TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET MEMİŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/5380)
Karar Tarihi: 30/10/2018
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Muammer TOPAL
M. Emin KUZ
Recai AKYEL
Raportör
:
Eşref Uğur ŞENOL
Başvurucu
:
Mehmet MEMİŞ
Vekili
:
Av. Musa YILDIRIM
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, ruhsatsız olduğu ve çevre açısından tehlike teşkilettiği gerekçesiyle binanın yıkılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 23/3/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, Samsun ili Merkez ilçesi Teknepınarköyü Ova mevkii 764 parsel sayılı taşınmazın malikidir. Taşınmaz tapuda ev ve arsası niteliğiyle kayıtlıdır. Butaşınmaz üzerinde başvurucuya ait tek katlı bir bina bulunmaktadır.
9. Samsun Canik Belediye (Belediye) Encümeninin 2/6/2010 tarihlikararıyla; söz konusu binanın uzun zamandır kullanılmaması nedeniyle metruk birhâle geldiği ve bu durumun çevre halkının sağlığı açısından tehlike arz ettiği,çevre ve görüntü kirliliği oluşturduğu gerekçesiyle 13/5/1985 tarihli ve 3194sayılı İmar Kanunu’nun 39. ve 40. maddeleri uyarınca binanın yıkılmasına kararverilmiştir. Başvurucunun beyanına göre yıkım kararı kendisine tebliğedilmemiştir. Başvurucu, yıkım kararının iptaline yönelik bir dava da açmamıştır.Yıkım işlemi Belediye tarafından 3/8/2010 tarihinde gerçekleştirilmiştir.
10. Başvurucunun beyanına göre bina, metruk bir hâlde olmayıpiçinde 18/5/2010 tarihine kadar kiracısı ikamet etmiştir. Yine başvurucununbeyanına göre kira bedelinin ödenmemesi nedeniyle de mahkeme kararıyla anılantarihte tahliye işlemi gerçekleşmiştir.
11. Başvurucunun sunmuş olduğu belgelerden; yapı ruhsatı ve yapıkullanma izin belgesi alınmadan kullanılan bu yapının elektrik ve suaboneliklerinin yapılmış olduğu, emlak vergilerinin ödendiği anlaşılmıştır.Tapu kaydında taşınmazın ev ve arsa vasfıyla 11/9/1980 tarihinde başvurucutarafından satın alındığı görülmektedir.
12. Başvurucu, öncesinde binaya ilişkin değer tespiti yaptırıp zararıntazmini için 15/9/2010 tarihinde Belediyeye başvurmuştur. Talebinin reddiüzerine de Belediye aleyhine 16/12/2010 tarihinde tam yargı davası açmıştır.Samsun 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) 30/11/2011 tarihinde davanın reddine kararvermiştir. Kararda, 3194 sayılı Kanun'un 39. maddesi kapsamında binanın çevreaçısından tehlike oluşturacak bir durumda olması nedeniyle yıkılmasının yanındayapının kaçak olarak inşa edildiği vurgulanmıştır. Ayrıca 3194 sayılı Kanun'un32. maddesi kapsamında kaçak yapıların yıkımının idare açısından bir hak vesorumluluk olduğu belirtilmiştir. Sonuç olarak görev ve sorumluluğu bulunanidare açısından binanın yıkılmasının hizmet kusuru olarakdeğerlendirilemeyeceği, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararın idaretarafından tazmin edilmesinin hukuken mümkün olmadığı belirtilerek davanınreddine karar verilmiştir.
13. Başvurucunun temyiz talebi, Danıştay OndördüncüDairesinin 15/5/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Karar düzeltme istemininde aynı Dairenin 17/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmesi üzerine kararkesinleşmiştir.
14. Nihai karar, başvurucu vekiline 23/2/2015 tarihinde tebliğedilmiştir.
15. Başvurucu 23/3/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
16. 3194 sayılı Kanun'un "Kapsam" kenar başlıklı 2.maddesi şöyledir:
"Belediye ve mücavir alan sınırlarıiçinde ve dışında kalan yerlerde yapılacak planlar ile inşa edilecek resmi veözel bütün yapılar bu Kanun hükümlerine tabidir."
17. 3194 sayılı Kanun’un "Yapıruhsatiyesi" kenar başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:
“BuKanunun kapsamına giren bütün yapılar için 26 ncı maddede belirtilen istisna dışında belediye veyavaliliklerden yapı ruhsatiyesi alınması mecburidir.”
18. 3194 sayılı Kanun’un "Ruhsatalma şartları" kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:
“Yapıruhsatiyesi almak için belediye, valilik bürolarına yapı sahipleri veya kanunivekillerince dilekçe ile müracaat edilir. Dilekçeye sadece tapu (istisnaihallerde tapu senedi yerine geçecek belge), mimari proje, statik proje,elektrik ve tesisat projeleri, resim ve hesapları, röperliveya yoksa, ebatlı kroki eklenmesi gereklidir.
Belediyeler veya valiliklerce ruhsat ve ekleriincelenerek eksik ve yanlış bulunmuyorsa müracaat tarihinden itibaren en geçotuz gün içinde yapı ruhsatiyesi verilir.
Eksik veya yanlış olduğu takdirde; müracaattarihinden itibaren onbeş gün içinde müracaatçıyailgili bütün eksik ve yanlışları yazı ile bildirilir. Eksik ve yanlışlar giderildiktensonra yapılacak müracaattan itibaren en geç onbeş güniçinde yapı ruhsatiyesi verilir.”
19. 3194 sayılı Kanun’un "Yapıkullanma izni" kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:
“Yapıtamamen bittiği takdirde tamamının, kısmen kullanılması mümkün kısımlarıtamamlandığı takdirde bu kısımlarının kullanılabilmesi için inşaat ruhsatınıveren belediye, valilik bürolarından; 27 ncimaddeye göre ruhsata tabi olmayan yapıların tamamen veya kısmenkullanılabilmesi için ise ilgili belediye ve valilikten izin alınmasımecburidir. Mal sahibinin müracaatı üzerine, yapının ruhsat ve eklerine uygunolduğu ve kullanılmasında fen bakımından mahzur görülmediğinin tespiti gerekir.
Belediyeler, valilikler mal sahiplerininmüracaatlarını en geç otuz gün içinde neticelendirmek mecburiyetindedir. Aksihalde bu müddetin sonunda yapının tamamının veya biten kısmının kullanılmasınaizin verilmiş sayılır.
Bu maddeye göre verilen izin yapı sahibinikanuna, ruhsat ve eklerine riayetsizlikten doğacak mesuliyetten kurtarmayacağı gibiher türlü vergi, resim ve harç ödeme mükellefiyetinden de kurtarmaz.”
20. 3194 sayılı Kanun’un"Kullanma izni alınmamış yapılar" kenar başlıklı 31.maddesi şöyledir:
“İnşaatınbitme günü, kullanma izninin verildiği tarihtir. Kullanma izni verilmeyen vealınmayan yapılarda izin alınıncaya kadar elektrik, su ve kanalizasyonhizmetlerinden ve tesislerinden faydalandırılmazlar. Ancak, kullanma izni alanbağımsız bölümler bu hizmetlerden istifade ettirilir.”
21. 3194 sayılı Kanun’un"Ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırı olarak başlanan yapılar" kenarbaşlıklı 32. maddesi şöyledir:
“BuKanun hükümlerine göre ruhsat alınmadan yapılabilecek yapılar hariç; ruhsatalınmadan yapıya başlandığı veya ruhsat ve eklerine aykırı yapı yapıldığıilgili idarece tespiti, fenni mesulce tespiti ve ihbarı veya herhangi birşekilde bu duruma muttali olunması üzerine, belediye veya valiliklerce o andakiinşaat durumu tespit edilir. Yapı mühürlenerek inşaat derhal durdurulur.
Durdurma, yapı tatil zaptının yapı yerineasılmasıyla yapı sahibine tebliğ edilmiş sayılır. Bu tebligatın bir nüshasıda muhtara bırakılır.
Bu tarihten itibaren en çok bir ay içinde yapısahibi, yapısını ruhsata uygun hale getirerek veya ruhsat alarak, belediyedenveya valilikten mühürün kaldırılmasını ister.
Ruhsata aykırılık olan yapıda, bu aykırılığıngiderilmiş olduğu veya ruhsat alındığı ve yapının bu ruhsata uygunluğu,inceleme sonunda anlaşılırsa, mühür, belediye veya valilikçe kaldırılır veinşaatın devamına izin verilir.
Aksi takdirde, ruhsat iptal edilir, ruhsataaykırı veya ruhsatsız yapılan bina, belediye encümeni veya il idare kurulukararını müteakip, belediye veya valilikçe yıktırılır ve masrafı yapısahibinden tahsil edilir.”
22. 10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir BelediyesiKanunu’nun "Büyükşehir belediyesininimar denetim yetkisi" kenar başlıklı 11. maddesinin birincifıkrasının ilgili kısmı şöyledir:
“Büyükşehirbelediyesi tarafından belirlenen ruhsatsız veya ruhsat ve eklerine aykırıyapılar, gerekli işlem yapılmak üzere ilgili belediyeye bildirilir. Belirlenenimara aykırı uygulama, ilgili belediye tarafından üç ay içinde giderilmediğitakdirde, büyükşehir belediyesi 3.5.1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 32 ve 42 ncimaddelerinde belirtilen yetkilerini kullanma hakkını haizdir...”
B. Uluslararası Hukuk
23. KerimanTekin ve diğerleri/Türkiye (B. No: 22035/10, 15/11/2016) kararınakonu olay, başvuruculara ait 1997 yılında yaptırılan konutun bir okul inşaatısırasında zarar görmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasınailişkindir. Bu olayda derece mahkemeleri konutun ruhsatsız olduğu gerekçesiylebaşvurucuların tazminat taleplerini reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM) tarafından, özellikle ruhsatsız olarak yapılmış olsa da kamumakamlarınca bu yapının yıktırılmadığı veya yıkımı yönünde bir işleme degirişilmediğine dikkat çekilerek tapuya tescil edilen konut yönündenbaşvurucuların Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.luProtokol'ün 1. maddesinin birinci paragrafında ifade edilen anlamda mülk teşkiledebilecek menfaatlerinin olduğu belirtilmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 40-47). AİHM; başvuruyugenel ilke niteliğindeki mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına ilişkinbirinci kural çerçevesinde incelemiş (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 52, 55), müdahalenin kanunidayanağının çevreyi korumak yönünde bir meşru amacı içerdiğini kabul etmiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 68, 69).Ancak AİHM'e göre somut olayın koşullarında oluşanmaddi zarara rağmen başvurucuların tazminat taleplerinin reddedilmesi,başvurucuların mülkiyet hakkı kapsamındaki menfaatleri ile kamunun yararıarasındaki adil dengeyi bozmuş; başvuruculara aşırı ve olağan dışı bir külfetyükletilmesine yol açmıştır. AİHM, bu gerekçelerle başvurucuların mülkiyethaklarının ihlaline karar vermiştir (Keriman Tekin ve diğerleri/Türkiye, §§ 70, 71).
24. Benzer şekilde Tiryakioğlu/Türkiye(B. No: 24404/02, 13/5/2008) kararında da AİHM, başvurucunun askerî güvenlikbölgesi içinde ruhsatsız olarak yapılan binanın yıkımına ilişkin şikâyetiniincelemiştir. AİHM özellikle bu alanda bina yapılamayacağına dair düzenlemeninöngörülebilir olduğuna ve nitekim binanın yapımından kısa bir süre sonra dayıkım ile ilgili idare tarafından işlemler yapıldığına vurgu yapmıştır. AİHM,bu alanda kamu makamlarına tanınan geniş takdir yetkisi de dikkate alındığındabaşvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfet yüklenmediğini belirterek müdahaleyiölçülü bulmuştur.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
25. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlalEdildiğine İlişkin İddia
1. Başvurucununİddiaları
26. Başvurucu, uzun süren yargılama nedeniyle makul süredeyargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
27. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve 30495sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde KararnamelerdeDeğişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların TazminatÖdenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.
28. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göreyargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesiya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddeninyürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olanbireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabuledilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaatüzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (TazminatKomisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.
29. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı yada yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediğiiddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurularailişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkinyolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlamakapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğinitartışmıştır (Ferat Yüksel, §§ 26-36).
30. Ferat Yüksel kararında özetle;anılan başvuru yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvurudakolaylık sağlaması nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekliitibarıyla ihlal iddialarına makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrumolmadığı ve tazminat ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığındabaşka türlü telafi olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterligiderim sağlama imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerdebulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçelerdoğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlaliddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesiolduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılanbaşvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ilebağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olmasınedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (FeratYüksel, §§ 35-36).
31. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayıgerektiren bir durum bulunmamaktadır.
32. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabuledilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
B. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkinİddia Yönünden
1. Başvurucunun İddiaları
33. Başvurucu; binanın uzun süredir mesken olarak kullanıldığınıve çevre açısından tehlike arz edecek nitelikte bir yapı olmadığını, Belediyetarafından binanın su aboneliğinin, ilgili idare tarafından da elektrikaboneliğinin yapıldığını, emlak vergilerinin Belediyeye ödendiğini ifadeetmiştir. Başvurucu, yapının yıkımı nedeniyle oluşan zararlarının tazmini içinidari ve yargısal yollara başvurduğunu fakat sonuç alamadığını belirtmiştir.Başvurucu; derece mahkemelerince hakkaniyete uygun bir yargılama yapılmadığını,temyiz ve karar düzeltme taleplerinin gerekçe gösterilmeksizin reddedildiğini,zararının karşılanmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca talebine rağmen karardüzeltme aşamasında duruşma yapılmadığından yakınmıştır. Başvurucu sonuç olarakbu gerekçelerle adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
2. Değerlendirme
34. Anayasa’nın 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.''
35. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kendisine ait yapının yıkımınayönelik şikâyeti mülkiyet hakkı ile ilgili olduğundan makul sürede yargılanmahakkının ihlali iddiası dışındaki bütün şikâyetleri mülkiyet hakkının ihlaliiddiası kapsamında incelenmiştir.
36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralıfıkrasında, açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Anayasa Mahkemesince kabuledilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Bu bağlamda başvurucununihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel haklara yönelik bir müdahaleninolmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veyazorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabuledilebilir (Hikmet Balabanoğlu,B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).
37. Başvuru konusu olayda başvurucunun taşınmazı üzerindeyıkılan binasının kullanımı yönünden Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyethakkı kapsamında korunması gereken bir menfaatinin olduğu kuşkusuzdur.
38. Başvuruya konu olayda başvurucuya ait bina Belediyetarafından çevre açısından tehlike oluşturduğu gerekçesiyle yıkılmıştır.Dolayısıyla kamu makamlarının doğrudan yürütmekte olduğu bir faaliyet sırasındabaşvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz konusudur. AnayasaMahkemesi daha önce benzeri şikâyetleri mülkiyettenbarışçıl yararlanma hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesindeincelemiştir (İrfan Öztekin, B.No: 2014/19140, 5/12/2017, § 47; Rifat Algan,B. No: 2014/19138, 22/2/2018, § 53). Somut olayda da bu ilkeden ayrılmayıgerektirir bir durum bulunmadığından müdahale belirtilen genel kuralçerçevesinde incelenmiştir.
39. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).
40. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55). Başvurukonusu olayda İdare binanın yıkımını, çevre için tehlike arz ettiğigerekçesiyle 3194 sayılı Kanun'un 39. maddesine dayandırmıştır. Başvurucununaçtığı davada derece mahkemeleri ayrıca ruhsatsız yapıların yıkılmasının 3194sayılı Kanun'un 32. maddesine göre idare açısından kanuni bir hak ve sorumlulukolduğunu vurgulamışlardır. Bu itibarla ulaşılabilir, öngörülebilir ve belirliolduğu açık olan söz konusu kanun hükümlerine dayanan müdahalenin kanunilikölçütünü taşıdığı değerlendirilmiştir.
41. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir (Nusrat Külah,B. No:2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
42. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli birçevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevresağlığını korumanın ve çevre kirliliğini önlemenin devlet ve vatandaşlarınödevi olduğu belirtilmiştir. İnşa edilecek yapıların imar mevzuatına uygunolarak yapılmasının sağlanması ve bu kapsamda ilgili mevzuat hükümleri uyarıncaruhsat alınmadan yapılabileceği açıkça düzenlenen yapılar hariç diğer yapılarınruhsata bağlanması suretiyle yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre şartlarına uygunolarak teşekkülü; sağlıklı, güvenli, kaliteli ve ekonomik yaşam çevrelerininoluşturulması bakımından önem teşkil etmektedir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen,sağlık ve çevre şartlarına uygunluğunun sağlanmasında ve buna ilişkindüzenlemelerde kamu yararı bulunduğu kabul edilmelidir (Osman Yücel, B. No: 2014/4874, 15/6/2016,§§ 82-84).
43. Somut olay bağlamında başvurucuya ait taşınmaz üzerindekiruhsatı bulunmayan yapının çevre açısından tehlike oluşturacağı gerekçesiyleyıkılmasının kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır.
44. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
45. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
46. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
47. Somut olayda çevre ve insan sağlığı için tehlike arz edenbinanın yıkımı yönündeki müdahalenin elverişliolduğu, daha uygun başka bir aracın bulunduğu da gösterilemediğinden gerekli olduğu kuşkusuzdur. Bu sebeplemüdahalenin orantılılığınıntartışılması gerekmektedir.
48. Başvuruya konu olayda başvurucunun, binanın ruhsatınınbulunduğuna dair bir itirazı bulunmamaktadır. Ancak başvurucu binanın su,elektrik ve telefon aboneliklerinin yapıldığını, emlak vergilerinin tahsiledildiğini belirtmiştir. Başvurucu, binanın kullanımı noktasında ilgili kamusalhizmetlerin sunulduğu için bu süre zarfında binanın yıkılmamasının kendisindeolumlu yönde bir beklenti oluşturduğunu vurgulamıştır.
49. Somut olayda başvurucuya ait bina, metrûkbir hâle geldiği, bu durumun çevre halkının sağlığı açısından tehlike arzettiği, çevre ve görüntü kirliliği oluşturduğu gerekçesiyle Belediye tarafındanyıkım kararı alınarak yıktırılmıştır. Şehir plânlaması ve imar uygulamalarıçerçevesinde yapıların ruhsata bağlanması ve özellikle çevre ile insan sağlığıbakımından tehlike arz eden yapıların inşa edilmesinin önüne geçilerek inşaedilenlerin ise ivedilikli yıkımı bakımından kamu makamlarının belirli bir takdiryetkileri bulunmaktadır. Ancak kamu makamlarının bu takdir yetkilerinizamanında, makul ve tutarlı bir biçimde kullanmaları gerekmektedir.
50. Anayasa Mahkemesi daha önce çeşitli kararlarında binanınruhsatsız da olsa idare tarafından makul olmayan bir süre boyunca yıkımıyönünde herhangi bir işlem yapılmadığı olaylarda öngörülemeyecek bir yıkımsebebiyle tazminat ödenmemesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfetyüklediği sonucuna varmış ve ölçülülük yönünden mülkiyet hakkının ihlaline kararvermiştir (Ayşe Öztürk, B. No:2013/6670, 10/6/2015, §§ 110-112; Rifat Algan,§§ 68-74; İrfan Öztekin, §§61-67).
51. Bununla birlikte somut olay çeşitli yönleriyle söz konusubaşvurulardan farklılaşmaktadır. Buna göre öncelikle başvurucu bu binayı satınalmış ve uzun yıllar ikamet etmiş ise de söz konusu binanın zamanla metruk hâlegeldiği tespit edilmiştir. Her ne kadar başvurucu binanın yıkılmadan birkaç ayöncesine kadar kiracısı tarafından kullanıldığını belirtmiş ise de buna dairherhangi bir kanıt sunamamıştır. Derece mahkemelerinin aksi ispat da edilemeyenkabulüne göre uyuşmazlığa konu bina metrûk olupçevresi için zarar verecek duruma gelmiştir. Bu bağlamda başvurucu, metrûk hâle gelmiş böyle bir binanın yıkılabileceğiniöngörebilecek durumdadır.
52. Diğer tarafından çevre ve insan sağlığı yönünden tehlike arzeden bir yapının üçüncü kişilerin özel ve aile hayatları ile can güvenliğinikoruma yükümlülüğünde olan yıkımına karar verilmesi idare açısından birsorumluluk niteliğindedir. Binanın tehlike arz etmediğini ileri süren başvurucuise yıkım kararına ilişkin bir iptal davası da açmamıştır.
53. Başvurucu açmış olduğu tazminat davasında derecemahkemelerinin kararlarının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüş ise de bukararlarda, uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek iddiaların ilgili veyeterli bir gerekçe ile karşılandığı görülmektedir. Ayrıca başvurucunun karardüzeltme aşamasındaki duruşma talebi yönünden ise başvurucunun yargılamanınönceki aşamalarında duruşma yapılması yönünde bir talebinin olmadığı veincelemenin duruşmalı yapılması hâlinde bu durumun yargılamanın sonucuna neşekilde etki edeceği yönünde bir açıklamada bulunmadığı anlaşılmaktadır.Başvurucu bütün delillerini, iddia ve itirazlarını sunabilme olanağı bulmuş,derece mahkemeleri de taraflarca sunulan bilgi ve belgeleri ilgili hukukkuralları çerçevesinde yorumlamak suretiyle davanın reddi gerektiği kanaatinevarmışlardır.
54. Sonuç olarak başvuru konusu olayda kamu makamlarınınruhsatsız olan binanın yıkımı için uzun süre hareketsiz kalması bir sorunteşkil etmekle birlikte bu binanın kullanımından vazgeçilerek metrûk hâle geldiği ve çevre ile insan sağlığı yönündentehlike arz ettiği dikkate alındığında binanın yıkılıp yıkılmayacağı noktasındabelirsiz bir durumdan söz edilemez. Bu alanda kamu makamlarına tanınan takdiryetkisi gözetildiğinde ve bu şekildeki metrûk birbinanın yıkılmasının dayandığı kamu yararı amacının ağırlığı ilekarşılaştırıldığında mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı birkülfet yüklememektedir. Dolayısıyla müdahalenin belirtilen kamu yararı amacıile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengebozulmamış olup müdahale ölçülüdür. Başvurucunun mülkiyet hakkının ihlaledilmediği açıktır.
55. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1.Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABULEDİLEMEZ OLDUĞUNA,
2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.