TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET YILMAZ BAŞVURUSU (2)
(Başvuru Numarası: 2015/8533)
Karar Tarihi: 14/11/2018
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Yusuf Şevki HAKYEMEZ
Raportör
:
Volkan ÇAKMAK
Başvurucu
:
Mehmet YILMAZ
Vekili
:
Av. Cihan KOÇ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, tazminat istemiyle açılan davada usule ilişkinimkânlar bakımından zayıf duruma düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkınınihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 22/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
8. Başvurucu, sınav ve eğitim sürecini tamamlamasının ardından2008 yılının Mart ayında komando uzman erbaş olarak Şırnak ÇakırsöğütJandarma Komando Tugay Komutanlığı emrine atanmıştır. Başvurucu, bu atamadanönce sağlık kontrolünden geçirilmiş ve komandouzman erbaş olur yönünde sağlık raporu almıştır.
9. 7/8/2010 tarihinde başlayan pusu dinleme görevinin ardından9/8/2010 günü geri dönüş esnasında baygınlık geçiren başvurucu, araçlaGüçlükonak Sağlık Ocağına sevk edilmiştir. Sağlık Ocağında bir gün müşahedealtında tutulan başvurucuya dört gün istirahat verilmiştir.
10. Rahatsızlığın devam etmesi üzerine başvurucu 23/8/2010tarihinde Şırnak Asker Hastanesine sevk edilmiştir. Anılan hastane tarafından organik mental bozukluktanısıyla 1/9/2010 tarihinde Diyarbakır Asker Hastanesine sevk edilenbaşvurucu, bu hastaneden de ambulans uçakla Gülhane Askerî Tıp Akademisine(GATA) nakledilmiştir.
11. GATA bünyesinde 2010-2013 yılları arasında devam eden tedavisüreci boyunca anksiyete bozukluğu, ensefalopati,organik ruhsal bozukluk teşhisleriyle muhtelif tarihlerde havadeğişimi izinleri verilen başvurucunun nihai olarak 20/3/2013 tarihli raporla Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) görev yapamayacağınakarar verilmiştir. Bu raporda başvurucuya organikveya semptomatik mentalbozukluk, epilepsi, ensofolapati tanısıkonulmuştur.
12. Başvurucunun söz konusu rapora itiraz etmesi üzerine sevkedildiği Etimesgut Asker Hastanesi tarafından düzenlenen 26/6/2013 tarihliraporda da GATA'nın raporunda yer alan tanıya ulaşılmıştır.
13. Sağlık durumunun kesinlik kazanmasının ardından 24/9/2013tarihinde terhis edilen başvurucu Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından adi malul olarak kabul edilmiştir.
14. Başvurucu, sağlık durumunun askerî görevin etkisiylebozulduğunu ileri sürerek 24/2/2014 tarihinde maddi ve manevi zararlarınınkarşılanması istemiyle idari başvuruda bulunmuştur. Başvuru zımnenreddedilmiştir.
15. Başvurucu uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevizararların tazmini istemiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) nezdinde davaaçmıştır.
16. AYİM İkinci Dairesi 8/4/2015 tarihli kararıyla davayıreddetmiştir.
17. Ret gerekçesinde öncelikle İdare Hukuku ilkeleri veAnayasa'nın 125'inci maddesi uyarınca idarenin kendi eylem ve işlemlerindendoğan zararları ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. İster hizmet kusuruister kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılsın idarenin tazminle sorumlututulabilmesi için bir zararın varlığı, zararı doğuran eylemin idareyeyüklenebilir nitelikte olması, zararla eylem arasında bir illiyet bağınınbulunması, hizmet kusurunun varlığı veya kusursuz sorumluluk koşullarınınoluşması şartlarının birlikte gerçekleşmesinin zorunlu olduğu hatırlatılmıştır.Meydana gelen zarar, idari eylem ya da işlemden doğmamış ise yahut zararlaidari eylem veya işlem arasında nedensellik bağı kurulamıyorsa idarenin tazminsorumluluğundan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır. Başvurucunun 9/8/2010tarihindeki bayılma dışında somut herhangi bir olaydan bahsetmeden soyut görevkoşullarını temel aldığı ve TSK'da görev yapamaz hâle gelmesine neden olanrahatsızlığının görevin ifası sırasında ve bu görevin etkisi ile meydanageldiğini kabule yeterli somut dayanak bulunmadığı ifade edilmiştir.Başvurucunun rahatsızlığı nedeniyle uğradığı zarar ile illiyet bağıkurulabilecek bir idari eylemin olmadığına dikkat çekilmiştir. Bu bağlamdadosyadaki bilgi ve belgelere göre karar verilebileceği ve tıbbi bilirkişiincelemesi yapılmasına gerek olmadığına kanaat getirilerek davanın soyutiddialara dayalı ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
18. Karar oyçokluğuyla alınmıştır. Azınlıkta kalan iki üyenin karşıoy gerekçesinde ise başvurucunun rahatsızlığınınaskerî görev koşullarından ileri gelip gelmediği hususunda bilirkişi incelemesiyaptırılarak uyuşmazlığın sonuca bağlanması gerektiği ifade edilmiştir.
19. Başvurucu, ret hükmünü 15/5/2015 tarihinde tebellüğetmesinin ardından 22/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
20. Anayasa'nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendieylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Buhüküm Türk hukukunda idarenin mali sorumluluğunun anayasal temelinioluşturmaktadır. İdarenin kamu hukukundan kaynaklanan mali sorumluluğununAnayasa'nın 125. maddesinin son fıkrası haricinde bir yasal dayanağıbulunmamaktadır. Özel hukuktan farklı olarak -somut bazı konuları düzenleyenbirkaç istisna dışında- idarenin idari nitelikteki işlem ve eylemlerinden doğanzararlara ilişkin mali sorumluluğunu düzenleyen genel bir kanun hükmü yoktur.İdarenin kamu hukuku alanından kaynaklanan mali sorumluluğunun çerçevesi ilehüküm ve esasları, Anayasa'nın anılan hükmünden yola çıkılmak suretiyleDanıştay içtihatlarıyla belirlenmiştir. Danıştay içtihatlarına göre idareninmali sorumluluğu, kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk şeklinde ikiyeayrılmakta; kusursuz sorumluluk da dayandığı sebebe göre tehlikeli faaliyetler,mesleki risk, sosyal risk ve fedakârlığın denkleştirilmesi biçiminde tasnifedilmektedir. Kusur sorumluluğunda idarenin kusurlu bulunması (hizmet kusuru)sorumluluğun temel şartı iken kusursuz sorumluluk hâllerinde idarenin kusurubulunmasa dahi idarenin mali sorumluluğu söz konusu olabilmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §§28, 29, 30).
21. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdareMahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi şöyledir:
"Daireler veya Daireler Kurulu, bakmaktaoldukları davalara ait her çeşit incelemeleri kendiliklerinden yapabileceklerigibi, tayin edecekleri süre içinde, lüzum gördükleri evrakın gönderilmesini veher türlü bilgilerin verilmesini taraflardan ve ilgili diğer yerlerdenisteyebilirler. Bu husustaki kararların, ilgililerce, süresi içinde yerinegetirilmesi mecburidir. Haklı sebeplerin bulunması halinde bu süre, bir defayamahsus olmak üzere uzatılabilir.''
22. 1602 sayılı mülga Kanun'un 56. maddesinin ilgili kısmışöyledir:
''Bu Kanunda aksine hüküm bulunmayan hallerde;İdari Yargılama Usulü Kanunu ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun...bilirkişi, keşif, delillerin tespitine... ilişkin hükümleri uygulanır.''
23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama UsulüKanunu'nun 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Danıştayile idare ve vergi mahkemeleri, bakmakta oldukları davalara ait her çeşitincelemeleri kendiliklerinden yaparlar. Mahkemeler belirlenen süre içinde lüzumgördükleri evrakın gönderilmesini ve her türlü bilgilerin verilmesinitaraflardan ve ilgili diğer yerlerden isteyebilirler. Bu husustaki kararların,ilgililerce, süresi içinde yerine getirilmesi mecburidir.''
V. İNCELEME VE GEREKÇE
24. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
25. Başvurucu; askerî göreve sağlık kontrolünden geçerek vesağlıklı olduğu kabul edilerek başlatıldığını, askerî görevi yerine getirirkençatışmalara, operasyonlara katıldığını, rahatsızlığının asayiş ve güvenliğinsağlanması için yerine getirdiği bu görevler nedeniyle oluştuğunu, bu hususlarailişkin iddialarının dikkate alınmadığını ve bu hususlar irdelenmeden kararverdiğini belirterek adil yargılanma hakkı ile hukuk devleti ilkesinin ihlaledildiğini iddia etmiştir.
B. Değerlendirme
26. Anayasa’nın “Hak aramahürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmaksuretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ileadil yargılanma hakkına sahiptir.”
27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu ispat külfeti konusundadezavantajlı konuma düşürüldüğünü iddia ettiğinden başvuru hakkaniyete uygunyargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ilkesinden incelenmiştir.
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adilyargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
i. Genel İlkeler
29. Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca herkes iddia, savunmave adil yargılanma hakkınasahiptir. Anayasa'nın anılan maddesinde adil yargılanma hakkından ayrı olarak iddia ve savunmahakkına birlikte yer verilmesi, taraflara iddia ve savunmalarını mahkeme önündedile getirme fırsatı tanınması gerektiği anlamını da içermektedir (Mehmet Fidan, B. No: 2014/14673,20/9/2017, § 37).
30. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma ibaresinin eklenmesineilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce degüvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine dâhil edildiğivurgulanmıştır. Nitekim Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarıncainceleme yaptığı birçok kararında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen silahların eşitliği ilkelerine Anayasa’nın36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Bu itibarla anılan ilkenin adilyargılanma hakkının kapsam ve içeriğine dâhil olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.Anılan ilkeye uygun yürütülmeyen bir yargılamanın hakkaniyete uygun olmasıolanaklı değildir (Mehmet Fidan,§ 38).
31. Silahların eşitliği ilkesi, davanın taraflarının usuleilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinindiğerine göre daha zayıf bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarınımakul bir şekilde mahkeme önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamınagelir (Yaşasın Aslan, B. No:2013/1134, 16/5/2013, § 32). Bu usul güvencesi gereğince uyuşmazlığın her ikitarafına da savunmasının temel dayanağı olan delilleri sunma imkânı tanınmasınıkapsamaktadır (Yüksel Hançer, B.No: 2013/2116, 23/1/2014, § 18).
32. Silahların eşitliği ilkesi kapsamında yapılacak inceleme,başvuru konusu yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığınındeğerlendirilmesidir (Yüksel Hançer,§ 19).
33. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanınyürütülebilmesi için silahların eşitliği ilkesi ışığında taraflara tanık delilide dâhil olmak üzere delillerini sunma, inceletme noktasında uygun imkânlarıntanınması ve yargılamaya etkin katılımlarının sağlanması gerekir. Bu anlamdadelillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsiz olma iddiaları da yargılamanınbütünü kapsamında değerlendirilecektir. Ceza davaları ile medeni hak veyükümlülüklere ilişkin davaların usul kuralları da dâhil olmak üzereyargılamanın tüm aşamalarında silahların eşitliği ilkesinin güvence altınaalınarak adil yargılanma hakkının korunması hukuk devleti olmanın bir gereğidir( Mustafa Kupal, B. No:2013/7727, 4/2/2016, § § 50, 51,52).
34. Kural olarak Anayasa Mahkemesinin görevi herhangi bir davadabilirkişi raporu veya uzman mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermekdeğildir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi tarafların öne sürdüğü ve esasaetkili olan iddiaların işin mahiyetinin gerektirdiği ölçüde incelenipincelenmediğini ve özellikle ispat külfeti konusunda taraflardan birinindiğerine nazaran dezavantajlı bir konuma düşürülüp düşürülmediğini denetlemegörevi bulunmaktadır (Ahmet Korkmaz,B. No: 2014/16232, 25/1/2018,§ 29).
ii. İlkelerin OlayaUygulanması
35. Somut olayda başvurucunun sağlık kontrolünden geçirilerekaskerî göreve elverişli olduğunun kabulüyle uzman erbaş olarak atandığı, pusudinlemesi görevinden dönerken bayılması ve ardından gerçekleşen tedavi sürecisonucunda mental rahatsızlık nedeniyle TSK bünyesindegörev yapamaz hâle geldiği hususunda ihtilaf bulunmamaktadır. İlk derecemahkemesinde görülen davaların tarafları arasındaki ihtilaf, başvurucunun TSKbünyesinde görev yapamaz hâle gelmesine neden olan mentalrahatsızlığın askerî görevin etkisi ile ortaya çıkıp çıkmadığı noktasındadır.Başvurucu, komando olarak Şırnak ilinde görev yaptığı dönemde katıldığıoperasyonların etkisiyle mental rahatsızlığınınoluştuğunu ileri sürmüş; AYİM ise başvurucunun mentalrahatsızlığının görevin ifası sırasında ve bu görevin etkisi ile meydanageldiğini kabule yeterli somut dayanak bulunmadığı sonucuna ulaşarak davayıreddetmiştir.
36. Başvurucunun askerî göreve sağlıklı olarak kabul edildiği,komando olarak Şırnak'ta görev yaptığı ve görevini yerine getirirkenoperasyonlara katıldığı hususuna yönelik olarak idarenin herhangi bir itirazısöz konusu olmamıştır. Mahkemenin de aksine bir değerlendirmesibulunmamaktadır. Bu hâle göre başvurucunun Şırnak'ta komando olarak görevyapması ve operasyonlara katılmış olması dikkate alındığında mental rahatsızlığının askerî görevden kaynaklandığıyolunda öne sürdüğü iddiasının temelsiz olduğu söylenemez.
37. Başvurucunun mentalrahatsızlığının askerî görevden kaynaklandığı iddiasının temelsiz olmaması busavın ispatlandığı anlamına gelmemektedir. Dolayısıyla bu iddiaya dair dahagüçlü ve ikna edici kanıtların varlığının aranması anlaşılabilir bir durumdur.Bununla birlikte başvurucunun mental rahatsızlığınaskerî görevden kaynaklandığını kendi imkânlarıyla ispatlamasının güçlüğü de gözönünde bulundurulmalıdır.
38. Mental rahatsızlığın sebebininortaya konulmasının tıbbi incelemeyi gerektirdiği açıktır. Başvurucununrahatsızlığın askerî görevden ileri geldiğini tıbbi bir inceleme olmaksızınispatlaması mümkün değildir. Başvurucunun bu iddiası, Mahkemeye 1602 ve 2577sayılı Kanunlarla tanınan imkân kullanılarak gerekirse bilirkişi incelemesi deyaptırılması suretiyle açıklığa kavuşturulması gereken bir olgudur.
39. Genel ilkeler kısmında da belirtildiği üzere mahkemelerinbilirkişi görüşüne başvurması takdirî bir husus olupbu değerlendirme kural olarak Anayasa Mahkemesinin yetki alanı dışındadır.Bununla birlikte davanın esasına müteallik savların uyuşmazlığın çözümekavuşturulması adına yeterli ölçüde irdelenip irdelenmediği ve bu kapsamdataraflardan birinin diğerine nazaran dezavantajlı bir konuma getirilipgetirilmediği denetime açık hususlardır. Somut davada başvurucunun uyuşmazlığıüzerine inşa ettiği temel iddia, askerî göreve sağlıklı olarak kabul edilmesinekarşın görev esnasında katıldığı operasyonlar nedeniyle mentalrahatsızlığın oluştuğudur. Sağlık durumuna ilişkin olarak yapılacak tespitintıbbi inceleme gerektirdiği açıktır. Başvurucunun rahatsızlığının askerîgörevden ileri geldiğini tıbbi bir inceleme olmaksızın ispatlaması mümkündeğildir. Bu bağlamda uyuşmazlığa konu olan rahatsızlığa askerlik görevikoşullarının neden olup olmadığı hususu açıklığa kavuşturulmadan sonucavarılması davalı idareye nazaran başvurucunun zayıf bir konuma düşürülmesisonucunu doğurmuştur.
40. Bu hâle göre 1602 ve 2577 sayılı Kanunların tanıdığıimkânlar dâhilinde sağlık kurumlarından tıbbi görüş alma imkânına sahip olan AYİM'in başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaya yönelikyeterli araştırma yapmadan uyuşmazlığı sonuçlandırmasının başvurucuyu davalıidareye nazaran zayıf bir konuma düşürdüğü ve bu durumun silahların eşitliğiilkesiyle çeliştiği sonucuna varılmıştır.
41. Açıklanan gerekçelerle yargılamaya bir bütün olarakbakıldığında Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adil yargılanmahakkı kapsamında silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesigerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
42. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)numaralı fıkraları şöyledir:
"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucununhakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararıverilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilir…
(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararındankaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılamayapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasındahukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veyagenel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılamayapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığıihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden kararverir."
43. Anayasa MahkemesininMehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlalsonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesihususunda genel ilkeler belirlenmiştir.
44. Mehmet Doğankararında özetle uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikleihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalinmahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57, 58).
45. Anayasa Mahkemesinin tespit edilen ihlalin giderilmesiamacıyla yeniden yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usulkanunlarında düzenlenen yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarakyargılamanın yenilenmesi sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararınkaldırılması hususunda derece mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisibulunmamaktadır. Zira ihlal kararı verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesiningerekliliği hususundaki takdir derece mahkemelerine değil ihlalin varlığınıtespit eden Anayasa Mahkemesine bırakılmıştır. Derece mahkemesi AnayasaMahkemesinin ihlal kararında belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermeküzere gereken işlemleri yapmakla yükümlüdür (MehmetDoğan, § 59).
46. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerekihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebindebulunmuştur.
47. Anayasa Mahkemesi, AYİM'in usuleilişkin imkânlar bakımından başvurucuyu davalı idareye nazaran zayıf bir konumadüşürdüğü ve bu durumun silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği sonucunavarmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
48.Bu durumda silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye gönderilmesinekarar verilmesi gerekir.
49. Silahların eşitliği ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğusonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.
50. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuyaödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliğiilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 36. maddesinde hüküm altına alınan adilyargılanma hakkı kapasımda silahların eşitliği ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin silahların eşitliği ilkesinin ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere-Anayasa'nın geçici 21. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinin (b) altbendi gereğince- yetkili idari yargı merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar AYİM ÜçüncüDairesinin 15/5/2014 tarihli ve E.2014/345, K.2014/675 sayılı kararına ait davadosyası ile ilgilidir.),
D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,
E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.