TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ALİ ANIL BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2014/13596)
Karar Tarihi: 25/1/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
Recep KÖMÜRCÜ
Recai AKYEL
Raportör
:
Volkan SEVTEKİN
Başvurucu
:
Mehmet Ali ANIL
Vekili
:
Av. Hasan ALICI
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, mahkûmiyet kararının usulsüz tebliğe dayanılarakkesinleştirilmesi ve bu suretle temyiz isteminin yasal süresi içindeyapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmesi nedeniyle adil yargılanmahakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 13/8/2014 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına vebu kapsamda sunulan görüşlerine atıfta bulunarak başvuru hakkında görüşsunulmasına gerek olmadığını bildirmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde olaylar özetle şöyledir:
7. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcılığının 3/12/1997tarihli iddianamesi ile başvurucunun yasa dışı Türkiye Komünist EmekPartisi/Leninist (TKEP-L)-silahlı terör örgütü- üyesi olma suçundan 1/3/1926tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun 168. maddesinin (2) numaralıfıkrası kapsamında cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
8. İstanbul 6 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24/6/1998tarihli duruşmasında vekilinin huzurunda başvurucunun savunması alınmış veyapılan yargılama sonucunda 19/4/2000 tarihinde verilen beraat kararı, Yargıtay9. Ceza Dairesinin 19/3/2001 tarihli kararı ile bozulmuştur.
9. Bozma sonrasında Devlet Güvenlik Mahkemelerinin kaldırılmasınedeniyle yargılama İstanbul 14. Ağır Ceza (CMK 250. madde ile görevli)Mahkemesince (Mahkeme) yürütülmüştür.
10. Başvurucu vekilinin beraat kararında direnilmesi talebiMahkemece kabul edilmemiştir. Uyulan bozma kararı doğrultusunda yapılaninceleme sonucunda başvurucunun ve vekilinin bulunmadığı duruşmada Mahkemenin21/9/2007 tarihli kararıyla yasa dışı silahlı terör örgütüne üye olma suçundanlehe kanun olduğu değerlendirilen 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk CezaKanunu’nun 314. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu 6 yıl 3 ayhapis cezasına mahkûm edilmiştir.
11. Başvurucuyu temsilen duruşmalara katılarak savunma yapan vegerekçeli kararda sanık vekili olarak gösterilen başvurucu vekilinin bildirdiği(Üsküdar 6. Noterliğinin 5/11/1997 tarihli vekâletnamede belirtilen) adresine11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre karartebliğe çıkarılmış ve tebligat mazbatasına "dosyamızda vekâletnamenizbulunmadığından 10 günlük süre içerisinde ibrazı" şeklinde bir şerh düşülmüştür. Başvurucuvekilinin kapısına yapıştırılmak ve imzadan imtina eden en yakın komşusu Ş.G.yehaber verilmek suretiyle 27/11/2007 tarihinde mahkûmiyet kararı tebliğedilmiştir.
12. Mahkeme 17/1/2008 tarihli kesinleşme şerh yazısıyla başvurukonusu kararın başvurucu açısından temyiz edilmeden 5/12/2007 tarihindekesinleşmesi nedeniyle hükümlünün cezasının infazınınyerine getirilmesini istemiştir.
13. Başvurucu vekili 8/4/2013 havale tarihli iki ayrıdilekçeyle, mahkûmiyet kararınının kesinleşmeşerhinin kaldırılarak infazın geri alınması ve temyiz talebinde bulunmuştur.
14. Mahkemenin 15/4/2013 tarihli ek kararıyla mahkûmiyet kararının "...27/11/2007 tarihinde tebliğ edildiği ... her ne kadarmahkememizce Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmış ise detebligat yapılan adresin hükümlü müdafiince 6/9/1996tarihinde İstanbul Barosuna bildirildiği adres olup ve halen aynı adreste faliyet gösterdiği anlaşıldığı..."gerekçesiyle yasal süre geçtikten sonra yapılan temyiz isteminin reddi ilehükümlünün cezasının infazının devamına karar verilmiştir.
15. Başvurucu vekili 29/4/2013 tarihli temyiz dilekçesindemahkûmiyet kararının usulsüz tebliğ edildiğini belirtmiştir. Kararın tebliğegönderildiği adresine yargılama sırasında tebligat yapıldığını ve Mahkemeyesunulan dilekçelerde de aynı adresin gösterildiğini, hatta 1996 yılından buyana kesintisiz olarak mesleki faaliyetini bu adreste yürüttüğünü açıklamıştır.7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre doğrudan tebligat yapılabilmesi için"adresini değiştiren kimse yenisinibildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediğitakdirde" şartının bulunması gerektiğini bildirmiştir. Diğer yandan davada başvurucuyu temsilenbulunan başvurucu vekiline gönderilen karar tebliğ mazbatasına "dosyamızda vekaletnameniz bulunmadığından 10 günlüksüre içerisinde ibrazı" şeklinde şerh konulduğunu, bu durumdaMahkemenin dosyada vekâletname olmadığını kabul etmesine rağmen kararın asiletebliğ edilmesi yerine vekâleti olmayan vekile tebliğ yapılmasının da usulüzolduğunu savunarak ek kararın bozulması talebinde bulunmuştur.
16. Başvurucu vekilinin ek kararı temyizi üzerine bu defaYargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 21/6/2013 tarihli onamaistemli tebliğnamede"...sanık savunmanı Av. Hasan Alıcı'nın İstanbul Barosuna bildirmişolduğu, daha önce de tebligat yapılmış olan bu adreste ve yokluğunda verilenkararın Tebligat Kanun'u 35. maddesine göre kendisine 27/11/2007 tarihindetebliğ edilmiş olduğu, bu adresin halen geçerli olduğu, sanık savunmanıtarafından yasal süre içerisinde hükmün temyiz edilmeyerek kesinleşmişolduğu..." belirtilerek temyiz isteminin reddine ilişkin15/4/2013 tarihli ek kararın yasaya uygun bulunduğu açıklanmıştır.
17. Başvurucu vekili tebliğnameyekarşı 27/6/2013 tarihli beyanında öncelikle vekilin yasal tebligat adresindebulunup bulunmadığı tespit edilmeden 7201 sayılı Kanun'un şekli prosedürüneuyulmadan doğrudan 35. maddesine göre tebligat yapılmış olmasının usul veyasaya aykırı olduğunu bildirmiştir.
18. Ek karar, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24/4/2014 tarihlikararıyla onanmıştır.
19. Nihai karar başvurucuya 15/7/2014 tarihinde tebliğ edilmişolup 13/8/2014 tarihinde süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun291. maddesi şöyledir:
"Temyiz istemi, hükmünaçıklanmasından itibaren yedi gün içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçeverilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyantutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında263 üncü madde hükmü saklıdır.
Hüküm, temyiz yoluna başvurma hakkı olanlarınyokluğunda açıklanmışsa, süre tebliğ tarihinden başlar."
21. 7201 sayılı Kanun'un "Tebliğimkânsızlığı ve tebellüğden imtina" kenar başlıklı 21. maddesişöyledir:
"Kendisine tebligatyapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecekkimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse,tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyetiazasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslimeder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adrestekibinanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğolunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakınkomşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnameninkapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
(Ek fıkra: 11/1/2011-6099/5 md.) Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindekiadresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya o adresten sürekli olarakayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veyaihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imzakarşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyigösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıyayapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.
(Ek: 19/3/2003-4829/5 md.)Muhtar, ihtiyar heyeti azaları, zabıta amir ve memurları yukarıdaki fıkralaruyarınca kendilerine teslim edilen evrakı kabule mecburdurlar."
22. 7201 sayılı Kanun'un 11/1/2011 tarihli ve 6099 sayılıKanun'un 9. maddesi ile değiştirilmeden önceki hâlinin 35. maddesi şöyledir:
"Kendisine veya adresinekanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresinideğiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeyemecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.
(Değişik:19/3/2003-4829/11 md.) Adresini değiştiren kimseyenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediğitakdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısınaasılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.
(Değişik:19/3/2003-4829/11 md.) Bundan sonra eski adreseçıkarılan tebliğler muhataba yapılmış sayılır.
(Ek :6/6/1985 - 3220/12 md.) Daha önce tebligat yapılmamışolsa bile, taraflar arasında yapılan, imzası resmi merciler önünde ikrar olunmuşsözleşmelerde belirtilen adresler ile kamu kurum ve kuruluşları ve kamu kurumuniteliğindeki meslek kuruluşlarına, ticaret sicillerine ve esnaf ve sanatkarlarsicillerine verilen en son adreslerdeki değişiklikler hakkında da bu maddehükümleri uygulanır."
B. Uluslararası Hukuk
1. Avrupa İnsan HaklarıSözleşmesi
23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
"Herkes davasının, ...cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecekolan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından,...görülmesini isteme hakkına sahiptir..."
2. Avrupa İnsan HaklarıMahkemesi İçtihadı
24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye erişimhakkını hukukun üstünlüğü ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabuletmekte; mahkemeye erişim hakkının ve başvuru yapılabilmesi konusunda tutarlıbir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmadaaçık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifadeetmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadakibelirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda buhakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, (k.k.), B. No: 51307/99,23/1/2003).
25. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukukhükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özelliklemahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'inrolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme ile uyumlu olup olmadığının tespitiylesınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı getiren kuralların uygun adaletyönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına işaret eden AİHM, bukuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin ulaşılabilir başvuruyollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması gerektiğinideğerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın somut başvuru yolununözellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasının amaç vehedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,§ 20).
26. AİHM'e göre mahkemeye ulaşmayıaşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız hâle getiren uygulamalar mahkemeyeerişim hakkının ihlaline yol açabilir. Bununla birlikte dava açma ya da kanunyollarına başvuru için belli sürelerin öngörülmesi -bu süreler dava açmayıimkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça- hukuki belirlilik ilkesinin birgereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ne var ki öngörülensüre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak yanlış uygulanması ya da yanlışhesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da kanun yollarına başvuru hakkınıkullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini kabul etmek gerekir (Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§36-40).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
27. Mahkemenin 25/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
28. Başvurucu, tebliğ mazbatası üzerine vekâletnamenin on güniçinde ibraz edilmesi konusunda şerh düşülerek gerekçeli kararın 7201 sayılıKanun'un 35. maddesine göre tebliğ edildiğini ancak kararın kesinleştirilmeişlemine kadar vekili tarafından dosyaya vekâletname ibraz edilmediğinibelirtmiştir. Bu duruma göre kararın kendisine (asile) tebliğ edilmedenkesinleştirilmesinin yasaya aykırı olduğunu savunmuştur. Diğer yandan kararın,vekilinin 1996 yılından bu yana bilinen adresine 7201 sayılı Kanun'un 21.maddesine göre tebliğ edilmesi gerekirken 35. maddesine göre tebliğ edilmesininusulüne uygun olmadığını bildirmiştir. Bu nedenlerle temyiz isteminin yasalsüresi içinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilerek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altınaalınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
B. Değerlendirme
29. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, temyizisteminin usulsüz tebligata dayalı olarak süre yönünden reddedilmesi nedeniyletemyiz itirazlarının incelenmediğine ilişkin olduğundan iddiaların adilyargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamındaincelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.
30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesinyargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunmahakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün birunsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin taraf olduğu uluslararasısözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metninedâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayanAİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişimhakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.Şti., B.No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).
31. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olanmahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek veuyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelir.Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâlegetiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştirensınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §52).
32. Mahkemeye erişim hakkı, ilk derece mahkemesine dava açmahakkının yanı sıra itiraz, istinaf veya temyiz gibi kanun yollarına başvurmaimkânı tanınmış ise anılan yollara başvurma hakkını da içerir (Ali Atlı, B. No: 2013/500, 20/3/2014, §49).
33. Mahkemeye erişim hakkı, mahkemeye başvuru konusunda etkilibir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmadaaçık, pratik ve yeterli fırsatlara sahip olmasını gerektirir. Özellikle hukukiya da uygulamadaki belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlaledebilir (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. veTic. Ltd. Şti., B. No: 2012/855, 26/6/2014, § 34). Bu nedenlemahkemelerin, usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarargetirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği gibi kanunlaöngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden olacak ölçüde aşırıesneklikten de kaçınmaları gerekir (KamilKoç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).
34. Somut olayda başvurucu, tebligatın usulsüz olmasını 7201sayılı Kanun'un şekli prosedürüne uyulmadan yapılmasına dayandırmaktadır.Gerekçeli kararın tebliğinin öncelikle Kanun'un 21. maddesinde göre yapılmasıgerektiğini, bu yapılmadan doğrudan 35. maddesine göre tebligat yapılmışolmasının usule uygun olmadığını iddia etmektedir.
35. Mahkemece tebligat çıkarılan adresin hükümlü müdafiince (Başvurucu vekilinin) 6/9/1996 tarihindeİstanbul Barosuna bildirildiği adres olduğu ve hâlen aynı adreste faliyet gösterdiği gerekçesiyle (bkz. § 14) mahkûmiyetkararının 27/11/2007 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği kabuledilerek yasal süre geçtikten sonra temyiz isteminde bulunulduğu sonucunaulaşılmıştır.
36. Öte yandan başvurucu, yargılamada vekille temsil edilmediğiya da tebligat yapılan adresin vekiline ait olmadığı iddialarındabulunmamıştır. Aksine tebligat yapılan adresin vekilinin adresi olduğu, hâlenaynı adreste faliyet gösterdiği ve bu adreseyargılama sırasında da tebligat yapıldığı ifade edilmiştir.
37. Başvurucu, karar kesinleştirilinceye kadar vekili tarafındandosyaya vekâletname ibraz edilmediğini belirtilmiş ise de başvurucuyu temsilenÜsküdar 6. Noterliğinin 5/11/1997 tarihli dosyaya sunulan vekâletnamedenbaşvurucu vekilinin yargılamanın başlangıcından itibaren başvurucuyu temsiledair vekâletnamesinin bulunduğu anlaşılmaktadır.
38. Mahkûmiyet kararı, bozma kararı öncesinde ve sonrasındasavunmada bulunarak yargılama faaliyetine aktif olarak katılan başvurucuvekilinin adresine 7201 sayılı Kanun'un 35. maddesine göre tebliğ edilmiştir.Bu kararın kesinleşmesinden beş yılı aşkın bir süre sonra tebligat işlemininusulsüz olduğu ileri sürülmüştür. Gerekçeli karar, yargılama sırasında datebligat yapılmış olan başvurucu vekilinin aynı adresine tebliğ edilmesinerağmen başvurucunun tebligattan haberdar olamamasında Mahkemenin yeterinceözenli davranmadığı söylenemez. Bu durumda mahkûmiyet kararının usulsüztebliğine ilişkin iddianın aksine Mahkemece yapılan değerlendirme aşırı birşekilcilikten kaynaklanmadığı gibi yargılamanın bütünlüğü içinde kabul edilebilirbir yaklaşımdır.
39. Sonuç olarak yargısal sistem açısından olaya bakıldığında,yasal süre geçtikten sonra temyiz isteminde bulunulduğuna yönelik Mahkeme ve Yargıtayın usule ilişkin ölçülü ve öngörülebiliruygulamasının hakkaniyete aykırı ve keyfî olmayıp mahkemeye erişim hakkınayönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.
40. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlikkoşulları yönünden incelenmeksizin açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna kararverilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Başvurunun açıkçadayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılamagiderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 25/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLEkarar verildi.