık 20-25 dakika dolaştırıldıktan sonra yasal işlem yapılmadan serbestbırakmalarının kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğugözetilmeden hüküm kurulduğu gerekçesiyle E.U., M.T., E.K. ve A.G.nin başvurucular Mehmet Şah Araşve Serhed Araş’a karşıişledikleri isnat edilen hürriyeti tahdit suçu yönünden bozulmuştur. Karardiğer yönlerden onanmıştır.
26. Yargıtay kararı başvuruculara 12/2/2015 tarihinde tebliğedilmiş, başvurucular onanarak kesinleşen beraat kararları yönünden 16/3/2015tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.
27. Bozulan kısım yönünden yapılan yargılamada İstanbul 21. AğırCeza Mahkemesince direnme kararı verilmiş olup yargılama Yargıtay önünde devametmektedir.
28. Dosya kapsamından ayrıca, İstanbul Valiliği İl PolisDisiplin Kurulunun 10/11/2009 tarihli ve 4529 sayılı kararıyla aynı olaynedeniyle polis memurlarıE.U., M.T., E.K. ve A.G.hakkında altı ay kademe ilerlemesinin durdurulması disiplin cezası uygulandığıanlaşılmıştır.
B. İlgili Hukuk
29. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. Maddesişöyledir:
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veyasağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldanüç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindekietkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olmasıhalinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan biryıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3) Kasten yaralama suçunun;
…
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuzkötüye kullanılmak suretiyle,
…
işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
30. 5237 sayılı Kanun’un 29. Maddesi şöyledir:
“Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddetveya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmışmüebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir.Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.“
31. 5237 sayılı Kanun’un 62. Maddesi şöyledir:
“(1) Fail yararına cezayı hafifletecek takdirinedenlerin varlığı halinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine,müebbet hapis; müebbet hapis cezası yerine, yirmibeşyıl hapis cezası verilir. Diğer cezaların altıda birine kadarı indirilir.
(2) Takdiri indirim nedeni olarak, failingeçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindekidavranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlargöz önünde bulundurulabilir. Takdiri indirim nedenleri kararda gösterilir.
32. 5237 sayılı Kanun’un 53. Maddesi şöyledir:”
(1) Kişi, kasten işlemiş olduğu suçtan dolayıhapis cezasına mahkûmiyetin kanuni sonucu olarak;
a) Sürekli, süreli veya geçici bir kamugörevinin üstlenilmesinden; bu kapsamda, Türkiye Büyük Millet Meclisiüyeliğinden veya Devlet, il, belediye, köy veya bunların denetim ve gözetimialtında bulunan kurum ve kuruluşlarca verilen, atamaya veya seçime tabi bütünmemuriyet ve hizmetlerde istihdam edilmekten,
b) Seçme ve seçilme ehliyetinden (…)
c) Velayet hakkından; vesayet veya kayyımlığaait bir hizmette bulunmaktan,
d) Vakıf, dernek, sendika, şirket, kooperatifve siyasi parti tüzel kişiliklerinin yöneticisi veya denetçisi olmaktan,
e) Bir kamu kurumunun veya kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşunun iznine tabi bir meslek veya sanatı, kendisorumluluğu altında serbest meslek erbabı veya tacir olarak icra etmekten,
Yoksun bırakılır.
…
5) Birinci fıkrada sayılan hak ve yetkilerdenbirinin kötüye kullanılması suretiyle işlenen suçlar dolayısıyla hapis cezasınamahkûmiyet halinde, ayrıca, cezanın infazından sonra işlemek üzere, hükmolunancezanın yarısından bir katına kadar bu hak ve yetkinin kullanılmasınınyasaklanmasına karar verilir. Bu hak ve yetkilerden birinin kötüye kullanılmasısuretiyle işlenen suçlar dolayısıyla sadece adlî para cezasına mahkûmiyethalinde, hükümde belirtilen gün sayısının yarısından bir katına kadar bu hak veyetkinin kullanılmasının yasaklanmasına karar verilir. Hükmün kesinleşmesiyleicraya konan yasaklama ile ilgili süre, adlî para cezasının tamamen infazındanitibaren işlemeye başlar.
…”
33. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza MuhakemeleriKanunu’nun 231. Maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:
“…
(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılanyargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veyadaha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmünaçıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümlersaklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkındabir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.
(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasınakarar verilebilmesi için;
a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûmolmamış bulunması,
b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ileduruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suçişlemeyeceği hususunda kanaate varılması,
c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamununuğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyletamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasınıngeri bırakılmasına karar verilmez.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
34. Mahkemenin 28/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucularınİddiaları
35. Başvuruculardan;
i. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş, polis memurlarıtarafından ciddi şekilde darbedildiklerini ve bununsağlık raporlarıyla sabit olduğunu, ancak yapılan yargılama sonucunda sanıklarhakkında caydırıcı bir cezaya hükmedilmeyip hükmün açıklanmasının geribırakılması kararı verildiğini,
ii. Aycan Araş, polis memurlarınınkendisine tokat attığını ve sağlık raporuyla tespit edilen şekilde sağ elbileğinde yaralama meydana gelecek şekilde şiddet gördüğünü, ancak yapılanyargılama sonucunda anılan fiiller yönünden sanıkların beraatinehükmedildiğini,
iii. Ahmet Araş, polis memurlarınınkafasına copla vurduklarını, buna karşın yapılan yargılamada kendisine karşıişlenen fiiller yönünden polis memurları hakkında beraat kararı verildiğini,annesine, babasına ve abisine gözünün önünde şiddet uygulandığını, olaynedeniyle yaşadığı ruhsal travmanın sağlık raporuyla sabit olduğunu belirtmişve başvurucular, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasında koruma altınaalınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
B. Değerlendirme
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Aycan Araş ve Ahmet Araş’ın Darbedildiğine İlişkin İddia
36. Anayasa’nın 17. Maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
37. Başvuruculardan Aycan Araş, polismemurlarının kendisine tokat attığını ve sağlık raporuyla tespit edilen ve sağel bileğinde yaralama meydana gelecek şekilde şiddet gördüğünü, Ahmet Araş ise polis memurlarının kafasına copla vurduğunu ilerisürmüştür.
38. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırıolarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabitutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın17. Maddesi –“Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili birresmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §25).
39. Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini temin adınasoruşturma makamlarının somut olayı aydınlatabilecek, sorumluların tespitineyarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekmektedir. Soruşturmada somut olayıveya sorumlu kişilerin ortaya çıkarılması imkânını zayıflatan bir eksiklik,etkili soruşturma yürütme kuralıyla çelişme riski taşır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 57). AnayasaMahkemesinin, Anayasa’nın 17. Maddesi uyarınca yaşam hakkına ilişkinsoruşturmalar açısından kabul ettiği ve anılan maddenin 3. Fıkrası uyarıncaişkence ve kötü muamele yasağına ilişkin soruşturmalar açısından da benzerşekilde uygulanabilecek ilkeler çerçevesinde yetkililerce tanıklarınifadelerinin alınması, bilirkişi incelemeleri ve sağlık raporları gibi sözkonusu olaylarla ilgili kanıtların elde edilmesi için soruşturma konusu olayıngerektirdiği mümkün olan tüm tedbirlerin alınması; soruşturma sonucunda alınankararın soruşturmada elde edilen tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsızbir analizine dayalı olmasını gerekmektedir (CemilDanışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99; Turan Uytun ve Kevzer Uytun, B. No:2013/9461, 15/12/2015, § 73).
40. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedekiinceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratikgerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanınetkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturmaişlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:2013/4668, 16/9/2015, § 68).
41. Anayasa’nın 17. Maddesi gereğince yürütüleceksoruşturmalarda, soruşturma makamlarının olayın gelişimine ve delillerin eldeedilmesine ilişkin her türlü iddiayı ve talebi karşılama zorunluluğubulunmamaktadır. Soruşturma kapsamında yürütülecek soruşturma işlemlerininbelirleyicisi, yetkili soruşturma makamlarıdır. Soruşturma makamları, her birsomut olayın koşullarını ayrıca değerlendirerek makul olan bir yöntembelirleyecektir (Yavuz Durmuş ve diğerleri, B.No: 2013/6574, 16/12/2015, § 62).
42. Somut olayda, başvurucuların polis memurları tarafından darbedildikleri yönündeki iddiası karşısında BeyoğluCumhuriyet Başsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmış, olayınüzerinden iki tam gün geçmeden başvurucular hakkında adli muayene raporualdırılmıştır. Anılan raporlarda, Aycan Araş’ın sağel bileğinde yara tespit edilirken Ahmet Araş’ınbaşında ağrı şikâyeti dışında fiziksel bir yaralanma tespit edilmemiştir.
43. Şikâyet hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmaaşamalarında müşteki ve tanık anlatımları ile şüpheli beyanlarına başvurulmuş;sağlık raporları da değerlendirilerek bu başvuruculara karşı yaralama suçununişlendiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak yeterli, kesin ve inandırıcı delilelde edilememesi nedeniyle sanıkların bu suç yönünden beraatlarinekarar verilmiştir.
44. Aycan Araş kendisine tokatatıldığını ve sağ el bileğinin yaralanmasına sebebiyet verecek şekilde şiddetgördüğünü beyan etmiştir. Başvurucunun sağlık raporunda, tokat atıldığıiddiasını karşılayacak bir bulgu tespit edilemediği gibi başvurucu sağ elbileğinin nasıl ve hangi eylem neticesinde yaralandığına ilişkin nedensellikbağı kurulabilmesini sağlayacak bir açıklamada da bulunmamıştır.
45. Ahmet Araş ise başına coplavurulduğunu ileri sürmüş, ancak yine olayın üzerinden iki tam gün geçmedenaldırılmış olan sağlık raporunda bu yönde bir bulguya rastlanmamıştır.Başvurucunun anılan sağlık raporuna itiraz ettiğine ilişkin bir veri debulunmamaktadır.
46. Başvurucuların soruşturma ya da kovuşturma aşamasında,toplanmasını talep ettikleri bir delilin toplanmadığı, aşamalara etkilikatılımlarının sağlanmadığı, toplanan delillere itiraz etme şansı bulamadıklarıgibi bir iddiaları da bulunmamaktadır.
47. Soruşturma ve kovuşturma aşaması bir bütün olarakincelendiğinde, başvurucuların anılan iddialarına yönelik olarak CumhuriyetBaşsavcılığınca özenli bir araştırmanın yürütüldüğü; ancak, her türlü şüphedenuzak yeterli, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği anlaşılmaktadır.
48. Somut olayın özellikleri değerlendirildiğinde yürütülensoruşturmanın etkisiz olduğu ya da soruşturma kapsamında birtakım başkatedbirlere başvurulması hâlindefarklı bir sonucaulaşılabileceği yönünde bir değerlendirme yapmak mümkün görülmemiştir.
49. Açıklanan nedenlerle başvurucular Aycan Araşve Ahmet Araş’ın anılan iddiaları yönünden birihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Ahmet Araş’ın Ailesinin DarbedilmesiNedeniyle Ruhsal Olarak Zarar Gördüğüne İlişkin İddia
50. Başvurucu Ahmet Araş, ailesine gözününönünde şiddet uygulandığını, olay nedeniyle yaşadığı ruhsal travmanın sağlıkraporuyla sabit olduğunu belirtmiştir.
51. Başvurucunun bizzat kendisine yönelik olmayan bir eylemnedeniyle ruhsal olarak zarar gördüğüne yönelik iddiasının incelenmesindeöncelikle mağdur sıfatının bulunup bulunmadığı yönünde bir değerlendirmeyapılması gerekmektedir.
52. Anayasa’nın 148. Maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındakiherhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla AnayasaMahkemesine başvurabilir…”
53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. Maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Herkes, Anayasada güvence altına alınmıştemel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ekTürkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücütarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”
54. 6216 sayılı Kanun’un “Bireyselbaşvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. Maddesinin (1)numaralı fıkrası şöyledir:
“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığıileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkıdoğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”
55. 6216 sayılı Kanun’un 46. Maddesinde kimlerin bireyselbaşvuru yapabileceği sayılmış olup anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına görebir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temelön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar, başvuruya konuedilen ve ihlale yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya daihmalinden dolayı başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, buihlalden dolayı “kişisel olarak” ve “doğrudan” etkilenmiş olması ve bunlarınsonucunda başvurucunun kendisinin mağdur olduğunu ileri sürmesidir (Fetih Ahmet Özer, B. No: 2013/6179,20/3/2014, § 24).
56. Bireysel başvuruda “mağdur” kavramı, davada menfaat veyadava ehliyeti gibi kurallardan bağımsız bir şekilde yorumlanır. Ayrıca mağdurkavramının yorumu, günümüzde toplumun koşulları ışığında değişime tabi olup bukavram aşırı biçimcilikten uzak bir şekilde uygulanmalıdır (Mahmut Tanal Başvurusu (2), B. No:2014/11438, 24/7/2014, § 20).
57. Bir kişinin başka bir kişinin haklarının ihlal edilmesindendolayı kendisinin doğrudan doğruya etkilendiğini ileri sürmesi mümkündür (Kurt/Türkiye, B. No: 24276/94, 25/5/1998).Bununla birlikte bu yönde bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucununsadece mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden doğrudanetkilendiği yönünde somut birtakım veriler sunması gerekmektedir.
58. Somut olayda başvurucu Ahmet Araş,ailesine gözünün önünde şiddet uygulandığını ve bu olaydan ruhsal olaraketkilendiğini belirterek bu yöndeki bir sağlık raporunu dosyaya sunmuştur.Başvurucunun, şikâyetçi olduğu olay nedeniyle mağdur olduğu iddiasına ilişkinolarak sunduğu somut veriler değerlendirildiğinde olaydan kişisel olarak vedoğrudan etkilendiğinin ve mağdur statüsüne sahip olduğunun kabulü gerekir.
59. Açıklanan nedenlerle açıkça dayanaktan yoksun olmadığı vekabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden debulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna kararverilmesi gerekir.
c. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın Darbedildiğine İlişkinİddia
60. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanbaşvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
61. Anayasa’nın 17. Maddesinin birinci ve üçüncü fıkralarışöyledir:
“Herkes, … maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına sahiptir.
…
Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimseinsan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”
62. Başvurucular, polis memurları tarafından gerçekleştirilendarp eyleminin sabit olduğunu, ancak sanıklar hakkında caydırıcı bir cezayahükmedilmeyip haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararıverildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüşlerdir.
63. Bakanlık görüşünde, ilk derece mahkemesinin başvuruculardaoluşan yaralanmanın şiddeti, sanıkların kasta dayalı kusurlarının yoğunluğu vemeydana gelen zararın ağırlığı nedeniyle alt sınırdan uzaklaşarak ceza tayinettiği, ayrıca İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulunca aynı polismemurları hakkında altı ay kısa süreli durdurma cezası verildiği, suç ile cezaarasında orantısızlık olup olmadığı konusundaki takdirin Anayasa Mahkemesineait olduğu ifade edilmiştir.
64. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin, devletin negatif vepozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve usul boyutlarıbakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif yükümlülüğübireyleri işkence, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye ya da cezaya tabitutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük hem bireyleri bu türmuamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir soruşturmayoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma yükümlülüğü)içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatifyükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün ikiunsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.
a. Anayasa’nın 17.Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genel İlkeler
65. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirmehakkı Anayasa’nın 17. Maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddeninbirinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında dakimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiylebağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.
66. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma vegeliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin buhakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilenşekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamasınıgerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı göstermeyükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (CezmiDemir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).
67. Anayasa’nın 17. Maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıcadevletin, -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerinmaddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğerbireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklerekarşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevivarlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 51).
68. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerinişkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleyemaruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Anılanyükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuataracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Korumadoğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muameletehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamalarıdurumunda devletin, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrası anlamındasorumluluğu ortaya çıkabilecektir (CezmiDemir ve diğerleri, § 82).
69. Tüm adli kovuşturmaların, mahkûmiyet veya belirli bir hükümalma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birliktemahkemeler hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve ruhsalbütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına; af ya da zamanaşımınauğramasına izin vermemelidirler. Adli makamların yetki alanları kapsamındakikişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak üzereçıkarılan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım uygulamaktakararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza arasında açık birorantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin, kişilerin fizikselve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla koruma hususundakipozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77).
70. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncüfıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmışolması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğinaşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarakdeğerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsaletkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önemtaşımaktadır (Tahir Canan, § 23).Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve ardındaki saik deeklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği durumdameydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).
71. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme)tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki etkisi gözetilerek derecelendirilmişve farklı kavramlarla ifade edilmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 17. Maddesininüçüncü fıkrasında geçen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğugörülmektedir. Bir muamelenin “işkence” olarak nitelendirilipnitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için anılan fıkrada geçen “eziyet” ve“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile işkence arasındakiayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın Anayasa tarafından, özellikle çok ağırve zalimane acılara neden olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel durumaişaret etmek ve bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiği ve anılanifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”,“eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlamtaşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir vediğerleri, § 84).
72. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi vemanevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlıkDışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş MilletlerSözleşmesi’nin 1. Maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acıveya ızdırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt”unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir vediğerleri, § 85).
73. “İşkence” seviyesine varmayan fakat yine de öncedentasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmayaveya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olaninsanlık dışı muameleler “eziyet” olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydanagelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunanacının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak “eziyet”te,ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusundayapılması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötüşartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iadeetme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yokedilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğukorku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa’nın 17. Maddesininüçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).
74. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekildekendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veyamağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeyesürükleyen aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insanhaysiyetiyle bağdaşmayan” muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada “eziyet”ten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele,fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etkioluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, §89).
75. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunubelirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içindedeğerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcıve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazıdurumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötümuamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya daalçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacınbelirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamelehem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayanmuamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı yada aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle bağdaşmayan heraşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Tutulmakoşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devletgörevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerinkarşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirmeiçirme gibi aşağılayıcı muameleler “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muameleolarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir vediğerleri, § 90).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
Mehmet Şah Aras ve SerhedAraş Yönünden
76. Başvuru konusu olay, polis memurları tarafından darbedildiklerini ileri süren başvurucuların işkence vekötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
77. Somut olayda, çöp arabasının trafiği engellemesi nedeniylepolis memurlarından yolu açmalarını isteyen başvurucular ile anılan polismemurları arasında birtakım olaylar yaşanmıştır. Başvurucular, polis memurlarıtarafından ciddi şekilde darbedildiklerini ilerisürmektedirler. Polis memurları ise hiçbir aşamada, anılan olaylarakarıştıklarını kabul etmemişlerdir.
78. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarında polis memurlarına aitgörev çizelgeleri toplanmış ve başvuruculara fotoğraftan ilgili polismemurlarının teşhisi yaptırılmış; şüpheli ifadelerine, tanık ve müştekibeyanlarına başvurulmuş; sağlık raporları temin edilmiştir.
79. Başvurucular ile polis memurları arasında birtakım olaylarınyaşanmış olduğu tanık anlatımıyla desteklenmiş (bkz. § 21) ,olay tarihinde ve olaydan iki gün sonra alınan sağlık raporlarındabaşvurucularda ciddi yaralanmalar tespit edilmiştir (bkz. §§ 13,15).
80. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılamada,dosya kapsamındaki deliller değerlendirilerek başvurucu Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın polis memurları tarafından darbedildiklerisabit görülmüştür.
81. Sanık polis memurlarının olay günü ve saatindebaşvurucuların tarif ettiği minibüs tarzı bir ekip arabasıyla bölgede görevyaptıklarının sabit olduğu, başvurucuların olay günü ve saatinde polis memurlarıile aralarında tartışma yaşandığının tanık anlatımıyla doğrulandığı vebaşvurucuların sağlık raporlarıyla tespit edilen yaralanmalarıdeğerlendirildiğinde İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kabulündenayrılmayı gerektirir bir durum tespit edilmemektedir.
82. Başvuruya konu olayın meydana geliş şeklideğerlendirildiğinde başvurucular hakkında uygulanan bir adli işlem bulunmamasıve sanık polis memurlarının başvuruculara karşı kuvvet kullanmalarınıgerektirecek bir durumun olduğu yönünde iddiaları bulunmadığı dadeğerlendirildiğinde kuvvet kullanımında sınırın aşılması değerlendirmesiyapılmaksızın Anayasa’nın 17. Maddesi kapsamında devletin negatif yükümlülüğüneaykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır. Başvurucuların maruz kaldığı eyleminsüresi, amacı, etkisi ve sonuçları birlikte değerlendirildiğinde eylemin eziyetolarak nitelendirilebileceği tespit edilmektedir.
83. Somut olayda anılan eylem nedeniyle ceza kovuşturmasıyürütüldüğü dikkate alındığında bu durumun başvurucular açısından yeterli veetkili bir telafi imkânı sunup sunmadığının, diğer bir ifade ile yargılamasonucunun mağdur sıfatını ortadan kaldırıp kaldırmadığının incelenmesigerekmektedir. Her ne kadar şahsi cezai mesuliyete ilişkin konulara değinmek yada kişilerin suçlu olup olmadıklarına yönelik karar vermek Anayasa Mahkemesiningörevi kapsamında değil ise de kamu görevlilerinin işledikleri kötü muamelesuçları için yapılan uygulamalara ilişkin olarak suçun ağırlık derecesi ileverilen ceza arasında açık bir orantısızlığın bulunduğu durumlarda AnayasaMahkemesinin anayasal denetim yapma görevi bulunmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 76).
84. Usul boyutuna ilişkin olarak yapılacak incelemenin konusuolmakla birlikte bu aşamada, mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığınıntespiti açısından gerekli olduğu kadarıyla başvurucu açısından yeterli veetkili bir telafi sağlanıp sağlanmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.Devletin negatif yükümlülüğüne aykırı eylemlerde bulunduğu tespit edilen dörtsanık hakkında her iki başvurucuya karşı işlenen suçlar için ayrı ayrı olmaküzere 5 ay 18 gün hapis cezası tayin edilmiş, hükmün açıklanmasının geribırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca anılan dört kamu görevlisi hakkındadisiplin soruşturması yürütüldüğü ve kamu görevlilerine altı ay kademeilerlemesinin durdurulması disiplincezası verildiği anlaşılmaktadır.
85. Başvurucuların sağlık raporlarında tespit edilenyaralanmaları ve eylemin niteliği dikkate alındığında kurulan hükmün, sanıklarhakkında hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geribırakılması kurumunun uygulanmasının ve altı ay kısa süreli durdurma cezasınahükmedilmesinin sanıklar açısından caydırıcılık ve başvurucular açısındanetkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı ve sonuç olarak başvurucularınmağdur sıfatının devam ettiği anlaşılmaktadır.
86. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinde güvencealtına alınan eziyet yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.
Ahmet Araş Yönünden
87. Başvurucu; ailesinin gözünün önünde darbedilmesinedeniyle ruhsal travma yaşadığını, yaşadığı travmanın sağlık raporuyla tespitedildiğini belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
88. Başvurucu hakkındaİstanbulÜniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim DalıBaşkanlığından alınan 12/1/2010 tarihli ve 2010/49 sayılı raporda mood anksiyöz hafif depresif afekti kaygılı, düşünce içeriğinde olaya bağlı korku,kaygı, uykusuzluk, çabuk sinirlenme, dikkatini toparlayamama, olayın olduğuyerden kaçınma, olayla ilgili düşünceler tespit edilmiştir.
89. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), ciddi insan hakkıihlallerinin aile üyeleri üzerindeki psikolojik etkisini kabul etmekle birliktekurbanın yakınları için işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında ayrı birdeğerlendirme yapılabilmesi için anılan etkiyi ihlalin kendisinden kaynaklanankaçınılmaz duygusal acının ötesine taşıyan birtakım özel faktörlerin söz konusuolması gerektiğini vurgulamıştır (Salakhov ve Islyamova/Ukrayna, B. No: 28005/08, 14/06/2013,§ 199).
90. Somut olayda başvurucunun olay tarihinde 14 yaşında olması,darp eyleminin büyük kısmının başvurucunun önünde olmak üzere önce sokakta dahasonra ekip arabasının içinde henüz araç hareket etmeden gerçekleştirildiğininileri sürülmesi ve dosya kapsamında bunun aksine bir bulgu yer almaması, babave ağabeyin sağlık raporlarında tespit edilen yaralanmalarının boyutu birliktedeğerlendirildiğinde başvurucunun önünde aile bireylerine karşıgerçekleştirilen eylemin başvurucu üzerinde yarattığı korku ve elem derecesininasgari ağırlık düzeyini aştığı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele olaraknitelenebileceği sonucuna varılmıştır.
91. Yürütülen ceza soruşturmasının başvurucu açısından yeterlive etkili bir telafi imkânı sunup sunmadığına ilişkin olarak yapılacakdeğerlendirmede yukarıdaki tespitten (bkz. §§ 82-84) ayrılmayı gerektirir birhusus tespit edilmemekte, sanıklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasıkurumunun uygulanmasının ve altı ay kısa süreli durdurma cezasınahükmedilmesinin etkili giderim sağlayacak yeterlilikte olmadığı, sonuç olarakbaşvurucunun mağdur sıfatının devam ettiği anlaşılmaktadır.
92. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinde güvencealtına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğinekarar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.
b. Anayasa’nın 17.Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia
i. Genel İlkeler
93. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkıkapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usul boyutu da bulunmaktadır. Bu usulyükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve ruhsalsaldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsacezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmekdurumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırılarıönleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamugörevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumluluklarıaltında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).
94. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukukaaykırı olarak ve Anayasa’nın 17. Maddesini ihlal eder biçimde bir muameleyetabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlindeAnayasa’nın 17. Maddesi –“Devletin temel amaç ve görevleri” kenarbaşlıklı 5. Maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- etkili birresmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumlularınbelirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkünolmazsa anılan madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecekve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarakkontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkünolacaktır (Tahir Canan, § 25).
95. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturmatürünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkinyükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olaraktespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydanagelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. Maddesigereğince devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumlularıntespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezaisoruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülenidari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, buhak ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterlideğildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,§ 55).
96. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi vemanevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasınıve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu vediğerleri, § 56).
97. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine vecezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturmamakamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumlularıntespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötümuamele iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli birşekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olgularıciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarınıtemellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalı; bu kapsamdadiğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistikbilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak içinalabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).
98. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedekiinceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratikgerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiğibakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemlerlistesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir. Bununlabirlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen tümbulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir (Fahriye Erkek ve diğerleri, § 68,69)
99. Bu tür olaylarla ilgili cezai soruşturmaların etkililiğinisağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi pratikte de hesapverilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının kamu denetimineaçık olmasıdır. Buna ilave olarak her olayda, mağdurların meşru menfaatlerinikorumak için bu sürece etkili bir şekilde katılmaları sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).
100. Yetkililer resmî şikâyet yapılır yapılmaz hareketegeçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile işkence veya kötü muamele olduğunugösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda soruşturma açılması sağlanmalıdır.Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması, kamu denetimine tabi olarak özenli,süratli, bağımsız biçimde yürütülmesi ve bir bütün olarak etkili olması gerekir(Tahir Canan, § 25).
101. Kamu görevlileri tarafından yapılan işkence ve kötü muameleiddiaları hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadansorumlu ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsızolmalıdır. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsalbağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir(Cezmi Demir ve diğerleri, §117).
102. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılansoruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyensebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötümuameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukukaaykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesininengellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi vekamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanınazami hız ve özenle yürütülmesi gerekir (CezmiDemir ve diğerleri , § 119).
103. AİHM, bir devlet görevlisinin işkence veya kötü muameleylesuçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun amaçlarıçerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm verme sürecinin zamanaşımınauğramamasının ve genel af veya affın mümkün kılınmamasının büyük önemtaşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması veya davası sürengörevlinin görevinin askıya alınmasının ve şayet hüküm alırsa meslekten menedilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,2/11/2004, § 55).
104. Anayasa’nın 17. Maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevivarlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkilibir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerinisağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılmasıyükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetleya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancakusul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyleorantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015,§ 105).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
105. Somut olayda başvurucuların şikâyeti üzerine CumhuriyetBaşsavcılığı tarafından derhâl soruşturma başlatılmış, soruşturma kapsamındabaşvurucuların sağlık raporları aldırılmış, fotoğraftan teşhis ve görevçizelgelerinin temini yoluyla şüpheliler tespit edilmiş, müşteki ve tanıkbeyanları ile şüpheli ifadeleri alınmış, şüpheliler hakkında kamu davasıaçılmıştır.
106. Kovuşturma aşamasında müşteki ve tanık beyanları ile sanıkifadeleri alınmış, başvurucuların önceki sağlık raporları değerlendirilerekkesin sağlık raporları aldırılmış ve dört sanık hakkında tahrik altında kamugörevlisinin sahip olduğu nüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu işledikleri sabit görülerek ikibaşvurucuya karşı işlenen eylemler için ayrı ayrı olmak üzere 5 ay 18 gün hapiscezası ile üç ay süreyle kamu görevi hak ve yetkilerinin kullanımındanyasaklanmalarına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.
107. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında, maddi olayın ortayaçıkarılması ve sorumluların tespiti için özenli bir inceleme yapılmış olduğutespit edilmekle birlikte, başvurucuların dört polis memuru tarafından ciddişekilde darbedildiğinin sabit görülmesine rağmenhükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
108. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygunaraçların kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai olarakmutlaka belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek olmaklabirlikte mahkemelerin hukuku, sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacakşekilde uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğininsağlanamadığı sonucuna varılabilecektir.
109. Somut olayda yürütülen yargılamanın sonucunda verilenhükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, kamu görevlileri hakkında tespitedilen eylemin niteliği ve başvurucuların sağlık raporlarıyla tespit edilendurumları bir bütün olarak değerlendirildiğinde soruşturmanın etkinliğininsağlanmasının koşullarından biri olan sorumluların fiilleriyle orantılı cezaalmaları koşulunun yerine getirilmediği ve cezasızlık sonucunun doğduğuanlaşılmaktadır.
110. Başvuruya konu olaya ilişkin kişiyi hürriyetinden yoksunkılma suçu yönünden yargılamanın devam ettiği tespit edilmektedir. Her ne kadarkötü muamele iddialarına ilişkin yapılan incelemede, suç vasıflandırmalarındanbağımsız olarak olayın bir bütün olarak değerlendirilmesinden hareketle aynıolaya ilişkin yargılama sonucunun usul yükümlülüğü yönünden dikkate alınmasıgerektiği tespit edilmekte ise de 2008 yılında gerçekleşen eylem yönünden devametmekte olan yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle yargılamanın etkiligiderimin sağlanması yönünden etkiliolmadığısonucuna ulaşılmıştır.
111. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncüfıkrasının öngördüğü, devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğününihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
Serdar ÖZGÜLDÜR farklı gerekçe ile bu görüşe katılmıştır.
3. 6216 Sayılı Kanun’un50. Maddesi Yönünden
112. 6216 sayılı Kanun’un 50. Maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
113. Başvurucular, Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasındakoruma altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlali nedeniyle yenidenyargılama yapılması ve her biri için 200.000 TL manevi tazminata hükmedilmesitalebinde bulunmuşlardır.
114. Yapılan inceleme sonucunda başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş yönünden eziyet yasağının, Ahmet Araşyönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden ihlaledildiği, başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş ve Ahmet Araş yönünden ise Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncüfıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlaledildiği sonucuna varılmıştır.
115. İhlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yenidenyargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yenidenyargılama yapılmak üzere İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
116. Manevi zararları karşısında başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın her biri için net 15.000 TL, başvurucu Ahmet Araş için net 7.000 TL manevi tazminat ödenmesine kararverilmesi gerekir.
117. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 433 TL harç ve 1.800 TLvekâlet ücretinden oluşan toplam 2.233 TL yargılama giderinin başvurucularMehmet Şah Araş, Serhed Araş ve Ahmet Araş’a müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Aycan Araş ve Ahmet Araş’ın darbedilmeleri nedeniyleAnayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkiniddialarının açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Ahmet Araş’ın ailesinin darbedilmesinedeniyle Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkiniddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
3. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın darbedilmeleri nedeniyleAnayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkiniddialarının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. 1. Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın Anayasa’nın 17. Maddesininüçüncü fıkrasında güvence altına alınan eziyet yasağının maddi yönden İHLALEDİLDİĞİNE,
2. Ahmet Araş’ın Anayasa’nın 17. Maddesinin üçüncü fıkrasındagüvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddiyönden İHLAL EDİLDİĞİNE,
3. Mehmet Şah Araş, Serhed Araşve Ahmet Araş yönünden Anayasa’nın 17. Maddesininüçüncü fıkrasında öngörülen devletin etkili soruşturma yapma usulyükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 20. Ağır CezaMahkemesine GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucular Mehmet Şah Araş ve Serhed Araş’ın her birine net15.000 TL, başvurucu Ahmet Araş’a net 7.000 TL manevitazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 433 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.233 TL yargılama giderinin başvurucular Mehmet Şah Araşve Serhed Araş ve Ahmet Araş’a MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,28/9/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
DEĞİŞİK GEREKÇE
Bireysel başvuruya konu somut olayda, geceleyin iş yerinikapatan ve araçlarıyla eve dönmekte olan ailenin (baba, ana ve iki çocukları),yolu kapatan çöp kamyonunun yolu boşaltması konusunda çıkan tartışmada, olaymahallinden geçmekte olan araçlı polis ekibinin müdahalesi sırasında derecemahkemelerinin kabulüne göre başvurucu babanın polis memurlarına saldırmasıüzerine, başvurucuların (baba ve büyük oğlunun) polis aracına alınması ve yoldacopla darp edilmesi, akabinde serbest bırakılması fiillerinin ne şekildenitelendirilmesi gerektiği önem taşımaktadır.
İlk derece mahkemesiolayın işkence suçunu oluşturmadığına ilişkin şu tespitte bulunmuştur:
"... Sanıkların katılanları kendilerine karşı, görevleriniyaptırmamak için direnmeleri nedeniyle yakaladıkları ve araca aldıkları, bellibir suça ilişkin ikrar ve sair delil elde etmek amaçlarının bulunmadığı,katılanların özür dilemeleri üzerine serbest bırakılmalarının bunu gösteren enönemli olgu olduğu, sanıkların eylemlerinin, katılanların kendilerinesaldırmaları şeklindeki haksız eylemleri sonrasında çok kısa zaman içindekatılanları copla yaralamaları ve serbest bırakmaları şeklinde gerçekleştiğidikkate alındığında, süreklilik arz etmediği, ani olarak gelişip sona erdiğianlaşılmaktadır..."
İlk derece Mahkemesi,sanık polislerin eylemlerinin, tahrik altında kamu görevlisinin sahip olduğunüfuzu kötüye kullanmak suretiyle silahla yaralama suçunu oluşturduğukanaatiyle, neticeten sanık polis memurlarına 5'er ay 18'er gün hapis cezasıtayin etmiş ve bu sonuç ceza hakkında CMK'nun 231.maddesi uyarınca "Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması" (HAGB)kararı tesis edilmiş ve bu hüküm beraat kararı yönünden Yargıtaycaonanmak suretiyle, HAGB bakımından da itirazın reddi suretiyle kesinleşmiştir.
Sanık polislerin bu darpfiilleri nedeniyle haklarında idarece yürütülen disiplin soruşturması sonunda,dört polis memuru hakkında 6 ay süreyle kademe ilerlemesinin durdurulmasıdisiplin cezası ile tecziyeleri yoluna gidilmiştir.
AİHM'nin 3 Temmuz 2012tarih ve 32051/09 sayılı "Taylan - Türkiye" kararında, işkencefailleri hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, HAGB suretiyle ferdileştirilmesi halinde, failleri cezasız kalmış olmalarınedeniyle yaptırımın etkisiz kaldığı sonucuna vararak AİHS'nin 3. maddesininusul bakımından ihlâl edildiğine hükmetmişse de; bireysel başvuruya konu somutolayda sanık polis memurları işkence suçundan hüküm giymedikleri gibi, ilkderece mahkemesinin cezanın ferdileştirilmesindesahip olduğu takdir yetkisini kullanarak, bir başka suçtan tesis ettiği cezahakkında HAGB kararı vermesinde de yasalara ve Anayasa'ya aykırı bir hususbulunmamaktadır. Kaldı ki sanıklar hakkında ayrıca etkili bir disiplin cezasıda tayin edilmiştir. HAGB kararı bakımından da 5 yıl içinde bir başka suçişlenmesi halinde cezanın infazı yoluna gidileceği tabiidir. Bu mahiyetiitibariyle de bu ferdileştirmenin etkisiz olduğusöylenemez. Dolayısıyla, anılan AİHM kararının somut başvuruya emsal teşkiletmesi düşünülemez.
Ne var ki her halükârdaortada polis memurlarının başvuruculara karşı işledikleri ve asla hoşgörülmeyecek darp fiillerinin mevcudiyeti karşısında, Anayasa'nın 17.maddesinin ihlâlinin sözkonusu olduğuanlaşılmaktadır.
Varılan sonuca bu değişikgerekçeyle katılıyorum.
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR