TÜRKİYE CUMHURİYETİ
ANAYASA MAHKEMESİ
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
MEHMET ARSLANTAŞ BAŞVURUSU
(Başvuru Numarası: 2016/15703)
Karar Tarihi: 28/5/2019
İKİNCİ BÖLÜM
KARAR
Başkan
:
Engin YILDIRIM
Üyeler
:
Recep KÖMÜRCÜ
Celal Mümtaz AKINCI
Muammer TOPAL
Recai AKYEL
Raportör
:
Umut FIRTINA
Başvurucu
:
Mehmet ARSLANTAŞ
I. BAŞVURUNUN KONUSU
1. Başvuru, taşınmazın sit alanı ve anıt eser olarak tesciledilmesine ilişkin idari işlemlerin yargı kararlarıyla iptal edilmesine rağmenaçılan tam yargı davasının reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlaledildiği iddiasına ilişkindir.
II. BAŞVURU SÜRECİ
2. Başvuru 8/9/2016 tarihinde yapılmıştır.
3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan önincelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.
4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesininBölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.
5. Bölüm Başkanı tarafından, başvuruların kabul edilebilirlik veesas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.
6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylarözetle şöyledir:
A. Uyuşmazlığın ArkaPlanı
8. Başvurucu, Muğla'nın Bodrum ilçesine bağlı Bitez Beldesi'ndeki 21 ada 1287 parsel sayılı taşınmazınhisseli malikidir.
9. Bu taşınmaz, İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat VarlıklarınıKoruma Kurulunun 26/9/1990 tarihli kararı ile 1. derece doğal sit alanı olarakbelirlenmiştir.
10. Başvurucu 17/4/2000 tarihinde İzmir 2 Numaralı Kültür veTabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna başvurarak taşınmazıyla ilgili alınmışherhangi bir karar olup olmadığını sormuş, aynı günlü işlemle 26/9/1990 tarihlikarar kendisine verilmiştir. Başvurucu bu kez taşınmazı için alınmış olan sitkararının kaldırılması istemiyle 12/6/2001 tarihinde başvuruda bulunmuş,başvuru 1/11/2001 tarihli işlemle reddedilmiştir.
B. 1/9/2003 TarihliKoruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası
11. Başvurucu daha sonra sit kararının tekrar gözden geçirilmesiistemiyle Muğla Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kuruluna (KorumaBölge Kurulu) 1/9/2003 tarihinde başvuruda bulunmuş, talep reddedilmiştir.
12. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 1/9/2003 tarihli kararınıniptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine Muğla 1. İdareMahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.
13. Mahkeme 19/4/2004 tarihinde davanın süre aşımı nedeniylereddine karar vermiş, bu karar Danıştay Altıncı Dairesince 9/6/2006 tarihindeonanmıştır.
C. 27/2/2008 TarihliKoruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası
14. Başvurucu 12/11/2007 tarihinde ise günün şartlarınındeğiştiğini belirterek anılan taşınmazın doğal sit alanından çıkarılmasıtalebiyle Kültür ve Turizm Bakanlığına bir başvuru daha yapmıştır. Koruma BölgeKurulu söz konusu parselde 1. derece doğal sit özelliğinin devam ettiğihususuna vurgu yaparak 27/2/2008 tarihinde başvurunun reddine karar vermiştir.
15. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 tarihlikararının iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine Mahkeme nezdindedava açmıştır.
16. Mahkemece 12/6/2009 tarihinde mahallinde teknikbilirkişilerle birlikte keşif yapılmıştır. İkisi PeysajMimarlığı Bölümü, biri de Coğrafya Bölümü öğretim üyesi olan üç akademisyendenoluşan bilirkişi heyetince düzenlenen ve 29/6/2009 tarihinde Mahkemeye sunulanraporda, bölgenin 1. derece doğal sit alanı tanımına uygun özelliklere sahipolmadığı ve parselin sit derecesinin değiştirilerek 2. derece doğal sit alanıkapsamına alınması durumunda doğal sit bütünlüğünün etkilenmeyeceği görüşüifade edilmiştir.
17. Mahkeme 28/9/2012 tarihinde bilirkişi raporundaki görüşeistinaden dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanınkabulüne karar vermiş ve idari işlemin iptaline hükmetmiştir.
18. Karar, Danıştay OndördüncüDairesince (Daire) 23/9/2014 tarihinde onanmış, karar düzeltme istemi de aynıDairece 3/2/2016 tarihinde reddedilmiştir.
D. 21/9/2008 TarihliKoruma Bölge Kurulu Kararına Karşı Açılan İptal Davası
19. Koruma Bölge Kurulu 21/9/2008 tarihinde mezkurtaşınmazda tespit edilen kült alanına ait kaya kütlelerinin anıt eser olaraktescil edilmesine ve çevresinde 25 metrelik koruma alanı bırakılmasına kararvermiştir.
20. Başvurucu, Koruma Bölge Kurulunun 21/9/2008 tarihlikararının iptali istemiyle Kültür ve Turizm Bakanlığı aleyhine aynı Mahkemenezdinde bir dava daha açmıştır.
21. Mahkeme 24/6/2010 tarihinde bilirkişi raporundaki görüşeistinaden taşınmaz üzerinde ve çevresinde arkeolojik bulguya rastlanmadığı vekaya kütlelerinin anıt eser olarak değerlendirilemeyeceği gerekçelerine yervererek davanın kabulüne karar vermiş ve dava konusu idari işlemin iptalinehükmetmiştir.
22. Karar, Danıştay Dairesince 27/2/2013 tarihinde onanmıştır.Bu karara karşı karar düzeltme talebinde bulunulmuş olup dava hâlen derdesttir.
E. Tam Yargı DavasıSüreci
23. Başvurucu bu defa Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 ve21/9/2008 tarihli kararlarına ilişkin tesis edilen işlemlerin yargı kararlarıile iptal edildiğinden bahisle maddi ve manevi tazminat talebiyle aynıMahkemede 12/9/2012 tarihinde Çevre ve Şehircilik Bakanlığı aleyhine tam yargıdavası açmıştır.
24. Mahkeme 28/9/2012 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.Kararın gerekçesinde, Koruma Bölge Kurulunun anılan kararlarıyla ilgili olarakiptal kararları verilmiş ise de idari işlemlerin tesis edildikleri anda hukukauygunluk karinesinden yararlandığı belirtilmiştir. Mahkeme hukuka aykırılığınancak yargı kararlarıyla ortaya konulabileceğini kabul etmekle birlikteidarelerin hukuka ve mevzuata aykırı bulunarak iptal edilen her işleminintazmin sorumluluğu yaratmayacağını ancak açık bir şekilde kişisel husumet veyasiyasi saiklerle işlem tesis edilmesi durumundatazmin sorumluluğunun gündeme gelebileceği hususuna vurgu yapmıştır.
25. Diğer taraftan Mahkeme, iptal kararı verilen davadosyasındaki bilirkişi raporunda taşınmazın 2. derece doğal sit özelliklerinigösterdiğinin ortaya konulduğunu, bunun da idarenin başvurucunun iddia ettiğigibi zarar kastı ile hareket etmediğinin kanıtı olduğunu ifade etmiştir.Mahkeme başvurucunun mağdur edilmesi ya da doğrudan başvurucuya yönelik ağırbir durumun varlığından söz edilemeyeceğini belirterek maddi tazminat ödemesinigerektiren şartların oluşmadığı sonucuna varmıştır. Mahkeme ayrıca, kişilikhaklarına doğrudan bir saldırı ve başvurucunun anılan işlem nedeniyle acı veüzüntüye düştüğünden veya şeref ve haysiyetinin incindiğinden söz edilemeyeceğigerekçesiyle manevi tazminatın da ödenmemesine karar vermiştir.
26. Karar, Dairece 18/2/2016 tarihinde onanmış, karar düzeltmeistemi de aynı Dairenin 12/4/2017 tarihli kararıyla reddedilmiştir.
27. Nihai karar 22/5/2017 tarihinde başvurucuya tebliğedilmiştir.
28. Başvurucu 8/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.
IV. İLGİLİ HUKUK
A. Ulusal Hukuk
29. 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Kanunu'nun “Tanımlar vekısaltmalar” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Kültür varlıkları; tarih öncesi vetarihi devirlere ait bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili bulunan veyatarih öncesi ya da tarihi devirlerde sosyal yaşama konu olmuş bilimsel vekültürel açıdan özgün değer taşıyan yer üstünde, yer altında veya su altındakibütün taşınır ve taşınmaz varlıklardır.
Sit; tarih öncesinden günümüze kadar gelençeşitli medeniyetlerin ürünü olup, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomik,mimari ve benzeri özelliklerini yansıtan kent ve kent kalıntıları, kültürvarlıklarının yoğun olarak bulunduğu sosyal yaşama konu olmuş veya önemlitarihi hadiselerin cereyan ettiği yerler ve tespiti yapılmış tabiat özellikleriile korunması gerekli alanlardır.
Doğal (tabii) sit; jeolojik devirlere aitolup, ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yer üstünde, yeraltında veya su altında bulunan korunması gerekli alanlardır"
30. 2863 sayılı Kanun'un “İzinsizmüdahale ve kullanma yasağı” kenar başlıklı 9. maddesi şöyledir:
"Koruma Yüksek Kurulunun ilke kararlarıçerçevesinde koruma bölge kurullarınca alınan kararlara aykırı olarak,korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ilesit alanlarında inşaî ve fizikî müdahalede bulunulamaz,bunlar yeniden kullanıma açılamaz veya kullanımları değiştirilemez. Esaslıonarım, inşaat, tesisat, sondaj, kısmen veya tamamen yıkma, yakma, kazı veyabenzeri işler inşaî ve fizikî müdahale sayılır."
31. 2863 sayılı Kanun'un “Tespitve tescil” kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Korunması gerekli taşınmaz kültür vetabiat varlıklarının ve doğal sit alanlarının tespiti, Kültür ve TurizmBakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenen kurum vekuruluşların görüşü alınarak yapılır.
Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiatvarlıkları ile ilgili yapılan tespitler koruma bölge kurulu kararı ile tescilolunur.
Tespit ve tescil ile ilgili usul ve esaslaryönetmelikle düzenlenir."
32. 2863 sayılı Kanun'un “KorumaBölge Kurullarının görev, yetki ve çalışma şekli” kenar başlıklı 57.maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Koruma bölge kurulları, Koruma YüksekKurulunun ilke kararları çerçevesinde olmak kaydıyla aşağıdaki işleri yapmaklagörevli ve yetkilidir.
b) Korunması gerekli kültür varlıklarınıngruplandırılmasını yapmak,
c) Sit alanlarının tescilinden itibaren üç ayiçinde geçiş dönemi yapı şartlarını belirlemek,"
33. 10/12/1987 tarihli ve 19660 sayılı Resmî Gazete'deyayımlanan Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıklarının Tespit veTescili Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) “Kısaltmalarve Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:
"Tabii sit": ilginç özellik vegüzelliklere sahip olan ve ender bulunan korunması gerekli alanları ve taşınmaztabiat varlıklarını
İfade eder"
34. Yönetmelik'in “Tespitlerdedeğerlendirme kıstasları” kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili bölümüşöyledir:
"Taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarındankorunması gereklilerinin tespitinde aşağıdaki hususlar gözönündebulundurulur:
j) Tarihi sit'leriçin; yazılı bilgi ve tarihi araştırmalar sonucunda önemli tarihi olaylarıncereyan ettiği hususunun sabit olması."
35. 5/1/1999 tarihli ve 658 sayılı Arkeolojik Sitler, Koruma veKullanma Koşulları ile İlgili İlke Kararı'nın ilgili bölümleri şöyledir:
"Arkeolojik Sit: İnsanlığın varoluşundangünümüze kadar ulaşan eski uygurlıkların yer altında,yer üstünde ve su altındaki ürünlerini, yaşadıkları devirlerin sosyal, ekonomikve kültürel özelliklerini yansıtan her türlü kültür varlığının yer aldığıyerleşmeler ve alanlardır.
I. Derece Arkeolojik Sit: Korumaya yönelikbilimsel çalışmalar dışında aynen korunacak sit alanlarıdır."
36. 19/6/2007 tarihli ve 728 sayılı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Yüksek Kurulunun Doğal (Tabii) Sitler, Koruma ve KullanmaKoşulları ile İlgili İlke Kararı'nın (İlke Kararı) ilgili bölümleri şöyledir:
"Doğal (Tabii) Sit: Jeolojik devirlerle,tarih öncesi ve tarihi devirlere ait olup, ender bulunmaları veya özelliklerive güzellikleri bakımından korunması gerekli yer üstünde, yer altında veya sualtında bulunan korunması gerekli alanlardır.
Bu alanlarda yapılacak tespit çalışmalarında,alanın özelliğine göre ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerinin alınmasıesastır.
1- I. Derece Doğal (Tabii) Sit: Bilimselmuhafaza açısından evrensel değeri olan, ilginç özellik ve güzelliklere sahipolması ve ender bulunması nedeniyle kamu yararı açısından mutlaka korunmasıgerekli olan, korumaya yönelik bilimsel çalışmalar dışında aynen korunacakalanlardır.
Bu alanlarda, bitki örtüsü, topografya, silüet etkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbireylemde bulunulamayacağına, ancak;
a) Kesin yapı yasağı olmakla birlikte, resmive özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda, teknik altyapı hizmetleri(kanalizasyon, açık otopark, telesiyej, teleferik, içme suyu, enerji nakilhattı, telefon hattı, doğalgaz hattı, GSM baz istasyonu ve benzeri)uygulamalarının koruma bölge kurulunun uygun göreceği şekliyleyapılabileceğine;
...
b) 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı veya1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı doğrultusunda hazırlanacak projesine göreilgili koruma kurulundan izin almak koşulu ile halka açık rekreasyon amaçlıgünübirlik tesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc, gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın veçevrenin özelliklerinden kaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesiamacına yönelik yapıların (iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri)yapılabileceğine,
c) Alanın doğal bitki dokusunu değiştirmedenOrman Genel Müdürlüğünün ilgili biriminden alınacak uygun görüş doğrultusundakoruma kurulunca ağaçlandırmaya izin verilebileceğine,
ç) Kar ve rüzgar devrikleri, doğal afetlerden etkilenmiş, hastalanmışveya kıymet ağacı olmayan ağaçlar ile ormanların bakımı ve doğal dengeninkorunmasını sağlamak amacıyla Orman Genel Müdürlüğünün ilgili birimindenalınacak teknik rapor doğrultusunda ağaç kesimine koruma kurulunca izinverilebileceğine,
d) Orman alanlarında yangın için gereklikoruma önlemlerinin ilgili kuruluşlarca alınmasına,
e) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş,tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi atığı ve benzeri malzemenin dökülmemesine,ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerde sahanın rehabilite edilerek yasal süresi içinde işlerinintasfiyesine,
f) Doğal dengenin devamlılığının sağlanmasıamacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanınözelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin koruma kurulu izni doğrultusundasürdürülebileceğine,
g) Bu alanların korunmasını sağlamak amacınayönelik, hertürlü bilgi verici uyarı levhalarınınkonulmasına, bu alanlardaki koruma önlemlerinin ilgili kuruluş ve yerelyönetimlerce alınmasına,
ğ) Mevcut tescilli ve tescilsiz yapıların bakım ve onarımlarınınyürürlükteki ilke kararları doğrultusunda yapılabileceğine,
2 – II. Derece Doğal (Tabii) Sit: Doğalyapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönünealınarak kullanıma açılabilecek alanlardır.
Bu alanlarda, turizm yatırım ve turizm işletmebelgeli turistik tesisler ile hizmete yönelik yapılar dışında herhangi biryapılaşmaya gidilemeyeceğine,
a) Kullanıma açılacak bölgelerde geçici dönemyapılanma koşullarının ilgili kurumların görüşleri alınarak Koruma Kurullarıncabelirlenmesine, bu belirlemede varsa çevre düzeni planı veya nazım plankararları ile arazinin topografya, peyzaj, silüet vb.karakteristiklerinin gözönünde tutulmasına, ancakhazırlanacak Koruma Amaçlı İmar Planı kriterlerini etkileyebilecek nitelik veyoğunluktaki uygulamalara Koruma Amaçlı İmar Planı yaptırılmadan izinverilemeyeceğine,
b) Taş, toprak, kum alınmamasına, kireç, taş,tuğla, mermer, kum, maden vb. ocakların açılmamasına, toprak, curuf, çöp, sanayi artığı ve benzeri malzemenindökülmemesine, ancak sit kararı ilanından önce ruhsat almış olan işletmelerdesahanın rehabilite edilerek yasal süresi içindeişlerinin tasfiyesine,
c) Doğal dengenin devamlılığının sağlanmasıamacıyla ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşleri doğrultusunda alanınözelliğinden kaynaklanan faaliyetlerin Koruma Kurulu izni doğrultusundasürdürülebileceğine,
ç) Mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra, koruma kurulundan izin almak koşuluyla yenitarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceğine,
...
karar verildi"
B. Uluslararası Hukuk
37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenarbaşlıklı 1. maddesi şöyledir:
"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülkdokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancakkamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukungenel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.
Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetinkamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya dabaşka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekligördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halelgetirmez."
38. Sporrong ve Lönnroth/İsveç kararınakonu olayda başvurucuların taşınmazlarının imar planı çerçevesindekamulaştırılması öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl süren inşaat yasaklarıuygulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) bu taşınmazlar henüzkamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığını, gerçekanlamda bir kamulaştırmanın olmadığı ve dolayısıyla mülkiyetin devredilmediğibu gibi durumlarda, görünenin arkasına bakılması ve şikâyet edilen husustagerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM bubağlamda, getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindekisınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerindeolumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibiyararlanmaları veya kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını vurgulamıştır.AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma sürecinin ilk aşamasıolması nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek müdahaleyi mülkiyettenbarışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural çerçevesinde incelemiştir.AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin uygulandığı sürenin uzunluğu ve busüre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle başvuruculara şahsi olarak aşırıbir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülüolmadığı sonucuna varmıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75-7152/75,23/9/1982,§§ 56-74).
V. İNCELEME VE GEREKÇE
39. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıdabaşvuru incelenip gereği düşünüldü:
A. Başvurucunun İddiaları
40. Başvurucu 1990 yılından beri sürekli olarak taşınmazıüzerinde mülkiyet hakkını engelleyen yasaklar konulduğunu belirterek başvurutarihi itibariyle yirmi altı senedir taşınmazını kullanamadığından yakınmıştır.Diğer taşınmazlarda bu yasakların uygulanmadığını belirten başvurucu bilirkişiraporunun dikkate alınmadığı hususuna vurgu yapmıştır. Başvurucu gerek Bakanlıkgerekse de Koruma Bölge Kurulu tarafından talep sahibinin gücüne göreistenildiğinde parsel bazında değişiklik yapılabildiğini ifade etmiştir.Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ilerisürmüştür.
B. Değerlendirme
41. Anayasa’nın"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:
“Herkes,mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunlasınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararınaaykırı olamaz.”
1. Kabul EdilebilirlikYönünden
42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğinekarar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılanmülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğunakarar verilmesi gerekir.
2. Esas Yönünden
a. Mülkün Varlığı
43. Somut olayda uyuşmazlığa konu taşınmazın hisseli olaraktapuda başvurucu adına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre mülkün mevcutolduğunda kuşku bulunmamaktadır.
b. Müdahalenin Varlığı veTürü
44. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvencealtına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek veyasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediğigibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağıverir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkünsemerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerindenherhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:2014/1546, 2/2/2017, § 53).
45. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas edendiğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkınamüdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğubelirtilmek suretiyle mülkten barışçılyararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülktenbarışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddeninikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullardasınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülktenyoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararınaaykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımınıkontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazımaddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özelhükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakmave mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).
46. Başvuru konusu olayda, başvurucunun maliki bulunduğutaşınmaz 1990 yılında 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. Bubakımdan, başvurucunun taşınmaz üzerindeki mülkiyet hakları devam etmekte olupbaşvurucunun mülkiyet hakkından yoksun kaldığı söylenemez. Diğer yandantaşınmaz üzerindeki mülk sahipliği devam etmekle birlikte, taşınmazın 1. derecedoğal sit alanı olarak tescili sebebiyle başvurucunun taşınmaz üzerindemülkiyet hakkından doğan bir kısım hak ve yetkilerinin kısıtlandığı, 2863sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında mülkiyetin kullanımınabirtakım sınırlamalar getirildiği ve mülkiyet hakkı kapsamında taşınmazüzerinde gerçekleştirilmesi mümkün bir kısım faaliyetlerin yerinegetirilmesinin belli şartlara bağlandığı anlaşılmaktadır. Bu bakımdan,taşınmazın kültür varlığı olarak tescili şeklinde gerçekleşen ve taşınmazınkullanım şekli, muhafazası, yapılabilecek inşai vefiziki muameleler ve benzer yönlerden kısıtlamaları da beraberinde getirenmüdahalenin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol/düzenleme suretiylemülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği değerlendirilmiştir (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,B. No: 2014/13133, 28/9/2016, § 48).
c. Müdahalenin İhlalOluşturup Oluşturmadığı
47. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:
"Temel hak ve hürriyetler, özlerinedokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplerebağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanınsözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerineve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."
48. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hakolarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunlasınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurkentemel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleridüzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönündebulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahaleninAnayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararıamacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(RecepTarhan ve Afife Tarhan, § 62).
i. Kanunilik
49. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesigereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespitedildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkınınihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanunhükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiyeİş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; NecmiyeÇiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).
50. İnsanlık tarihinin bir ürünü olan ve insanlığın ortak mirasıolarak kabul edilen kültür ve tabiat varlıklarının korunmasına Anayasadüzeyinde önem atfedilmiş olup kültür ve tabiat varlıklarının korunması ve bunailişkin ana düzenlemeleri içeren 2863 sayılı Kanun'un 6. maddesinde tarihimağaralar, kaya sığınakları; özellik gösteren ağaç ve ağaç toplulukları ilebenzerleri; taşınmaz tabiat varlığı örnekleri olarak sayılmış aynı Kanun'un 7.maddesinde, korunması gereken taşınmaz tabiat varlıklarının tespitinin Kültürve Turizm Bakanlığının koordinatörlüğünde ilgili ve faaliyetleri etkilenenkurum ve kuruluşların görüşü alınarak yapılacağı, yapılacak tespitlerde tabiatvarlıklarının tarih, sanat, bölge ve diğer özelliklerinin dikkate alınacağı vekorunması gereken taşınmaz tabiat varlıklarıyla ilgili tespitlerin Koruma BölgeKurulu kararı ile tescil edileceği düzenlenmiştir (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,§ 51).
51. Bu durumda başvuru konusu olayda başvurucunun malikibulunduğu taşınmazın Koruma Bölge Kurulunca tabiat varlığı olarak tescilisuretiyle gerçekleşen müdahalenin, 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddelerindehukuki dayanağının bulunduğu ve başvuruya konu müdahalenin kanunilik unsurunutaşıdığı anlaşılmaktadır (Ahmet Bölge,§ 52).
ii. Meşru Amaç
52. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkıancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasıimkânı vermekle, bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkınınkamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda birsınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberindegetiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün hersomut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No:2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar,B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).
53. Anayasa'nın 63. maddesinde devletin, tarih, kültür ve tabiatvarlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlama ve bu amaçla destekleyici veteşvik edici tedbirleri alma ödevi düzenlenmiş, bu kapsamda özel mülkiyetkonusu olan varlık ve değerlere getirilecek sınırlamaların, bu nedenle haksahiplerine yapılacak yardımların ve tanınacak muafiyetlerin kanundadüzenleneceği hüküm altına alınmıştır. Anayasa'nın 63. maddesi kapsamındakorunması gereken taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını tanımlamak,yapılacak işlem ve faaliyetleri düzenlemek, gerekli ilke ve uygulamakararlarını alacak teşkilatın kuruluş ve görevlerini tespit etmek amaçlarınayönelik düzenlemeler içeren 2863 sayılı Kanun'un kamu yararı amacı taşımadığısöylenemez (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge, § 55).
54. Yine 2863 sayılı Kanun'un 6. ve 7. maddeleri kapsamındakültür ve tabiat varlığı niteliği bulunduğu tespit edilen bir taşınmazıntescili suretiyle korunması ve aslına uygun olarak muhafazası insanlıktarihinin, millî kültürün ve kültürel mirasın korunarak gelecek nesillereaktarılması bakımından son derece önemli olup bu kapsamda gerçekleşenmüdahalenin kamu yararı amacı taşıdığı kabul edilmelidir (Benzer yöndekideğerlendirmeler için bkz. Ahmet Bölge,§ 56).
iii. Ölçülülük
(1) Genelİlkeler
55. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkınayapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmekiçin kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığıdeğerlendirilmelidir.
56. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkedenoluşmaktadır. Elverişliliköngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişliolmasını, gereklilik ulaşılmakistenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafifbir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ileulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğiniifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §38).
57. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkınınsınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin haklarıarasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucununşahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuşolacaktır. Müdahalenin orantılılığını değerlendirirken Anayasa Mahkemesi; birtaraftan ulaşılmak istenen meşru amacın önemini, diğer taraftan da müdahaleninniteliğini, başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışlarını gözönünde bulundurarak başvurucuya yüklenen külfeti dikkatealacaktır (Arif Güven, B. No:2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60; Osman Ukav, B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).
(2) İlkelerinOlaya Uygulanması
58. Başvurucu taşınmazının İzmir 2 Numaralı Kültür ve TabiatVarlıklarını Koruma Kurulunun 26/9/1990 tarihli kararı ile 1. derece doğal sitalanı olarak belirlendiğini 17/4/2000 tarihinde öğrenmiş, bu işlemin iptaliistemiyle 2003 yılında açtığı dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiş ve bu karar9/6/2006 tarihinde kesinleşmiştir. Dolayısıyla kararın kesinleşme tarihiitibarıyla başvurucuya ait taşınmazın 1. derece doğal sit alanı olduğu konusundaşüphe bulunmamaktadır. Başvurucu taşınmazının 1. derece doğal sit alanı olarakbelirlenmesi nedeniyle 1990 yılından itibaren mülkiyet hakkının ihlaledildiğini ileri sürmekte ise de şikâyet konusu idari işlemin iptali istemiyleaçtığı dava süre aşımı nedeniyle reddedilerek 9/6/2006 tarihindekesinleşmiştir. Bu durumda başvurucunun 26/9/1990-9/6/2006 tarihleri arasındakidönem için geçerli olan ihlal iddiasını usulüne uygun olarak zamanında yargıyoluna iletmediği ve bunun bir sonucu olarak davanın esastan incelemeyapılmadan usul hükümlerinden reddedildiği anlaşılmaktadır. Başvurucunun26/9/1990-9/6/2006 tarihleri arasındaki döneme ilişkin ihlal iddiası yönündenbir değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.
59. Başvurucunun günün şartlarının değiştiğini belirterektaşınmazının 1. derece doğal sit alanından çıkarılması istemiyle yaptığıbaşvurunun Koruma Bölge Kurulunun 27/2/2008 tarihli kararı ile reddedilmesiüzerine açtığı iptal davası Mahkemenin 28/9/2012 tarihli kararıyla kabuledilmiş, hüküm bu şekilde 3/2/2016 tarihinde kesinleşmiştir.
60. Söz konusu süreçte Mahkemece mahallinde teknikbilirkişilerle birlikte keşif yapılmış ve bilirkişi heyetince düzenlenen raporMahkemeye sunulmuştur. Anılan raporda, bölgenin 1. derece doğal sit alanıtanımına uygun özelliklere sahip olmadığı kanaatine varılmıştır. Raporda ayrıcaparselin sit derecesinin değiştirilerek 2. derece doğalsitalanı kapsamına alınması durumunda doğal sit bütünlüğünün etkilenmeyeceğihususuna vurgu yapılmıştır. Mahkeme ise rapordan hareketle taşınmazın 2. derecedoğalsit alanı olduğu tespitini yaparak dava konusuişlemin iptaline karar vermiştir.
61. Başvuru konusu olayda idari işlem iptal edilerek idareninanayasal yükümlülüklerine aykırı hareket ettiği derece mahkemesince tespitedilmiştir. Anayasa Mahkemesi bundan sonraki aşamada yeterli gideriminin sağlanıp sağlanmadığı meselesine odaklanacaktır.
62. Somut olayda başvurucuya ait taşınmaz, sonradan iptaledilmiş olsa da 1. derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir. 728 sayılıİlke Kararı'nda 1., 2. ve 3. derece doğal sit alanlarına ilişkin kullanma vekoruma koşullarına yer verilmiştir. Karara göre farklı derecelerde yer alan sitalanlarının kullanma koşulları da değişmektedir.
63. Anılan 728 sayılı İlke Kararı'nın 1. maddesinde; 1. derecedoğal sit alanlarında bitki örtüsü, topografya, silüetetkisini bozabilecek, tahribata yönelik hiçbir eylemde bulunulamayacağıvurgulanmıştır. 728 sayılı İlke Kararı'nın aynı maddesinde Koruma Bölge Kuruluveya ilgili kurumların izni veya uygun görüşüyle kullanma koşullarına da yerverilmiştir. Buna göre 1. derece doğal sit alanlarında; kesin yapı yasağıkonulmuş ve yalnızca resmi ve özel kuruluşlarca zorunlu olan alanlarda teknikaltyapı hizmetleri uygulamalarına, halka açık rekreasyon amaçlı günübirliktesisler (lokanta, büfe, kafeterya, soyunma kabinleri, wc,gezi yolu, açık otopark ve benzeri) ile alanın ve çevrenin özelliklerindenkaynaklanan faaliyetlerin korunması ve geliştirilmesi amacına yönelik yapılara(iskele, balıkçı barınağı, bekçi kulübesi ve benzeri), ağaçlandırmaya, ağaçkesimine izin verilmiştir. Ayrıca anılan alanlarda mevcut tescilli ve tescilsizyapıların bakım ve onarımlarının yapılabileceği belirtilmiştir.
64. 728 sayılı İlke Kararı'nın 2. maddesinde ise 2. derece doğalsit alanları, doğal yapının korunması ve geliştirilmesi yanında kamu yararı gözönüne alınarak kullanıma açılabilecek alanlar olaraktanımlanmıştır. Aynı maddede bu alanlarda yukarıda belirtilen izin ve uygungörüşlerin alınması durumunda; turizm yatırım ve turizm işletme belgelituristik tesisler ile hizmete yönelik yapılar yapılabileceği, alanın özelliğindenkaynaklanan faaliyetlerin sürdürülebileceği, mevcut tarımsal ve hayvancılıkfaaliyetlerinin sürdürülebilmesinin yanısıra yenitarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinin yapılabileceği kurala bağlanmıştır.
65. Bireysel başvuru formu ve eki belgelerde başvurucununtaşınmazın 1. derece sit alanından çıkarılmamasına ilişkin idari işlemin iptaliyönündeki kararlarının uygulanmadığı yönünde bir şikâyeti bulunmamaktadır.Dolayısıyla başvurucunun günün şartlarının değiştiğini belirterek taşınmazının1. derece doğal sit alanından çıkarılması istemiyle yaptığı 12/11/2007 tarihlibaşvurudan bu idari işlemin Mahkemece iptal edildiği 28/9/2012 tarihiarasındaki dönemde 1. derece sit alanı olması yüzünden getirilen kısıtlamalarbağlamında mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığınınincelenmesi gerekmektedir.
66. Başvurucunun taşınmazını bahsi geçen yaklaşık 4 yıl 11 aylıkdönemde 1. derece sit alanı olarak belirlenen kısıtlamalara tabi olarakkullanmak durumunda kaldığı görülmektedir. Hâlbuki başvurucuya ait taşınmazMahkemenin tespit ettiği gibi 2. derece doğal sit alanı olarak tescil edilseyditaşınmazı üzerinde kesin yapılaşma yasağı bulunmayacak; taşınmazı üzerindeturizm yatırım ve turizm işletme belgeli turistik tesisler ile hizmete yönelikyapılar yapılabilecek, mevcut tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerininsürdürülebilecek veya yeni tarımsal ve hayvancılık faaliyetlerinebaşlayabilmesi mümkün olabilecektir. Buna rağmen başvurucu tarafından açılantazminat davası reddedilmiştir. Buna göre derece mahkemelerinin maddi ve manevitazminata ilişkin koşulları oldukça dar ve sadece kasta varan kusur ile sınırlıolarak yorumlaması mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olmasına yolaçmaktadır.
67. Sonuç olarak başvurucunun payının olduğu taşınmazın 2.derece sit alanı olarak tespit edilmesi bu yönden mağduriyetini gidermişolmakla birlikte yaklaşık 4 yıl 11 aylık kısıtlılık sebebiyle uğradığızararların giderilmemiş olması başvurucuya şahsi olarak aşırı bir külfetyüklemektedir. Dolayısıyla müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyethakkının korunması arasında olması gereken adil dengenin başvurucu aleyhinebozulduğu ve müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varılmıştır.
68. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvencealtına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.
3. 6216 Sayılı Kanun'un50. Maddesi Yönünden
69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa MahkemesininKuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralıfıkraları şöyledir:
“(1)Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya daedilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin vesonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...
(2) Tespitedilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarınıortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeyegönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerdebaşvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılmasıyolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, AnayasaMahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadankaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”
70. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve hürriyetinihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığındansöz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin, yaniihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikledevam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın veya işlemin ve bunlarınyol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi vemanevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğertedbirlerin alınması gerekmektedir (MehmetDoğan [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, § 55).
71. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılmasıgerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Bunagöre ihlal; idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasamaişlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderimyolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet Doğan, § 57).
72. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlalive sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararınbir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, § 58).
73. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiğihâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derecemahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesinebırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararındabelirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleriyapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,§ 59).
74. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gerekenşey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafındanbir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlaligideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespitedilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır(Mehmet Doğan, § 60).
75. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat verilmesi talebindebulunmuştur.
76. Anayasa Mahkemesi mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucunavarmıştır. Dolayısıyla somut başvuruda ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığıanlaşılmaktadır.
77. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadankaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasınayöneliktir. Bu kapsamda derece mahkemelerince yapılması gereken iş, öncelikleihlale yol açan mahkeme kararının ortadan kaldırılması ve nihayet ihlalsonucuna uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın birörneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla 1. İdare Mahkemesine(E.2012/1309) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.
78. Yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi mülkiyethakkının ihlalinin giderimi bakımından yeterli görüldüğünden başvurucununtazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.
79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL tutarındaki yargılama giderininbaşvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.
VI. HÜKÜM
Açıklanan gerekçelerle;
A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABULEDİLEBİLİR OLDUĞUNA,
B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyethakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,
C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalininsonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Muğla1. İdare Mahkemesine (E.2012/1309, K.2013/1017) GÖNDERİLMESİNE,
D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,
E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,
F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine veMaliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihinekadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,
G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.