TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET DAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/7947)
Karar Tarihi: 8/12/2016
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Nuri NECİPOĞLU
Kadir ÖZKAYA
Rıdvan GÜLEÇ
Raportör Yrd.
:
Tuğba YILDIZ
Başvurucu
:
Mehmet DAŞ
Vekili
:
Av. Mustafa ROLLAS
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, terör olaylarından dolayı köyü terk etmeye mecburkalınması nedeniyle 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve TerörleMücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılanbaşvurunun kısmen kabul edilmesi ve idare ile sulhnameimzalanması akabinde başvurunun kabul edilmeyen kısmı için açılmış olan davanınreddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davayailişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması ve makul süredesonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiiddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru, 2/6/2014 tarihinde İzmir Bölge İdare Mahkemesivasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bireksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.
3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/1/2015 tarihinde,başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına kararverilmiştir.
4. Bölüm Başkanı tarafından 16/11/2016 tarihinde, başvurununkabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına kararverilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
A. Olaylar
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
7. Başvurucu, Mardin ili Ömerli ilçesi Çimenlik köyünde ikametetmekteyken1990 yılında yoğun yaşanan terör olayları nedeniyle köyünü terketmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.
8. Başvurucu 11/7/2005 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamınagiren zararlarının karşılanması talebiyle Mardin Valiliği Zarar TespitKomisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.
9. 6/8/2007 tarihli ve 2007/4-7126 sayılı Komisyon kararında,yapılan müracaatın incelenmesi sonucu 4/10/2004 tarihli ve 2004/7955 sayılı Yönetmelik'tebelirtilen şartlara uygun olması nedeniyle başvurucuya kavak ağacı için 4.500TL, kıraç arazi için 5.100 TL, asma bağ için 21.000 TL -taşınır ve taşınmazlarnedeniyle-toplam 30.600 TL ödenmesine; diğer taleplerin reddine kararverilmiştir.
10. Komisyon kararının akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesigereğince davet yazısı ile birlikte imzalanmak üzere sulhnameörneği başvurucu vekiline gönderilmiştir.
11. “Yukarıda ayni/nakdiolarak belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonuntespitine esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamının karşılanmışolduğunu kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname 1/11/2007 tarihinde başvurucu vekili tarafındanimzalanmıştır.
12. Komisyon kararında hükmedilen miktarın gerçek zararıkarşılamadığından bahisle başvurucu tarafından Mardin İdare Mahkemesinde davaaçılmıştır.
13. Mardin İdare Mahkemesinin 27/2/2009 tarihli ve E.2007/2682,K.2009/303 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. Kararıngerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:
“…Sulhname, bir uyuşmalığın taraflarının, karşılıklı irade beyanlarınıortaya koyarak ve fedakarlıklarda bulunarak aralarındaki anlaşmazlığı, bir dahadava konusu olmayacak biçimde ortadan kaldırmalarını amaçlayan bir hukukmüessesesidir. Yani sulhname karşılıklı iradebeyanıyla uzlaşmayı sağlayarak, uyuşmazlığı idari aşamada çözen belgeniteliğindedir. Başvurucu, 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini gereken zararının sulhnamede gerçekten giderimininsağlanıp sağlanmadığını belirledikten sonra sulhnameyikabul edecektir. Kabul etmemesi halinde ise Yasanın 12. maddesinde öngörülenusulle uyuşmazlık tutanağı düzenlenecektir. Daha sonra başvurucunun sulhnamede belirtilen zarar kalemlerine karşı yaptığıitiraz ve açtığı dava sulhnameyi sakatlamayacaktır.
Olayda, davacının 5233 sayılı Kanun uyarıncatazmini gereken zararları tespit edilerek idare ve davacı arasında anlaşmasağlanıp sulhname imzalanmış ve sulhnamedede davacı tarafından komisyon tespitine esas olan olayla ilgili uğradığı zararlarıntamamının karşılandığı kabul edilmiştir. Bu nedenle davacının sulhnamede belirtilen zarar kalemleri arasında ev veeklentileri ile arazi zararlarının bulunmadığı iddiasıyla açılan iş bu davanınreddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır..."
14. Temyiz üzerine Danıştay OnbeşinciDairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2011/6942, K.2013/3421 sayılı ilamı ilehükmün onanmasına karar verilmiştir.
15. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 22/1/2014 tarihli veE.2013/13418, K.2014/46 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.
16. Ret kararının 6/5/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedildiği ve 2/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşılmaktadır.
B. İlgili Hukuk
17. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,geçici 4. maddeleri (Celal Demir,B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§15-21, 23).
18. 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi şöyledir:
“Komisyon, doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci maddeye göre belirlenen zararı, 9uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindekinakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göremahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan zararı sulh yoluylakarşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte haksahibine tebliğ edilir.
Davet yazısında hak sahibinin sulhnametasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi veya yetkili birtemsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhnametasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı yoluna başvurarak zararının tazminedilmesini talep etme hakkının saklı olduğu belirtilir.
Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde, bu tasarıkendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından imzalanır.
Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemişsayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliyegönderilir.
Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yolunabaşvurma hakları saklıdır.”
19. 5233 sayılı Kanun’un 13. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Sulhnamede belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından sonra valinin onayı üzerine ifatarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla konulan ödenekten üç ay içerisindekarşılanır.”
20. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması HakkındaYönetmelik’in (Yönetmelik) 11. maddesi şöyledir:
“Komisyon gerek görmesi halinde keşif yapabilir.
Komisyon başkanı belirlemiş olduğu keşif yeriile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya bilirkişi ile başvuru sahibine veyayetkili temsilcisine yazılı olarak bildirir.
Başvuru sahibinin kendisi, veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi vevarsa şahitleri keşif mahallinde hazır bulunurlar. Muhtar veya o yermahallinden iki kişinin de keşifte hazır bulunması temin edilir.
…
Başvuru sahibi veya yetkili temsilcisininkeşif esnasında hazır bulunmaması halinde durum tutanakta belirtilir.”
21. Aynı Yönetmelik'in 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“15 inci maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarîve askerî mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şeklive zarar görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veyaihmalinin de göz önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomikkoşullarına uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişiaracılığı ile belirlenir.”
22. Aynı Yönetmelik' in 27. maddesi şöyledir:
“Sulhname tasarıları hak sahibi veya yetkilitemsilcisi ile komisyon başkanı tarafından imzalandıktan sonra Vali veya Bakantarafından onaylanır.
Ödemeler sulhname tasarılarının onay tarih vesıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler hak sahibi veya sahiplerininbanka hesaplarına yapılır.”
IV. İNCELEME VE GEREKÇE
23. Mahkemenin 8/12/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
24. Başvurucu; Mardin ili Ömerli ilçesi Çimenlik köyünde ikametetmekte iken terör olayları nedeniyle yerleşim yerini terk etmek zorundakaldığını, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu müracaatın kısmen kabul,kısmen reddedildiğini, kabul edilen kısım için idare ile sulhnameimzalandığını, sulhnamenin kapsamının kabul edilenzararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabul edilmeyen kısım için malvarlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkının saklı bulunduğunu, sulhname kapsamı dışında kalan zararları için açtığı davadazararlarının tazmini konusunda Derece Mahkemelerinin etkisiz kaldıklarını,davanın reddine karar verilmesiyle sulhname kapsamıdışında tutulan zarar kalemleri için ilgilinin dava açma hakkının saklıbulunduğu yönündeki Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı ile çelişkiye düşüldüğünü, gerçekzararının hesabında birçok zarar kalemi mevcut olmasına rağmen bunların gözönünde bulundurulmadığını, mülkiyet hakkından yoksunkaldığını, yargılama işlemlerinin adil olmadığını ve makul süredesonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 35., 36., 40. ve 141. maddelerindetanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş; maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.
B. Değerlendirme
25. Başvuru formuve ekleri incelendiğinde başvurucunun 5233 sayılı Kanun kapsamındaki zararınıntazmini amacıyla açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi'nin (Sözleşme) 35., 36., 40. ve 141. maddelerinde tanımlananhaklarının ihlal edildiğini iddia ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi,olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıpolay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, §16). Başvurucunun ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
a. Mülkiyet Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
26. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış olduğu başvurununkısmen kabul, kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen kısmı için idareile sulhname imzalanmakla birlikte kabul edilmeyenkısım için iptal ve tam yargı davası açtığını, gerçek zararının hesabındabirçok zarar kalemi mevcut olduğundan sulhnameninkapsamının kabul edilen zararlarla sınırlı olduğunu, dolayısıyla kabuledilmeyen kısım için mal varlığına ulaşamamaktan kaynaklanan dava açma hakkınınsaklı bulunduğunu fakat açtığı davanın reddedildiğini, gerçek zararınınhesabında zarar kalemlerinin daha fazla olduğunu, bu zarar kalemlerinin keşifyoluyla tespit edilmesi gerekmesine rağmen söz konusu tespitler yapılmadan vebu zararları gözönünde bulundurulmadan yapılan eksiktazmin nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.
27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda idare ile sulhname imzalanması nedeniyle bakiye zarar iddiasınailişkin davanın reddedilmesi daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve AnayasaMahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında idari ve yargısal süreci müteakipihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmedilmesini temin eden etkili birgiderim yolu bulunduğundan hareketle başvurucunun mağdur sıfatının ortadankalkmış olması sebebine dayanılarak kişi bakımından yetkisizlik nedeniylebaşvurunun kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§ 29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§45-58).
28. Somut başvuruda başvurucu, terör ve terörle mücadelekapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanmasıamacıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafındanbaşvurucunun tespit edilen zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak30.600 TL tazminat miktarı belirlenmiş (bkz. § 9) ve başvurucu vekiline, kararlaştırılantazminat miktarını içerir sulhname örneği ile sulhadavet yazısı gönderilmiştir. Sulh teklifi başvurucu tarafından kabuledilmiştir.
29. Başvurucunun eksik hesaplandığını beyan ettiği zarar miktarıdikkate alındığında başvurucunun idareyle anlaşma sağlayarak ve 1/11/2007tarihli sulhnameyi imzalayarak Komisyonun tespitineesas olan olay ile ilgili maddi mağduriyetinin orantısız olmayacak şekildegiderildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu, Komisyonun tespitinde belirlenenve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettiği alacağını tümüyle davalıidareden tahsil ettiğinden mülkiyet hakkına ilişkin mağduriyeti 4/2/2009tarihinde giderilmiş ve bu hak yönünden başvurucunun mağdurluk statüsü de aynıtarihte sona ermiştir. Öte yandan başvurucu, 5233 sayılı Kanun ile oluşturulaniç hukuk yolunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında (Akdıvar ve diğerleri/Türkiye [Giderim], B. No:21893/93, 16/9/1996; Doğan vediğerleri/Türkiye, B. No: 8803-8811/02…, 13/7/2006) belirtilennitelikleri taşımadığı yahut Komisyon tarafından ödenmesine karar verilentazminat tutarının kendisine ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde biriddiada da bulunmamıştır.
30. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyet hakkına yönelikşikâyet yönünden mağdurluk statüsünü kaybettiği anlaşıldığından başvurunundiğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Danıştay OnuncuDairesi İçtihadına Aykırı Karar Verilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkınınİhlal Edildiğine İlişkin İddia
31. Başvurucu; Komisyon kararında karşılanmaması nedeniyle sulhname kapsamına dâhil olmayan zarar kalemleri içinaçtığı iptal davasında Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli veE.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararında da belirtildiği gibi bakiye zararlarailişkin dava hakkı saklı olduğundan bu zararlarının tazmin edilmesi yönündehüküm kurulması gerekirken davasının reddine hükmedildiğini, bu hâliyle verilenkararın hukuka aykırı olduğunu ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğiniileri sürmüştür.
32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargıorganlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarakda iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.Sözleşme'nin metni ileAİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleriolan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanmahakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi Anayasa'nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında -ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHMiçtihadı ışığında yorumlamak suretiyle- Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alanve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke vehaklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,2/7/2013, § 38).
33. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de hukukgüvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010 veE.2012/50, K.2012/128, 20/9/2012). AİHM de benzer biçimde adil yargılanmahakkının, hukuk devletinin Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunubelirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini beyanetmektedir. Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilikveya güvenlik ilkesi ise hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekteve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayanmahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak yargısalbir belirsizliğe yol açabilir (Nejdet Şahin vePerihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).
34. Bununla birlikte farklı kararların aynı mahkemeden çıkmışolması tek başına adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmeyecektir(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Pinto/Portekiz, B. No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya,B. No: 21911/03, 24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya,B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92). Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimaliYargıtay, Danıştay, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi gibi çeşitli yüksekmahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabuledilmelidir (Türkan Bal, B. No:2013/6932, 6/1/2015, § 53).
35. Yüksek mahkemelerin ya da nihai mercii olarak biruyuşmazlığı çözüme bağlayan mahkemelerin aynı konuya ilişkin kararlarındadavaların içeriğinden kaynaklanmayan farklı kabullerin bulunması hâlinde isehareket noktası, derece mahkemelerinin değerlendirme veya yorumlarındanhangisinin doğru olduğunun ve tercih edilmesi gerektiğinin tespit edilmesiolmayacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stefanica ve diğerleri/Romanya, B. No: 38155/02, 2/11/2010, § 34).Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, kararlarda yaşanan değişimin hukuki birbelirsizliğe yol açıp açmadığına ve başvurucu bakımından öngörülebilir olupolmadığına yönelik bir inceleme yapabilir (TürkanBal, § 58).
36. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun dinamizmini vemahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetleriniyansıtması yönüyle olumludur. Uygulamadaki birlikteliği sağlamaları beklenenyüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer davalarda tatmin edici birgerekçe göstererek farklı sonuçlara ulaşmaları -hukuki belirlilik veöngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde- verilen kararların ihtimale dayalısonuçlar olmamasını ve birbirine zıt ilamların ortaya çıkmamasını gerektirir (Ramazan Acar, B. No: 2013/7939,15/12/2015, § 62).
37.Başvurucunun, kendisiyle aynı statüde olan davacılar lehinehüküm kurulması hakkında dayandığı Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı ilamının incelenmesi neticesindefarklı idare mahkemesince yapılan yargılamada davanın reddi yönünde kurulanhükmün, davacının Komisyon tarafından reddedilen diğer istemine yönelik olarakdava açma hakkının saklı bulunduğunun kabulü gerektiğinden bahisle bozulmasınakarar verildiği anlaşılmaktadır.
38.Danıştay dava daireleri arasındaki iş bölümü kapsamında 5233sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve temyiz başvurularını inceleme göreviDanıştay Onuncu Dairesine ait iken Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011tarihli E.2011/13, K.2011/13 sayılı kararla Danıştay Dairelerinin yeni işbölümü esasları belirlenmiş ve bu görev Danıştay OnbeşinciDairesine devredilmiştir. Aynı yıl Danıştay OnbeşinciDairesi içtihat değişikliğine giderek 5233 sayılı Kanun'un 12. maddesinin maddemetni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanmasıile uyuşmazlığın ortadan kalktığından bahisle bakiye zararlar için davaaçılamayacağı şeklinde hüküm kurmuştur (RamazanAcar, § 64).
39. Başvuruya konu olayda başvurucunun Mardin İdare Mahkemesindeaçtığı davada Mahkemenin başvurucu ve idare arasında karşılıklı iradebeyanlarıyla imzalanan sulhnamenin varlığındanhareketle davanın reddi yönünde hüküm kurduğu, söz konusu kararın Danıştaytarafından anılan içtihat değişikliğinden sonraki bir tarih olan 2013 yılındaonandığı anlaşılmaktadır. Başvurucunun dosyaya çelişkili karar örneği olarakbeyan ettiği kararın 2011 yılındaki içtihat değişikliğinden önce Danıştaytarafından verilen karar olduğu görüldüğünden söz konusu kararlar ilebaşvurucunun açtığı davada kurulan hüküm arasındaki farklılıkların Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğinden kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
40. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargıkararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununlabirlikte yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi bazıhâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağıaçıktır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Zielinski ve Pradal; Gonzalezve diğerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94…, 28/10/1999, § 59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti(k.k.), B. No: 42162/02, 2/12/2008).
41. Yazılı hukuk sistemine tabi ülkelerde içtihat değişmez birolgu olmadığından mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdiryetkisi kapsamında kalmaktadır. Böyle bir değişiklik özü itibarıyla öncekiçözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmektedir (S.S. Balıklıçeşme Beldesi Tarım KalkınmaKooperatifi ve diğerleri/Türkiye, B. No: 3573/05…, 30/11/2010, §28). Ancak aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulmasıhâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesigerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stoilkovska/Makedonya Eski YugoslavCumhuriyeti, B. No: 29784/07, 18/7/2013, § 49).
42. Mardin İdare Mahkemesi ve Danıştay kararının, DanıştayOnuncu Dairesinin daha önceki kararından farklı bir sonuca neden ulaşıldığıhakkında başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasınaimkân verecek yeterli gerekçeyi içerdiği değerlendirilmektedir. 2004 yılında kabuledilip aynı yıl yürürlüğe giren 5233 sayılı Kanun kapsamında öngörülen idarisüreç akabinde uyuşmazlıkların yargıya taşınması ile yeni usul ve sulhname imzalanması işlemi hakkında içtihatların müstakarhâle gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması da nazara alındığındayeterli gerekçeyle desteklenen içtihat değişikliği sonrasında içtihattan sapmaolmadığı gibi başvurucunun bu yönde bir iddiası da mevcut değildir. Kaldı kibaşvurucunun, Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihatdeğişikliği yaptığı tarihten sonraki bir tarihte sulhnamedeödenmesine karar verilen miktarı tahsil ettiği ve akabinde dava açtığı nazaraalındığında başvurucunun dayanak gösterdiği karar hakkındaki iddiaları temelsizkalmaktadır.
43. Aynı hukuki metne ilişkin olarak aynı derecedeki bağımsızyargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyizmercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin olarak tarafların talepleri ve delilleriarasındaki yorum farklılıkları tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemeyeceği gibi (AhmetSağlam, B. No: 2013/3351, 17/9/2013, § 45) Mahkemelerce hukukkurallarının yorumlanması ve delillerin değerlendirilmesinde farklılıklarmeydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr bulunmaması, yeni kabul edilmişbir yasanın yorumlanmasında içtihadın müstakar olması için belli bir zamanaihtiyaç duyulmasıgibi çeşitli nedenlerle içtihatdeğişikliğine gidilmesi de tek başına adil yargılanma hakkının ihlaliniteliğinde kabul edilemez.
44.Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürüleniddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi kararınınbariz takdir hatası veya açık keyfîlik de içermediğianlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşullarıyönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktanyoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesigerekir.
c. Makul SüredeYargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia
45. Başvuru formu ve eklerinin incelenmesi sonucunda açıkçadayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesinigerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurucunun makul süredeyargılanma hakkının ihlali iddiasının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesigerekir.
2. Esas Yönünden
46. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğügiderim taleplerinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılamaprosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddiaetmiştir.
47. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idariyargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündekiiddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bukonuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler iledavanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecindeKomisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarakuyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikleyargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekizyılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul süredeyargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; MehmetGürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesinolarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumunbaşvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makulsürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§46-70).
48. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvurutarihi (11/7/2005) ile nihai karar tarihi olan karar düzeltme isteminin reddinedair karar tarihi (22/1/2014) arasında geçen ve toplam 8 yıl 6 aylık sürede,başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı vesöz konusu yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucunavarılmıştır.
49. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesindegüvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine kararverilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden
50.30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
51. Başvurucu,makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespitini ve bu nedenletazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
52. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızcaihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuyanet 6.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.
53. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
V. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Danıştay OnuncuDairesi içtihadına aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adilyargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkının İHLALEDİLDİĞİNE,
D. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE8/12/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.