TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ÇAKIR BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/5121)
Karar Tarihi: 16/2/2017
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hicabi DURSUN
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Şermin BİRTANE
Başvurucu
:
Mehmet ÇAKIR
Vekili
:
Av. Faruk AYGIN
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden(TSK) ilişiğinin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 14/4/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu, 2009 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığındaastsubay olarak göreve başlamıştır. Evli değildir.
9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına gelenisimsiz bir ihbar üzerinebazı askerî personel hakkında Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat DaireBaşkanlığı tarafından İstihbarata Karşı Koyma (İKK) zafiyeti konusunda idaritahkikat başlatılmıştır.
10. Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Anayasa Mahkemesinesunulmuş belgelere göre "İstihbarata Karşı Koyma" (İKK) zafiyeti kapsamında ilgili askerîpersonelin ifadeleri alınmıştır. İfade tutanaklarında, "ifadeyi alan"ve "ifadeyi yazan" kısmı ve ifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır.Başvurucuya ait ifade tutanağında, bugüne kadar nerelerde görev yaptığı,kimlerle kaldığı sorulmuştur. Ayrıca bugüne kadar İnternet aracılığıyla veyayüz yüze tanışmak suretiyle birlikte olduğu bayanların kimler olduğu ve bubayanlardan kendisinden bilgi almaya çalışan olup olmadığı sorulmuştur. Bununyanı sıra, bugüne kadar grup seks yapıp yapmadığı, cinsel ilişkilerini kaydaalıp almadığı sorulmuştur. Başvurucunun imzalamış olduğu 25/6/2012 tarihliifade tutanağında çok sayıda bayanla cinsel ilişki yaşadığını, bunlardanbazılarını bayanların haberi olmadan kayda aldığını söylediği belirtilmiştir.
11. Tahkikat sonucunda hazırlanan İstihbarat Raporunda,başvurucunun davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışıdavranış kapsamında olduğu belirtilerek TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesiteklifi getirilmiştir.
12. Bu teklif doğrultusunda başvurucu hakkında 14/11/2012tarihinde, 7/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri PersonelKanunu'nun 94. maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir.
13. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdareMahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.
14. Başvurucu dava dilekçesinde istihbaratçı personellerinkendisini birlik içinde görüşmeye çağırdığını, iki, üç saat kadar sıcak havada,pencereleri kapalı küçük bir odada bekletildiğini, fenalaşma noktasına geldiğihâlde temiz hava almasına izin verilmediğini, görüşmeye başlandığındaifadesinin alındığının söylenmediğini, ne için beyanda bulunduğunu bilmediğigibi ifadesinin işlem tesisine esas alınacağını da bilmediğini, psikolojikbaskı altında ifade verdiğini belirtmiştir. Başvurucu, heyecan ve şaşkınlıkiçinde olduğu için tutanağı okumadan imzaladığını ayrıca hukuka aykırı şekildeelde edilen delillerin disiplin soruşturması dosyasına dâhil edilmesinde özelbir kasıt bulunduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu, takdirbelgelerinin bulunduğunu, hiç bir disiplin cezası bulunmadığını, özel yaşamınaait unsurların kurum disiplin ve düzenini tehdit eden bir yönü bulunmadığınıiddia etmiştir.
15. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM'e göre başvurucuyaisnat edilen davranışlar, TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışıdavranış kapsamındadır ve bu nedenle başvurucunun TSK'daki görevini devamettirmesi uygun değildir. Ayrıca AYİM, başvurucunun ifadesinin usulsüz vehukuka aykırı şartlarda alındığı iddialarını da reddetmiştir. AYİM kararında,başvurucunun ifadesinin ceza soruşturması kapsamında değil disiplinsoruşturması çerçevesinde alındığı, iradesinin fesada uğratıldığına dair kanıtbulunmadığı belirtilmiştir.
16. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif üye, istihbaratşube elemanları tarafından tespit edilen soyut ifadeler esas alınarak tesisedildiği anlaşılan ayırma işleminin iptali gerektiğini belirtmiştir. Muhalifüye görüşünde, istihbarat birimi tarafından alınan ifadelerin hukuka uygunolduğunu kanıtlama ödevi ve imkânının davalı idareye ait olduğu ancak idarecesorgunun kamerayla kayıt altına alınmış olmasına karşın, bu kaydın imhaedildiği bildirilmiş, bu yüzden söz konusu sorgulama süreci şüpheli hâlegeldiği ifade edilmiştir. Üstelik davacının, özel yaşantısını içerecek şekildegeniş çerçeveli ifade alınması, geçmişte olduğu ileri sürülen ve şimdiki zamanataşınmaya çalışılan olguların ayırma işlemine dayanak alınması çabası gibigözükmektedir. Muhalif üyeye göre "İsimsiz-imzasız ihbar mektupları veyae-posta ihbarlarıyla haklarında soruşturma başlatılan personelin TSK'da görevyapıp yapmamalarına sanki gizli bir elin karar verdiği şüphesi yoğun birşekilde ortaya çıkmaktadır."
17. Başvurucunun, söz konusu karara karşı karar düzeltme istemide reddedilmiştir. Nihai karar 20/3/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğedilmiştir.
18. Başvurucu vekili tarafından 21/4/2014 tarihinde bireyselbaşvuru yapılmıştır.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 94.maddesi, 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç HizmetKanunu’nun 13. ve 39. maddeleri, 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı ResmîGazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) işlemtarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik veahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. ve61. maddeleri.
B. Uluslararası Hukuk
20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:
“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna veyazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamumakamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik birtoplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzeninkorunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarınınhak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda sözkonusu olabilir.”
21. Kamumakamlarının özel hayata saygı hakkına keyfî bir şekildemüdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan güvencelerkapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin özelhayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahale ettiğini tespitettiğinde, 8. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir.Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı,anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik birtoplumda gerekli ve öngörülen amaçla orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/BirleşikKrallık, § 43; Olsson/İsveç No.1,B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59;De Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77).
22. Ayrıca AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkçausul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınanhaklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran kararalma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyısağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreçbaşvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adilşartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasınıgerektirir. AİHM'e göre bu şekildeki güvencelerin amacı 8. maddede yer alanhaklara keyfî şekilde müdahalede bulunulmasını önlemek, müdahaleningerekçelendirilmesini sağlamaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04,27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./BirleşikKrallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).
23. AİHM'e göre gerek negatif yükümlülükler gerekse pozitifyükümlülükler bakımından söz konusu usule ilişkin etkili güvencelerin sunulmasıgerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B.No: 19823/92, 23/9/1994, §§ 55-58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96,19/9/2000, §§ 63-66; Bajrami/Arnavutluk,B. No: 35853/04, 12/12/2006, §§ 50-55; Abdulaziz,Cabales ve Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 28/5/1985, §67).
24. Gerek negatif yükümlülük alanındaki usule dair güvencelereörnek olması ve gerekse Anayasa Mahkemesi önündeki mevcut başvuruylabenzerlikler içermesi bakımından Smith veGrady/Birleşik Krallık kararı incelenmelidir. Bu davada başvurucularKraliyet Hava Kuvvetlerinde görevli personeldir ve eş cinsel olmaları nedeniylegörevlerine son verilmiştir. Başvuruculardan Bayan Smith hemşire olarak BayGrady ise pilot olarak görev yapmıştır. Görevden alınmaları işlemine karşıaçtıkları davada verilen kararda her ikisinin de sicil ve görev performansınınmükemmel derecede olduğu, herhangi bir disiplinsizliklerinin bulunmadığıbelirtilmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, B. No: 33985/96, 33986/96,27/9/1999, § 30).
25. Başvurucular Kraliyet Hava Kuvvetleri Polisi (İstihbaratakarşı koyma ve güvenliğin sağlanması konularında görevlidir.) tarafındansorgulanmışlardır. Bu sorgulama sırasında, sorgulama yapılmasının amacıaçıklanmış, eş cinsel olanların Silahlı Kuvvetlerde çalıştırılmayacağıyönündeki devlet politikası hatırlatılarak başvurucuların karşılaşacağısonuçlar belirtilmiştir. Başvuruculara hiç bir şey söylemek zorunda olmadıklarıancak konuşmaları hâlinde söyleyecekleri şeylerin aleyhe delil olarakkullanılabileceği uyarısı yapılmıştır. Bunun yanı sıra başvurucuların talepleriüzerine avukatlarıyla görüşerek hukuki yardım almalarına müsaade edilmiştir.Bayan Smith'in sorgusu sırasında bir kadın soruşturmacı da görüşmelerekatılmıştır. Ayrıca görüşmelere başlanmadan önce bayan Smith'e, bazı sorularınutanmasına sebep olabileceği eğer böyle hissederse bunu belirtebileceğihatırlatılmıştır. Bayan Smith sorgudan önce bir avukatla görüşmüş ve avukatıhiç bir şey söylememesi, bazı basit sorulara cevap verebileceği yönündetavsiyede bulunmuştur. Bay Grady'nin talebi üzerine de avukatının ve yineKraliyet Hava Kuvvetlerinde pilot olarak görev yapan bir personelin objektifgözlemci olarak sorgulama sürecine katılması sağlanmıştır (Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 14, 25,26, 27).
26. AİHM, her iki başvurucunun özel hayata saygı hakkınamüdahalede bulunulduğu tespitini yapmıştır. AİHM, müdahalenin demokratik birtoplumda gerekli olup olmadığını incelerken özel hayata saygı hakkınıncinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu olduğunda kamumakamlarının takdir yetkisinin daha dar tutulması gerektiğini, bu alanlarayönelik müdahaleler için özellikle ciddi nedenlerin varlığının şart olduğunuvurgulamıştır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 88-89; Dudgeon/Birleşik Krallık, § 52).
27. AİHM, demokratik toplumda gereklilik unsuru yönündenmüdahale için gösterilen gerekçeleri incelediği sırada her iki başvurucuyönünden sorgulama sürecinideğerlendirmiştir. AİHM'e göre sorgulama süreci sonderece müdahaleci nitelikteydi. Başvurucuların özel hayatlarının en mahremyönlerine, cinsel hayatlarına, aile ilişkilerine dair çok ayrıntılı sorularsorulmuştur. Sorgu tarzı oldukça saldırgan ve müdahalecidir. Hatta Hükûmetgörüşünde de Bayan Smith'e sorulan, üvey kızıyla cinsel ilişkisi olup olmadığısorusunun savunulacak bir tarafı olmadığı belirtilmiştir (Smith ve Grady/Birleşik Krallık, § 91).Ayrıca eş cinselliğin silahlı kuvvetlerden erken ayrılabilmek için bahaneolarak kullanılıp kullanılmadığını anlamak amacıyla sorgulama yapıldığıbelirtilmişse de söz konusu soruşturmaya kadar başvurucular cinselyönelimlerini gizli tutmuşlardır ve görevden ayrılmak istemedikleri açıktır; bunedenle sorgulamanın devam ettirilmiş olmasının makul bir gerekçesibulunmamaktadır. AİHM, Hükûmetin sorgulamanın devam ettirilmesiyle ilgiliolarak ileri sürdüğü tıbbi riskler veya güvenlik riskleri, disiplinle ilgilisebeplerin de somut olayda mevcut olmadığını, bu yüzden başvurucuların cinselyönelimlerini kabul etmelerine rağmen sorgu sürecinin devam ettirilmesikonusunda Hükûmetin ikna edici ve ciddi gerekçeler ortaya koyamadığınıvurgulamıştır (Smith ve Grady/BirleşikKrallık, §§ 106-110).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
28. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
1. Başvurucunun İddiaları
29. Başvurucu, psikolojik baskı altında, hukuka aykırı şekildeve özel hayatın gizliliği ihlal edilerek sorgulandığını, idarenin hukuk dışıyollarla ifadesini aldığını ve beyanlarını çarpıtarak istihbarat raporudüzenlediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca TSK'da görev yaptığı üç yıliçinde dört kez takdirname ile ödüllendirildiğini, sicillerinin çok iyiderecede olduğunu, özel hayatına ilişkin unsurların hiç bir şekilde görevineyansımadığınıbelirtmiştir. Bunun yanı sıra başvurucu, mecburi hizmetyükümlülüğünü bitirmeden TSK'dan ayrılması nedeniyle idarenin eğitim-öğretimgiderini de kendisinden talep ettiğini, maddi yönden büyük zarara uğradığınıifade etmiştir. Bu nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan özel hayatıngizliliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, yeniden yargılama yapılmasınıve 425.812,06 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talepetmiştir.
2. Değerlendirme
30. Anayasa’nın 20.maddesi şöyledir:
“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygıgösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınıngizliliğine dokunulamaz.
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesininönlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak veözgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarakgecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciinyazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz vebunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevlihâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saatiçinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.
...”
31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).
32. Başvurucunun cinsel hayatına dair, gizli nitelikte olanhususlar nedeniyle TSK'dan ilişiğinin kesildiğine ilişkin söz konusuiddiasının, özel hayatın gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyetalanını ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 20.maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında elealınmıştır.
a. Kabul EdilebilirlikYönünden
33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özelhayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirolduğuna karar verilmesi gerekir.
b. Esas Yönünden
i. Müdahalenin Varlığı
34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş birkavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özelhayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde "bireyin kişiliğinigeliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramıtemel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendineözel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birliktekişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati deiçermektedir (Serap Tortuk, B.No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; BülentPolat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri,B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§ 30-32).
35. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksalçıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanındacereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkınınkapsamında olduğunda kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerinkendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahremilişkilere girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk, §§ 31-36; Bülent Polat, §§ 61-63; Tevfik Türkmen § 51; Ata Türkeri, §§ 31-34).
36. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzereçevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin meslekihayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlarkişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkıgündeme gelecektir (Bülent Polat,§ 62; Ata Türkeri, § 31).
37. Bu kapsamda, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özelhayatı hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarakkişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özelhayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, § 37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).
38. Buna göre başvurucunun cinsel yaşamına ait unsurlar gerekçegösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin, özel hayatın gizliliğihakkına bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.
ii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızcaAnayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunlasınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
40. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesindebelirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 20. maddesininihlalini teşkil edecektir.
41. Bu sebeple müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığınınbelirlenmesinde, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygundüşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilennedenlere dayanma,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesineaykırı olmama koşulları yönünden inceleme yapılması gerekir.
(1) Kanunilik
42. Başvuruya konu ayırma işlemi ve yargısal incelemenin 926sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ileSicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleriuyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.
43. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılandeğerlendirmeler neticesinde, söz konusu mevzuat hükümlerinin"kanunilik" ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433,13/10/2016, §§ 41-43). Somut olayda bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek biriddia ve tespit de bulunmamaktadır.
(2) Meşru Amaç
44. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesindegösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.
45. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özelsınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi, hakkın doğasından kaynaklananbazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alankurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bunagöre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devleteyüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlükleresınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112,8/12/2015,§ 7; E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014;Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,19/12/2013, § 33).
46. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özelsınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakımsınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama veel koyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıylabu sebeplerin özel hayata saygıhakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümkün görünmemektedir (AYM,E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013, "bb" başlığı altında).
47. Bu durumda, Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak veözgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırmasebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.
48. Anayasa'nın 5. maddesinde, "Devletintemel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkeninbölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumunrefah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayansiyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevîvarlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."denilmektedir. Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunusağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir.
49. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanınön koşulu millî güvenlik ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenlik ve kamudüzeninin sağlanmadığı bir ortamda, hak ve özgürlüklerden gereği gibiyararlanılması, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi mümkün değildir.Devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında, millî güvenliği ve kamudüzenini sağlama görevi de bulunmaktadır.
50. Millî güvenliğin sağlamakla yükümlü olan Türk SilahlıKuvvetlerinin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmesi bakımından askerîdisiplinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Silahlı Kuvvetlerin mensuplarıarasındaki hiyerarşi ve disiplinin aşınması, söz konusu kamu hizmetininaksamasına neden olabilecek temel etkenlerden biridir.
51. Bu nedenle askerî disiplinin sağlanmasını teminen SilahlıKuvvetler mensuplarının sıkı disiplin kurallarına tabi tutulması vediğerkişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabi olmalarıAnayasa'nın 5.maddesiyle devlete yüklenen millî güvenliği sağlama ve kamu düzenini korumaödevinin bir gereğidir. Anılan ödevin, kişilerin Anayasa'nın 20. maddesininbirinci fıkrasında düzenlenen haklarının sınırlanmasında dikkate alınmasıgerekmektedir.
52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ahlaki durumu sebep gösterilerekTSK'dan çıkarılmasının, askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereğigibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin korunması amacınıtaşıdığı, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı olduğu sonucunavarılmıştır.
(3) Demokratik ToplumDüzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
53. "Demokratik toplum düzeninin gerekleri"nden olma,bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacınkarşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcıtedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çareniteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbirolarak değerlendirilemez (AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016 § 13; ifade özgürlüğübağlamında Bekir Coşkun [GK], B.No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında Ata Türkeri, § 44; İ.F.A., B. No: 2013/8564, 17/2/2016, §62).
54. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi birvatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumdagerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği vesınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunmasıdoğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizliyönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bualanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamumakamlarınca özellikle ciddi gerekçeleringösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).
55. Kamu makamlarının somut olayda olduğu gibi özel hayatın engizli, mahrem alanlarına müdahaleleriyle ilgili olarak müdahaleye yol açankarar alma sürecinde de keyfî davranmadıklarını kanıtlamaları gereklidir. Bu daancak karar alma sürecinde özel hayatına müdahale edilen bireylere -deliller vekanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda savunma ve sürece katılımgüvencelerinin sağlanmasıyla olacaktır (AtaTürkeri, § 48).
56. Bunun yanı sıra, Silahlı Kuvvetlerin faaliyetlerinindisiplin içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durumoluşturduğunun ikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması halinde personelinözel hayatına saygı hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gereklikabul edilebilir. Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygunolması gereklidir (G.G. [GK], B.No: 2014/16701, 13/10/2016, § 60).
57. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişliolmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunmasıgereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlükleringereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E.2015/102,K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Marcus Frank Cerny, B. No: 2013/5126,2/7/2015, § 72).
58. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olaybakımından müdahalenin "demokratik toplum düzeninin gerekleri"ilkesine uygun olup olmadığı incelenirken, kamu makamlarınca ortaya konulangerekçeler değerlendirilmeli ve müdahaleyi doğuran karar alma sürecindebaşvurucuya usule ilişkin güvencelerin sunulup sunulmadığı ortaya konulmalıdır.Bunun yanı sıra müdahalenin "ölçülülük" ilkesine uygun olupolmadığına bakılmalıdır.
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
59. Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamındamahremiyetine dair konular hakkında sorgulanırken başvurucuya usule ilişkingüvenceler verilip verilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
60. Başvurucunun, TSK'dan çıkarılmasına dair kararın istihbaratbirimi tarafından alınmış olan ifadelere ve özellikle başvurucunun kendibeyanına dayalı olarak alındığı görülmektedir.
61. Başvurucunun, yargı sürecinde tüm isnatları reddettiği veistihbarat birimi tarafından psikolojik baskı altında ifadesinin alındığını, neiçin beyanda bulunduğunu bilmediği gibi ifadesinin hakkında işlem tesisine esasalınacağını da bilmediğini beyan ettiği görülmüştür.
62.AYİM kararında, başvurucuya isnat edilen fiillerin TSK'nınitibarını sarsacak ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu değerlendirmelerineyer verilmiş, bu değerlendirmeye ise istihbarat birimi tarafından alınmışifadedayanak yapılmıştır. Kararda, başvurucunun usule aykırı şekilde sorgulamayapıldığı yönündeki iddialarının da reddedildiği görülmektedir. Bu durumdabaşvurucunun TSK'dan çıkarılmasına dayanak teşkil eden ve istihbarat birimitarafından yürütülen ifade alma sürecinin anayasal güvencelere uygun olupolmadığı incelenmelidir.
63. İstihbarat birimi tarafından alınan ifadelere aittutanaklarda, disiplin soruşturması için ifade alındığı belirtilmemiş vebaşvurucunun ne ile suçlandığı bildirilmemiştir. Başvurucuya somut isnatlar veolay tarihleri belirtilmeden sorular yöneltilmiştir. Sorulan sorular, kişilerinözel yaşamlarını kapsayacak şekilde geniş ancak kapsamı, sınırları ve amacıbelli olmayan niteliktedir. İfadeyi alanların kimlik ve unvanları ileifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır. Ayrıca kişilerin psikolojik baskı vezorlama altında, olumsuz koşullar içerisinde ifade verdiklerini kanıtlamalarıneredeyse imkânsızdır. Bireyler karşısında çok daha güçlü konumda bulunduğutartışmasız olan idarenin, ifade alma sürecinde,objektif gözlemci bulundurma,avukat yardımı sunma, görüşmeleri kamera ile kayda alma gibi geniş olanaklarasahip olduğu da dikkate alındığında kişilerin bu yöndeki iddialarının aksinikanıtlama yükümlülüğü idareye aittir. Üstelik AYİM kararına muhalif olan üyeningörüşünden anlaşıldığı üzere idare, somut olayda ifade alma sürecinde kameraylakayıt yapmış olmasına karşın, bu kaydın imha edildiğini bildirmiştir. Tüm buhususlar nedeniyle idarenin söz konusu ifade sürecinde başvurucuya savunmahakkı tanıdığını ve özgür iradeye dayalı konuşma koşullarının sağlandığınıkanıtlayamadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla olayda, özel hayata ilişkin hususlarsebep gösterilerek TSK'dan çıkarma işlemi tesis edilmesi sürecinde başvurucununözel hayatın gizliliği hakkı kapsamında usule ilişkin güvencelerdenyararlandırılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
64. İkinci olarak müdahalenin demokratik toplumda gerekli olupolmadığı, idare ve Derece Mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesindeincelenmelidir.
65. Başvurucu, TSK'dan çıkarılması ile sonuçlanan disiplinsoruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendireniddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır.Derece Mahkemesi kararına görebaşvurucunun mahremiyetine dair söz konusu hususlar, istihbarat faaliyetikapsamında yürütülen sorgulamada, başvurucunun ifadesinden tespitedilmiştir.AYİM kararı ve dava dosyasındaki belgeler incelendiğinde, buistihbarat faaliyeti tespitine kadar söz konusu özel hayata ilişkin eylem vedavranışlarının başvurucunun mesleğine bir yansımasının olmadığı, göreviniaksattığı, disiplinsizliği bulunduğu yönünde herhangi bir tespitin bulunmadığıgörülmektedir. Tam aksine dava dosyasına sunulmuş belgelere göre başvurucununçalışmaları ve sicil durumu çok başarılıdır. Dolayısıyla ihtilaf konusu soruşturmanınkapsamının mesleki hayatın sınırlarını aştığı anlaşılmaktadır.
66. AYİM kararında, isnat edilen ve tümüyle başvurucunun özelyaşamına ilişkin olan eyleminin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dairyeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmediği ve TSK’nın işleyişiüzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı görülmüştür. Ayrıcabaşvurucunun, soruşturma usulünün hukuka aykırı yöntemler içerdiğine yönelikiddialarına da makul bir gerekçe ile yanıt verilmediği, ifadelerin alındığıkoşulların detaylı şekilde incelenmediği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle idare veDerece Mahkemesi kararlarının özel hayatın gizliliği hakkına müdahaleyi haklıkılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği bu nedenlemüdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır.
67. Müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığıanlaşıldığından ölçülülük ilkesi yönünden inceleme yapılmasına gerekbulunmamaktadır.
68. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20.maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlaledildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
70. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasını ve425.812,06 TLmaddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
71. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınanözel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.
72. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarınınortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararbulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİMBirinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
73. Başvurucu tazminat talep etmişse de yeniden yargılamayapılmak üzere dosyanın AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine kararverilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğuanlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesigerekir.
74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkiniddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatıngizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AskeriYüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine (Anılan Dairenin 12/11/2013 tarihli veE.2012/1505, K.2013/1090 sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir.)GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.