TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET FATİH YİĞİT BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2015/7801)
Karar Tarihi: 6/3/2019
BİRİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Burhan ÜSTÜN
Üyeler
:
Serdar ÖZGÜLDÜR
Serruh KALELİ
Hasan Tahsin GÖKCAN
Kadir ÖZKAYA
Raportör
:
Ömer MENCİK
Başvurucu
:
Mehmet Fatih YİĞİT
Vekili
:
Av. Engin Emrah BİÇER
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması, tahliye kararınınuygulanmaması, tutukluluğa ilişkin kararların doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza hâkimliklerince verilmesi vetutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 11/5/2015 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölümtarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.
6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını AnayasaMahkemesine sunmuştur.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UlusalYargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelerçerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:
A. Soruşturma veYargılama Süreci
8. Başvurucu, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde komiseryardımcısı olarak görev yapmakta iken kamuoyunda bilinen ismiyle 17-25 Aralık soruşturmaları sürecindeki(anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017,§ 30) bazı eylemleri dolayısıyla meslekten ihraç edilmiştir. Ayrıca söz konusueylemler dolayısıyla başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda kollukgörevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca ceza soruşturmasıbaşlatılmıştır.
9. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/9/2014 tarihindegözaltına alınmıştır.
10. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) 4/9/2014tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinesevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında; başvurucunun görev aldığı soruşturmasürecinde başkaca delil elde etme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmadansoruşturma konusu olaylarla ilgisi bulunan ve/veya bulunmayan yüzlerce kişinintelefonlarının dinlendiği, dinleme işlemlerinin usulsüz olarak icra edildiği,çoğu kişinin neden soruşturmaya dâhil edildiğinin ve telefonlarınındinlendiğinin anlaşılamadığı, sonrasında -henüz iletişimin tespiti kararlarınıngeçerlilik süresi devam ederken- dinleme faaliyetlerinin sonlandırıldığı veoperasyon aşamasının başlatıldığı ifade edilmiştir.
11. Başsavcılık, soruşturma dosyasında yer alan bazı bilgi vebelgelere değinerek soruşturmanın ve soruşturma sürecinde yapılan işlemlerinamacının o tarihte görevde bulunan Hükûmeti cebir ve şiddet kullanarak görevyapamaz hâle getirmek olduğunu ve bu faaliyetlerin Paralel Devlet Yapılanması(PDY) mensubu polislerce gerçekleştirildiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamdaözellikle usulsüz olarak yapılan dinlemelere dayanılarak hazırlanan fezlekedebir bakanın suç örgütü lideri olarak gösterilmesine, bir kişi (medya patronu)hakkında iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğu hâlde fezlekede bu kişiyleilgili bir suç isnadında bulunulmamasına, fezlekenin hazırlandığı tarihte görevbaşında olan Başbakan'ın fezlekede "döneminBaşbakan'ı" şeklinde ifade edilmesine, iletişimin tespititedbirlerinin icrasında görevli polis memurlarının kendi aralarındakihaberleşmelerinde "bütün kabineyitoplamaktan" bahsetmelerine dikkat çekilmiştir. Başsavcılıkayrıca Başbakan ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)Müsteşarının bir görüşmesine ilişkin görüntülerin usulsüz bir şekilde teminedilerek basına servis edilmesine, hakkında iletişimin tespiti kararıolmamasına rağmen Başbakan'ın telefonlarının uzun bir süre dinlenilmesine vebasına sızdırılmasına, Başbakan'ın evinde usulsüz olarak teknik takipyapılmasına da temas etmiştir.
12. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 5/9/2014 tarihinde başvurucununTürkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasınıengellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Hâkimlik,başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç şüphesininbulunduğu sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi ve belgelereatıf yapmış; özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Teftiş Kurulutarafından düzenlenen bir rapora, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğügörevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlar üzerinde yapılan incelemesonucunda düzenlenen rapora, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının (TİB)tespitlerine, Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleritarafından yürütülen disiplin soruşturmasının içeriğine ve bir gizli tanığınbeyanlarına atıf yapmıştır.
13. Kararda kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılandeğerlendirmede ayrıca Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görevyaptıkları anlaşılan -başvurucunun da aralarında olduğu- şüphelilerin emniyetteşkilatındaki hiyerarşi içinde değil yasal olmayan bir oluşum çerçevesindefaaliyette bulundukları ve ayrı bir yapı oluşturdukları, bu kapsamda Başbakanda dâhil olmak üzere üst düzey siyasilerin ve kamu görevlilerinin telefonlarınıuzun bir süre usulsüz bir şekilde dinledikleri yönündeki olgulara ve tutuklamatalep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.
14. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... yüklenen suçun yasada öngörülen cezamiktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemi ve ciddi sayılan katalog suçlardanolması nedeniyle tutuklama nedeninin 'Kanun gereğince' varsayıldığı, NitekimAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271sayılı CMK'nun 100 ve devam eden maddeleri uyarıncaşüphelilerin tutuklanmasına engel hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılamaengeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önünealındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmamasınedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerindebaskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veyagüvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13.maddesinde ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemi olanadli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve buşüpheliler açısından yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği ..."değerlendirmesinde bulunmuştur.
15. Başvurucu 10/9/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, İstanbul2. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/9/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddinekarar verilmiştir.
16. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin müdafileritarafından İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine -nöbetçi asliye ceza mahkemesiolduğu- 20/4/2015 tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10.(bütün) sulh ceza hâkimlerinin reddi ile tahliye taleplerini içerir dilekçelerverilmiştir.
17. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından 21/4/2015tarihinde, İstanbul sulh ceza hâkimliklerinin tümüne yazı yazılarak-dilekçelerde ileri sürülen- hâkimin reddi sebepleri konusunda yazılı olarakgörüş bildirmeleri istenmiştir.
18. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesinin görüş bildirme istemine cevap vermemiş; diğer sulh cezahâkimlikleri ise görüş bildirilmesi istemine 22/4/2015 tarihinde cevapvermiştir. Hâkimliklerin cevap yazılarında özetle sulh ceza hâkimlerinin redditaleplerini inceleme ve karar verme yetki ve görevinin yine sulh cezahâkimliklerine ait olduğu, hâkimin reddi müessesesinin kovuşturma aşamasına aitbir işlem olduğu, hâkimin reddi sebepleri mevcut olsa dahi bu talebin öncelikleilgili mahkeme veya hâkimliğe yapılması gerektiği ve sulh ceza hâkimlerinintamamının bu şekilde reddedilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.
19. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından21/4/2015 tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılarak ilgilisoruşturma dosyalarının tahliye talepleri hakkındaki görüşleriyle birliktegönderilmesi istenmiştir. Başsavcılık, asliye ceza mahkemelerinin tahliyetalepleriyle ilgili olarak karar verme yetkisinin bulunmadığını belirterekgörüş bildirmemiş ve soruşturma dosyalarını göndermemiştir.
20. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi "mahkemece hâkimin reddi talepleri ile ilgili yapılandeğerlendirmenin dosyanın esası ile ilgili bir değerlendirme olmadığı,şüphelilerin tamamının tutuklu bulunduğu, dolayısıyla işin acele işlerdenolduğu, dolayısıyla soruşturma dosyaları ve reddi hâkim talepleri konusundagörüşlerin istenilmesine rağmen gönderilmemesinin reddi hâkim taleplerikonusunda incelemeye ve bir karar vermeye hukuken engel teşkil etmediği"gerekçesiyle incelemesini "şüphelilermüdafilerinin dilekçeleri, yazılı ve CD ortamındaki dilekçe ekleri, ilgilisavcılıklardan ve Sulh Ceza Hâkimliklerinden gelen yazı cevapları vegörüşleri" üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme 24/4/2015tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. (bütün) sulh cezahâkimlerinin reddi taleplerinin kabulüne, şüphelilerin tahliye taleplerikonusunda karar verilmek üzere 24/4/2015 tarihinde asliye ceza nöbetçisi olanİstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B.ningörevlendirilmesine karar vermiştir.
21. Başsavcılık tarafından talepte bulunulması üzerine İstanbul10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesinin hâkimlerin reddi isteminin kabulüne ve görevlendirmeye ilişkinkararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.
22. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı tarihte İstanbul 32.Asliye Ceza Mahkemesine bir yazı yazarak tahliye taleplerine bakma görev veyetkisinin kendilerinde bulunduğunu belirtmiş ve ilgili talepleringönderilmesini istemiştir.
23. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, Başsavcılıkça soruşturmadosyalarının gönderilmemesi ve tahliye talepleri konusunda görüş bildirilmemesiüzerine tutukluluğun devamı yönündemütalaada bulunulduğunu değerlendirerek tahliye taleplerikonusundaki incelemesini işin tahliyeyönünden değerlendirilmesinde bir sakınca olmadığı gerekçesiyleşüpheli müdafilerinin sunduğu bazı belge ve CD'ler üzerindengerçekleştirmiştir. Mahkeme 25/4/2015 tarihinde başvurucunun da aralarındaolduğu tüm şüphelilerin tahliyesine karar vermiştir.
24. Başsavcılık tarafından talepte bulunulması üzerine İstanbul10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015 tarihinde, İstanbul 32. Asliye CezaMahkemesinin tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine veşüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına karar vermiştir. Kararda "İstanbul Adliyesindeki tüm Sulh CezaHâkimliklerinin reddine ve tutuklu şüphelilerin tahliye istemine ilişkintaleplerin Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemelerincedeğerlendirilmesinin ve bu değerlendirmeler neticesinde tahliye talebinin reddiveya kabulü yönünde bir karar verilmesi halinde verilen bu kararların hukukenyasal mevzuatımıza göre mümkün olmadığı, verilen bu kararların da hukukengeçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve mutlak butlan ile batıl olan veya diğerbir anlatımla yok hükmünde sayılan kararlar niteliğinde olduğu"ifade edilmiştir.
25. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 26/4/2015 tarihindetahliye müzekkerelerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.Başsavcılıkça, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararınaatıf yapılarak şüpheliler hakkında düzenlenen tahliye müzekkereleri İstanbul32. Asliye Ceza Mahkemesine iade edilmiştir.
26. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihindeşüphelilerin tahliyesine ilişkin müzekkereleri yeniden Başsavcılığa göndermiş,Başsavcılık bunları yeniden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiştir.
27. Tahliye müzekkerelerinin ikinci kez iade edilmesi üzerineİstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde, tahliyemüzekkerelerinin yeniden Başsavcılığa gönderilmesine dair bir karar vermiştir.
28. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015tarihinde, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararlarınınyok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.
29. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 29/4/2015 tarihinde;önceki kararlarda görevsiz olunmasına rağmen dilekçelerin değerlendirilereksoruşturma aşamasında olan işlerle ilgili hâkimin reddi taleplerinin kabulünekarar verildiğini, hukuki yanılgıya düşülerek verilmiş olan bu kararların usulve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin görevine girmeyen bir hususta kararverildiğini belirterek önceki kararlarının yok hükmünde sayılmasına kararvermiştir.
30. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de 28/4/2015 tarihinde "... hazırlık soruşturmalarında hâkimtarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak, bunlara karşıyapılan itirazları incelemek yetkisinin münhasıran Sulh Ceza Hâkimliğine aitolduğu, Asliye Ceza Mahkemelerinin soruşturma aşamasındaki işler ile ilgiliolarak tutuklama ve tahliye kararı verme yetkilerinin olmadığı, Mahkememizceverilen 25/04/2015 tarihli ... karar ile mahkememizce verilen tahliye kararı[nın] mahkememizingörevsiz bulunması nedeniyle yok hükmünde sayılması gerektiği ..."gerekçesiyle tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde sayılmasına kararverilmiştir.
31. Başvurucu, 11/5/2015 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.
32. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/9/2015 tarihliiddianamesiyle, başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin TürkiyeCumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeyeteşebbüs etme, silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüneüye olma, devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerîcasusluk amacıyla temin etme, resmî belgede sahtecilik, resmî belgeyi bozmak,yok etmek veya gizlemek, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişilerarasındaki aleni olmayan konuşmaları dinlemek ve kayıt etmek, verilerin süresiiçerisinde yok edilmemesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasınavermek veya ele geçirmek, özel hayatın gizliliğini ihlal etmek ve göreveilişkin sırrın açıklanması suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmalarıistemiyle aynı yer ağır ceza mahkemesinde kamu davası açılmıştır.
33. İddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)tarafından 16/10/2015 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2015/366 sayılıdosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.
34. Mahkeme 24/12/2018 tarihli kararı ile sanıklar hakkındaçeşitli suçlardan mahkûmiyet ve/veya beraat kararı vermiştir. Aynı kararlabaşvurucunun da Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya göreviniyapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapiscezası, haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek suçundan 3 yıl (on sekiz kez)hapis cezası, haberleşme gizliliğini ihlal etmek suretiyle elde edilenkayıtları ifşa etmek suçundan 3 yıl (on sekiz kez) hapis cezası, kişilerarasındaki aleni olmayan konuşmaları dinlemek suçundan 9 ay (iki kez) hapiscezası, özel hayatının gizliliğini ihlal etmek suçundan 2 yıl 3 ay (dört kez)hapis cezası, özel hayata ilişkin görüntüleri ifşa etmek suçundan 3 yıl 4 ay 15gün ve 2 yıl 3 ay (iki kez) hapis cezaları ve verilerin süresi içinde yokedilmemesi suçundan 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına kararverilmiştir. Mahkeme hükümle birlikte başvurucunun tutukluluk hâlinin devamınada karar vermiştir.
35. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü başvurucutarafından istinaf edilmiş olup bireysel başvurunun incelendiği tarihitibarıyla yargılama dosyası ilk derece mahkemesindedir.
B. İlgili Süreç
36. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin İstanbulsulh ceza hâkimlerinin tümünün reddi taleplerini kabul eden İstanbul 29. AsliyeCeza Mahkemesi Hâkimi M.Ö. ile bu kişilerin tümünün tahliye taleplerini kabuleden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B. hakkında disiplin ve cezasoruşturması başlatılmıştır. Bu kapsamda anılan hâkimler 27/4/2015 tarihindegörevden el çektirilmişler (Sonrasında meslekten de çıkarılmışlar.) ve30/4/2015 ve 1/5/2015 tarihlerinde tutuklanmışlardır.
37. Hâkimler M.Ö. ve M.B. hakkında kamu davası açılmış; Yargıtay16. Ceza Dairesi 24/4/2017 tarihinde, adı geçen kişilerin söz konusu kararları-kendilerinin de üyesi oldukları- Fetullahçı TerörÖrgütü (FETÖ)/PDY liderinin ve yöneticilerinin talimatıyla verdiğini belirtereksilahlı terör örgütü üyesi olma suçundan 9 yıl hapis ve görevi kötüye kullanmasuçundan 1 yıl hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına karar vermiştir. Daireningörevi kötüye kullanma suçu yönünden yaptığı değerlendirmelerin ilgilibölümleri şöyledir:
"... Türk Ceza Muhakemesi Hukukuyönünden, gerek mülga 1402 sayılı CMUK'un 21 vd.maddelerindegerekse mer'i 5271 sayılı CMK'nın 22 ve devamımaddelerinde yer alan düzenlemeler subjektiftarafsızlıkla ilgili olup hakimin reddi hakkına ilişkindir.Bunedenle şüpheli/sanık,müşteki/katılan ya daCumhuriyet savcısının hakimi reddetmesi mümkün ise de mahkeme veya hakimliğibir kurum olarak reddetmesi mümkün değildir.Kezaheyet halinde çalışan bir mahkemenin veya bir adliyede veya yargı çevresindebulunan tüm mahkemelerin veya hakimlerinin toplu reddi usulü de yoktur ...
...
5271 sayılı CMK'nın22 vd.maddelerinde yer alanhakimin reddi müessesesinin, kural olarak kovuşturma aşaması ile ilgili olduğugörülse de,gerek ilgili madde metinlerinde açıkça“şüpheli” kavramına yer verilmesi gerekse yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsızbir mahkeme tarafından yargılanma hakkını teminat altına alan AS'nin 6.ve Anayasanın 36.maddelerinin emredicidüzenlemeleri karşısında soruşturma safhasında da hakimin reddinin mümkünolduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Zira red,hakimin tarafsızlığını temin bakımından getirilmiş birkurumdur.
28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545sayılı Kanunla, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve münhasıran soruşturma aşamasındagörevli sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Adından da anlaşılacağı üzere buhakimlikler, “mahkeme” niteliği taşımazlar, çünkü dava görmezler, sadecesoruşturma aşaması ile ilgili tedbir taleplerini ve itirazları inceleyip kararabağlarlar.
Soruşturma aşamasında tarafsızlığından şüpheduyulan sulh ceza hakiminin, gerek kişisel gerekseolgusal olarak somutlaştırılmak suretiyle reddi mümkündür. Ancak objektiftarafsızlık gerekçesiyle tüm sulh ceza hakimleri reddedilemez.
6545 sy.kanunlaSulh Ceza Hakimlerinin reddine dair özel bir usul getirilmediğine göre bukonuda genel hükümlerin uygulanması gerektiğinde şüphe olmamalıdır.
Bu durumda red,reddedilen hakimliğe yapılacak yazılı başvuru ile yapılmalıdır.Reddi istenen hâkim, ret sebeplerihakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirerek (CMK m.26/1-3) evrakı yargıçevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesine (CMK m.27/2) (Prof.Dr.Yener Ünver-Prof.Dr.HakanHakeri Ceza Muhakemesi Hukuku 12.baskı sh.191) gönderir.Ret isteminin kabulü halinde, davaya bakmakla birbaşka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.. (CMK m.27/4).
Red talebini kabul eden Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin tahliyetaleplerini değerlendirmek üzere her hangi bir hakimigörevlendirip görevlendiremeyeceğine gelince;
5235 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi ileCMK m.101/1, 103, 108/1 ve 268/3 incelendiğinde, soruşturma aşamasındatutuklama ve tahliye kararlarını yalnızca sulh ceza hakimliği ve hakimi verebilir. Tutukluluğa itirazı ise, CMK m.268/3uyarınca sadece bir başka sulh ceza hakimliği ve hakimi inceleyebilir.Soruşturma aşamasında tutuklama vetahliye konusunda asliye ceza mahkemesine ve hakimine yetki verilmemiştir.Asliye ceza mahkemesi, ancak kabul ettiği iddianamenin kovuşturmasınıyürütürken tutuklama tedbiri ile ilgili kararlar verebilir. Bunun dışındaAnayasa ve kanunlar asliye ceza mahkemelerine, doğrudan veya dolaylı olaraksoruşturma aşamasına müdahale etme yetkisi vermemiştir.(Prof.Dr.Ersan ŞEN yorumluyorum 13syf. 313-315) Bu nedenleAsliye Ceza Mahkemesi red talebini yerinde görürseancak aynı yer ya da yargı çevresinde bulunan bir başka sulh ceza hakiminigörevlendirebilir.
...
... Somut olayda, İstanbul 29. Asliye CezaMahkemesi hakimi sanık M.Ö.nün mutaduygulama gereğince taleple ilgili dilekçe ve eklerini 5271 sy.CMK’nın24.maddesi gereğince görüş yazıları da eklenerek iade edilmek üzere reddedilenhakimlere göndermesi,evrakın tekrar gelmesi durumundaise yukarda açıklandığı üzere Türk Ceza Muhakemesi hukukunda uygulanma yeribulunmayan ve esasen haklı bir gerekçeye de dayanmadığı Anayasa Mahkemesincetespit edilen 'objektif tarafsızlık' iddiasınamüstenit taleplerin reddine karar vermesi gerekirken hiç birisi ilgiliCumhuriyet savcılarınıngörüş yazılarında belirtilen gerekçelerlegönderilmemiş ve bu şekilde söz konususoruşturma dosyaları kendisi tarafından incelenmemiş olmasına vetamamı toplu olarak reddedilmiş durumdaki İstanbul SulhCeza Hakimlerinin,kendilerine yönelik olarak yapılanbu toplu reddi hakim taleplerini inceleme yetkisinin bulunmadığına yönelikolumsuz görüş yazılarına rağmen, talep dilekçelerini CMK’nın8 vd.maddelerinde öngörülen şartları da taşımadığıhalde birleştirerek 32. Asliye Ceza hakimi sanık M.B.yigörevlendirmesi ve buna ilişkin müzekkereyi 24/04/2015 günü mesai bitimindensonra saat 17:28’de imzalamasıyla UYAP üzerinden, fizikende aynı gün İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi personelinin kalemi kapatıpadliyeden ayrılmasından sonra Hakim M.B.nin doğrudankendisine, hakim odasında 29. Asliye Ceza Mahkemesi zabıt katibi Ö.A.marifetiyle göndermesi ... sanık Hakim M.B.nin ...5235 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanunla değişik 10. Maddesi gereğincesoruşturma aşamasında tutukluluğa ilişkin tüm kararları verme yetkisinin SulhCeza Hakimliğine ait olduğu ve asliye ceza mahkemelerinin soruşturmaevresindeki işlemlerle ilgili bir yetkisinin bulunmamasına rağmen, 29. AsliyeCeza Mahkemesi hakimi M.Ö.nün kanuna aykırı şekildegörevlendirme kararına dayanarak, toplam 594 adet klasörden oluşan belgeleriincelemeden ... gece saat 22.00-22.30 sıralarında kararların yazımınıbitirerek, koridorda bekleyen avukatlara tebliğ ettirmesi ... karşısında;
Suç tarihi itibariyle hakim olan sanıklarınverdikleri kararların esasen de sorunlu oldukları görülmekle birlikte,bu durumun müsnet suçyönünden yargısal faaaliyet kapsamındadeğerlendirilmesi ve verilen kararlara karşı kanun yollarına baş vurulabileceğiileri sürülse de yukarda izah edildiği üzere, kamu düzenine ilişkin görevleilgili kuralları görmezden gelip yargılama hukukuna ilişkin işleyiş ve düzeniyok sayarak, 'mahkemeler üstü' bir tavırla örgüt liderinin talimatı üzerinekurgulandığında şüphe bulunmayan plan doğrultusunda tam bir örgütselorganizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, fiil ve eylem birliğiile, aynı örgüt mensubu olmaktan soruşturulan altmışüçşüpheli ile ilgili hakimin reddi ve tahliye taleplerini, mutadişleyiş ve uygulama dışına çıkıp,mesai saati dışında,verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek, olayı biroldu bitti fırsatçılığı içerisinde sonuçlandıracak bir gizlilikle ve eşgüdümlehareket ederek görevli olmadıkları halde kabul eden sanıkların, karar vermesüreci ile ilgili hukuka aykırı eylemleriyle görevlerinin gereklerine aykırıdavrandıklarında şüphe yoktur..."
38. Anılan mahkûmiyet hükmü, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca26/9/2017 tarihli kararla onanarak kesinleşmiştir. Kararın ilgili bölümlerişöyledir:
"... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncayürütülmekte olup beş yüz doksan dört klasörden oluşan yedi ayrı soruşturmadosyasında biri gazeteci, diğerleri emniyet görevlisi olan altmış üç şüphelininFETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetiniortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeyeteşebbüs, devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casuslukamacıyla temin etme gibi çok sayıda suçtan tutuklu bulunduğu, bu şüphelilerinmüdafilerinin farklı tarihlerdeki tahliye istemlerinin İstanbul Sulh CezaHakimliklerinin kararlarıyla reddedildiği, keza altmış üç şüpheliden otuzaltısının, haklarında tutuklama nedeni bulunmadığını ileri sürerek yaptıklarıbireysel başvurunun Anayasa Mahkemesince 08.04.2015 tarihinde kabul edilemezbulunduğu,
Bu süreç sonunda, FETÖ/PDY silahlı terörörgütü lideri Fethullah Gülen'in "www.he.o"isimli internet sitesinde yayınlanan "Mukaddes Çile ve İnfakKahramanları" başlıklı vaaz/sohbet görünümlü kriptolu/örgütselkonuşmasıyla altmış üç tutuklu şüphelinin serbest bırakılmasının sağlanmasıiçin talimat verdiği, bunun üzerine 20.04.2015 tarihinde şüphelilerinmüdafileri olan yirmi avukat tarafından İstanbul Adliyesindeki tüm sulh cezahakimliklerinde görevli hakimlerin reddiyle şüphelilerin tahliye edilmesiistemli elli bir adet dilekçeden oluşan evrakın uygulanan prosedüre aykırıolarak tarama ve kayıt işlemlerinden geçirilmeksizin günün muhabere nöbetçisiİstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.ye odasında teslimedildiği, sanık M.Ö.nün reddi hakim taleplerini kabulederek, muhabere nöbetçisi İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.B.yi tahliye istemleri konusunda karar vermek üzere24.04.2015 tarihinde görevlendirdiği, sanık M.B.ninde 25.04.2015 tarihinde talepleri kabul ederek tutuklu bulunan şüphelilerintamamının tahliyesine karar verdiği olayda;
Silahlı terör örgütü üyesi olma suçubakımından;
Terör örgütlerinin; amaç suçun işlenmesiyolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı,hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik vedenetim konularında duyarlı oldukları, örgütün hiyerarşik yapısına dahilolmayan, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları,denetleyemedikleri, gizlilik ve güvenlik kurallarıyla hiyerarşiye uymayankişilerin faaliyetlerine izin vermeyecekleri, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlıterör örgüt lideri Fethullah Gülen'in 19.04.2015 günüörgütün yayın organlarından "www.herkul.org" isimli internetsitesinde yayınlanan talimatı doğrultusunda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüüyeliği ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin yedi ayrısoruşturma dosyasında tutuklu olan altmış üç şüphelinin müdafiliğini yapanyirmi avukatın, örgüt liderinin talimatından bir gün sonra 20.04.2015 tarihindetoplu halde verdikleri elli bir adet dilekçeye istinaden dosyaları kısmen dahiolsa incelemeden ve delillere temas etmeksizin, altmış üç şüphelinin tamamınınistisnasız olarak tahliyelerini sağlamak için örgüt tarafından verilen göreviyerine getirmek üzere birlikte harekete geçen ve ancak "adanmış" birörgüt mensubunca yapılabilecek bir yöntem ve üslupla, hukuka açıkça aykırı birzeminde bulunduklarını bilerek önceden tasarlanmış, amaç ve örgütselfaaliyetleri yönünden bilinçli olarak söz konusu usulsüz ve hukuka aykırıkararları veren sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarınıgerçekleştirmesine hizmet ettikleri ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütümensuplarının kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu terör örgütününmensupları tarafından kullanıldığı bilinen ByLockiletişim sistemini kullanmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dahiloldukları ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerianlaşılmaktadır.
...
Görevi kötüye kullanma suçu bakımından ise;
Sanıkların inceleme konusu davada yaptıklarıağır hukuka aykırılıkların, mesleki kıdemleri ve yetkili çalıştıklarımahkemelerdeki görev süreleri dikkate alındığında, beşeri hata ve meslekitecrübesizlik kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmaması, reddi hakimtaleplerinin kabul edilip tahliye kararları verildiği anda şüphelilere haksızbir menfaat sağlanması karşısında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce organizeedilen tahliye planını hayata geçiren sanıklar M.Ö. ve M.B.nin,verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek şekilde tambir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, iştirakhalinde söz konusu soruşturma evrakını incelemeden verdikleri hukuka aykırıkararlarla şüphelilerin tamamının tahliye edilmesine karar vererek, aynıörgütün mensubu olmaktan haklarında soruşturma yürütülen altmış üç şüpheliyemenfaat sağladıkları ve bu şekilde sanıkların, görevlerinin gereklerine aykırıhareket etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında... görevi kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı işledikleri kabul edilmelidir..."
C. Başvuru Öncesi Süreç
39. Başvurucu, aynı soruşturma kapsamında ayrıca 24/10/2014tarihinde Anayasa Mahkemesine (B. No: 2014/16838) başvuruda bulunmuştur. Sözkonusu başvuruda başvurucu; doğal hâkim ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız vebağımsız olmayan mahkemelerce kanuna aykırı olarak tutuklanmaları ve isnatedilen suçlara ilişkin hakların bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlikhakkının, soruşturma sürecinde kamu görevlilerinin insan haysiyeti ilebağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının, haklarında kesinleşmişyargı kararı bulunmamasına karşın suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyetkarinesinin, mensubu oldukları iddia edilen cemaate yönelik nefret veötekileştirme söylemi ile meslekten atılmaları ve uydurma soruşturmalaraçılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüşlerdir.
40. Anayasa Mahkemesi 9/9/2015 tarihinde; kötü muamele ileilgili iddialar yönünden "başvuruyollarının tüketilmemiş olması", başvurucuların haklarındakisuçlamalar ve hakları bildirilmeden ve avukat yardımından yararlanma hakkıtanınmadan gözaltına alındıkları iddiaları yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması", gözaltıve tutuklamanın kanuni olmadığı iddiaları yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması", ayrımcılıkyasağının, etkili başvuru hakkı ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğiiddiaları yönünden "açıkça dayanaktanyoksun olması", doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkimilkelerinin ihlal edildiği iddiaları yönünden "açıkça dayanaktan yoksun olması" nedenleriyle kabuledilemezlik kararı vermiştir (Mehmet FatihYiğit ve diğerleri, B. No: 2014/16838, 9/9/2015).
IV. İLGİLİ HUKUK
41. İlgili hukuk için bkz.Hüseyin Korkmaz, B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 42-50.
V. İNCELEME VE GEREKÇE
42. Mahkemenin 6/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Tutuklamanın HukukiOlmadığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
43. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasınarağmen tutuklandığını, olayda kaçma ve delilleri etkileme ihtimalininbulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının gerekçedenyoksun olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlaledildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
44. Başvurucunun 24/10/2014 tarihinde, aynı konuya ilişkinolarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Birinci Bölümün9/9/2015 tarihli ve 2014/16838 başvuru numaralı kararıyla başvurunun bu yönüylekabul edilemez olduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır (bkz. 40).
45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olmasınedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
B. Tahliye KararınaRağmen Serbest Bırakılmamaya İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
46. Başvurucu; İstanbul sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddineve tahliyeye ilişkin talepte bulunduğunu, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesincehâkimlerin reddi isteminin kabul edildiğini ve tahliye talebini karara bağlamaküzere İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirildiğini ve bu Mahkemetarafından da tahliye kararı verildiğini, buna rağmen serbest bırakılmasınınhukuka aykırı bir şekilde engellendiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliğihakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
47. Bakanlık görüşünde; tahliyeye ilişkin İstanbul 32. AsliyeCeza Mahkemesi kararının yetkili yargı mercii tarafından verilmiş bir kararniteliği taşımadığı, bu nedenle somut olayda başvurucunun tahliyeye rağmenserbest bırakılmaması gibi bir durumun olmadığı, kaldı ki Anayasa Mahkemesininaynı şikâyeti Hüseyin Korkmazbaşvurusunda incelediği ve bu şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olmasınedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verdiği, somut şikâyet bakımından dabaşvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu belirtilmiştir.
48. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bir mahkemekararının hukuka aykırı olduğunun düşünülmesi durumunda bu kararın iptali içinitiraz yoluna başvurulabileceğini, itiraz yoluna başvurmanın dahi kararınuygulanmasını engellemeyeceğini, bu nedenle tahliye kararının uygulanmamasınınhukuka aykırı olduğunu, her ne kadar Bakanlık tarafından sulh ceza hâkimlerinintümünün aynı anda reddinin usul ve mevzuata aykırı olduğu iddia edilmiş ise dekendisinin her bir sulh ceza hâkimliğini ayrı ayrı reddettiğini belirtmiş vetahliye kararının uygulanmamasının adil yargılanma ile kişi hürriyeti vegüvenliği hakkını ihlal ettiğini tekrar ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
49. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkralarışöyledir:
"Suçluluğu hakkında kuvvetli belirtibulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesiniveya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlukılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.
...
Her ne sebeple olursa olsun, hürriyetikısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bukısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamakamacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."
50. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılanhukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifinikendisi takdir eder (Tahir Canan,B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun serbest bırakılmamasına ilişkinmahkeme kararının uygulanmadığına ve bu karara rağmen hürriyetininkısıtlanmasına devam edildiğine yönelik iddialarının mahkemeye erişim hakkıylailgili genel ilkeler ışığında Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizincifıkraları bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesigerekir.
51. Anayasa Mahkemesi HüseyinKorkmaz (aynı kararda bkz. §§ 88-109) kararında; aynı soruşturmakapsamında başka bir başvurucunun İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilentahliye kararına rağmen serbest bırakılmanın hukuka aykırı bir şekildeengellendiği yönündeki iddiasının tahliyeye ilişkin İstanbul 32. Asliye CezaMahkemesi kararının yetkili bir yargı mercii tarafından verilmiş bir kararolduğunun kabulünün mümkün olmadığını ve başvurucunun söz konusu tahliye kararısonrasındaki tutulmasının hukuki bir temelinin bulunmadığının söylenemeyeceğinide belirterek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.
52. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarakanılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.
53. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniylekabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.
C. Sulh CezaHâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine AykırıOlduğuna İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddiaları
54. Başvurucu, tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh cezahâkimliklerinin doğal hâkimilkesine aykırı olduğunu ve tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğindebulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanmahaklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
2. Değerlendirme
55. Başvurucunun 24/10/2014 tarihinde, aynı konuya ilişkinolarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, Birinci Bölümün9/9/2015 tarihli ve 2014/16838 başvuru numaralı kararıyla başvurunun bu yönüylekabul edilemez olduğuna kesin olarak karar verildiği anlaşılmıştır (bkz. 40).
56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının mükerrer başvuru niteliğinde olmasınedeniyle reddine karar verilmesi gerekir.
D. Tutukluluğun MakulSüreyi Aştığına İlişkin İddia
1. Başvurucunun İddialarıve Bakanlık Görüşü
57. Başvurucu; tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda yeterligerekçe bulunmadığını, bu kararlarda soruşturma mercilerince hangi delillereulaşıldığının ve soruşturmanın neden sonuçlandırılmadığının tartışılmadığını,matbu gerekçelerle tutukluluğun devam ettirildiğini belirterek kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.
58. Bakanlık, başvurucunun tüm şikâyetleri ile ilgili olarak4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesindeki düzenlemelerçerçevesinde başvuru yollarının tüketilmediğini belirtmiş; bu şikâyet açısındanözel olarak bir görüş bildirmemiştir.
59. Başvurucu, Bakanlığın bu görüşüne karşı herhangi biraçıklamada bulunmamıştır.
2. Değerlendirme
60. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesişöyledir:
"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanunyollarının tüketilmiş olması şarttır."
61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:
"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarınıntamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."
62. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğinceAnayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derecemahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte birkanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği AnayasaMahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanunyollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,26/3/2013, §§ 16, 17).
63. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azamisüreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularbakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derecemahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânınıntüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).
64. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 24/12/2018 tarihindemahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığınailişkin iddiası 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davadaincelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucununtutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemecebaşvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılıKanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uyguntelafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolutüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.
65. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığıiddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusuyapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezolduğuna karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. 1. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti vegüvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrer başvuru olması nedeniyle REDDİNE,
2. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsızhâkim ilkelerine aykırı olması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkınınihlal edildiğine ilişkin iddianın mükerrerbaşvuru olması nedeniyle REDDİNE,
3. Tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama dolayısıyla kişihürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
4. Tutukluluğun makul süreyi aşması dolayısıyla kişi hürriyetive güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyleKABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,
B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA6/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.