TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET KOCA BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/19791)
Karar Tarihi: 19/12/2017
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
M. Emin KUZ
Raportör
:
Ayhan KILIÇ
Başvurucu
:
Mehmet KOCA
Vekili
:
Av. Osman ERYILMAZ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taşınmazların tapusunun bir bölümünün mükerrerkadastro gerekçesine dayanılarak iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 19/12/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgiliolaylar özetle şöyledir:
8. Başvurucu 1949 doğumlu olup Ankara'da ikamet etmektedir.
9. Başvurucu Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'nde(eskiden Polatlı'ya bağlı bir köydür) kâin 1624 ve 1625 parsel numaralıtaşınmazların malikidir.
A. Başvurucuya AitTaşınmazların Mülkiyet Durumuna İlişkin Arka Plan
10. 1624 parsel numaralı taşınmaz 11/6/1945 tarihli ve 4753sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu uyarınca yapılan toprak dağıtımı sonucu13/1/1959 tarihinde Hü. K. adına tapuya tesciledilmiştir. Söz konusu taşınmaz 19/1/1967 tarihinde düzenlenen tapulamatutanağıyla 31.100 m² yüz ölçümüyle Hü.K. adınatespit edilmiştir. Başvurucu 24/10/1995 tarihinde 1624 numaralı parseli Hü.K.dan satın almıştır.
11. 1625 parsel numaralı taşınmaz 19/1/1967 tarihli tapulamatutanağıyla 2.850 m² yüz ölçümüyle zilyetlik hükümlerine istinaden Ha. K.nınmirasçıları sıfatıyla başvurucu (1/6), S.K. (3/6), M.K. (1/6) ve Ht.K. (1/6) adına tespit edilerek 25/5/1972 tarihindetapuya tescil edilmiştir. Söz konusu taşınmaz 24/10/1995 tarihinde yapılantaksim sonucu tamamıyla başvurucu adına tescil edilmiştir.
B. Hazine Adına Tespit veTescil Edilen Taşınmaz
12. Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parselnumaralı taşınmaz 20/5/1956 tarihli tapulama tutanağında 21.600 m² yüzölçümüyle Hazine adına tespit edilerek 13/12/1962 tarihinde tapuya tesciledilmiştir.
C. Başvurucuya AitTapuların Kısmen İptal Edilmesi
13. Altındağ Kadastro Müdürlüğüne bağlı teknik personeltarafından düzenlenen 20/12/2004 tarihli raporda; 1624 parsel numaralıtaşınmazın 17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069m²lik bölümünün 1956 yılında yapılan kadastro çalışması sonucu Hazine adınatespit ve tescil edilen Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182parsel numaralı taşınmaz ile çakıştığı ve mükerrer kadastro nedeniyle bu bölümeisabet eden tapu kaydının düzeltilmesi gerektiği belirtilmiştir.
14. Polatlı Tapu Sicil Müdürlüğünce; bu rapora istinaden16/5/2006 tarihli işlem ile 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı KadastroKanunu'nun 22. maddesi uyarınca 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²likbölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²lik bölümünün tapusununiptal edildiği başvurucuya bildirilmiştir.
D. Tapuların Kısmen İptalEdilmesine İlişkin İşleme Karşı Açılan Dava
15. Başvurucu tarafından 16/4/2009 tarihinde Sincan 2. AsliyeHukuk Mahkemesinde tapunun kısmen iptaline ilişkin işleme karşı davaaçılmıştır.
16. Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişiler tarafından düzenlenen raporda 1624 parsel numaralı taşınmazın17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²likbölümünün Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parsel numaralıtaşınmaz ile çakıştığı tespit edilmiştir.
17. Mahkemece 19/11/2009 tarihli kararla davanın reddine kararverilmiştir. Mahkeme 3402 sayılı Kanun'nun 22.maddesinin birinci fıkrasında yer alan ikinci defa yapılan kadastronun bütünsonuçlarıyla hükümsüz olduğu yolundaki kurala dayanmıştır. Mahkeme, ikincikadastro sonucu yapılan kaydın iptalinin hukuka uygun olduğu sonucunaulaşmıştır.
18. Mahkeme kararı, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 4/5/2011tarihli kararıyla onanmıştır.
E. Tapuların Kısmen İptalEdilmesi Nedeniyle Açılan Tazminat Davası
19. Başvurucu 6/9/2011 tarihinde Gölbaşı Asliye HukukMahkemesinde (Mahkeme) taşınmazların tapusunun kısmen iptal edilmesi nedeniyletazminat davası açmıştır. Başvurucu dava dilekçesinde; iyi niyetle edindiğitaşınmazların tapusunun terkin edilen bölümünün yeniden adına tesciline kararverilmesi, bunun mümkün olmaması durumunda tapuların kısmen iptal edilmesinedeniyle uğradığı zararın 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk MedeniKanunu'nun 1007. maddesi uyarınca tazmini istemindebulunmuştur.
20. Mahkeme 14/11/2012 tarihli kararla tescil talebine ilişkinistem yönünden davanın 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikinci fıkrasındabelirtilen on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesiyle reddinekarar vermiştir. Mahkeme, tazminat talebini ise 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangibir zararın söz konusu olmadığı gerekçesiyle reddetmiştir.
21. Mahkeme kararı, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin (Daire) 6/5/2014tarihli kararıyla onanmıştır. Karar düzeltme istemi de Dairenin 29/9/2014tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 12/12/2014 tarihinde başvurucuyatebliğ edilmiştir.
22. Başvurucu 19/12/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
1. İlgili Mevzuat
23. 3402 sayılı Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“ Evvelce tespit, tescil veya sınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulamasıyapılmış olan yerlerin yeniden kadastrosu yapılamaz. Bu gibi yerler ikinci defakadastroya tâbi tutulmuşsa, ikinci kadastro bütün sonuçlarıyla hükümsüz sayılırve Türk Medenî Kanununun 1026 ncımaddesine göre işlem yapılır. Süresinde dava açılmadığı takdirde, ikinci defayapılan kadastro, tapu sicil müdürlüğünce re’seniptal edilir.”
24. 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesişöyledir:
“Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütünzararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunangörevlilere rücu eder.”
25. 4721 sayılı Kanun’un 1026. maddesişöyledir:
“Bir aynî hakkın sona ermesiyle tescil hertürlü hukukî değerini kaybettiği takdirde, yüklü taşınmaz maliki, terkiniisteyebilir.
Tapu memuru bu istemi yerine getirirse, herilgili, bu işlemin kendisine tebliği tarihinden başlayarak otuz gün içindeterkine karşı dava açabilir.”
2. Yargıtay Kararları
26. Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin 18/11/2015 tarihli veE.2015/2184, K.2015/11402 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“Dava, mükerrer kadastro gerekçesiyle iptaledilen tapu nedeniyle uğranılan zararın, 4721 sayılı TMK'nın1007. maddesi uyarınca tazmini istemine ilişkindir.
Mülkiyet hakkı, Anayasanın 35. maddesi ve bumaddeye uygun olarak çıkarılan kanunlarla korunduğu gibi,5170 sayılı Kanun iledeğişik Anayasanın 90. maddesi ile kanun hükmünde olduğu kabul edilen,Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesine Ek 1 Numaralı Protokolün 1. maddesiyle degüvencealtına alınmıştır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM),Turgut Ve Diğerleri-Türkiye davasıkararında, Devlettarafından tazminat ödenmeksizin taşınmazın geri alınmasının, orantısız birmüdahale olduğunu ve söz konusu davada tazminat ödememeyi gerektirecek istisnaişartların bulunmadığına işaret ederek, kamu yararı ile bireysel haklar arasındakiadil dengenin kurulamamasını ihlal nedeni olarak saymış, Köktepe-Türkiyedavasında ise, başvuranlara uygulanan mülkiyetten yoksun bırakma işleminegerekçe olarak, gösterilen tabiatın ve ormanların korunması amacının 1 noluEkProtokol’ün 1. maddesi anlamında kamuyararıkapsamına girdiğine dikkat çekmekle birlikte, mülkiyetten yoksun bırakmahalinde, ihtilaf konusu tedbirin arzu edilen dengeye riayet edip etmediğinin vebilhassa da başvuranlara orantısız bir yük yükleyip yüklemediğinin belirlenmesiiçin, iç hukukta öngörülen telafi yöntemlerinin dikkate alınması gerektiğinihatırlatarak, mülkün değerine karşılık gelen makul bir meblağın ödenmeden,mülkten mahrum bırakmanın aşırı bir müdahale teşkil edeceğiniifadeetmiştir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18.11.2009 günve 2009/4 - 383 E. - 2009/517 K.; 16.06.2010 gün ve2010/4 - 349 E. 2010/318 Ksayılı kararlarında davurgulandığı gibi; tapu işlemleri kadastro tesbit işlemlerinden başlayarak birbirini takip edenişlemler olduğundan ve tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleriile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardanTMK m. 1007 anlamında Devletin sorumlu olduğunun kabulü gerekir. BuradaDevletin sorumluluğu, kusursuz sorumluluktur. Bu işlemler nedeniyle zarargörenler, Türk Medenî Kanununun 1007. maddesigereğince, zararlarının tazmini için Hazine aleyhine adlî yargıda davaaçabilirler.
Türk Medenî Kanununun 1007. maddesiuyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerinbu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, aynî hakkının saptanması,herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasınadayanmaktadır. Bu sorumluluk, asıl ve nesnel (objektif) bir sorumlulukolduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devlettenisteyebilir.
Anılan madde uyarınca Devletin sorumluluğununkapsamı, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarak birbiriniizleyen işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleriile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bukayıtlardaoluşan hataları da kapsamaktadır. Bir başka deyişle, kadastro işlemleri, tapukütüğünün oluşumuna dayanak oluşturduğundan, bu işlemler nedeniyle tapukütüğünde oluşacak yanlışlıklar nedeniyle doğacak zararlar da TMK'nın 1007. maddesikapsamındadır. Devletin sorumluluğu kusursuz sorumluluk niteliğinde olup, tapusiciline bağlı çıkarların ve mal varlığına ilişkin (aynî) hakların, yanlıştescil sonucu sicile güven ilkesi yönünden değişmesi ya da yitirilmesi, buhaklardan yoksun kalınması temeline dayanır. Çünkü sicillerin doğru tutulmasınıüstlenen Devlet, sicillerdeki yanlış kayıtlardan doğan zararları ödemeyi deüstlenmektedir. Dayanaksız ya da hukuki duruma uymayan kayıtlar düzenlemek,taşınmazın niteliğinde yanlışlıklar yapmak da aynı kapsamda düşünülmüştür.
4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi gereğince, tapu sicilinin yanlış tutulması nedeniylezarara uğrayan kişinin bütün zararlarından Devlet sorumludur. Tapu kaydınıniptali nedeniyle, tapu sahibinin oluşan gerçek zararı neyse, tazminatın miktarıda o kadar olmalıdır. Gerçek zarar; tapu kaydının iptali nedeniyle, tapumalikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Tazminat miktarı,zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı,zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idiyse, aynı durumun tesisedilebileceği miktarda olmalıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 05.03.2003gün ve 2003/19-152 E., 2003/125 K.; 29.09.2010 gün ve 2010/14-386 E.,2010/427K.; 15.12.2010 gün ve 2010/13-618 E., 2010/668 K. sayılı kararı). Zararauğrayan kişinin gerçek zararı ise, tazminat miktarının belirlenmesinde esasalınacak değerlendirme tarihine göre belirlenecek olup, bu tarih ise zararınmeydana geldiği tarihtir. Zararın meydana geldiği tarihe göre, tapusuiptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeribelirlenmelidir. Taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile,arsa vasfında ise değerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsalsatışlara göre hesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmelidir.
Bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında,... Tapu Müdürlüğünün 10.01.2012 tarihli işlemi ve bu işleme karşı ... AsliyeHukuk Mahkemesi'nde açılan ... Esas - ... Karar sayılı dosyada davanın reddinekarar verilmesi ile davacıların hissedarı olduğu 6625 m2 yüzölçümlü ... ada ...parsel sayılı taşınmazın 1.985,26 m2'lik kısmına ait tapunun mükerrer kadastroişlemi nedeniyle iptal edildiği, her ne kadar mükerrer yapılan kadastro yokhükmünde bulunsa da, genel arazi kadastrosu sırasında taşınmazlar hakkında kadastrotesbiti düzenlenerek gerçek kişiler adına tapukütüğünün oluşturulduğu, bu şekilde tapu sicilinin hatalı olarak tutulduğu, TMK'nın 1007. maddesi kapsamındaDevletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu ve davacıların gerçek zararınıntespit edilerek tazminine karar verilmesi gerekirken, mahkemece, davacılarınherhangi bir zarara uğramadığı gerekçesiyle davanın reddi yönünde hükümkurulması doğru değildir. Bu nedenle mahkemece, zararınmeydanageldiğitarihegöre, tapusu iptal edilen gayrimenkulün niteliği ve değeri belirlenmeli,taşınmazın niteliği arazi ise, net gelir metodu yöntemi ile, arsa isedeğerlendirme gününden önceki özel amacı olmayan emsal satışlara görehesaplanması suretiyle gerçek değer belirlenmeli ve tapu sahibinin oluşangerçek zararı neyse o miktarda tazminatın davacılara ödenmesine kararverilmelidir.”
27. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 9/9/2013 tarihli veE.2013/9108, K.2013/13601 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:
“Dosyada bulunan kanıt ve belgelerden;davacının 07.02.2008 tarihinde 29200 m2 yüzölçümlü olarak satın aldığı Topaklı... Köyü 690 parsel sayılı taşınmazın, ... Kadastro Müdürlüğü tarafından 3402sayılı Yasanın 22. maddesi uyarınca uygulamaya tabi tutularak, taşınmazın22.079,02 m2'lik kısmının İkizce Köyü 1 nolu parselebinmeli (mükerrer) olması nedeni ile yüzölçümü ve sınırları düzeltilerek,7120,98 m2 olarak yeniden davacı adına tescil edildiği, yapılan bu işlemin ilanedilerek kesinleşmesi üzerine, davacının tazminat istemli iş bu davayı açtığıanlaşılmıştır.
4721 sayılı TMK.nunsorumluluk kenar başlığını taşıyan 1007. maddesinde"Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.Devlet zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder." hükmü yeralmakta olup, tapu işlemleri, kadastro tespiti işlemlerinden başlayarakbirbirini takip eden sıralı işlemler olup, tapu kütüğünün oluşumu aşamasındakikadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlardayapılan hatalardan da TMK.nun 1007. maddesi anlamında Devlet sorumludur. (HGK.nun16.06.2010 gün ve 2010/4-349/318 sayılı kararı)
Hal böyle olunca; 1950 yılında yapılantapulama çalışmalarında 29200 m2 olarak tespit ve tescile tabi tutulantaşınmazın, sonradan yüzölçümü ve sınırlarının KadastroKanununun 22/a maddesi uyarınca, başka bir parsele binmeli olmasınedeniyle düzeltilmesi sırasında oluşan zararın da kadastro işlemlerindenkaynaklandığı ve TMK.nun 1007. maddesianlamında tazmini gerektiği muhakkak olup, işin esasına girilerek, taşınmazınniteliği tespit edilip, arazi ise gelir metodu esas alınarak; arsa ise emsalincelemesi yapılarak davacının zararının kapsamı belirlenerek talebin kabulünekarar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın reddine kararverilmesi,
Doğru görülmemiştir."
B. Uluslararası Hukuk
28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme/AİHS) ek 1No.lu Protokol'ün "Mülkiyetinkorunması" kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamuyararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genelilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM); bir başvurucununtazminat ödenmeksizin taşınmazının elinden alınması nedeniyle mülkiyet hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Kasım2009 tarihinde daha önceki içtihadında değişikliğe gittiğini, AİHM'in bu konudaki içtihatlarına dayanarak tapukayıtlarındaki yanlış kayıtlardan kaynaklanan ayni hak veya menfaatlerikaybolmuş ya da kısıtlanmış olanların tapu kayıtlarındaki düzensizliklerdendolayı devleti sorumlu tutabileceğine hükmettiğini, tazminat miktarının sözkonusu arazinin kullanılma şekli, niteliği ve değeri temelinde muhtemelgetirisi ve emsal değerlerin dikkate alınarak değerlendirme yapılmasıgerektiğine dikkat çektiğini, bu başvuru yolunun düzenli olarak kullanılmaktaolduğunu, ulusal mahkemelerin AİHM'in içtihatlarınıve AİHS'e ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinedayanarak ilgili mevzuat hükümlerini uyguladıklarını, başvurucunun tapubelgesinin iptali yönündeki kararın kesinleşmesinden itibaren on yıl içindetazminat talebinde bulunabileceğini belirterek iç hukuk yolları tüketilmediğigerekçesiyle başvurunun kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (Altunay/Türkiye (k.k.),B. No: 42936/07, 17/4/2012, §§ 36-38).
30. AİHM'in Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye (B. No:40896/05,7/7/2015, §§ 5-22) kararınakonu olayda, başvurucu Şirket tapu kayıtlarına göre 485.200 m² büyüklüğündeolan taşınmazın bir kısım hissesini üçüncü kişiden satın almıştır. KadastroBölge Müdürlüğü, 1955 yılında yapılan kadastro çalışması sırasında taşınmazınbüyüklüğünün aslında 202.000 m² olarak ölçüldüğü hâlde bir sonraki satırda yeralan taşınmazın yüz ölçümü olan 485.200 m² şeklindeki ölçümün hatalı olaraktapuya tescil edildiğini ve taşınmazın yüz ölçümünün 202.000 m² olarakdüzeltildiğini başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu Şirketin, devletin tapusicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğuna ilişkin hükümler uyarıncaaçtığı davada ilk derece mahkemesince başvurucu lehine tazminata hükmedilmişise de Yargıtay tarafından bu karar bozulmuştur. Yargıtay, kadastro çalışmasısonucu taşınmazın sınırlarının doğru bir biçimde tespit edildiğini vetaşınmazın haritasında bir yanlışlığın bulunmadığını belirtikten sonra yüzölçümünün maddi yazım hatası sonucu yanlış yazıldığını vurgulamıştır. Yargıtay,başvurucu tarafından satın alınan taşınmazın haritadaki yüz ölçümünden birbuçuk kat daha büyük gösterilmesinin yüzeysel olarak bakıldığında farkedilebilecek bir hata olduğunun altını çizmiş ve bu nedenle devletinsorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. İlk derece mahkemesi tarafındanYargıtay kararına uyularak dava reddedilmiştir.
31. AİHM, başvurucunun gerçekte 202.000 m² olan bir taşınmaziçin 485.200 m²ye karşılık gelen bir fiyat ödediğine işaret etmiş ve bu nedenlezarara uğradığının tartışmasız olduğunu ifade etmiştir (Gürtaş Yapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye,§ 46). Başvuruyu pozitif yükümlülükler kapsamında inceleyen AİHM; 4721 sayılıKanun'un 1007. maddesinde devletin tapu sicilinintutulmasına ilişkin hatalarından doğan zararın tazminine imkân tanındığı hâldesomut olayda, taşınmazın herhangi bir hata içermeyen haritasının başvurucuyusicilde yazılı olan yüz ölçümünün hatalı olduğunu tespit etmeye muktedirkıldığı gerekçesiyle başvurucunun tazminat talebinin reddedildiğinivurgulamıştır (Gürtaş Yapı Ticaret ve PazarlamaA.Ş./Türkiye, §§ 56-58). AİHM, özellikle emlak işiyle iştigal edenalıcıdan belli ölçüde özenli davranmasının beklenmesinin kabul edilebilirolduğunu belirtmekle birlikte somut olaydaki taşınmazın doğal bir bağlantıiçinde bulunduğu daha geniş bir alanın parçası olduğuna ve bitişik parsellerdenihtilaflı parseli ayırt etmeye imkân veren herhangi bir fiziki sınırınbulunmadığına dikkat çekmiştir. AİHM; bu koşullarda ulusal mahkemenin alıcınınbütünüyle tapu siciline dayanmaması ve harita ile sicil arasında çelişkibulunup bulunmadığının tespiti bakımından ayrıca danışman görüşüne debaşvurması gerektiği yönündeki yaklaşımının idare tarafından yapılan hatanınsonuçlarına başvurucunun katlanmasına neden olmak suretiyle başvurucuya ölçüsüzbir külfet yüklediği kanaatine varmıştır (GürtaşYapı Ticaret ve Pazarlama A.Ş./Türkiye, § 59).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
32. Mahkemenin 19/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu, tapu siciline güven ilkesi uyarınca edindiğitaşınmazlarının tapusunun kısmen ve tazminat ödenmeksizin iptal edilmesininmülkiyet hakkını ihlal ettiğini öne sürmektedir. Başvurucu; mülkiyet hakkınınihlali nedeniyle açılan davalarda zamanaşımının söz konusu olmayacağını, bunedenle uğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımı sebebiylereddedilmesinin mülkiyet hakkını zedelediğini belirtmektedir. Başvurucu,Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 1/4/2014 tarihli ve E.2013/24348, K.2014/9133sayılı kararındaki, mükerrer tapu kaydının terkini sebebiyle uğranılan zararın4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca tazminigerektiği yolundaki içtihadın göz ardı edildiği ifade edilmiştir.
B. Değerlendirme
34. Anayasa'nın "Mülkiyethakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu; tapuların terkin edilen bölümününyeniden adına tesciline karar verilmesi, bunun mümkün olmaması durumundatazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur. Kararın gerekçesinde, tescil istemineilişkin talep yönünden davanın 3402 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ikincifıkrasında belirtilen on yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı; tazminattalebi yönünden ise 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesiuyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir zararın söz konusuolmadığı nedenleriyle davanın reddi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak hüküm,her iki talep bakımından bir ayrım yapılmaksızın davanın süre aşımı nedeniylereddi biçiminde kurulmuştur. Gerekçeli kararın yazımındaki bu özensizlik veciddiyetsizlik her iki talebin de süre aşımı nedeniyle reddedildiği izlenimiuyandırmakta ise de karar bir bütün olarak dikkate alındığında tazminatödenmesine ilişkin talep yönünden davanın 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca koşulları oluşmadığından esastanreddedildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu şikâyet mahkemeyeerişim hakkı kapsamında değil mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
a. Esas Yönünden
i. Mülkün Varlığı
37. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılanmaddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden veparayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda, mülk olarak değerlendirilmesigerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve gayrimenkul mallar ile bunlarınüzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve fikrî hakların yanı sıra icrasıkabil olan her türlü hak ve alacaklar da mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:2014/11441, 1/2/2006, § 60).
38. Somut olayda Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'ndekâin 1624 ve 1625 parsel sayılı taşınmazların büyüklüğü, 1967 yılında yapılantapulama çalışmasında sırasıyla 31.100 m² ve 2.850 m² olarak ölçülmüştür.31.100 m² büyüklüğündeki 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²lik bölümüile 2.850 m² büyüklüğündeki 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²likbölümü daha önce 1956 yılında yapılan tapulama çalışması sonucu Ankara iliGölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182 parsel numaralı taşınmazın parçasıolarak Hazine adına tespit edilmiştir. Satın alma ve taksim sonucu 24/10/1995tarihinde başvurucunun mülkiyetine geçen taşınmazların 1956 yılındaki tapulamaçalışmasında Hazine adına tespit edilen bölümlerine ilişkin tapu kaydı,mükerrer kadastro gerekçesiyle 16/5/2006 tarihinde iptal edilmiştir.Taşınmazların tapularının Hazine lehine iptal edilen bölümlerinin işlemtarihinde başvurucunun mülkiyetinde bulunduğu hususunda tartışma bulunmadığı vedolayısıyla Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında güvence altına alınan bir mülkünvar olduğu açıktır.
ii. Müdahalenin Varlığı ve Türü
39. Anayasa'nın mülkiyet hakkına müdahaleyle ilgili üç kuralihtiva ettiği görülmektedir. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasındaherkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle "mülktenbarışçıl yararlanma hakkı"na yer verilmiş,ikinci fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesibelirlenmiştir. "Mülkten yoksun bırakma" ve "mülkiyetinkontrolü", mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir. Mülkten yoksunbırakma şeklindeki müdahalede mülkiyetin kaybı söz konusudur. Mülkiyetinkullanımının kontrolünde ise mülkiyet kaybedilmemekte ancak mülkiyet hakkınınmalike tanıdığı yetkilerin kullanım biçimi, toplum yararı gözetilerekbelirlenmekte veya sınırlandırılmaktadır. Mülkten barışçıl yararlanma hakkınamüdahale ise genel nitelikte bir müdahale türü olup mülkten yoksun bırakma vemülkiyetin kullanımının kontrolü mahiyetinde olmayan her türlü müdahaleninmülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahale kapsamında ele alınmasıgerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§ 55-58).
40. Başvurucuya ait taşınmazlara ilişkin tapuların kısmen Hazinelehine iptal edilmesi mülkiyet hakkına müdahale oluşturmaktadır. Tapunun iptaledilmesi mülkten yoksun bırakılması amacını taşıdığından "mülkten yoksunbırakma" biçimindeki ikinci kural kapsamında incelenmesi gerekmektedir.
iii. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
41. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:
“Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
42. Mülkiyet hakkı mutlak olmayıp hakkın sınırlandırılmasımümkündür. Ancak Anayasa’nın 35. ve 13. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkınayönelik müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıcaölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).
(1) Kanunilik
43. Başvurucunun taşınmazlarının tapusunun kısmen iptaledilmesi, 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesine dayandırılmıştır. 3402 sayılıKanun'un 22. maddesinin birinci fıkrasında evvelce tespit, tescil veyasınırlandırma suretiyle kadastro veya tapulaması yapılmış olan yerlerin yenidenkadastrosunun yapılamayacağı kurala bağlanmış; bu gibi yerler ikinci defakadastroya tabi tutulmuşsa ikinci kadastronun bütün sonuçlarıyla hükümsüzsayılacağı ve ikinci defa yapılan kadastronun iptal edileceği belirtilmiştir.
44. Somut olayda başvurucuya ait 1624 parsel numaralı taşınmazın17.638 m²lik bölümünün, 1625 parsel numaralı taşınmazın ise 1.069 m²likbölümünün ikinci kez kadastro gördüğü ihtilafsızdır. Dolayısıyla bu bölümlereisabet eden tapunun iptal edilmesinin yasal dayanağının bulunduğuanlaşılmaktadır.
(2) Meşru Amaç
45. İkinci yapılan kadastro tespiti hükümsüz sayılıp bu tespitedayanılarak oluşturulan tapunun iptal edilmesi, birinci kadastroda lehinetespit yapılan malikin mülkiyet hakkının korunması amacına yöneliktir. Birincikadastroda lehine tespit yapılanın mülkiyet hakkının korunmasının kamu yararınadönük olduğu açıktır. Dolayısıyla başvurucunun tapusunun kısmen iptal edilmesimeşru bir amaca dayanmaktadır.
(3) Ölçülülük
(a) Genel İlkeler
46. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerinsınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukukdevleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerinsınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki, ancak durumungerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.Bireylerin hak ve özgürlüklerinin, somut koşulların gerektirdiğinden daha fazlasınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamınageleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,13/11/2014).
47. Ölçülülük ilkesi, “elverişlilik”, “gereklilik” ve“orantılılık” olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. “Elverişlilik” öngörülenmüdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,“gereklilik” ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasınıyani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,“orantılılık” ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaçarasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2012/102, K.2012/207, 27/12/2012;E.2012/149, K.2013/63, 22/5/2013; E.2013/32, K.2013/112, 10/10/2013; E.2013/15,K.2013/131, 14/11/2013; E.2013/158, K.2014/68, 27/3/2014; E.2013/66, K.2014/19,29/1/2014; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2015/43, K.2015/101, 12/11/2015;E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No:2013/817, 19/12/2013, § 38).
48. Mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığıdeğerlendirilirken tarafların yasal yükümlülüklerinin neler olduğu, bunlarınyerine getirilmesinde ihmalkârlık gösterilip gösterilmediği ve ihmalinvarlığının tespiti hâlinde bunun hukuka aykırı sonucun doğmasında bir etkisininbulunup bulunmadığı da gözönünde bulundurulmalıdır (Besime Çetin, B. No: 2014/17809,8/11/2017, § 43).
49. İdarenin "iyi yönetişim" ilkesine uygun hareketetme yükümlülüğü bulunmaktadır. "İyi yönetişim" ilkesi, kamu yararı kapsamında bir konusöz konusu olduğunda kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve herşeyden önce tutarlı olarak hareket etmelerini gerektirir (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No:2013/711, 3/4/2014, § 68). Öte yandan idarelerin hatalı tesis ettiği işlemlerigeri alma hakkı bulunmakla birlikte kendi hatalarının sonuçlarını gidermelerive bireylere yüklememeleri gerekir.
(b) İlkelerin OlayaUygulanması
50. Başvurucunun taşınmazlarının daha önce 1956 yılında yapılantapulama çalışması sonucu Ankara ili Gölbaşı ilçesi Kötek köyünde kâin 1182parsel numaralı taşınmazın parçası olarak Hazine adına tespit edilen bölümününtapusunun iptal edilmesinin Hazinenin menfaatlerinin korunması amacı bakımındanelverişli ve gerekli olmadığı ifade edilemez.
51. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesibakımından asıl önem taşıyan ölçüt orantılılıktır. Öngörülen tedbirin malikiolağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda müdahalenin orantılı vedolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla, uygulanan tedbirlebaşvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin tespitigerekmektedir.
52. Başvurucuya ait Ankara ili Sincan ilçesi Ücret Mahallesi'ndekâin 1624 parsel numaralı taşınmazın 17.638 m²lik bölümü ile 1625 parselnumaralı taşınmazın 1.069 m²lik bölümünün 1956 yılında yapılan tapulamafaaliyeti sonucu Hazine adına tespit ve tescil edildiği sabittir. Dolayısıylataşınmazların bu bölümü yönünden 1967 yılında yapılan tapulama faaliyeti sonucuoluşturulan tapu kaydının mükerrer olduğu açıktır. Mükerrer tapu kaydıoluşturulmasının bütünüyle idarenin aynı yerde kanunen yasak olduğu hâldeikinci kez tapulama (kadastro) çalışması yapmasından kaynaklandığıgörülmektedir.
53. Kanun koyucu iki defa kadastro yapılması sonucu mükerreroluşturulan tapu kayıtlarından ilk kadastroya dayalı olanının gerçeğiyansıttığını aksi ileri sürülemez bir karine olarak kabul etmiş ve buna bağlıolarak ikinci kadastro sonucu oluşan tapunun iptal edilmesini öngörmüştür.Diğer bir ifadeyle kanun koyucu, ilk kayıt malikinin mülkiyet hakkını dahaüstün değerde görmüştür. İkinci kadastro sonucu oluşturulan tapunun malikininilk kadastro neticesinde yapılan tescile karşı kadastro tutanaklarınınkesinleşmesinden itibaren on yıl içinde dava açması teorik olarak mümkün ise deiki kadastro arasında on yıldan fazla sürenin geçtiği durumlarda mükerrer kayıtmalikinin böyle bir imkânı da bulunmamaktadır.
54. Somut olayda başvurucunun taşınmazlarının daha önce 1956yılında Hazine adına tespit ve tescil edilen taşınmaz ile çakışan bölümlerineilişkin tapu iptal edilmiştir. Başvurucunun 1956 yılında ilan edilen birincikadastro tespitine itiraz etmesi veya bu tespit neticesinde yapılan tescilekarşı dava açması da mümkün değildir. Bu durumda kamu makamları tarafındanoluşturulan tapuyu ifraz ve satın alma yoluyla edinen başvurucunun tapularınınHazineye ait tapu ile çakışan bölümünün iptal edilmesi başvurucuya ağır birkülfet yüklemiştir. Önceki kadastroya istinaden lehine tapu oluşturulanHazinenin menfaatlerinin korunmasında kamu yararı bulunmakta ise de devletinverdiği tapuya dayanarak mülkiyet hakkı sahibi olan başvurucunun da menfaatiningözetilmesi ve bu çerçevede idarenin hatalı işleminin bütün sonuçlarınınbaşvurucuya yüklenmemesi gerekmektedir. Bu bağlamda tapularının kısmen iptaledilmesi karşılığında başvurucuya tazminat ödenmesinin başvurucuya yüklenenkülfeti hafifletecek ve kamu yararı ile bireysel menfaatlerin dengelenmesinisağlayacak önemli bir araç olduğu söylenebilir.
55. Türk hukukunda tapu sicilinin hatalı tutulmasındankaynaklanan zararların devlet tarafından tazmin edilmesini öngören düzenleme,4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesinde yer almıştır.Anılan maddede; tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan devletinsorumlu olduğu, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere devletin rücuedebileceği hüküm altına alınmıştır. Yargıtay tapu kütüğünün oluşumuaşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemlerinin bir bütün oluşturduğu vebu kayıtlarda yapılan hatalardan da 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca devletin sorumlu olduğunu içtihat etmiştir(Nazmiye Akman, B. No: 2013/1012,16/4/2013, § 25; Ahmet Hilmi Serter,B. No: 2014/10954, 17/11/2016, §§ 41, 42; HaticeAvcı ve diğerleri, B. No: 2014/9788, 22/9/2016, §§ 74-76). Öteyandan Yargıtay 3402 sayılı Kanun'un 22. maddesi uyarınca mükerrer (binmeli)tapuların düzeltilmesi sırasında oluşan zararın da kadastro işlemlerindenkaynaklanması nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesikapsamında devlet tarafından tazmini gerektiği sonucuna ulaşmıştır (bkz. §§ 26,27).
56. Somut olayda başvurucunun 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesine istinaden devlet aleyhine açtığı tazminat davası,anılan hüküm uyarınca devletin sorumluluğunu gerektiren herhangi bir zararınsöz konusu olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Mahkemenin Yargıtayiçtihadıyla çelişen bu yorumu nedeniyle tapusu iptal edilmek suretiylebaşvurucuya yüklenen külfetin orantılı hâle getirilmesi önlenmiş vebaşvurucunun idarenin hatasından doğan zarara katlanması sonucunu doğurmuştur.Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkı ile Hazinenin menfaatlerininkorunmasındaki kamu yararı arasında kurulması gereken makul dengenin başvurucualeyhine bozulduğu anlaşıldığından mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüzolduğu kanaatine varılmıştır.
57. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
C. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşuve Yargılama Usulleri HakkındaKanun’un 50. maddesinin(1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:
“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir.”
59. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yargılamanınyenilenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
60. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarılmıştır.
61. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundankararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Gölbaşı Asliye HukukMahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere GölbaşıAsliye Hukuk Mahkemesine (E.2011/620) GÖNDERİLMESİNE,
D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun MaliyeBakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemedegecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadargeçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE19/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.